AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
Başvuru no. 35009/05
TEK GIDA İŞ SENDİKASI / TÜRKİYE
KARAR
STRAZBURG
4 Nisan 2017
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Tek Gıda İş Sendikası / Türkiye davasında,
Başkan
Julia Laffranque,
Hâkimler
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Paul Lemmens,
Ksenija Turković,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 7 Mart 2017 tarihinde gerçekleştirdiği müzakereler neticesinde, anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1.Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Tek İş Gıda Sendikası’nın (“başvuran sendika”) 16 Eylül 2005 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu (35009/05 No.lu) başvuru bulunmaktadır.
2.Başvuran sendika, Mahkeme önünde İzmir Barosu’na bağlı Avukatlar, G. Dinç ve İ. Bahçıvanlar tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3.İlgili sendika, başvurusunda bir taraftan ulusal mahkemelerin işletme düzeyinde toplu iş sözleşmesi yapma yetkisini tanımayı reddettiği, diğer taraftan ise yasaların ve mahkemelerin, söz konusu işyerinin haksız işten çıkarmalar yoluyla işyerlerindeki sendikaları ortadan kaldırmasına engel olmadığı gerekçesiyle bilhassa Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edilmesinden şikâyet etmektedir.
4.Başvuru 31 Ağustos 2011 tarihinde Hükûmet’ e tebliğ edilmiştir.
OLAYLAR
5. 1955 yılında kurulan ve merkezi İstanbul’da bulunan başvuran sendika, olayların meydana geldiği dönemde, gıda endüstrisi sektöründe çalışan işçilerden oluşmaktaydı.
I. DAVANIN KOŞULLARI
6. 2003 yılında, en önemli ortağı Oyak Holding (Ordu Yardımlaşma Kurumu (Silahlı Kuvvetlerin emeklilik fonu kuruluşu) olan, Tukaş Gıda Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi’nin Turgutlu (Manisa), Torbalı (İzmir) ve Manyas’ta bulunan üç fabrikasında çalışan işçilerden bazıları başvuran sendikaya üye olmuşlardır.
7.Başvuran sendika 20 Şubat 2004 tarihinde, söz konusu üç fabrikadaki üyelerinin sayısının, 2821 sayılı Sendikalar Kanunu’nda (aşağıda yer alan “İlgili İç Hukuk” kısmına bakınız) belirlenen asgari sayıya ulaştığını iddia ederek, üyeleri adına Tukaş şirketiyle toplu iş sözleşmesi imzalayabilmesi amacıyla, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından (“Bakanlık”) yetki belgesinin düzenlenmesini talep etmiştir.
8.Bakanlık 26 Mayıs 2004 tarihli kararla, bu talebi kabul etmiş ve başvuran sendikanın yetki belgesini geçerli saymıştır. Tukaş şirketinin faaliyetlerinin niteliği ve iş koluna ilişkin iş müfettişlerinin hazırladığı rapora dayanarak Bakanlık, başvuran sendikaya üye olan işçilerin ve gıda endüstrisi sektöründe aktif olan üç fabrikada çalışan işçilerin sayısını dikkate alarak, toplu iş sözleşmesi imzalanabilmesi için 2821 sayılı Sendikalar Kanunu’nun gerektirdiği koşulların yerine getirildiğine kanaat getirmiştir. Bakanlık ayrıca, Tukaş Genel Müdürlüğündeki işçilerin “ticaret, büro, eğitim ve güzel sanatlar” sektöründe çalıştığını belirtmiştir.
9.Tukaş şirketi, 31 Mayıs 2004 tarihinde, başvuran sendikanın toplu sözleşme imzalayabilmesi için gereken koşulları yerine getirmediğini ileri sürerek, Bakanlığın 26 Mayıs 2004 tarihli kararının iptali talebiyle İzmir 3. İş Mahkemesine başvurmuştur.
10.İzmir 3. İş Mahkemesi, 17 Eylül 2004 tarihinde, başvuran sendikaya üye olanların sayısının 2821 sayılı Sendikalar Kanunu’nda belirlenen asgari sayıya ulaşıp ulaşmadığının tespit edilmesi amacıyla bir bilirkişi görevlendirmiştir.
11.Bilirkişi 13 Kasım 2004 tarihinde, raporunu sunmuştur. Bilirkişi, hazırladığı raporda, Tukaş’ın hem genel müdürlüğünde hem de üç fabrikasında çalışan toplam kişi sayısının göz önünde bulundurulduğu ilk hipotezde, başvuran sendikanın, işçileri toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde temsil edebilmesi için yeterli üye sayısına sahip olmadığı belirtmektedir. Bilirkişi raporunda, genel müdürlük işyerinde gıda ürünleri ile ilgili olarak; fizibilite çalışmaları, yurt içi ve yurt dışı arz talep durumlarına göre üretimi yapılacak ürünlerin programlanması, laboratuar analizlerinin değerlendirilmesi, hijyenik koşulların tespit ve araştırılması, bu konuda uluslararası standartlara uyum sağlama çalışmaları, tadım faaliyetleri, kalite ve kontrol faaliyetleri gerçekleştirildiğini, üç fabrika ve genel merkezdeki faaliyetlerin şirketin asıl işine yardımcı iş olduğunu ve hepsinin gıda endüstrisiyle ilgili olduğunu açıklamaktadır. Bilirkişi, şirketin toplam personel sayısını tespit etmek için hem genel müdürlükteki hem de üç fabrikadaki mevcut personel sayısının dikkate alınması gerektiğine ve bu nedenle başvuran sendikanın Tukaş şirketi ile toplu iş sözleşmesi yapabilmesi için gerekli yetki ehliyetine sahip olmadığına kanaat getirmiştir.
Bilirkişi raporunda ayrıca, genel müdürlükte çalışan personelin hesaba katılmadığı ikinci hipotezde, yetki belgesi talep etmek için başvuran sendikanın Tukaş şirketinin üç fabrikasındaki üyelerinin yeterli sayıda olduğunu belirtmiştir.
