AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
TEKİN/TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 28249/20)
KARAR
STRAZBURG
27 Haziran 2023
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Tekin/Türkiye davasında,
Başkan
Pauliine Koskelo ,
Hâkimler
Lorraine Schembri Orland,
Davor Derenčinović
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), Komite halinde toplanarak, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde bulunan, İstanbul Barosuna bağlı Avukat İ. Poyraz tarafından temsil edilen, Türk vatandaşı olan, 1972 doğumlu olan ve İstanbul’da bir ceza infaz kurumunda tutulan Sabahattin Tekin’in (“başvuran”), 23 Haziran 2020 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuruyu,
Sözleşme’nin 10. maddesine dayanan şikâyetin, kendi temsilcisi olan, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesine ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna karar verilmesine ilişkin kararı,
Tarafların görüşlerini,
Hükümetin başvurunun bir komite tarafından incelenmesine ilişkin itirazının Mahkeme tarafından reddedildiği kararı dikkate alarak,
6 Haziran 2023 tarihinde kapalı oturumda gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Başvuru, başvuranın Adalet Bakanlığına gönderdiği bir dilekçenin içeriği nedeniyle, bir suç örgütü lehine propaganda faaliyetlerini yürütme suçlamasıyla ceza infaz kurumunda tutulan ilgiliye ceza infaz kurumu idaresi tarafından verilen hücreye koyma cezasıyla ilgilidir.
2. Başvuran, olayların meydana geldiği tarihte, Maltepe (İstanbul) Ceza İnfaz Kurumunda tutulmaktaydı.
3. Ceza infaz kurumu idaresi, 5 Aralık 2018 tarihinde, ilgili tutukluların Adalet Bakanlığına gönderdikleri bir dilekçe nedeniyle, başvuran da dâhil olmak üzere, beş tutuklu hakkında on dört gün boyunca hücreye konulma cezası vermiştir. Ceza infaz kurumu idaresi bu bağlamda, ilgililerin dilekçelerinde (ceza infaz kurumunda bulunan PKK (silahlı yasa dışı bir örgüt, Kürdistan İşçi Partisi) lideri) A.Ö. hakkında tecrit politikasının uygulandığını ve A.Ö.’nün ailesi ve avukatlarıyla görüşmesinin engellendiğini iddia ederek, açlık grevi başlattıklarını belirttiklerini kaydetmiştir. Ceza infaz kurumu idaresi, ilgililerin yaptıkları açlık grevini vurguladıkları söz konusu dilekçeyi yazarak, diğerlerinin yanı sıra, toplum bünyesinde infial yaratmaya çalıştıkları ve söz konusu terör örgütü lehine propaganda yaptıkları kanaatine varmıştır. Ceza infaz kurumu idaresi, ilgililere atfedilen olayların, “suç örgütlerinin eğitim veya propaganda faaliyetlerini” cezalandıran bir hüküm olan, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 44. maddesinin 3. fıkrasının l) bendinde öngörülen suçu teşkil ettiği sonucuna varmıştır.
4. İnfaz Hâkimliği, söz konusu cezayı inceleyerek, başvuranın dilekçesinde A.Ö.’nün sağlığı ve güvenliği hakkındaki endişesinden bahsettiğini ve A.Ö.’nün ailesi ve avukatlarıyla görüşmesine izin verilmesi gerektiğini belirttiğini tespit etmiştir. İnfaz Hâkimliği ayrıca, başvuranın A.Ö.’nün tecrit edilmesini protesto etmek için açlık grevi yaptığını tespit etmiştir. İnfaz Hâkimliği böylelikle, başvuranın dilekçesiyle PKK lideri hakkında bir kamuoyu görüşü oluşturmaya çalıştığı ve bu eylemin ifade özgürlüğü kapsamına giremeyeceği ve dolayısıyla ilgilinin kendisine atfedilen suçu işlediği kanaatine varmıştır.
5. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, İnfaz Hâkimliğinin kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle, başvuranın bu karara karşı yaptığı itirazın reddine karar vermiştir.
6. Anayasa Mahkemesi, 22 Ocak 2020 tarihinde, söz konusu ceza nedeniyle, özellikle başvuranın ifade özgürlüğü hakkının ihlali iddiasına ilişkin bireysel başvurusunun açıkça dayanaktan yoksun olması sebebiyle, kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi, mevcut davada, Anayasa’da belirtilen hak ve özgürlüklere yönelik herhangi bir müdahalenin olmadığı veya bu müdahalenin ihlal teşkil etmediği kanaatine varmıştır.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
7. Başvuran, Sözleşme’nin 9 ve 10. maddelerini ileri sürerek, kendisi hakkında verilen disiplin cezasının düşünce özgürlüğü ve ifade özgürlüğü haklarını ihlal ettiğini iddia etmektedir.
8. Davaya ilişkin olay ve olguların hukuki nitelendirmesi konusunda takdir yetkisine sahip olan Mahkeme, bu şikâyetin, yalnızca Sözleşme’nin 10. maddesi açısından incelenmesinin uygun olduğu kanaatine varmaktadır.
9. Hükümet, Mahkemeyi, ulusal mahkemelerin başvuranın iddialarını usulüne uygun olarak incelediklerini ileri sürerek, başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle, başvurunun kabul edilmez olduğuna karar vermeye davet etmektedir.
