AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ DÖRDÜNCÜ BÖLÜM CHURCH OF JESUS CHRIST OF LATTER-DAY SAINTS / BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI (Başvuru no. 7552/09) KARAR STRAZBURG 4 Mart 2014 KESİNLEŞME TARİHİ 4 Haziran 2014 © T.C. Adalet Bakanlığı, 2015. Bu gayriresmi çeviri, Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü İnsan Hakları Daire Başkanlığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme açısından bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü İnsan Hakları Daire Başkanlığına atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir. İşbukarar, Sözleşme’nin 44. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen koşullar çerçevesinde kesinleşmiştir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir. CHURCH OF JESUS CHRIST OF LATTER-DAY SAINTS 1 / BĠRLEġĠK KRALLIK KARARI Church of Jesus Christ of Latter-Day Saints / Birleşik Krallık davasında, Başkan Ineta Ziemele, Yargıçlar Päivi Hirvelä, Ledi Bianku, Nona Tsotsoria, Paul Mahoney, Krzysztof Wojtyczek, Faris Vehabović, ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Françoise Elens-Passos’un katılımıyla Daire halinde toplanan Avrupa Ġnsan Hakları Mahkemesi (Dördüncü Bölüm), 11 ġubat 2014 tarihinde gerçekleĢtirilen kapalı müzakereler sonucunda, aynı tarihte kabul edilen aĢağıdaki kararı vermiĢtir: USUL 1. Davanın temelinde, BirleĢik Krallık’ ta özel bir Ģahıs firması olarak kayıtlı dini bir örgüt olan Church of Jesus Christ of Latter-Day Saints (Ġsa Mesih’in Son Zaman Azizler Kilisesi) (“baĢvuran”) tarafından, Ġnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ĠliĢkin SözleĢme’nin (“SözleĢme”) 34. maddesine uygun olarak, 29 Ocak 2009 tarihinde, Büyük Britanya ve Kuzey Ġrlanda BirleĢik Krallığı aleyhine Mahkemeye yapılmıĢ olan bir baĢvuru (no. 7552/09) bulunmaktadır. 2. BaĢvuran, Mahkeme önünde, merkezi Londra’da bulunan Devonshires Solicitors avukatlık firmasına bağlı olarak görev yapan Daniel Clifford ve Pump Court Chambers firmasına bağlı olarak görev yapan Profesör Mark Hill tarafından temsil edilmiĢtir. BirleĢik Krallık Hükümeti 2 CHURCH OF JESUS CHRIST OF LATTER-DAY SAINTS / BĠRLEġĠK KRALLIK KARARI (“Hükümet”) ise, Ġngiltere DıĢ ĠĢleri Bakanlığında görev yapan temsilcisi A. Sornarajah tarafından temsil edilmiĢtir. 3. BaĢvuran, Lancashire kontluğunun Preston Ģehrinde bulunan tapınağının, kamuya açık dini ibadetlerde kullanılan binalar için tanınan emlak vergisinden muafiyet imkânından faydalandırılmamasının, tek baĢına ve SözleĢme’nin 14. maddesiyle bağlantılı olarak SözleĢme’nin 9. maddesi ve SözleĢme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamındaki haklarının ihlaline neden olduğunu iddia etmiĢtir. BaĢvuran, ayrıca, söz konusu Ģikâyetiyle ilgili olarak baĢvurabileceği etkin bir hukuk yolunun bulunmadığını ve bu durumun SözleĢme’nin 13. maddesinin ihlali anlamına geldiğini ileri sürmüĢtür. 4. BaĢvuru, 8 Nisan 2011 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiĢtir. Sonrasında, Mahkeme, somut baĢvurunun incelenmesini, Eweida ve Diğerleri / Birleşik Krallık (no. 48420/10, AĠHM 2013 (alıntılar)) davası karara bağlanana kadar ertelemiĢtir. OLAYLAR I. DAVANIN KOġULLARI 5. Dava konusu olaylar, taraflarca ileri sürüldüğü Ģekliyle, aĢağıdaki gibi özetlenebilir. 6. BaĢvuran Kilisenin, dünya genelinde Mormonlar olarak bilinen 12 milyondan fazla üyesi bulunmakta, bunlardan yaklaĢık 180 bini BirleĢik Krallık’ta veya Ġrlanda Cumhuriyeti’nde yaĢamaktadır. Yerel kilise cemaatleri, genellikle 100 ila 500 üyeden oluĢan ve yerel bir piskoposun baĢkanlık ettiği gruplar (ward) olarak adlandırılmaktadır. Her grup, yerel bir ibadet odasında toplanmaktadır. 5 ila 15 grup, bir bölgeyi (stake) oluĢturmaktadır. Her bölgede, büyük ibadet odalarından biri bölge merkezi CHURCH OF JESUS CHRIST OF LATTER-DAY SAINTS 3 / BĠRLEġĠK KRALLIK KARARI olarak belirlenmekte ve tüm grupların üyelerinin toplantıları söz konusu merkezde gerçekleĢtirilmektedir. 7. Ayrıca, baĢvuran Kilisenin, biri Londra’da diğeri ise Lancashire kontluğunun Preston Ģehrinde olmak üzere iki tapınağı bulunmaktadır. Tapınak, baĢvuran Kilisenin üyeleri tarafından Ġsa Mesih’in evi ve yeryüzündeki en kutsal mekânlardan biri olarak görülmektedir. Tapınakta düzenlenen törenler veya “ayinler”, Mormonlar açısından oldukça büyük dini öneme sahiptir ve Mormonlar, inançlarının bir gereği olarak, söz konusu törenlere sadece gerekli koĢulları karĢılayan kiĢilerin katılabileceğine inanmaktadırlar. BaĢvuran Kilisenin sadece geçerli bir “tavsiye mektubu” bulunan en dindar üyelerinin tapınaklara girme hakkı vardır. Bu durum, baĢvuran tarafından yayınlanmıĢ olan öğreti bildirgesinde açıklanmaktadır. “GĠRĠġ KOġULLARI Tapınağa girebilmeniz için geçerli bir tavsiye mektubunuz bulunmalıdır […] Sadece koĢulları karĢılayan kiĢilerin tapınağa giriĢine izin verilir […]. Tavsiye mektubu düzenlenebilmesi için, piskopos ile ilgili Kilise üyesi arasında özel bir mülakat yapılır. Bu sırada, Kilise üyesine, kendi kiĢisel davranıĢları, Kiliseye ve Kilise görevlilerine olan sadakati ve liyakati ile ilgili sorular sorulur. Ġlgili kiĢinin, ahlaki açıdan temiz olduğunu ve Bilgelik Sözüne uyduğunu, vergisini ödediğini [gelirinin yaklaĢık %10’unu Kiliseye verdiğini], Kilise öğretilerine uygun olarak yaĢadığını ve dinini değiĢtiren gruplarla herhangi bir bağının bulunmadığını ve onlara karĢı herhangi bir sempati duymadığını […] beyan etmesi gerekir. TAPINAĞA GĠRĠġ ĠÇĠN TAVSĠYE MEKTUBU ALMA SÜRECĠ BĠR ONAYLAMA SÜRECĠDĠR” Tavsiye mektubu verilebilmesi için karĢılanması gereken standartlar arasında; dürüstlük, kötü davranıĢlardan kaçınmak, aile sorumluluklarını yerine getirmek, evliliğe sadakat, sağlıklı yaĢam tarzı uygulamalarını benimsemek; boĢananlar açısından ise, nafaka kararlarına ve diğer yasal yükümlülüklere uymak gibi koĢullar yer almaktadır. 4 CHURCH OF JESUS CHRIST OF LATTER-DAY SAINTS / BĠRLEġĠK KRALLIK KARARI 8. Somut baĢvuru, Preston’da bulunan ve haftada ortalama 950 kiĢinin katıldığı dinsel törenlerin düzenlendiği bir tapınakla ilgilidir. 1988 Yerel Ġdareler Mali Kanunu (Local Government Finance Act) uyarınca, vergi takdir memurunun, kendi bölgesi için yerel bir vergi oranları listesi hazırlaması ve söz konusu listenin devamlılığını sağlaması gereklidir. Listede yer alan mekânlar, emlak vergisi ödemekle yükümlüdür. Yardım amaçlı kullanılan mekânlar içinse, emlak vergisinde %80’e kadar indirim hakkı tanınmaktadır. “Kamuya açık dini ibadet” yerleri ise, vergiden tamamen muaftır. 1998 yılında, Preston tapınağı, yardım amaçlı kullanılan bir mekân olarak listeye alınmıĢ ve bu nedenle, yalnızca %20 oranında vergi ödemekle yükümlü tutulmuĢtur. Ancak, söz konusu tapınağa, “kamuya açık dini ibadet” yerleri için uygulanan vergiden yasal olarak tam muafiyet imkânı verilmemiĢtir. Vergi takdir memuru, aynı alanda bulunan bölge merkezinin, ibadet odası, salonu ve ek odalarıyla birlikte, muafiyete tabi “hakla açık ibadet yeri” olduğunu kabul etmiĢtir. Alandaki diğer binalar ise, örneğin, misyonerlerin kalacakları binalar ve diğer bina eklentileri tam emlak vergisine tabidir. BaĢvuran, 1999/2000 mali yılında, Preston’da bulunan vergiye tabi tüm binaları için, toplam 117.360 Ġngiliz sterlini tutarında ödeme yapmıĢtır. 9. BaĢvuran, 5 Mart 2001 tarihinde, “kamuya açık dini ibadet” yerleri için tanınan haktan faydalanma talebiyle, tapınağın vergi listesinden çıkarılması için baĢvuruda bulunmuĢtur. Lancashire Vergi Mahkemesi (Valuation Tribunal), 21 Ekim 2004 tarihinde itiraz baĢvurusunu kabul etmiĢ ve yasa hükmü uyarınca tapınağa muafiyet tanınmasına karar vermiĢtir. Emlak Mahkemesi (Lands Tribunal) ise, 14 Aralık 2005 tarihinde söz konusu kararı bozmuĢtur. BaĢvuranın Ġstinaf Mahkemesine yaptığı itiraz baĢvurusu, 24 Kasım 2006 tarihinde reddedilmiĢtir. BaĢvuran, bunun üzerine Lordlar Kamarasına baĢvurmuĢtur. 10. BaĢvuran, Vergi Mahkemesi, Emlak Mahkemesi veya Ġstinaf Mahkemesi önünde SözleĢme kapsamında herhangi bir iddiada CHURCH OF JESUS CHRIST OF LATTER-DAY SAINTS 5 / BĠRLEġĠK KRALLIK KARARI bulunmamıĢtır. Ancak, baĢvuran, Lordlar Kamarasının izniyle kendisine temyize baĢvurma hakkı tanınması üzerine, söz konusu mevzuatın, gerek tek baĢına gerekse SözleĢme’nin 14. maddesiyle bağlantılı olarak SözleĢme’nin 9. maddesi ve SözleĢme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamındaki haklarıyla bağdaĢmadığını ileri sürmüĢtür. 11. Lordlar Kamarası, 30 Temmuz 2008 tarihinde, daha önce verdiği bir karara (Church of Jesus Christ of Latter-day Saints / Henning [1964] AC 420) dayanarak, iç hukukta “kamuya açık dini ibadet” yerinin kamuya açık olması gerektiğini belirterek, ek itiraz baĢvurusunu (Gallagher (Vergi Takdir Memuru) / Church of Jesus Christ of Latter-day Saints [2008] UKHL 56) oy birliğiyle reddetmiĢtir. BeĢ yargıçtan dördü, tapınağa uygulanan %20 oranında emlak vergisinin SözleĢme’nin 9. maddesi kapsamına girmediği, zira Mormonların söz konusu vergiye rağmen dinlerini serbestçe ortaya koymaya devam edebildikleri, ibadet yerinin kamuya açık olması koĢulunun tüm dini binalar için eĢit Ģekilde geçerli olduğu ve özel olarak Mormonlara yönelik olmadığı sonucuna vararak, baĢvuranın SözleĢme kapsamında dile getirdiği iddiaları reddetmiĢtir. Lord Hoffmann tarafından dile getirilen ve Lord Carswell ve Lord Mance’nin de katıldığı görüĢler aĢağıda belirtilmiĢtir: “13. Ancak, ileri sürülen ayrımcılığın, dini nedenlere dayalı bir ayrımcılık teĢkil edebilmesi için, SözleĢme’nin 9. maddesinde güvence altına alınan bir hak, somut davada dinini açıklama hakkı “kapsamına” girmesi gerekmektedir. Somut davada, tapınağın emlak vergisi ödeme yükümlülüğü (binanın yardım amaçlı kullanıldığı gerekçesiyle %80 oranında indirimli), Mormonların dinlerini ortaya koymalarına engel olmayacaktır. Ancak bu hususu kesin sonuç Ģeklinde öne sürmeyeceğim. ġayet mevzuatta sadece Mormonlara yönelik bir vergi uygulaması söz konusu olsa, Mormonlar belirlenen meblağı kolaylıkla ödeyebilecek güçte olsalar dahi, bu durumun SözleĢme’nin 9. maddesi kapsamına girdiğini söyleyebilirdim. Ancak, somut davada, Mormonların dinleri nedeniyle vergiye tabi tutulmaları gibi bir durum söz konusu değildir. Durum, sadece, Mormonların dinlerinin, vergi avantajından faydalanılabilmesi açısından yeterli kamu menfaati sağlanmasına imkân 6 CHURCH OF JESUS CHRIST OF LATTER-DAY SAINTS / BĠRLEġĠK KRALLIK KARARI vermemesinden ibarettir. Kanımca, bu noktada tamamen farklı bir sorun söz konusudur. 14. Örneğin, sebt gününü kutsal sayan bir kimsenin, dini nedenlerle, sebt gününde hizmet sunamadığı ve dolayısıyla farklı bir dine inanan kiĢilerden daha az para kazandığı gerekçesiyle kendisine karĢı ayrımcılık yapıldığı Ģeklinde bir Ģikâyette bulunacağını düĢünmüyorum. Bu noktada, M / Çalışma ve Emeklilik Bakanı [2006] UKHL 11; [2006] 2 AC 91 davasının örnek olarak verilebileceği kanısındayım. Söz konusu dava, bir kadının, erkek partneriyle birlikte yaĢıyor olsaydı, çocuğunun bakımıyla ilgili yükümlülüğünün azaltılabilecek olmasına iliĢkindir. Söz konusu kadın, cinsel eğilimi nedeniyle bayan partnerle yaĢamayı tercih ettiği için bu imkândan faydalanamamıĢtır. Bu davada, Lordlar Kamarası, ayrımcılık iddiasının, SözleĢme’nin 8. maddesi (aile hayatına ve özellikle de bayan bir partnerle yaĢama hakkına saygı) kapsamına girmediğine, zira bahsi geçen kadının, maddi bakımdan bir avantajdan faydalanamamasının, söz konusu hakka yönelik bir müdahale teĢkil etmekten çok uzak olduğuna karar vermiĢtir. Aynı durum, somut dava için de geçerlidir. 15. Ayrıca, bu durum dolaylı ayrımcılık olarak değerlendirilse dahi, söz konusu ayrımcılığın haklı gerekçelere dayandırıldığı söylenebilir. Parlamento, vergiden muafiyetin haklı kılınması açısından neyin yeterli kamu menfaati teĢkil edeceğine karar vermek konusunda geniĢ bir takdir yetkisine sahip olmalıdır. Parlamentonun, dini ibadetlerin halkın eriĢimine açık olmasının bu tür bir menfaat kapsamına girdiği görüĢünü benimsemeye hakkı olduğu kanısındayım.” Lord Hope (Craighead), Lord Hoffmann’ın görüĢlerine katılarak, aĢağıdaki sözleri ilave etmiĢtir. “31. […] Somut davanın, SözleĢme’nin 9. maddesi kapsamına girmediği kanısındayım. Tapınağa emlak vergisi uygulanması nedeniyle tapınakta ibadet etme hakkı kazanan kiĢilerin dinlerini veya inançlarını ortaya koymalarına engel olunmamıĢtır ve düzenleme, sadece inançları nedeniyle Mormonlara yönelik değildir. Söz konusu düzenleme, genel olarak, dini inanç ve uygulamaları gereği, kamuya açık dini ibadetlere katılmaları öngörülmeyen herkes için geçerlidir. Davanın, Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamına girdiğini düĢünmek daha kolaydır. Ancak söz konusu maddenin ikinci fıkrasında, Devletin, vergi, diğer katkı payı veya para cezalarının ödenmesini sağlama hakkı güvence altına alınmıĢtır. Parlamentonun CHURCH OF JESUS CHRIST OF LATTER-DAY SAINTS 7 / BĠRLEġĠK KRALLIK KARARI muafiyetin kapsamıyla ilgili olarak verdiği kararın, söz konusu fıkra ile tanınan takdir yetkisi dahilinde olduğu kanısındayım. [...]” Ancak, Lord Scott (Fascote), mutabık görüĢünde, SözleĢme’nin 9. maddesinin ihlal edilmediği kanaatine varmakla birlikte, çoğunluğun görüĢüne katılmayarak, muamele farklılığının söz konusu madde kapsamına girdiğini belirtmiĢtir. “49. Lord Hoffmann ve Lord Hope, tapınağa vergi muafiyeti tanınmamasının, SözleĢme’nin 9. maddesi kapsamına girmediğini belirtmiĢlerdir. Bu görüĢle ilgili endiĢelerim söz konusudur. Zira ayrımcılık teĢkil ettiği iddia edilen ve SözleĢme’nin 14. maddesinin ihlaline neden olduğu söylenen bir fiilin, kapsamı altında bulunduğu belirtilen esas maddenin fiilen ihlaline yol açmasının Ģart olmadığı hususu yerleĢik içtihat kapsamında yer almaktadır. Söz konusu fiilin sadece esas maddenin kapsamına girmesi yeterlidir. Ayrımcılık teĢkil eden ve belirli bir esas maddenin ihlaline neden olmayan bir fiilin, SözleĢme’nin 14. maddesinin ihlaline yol açtığının söylenebilmesi için söz konusu esas maddeyle hangi durumda yeterince iliĢkili sayılabileceğine dair içtihat uyarınca, bu durumun tespiti için gereken tek Ģey, fiilin söz konusu maddenin “kapsamında” olup olmadığının sorulmasıdır. Bu anlamda, kesin bir ölçüt bulunmamaktadır; koĢulla ilgili olarak, kendiliğinden ve belki de tatmin edici olmayacak bir Ģekilde esnek bırakılma durumu söz konusudur. Ancak, dini bir ibadet yerine veya bu amaçla kullanılan mekânlara girenlere vergi uygulanmasının, davanın kendine özgü koĢullarında, SözleĢme’nin 9. maddesinin ihlaline neden olabileceği ve dolayısıyla, bu tür mekânlar için vergi uygulanmasının, SözleĢme’nin 9. maddesi dıĢında baĢka bir madde kapsamına girdiği Ģeklinde değerlendirilmesinin zor olduğu kanaatindeyim. Bu nedenle, ikinci hususu, tapınağa vergi muafiyeti tanınmamasının, SözleĢme’nin 14. maddesinin amaçları gereği SözleĢme’nin 9. maddesi kapsamına girdiği Ģeklinde bir değerlendirme yaparak incelemeyi tercih ediyorum. 50. ġayet durum bu Ģekildeyse, haklı gerekçelere dayandırılması gereken bir ayrımcılık unsurunun söz konusu olduğu kanısındayım. Ayrımcılık, tapınağın, dini bir ibadethane olmasına rağmen, kamuya açık dini bir ibadethane olmadığı gerekçesiyle vergi muafiyetinden faydalandırılmaması noktasında söz konusu olmuĢtur. Mormon olmayan ve Mormon olduğu halde tapınağa girebilmesi için gerekli “tavsiye mektubu” bulunmayan hiç kimse, tapınağa girememektedir […] Dini ibadetlerde kullanılan mekânların vergi muafiyetinden faydalanabilmesi için öngörülen “kapılarının açık olması” koĢulu, kamuya açık olan ile olmayan dini ibadet yerleri 8 CHURCH OF JESUS CHRIST OF LATTER-DAY SAINTS / BĠRLEġĠK KRALLIK KARARI arasında, Mormonlar aleyhine ayrımcılık teĢkil etmektedir. ġayet bu durum doğruysa, ayrımcılığın kanuna aykırı sayılmaması için haklı gerekçelere dayandırılması gerekmektedir. 51.Kamuya açık dini ibadethanelerin vergi muafiyetinden faydalandırılmasının ve dini ibadetlerin sadece seçilmiĢ bazı kiĢilerin içeri girebileceği kapalı kapılar ardında gerçekleĢtirildiği mekânlar için söz konusu imkânın tanınmamasının, hiç tereddütsüz, haklı gerekçelere dayandırıldığı ve bu durumun SözleĢme’ye taraf Devletlerin her birine tanınan takdir yetkisi dahilinde olduğu kanaatindeyim. Ġlk olarak, Devletler, dini vecibelerin yerine getirilmesinin, gerek bunları yerine getiren bireyler gerekse söz konusu kiĢilerin ait olduğu toplum açısından faydalarının bulunduğu ve dolayısıyla dini ibadetlerin yapıldığı mekânlara vergi muafiyeti tanınmasının kamu yararına olduğu görüĢünü benimseyebilirler. Ancak, ikinci olarak, Devletler, dinin gerek bireyler gerekse toplum açısından faydaları bulunsa dahi, aynı zamanda bölücülüğe yol açabileceğini ve bazen de tehlikeli olabileceğini de kabul edebilirler. Bizimki gibi farklı etkin kökenlerden gelen, farklı ırklara mensup ve farklı kültür ve dini inanıĢları bulunan insanlardan oluĢan bir toplumda yaĢayanların, bu durumun farkında olmaması mümkün değildir. Din, toplumları birbirine bağlamakla birlikte, aralarındaki farklılıkları da daha belirgin hale getirebilmektedir. Bu durumda, dini ibadetlerde gizlilik, Ģüphelerin ve dayanaksız önyargıların ortaya çıkmasına ve büyümesine mahal verebilecek bir ortamın oluĢmasına yol açabilmektedir. Dini ibadetlerde açıklık ise, Ģüpheleri ve önyargıları ortadan kaldırabilmektedir. Devletin, dini ibadetlerde kullanılan mekânlar için, kamuya açık olması halinde vergiden muafiyet imkânının tanındığı, kamuya açık olmaması halinde ise söz konusu imkânın verilmediği genel bir politika benimsemesinin nedenlerini anlayabiliyorum. Kanaatimce, tapınağa vergi muafiyeti tanınmaması, SözleĢme’nin 9. maddesi veya aynı gerekçelerle SözleĢme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında değerlendirildiğinde, SözleĢme’nin 14. maddesinin ihlaline neden olmamaktadır.” CHURCH OF JESUS CHRIST OF LATTER-DAY SAINTS 9 / BĠRLEġĠK KRALLIK KARARI II. ĠLGĠLĠ ĠÇ HUKUK 12. 1988 Yerel Ġdareler Mali Kanunu’nun ilgili hükümleri aĢağıdaki gibidir: “Madde 41 – Yerel vergi listeleri (1) Bu bölüm uyarınca, vergi idaresinde görevli vergi takdir memuru, vergi listeleri (yerel emlak vergisi listeleri olarak adlandırılacaktır) hazırlayacak ve sonrasında söz konusu listelerin devamlılığını sağlayacaktır […] Madde 43 – Kullanılan mülkler için vergi ödeme yükümlülüğü (6) Bu fıkra, ilgili günde, vergi mükellefinin bir hayır kurumu veya bir hayır kurumunun yöneticisi olduğu ve ilgili mülkün, tamamen veya esas olarak yardım amacıyla (söz konusu hayır kurumu veya baĢka hayır kurumları açısından) kullanıldığı hallerde geçerlidir. Madde 51 – Muafiyet AĢağıda verilen Ek 5 kapsamında belirtilen koĢullara göre, bir mülkün, bu bölümün amaçları uyarınca, yerel emlak vergisinden hangi ölçüde muaf tutulabileceği tespit edilir. Ek 5, 11. madde – Dini ibadet yerleri, vb. (1) Bir mülk, aĢağıdaki unsurlardan herhangi birini içermesi halinde vergiden muaf tutulur. (a) Ġngiltere veya Galler Kilisesine […] bağlı olan veya yasa gereği ilk kez dini ibadethane olarak onaylanan dini bir ibadet yeri; (b) Kamuya açık dini ibadetlerin yerine getirilmesinde kullanılmak üzere, (a) bendi kapsamına giren bir mekâna bağlı olan bir kilise salonu, tapınak salonu veya benzer bir bina.” 13. Lordlar Kamarası, Church of Jesus Christ of Latter-day Saints / Henning [1964] AC 420 davasında, Surrey kontluğunun Godstone Ģehrinde bulunan Mormon tapınağının, “kamuya açık dini ibadet” yerleri için tanınan muafiyetten faydalandırılmamasına iliĢkin benzer bir Ģikâyeti incelemiĢtir. Lord Pearce, çoğunluğun da katıldığı görüĢünde, Ġngiltere Kilisesine bağlı 1601 kilisenin vergiye tabi olmadığını ve bu muafiyetin kapsamının 1833 10 CHURCH OF JESUS CHRIST OF LATTER-DAY SAINTS / BĠRLEġĠK KRALLIK KARARI yılında çıkarılan Yardım Vergisinden Muafiyet Kanunu (Poor Rate Exemption Act) ile geniĢletildiğini belirtmiĢtir. Bu bağlamda, “sadece kamuya açık dini ibadetlerin yerine getirileceği kiliseler, […] toplantı evleri veya mekânlar ya da bunlara bağlı kısımlar” da muafiyet kapsamına alınmıĢtır. Lord Pearce, sözlerine Ģu Ģekilde devam etmiĢtir: “1833 Kanunu ile, Anglikan kiliselerine tanınan muafiyet ayrıcalıklarının, diğer tarikatlara ait benzer ibadet yerleri için de geçerli olacak Ģekilde geniĢletilmesi amaçlanmıĢtır. Ġngiltere Kilisesinde ibadetler halka açık olarak yerine getirildiğinden, yani bu anlamda, ibadetler kamuya açık olduğundan, “kamuya açık” ifadesi ile, “kamuya açık dini ibadet” kapsamına, kamuya kapalı kapılar ardından gerçekleĢtirilen toplu ibadetlerin de girdiği Ģekilde daha öznel bir anlamın kastedilmiĢ olması muhtemel değildir. Bu nedenle, “kamuya açık dini ibadet yerleri” ifadesinin, ibadet edenlerin bakıĢ açısıyla bakıldığında özelden ziyade kamusal olduğu ifade edilse dahi, daha genel anlamda, halkın eriĢimine açık olmaması dolayısıyla kamuya açık alan olarak değerlendirilmeyen mekânları içerdiği Ģeklinde bir sonuca varmanın mümkün olmadığı görüĢündeyim. [...] Ayrıca, genel anlamda, Parlamentonun halka açık olmayan dini ibadetler için ayrıcalık tanımayı amaçlamıĢ olması da pek muhtemel değildir. Zira vergiden muafiyetler, kesin bir tutarlılık söz konusu olmasa dahi, genel olarak kamunun yararına olan faaliyetler için tanınmaktadır. Halka açık olan tüm dini ibadetlerde, dini hoĢgörünün söz konusu olduğu bir çağda, kamuya bazı ruhani hizmetler sunulması talep edilebilmektedir. […]” HUKUKĠ DEĞERLENDĠRME I. SÖZLEġME’NĠN 9. MADDESĠYLE BAĞLANTILI OLARAK 14. MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI HAKKINDA 14. BaĢvuran, Preston’da bulunan tapınağın, halka açık ibadet yerleri için tanınan emlak vergisinden muafiyet imkânından CHURCH OF JESUS CHRIST OF LATTER-DAY SAINTS 11 / BĠRLEġĠK KRALLIK KARARI faydalandırılmamasının, dini nedenlerle ayrımcılık yapıldığı anlamına geldiğini ve bu durumun SözleĢme’nin 9. maddesiyle bağlantılı olarak 14. maddesinin ihlaline neden olduğunu ileri sürmüĢtür. SözleĢme’nin 9. maddesi aĢağıdaki gibidir: “1. Herkes düĢünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir; bu hak, din veya inanç değiĢtirme özgürlüğü ile tek baĢına veya topluca, kamuya açık veya kapalı ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklama özgürlüğünü de içerir. 2. Din veya inancını açıklama özgürlüğü, sadece yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda kamu güvenliğinin, kamu düzeninin, genel sağlık veya ahlakın ya da baĢkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli sınırlamalara tabi tutulabilir.” SözleĢme’nin 14. maddesi aĢağıdaki gibidir: “Bu SözleĢme’de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa aidiyet, servet, doğum baĢta olmak üzere herhangi baĢka bir duruma dayalı hiçbir ayrımcılık gözetilmeksizin sağlanmalıdır.” 1. Tarafların Beyanları a. Hükümet 15. Hükümet, SözleĢme’nin 14. maddesinde bağımsız Ģekilde bir ayrımcılık yasağı hakkı öngörülmediğinden, söz konusu maddenin kapsamının SözleĢme’de öngörülen diğer hakların kullanımıyla yakından ve doğrudan bağlantılı sınırlar dahilinde tutulması gerektiğini beyan etmiĢtir. Hükümete göre, baĢvuran, vergi muafiyetinin kapsamı ile SözleĢme’nin 9. maddesi arasında herhangi somut bir iliĢki bulunduğunu ispatlayamamıĢtır. Dava konusu olaylar, SözleĢme’nin 9. maddesinde koruma altına alınan temel değerlerden ve konulardan çok uzaktır. Dolayısıyla, Hükümet, SözleĢme’nin 14. maddesinin uygulanamayacağını ve Ģikâyetin kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiğini belirtmiĢtir. 12 CHURCH OF JESUS CHRIST OF LATTER-DAY SAINTS / BĠRLEġĠK KRALLIK KARARI 16. Hükümet, ayrıca, baĢvuranın, 1988 Kanunu açısından diğer dini örgütlerden önemli ölçüde farklı bir durumda olduğunu da kanıtlayamadığını beyan etmiĢtir. Hükümete göre; öngörülen kural, genel nitelikli ve sadece binanın kullanımıyla ilgili olup, dini inanç temelinde herhangi bir ayrımcılık teĢkil etmemektedir. BaĢvuranın kamuya açık olan ibadet odaları ve bölge merkezleri gibi ibadet yerlerine, vergiden muafiyet imkânı tanınmıĢtır. Diğer dini örgütlerin de özel ve kamusal ibadet yerleri bulunmaktadır. Örneğin; Ġngiltere Kilisesine bağlı kiliseler genellikle kamuya açık olmakla birlikte, kapalı tarikatlar tarafından yönetilen dini binalar, okullar veya okullardaki ibadet odalarının kamuya açık olmaması durumu söz konusu olabilmektedir. Bu tür binaların kamuya açık olmaması halinde, vergiden muafiyet imkânı tanınmamaktadır. Hükümet, baĢvuran Kiliseye karĢı doğrudan herhangi bir ayrımcılık yapılmadığını ve somut Ģikâyetin dolaylı ayrımcılık olarak sınıflandırılması gerektiğini beyan etmiĢtir. Hükümet, bu kavramın SözleĢme’nin 14. maddesi kapsamında yer aldığının Mahkeme tarafından çok yakın bir zaman önce kabul edildiğini ve Mahkemenin, bu yeni kavram geliĢtirilirken, SözleĢme’nin 14. maddesinin kapsamının çok fazla geniĢletilmemesine dikkat etmesi gerektiğini belirtmiĢtir. Hükümete göre; bir tedbir veya uygulamanın etkisinin ayrımcılık teĢkil edecek nitelikte olduğu konusunda kesin olmayan delilleri ortaya koymak baĢvuranın görevidir; söz konusu tedbirin haklı gerekçelere dayandırılması konusundaki ispat yükümlülüğü ise Hükümete aittir. Hükümet, somut davada Ģikâyet edilen ancak tam olarak açıklanmamıĢ olan muamele farklılığının, bu koĢulu karĢılamadığını beyan etmiĢtir. 17. Hükümet, Mahkemenin, yukarıdaki açıklamaların aksine, somut davada ilk bakıĢta bir ayrımcılığın söz konusu olduğuna karar vermesi halinde, bu ayrımcılığın nesnel olarak haklı gerekçelere dayandırıldığını ileri sürmüĢtür. Hükümete göre; mevzuatın esas amacı, muafiyet imkânının, sadece kamu yararı sunan binalarla sınırlandırılmasıdır. Parlamentonun bu kararı, gerek gelirin kamu yararına kullanılmak üzere arttırılmasında CHURCH OF JESUS CHRIST OF LATTER-DAY SAINTS 13 / BĠRLEġĠK KRALLIK KARARI gerekse, daha özel olarak, Henning (bk. yukarıda par. 13) davasında Lord Pearce tarafından belirtilen “adillik ve kamu yararı hususlarında” “toplumun genel menfaatini” yansıtmaktadır. Lord Scott, mevzuatla ulaĢılmak istenen ikinci bir amaçtan bahsetmiĢ ve kültürel çeĢitliliğin söz konusu olduğu BirleĢik Krallık gibi bir toplumda, dini ibadetlerde gizliliğin bölücülüğe yol açabileceğini ve bazen de “tehlikeli” olabileceğini belirtmiĢtir (bk. yukarıda par. 11). Parlamento, 1988 Kanunu da dahil olmak üzere, Henning davasından itibaren çıkarılan vergi kanunlarında aynı meĢru amaçlara ulaĢılabilmesi bakımından aynı dengeyi kurmuĢtur. Hükümet, muafiyet uygulamasının, vergi muafiyetinin özel bir menfaatten ziyade kamu yararına dayalı olması gerektiği Ģeklindeki politika kararını yansıttığını ve arttırılan gelirin yerel idare tarafından kamu yararına kullanıldığını beyan etmiĢtir. Hükümet, dini bir bina içerisinde ibadet yoluyla doğrudan sağlanacak kamu yararı ile baĢvuran tarafından sunulacak dolaylı ve sınırları belli olmayan yararlar arasında bir ayrım yapmaya açıkça hakkı olduğunu belirtmiĢtir. 18. Ulusal makamlara, genellikle, gerek ekonomik veya sosyal stratejiyle ilgili genel tedbirlerin alınması gerekse kamu menfaatleri ile dini haklar arasında denge kurulması konusunda geniĢ bir takdir yetkisi tanınmıĢtır. Hükümete göre; baĢvuran, tapınak binası ve eklentilerine uygulanan %80 indirimli vergileri ödeme yükümlülüğünün, üyelerinin dini inançlarını ortaya koymaları açısından uygulamada herhangi bir etkisinin bulunduğunu kanıtlayamamıĢtır. BaĢvuranın belirttiği rakamlar, tüm tapınak alanı için ödenen vergilerle ilgilidir ve bu kapsamda tapınak binası ve eklentileri için ödenecek meblağ daha düĢüktür. Söz konusu meblağların, baĢvuranın oldukça fazla olan tüm kaynakları bağlamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Hükümet; Mahkemenin, SözleĢme’nin 14. maddesinin uygulanabileceği yönünde karar vermesi halinde, orantılılık koĢulunun açıkça karĢılandığı kanısındadır. 14 CHURCH OF JESUS CHRIST OF LATTER-DAY SAINTS / BĠRLEġĠK KRALLIK KARARI b. Başvuran 19. BaĢvuran, Preston tapınağı ile birlikte emanet veya giyinme odası, araç-gereç odaları, tapınak yönetimi için ayrılan ofis alanı ve tapınakta ibadet edenlerin faydalandıkları yemekhaneyi de içeren eklentilerinin, emlak vergisinin muaf olması gerektiğini ileri sürmüĢtür. Ancak, baĢvuran, Hükümet ile uyuĢmazlık yaĢadığı noktanın, tapınakla ilgili muafiyetin kesin kapsamından ziyade kuralıyla alakalı olduğunu vurgulamıĢtır. BaĢvuran, söz konusu vergi hükümlerinin farklı muameleye yol açtığını öne sürmüĢtür. BaĢvuranın iddiasına göre; kendisinin tapınağına vergi yükümlülüğü yüklenmiĢ, ancak söz konusu yükümlülük diğer dini yapılara uygulanmamıĢtır. Daha da önemlisi, baĢvuranın en kutsal mekân ve törenleri için vergi muafiyeti imkânı verilmemekle birlikte, diğer tarikatların tüm ibadetleri için muafiyet imkânı tanınmıĢtır. Bu ayrımın altında, Devletin taraflı varsayımları, basmakalıplar ve baĢvurana ve tapınakta gerçekleĢtirilen ibadetlere katılan üyelerine karĢı önyargılı bir Ģekilde uygulanan damgalama yaklaĢımı yatmaktadır. 20. Din temelinde ayrımcılık, SözleĢme’nin 14. maddesinde özel olarak belirtilen hususlardan biridir ve ancak çok önemli gerekçelerle haklı görülebilecektir. Hükümet, somut davadaki ayrımcılığı, Mahkeme tarafından sıkı olmayan bir denetime tabi tutulması gerektiğini ileri sürdüğü vergi hükümleri ve daha genel nitelikteki sosyal ve ekonomik düzenlemeler kapsamında ele alarak en aza indirgemeye çalıĢmıĢtır. Ancak, bu inceleme yöntemi, yapılması gerekenin tam tersi bir uygulamadır. Esas mesele, dini etkileyen tedbirlerin, vergi veya diğer sosyal veya ekonomik düzenlemelerin söz konusu olması nedeniyle daha yüzeysel bir incelemeye tabi tutulması değildir. Mesele, daha ziyade, vergi düzenlemelerinin ve sosyal ve ekonomik düzenlemelerin genellikle din dıĢı konularla alakalı olması ve dolayısıyla dini konulardaki ayrımların gerektiği daha katı inceleme sürecine tabi tutulmamasıdır. Preston tapınağının vergiden muaf tutulup CHURCH OF JESUS CHRIST OF LATTER-DAY SAINTS 15 / BĠRLEġĠK KRALLIK KARARI tutulmayacağına dair karar, sadece “ekonomik veya sosyal stratejiyle ilgili genel bir tedbir” olarak sınıflandırılamaz. Bu karar, açıkça vergiyle ilgili bir tedbir olmakla birlikte, rastlantısal olmaktan ziyade doğrudan dini örgütlere uygulanmıĢ ve farklı inançları nedeniyle belirli bir dini topluluğa orantısız yük yüklenmesine neden olmuĢtur. 21. BaĢvuran, kendi tapınağındaki ibadetlere, Ġngiltere Kilisesi ve diğer tarikatlara ait ibadet tesisleriyle aynı ölçüde saygı gösterilmesi ve aynı vergi muafiyet imkânının tanınması gerektiğini ileri sürmüĢtür. BaĢvurana göre; inananların anladığı Ģekliyle, tapınakta gerçekleĢtirilen ibadetler, niteliği gereği, sadece kendi isteğiyle tapınakta üstlenilen taahhütlere göre yaĢayan kiĢilerin katılımına izin verilmesini gerektirmektedir. Bu noktada, özel olmak veya kiĢisel menfaat sağlamak amacıyla gizli olarak gerçekleĢtirilen bir ibadet söz konusu değildir. Zira tapınak ibadeti, inananlar tarafından anlaĢıldığı Ģekliyle, kutsal nitelikte olması bakımından, gizlilik gerektirmektedir. Ortodoks kiliselerinde günah çıkartma hücreleri için ayrılan alan veya ikonostazın arka kısmında bulunan alan için vergi muafiyet imkânının tanınmaması konusunda ısrar edilmesi, somut durumla ilgili bir karĢılaĢtırma örneği olarak verilebilir. Tıpkı halkın bu tür alanlara girmeye davet edilmesinin kutsal uygulamaları bozacak olması gibi, halkın tapınak ibadetine katılabilmesine iliĢkin genel bir gerekliliğin söz konusu olması da tapınak ibadetinin doğasına zarar verecektir. BaĢvurana göre; Devlet görevlilerinin, dini uygulamaların niteliği ve etkisi konusundaki yanlıĢ anlamalara dayanarak veya söz konusu uygulamaların daha yaygın dinlerin uygulamalarından farklı olması nedeniyle, dinler arasında ayrımcılık teĢkil eden sınırlar çizmeleri uygun değildir. 22. BaĢvurana göre; farklı muamele yapıldığı tespit edildiğinde, söz konusu muamele farklılığının haklı gerekçelere dayandırılabileceğini ispatlama görevi davalı Devlete aittir. Hükümet, düzenlemenin meĢru amacının “vergi ödeme yükümlülüğünden muafiyet imkânının, sadece kamu yararı sunan binalarla sınırlandırılması” olduğunu belirtmiĢtir. BaĢvurana 16 CHURCH OF JESUS CHRIST OF LATTER-DAY SAINTS / BĠRLEġĠK KRALLIK KARARI göre; bu amaç, kural olarak meĢru nitelik taĢımakla birlikte, Hükümet, baĢvurana ait tapınakta gerçekleĢtirilen ibadetlerden aynı Ģekilde kamu yararı sağlanmadığını ispatlayamamıĢtır. Muamele farklılığı, nesnel etkenlerden kaynaklanmaktan ziyade, dinin kamu açısından nasıl fayda sağladığı konusundaki nesnel olmayan varsayımları yansıtmaktadır. Preston tapınağındaki dinsel törenlere haftada ortalama yaklaĢık 950 kiĢi katılmaktadır. Bu rakam, Ġngiltere Kilisesine bağlı kiliselere ve diğer dini ibadethanelere kıyasla daha düĢük değildir. Doğrudan tapınak ibadetinden sağlanan kamu yararları arasında, diğerlerinin yanı sıra, yardım amaçlı ve insani çabalara geniĢ katılım, iyi vatandaĢ olma taahhüdü, kiĢinin kendisini aile sorumluluklarına dikkatli bir Ģekilde adaması gibi unsurlar yer almaktadır. Tapınakta gerçekleĢtirilen toplu ibadet sırasında edilen ve sonrasında hayata geçirilen kutsal yeminler, toplumun tümünün yararınadır. Alınan vergi nedeniyle, mevcut para, baĢvuranın dini tanıklık ve yardım görevi için kullanılamamıĢ ve ek tapınak tesisi inĢa etme kapasitesinin düĢmesi söz konusu olmuĢtur. Genel olarak vergilendirme sistemlerinin iĢleyiĢi açısından kategorilerin geniĢ kapsamlı olarak düzenlenmesi gerektiği doğru olmakla birlikte, somut davada olduğu gibi, görünüĢte tarafsız bir düzenlemenin, baĢvuranın dinine uygulanması durumunda orantısız ve ayrımcılık teĢkil ettiği hallerde farklı bir durum söz konusu olmaktadır. Ayrımcılık teĢkil eden bir vergi düzenlemesi, sadece kapsamlı olduğu gerekçesiyle haklı kılınamaz. 2. Mahkemenin Değerlendirmesi a. Kabul Edilebilirlik Hakkında 23. Mahkeme, dini bir örgütün, üyeleri adına, tek baĢına ve SözleĢme’nin 14. maddesiyle bağlantılı olarak SözleĢme’nin 9. maddesi kapsamında güvence altına alınan hakları kullanabileceğini hatırlatmaktadır (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Cha’are Shalom Ve Tsedek / Fransa CHURCH OF JESUS CHRIST OF LATTER-DAY SAINTS 17 / BĠRLEġĠK KRALLIK KARARI [BD], no.27417/95, par. 72, AĠHM 2000-VII). Dolayısıyla, somut davada, SözleĢme’nin 34. maddesinin amaçları doğrultusunda, baĢvuran Kilisenin baĢvuru yapma hakkı olduğu söylenebilir. 24. AĢağıda belirtilen gerekçelerle, SözleĢme’nin 14. maddesinin somut davaya konu olan olaylara uygulanıp uygulanamayacağı hususu, Ģikâyetin esasıyla yakından bağlantılıdır. Bu nedenle, Mahkeme, SözleĢme’nin 14. maddesiyle bağlantılı olarak 9. maddesi kapsamındaki Ģikâyetin kabul edilebilirliğine dair incelemenin baĢvurunun esasına iliĢkin incelemeyle birleĢtirilmesine karar vermiĢtir. b. Esas Hakkında i. Genel ilkeler 25. Mahkeme, SözleĢme’nin 14. maddesinin SözleĢme ve Protokollerinin diğer esas hükümlerini tamamlar nitelikte olduğunu hatırlatmaktadır. Bu madde, sadece söz konusu hükümlerle güvence altına alınan “haklardan ve özgürlüklerden faydalanılması” bağlamında uygulanmaktadır ve dolayısıyla bağımsız bir nitelik taĢımamaktadır. SözleĢme’nin 14. maddesinin uygulanması, SözleĢme kapsamında güvence altına alınan esas haklardan herhangi birinin mutlak suretle ihlal edilmesi Ģartına bağlı değildir. Dava konusu olayların SözleĢme maddelerinden biri veya birkaçı “kapsamına” girmesi gerekli ve yeterlidir (bk. diğer kararlar arasında, Burden / Birleşik Krallık [BD], no. 13378/05, par. 58, 29 Nisan 2008). Bu nedenle, tek baĢına değerlendirildiğinde söz konusu hak veya özgürlüğün öngörüldüğü maddenin gereklerine uygun olan bir tedbir, SözleĢme’nin 14. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde, ayrımcı nitelik taĢımasından dolayı söz konusu maddenin ihlaline neden olabilmektedir (bk. örneğin, Belçika dil davası (esas), 23 Temmuz 1968, par. 9, Seri A no. 6, s. 33-34). Mahkeme, ayrıca, “dezavantaja konu olan durumun, […] güvence altına alınan bir hakkın kullanım yöntemlerinden biri olduğu” (bk. 18 CHURCH OF JESUS CHRIST OF LATTER-DAY SAINTS / BĠRLEġĠK KRALLIK KARARI 27 Ekim 1975 tarihli Belçika Ulusal Polis Sendikası / Belçika kararı, Seri A no. 19, s. 20, par. 45) veya Ģikâyet konusu tedbirin “güvence altına alınan bir hakkın kullanımıyla bağlantılı” olduğu hallerde, SözleĢme’nin 14. maddesinin söz konusu olacağını açıklamıĢtır (bk. 6 ġubat 1976 tarihli Schmidt ve Dahlström / İsveç kararı, Seri A no. 21, s. 17, par. 39). 26. Mahkemenin içtihadında, sadece tanımlanabilir bir niteliğe veya “duruma” dayanan muamele farklılıklarının SözleĢme’nin 14. maddesi kapsamında ayrımcılık teĢkil edebileceği belirtilmiĢtir (bk. Carson ve Diğerleri / Birleşik Krallık [BD], no. 42184/05, par. 61, AĠHM 2010). “Din”, SözleĢme’nin 14. maddesinde yasak olduğu belirtilen ayrımcılık gerekçeleri arasında özellikle sayılmıĢtır. 27. Genel olarak, SözleĢme’nin 14. maddesi kapsamında herhangi bir sorunun ortaya çıkması için, kıyaslanabilir veya benzer durumlarda bulunan kiĢilere yönelik farklı bir muamelenin söz konusu olması gerekmektedir (Burden / Birleşik Krallık [BD], no. 13378/05, par. 60, AĠHM 2008‑). Ancak, SözleĢme’nin 14. maddesinde öngörülen ayrımcılık yasağının tek yönü bu değildir. Devletlerin, nesnel ve makul bir gerekçe olmaksızın, benzer durumlardaki kiĢilere farklı muamelede bulunmaları halinde de SözleĢme’de güvence altına alınan hakların kullanımı konusunda ayrımcılığa maruz bırakılmama hakkının ihlali söz konusu olmaktadır (Thlimmenos / Yunanistan [BD], no. 34369/97, par. 44, AĠHM 2000-IV; ayrıca bk. D.H. ve Diğerleri / Çek Cumhuriyeti [BD], no. 57325/00, par. 175, AĠHM 2007; Runkee ve White / Birleşik Krallık, no. 42949/98 ve 53134/99, par. 35, 10 May 2007; yukarıda anılan Eweida ve Diğerleri, par. 87). 28. Nesnel ve makul bir gerekçenin söz konusu olmaması, diğer bir ifadeyle, meĢru bir amacın bulunmaması veya ulaĢılmak istenen amaç ile kullanılan yöntemler arasında makul bir orantılılık iliĢkisinin mevcut olmaması halinde, benzer durumlardaki kiĢiler arasındaki bu tür bir CHURCH OF JESUS CHRIST OF LATTER-DAY SAINTS 19 / BĠRLEġĠK KRALLIK KARARI muamele farklılığı veya farklı durumlardaki kiĢilere farklı muamelede bulunulmaması ayrımcılık teĢkil edecektir. SözleĢme’ye taraf olan Devletler, benzer durumlarda söz konusu olan farklılıkların, farklı bir muamele yapılmasını haklı kılıp kılmayacağının ve ne ölçüde haklı kılacağının değerlendirilmesi konusunda takdir yetkisine sahiptir (yukarıda anılan Burden, par. 60; yukarıda anılan Eweida, par. 88). Söz konusu yetkinin kapsamı, içinde bulunulan koĢullara, davanın konusuna ve davanın geçmiĢine bağlı olarak değiĢmektedir (yukarıda anılan Carson ve Diğerleri, par. 61). 29. Son olarak, Mahkeme, bu bağlamda, SözleĢme’de güvence altına alınan din özgürlüğü kapsamında, Devlete, dini inançların veya bu tür inançları ortaya koymak amacıyla kullanılan yöntemlerin meĢru olup olmadığının belirlenmesi konusunda, çok istisnai durumlar dıĢında, herhangi bir takdir payı bırakılmadığını hatırlatmaktadır (Hasan ve Chaush / Bulgaristan [BD], no. 30985/96, par. 78, AĠHM 2000-XI). Bu nedenle, Devlet, din özgürlüğü alanındaki düzenleyici yetkisini kullanırken ve farklı din, tarikat ve inançlarla olan iliĢkilerinde yansız ve tarafsız kalmakla yükümlüdür (bk. Bessarabia Metropolitan Kilisesi ve Diğerleri / Moldova, no. 45701/99, par. 116, AĠHM 2001-XII; Religionsgemeinschaft der Zeugen Jehovas ve Diğerleri / Avusturya, no. 40825/98, par. 97, 31 Temmuz 2008; Savez crkava “Riječ života” ve Diğerleri / Hırvatistan, no. 7798/08, par. 88, 9 Aralık 2010). Mahkeme, SözleĢme’nin 9. maddesi uyarınca Devlet makamlarının din alanındaki yetkilerini kullanırken tarafsız kalma yükümlülüklerinin ve SözleĢme’nin 14. maddesinde öngörülen din temelinde ayrımcılık yapılmaması koĢulunun, dini gruplara vergiden muafiyet imkânı tanıyan bir sistemin kurulması halinde, muafiyet talep eden tüm dini gruplara bu imkândan faydalanmak üzere eĢit baĢvuru fırsatı tanınmasını ve belirlenen kriterlerin ayrımcılık teĢkil etmeyecek Ģekilde uygulanmasını gerektirdiği kanısındadır (bk. bu davaya uygulanabildiği 20 CHURCH OF JESUS CHRIST OF LATTER-DAY SAINTS / BĠRLEġĠK KRALLIK KARARI ölçüde, yukarıda anılan Religionsgemeinschaft der Zeugen Jehovas ve Diğerleri, par. 92). ii. Söz konusu ilkelerin somut davaya uygulanması 30. BaĢvuranın Ģikâyeti, Preston’da bulunan tapınağının vergi durumuna iliĢkindir. Söz konusu bina, baĢvuran Kilisenin üyeleri tarafından, en kutsal merkez olarak görülmektedir. Bu bina, bağlılığını kanıtlayan ve “tavsiye mektubu” verilen kiĢiler tarafından, cemaat halinde dini ibadetlerin gerçekleĢtirildiği bir mekân olarak kullanılmaktadır (bk. yukarıda par. 6- 7). Ġç hukuktaki yargılamalarda, Lordlar Kamarası yargıçlarının çoğunluğunun görüĢü, Ģikâyetin konusunun SözleĢme’nin 9. maddesi kapsamına girmediği, dolayısıyla SözleĢme’nin 14. maddesinin uygulanamayacağı yönünde olmuĢtur. Söz konusu yargıçlar, vergiden muafiyet imkânı verilmemesinin, Mormonların dinlerini ortaya koymalarına engel teĢkil etmediği, vergi muafiyetiyle ilgili kuralların tüm dini gruplara tarafsız bir Ģekilde uygulandığı ve özel olarak baĢvuran Kiliseye yönelik olmadığı kanaatine varmıĢlardır (bk. yukarıda par. 11). Bazı durumlarda, dini binaların vergiye tabi tutulması sonucunda ortaya çıkan masraflar gibi, bu tür binaların iĢletimiyle ilgili hususlar dini grupların dini inançlarını açıklama haklarını etkileyebilmekle birlikte, Mahkeme, somut davaya konu olan olaylarla ilgili olarak ulusal mahkemeler tarafından yapılan değerlendirmeyi anlayıĢla karĢılayabilmektedir (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Association Les Témoins de Jéhovah / Fransa, no. 8916/05, par. 48-54, 30 Haziran 2011). Ancak, Mahkeme, somut davanın koĢullarında, SözleĢme’nin 14. maddesinin uygulanabilmesi bakımından, baĢvuranın vergi muafiyet düzenlemesinin kendisine uygulanması hususundaki Ģikâyetinin SözleĢme’nin 9. maddesi kapsamına girip girmediği konusunda karar verme gereği duymamaktadır. Zira Mahkeme, aĢağıda belirtilen gerekçelerle, ayrımcılık iddiasının esas yönünden dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varmıĢtır. CHURCH OF JESUS CHRIST OF LATTER-DAY SAINTS 21 / BĠRLEġĠK KRALLIK KARARI 31. BaĢvuran Kilise, farklı muamele yapıldığını kanıtlayabilmek amacıyla, tam vergi muafiyetinin sadece “kamuya açık ibadet” için tahsis edilen binalara tanınmasını öngören kanunun, en kutsal olanları da dahil, hiçbir ibadet yerine eriĢim kısıtlaması getirmeyen diğer inançlara kıyasla, sadece geçerli bir “tavsiye mektubu” bulunan en dindar üyelerin tapınağa girme hakkı olduğuna dair öğretisinin niteliği nedeniyle, Mormon Kilisesinin maddi açıdan daha düĢük bir avantaj elde etmesine yol açtığı görüĢüne dayanmıĢtır. Mahkeme, baĢvuranın Ģikâyetinin, en fazla dolaylı ayrımcılık olarak sınıflandırılabileceği yönündeki Hükümet görüĢüne katılmaktadır. Ancak, dava konusu olaylar bağlamında, söz konusu vergi kanununun, Ġngiltere Kilisenin özel ibadet odaları da dahil, tüm dini örgütlere aynı Ģekilde uygulandığı ve aynı sonucu doğurduğu dikkate alındığında, baĢvuran Kilisenin Preston’daki tapınağının muafiyet imkânından faydalandırılmamasının, karĢılaĢtırılabilir gruplar arasında herhangi bir muamele farklılığına yol açıp açmadığı konusu Ģüpheye açıktır. Mahkeme, baĢvuran kilisenin, tapınaklarındaki ibadetlere iliĢkin öğretisi nedeniyle diğer kiliselerden farklı bir durumda olduğu ve bu durumun, tartıĢma konusu vergiden muafiyeti de içerecek Ģekilde farklı bir muameleyi gerektirdiği kanaatine de varamamıĢtır. Zira diğer inançlarda da, aynı Ģekilde, öğretilerden kaynaklı nedenlerle bazı ibadet yerleri kamunun eriĢimine açık değildir. 32. Ayrıca, Mahkeme, vergi kanununun uygulanması nedeniyle baĢvuran Kilisenin uğradığı zararın, makul ve nesnel bir Ģekilde haklı gerekçelere dayandırıldığı kanısındadır. Bu kapsamda, Mahkeme, vergi muafiyetinin ilk olarak kamuya açık ibadet yerleri için 1833 yılında çıkarılan Yardım Vergisinden Muafiyet Kanunu ile öngörüldüğünü belirtmiĢtir. Henning davasında Lord Pearce tarafından da açıklandığı üzere, söz konusu muafiyetin amacı, 1833 yılında getirildiği andan itibaren, kamuya hizmet eden dini tesislere fayda sağlanmasıdır ve söz konusu kilisede “kapılar açık bir Ģekilde ibadet edilmesi” halinde de bu durum 22 CHURCH OF JESUS CHRIST OF LATTER-DAY SAINTS / BĠRLEġĠK KRALLIK KARARI geçerlidir (bk. yukarıda par. 13). Lordlar Kamarası, dini hizmetlerin kamunun eriĢimine açık olarak sunulmasında kamu yararının söz konusu olduğu kanaatine varmıĢtır. Bu anlamda, Lord Scott (Fascote), dini ibadetlerde bu tür bir açıklığın, çok dinli bir toplumda Ģüpheleri ve önyargıları ortadan kaldırabileceğini belirtmiĢtir (bk. yukarıda par. 11). 33. Mahkemenin yerleĢik içtihatları uyarınca, SözleĢme’ye taraf olan Devletlere, herhangi bir müdahalenin gerekli olup olmadığı ve ne ölçüde gerekli olduğu konusunda bir karara varılması hususunda belirli ölçüde takdir yetkisi tanınmaktadır. Hükümet tarafından da belirtildiği üzere, ekonomik veya sosyal stratejiyle ilgili genel tedbirler söz konusu olduğunda, Devletlere genellikle geniĢ takdir yetkisi tanındığı doğrudur. Bunun sebebi, kendi toplumları ve toplumlarının ihtiyaçları hakkında doğrudan bilgi sahibi olmaları nedeniyle, ulusal makamların, neyin “kamu yararına” olduğunu, kural olarak, uluslararası bir yargıçtan daha baĢarılı bir Ģekilde değerlendirebilecek olmasıdır (bk. James ve Diğerleri /Birleşik Krallık, 21 ġubat 1986, par. 46, Seri A no. 98; ayrıca bk. örneğin, National & Provincial Building Society, Leeds Permanent Building Society ve Yorkshire Building Society / Birleşik Krallık, 23 Ekim 1997, par. 80, Derlemeler 1997-VII). Dini hizmet ve binalara eriĢim konusunda kamu yararının sağlanması amacıyla vergi muafiyet imkânı tanıma politikası, Devlet makamlarının geniĢ takdir yetkisine sahip oldukları genel bir sosyal strateji olarak sınıflandırılabilir. Ancak, demokratik toplum kavramının gerektirdiği gibi, dini çoğulculuğun doğru bir Ģekilde sürdürülebilmesinin önemi dikkate alındığında (bk. yukarıda anılan Kokkinakis, par. 31), söz konusu tedbirin baĢvuran Kilise açısından orantısız sonuçlar doğurmamasına dikkat edilmesi gerekmektedir. 34. Bu bağlamda, Mahkeme, baĢvuran Kiliseye ait olan ibadet odaları ve bölge merkezleri gibi kamuya açık tüm ibadet yerleri için vergiden tam muafiyet imkânı tanındığına dikkat çekmektedir. Aslında, Preston Ģehrinde bulunan tapınakla aynı alan içerisinde yer alan bölge merkezi, “kamuya açık CHURCH OF JESUS CHRIST OF LATTER-DAY SAINTS 23 / BĠRLEġĠK KRALLIK KARARI dini ibadet yeri” olarak kabul edilmiĢ ve yasal muafiyet imkânından faydalandırılmıĢtır (bk. yukarıda par. 8). Kamuya açık olmayan tapınak içinse tam muafiyet imkânı tanınmamıĢ, ancak yardım amaçlı kullanılması nedeniyle, vergide %80 oranında indirim uygulanmıĢtır (bk. yukarıda par. 8). %80 oranında vergi indiriminin, baĢvuranın, tapınak ibadetinin niteliğinden kaynaklandığını belirttiği kamu yararı unsurlarını yansıttığı söylenebilir. ġikâyet konusu tedbiri öngören mevzuat, amaçları ve etkileri bakımından, Mormonların inançlarının meĢruluğuyla alakalı değildir. Söz konusu mevzuat tarafsız nitelik taĢımaktadır, zira dini inançların gizli bir Ģekilde ortaya konulması noktasında tüm dini gruplara aynı Ģekilde uygulanmakta ve aslında Ġngiltere’de resmi olarak kurulmuĢ olan Hristiyan Kilisesinin özel ibadet odaları açısından da aynı olumsuz sonuçlara yol açmaktadır. Ayrıca, geriye kalan vergi miktarı düĢük bir meblağ olup, Ģikâyet konusu tedbirin baĢvuran üzerindeki etkisi, Kurtuluş Ordusu Moskova Şubesi/Rusya (no. 72881/01, AĠHM 2006-XI), Religionsgemeinschaft der Zeugen Jehovas ve Diğerleri / Avusturya (no. 40825/98, 31 Temmuz 2008) ve Savez crkava “Riječživota” ve Diğerleri / Hırvatistan (no. 7798/08, 9 Aralık 2010) gibi davalarda baĢvuranların uğradıkları zararlarla kıyaslanamayacak düzeydedir. 35. Sonuç olarak, Mahkeme, ibadet yerleri için tanınan vergi muafiyeti bakımından, benzer durumlarda bulunan dini gruplar arasında herhangi bir muamele farklılığının tespit edildiğinin söylenebilecek olması halinde, bu tür bir muamele farklılığının makul ve nesnel bir gerekçesinin bulunduğu kanaatindedir. Özellikle, Ģikâyet konusu tedbirin kamu yararına meĢru bir amacı bulunmaktadır ve ulaĢılmak istenen amaç ile kullanılan yöntemler arasında makul bir orantılılık iliĢkisi söz konusudur. Devletin din özgürlüğü alanındaki düzenleyici yetkilerini kullanmasıyla ilgili olarak SözleĢme’nin 9. maddesi uyarınca öngörülen yükümlülükler dikkate alındığında dahi, ulusal makamların bu bağlamda kendilerine tanınan takdir yetkisini aĢtıkları söylenemez. Dolayısıyla, Mahkeme, baĢvuran Kilisenin, 9. maddeyle 24 CHURCH OF JESUS CHRIST OF LATTER-DAY SAINTS / BĠRLEġĠK KRALLIK KARARI bağlantılı olarak 14. maddeye aykırı Ģekilde ayrımcılığa maruz bırakıldığı kanısında değildir. 36. Sonuç olarak, Mahkeme, yukarıda belirtilen Ģüpheleri de dikkate alarak, 9. maddeyle bağlantılı olarak 14. madde kapsamında dile getirilen Ģikâyetin kabul edilebilir olduğu, ancak ihlal bulunmadığı sonucuna varmıĢtır. II. TEK BAġINA SÖZLEġME’NĠN 9. MADDESĠNĠN VE TEK BAġINA VE SÖZLEġME’NĠN 14. MADDESĠYLE BAĞLANTILI OLARAK SÖZLEġME’YE EK 1 NO.LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĠNĠN ĠDDĠA EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI HAKKINDA 37. Ayrıca, baĢvuran, tam vergi muafiyetinden faydalandırılmamasının, üyelerinin dini inançlarını açıklama haklarının ihlaline neden olduğunu ve bu durumun tek baĢına SözleĢme’nin 9. maddesine (madde metni için, bk. yukarıda par. 14) aykırılık teĢkil ettiğini ileri sürmüĢtür. BaĢvuran, ayrıca, emlak vergisi uygulamasının, mülkiyetinden yoksun bırakılması anlamına geldiğini, emlak vergisinin yasal muafiyet talebinde bulunabilen diğer dini örgütlere uygulanmaması nedeniyle ayrımcılığın söz konusu olduğunu ve bu durumun, tek baĢına ve SözleĢme’nin 14. maddesiyle bağlantılı olarak, Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamındaki haklarının ihlaline yol açtığını iddia etmiĢtir. Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi aĢağıdaki gibidir: “Her gerçek ve tüzel kiĢinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koĢullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da baĢka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.” CHURCH OF JESUS CHRIST OF LATTER-DAY SAINTS 25 / BĠRLEġĠK KRALLIK KARARI 38. Söz konusu tedbirin, baĢvuran Kilisenin üyelerinin 9. madde kapsamındaki haklarına yönelik bir müdahale teĢkil edip etmediği konusu Ģüpheye açıktır. Kilisenin kamuya açık diğer ibadet yerleri için uygulanmayan %20 oranında vergi ödeme yükümlülüğünün tapınak üzerindeki etkisinin nispeten az olması, somut davayı, Devletin belirli bir dini gruba yönelik mali politikası nedeniyle önemli bir maddi zararın söz konusu olduğu diğer davalardan farklı kılmaktadır. (örneğin, yukarıda anılan Association Les Témoins de / Fransa kararıyla karĢılaĢtırınız). Her halükarda, Mahkeme, kamuya açık dini ibadetlerde kullanılan binaların vergiden muaf tutulması politikasının SözleĢme’nin 14 ve 9. maddeleri uyarınca Devletin takdir yetkisi kapsamına girdiği yönündeki tespit ıĢığında, tek baĢına SözleĢme’nin 9. maddesi ve tek baĢına ve SözleĢme’nin 14. maddesiyle bağlantılı olarak SözleĢme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında dile getirilen Ģikâyetlerin ayrıca ayrıntılı bir Ģekilde incelenmesine gerek olmadığı kanısına varmıĢtır. Zira Mahkeme, dava konusu olaylar bağlamında, söz konusu hükümlerle ilgili olarak Devlete tanınacak takdir yetkisinin, 9. maddeyle bağlantılı olarak 14. madde kapsamında tanınanla aynı düzeyde veya daha fazla olacağı kanaatindedir. 39. Dolayısıyla, Mahkeme, söz konusu Ģikâyetleri kabul edilebilirlik veya esas bakımından ayrıca incelemeye gerek görmemiĢtir. II. SÖZLEġME’NĠN 13. MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI HAKKINDA 40. BaĢvuran, son olarak, emsal niteliğindeki Henning kararının kendisi açısından bağlayıcı olduğunu belirten Lordlar Kamarasının bu yöndeki kanaatinin, SözleĢme’nin 13. maddesi kapsamında etkin bir baĢvuru yolundan faydalanamamasına neden olduğunu ileri sürmüĢtür. Söz konusu madde aĢağıdaki gibidir: 26 CHURCH OF JESUS CHRIST OF LATTER-DAY SAINTS / BĠRLEġĠK KRALLIK KARARI “Bu SözleĢme’de tanınmıĢ olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, söz konusu ihlal resmi bir hizmetin ifası için davranan kiĢiler tarafından gerçekleĢtirilmiĢ olsa dahi, ulusal bir merci önünde etkili bir yola baĢvurma hakkına sahiptir.” 41. Mahkeme, yerleĢik içtihadına atıfta bulunarak, SözleĢme’nin 13. maddesi uyarınca, SözleĢme kapsamında dile getirilen “savunulabilir bir Ģikâyetin” esas yönünden incelenmesini ve uygun tazmin imkânının verilmesini sağlayacak bir iç hukuk yolunun mevcut olması gerektiğini hatırlatmaktadır. SözleĢme’ye taraf olan Devletlere, bu hüküm kapsamındaki yükümlülüklerini ne Ģekilde yerine getirecekleri konusunda belirli ölçüde takdir yetkisi tanınmaktadır. 13. maddede öngörülen yükümlülüğün kapsamı, baĢvuranın SözleĢme kapsamında dile getirdiği Ģikâyetin niteliğine göre değiĢmektedir. Bununla birlikte, 13. maddenin gerektirdiği hukuk yolu, gerek kanunda gerekse uygulamada “etkin” olmalıdır (bk. örneğin, McGlinchey ve Diğerleri / Birleşik Krallık, no. 50390/99, par. 62, AĠHM 2003-V). 42. Somut davada, baĢvuran Kilisenin faydalanabileceği uygun ve etkin bir iç hukuk yolunun mevcut olduğu açıkça görülmektedir. BaĢvuran, SözleĢme ile ilgili Ģikâyetlerini Yüksek Mahkeme ve Ġstinaf Mahkemesi önünde dile getirmemeyi tercih etmesine rağmen, SözleĢme kapsamındaki söz konusu yeni iddialarını Lordlar Kamarası önünde dile getirmesine imkân tanınmıĢtır. Sonucun baĢvuranın lehine olmaması, hukuk yolunun prensipte etkin olmadığı anlamına gelmemektedir. SözleĢme’nin 13. maddesine uygunluk, baĢvuran lehine bir sonuca varılmasına bağlı değildir (bk. örneğin, Ramirez Sanchez / Fransa [BD], no. 59450/00, par. 159, AĠHM 2006-IX). 43. Sonuç olarak, Mahkeme, baĢvuranın SözleĢme’nin 13. maddesi kapsamındaki Ģikâyetinin açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve kabul edilemeyeceği, dolayısıyla SözleĢme’nin 35. maddesinin 3(a) ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerektiği kanaatindedir. CHURCH OF JESUS CHRIST OF LATTER-DAY SAINTS 27 / BĠRLEġĠK KRALLIK KARARI BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BĠRLĠĞĠYLE, 1. SözleĢme’nin 13. maddesi kapsamındaki Ģikâyetin kabul edilemez olduğuna, SözleĢme’nin 9. maddesi ile bağlantılı olarak 14. maddesi kapsamında dile getirilen Ģikâyetin ise kabul edilebilir olduğuna; 2. SözleĢme’nin 9. maddesiyle bağlantılı olarak 14. maddesinin ihlal edilmediğine; 3. Tek baĢına ve SözleĢme’nin 14. maddesiyle bağlantılı olarak SözleĢme’nin 9. maddesi ve SözleĢme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında dile getirilen Ģikâyetlerin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına karar vermiştir. ĠĢbu karar, Ġngilizce olarak tanzim edilmiĢ ve Mahkeme Ġç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 4 Mart 2014 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiĢtir. Françoise Elens-Passos Ineta Ziemele Yazı ĠĢleri Müdürü BaĢkan SözleĢme’nin 45/2 maddesi ve Mahkeme Ġçtüzüğü’nün 74/2 maddesi uyarınca, iĢbu karara, yargıçlardan Ziemele ve Hirvela’nın farklı görüĢü eklenmiĢtir. I.Z. F.E.P. 28 CHURCH OF JESUS CHRIST OF LATTER-DAY SAINTS / BĠRLEġĠK KRALLIK KARARI YARGIÇLAR ZIEMELE VE HIRVELA’NIN MÜġTEREK MUTABIK GÖRÜġÜ 1. Somut davada verilen karara esas yönünden katılmakla birlikte, Lordlar Kamarasında yargıçların çoğunluğunun belirttiği gerekçelerin kabul edilmesini tercih ederdik. Lordlar Kamarasında yargıçların çoğunluğu tarafından da belirtildiği üzere, somut davaya konu olan olayların SözleĢme’nin 9. maddesi kapsamına girmediği (par. 11) ve dolayısıyla SözleĢme’nin 14. maddesi bakımından herhangi bir sorunun ortaya çıkmadığı kanısındayım. Mahkeme önünde, vergiyle ilgili tedbirlerin din özgürlüğünü etkilediği davaların bulunduğu doğrudur (par. 30). Ancak, somut davada böyle bir durum söz konusu değildir. 2. Mahkemenin, dava konusu olayların izin verdiği ölçüde “kapsam” kavramının sınırlarını belirlemesinin önemli olduğuna inanıyoruz. Her durumun SözleĢme’de öngörülen herhangi bir hakkın kapsamına girdiği Ģeklinde bir görüĢün savunulması mümkün değildir. Somut davada, vergi muafiyeti düzenlemesinin, gerçek anlamda SözleĢme’nin 9. maddesi kapsamına girmese dahi SözleĢme’nin 14. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği (par. 30) kabul edildiği takdirde, Mahkemenin değerlendirme yöntemi çok daha az anlaĢılır hale gelecektir. Görüldüğü üzere, somut davada, Mahkeme, “kapsam” kavramını her zamankinden daha geniĢ bir Ģekilde yorumlamıĢ ve bu Ģekilde, SözleĢme’nin 14. maddesine, SözleĢme’de öngörülmeyen bağımsız bir nitelik yüklemiĢtir. 3. Vergi muafiyeti bir ayrıcalıktır, hak değildir. Bu ayrıcalığın uygulanması, din özgürlüğüne yönelik herhangi bir müdahale teĢkil etmemiĢtir ve dolayısıyla somut davaya konu olan olayların SözleĢme’nin 9. maddesi kapsamına girmediği kanaatindeyiz. Bu bakımdan, somut davanın kabul edilemez olduğuna karar verilmesini tercih ederdik.
Full & Egal Universal Law Academy