12.Başvuran sendika mahkeme önünde bilirkişi raporuna itiraz etmiştir. Başvuran sendika, 2821 sayılı Sendikalar Kanunu’nun 60. maddesinin 17. numaralı bendine göre, Tukaş şirketinin genel müdürlüğünde istihdam edilen kişilerin başka bir faaliyet sektöründe, yani “ticaret, büro, eğitim ve güzel sanatlar” sektöründe çalıştıklarını bu nedenle sendikalarına üye olamayacaklarını ileri sürmüştür. Ayrıca başvuran sendikanın ifadelerine göre, bilirkişi raporunda, genel müdürlükte istihdam edilen işçiler hesaba katılmaması gerekirdi.
13.Bakanlık, İş Mahkemesi önünde, başvuran sendikaya Tukaş firması ile toplu iş sözleşmesi yapabilmesi için işçileri temsil etme yetkisi verdiği 26 Mayıs 2004 tarihli kararının yasalara uygun olduğunu ileri sürerek söz konusu şirket tarafından yapılan itirazın reddedilmesini talep etmiştir.
14.İzmir 3. İş Mahkemesi, 2 Aralık 2004 tarihli kararla, işveren şirketin lehinde karar vermiş ve başvuran sendikanın toplu iş sözleşmesi düzenleme yetkisinin bulunduğuna dair işlemin iptaline karar vermiştir. İş Mahkemesi kararını, 13 Aralık 2004 tarihli bilirkişi raporunda yer alan ilk ihtimale dayandırmıştır. İş Mahkemesi, Tukaş şirketinin genel müdürlükte yapılan işler ile fabrikalarında yapılan işlerin “işletme” kapsamında birbirlerini tamamlayan faaliyetler olduğu ve hepsinin gıda endüstrisi sektörüyle ilgili olduğu kanaatine varmıştır. Dolayısıyla 3. İş Mahkemesine göre, Tukaş şirketi nezdinde çalışan 443 kişiden sadece 152’si başvuran sendikaya üyedir. Dolayısıyla bu sayı, “bir işyerinde çalışan işçilerin çoğunluğunun” üye olması şartını sağlamadığından, başvuran sendikanın yetki belgesi talep edebilmesi için çok düşüktür.
15.Başvuran sendika, 21 Aralık 2004 tarihinde temyiz başvurusunda bulunarak, İş Mahkemesi önünde ileri sürdüğü görüşleri yinelemiştir.
16.Yargıtay 22 Mart 2005 tarihli kararı ile başvuran sendikanın temyiz başvurusunu reddetmiş ve ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır. Bu karar 15 Nisan 2005 tarihinde alt derece mahkemesine ulaşmıştır.
17.Bu arada 2004 yılı başlarında, Tukaş şirketi, işten çıkarma tehdidiyle başvuran sendikaya üye olan işçilerin sendika üyeliklerinden vazgeçmelerini istemiştir. Bazı işçiler boyun eğmiş, kırk işçi ise reddetmiştir.
18.Çok geçmeden Tukaş şirketi, ekonomik nedenlerden (piyasa dalgalanmaları) ya da mesleki yetersizlikleri (başarısız sonuçlar) nedeniyle söz konusu kırk işçiyi işten çıkarmıştır.
19.Tukaş şirketinden çıkarılan işçiler 2004 yılının mart ayında haksız yere işten çıkarıldıkları ve işe iade edilmeleri için İzmir İş Mahkemelerine başvurmuşlardır.
20.Birçok İzmir İş Mahkemesi (1, 2, 3, 4, ve 5 ), Temmuz ve Aralık 2004 tarihleri arasında, işten çıkarılan işçiler lehinde kararlar vermişlerdir. Bu mahkemeler, işten çıkarılan işçilerin sendikaya üye oldukları için işten çıkarıldıklarına kanaat getirmişlerdir. İş mahkemeleri, Tukaş şirketinin, ihtilaflı işten çıkarmaları haklı gösterecek ekonomik nedenleri veya mesleki yetersizlikleri mahkemede ispatlayamadığı ve dolayısıyla işten çıkarılmaların haksız olduğu kanaatine varmıştır. İş mahkemeleri, Tukaş şirketinin işten çıkarılan personelleri işe yeniden almasına, almaması halinde ise şirketin haksız yere işten çıkarma nedeniyle işten çıkarılan her işçiye bir yıllık süreye tekabül eden tutardaki ücreti tazminat olarak ödemesine hükmetmiştir.
21.Yargıtay, Aralık 2004 ve Haziran 2005 tarihleri arasında verdiği kararlar ile İzmir İş Mahkemelerinin kararlarını onamıştır.
22.Tukaş şirketi işten çıkardığı işçilerin hiçbirisini işe geri almamış ve bu kişilere iş mahkemeleri tarafından hükmedilen tazminatları ödemiştir. Başvuran sendikanın 2005 yılında, Tukaş şirketinde hiçbir üyesi kalmamıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
23. Sendikaya üye olma ve toplu iş sözleşmesi imzalama hakkına ilişkin 1982 Anayasası’nın somut olayla ilgili hükümleri Demir ve Baykara/Türkiye ([BD], No. 34503/97, § 34, AİHM 2008) kararında açıklanmaktadır.
24.2821 sayılı Sendikalar Kanunu’nun 22. maddesi olayların meydana geldiği dönemde aşağıdaki gibiydi:
Sendikaya üye olmak serbesttir. Hiç kimse sendikaya üye olmaya veya olmamaya zorlanamaz. İşçi veya işverenler aynı zamanda ve aynı işkolunda birden çok sendikaya üye olamazlar. (...)
(...) işçiler yardımcı işte çalışsalar bile ancak işyerinin bağlı olduğu işkolunda kurulu sendikaya üye olabilirler.
2821 sayılı Kanunun 60. maddesi şu şekildedir:
“İşçi ve işveren sendikalarının kurulabilecekleri işkolları aşağıda belirtilmiştir:
1. Tarım ve ormancılık, avcılık ve balıkçılık;
2. Madencilik;
3. Petrol, kimya ve lastik;
4. Gıda sanayi;
(...)
17. Ticaret, büro, eğitim ve güzel sanatlar;
(...)
Bir işyerinde yürütülen asıl işe yardımcı işler de, asıl işin dâhil olduğu işkolundan sayılır.”
25. Olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan, toplu iş sözleşmesi, grev ve lokavt hakkıyla ilgili 2822 sayılı Kanunun 12 ve 13. maddelerine göre, bir sendikanın toplu iş sözleşmesi imzalayabilmesi için iki koşulu yerine getirmesi gerekmekteydi: İlk koşul, ulusal düzeyde ilgili işkolunda çalışan işçilerin en az yüzde onunun sendikaya üye olması gerektiğine; ikinci koşul ise, sendikanın bir işyeriyle toplu iş sözleşmesi yapabilmesi için söz konusu işyerinde çalışan işçilerin çoğunluğunu temsil etmesi gerektiğine dairdir. Aynı kanunun 15. maddesinde, üye ve çalışan sayısına dair maddi hatadan kaynaklanan bir anlaşmazlık olması halinde, tarafların yetkili iş mahkemesine başvurabileceği öngörülmektedir. Bu itirazlar altı gün içinde duruşma yapmaksızın karara bağlanmalıdır.
7 Kasım 2012 tarihinde yürürlüğe giren, dolayısıyla somut davaya uygulanabilir olmayan sendikalar ve toplu iş sözleşmeleriyle ilgili 6356 sayılı Kanun’un 41. maddesine göre, sendikanın toplu iş sözleşmesi yapabilmesi için aşağıdaki koşulları yerine getirmesi gerekmektedir: Kurulu bulunduğu işkolunda çalışan işçilerin en az yüzde birinin üyesi bulunması şartıyla işçi sendikası, toplu iş sözleşmesinin kapsamına girecek işyerinde başvuru tarihinde çalışan işçilerin yarıdan fazlasının, işletmede ise yüzde kırkının kendi üyesi bulunması hâlinde bu işyeri veya işletme için toplu iş sözleşmesi yapmaya yetkilidir.
26.İş Kanunu’nun 20. maddesine göre sendikaya üye oldukları için haksız yere işten çıkarıldıklarını düşünen işçiler tarafından açılan davalar, ilk derece mahkemesi tarafından iki ay içinde ve kararın temyizi halinde, Yargıtay tarafından bir ay içinde karara bağlanmalıdır.
27.Olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan 2821 sayılı Sendikalar Kanunu’nun 31. maddesine göre sendikaya üye olması nedeniyle işten çıkarılan işçiyi yeniden işe almayı kabul etmeyen işveren aleyhine bir yıllık ücret tutarından az olmamak üzere tazminata hükmedilmesi gerekir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 11. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
28. Başvuran sendika, bir taraftan, Tukaş şirketinde çalışan üyelerinin sayısı hesaplanırken yanlış bir yaklaşımda bulunulması nedeniyle ulusal mahkemelerin bir işyerinde toplu iş sözleşmesi yapabilmesi için gerekli olan yetki ehliyetini tanımayı reddetmesinden, diğer taraftan ise yasaların ve mahkemelerin, aynı işyerinin haksız işten çıkarmalar yoluyla işyerlerindeki sendikaları ortadan kaldırmasını engellememesi nedeniyle şikâyetçi olmaktadır. Başvuran bu bağlamda, Sözleşme’nin 11. maddesini ileri sürmektedir. Bu madde şu şekildedir:
“1. Herkes barışçıl olarak toplanma ve dernek kurma hakkına sahiptir. Bu hak, çıkarlarını korumak amacıyla başkalarıyla birlikte sendikalar kurma ve sendikalara üye olma hakkını da içerir.
2. Bu hakların kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplum içinde ulusal güvenliğin, kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli olanlar dışındaki sınırlamalara tabi tutulamaz. Bu madde, silahlı kuvvetler, kolluk kuvvetleri veya devlet idaresi mensuplarınca yukarda anılan haklarını kullanılmasına meşru sınırlamalar getirilmesine engel değildir.”
A. Başvuran sendikanın toplu iş sözleşmesi yapabilmesi için gerekli olan yetki ehliyetinin tanınmaması hakkında
29.Başvuran sendika, üyelerinin Tukaş şirketinin üç fabrikasında ve genel müdürlüğünde çalışan çoğunluğa tekabül etmediği gerekçesiyle Tukaş şirketi ile toplu iş sözleşmesi yapmak için gerekli olan yetki belgesinin elinden alınması nedeniyle mahkeme kararlarından şikayetçidir.
30.Başvuran sendikaya göre, ulusal mahkemelerin, yetki belgesini tanıyan bankalığın kararının yasallığını incelerken Tukaş’ta çalışan toplam işçi sayısı hesabında Tukaş şirketinin genel merkezinde çalışan kişi sayısını dikkate almaması gerekirdi: Başvuran sendika 2821 sayılı Kanun’un 60. maddesine göre genel müdürlükteki çalışanların büro çalışanları olduğunu dolayısıyla bu çalışanların, başka bir işkoluyla yani “ticaret, büro, eğitim ve güzel sanatlarla” ilgili olduğunu ve bu durumda başvuran sendikaya üye olamayacaklarını ileri sürmektedir.
31.Hükümet, ulusal mahkemelerin, başvuran sendikanın Tukaş şirketindeki yetkisini kaldırırken, şirketin üretimini ve pazarlamasını yaptığı işlenmiş gıda ürünlerinin tamamını dikkate aldıklarını ve hem ulusal hukuka hem de Sözleşme’ye saygı duyduklarını ileri sürmektedir.
32.Mahkeme Sözleşme’nin 11. maddesinin, sendikaların toplu eylemleri ile sendika üyelerinin mesleki çıkarlarını koruma özgürlüğünü güvence altına aldığını, devletlerin bu kolektif eylemlere hem izin vermesi gerektiğini hem yürütülmesini ve geliştirilmesini mümkün kılması gerektiğine dair içtihadını hatırlatmaktadır (Demir ve Baykara/Türkiye [BD], No. 34503/97, § 140, AİHM 2008). Söz konusu maddenin 1. paragrafı sendika üyelerine, çıkarlarını korunması amacıyla, sendikalarının sesini duyurma hakkını tanımakta; ancak her Devlete bu amaca yönelik olarak kullanılacak yöntemleri belirleme imkânı tanımaktadır. Sözleşme, Sözleşme’nin 11. maddesine ters düşmeyecek şekilde, yasaların sendikalara üyelerinin çıkarlarını koruması için çalışma imkânı vermesini gerektirmektedir (Sindicatul “Păstorul cel Bun”/Romanya [BD], No. 2330/09, § 134, AİHM 2013 (özetler)).
33. Mahkeme, içtihatları aracılığıyla, sendika kurma veya sendikaya katılma hakkı, sendikal tekelleşmeye ilişkin anlaşmaların yasaklanması ve sendikanın üyeleri adına söyleyeceklerinin dinlenmesi için işvereni ikna etmeye çalışma ve ilke olarak işverenle toplu iş sözleşmesi yapma hakkının da yer aldığı, örgütlenme hakkının temel unsurlarına dair tahdidi olmayan bir liste hazırlamıştır. Toplu iş sözleşmesi yapma hakkıyla ilgili olarak Devletlerin, sistemlerini, gerekli gördükleri takdirde temsilci sendikalara özel statü tanıyacak şekilde düzenlemekte serbest oldukları anlaşılmaktadır (Demir ve Baykara, yukarıda anılan §§ 145 ve 154).
34.Sözleşme’nin 11. maddesi ile güvence altına alınan hak ve özgürlüklerin kullanıma yönelik bir müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” bir önlem olarak nitelendirilebilmesi için müdahalenin “zorunlu bir sosyal ihtiyaca” cevap verip vermediğinin, ulusal mahkemeler tarafından müdahaleyi haklı çıkarmak için ileri sürülen gerekçelerin yerinde ve yeterli ve de izlenen meşru amaçla orantılı olup olmadığının kanıtlanması gerekmektedir. Sendikalara ilişkin geçmiş davalarda Mahkeme, bireysel ve toplumsal çıkar çatışmaları arasındaki adil dengenin göz önünde bulundurulması gerektiğini daha önce belirtmişti. İşçi ve işverenin karşılıklı menfaatleri arasındaki adil dengenin sağlanmasına ilişkin sosyal ve siyasi meselelerin hassaslığı dikkate alındığında ve iç hukuk sistemleri arasında bu bağlamda ciddi derecede fikir ayrılıkları olduğu göz önünde bulundurulduğunda, Sözleşmeci Devletler, sendika özgürlüğünü ve sendikalara, üyelerinin mesleki menfaatlerini koruma imkânı sağlamak konusunda geniş bir takdir yetkisine sahiptirler (Sindicatul “Păstorul cel Bun”, yukarıda anılan, § 133).
35.Takdir marjının kapsamı, Mahkeme’nin içtihadıyla ilgili bulduğu faktörlere, özellikle de söz konusu sendikal hakka getirilen kısıtlamanın niteliği ve kapsamına, ihtilaflı kısıtlama ile hedeflenen amaca ve söz konusu hak eğer sınırlı değilse, kullanımından zarar görme ihtimali bulunan toplumun diğer üyelerinin çatışan hak ve menfaatlerine bağlıdır. Davada sorulan soruya ilişkin olarak Avrupa Konseyi üye devletleri arasındaki ortak anlayışın derecesi de uygulanabilir uluslar arası belgelerin ortaya koyduğu uluslar arası konsensüs gibi önemli bir unsur oluşturabilir (Demir ve Baykara, yukarıda anılan, § 85).
36. Eğer yasal bir kısıtlama, sendika faaliyetinin özüne dokunuyorsa, ulusal yasama organına daha az bir takdir marjı tanınmalı ve sendikal özgürlüğün kullanımında kamu yararının korunması için bu takdir marjından kaynaklanan müdahalenin orantılılığıyla ilgili olarak daha sağlam bir gerekçe istenilmelidir. Buna karşılık, eğer etkilenen sendikal faaliyetin temel değil de ikincil ya da tali bir yönüyse, takdir marjı daha geniş olacaktır ve müdahalenin, doğası gereği, sendikal özgürlüğün kullanımına ilişkin koşullarda orantılı olması daha olasıdır (National Union of Rail, Maritime ve Transport Workers/Birleşik Krallık, No. 31045/10, § 87, AİHM 2014).
37.Somut olayda Mahkeme, başvuran sendikanın yetki belgesinin hukuk mahkemeleri tarafından iptal edilmesinin Sözleşme’nin 11. maddesinde öngörüldüğü şekliyle söz konusu sendikanın, sendikal özgürlüğünün kullanımına yönelik bir müdahale teşkil ettiğini kaydetmektedir.
38. Mahkeme, ihtilaflı müdahalenin ulusal yasaya uygun olup olmadığıyla ilgili olarak, söz konusu şirketin genel müdürlüğünde çalışan işçiler hesaba katılmadan, sadece bu şirketin fabrikalarında çalışan işçilerin sayısının dikkate alınmasına ilişkin hesaplama yöntemi konusunda Çalışma Bakanlığının ve başvuran sendikanın aynı fikirde olduklarını gözlemlemektedir. Hukuk mahkemeleri ise, şirketin başvurusu üzerine, başvuran sendikanın yetki belgesinin değerlendirilmesi konusunda, şirket çalışanlarının tamamının dikkate alınmasının gerektiğine karar vermişlerdir.
39.Mahkeme, bir işyerinin ana faaliyeti dışındaki tamamlayıcı faaliyetlerinin (somut olayda idare, araştırma ve pazarlama faaliyetleri) ana faaliyetiyle aynı işkolunda (somut olayda, gıda endüstrisi) olduğuna dair hukuk mahkemeleri tarafından kanuna ilişkin yapılan bu son yorumun keyfi ve de açıkça dayanaktan yoksun olmadığına kanaat getirmektedir.