10. Mahkeme, Hükümetin iddiası bağlamında başvurunun esasının incelenmesini gerektiren sorunların ileri sürüldüğünü değerlendirmektedir. Mahkeme, öte yandan, başvurunun Sözleşme’nin 35. maddesinde belirtilen bir başka gerekçeyle açıkça dayanaktan yoksun veya kabul edilemez olmadığını tespit ederek, başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
11. Hükümet, ifade özgürlüğü hakkının başvuran tarafından kullanılmasına yönelik bir müdahalede bulunulmadığını ileri sürmektedir. Hükümet, şayet bir müdahalede bulunuluyorsa, bu müdahalenin 5275 sayılı Kanun’un 44. maddesinde öngörüldüğünü, birçok meşru amaç izlediğini ve demokratik bir toplumda gerekli olduğunu belirtmektedir.
12. Mahkeme, başvuran hakkında söz konusu dilekçenin içeriği nedeniyle verilen disiplin cezasının ilgilinin ifade özgürlüğü hakkını kullanmasına yönelik bir müdahale olarak değerlendirildiği kanısına varmaktadır (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis) Mehmet Çiftçi ve Suat Incedere/Türkiye, no. 21266/19 ve 21774/19, § 19, 18 Ocak 2022 ve Yıldırım Demir/Türkiye [Komite], no. 16363/19, § 12, 16 Kasım 2021). Mahkeme, bu müdahalenin, 5275 sayılı Kanun’un 44. maddesinin 3. fıkrasının I) bendi şeklinde yasal bir dayanağının olduğunu kaydetmektedir (yukarıda. 3. paragraf). Mahkeme ayrıca, bu müdahalenin özellikle düzenin korunması ve suçun önlenmesi yönünde meşru amaçlar izlediğini kabul edebilmektedir.
13. Mahkeme, müdahalenin gerekliliğiyle ilgili olarak, özellikle Bédat /İsviçre ([BD], no. 56925/08, §§ 48-54, 29 Mart 2016) ve Kula/Türkiye (no. 20233/06, §§ 45-46, 19 Haziran 2018) kararlarında özetlenen, ifade özgürlüğü konusunda içtihadından doğan ilkeleri hatırlatmaktadır.
14. Mahkeme somut olayda, ceza infaz kurumu idaresinin başvuranın PKK yasa dışı örgütü lehine propaganda yaptığı gerekçesiyle, ilgili hakkında ihtilaf konusu cezayı verdiğini gözlemlemektedir (yukarıda 3. paragraf). Mahkeme hâlbuki, ulusal mahkemelerin kararlarından, bu mahkemelerin başvuranın ifade özgürlüğü hakkı ile izlenen meşru amaçlar arasında kendi içtihatlarıyla belirlenen kriterlere uygun ve yeterli bir denge kurduklarının anlaşılmadığını kaydetmektedir. Nitekim, İnfaz Hâkimliği ilgilinin PKK lideri hakkında kamuoyu görüşü oluşturmaya çalıştığını ve bu eylemin ifade özgürlüğü kapsamına giremeyeceğini belirtmekle yetinmiştir (yukarıda 4. paragraf). Ağır Ceza Mahkemesi, İnfaz Hâkimliğinin kararının usule ve kanuna uygun olduğunu kaydetmekle yetinmiştir (yukarıda 5. paragraf). Anayasa Mahkemesi ise, somut olayda genel olarak, Anayasa’da öngörülen hak ve özgürlüklere yönelik herhangi bir müdahalenin olmadığı veya bu müdahalenin bir ihlal teşkil etmediği kanaatine varmıştır (yukarıda 6. paragraf).
15. Mahkeme, yukarıda belirtilenleri dikkate alarak, Hükümetin, ulusal makamlar tarafından ihtilaf konusu tedbiri haklı göstermek için ileri sürülen gerekçelerin yerinde ve yeterli olduğunu ve bu tedbirin demokratik bir toplumda gerekli olduğunu kanıtlamadığı kanaatine varmaktadır (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), yukarıda anılan Mehmet Çiftçi ve Suat Incedere kararı, §§ 21-22).
16. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
17. Başvuran, maruz kaldığı kanaatine vardığı manevi zarar için 12.000 avro, temsil masrafları için 1.050 avro ve Mahkeme önünde yürütülen yargılama kapsamında yapılan diğer masraf ve giderler için 350 avro talep etmektedir. Başvuran, bu bağlamda fatura veya avukatlık ücreti belgesi sunmaksızın, Türkiye Barolar Birliğinin ücret tarifesini ve diğer masraf ve giderlerin bir özetini sunmaktadır.
18. Hükümet, bu talepleri kabul etmemektedir.
19. Mahkeme, hakkaniyete uygun olarak, başvurana bu meblağ üzerinden ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 1.000 avro ödenmesine karar vermektedir (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), Yıldırım Demir/Türkiye [Komite], no. 16363/19, § 17, 16 Kasım 2021). Buna karşın, uygun kanıtlayıcı belgelerin bulunmaması dikkate alınarak, temsil masrafları ve diğer masraf ve giderler bağlamında başvuranın taleplerinin reddedilmesi gerekmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;a) Davalı Devlet tarafından başvurana, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek ve bu meblağ üzerinden ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 1.000 avro (bin avro) ödenmesine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu meblağa, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, 27 Haziran 2023 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Pauliine Koskelo
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan