Tatar / İsviçre - 65692/12 - 14.04.2015 tarihli Karar [II. Bölüm]
Olaylar — Başvuran ve iki oğluna, Türkiye Komünist Partisi (TKP) bünyesinde siyasi faaliyette bulunmaları nedeniyle, 1994 yılında, İsviçre’de mülteci statüsü verilmiştir. Başvuranın eşi ve diğer çocukları, onların ardından İsviçre’ye gelmişlerdir. Başvuran, 2001 yılında eşini öldürmüş ve sekiz yıl hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Yargılamalar sırasında, başvurana şizofreni tanısı konulmuştur. Federal Büro, başvuran hakkındaki mahkûmiyet kararı nedeniyle, 2009 yılı Mart ayında, başvuranın sığınma statüsünü iptal etmiştir. Başvuranın akli durumu nedeniyle, üç yıl boyunca bir psikiyatri kliniğinde kalmasına karar verilmiştir. Bilirkişi raporlarında, başvuranın tek başına hayatını sürdüremeyeceği belirtilmiştir. Göçmen Bürosu, 2010 yılı Haziran ayında, başvuranın ikamet iznini iptal etmiş ve İsviçre’den ayrılmasına karar vermiştir. Başvuran, geri göndermeme ilkesinin koruması altında olduğunu ileri sürerek bu karara itiraz etmiştir. Başvuran, ayrıca, sınır dışı edilmesi halinde, akıl sağlığının hayatını tehdit edecek ölçüde kötüleşeceğini ve eşinin ailesi ve Türk yetkilileri tarafından işkenceye ve kötü muameleye maruz bırakılabileceğini öne sürmüştür. Başvuran hakkındaki ceza hükmüyle ilgili olarak verilen denetimli serbestlik kararı 2016 yılı Temmuz ayına kadar uzatılmış olmakla birlikte, ülkeden ayrılma kararı halen geçerlidir ve sınır dışı edileceği tarih belirtilmemiştir.
Hukuki Değerlendirme — Madde 2 ve 3: Mahkeme, sınır dışı etme işleminin Sözleşme’nin 2 ve 3. maddelerinin standartlarına aykırı olacağı konusunda gerçek bir riskin bulunup bulunmadığını tespit etmelidir. Başvuranın Türkiye’de tedavi imkânının bulunmadığı iddiası, davalı Hükümet tarafından sağlanan bilgilerle çürütülmüştür. Başvuranın kendi memleketinde bu imkân bulunmasa da, Türkiye’nin daha büyük şehirlerinde böyle bir imkân mevcuttur. Davalı Hükümet, seyahat öncesinde, başvuranın seyahat edebilecek durumda olup olmadığının kontrol edildiğini ve Türk yetililerine, başvuran için gereken tıbbi tedavi konusunda bilgi verildiğini belirtmiştir.
Mahkeme, başvuranın sağlık durumunun ağır oluşunu ve daha da kötüleşme riskinin bulunduğunu dikkate almakla birlikte, sınır dışı edilmemesini gerektirecek zorunlu insani gerekçelerin söz konusu olmadığına karar vermiştir. D. / Birleşik Krallık davasındaki durumun aksine, somut davada, başvuranın tedavisi mümkün olmayan veya sınır dışı edildikten sonra aile desteği alamayacağı ölümcül bir hastalığı bulunmamaktadır. Başvuran, ülke çapında kan davası tehlikesiyle karşı karşıya olacağına dair korkularının doğruluğunu kanıtlayamamıştır. Mahkeme, başvuranın aile fertlerinin kendisine yardım edebileceğini dikkate alarak, memleketi dışında yaşayabileceği başka bir yer bulabileceği kanaatine varmıştır. Başvuran, daha önce TKP üyesi olduğu konusuyla ilgili olarak, yirmi yıldan uzun süredir siyasi olarak etkin olmadığına ve İsviçre’de yaşayan aile fertlerinin herhangi bir zorlukla karşılaşmadan Türkiye’ye seyahat ettiklerine itiraz etmemiştir. Mahkemeye göre, başvuran, kendisine karşı, Sözleşme’nin 2 veya 3. maddesine aykırılık teşkil edecek kişisel bir tehdidin söz konusu olduğuna dair korkularını yeterince ispatlayamamıştır. Başvuranın sağlık durumu, kan davası korkusu veya siyasi geçmişi nedeniyle, Sözleşme’nin 2 veya 3. maddesiyle bağdaşmayacak bir muameleye maruz kalma riskinin söz konusu olduğuna inanılmasını sağlayacak maddi gerekçeler bulunmamaktadır.
Sonuç: sınır dışı etme işlemi ihlal teşkil etmeyecektir (bire karşı altı oyla).
(ayrıca bk. D. / Birleşik Krallık, 30240/96, 2 Mayıs 1997; Bensaid / Birleşik Krallık, 44599/98, 6 Şubat 2001, 27 sayılı Bilgi Notu; ve Aswat / Birleşik Krallık, 17299/12, 16 Nisan 2013, 162 sayılı Bilgi Notu; daha genel olarak, bk. Sınır Dışı ve İade İşlemleri ve Akıl Sağlığı başlıklı tematik bilgi notları)
Full & Egal Universal Law Academy