40. Bu koşullarda Mahkeme, bir sendikanın, bir işyerinde yetki belgesinden yararlanması için işyerinde çalışan toplam işçi sayısının en az yarısının kendisine üye olduğunu kanıtlanmasını gerektiren koşulların kanun ile öngörüldüğünü kabul etmektedir.
41.Mahkeme kısıtlamanın amacıyla ilgili olarak, başvuran sendikanın şirket genelinde çalışanlar arasında daha fazla sayıda üyeye sahip oluncaya dek ulusal mahkemeler tarafından sendikanın temsil belgesinin reddedilmesinin, işçilerin haklarının güçlü sendikalar tarafından savunulmasını sağlamak amacı dışında başka bir amacı olduğuna ikna olmamıştır.
42.Mahkeme’nin, ihtilaflı müdahalenin demokratik bir toplumda gerekliliğiyle ilgili olarak, hesaplama yönteminin Devletin bu konudaki takdir yetkisi sınırları içinde olup olmadığını belirlemesi gerekmektedir. Mahkeme öncelikle, söz konusu sendikal hakka uygulanan kısıtlamanın niteliği ve kapsamını inceleyecektir. Mahkeme bu bağlamda, başvuran sendikanın yetki belgesinin kesin olarak reddedilmediğini ve bu reddin başvuran sendikaya üye olan işçilerin işyerinde çalışan işçilerin basit çoğunluğuna ulaşana dek geçerli olduğunu tespit etmektedir. Bu çoğunluğa, üye olmayan diğer 291 işçinin 72’sinin başvuran sendikaya üye olması halinde ulaşılabilirdi.
43.Öte yandan Mahkeme, itiraz edilen yargı kararlarının ilke olarak, başvuran sendikanın işvereni ikna etmek için toplu iş sözleşmeleri yapmak dışında, aynı zamanda şirket genelinde çalışanlar arasında daha fazla sayıda üyeye sahip olmaya çalışırken üyeleri adına söyleyeceklerinin dinlenilmesi hakkını engellemediğini kaydetmektedir.
44.Mahkeme, başvuran sendikanın haklarını, kısıtlama olmaksızın kullanmasının, başkalarının çıkarları üzerindeki olası etkileri açısından, başvuran sendikanın, Tukaş şirketinin genel müdürlüğünde çalışan işçilerin gıda sanayi sektörü çalışanı olarak değerlendirilmemeleri gerektiğine dair tezinin, genel müdürlükteki çalışan kişilerin sendikalı olma ihtimalinin önemli derecede zayıflamasına neden olabileceğini kaydetmektedir. Bu bağlamda dosyada, genel müdürlükteki çalışanların “ticaret, büro, eğitim ve güzel sanatlar” sektörü için yapılan toplu iş sözleşmelerinden etkili bir şekilde yararlandıklarını gösterir bir bilgi yoktur.
45.Mahkeme ayrıca, başvuran sendikanın olayların meydana geldiği dönemde uygulanan ulusal mevzuata göre bir sendikanın yetkili olarak değerlendirilebilmesi için yerine getirmesi gerektiği kriterleri dava konusu yapmadığını ancak “işyerinde çalışan çoğunluğun” belirlenmesi için ulusal mahkemeler tarafından kullanılan hesaplama yöntemine itiraz ettiğini tespit etmektedir.
46.Mahkeme bu koşullarda, başvuran sendika tarafından itiraz edilen hususun, yani işyerindeki çoğunluğa tekabül eden işçi sayısının belirlenmesine ilişkin hesaplama yönteminin, sendikal faaliyetin özünü etkilemediği, daha ziyade sendikal faaliyetin ikincil yönüyle ilgili bir durum olduğu kanaatine varmaktadır. Mahkeme, söz konusu mahkeme kararlarıyla toplumun ve başvuran sendikanın çatışan menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulması amaçlandığını dolayısıyla bu kararların, genel olarak hem sendikal özgürlüğün sağlanma biçimine ilişkin hem de başvuran sendikaya kendi üyelerinin mesleki menfaatlerini koruması imkanının sağlanma yöntemine ilişkin Devletin takdir yetkisiyle ilgili olduğunu değerlendirmektedir.
47.Dolayısıyla bu konuda Sözleşme’nin 11. maddesi ihlal edilmemiştir.
B. Başvuran sendikanın üyelerinin işten çıkarılması yoluyla işyerinin sendikasızlaştırıldığı iddiası hakkında
48. Başvuran sendika, üyelerinin işveren firma tarafından kendisine göre toplu ve haksız yere işten çıkarılmasının bir yıl gibi kısa bir süre içerisinde tüm işyerindeki sendikalaşmanın tamamen yok olmasına neden olduğunu ileri sürmektedir. Bu hususta başvuran sendika, kanunda öngörülen süreler içinde itirazını incelemeyen ulusal mahkemelerin sorumluluğunu söz konusu etmektedir. Bu durumun işverene, haksız işten çıkarmalar yoluyla tüm sendikal faaliyetleri sonlandırma fırsatı tanıdığını belirtmektedir. Başvuran sendika ayrıca, ulusal mahkemelerin, işverene işten çıkarılan personeli geri alma veya işten çıkarılanlara tazminat verme arasında, tercihte bulunma fırsatı tanıdığını ve böylelikle ulusal mahkemelerin, sendikaya üye kalmak isteyen çalışanların işten çıkarılmalarının yolunu açtığını ileri sürmektedir. Başvuran sendikaya göre, olayların meydana geldiği dönemdeki ulusal hukuk sistemi, işyerinin tüm sendikalı işçileri işten çıkartmaya başladığı ve işten çıkarılanlara haksız yere işten çıkarma nedeniyle kanunda öngörülen tazminatları ödediği durumda, sendikaların işyerinde örgütlenme hakkını korumamaktaydı.
49.Hükümet, Tukaş şirketindeki işten çıkarmaların, Sözleşme’nin 11. maddesi ile güvence altına alınan sendika özgülüğünü ihlal ettiğine karşı çıkmaktadır. Hükümet, böyle bir ihlal gerçekleşmiş olsa dâhi, ulusal mahkemeler önünde işten çıkarılanlar haklı bulunarak bu ihlalin söz konusu mahkemelerce giderildiğini ileri sürmektedir. Hükümet söz konusu kişilerin hepsinin haksız yere işten çıkarma nedeniyle bir yıllık süreye tekabül eden tutardaki ücreti tazminat olarak aldıklarını belirtmektedir.
50.Mahkeme, Sözleşme’nin 11. maddesinin sendika özgürlüğünü, dernek özgürlüğünün özel bir yönü olarak düzenlediğine ve bu maddenin, asıl amacının bireyi güvence altına aldığı hakların kullanımına yönelik kamu otoritelerinin keyfi müdahalelerine karşı korumak olsa da, bu haklardan etkin bir şekilde faydalanılmasını sağlama pozitif yükümlülüğünü de gerekli kılabileceğine dair içtihadını hatırlatmaktadır (Demir ve Baykara, yukarıda anılan, §§ 109 ve 110, AİHM 2008). Mahkeme, Sindicatul “Păstorul cel Bun” kararında, Devletin Sözleşme’nin 11. maddesi çerçevesindeki pozitif ve negatif yükümlülükleri arasındaki sınırların, kesin bir tanım yapmaya elverişli olmadığını belirtmiştir. Bununla birlikte uygulanabilir ilkeler benzerdir. Dava, ister Devletin pozitif yükümlülüğü bakımından, isterse de kamu makamlarının müdahalesinin haklı olup olmadığı bakımından analiz edilsin, uygulanacak kriterler özü itibariyle farklı değildir. Her iki durumda da, bireyin ve bütün olarak toplumun çatışan menfaatleri arasında kurulması gereken adil dengenin göz önünde bulundurulması gerekmektedir (Sindicatul “Păstorul cel Bun”, yukarıda anılan, § 132).
51.Somut olayda Mahkeme, ilk olarak Hükümetin, başvuran sendikanın sendika özgürlüğünü kullanmasına ilişkin olası bir müdahalenin ulusal mahkemeler tarafından düzeltildiğine dair tezini incelemesi gerekmektedir.
İşten çıkarılan başvuran sendika üyelerinin Mahkeme’ye başvurmadıklarını hatırlattıktan sonra Mahkeme, sendika üyelerinin işten çıkarılmalarının sendikanın faaliyetleri açısından etkisinin iki yönde olduğu kanaatindedir. İlk olarak, mahkeme kararlarının, işten çıkarılan işçilerin işe geri alınmaması ya da alternatif olarak, işyerinin fiilen caydırıcı olan tazminatlar ödemeye mahkûm edilmesiyle sonuçlanmaması, başvuran sendikanın Tukaş şirketindeki üyelerini kaybetmesine neden olmuştur. İkinci olarak, işten çıkarılan işçilerin işe geri alınmamaları ve haksız yere işten çıkarılan işçilere mahkemeler tarafından verilen tazminatların yetersiz olması diğer işçiler üzerinde başvuran sendikaya üye olmaları konusunda cesaret kırıcı bir etki oluşturmuştur. Başvuran sendika böylece üyelerini koruma veya yeni üyeler kazanma ve söz konusu şirkette toplu iş sözleşmeleri yapabilmesi için yetki kazanma sınırına ulaşma şansını kaybetmiştir. Sendikalı işçilerin, haksız işten çıkarılarak işsiz kalmaları sonucu oluşan zararın tamamen giderilmiş olduğu söylenemez; ayrıca işten çıkarılan işçilere sadece bir yıllık süreye tekabül eden tutarda tazminat verilmesi ve bu tazminatların kanunda öngörülen üç aylık süre yerine bir yıl ila bir buçuk yıl arasında süren davalar sonucunda verilmiş olması nedeniyle, kararlar caydırıcı etkisini kaybetmiştir. Bu unsurlar ışığında Mahkeme, başvuran sendikanın, üyelerinden ayrı bir oluşum olarak sendikal faaliyetlerini yürütme ve toplu iş sözleşmeleri yapma haklarının kullanımına müdahale edildiği kanaatindedir.
52.Böyle bir müdahale, kanunla öngörülmüş olması, meşru bir amaç veya amaçlar izlemesi ve demokratik bir toplumda gerekli olması hâli dışında Sözleşme’nin 11. maddesine aykırıdır.
53.Somut olayda Mahkeme, ihtilaflı müdahalenin, iş mahkemeleri tarafından yorumlandığı şekliyle ulusal yasalara uygun olduğunu kaydetmektedir. Öte yandan Mahkeme, haksız yere işten çıkarılan işçileri geri almak veya söz konusu işçilere tazminat ödemek arasında işverene bir tercih yapma fırsatı tanıyan söz konusu mevzuatın ve ilgili mahkeme kararlarının, işyerindeki gerginlikleri önlemeyi ve böylece kamu düzeni ve başkalarının haklarını korumayı amaçladığını kabul edebilir.
54.Mahkeme, böyle bir müdahalenin demokratik bir toplumda gerekliliğine ilişkin olarak, öncelikle Tukaş şirketinin haksız işten çıkarmalar nedeniyle mahkemeler tarafından hükmedilen tazminat tutarlarını ödemeyi tercih ederek başvuran sendikanın şirket içerisinde örgütlenmesini engellediğini gözlemlemektedir. Nitekim işverene, işten çıkarılan işçileri geri işe almak yerine tazminat ödeme tercihi verilmesi Tukaş şirketindeki tüm çalışanların sendikasız kalmasına ve başvuran sendikanın bu şirketteki bütün üyelerini kaybetmesine yol açmıştır.
55.Mahkeme, bu kaybın başvuran sendika için sendikal faaliyetinin özünü etkileyen bir kısıtlama olduğunu addetmekte ve bu durumun ulusal mahkemelerin daha sınırlı bir takdir yetkisini gerekli kıldığını ve müdahalenin orantılılığıyla ilgili olarak daha kapsamlı bir gerekçe sunulması gerektirdiğini düşünmektedir. Nitekim dava dosyasında, davaya dâhil olan hukuk mahkemelerinin, haksız yere işten çıkarmalar nedeniyle kanunda öngörülen asgari tutarları tazminat olarak hükmederken işten çıkarılan işçilerin maaşlarının düşük olmasını ve/veya işveren firmanın yüksek mali gücünü göz önünde bulundurarak benzer durumda verilen tazminatların caydırıcı etkisine dair dikkatli bir inceleme gerçekleştirdiklerini gösterir hiçbir bilgi yoktur.
56.Mahkeme, işverenin işten atılan işçileri yeniden işe almayı reddetmesinin ve işvereni haksız yere işten çıkarmalara karşı caydırmak için verilen tazminatların yetersiz olmasının, somut olayda verilen mahkeme kararlarında yorumlandığı şekliyle, kanuna aykırı olmadığını kaydetmektedir. Mahkeme, toplu işten çıkarmalar gerçekleştiren işveren için yeterince caydırıcı yaptırımlar dayatmayan ulusal mahkemeler tarafından uygulanan söz konusu yasanın, başvuran sendikanın işçileri sendikaya katılmak için ikna etmeye çalışma özgürlüğünü ortadan kaldırdığı sonucuna varmıştır. Dolayısıyla somut davada ne kanun koyucular ne de mahkemeler, başvuran sendikanın, üyeleri adına söyleyeceklerini dinlemesi için işvereni ikna etmeye çalışma hakkından ve ilke olarak işverenle toplu sözleşme yapma hakkından etkin bir şekilde yararlanmasını sağlamak konusunda pozitif yükümlülüklerini yerine getirmemişlerdir. Başvuran sendikanın ve toplumun çatışan menfaatleri arasında kurulması gereken adil dengeye mevcut davada riayet edilmediği sonucu ortaya çıkmaktadır.
Dolaysıyla söz konusu hususta, Sözleşme’nin 11. maddesi ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
57. Başvuran sendika, Sözleşme’nin 6. maddesine dayanarak, yetki belgesinin kabulüne dair olumsuz bir bilirkişi raporu verilmesinin ardından ulusal mahkemeler tarafından iç hukukun yanlış uygulanmasının adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini ileri sürmektedir. Başvuran sendika, yine aynı maddeye dayanarak, söz konusu mahkemelerin davasıyla ilgili olarak kanunda öngörülen süreler içinde karar vermeyi göz ardı ettikleri ve bu durumun işverene, sendikalarına üye olan tüm işçileri işten çıkarmasına zaman tanıdığı gerekçesiyle yargılamanın aşırı uzun sürmesinden şikâyet etmektedir.
58.Mahkeme, Sözleşme’nin 11. maddesi kapsamındaki tespitlerini dikkate alarak söz konusu şikâyetlerin kabul edilebilirliği ve esası hakkında ayrı ayrı inceleme yapılmasının gerekli olmadığına karar vermektedir.
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
59. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir.
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
A. Tazminat
60.Başvuran sendika 24 Şubat 2012 tarihinde, manevi tazminat için 60.000 Türk lirası (TL) (söz konusu tarihte yaklaşık 26.000 avro (EUR)) talep etmektedir. Başvuran sendika, Mahkeme önünde ileri sürdüğü hususlarda Mahkeme’nin varacağı her türlü ihlal bulgusunun, ilgili ulusal mevzuatın iyileştirilmesinin yolunu açacağını düşündüğünden maddi zararın giderilmesi niteliği taşıyacağını belirtmektedir.
61.Hükümet, başvuran sendikanın iddialarına itiraz etmektedir. Hükümet, bu iddiaları abartılı bulmakta ve de kanıtlayıcı herhangi bir belge ile desteklenmediklerini belirtmektedir.
62.Mevcut kararda tespit edilen Sözleşme ihlalinin ciddiyet düzeyini hatırlatarak (yukarıda, 55. paragraf) Mahkeme, hakkaniyete uygun olarak, başvuran sendikaya manevi tazminat olarak 10.000 avro ödenmesine karar vermektedir.
B. Masraf ve gideler
63. Başvuran sendika ayrıca, Mahkeme huzurundaki yargılama masraf ve giderleri kapsamında 9.500 avro ( başvuru tarihinde yaklaşık olarak 22.000 TL) talep etmektedir. Bu miktar, Mahkeme huzurundaki yargılamayla ilgili avukatlık ücretlerini (20.000TL) ve idari masrafları (2.000 TL) içermektedir. Başvuran sendika bu taleplerini desteklemek için avukatı ile 1 Şubat 2012 tarihinde imzaladığı avukatlık sözleşmesini sunmuştur. Bu sözleşmeye göre , Mahkeme önündeki yargılama için başvuran sendika 20.000 TL (olayların meydana geldiği dönemde yaklaşık olarak 8.500 EUR) avukatlık ücreti ödemeyi taahhüt etmekte, sekreterya işleri ise sendikanın bizzat kendisi tarafından yürütülmektedir.
64.Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.
65.Mahkeme’nin içtihadına göre, bir başvuran ancak gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda oldukları ortaya konulan masraf ve harcamalarının tazminini elde edebilmektedir. Somut olayda Mahkeme, elinde bulundurduğu belgeleri ve yukarıdaki kriterleri göz önünde bulundurarak, Mahkeme önündeki yargılama masraf ve giderleri için başvuran sendikaya 8.500 avro ödenmesinin uygun olacağı kanaatine varmaktadır.
C. Gecikme faizleri
66. Mahkeme gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranın uygun olduğu sonucuna varmaktadır.
BU GEREKÇELERLE MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2.Başvuran sendikanın, ulusal mahkemeler tarafından yorumlandığı şekliyle yasal koşulları yerine getirmediği sürece kendisine temsil yetkisi tanınmaması nedeniyle Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edilmediğine;
3.Devletin, işverenin haksız işten çıkarmalarla, başvuran sendikaya bağlı olan bütün işçileri işten çıkarmasını engelleme yönündeki pozitif yükümlülüğünü yerine getirmemesi sebebiyle, Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine;
4. Sözleşme’nin 6. maddesi bağlamındaki şikâyetlerin kabul edilebilirliği ve esası hakkında ayrı ayrı inceleme yapılmasının gerekli olmadığına;
5.a) Davalı devlet tarafından başvuran sendikaya, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı devletin para birimine çevrilmek üzere:
i) Bu meblağ üzerinden ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak, 10.000 avro (on bin EUR) ödenmesine;
ii) Bu meblağ üzerinden ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, masraf ve giderler için 8.500 avro (sekiz bin beş yüz EUR) ödenmesine karar verilmiştir.
b) Yukarıda anılan sürenin bitiminden itibaren ve ödeme tarihine kadar, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere bu süre boyunca uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek basit faiz oranın uygulanmasının uygun olduğuna;
6.Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine;
karar vermektedir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup; Mahkeme İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. fıkraları uyarınca 4 Nisan 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley Naismith Julia Laffranque
Yazı İşleri Müdürü Başkan
Mevcut kararın ekinde, Sözleşme’nin 45. maddesinin 2. paragrafı ile İçtüzüğün 74. maddesinin 2. paragrafı uyarınca, Yargıç, Lemmens ve Turković’in ortak ayrık görüşü yer almaktadır.
J.L.
S.H.N.
YARGIÇ LEMMENS VE YARGIÇ TURKOVIĆ’İN ORTAK MUTABAKAT ŞERHİ
1. Kararın hüküm kısmında yer alan sonuçlarla ilgili olarak meslektaşlarımızla birlikte oy kullandık. Ancak bu kanaate varılmasına neden olan muhakeme konusunda bazı çekincelerimiz bulunmaktadır.
Başvuran sendikanın toplu sözleşmeler yapabilmesi için gerekli olan yetkibelgesinin kabul edilmemesi hakkında
2. Çoğunluğa göre, başvuran sendikanın yetki belgesinin hukuk mahkemeleri tarafından iptal edilmesi nedeniyle, söz konusu sendikanın sendikal özgürlüğünün kullanımına müdahale edilmiştir (yukarıdaki 37. paragraf).
Bize göre, müdahale nitelendirmesi açık değildir. Başvuran sendikanın toplu sözleşme görüşmeleri yapabilmesini gerektiren yetki belgesinin verilmesinin reddedilmesi söz konusudur. Bu reddin, başvuran sendikanın Sözleşme’nin 11. maddesinden doğan haklarından yararlanmasını sağlama pozitif yükümlülüğü olan davalı Devletin ihmali olarak da değerlendirilebileceğini düşünmekteyiz.
Bu koşullar altında Mahkeme, benzer bir şikâyetle ilgili Demir ve Baykara/Türkiye ([BD], No. 34503/97, § 116, AİHM 2008) davasında benimsenen yaklaşımı takip edebilirdi. Mahkeme, Demir ve Baykara kararında, şikâyetin hem bir müdahale olarak hem de pozitif yükümlülüğün ihlali olarak değerlendirilebileceğini kabul etmiş ve nitekim devletin bu alandaki pozitif yükümlülüklerini de göz önünde bulundurarak şikâyeti bir müdahale açısından incelemeyi “tercih etmiştir”.
3.Söz konusu müdahalenin haklı olup olmadığıyla ilgili olarak da kararın 38 ve 47. paragraflarında geliştirilen muhakemeye katılmaktayız ve dolayısıyla bu hususta Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edilmediği tespitini onaylamaktayız.
Başvuran sendikaya üye olanların işten çıkarmalar yoluyla şirketin sendikasızlaştığı iddiası hakkında
4. Başvuran sendika tarafından ileri sürülen diğer şikâyet, yani işveren firma tarafından üyelerinin toplu ve haksız işten çıkarılmalarına karşı iç hukuk tarafından sağlanan korumanın yetersiz olması konusunda karşıtbir sorun ortaya çıkmaktadır.
Sözleşme’nin 11. maddesinin, Devletlere hem negatif hem de pozitif yükümlülükler yükleyebileceğini belirttikten sonra (kararın 50. paragrafı), çoğunluk, somut olayda başvuran sendikanın sendikal faaliyetler ve toplu iş görüşmeleri yapma hakkının kullanımına müdahale edildiğine kanaat getirmiştir (kararın 51. paragrafı).[1]
Üzülerek belirtmek isteriz ki, söz konusu hususta çoğunluğa katılmamaktayız. Bizim görüşümüze göre, başvuran sendika tarafından şikâyet edilen olaylarda, yani sendika üyelerinin özel bir şirket olan işveren tarafından işten çıkarılmasında, Devletin doğrudan herhangi bir müdahalesi olmamıştır.
Dolayısıyla söz konusu şikâyetle ilgili olarak ortaya çıkan tek sorun, Devletin, başvuran sendikanın haklarına etkin bir şekilde saygı gösterilmesini sağlamak amacıyla işverenin eylemlerine karşı yeterli bir koruma sunup sunmadığıdır (bk. mutatis mutandis, Sørensen ve Rasmussen/Danimarka [BD], No. 52562/99 ve 52620/99, § 57, AİHM 2006‑I). Bu sorun Devletin sadece pozitif yükümlülükleriyle ilgilidir.
5.“Müdahale”nin gerekliliği açısından çoğunluk tarafından ortaya konan nedenler konusunda (kararın 54-56. paragrafları) başvuran sendikayla ilgili durumda da uygulandığı şekliyle yürürlükteki hukuk siteminin, başvuran sendika ve işverenin hakları arasında adil dengeyi kuramadığı görüşündeyiz (bk. özelikle, kararın 56. paragrafı). Buna istinaden, bu şikâyetle ilgili olarak Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiği sonucuna katılmaktayız.
[1]1. İlginç bir biçimde, kararın 56. paragrafında, “ne kanun koyucular ne de somut davada karar veren mahkemeler başvuran sendikanın bazı haklarından etkin bir şekilde yararlanmasını sağlamak konusunda pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediği” sunucuna varılmıştır (aşağıda imzası bulunanlar tarafından vurgulanmıştır).
Full & Egal Universal Law Academy