AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
TAŞPINAR/TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 33683/08)
KARAR
STRAZBURG
11 Aralık 2018
İşbu karar kesinleşmiş olup; bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Taşpınar/Türkiye davasında,
Başkan,
Julia Laffranque,
Hâkimler,
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Davalı Hükümet tarafından ibraz edilen görüşleri ve bu görüşlere cevaben başvuran tarafından ibraz edilen görüşleri dikkate alarak, 20 Kasım 2018 tarihinde yapılan kapalı müzakereler sonrasında,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Davanın temelinde, Caner Taşpınar (“başvuran”) adlı bir Türk vatandaşı tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesine uygun olarak, 4 Temmuz 2008 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine Mahkemeye yapılmış olan bir başvuru (no. 33683/08) bulunmaktadır.
2. Başvuran, İstanbul Barosuna bağlı Avukat H. Yılmaz Kayar tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru 20 Ekim 2009 tarihinde kısmen kabul edilemez ilan edilmiş ve başvuranın yargılama öncesi tutukluluğunun uzunluğuna, tutukluluğunun yasaya uygunluğuna itiraz edebileceği usulün etkililiğine ve ceza yargılamalarının uzunluğuna ilişkin şikâyetleri Hükümete bildirilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran, 1990 doğumlu olup; İstanbul’da ikamet etmektedir.
5. Başvuran, 28 Ağustos 2007 tarihinde bir çocuğa cinsel taciz ettiği şüphesiyle tutuklanmış ve aynı gün içerisinde Gaziosmanpaşa Çocuk Mahkemesinde hâkim karşısına çıkarılmıştır. Söz konusu mahkeme başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.
6. Başvuran 3 Eylül 2007 tarihinde tutukluluk kararına itiraz etmiştir. Beyoğlu Çocuk Mahkemesi 18 Eylül 2007 tarihinde dava dosyasını temel alarak duruşma yapmaksızın başvuranın itirazını reddetmiştir.
7. Gaziosmanpaşa Sulh Ceza Mahkemesi, 23 Ekim 2007 ve 19 Kasım 2007 tarihlerinde re’sen başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
8. Bakırköy Cumhuriyet savcısı, 16 Aralık 2007 tarihinde başvuranı çocuk tacizi ile suçlayan iddianameyi Bakırköy Çocuk Ağır Ceza Mahkemesine sunmuştur.
9. Bakırköy Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi, dava dosyasına dayanarak 31 Aralık 2007 tarihinde başvuranın tutukluluğunun devamına karar vermiş ve yer yönünden yetkili olmadığını belirterek davayı Beyoğlu Çocuk Ağır Ceza Mahkemesine sevk etmiştir.
10. Beyoğlu Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi de 24 Ocak 2008 tarihinde yer yönünden yetkili olmadığını beyan etmiş ve dava dosyasını, yer yönünden yetkili olan mahkemeyi belirlemek için Yargıtay’a göndermiştir. Aynı gün içerisinde, mahkeme dava dosyasına dayanarak başvuranın tutukluluğunun devamına karar vermiştir.
11. Başvuran tutukluluğunun devamını öngören karar aleyhinde 30 Ocak 2008 tarihinde itirazda bulunmuştur. Bakırköy Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi, 14 Şubat 2008 tarihinde, dava dosyası temelinde ve duruşma yapmaksızın başvuranın itirazını reddetmiştir.
12. Yargıtay 23 Haziran 2008 tarihinde Bakırköy Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinin dava için yetkili olduğuna karar vermiştir.
13. Yargılamayı yürüten mahkeme 13 Ağustos 2008 tarihinde görülen tensip duruşmasında dava dosyasına dayanarak başvuranın tutukluluğunun devamına karar vermiştir. Söz konusu mahkeme sırasıyla 12 Eylül 2008 ve 9 Ekim 2008 tarihlerinde re’sen dava dosyasına dayanarak başvuranın tutukluluğunun devamına karar vermiştir.
14. Söz konusu mahkeme başvuran ve avukatının hazır bulunduğu ilk duruşmasını 30 Ekim 2008 tarihinde yapmıştır. Duruşmanın sonunda mahkeme, başvuranın tutukluluğunun devamına karar vermiştir.
15. Yargılamayı yürüten mahkeme, 21 Ocak 2009, 14 Nisan 2009 ve 21 Temmuz 2009 tarihlerinde görülen ve başvuranın da hazır bulunduğu duruşmalarda başvuranın tutukluluğunun devamına karar vermiştir. Yargılamayı yürüten mahkeme, aralarında düzenli olarak bir ay bulunan duruşmalar arasında re’sen başvuranın tutukluluğunu dava dosyasına dayanarak incelemiş ve tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
16. Başvuran 3 Kasım 2009 tarihinde görülen beşinci duruşmanın sonunda tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır.
17. Dava dosyasında bulunan son bilgilere göre, başvuran aleyhinde açılan ceza yargılamaları halen derdest bulunmaktaydı.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA
18. İlgili iç hukuka ve uygulamaya ilişkin açıklamalar A.Ş./Türkiye (no. 58271/10, § 34-35, 13 Eylül 2016); Altınok/Türkiye (no. 31610/08, §§ 28-32, 29 Kasım 2011) ve Turgut ve Diğerleri/Türkiye ((k.k.), no. 4860/09, §§ 19-26, 26 Mart 2013) kararlarında bulunabilir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 5 § 3 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
19. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 3 maddesine dayanarak tutukluluğunun uzunluğunun aşırı uzun olduğu ve tutukluluğunun süresini uzatırken ulusal mahkemelerin birbiri ile benzer ve kalıplaşmış gerekçeler sunduğu hususunda şikâyetçi olmuştur.
20. Hükümet, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (“CMK”) 141 § 1 (d) maddesi uyarınca, kanunsuz tutukluluk nedeniyle tazminat talep etme imkânına atıfta bulunarak, başvuranın iç hukuk yollarını tüketmediğini ifade etmiştir.
21. Mahkeme, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141 § 1 (d) maddesinin tutukluluğun uzunluğu bakımından uygulanan iç hukuk yolunun daha önce A.Ş./Türkiye (no. 51770/07, §§ 17‑35, 16 Ekim 2012) ve Şefik Demir/Türkiye ((k.k.), no. 58271/10, §§ 85‑95, 13 Eylül 2016 ) davalarında incelendiğini gözlemlemektedir.
22. Mahkeme, Şefik Demir davasında (yukarıda anılan), söz konusu hukuk yolunun mahkûmiyetleri kesinleşmiş olan başvuranlar tarafından tüketilmesi gerektiğine hükmetmiştir. Bununla beraber, Mahkeme, A.Ş. kararında ( yukarıda anılan, § 92), Haziran 2015 tarihi itibariyle, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141 § 1 (d) maddesinde öngörülen iç hukuk yolunun yargılamalarının kesinleşmesinden önce dahi başvuranlar tarafından tüketilmesi gerektiğine karar vermiştir.
23. Mahkeme somut davada başvuranın 3 Kasım 2009 tarihinde serbest bırakılması ile tutukluğunun sona erdiğini, ancak başvuran aleyhine yargılamaların halen derdest olup olmadığı veya kesinleşip kesinleşmediğine dair herhangi bir bilgi bulunmadığını kaydetmektedir. Bu nedenle Mahkeme başvuranın Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141 § 1 (d) maddesi kapsamında tazminat talep etmeye hakkı olduğunu ve bu tazminat talebinde bulunması gerektiğini kaydetmiştir.
24. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilip tüketilmediğine ilişkin değerlendirmenin, normal şartlarda, Mahkemeye başvurunun yapıldığı tarih esas alınarak gerçekleştirildiğini hatırlatmaktadır. Ancak, Mahkemenin birçok kararında belirttiği üzere söz konusu bu kural, her davanın kendine özgü koşullarıyla haklı kılınabilecek istisnalara tabidir (bk. İçyer/Türkiye (k.k.), no. 18888/02, § 72, AİHM 2006-I). Mahkeme, önceden, ceza yargılamalarına dair nihai karardan sonra uygulanabilir olan, tutukluluğun uzunluğuna ilişkin yukarıda belirtilen hukuk yoluna ilişkin davalarda bu kuraldan ayrılmıştır (ayrıca bk. diğer kararlar arasında, Tutal ve Diğerleri/Türkiye (k.k.), no. 11929/12, 28 Ocak 2014). Mahkeme, söz konusu istisnanın somut davada da uygulanması gerektiği kanaatindedir.
25. Sonuç olarak, Mahkeme, Hükümetin itirazını dikkate alarak, başvurunun, Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4. maddesi uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle reddedilmesi gerektiği kanaatine varmıştır.
II. SÖZLEŞME’NİN 5 § 4 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
26. Başvuran, Sözleşme’nin 5 ve 13 maddesi uyarınca, tutukluluğunun hukuka uygunluğuna itiraz edebileceği etkili bir hukuk yolu olmadığı iddia etmiştir. Bu bağlamda, başvuran yargılama öncesi tutukluluğunun incelenmesi sırasında mahkeme önüne çıkamamasından şikâyetçi olmuştur.
27. Mahkeme, Sözleşme’nin 13. maddesi altında öne sürülen bu şikâyetin söz konusu hususta özel bir hüküm olan (lex specialis) Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi yönünden incelenmesi gerektiği kanaatindedir (bk. Doğan ve Kalın/Türkiye, no. 1651/05, § 15, 21 Aralık 2010).
28. Hükümet bu iddiaya itiraz etmiştir.
29. Mahkeme bu şikâyetin Sözleşme’nin 35 § 3 maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Mahkeme, ayrıca, şikâyetin kabul edilemez olduğuna ilişkin başka bir gerekçe de bulunmadığı kanısındadır. Dolayısıyla, şikâyetin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
30. Başvuranın somut davada 28 Ağustos 2007 tarihinde yargılama öncesi tutukluluğu başlamış olup başvuran bu tarihten sonra Bakırköy Çocuk Mahkemesi nezdinde görülen birinci duruşmada 30 Ekim 2008 tarihinde hâkim önüne çıkmıştır.
31. Mahkeme, daha önce Erişen ve Diğerleri/Türkiye (no. 7067/06, § 53, 3 Nisan 2012) ve Karaosmanoğlu ve Özden (no. 4807/08, § 76, 17 Haziran 2014), davalarında benzer şikâyetleri incelediğini ve Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin ihlalini tespit ettiğini yinelemektedir. Somut davayı da inceleyen Mahkeme, yukarıda belirtilen kararlarda yer alan tespitlerinden ayrılmasını gerektirecek herhangi bir durum görmemektedir.
32. Buna göre, bu başlık altında Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi ihlâl edilmiştir.
III. SÖZLEŞME’NİN 6 § 1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
33. Başvuran, hukuk yargılamalarının uzunluğunun, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinde düzenlenen “makul süre” koşuluyla bağdaşmadığı konusunda şikâyette bulunmuştur.
34. Hükümet, 6384 sayılı Kanun uyarınca, yargılamaların uzunluğuna ve kararların icra edilmemesine ilişkin başvuruların ele alınması amacıyla yeni bir Tazminat Komisyonunun kurulduğunu belirtmiştir. Hükümet, başvuranın Tazminat Komisyonuna başvurması gerektiği için başvurunun bu kısmının iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle kabul edilemez ilan edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
35. Mahkeme, Ümmühan Kaplan/Türkiye (no. 24240/07, 20 Mart 2012) davasında uygulanan pilot karar usulüne müteakip Türkiye’de yeni bir iç hukuk yolunun oluşturulduğunu gözlemlemiştir. Ardından, Mahkeme yukarıda anılan Turgut ve Diğerleri ((k.k.), no. 4860/09, 23 Mart 2013) davasındaki kararında, başvuranların iç hukuk yollarını, yani yeni hukuk yolunu tüketmedikleri gerekçesiyle yeni bir başvuruyu kabul edilemez bulmuştur. Bu kararı verirken Mahkeme özellikle, bu yeni hukuk yolunun muhtemel surette (a priori) erişilebilir olduğunu ve yargılamanın uzunluğuna ilişkin şikâyetler için makul bir tazmin imkânı sunabildiğini değerlendirmiştir.
36. Mahkeme, Ümmühan Kaplan (yukarıda anılan, § 77) davasındaki kararında, yeni hukuk yolunun uygulanmasından önce Hükümete tebliğ edilmiş olan bu tür başvuruları, normal usul uyarınca inceleyebileceğini vurguladığını belirtmiştir.
37. Ancak, Mahkeme, Hükümetin başvuranın 6384 sayılı Kanun ile tesis edilmiş olan yeni iç hukuk yoluna başvurmamış olmalarına ilişkin ilk itirazını göz önünde bulundurarak, yukarıda anılan Turgut ve Diğerleri davasında varmış olduğu sonucu yinelemektedir.
38. Dolayısıyla Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle başvurunun bu kısmının da Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4. maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
IV. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
A. Tazminat
39. Başvuran, 100.000 avro manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
40. Hükümet bu iddiaya itiraz etmiştir.
41. Mahkeme, somut davada bulunan ihlal nedeniyle başvuranın manevi zarara uğramış olduğu kanaatindedir. Hakkaniyet temelinde karar veren Mahkeme, manevi tazminat olarak başvurana 750 avro verilmesini uygun görmektedir.
B. Masraflar ve giderler
42. Başvuran, avukat ücretine ilişkin olarak 11.500 Türk lirası (TL) (yaklaşık 2.260 avro) talep etmiştir. Bu bağlamda, başvuran avukatlık sözleşmesini ibraz etmiştir.
43. Hükümet bu talebe itiraz etmiştir.
44. Mahkemenin içtihadına göre, bir başvuran, ancak masraf ve giderlerin gerçekten ve zorunlu olarak yapıldığını ve miktar olarak makul olduğunu gösterebiliyorsa, bunların geri ödenmesi hakkına sahiptir. Somut davada Mahkeme, elinde bulunan belgeleri ve yukarıdaki kriterleri göz önünde bulundurarak, bu başlık altındaki masrafları karşılamak üzere başvurana 500 avro ödenmesini uygun bulmuştur.
C. Gecikme Faizi
45. Mahkeme, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden hesaplanmasını uygun görmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi kapsamındaki şikâyetin kabul edilebilir, başvurunun geriye kalan kısmının kabul edilemez olduğunun beyan edilmesine;
2. Başvuranın devam eden tutukluluğunun hukuka uygunluğuna karşı çıkmak için yargılamalarda mahkeme önüne çıkmaması dolayısıyla Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin ihlal edildiğine;
3.
(a) Davalı Devlet tarafından, başvurana, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere:
(i) Manevi tazminat olarak, yansıtılabilecek her türlü vergi hariç 750 avro (yediyüzelli avro);
(ii) Masraf ve giderler için, başvurana yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, 500 avro (beşyüz avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktarlara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına
4. Başvuranın adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce tanzim edilmiş olup; Mahkeme İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 11 Aralık 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakıcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy