© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2015. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Daha fazla bilgi için, bu belgenin sonunda bulunan yazarın telif hakkı ile ilgili kısmı okuyabilirsiniz.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2015. This translation was commissioned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court. For further information see the full copyright at the end of this document.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2015. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund). Elle ne lie pas la Cour. Pour plus de renseignements veuillez lire l’indication de copyright/droits d’auteur à la fin du présent document.
Mahkeme İçtihadına İlişkin Bilgi Notu No. 173
Nisan 2014
National Union of Rail, Maritime and Transport Workers - Birleşik Krallık - 31045/10
Son karar 8.4.2014 [IV. Daire]
11. madde
11-1. madde
Örgütlenme Özgürlüğü
Bir iş uyuşmazlığının tarafı olmayan işverene karşı ikincil endüstriyel eylem yapılması yasağı: ihlal edilmediğine
Olaylar – Birleşik Krallık’ta ikincil endüstriyel eylem (birincil eylemin aksine) 1980’de kısıtlanmış ve 1990’dan itibaren de hukuka aykırı hale getirilmiştir.* 2007’de J Şirketi’nden hepsi başvurucu sendikanın üyesi olan 20 kişilik bir işçi grubu, H Şirketi’ne transfer edilmiştir. İki yıl sonra, çalışma şart ve koşullarının diğer işçilerin düzeyine indirileceği gerekçesiyle greve girmişlerdir. Grev H Şirketi’ni teklifini gözden geçirmeye sevk etmiştir, işçiler bu gözden geçirilmiş teklifi başlangıçta reddetmiş ancak sonunda kabul etmekten başka bir alternatifleri olmamıştır. Başvurucu, Avrupa Mahkemesi’ne yaptığı başvuruda, daha büyük olan J Şirketi’nde bir sempati grevi düzenlemesini engelleyen ikincil eylem üzerindeki kanuni yasağın H Şirketi’ndeki üyelerinin yaptığı grevi etkisizleştirdiğini ileri sürmüştür.
Başvurucu sendika, ayrıca grev oylamasının düzenlenmesine ilişkin ulusal hukuk kurallarının çok katı ve ayrıntılı olduğundan da şikayet etmiştir. Bunun bir sonucu olarak, bir işveren, başvurucunun ilgili işçilerin tam iş tanımlarını yeterince açık bir biçimde belirlemediği gerekçesiyle, ödeme ve koşullara ilişkin olarak grev çağrısı yapmasını engelleyen bir tedbir kararı elde etmiştir.
Sözleşme’nin 11. maddesine dayanarak, başvurucu sendika grev oylaması bildirimi ve ikincil grev eylemi üzerindeki genel yasak üzerindeki kısıtlamaların üyelerinin menfaatlerini koruma kabiliyetini zayıflattığını iddia etmiştir.
Hukuki Değerlendirme –11. madde
(a) Grev oylaması bildirimi – Mahkeme’nin, başvurucu sendikanın 11. maddedeki haklarından yararlanmasına, hukukta belirlenen usuli yükümlülüklere uymasının gerekmesinin ötesinde, ki sonuçta bunu yapmayı başarmıştır, bir müdahale olduğunu tespit etmesi için hiçbir dayanak bulunmamıştır. Başvurucu sendika üyelerinin menfaatlerini korumak üzere harekete geçmek için biraz gecikme yaşamışsa da, iki ay sonra bir grev organize etmeyi başarmıştır ve bu da daha sonra işverenin sendika üyelerine yaptığı teklifi iyileştirmesini sağlamıştır. Teklif kabul edilmiş ve kısa bir süre sonra toplu sözleşme olarak yürürlüğe girmiştir. Mahkeme şikayetleri yalnızca onlara ilişkin somut olgular ışığında inceleyebilir ve bu durumun gerçekte ortaya koyduğu, nihai olarak başvurucu sendikanın üyeleri adına yaptığı nihai olarak başarılı olmuş toplu bir eylemdir.
Karar: kabul edilebilir olmadığına (açıkça bir dayanaktan yoksun olma).
(b) İkincil grev eylemi – Bu, Mahkeme’nin ikincil eylem hakkının 11. maddenin kapsamına girip girmediğini tespit etmek zorunda olduğu ilk seferdi. Büyük Daire, Demir ve Baykara - Türkiye kararında, Mahkeme’nin Sözleşme dışındaki uluslararası hukuk kaynaklarını, bunların yetkili organlar tarafından yapılan yorumlarını ve Avrupa devletlerinin ortak değerlerini yansıtan uygulamalarını dikkate almasının gerektiğini teyit etmiştir. İkincil eylem, Uluslararası Çalışma Örgütü (UÇÖ) 87 No’lu Sözleşme ve Avrupa Sosyal Şartı’nda korunmuştur ve Mahkeme’nin, sendikaların örgütlenme özgürlüğünün kapsamı bakımından 11. maddeye ilişkin olarak uluslararası hukuktan yaygın olandan daha dar bir yorum benimsemesi tutarsızlık olacaktır. Buna ek olarak, birçok Avrupa devleti ikincil grevleri çok önceden sendikal faaliyetin hukuka uygun bir biçimi olarak kabul etmiştir. Dolayısıyla ikincil eylem üzerindeki kanuni yasak, başvurucunun örgütlenme özgürlüğü hakkına müdahale oluşturmuştur.
Müdahalenin hukuken öngörülmüş olduğu tartışma dışıdır; müdahale, 1992 tarihli İşçi Sendikaları ve İş İlişkileri (Güçlendirme) Yasası’nın 224. maddesinde düzenlenmiştir. Mahkeme, yasağın yalnızca endüstriyel uyuşmazlığa doğrudan dahil olan işvereni değil, fakat ayrıca birincil grev eyleminden çok daha geniş ölçekli olabilecek ikincil endüstriyel eylemin yol açtığı tahribattan potansiyel olarak etkilenebilecek olan yerel ekonomi ve halkın daha geniş menfaatlerini de içeren başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması meşru amacını taşıdığı konusunda da ikna olmuştur.**
Müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığına ilişkin olarak ise, Mahkeme grev hakkının kendisinin, örgütlenme özgürlüğünün temel bir öğesi olup olmadığına karar vermeye ihtiyaç duymamıştır, ki böyle bir durumda bu hakkın kullanımı üzerindeki herhangi bir kısıtlama bu özgürlüğün özüne dokunacaktır. Başvurucu sendika, örgütlenme özgürlüğünün temel öğesi olarak tespit edilmiş olan iki unsurundan yararlanmıştır: bir işçi sendikasının işvereni üyeleri adına söylemek zorunda olduğu şeyi dinlemeye ikna etmeyi isteme hakkı ve toplu pazarlık yapma hakkı.
Mahkeme, başvurucunun Sözleşmeci Devletlere bu alanda yalnızca dar bir takdir marjı tanınması gerektiği iddiasını reddetmiştir. Bu, bir sendikanın kapatılmasında olduğu gibi, uygulanan kısıtlamanın sendikal özgürlüğün tam da özüne dokunduğu bir dava değildir. Başvurucununkine benzer davalarda marjın genişliğinin, söz konusu sınırlamanın niteliği ve kapsamı, güdülen amaç ve bu hakkın sınırsız bir biçimde kullanılmasının bir sonucu olarak zarar görmesi muhtemel olan diğer bireylerin yarışan hakları ve menfaatleri gibi faktörlere göre değerlendirilmesi gerekmektedir. İlgili uluslararası belgelerin yansıttığı herhangi bir uluslararası mutabakat gibi, Avrupa Konseyi üyesi devletler arasındaki ortak temelin derecesi de ilgili olabilir.
Sınırlı bir ölçekte ve sınırlı sonuçlarla da olsa, bir grevi yönetebilmiş olan başvurucu sendikanın maruz kaldığı müdahalenin niteliği ve kapsamı, örgütlenme özgürlüğünün özüne dokunmamıştır. Müdahalenin hedefi bakımından ise, davadaki ihtilaf konusu, Mahkeme’nin genellikle geniş bir takdir marjına izin verdiği bir alan olan, davalı devletin sosyal be ekonomik stratejisine ilişkindir. Birleşik Krallık’ın ikincil eylem üzerinde genel bir yasağı kabul etmiş küçük bir grup Avrupa devletinden biri olması ya da UÇÖ ve Avrupa Sosyal Şartı’nın ilgili denetim organlarınca ikincil eylem üzerindeki söz konusu yasağa ilişkin olarak yapılan olumsuz değerlendirmeler, bu organlar meseleye farklı ve daha genel bir bakış açısından bakmış oldukları için, bu sonucu değiştirmemektedir.
İkincil eylem yasağı, iki hükümet değişikliğine rağmen, yirmi yıldan fazla bir zamandır dokunulmadan kalmıştır. Bu, Birleşik Krallık’ta geniş bir siyasi görüş yelpazesini kapsayan, yasağı destekleyen demokratik bir mutabakata ve gerekçelerinin kabul edildiğine işaret etmektedir. Bu, yerel yasa koyucunun, endüstriyel ilişkilerin siyasi, toplumsal ve ekonomik bağlamında daha geniş kamu yararına en iyi nasıl hizmet edileceğine ilişkin değerlendirmelerinde, 11. maddenin amaçları bakımından hem ilgili hem de yeterli nedenlere dayanmış olduklarını göstermiştir.
Özetle, mevcut davada itiraz edilen özel duruma ilişkin olgular, başvurucunun temel öğelerinden yararlanabildiği örgütlenme özgürlüğü hakkına yönelik haksız bir müdahalenin bulunduğunu ortaya koymamıştır: üyelerini temsil etmek, işverenle uyuşmazlık içinde olan üyeleri adına işverenle müzakere etmek ve iş yerlerindeki üyeleriyle bir grev organize etmek konusunda. Hassasiyeti kabul edilen bu yasal politika alanında, davalı devlet, ikincil eylem üzerindeki mevcut kanuni yasağı muhafaza etmesine yetecek kadar geniş bir takdir marjından yararlanmaktadır, dolayısıyla bu davanın koşullarında bu yasağın başvurucunun 11. maddedeki hakkı üzerinde orantısız bir müdahale oluşturduğunu kabul etmek için hiçbir dayanak bulunmamaktadır.
Karar: ihlal edilmediğine (oybirliğiyle).
(Ayrıca bkz. Demir ve Baykara - Türkiye [BD], 34503/97, 12 Kasım 2008, Bilgi Notu 113)
* İkincil ya da sempati endüstriyel eylem, endüstriyel uyuşmazlığın tarafı olan işverenden başka bir işverene karşı, uyuşmazlıkta yer alan işveren üzerinde dolaylı baskı oluşturmak üzere yapılan grev eylemidir.
** Birincil grev eylemine ilişkin bir davada alınan pozisyon için bkz. UNISON - Birleşik Krallık (k.k.), 53574/99, 10 Ocak 2002, Bilgi Notu 38
© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
Yazı İşleri tarafından hazırlanmış bu özet Mahkeme’yi bağlamamaktadır.
İçtihat Bilgi Notları için buraya tıklayınız
© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2015.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin resmi dilleri Fransızca ve İngilizce’dir. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır ve Mahkeme, kalitesi konusunda herhangi bir sorumluluk kabul etmemektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarının veritabanı olan HUDOC üzerinden () veya HUDOC’un bildirdiği başka veritabanları üzerinden yüklenebilir. Davanın isminin tamamen yazılması, yukarıdaki telif hakkıyla ilgili ifadeler kullanılması ve insan haklarına destek Fonu’na referans yapılması şartıyla ticari olmayan amaçlarla kullanılabilir. Bu çevirinin tamamını veya bir kısmını ticari amaçlarla kullanmak isteyen herkesin, bu durumu belirtilen adrese bildirmesi rica olunur: publishing@.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2015.
The official languages of the European Court of Human Rights are English and French. This translation was commissioned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court, nor does the Court take any responsibility for the quality thereof. It may be downloaded from the HUDOC case-law database of the European Court of Human Rights () or from any other database with which the Court has shared it. It may be reproduced for non-commercial purposes on condition that the full title of the case is cited, together with the above copyright indication and reference to the Human Rights Trust Fund. If it is intended to use any part of this translation for commercial purposes, please contact publishing@.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2015.
Les langues officielles de la Cour européenne des droits de l’homme sont le français et l’anglais. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund) Elle ne lie pas la Cour, et celle-ci décline toute responsabilité quant à sa qualité. Elle peut être téléchargée à partir de HUDOC, la base de jurisprudence de la Cour européenne des droits de l’homme (), ou toute autre base de données à laquelle HUDOC l’a communiquée. Elle peut être reproduite à des fins non commerciales, sous réserve que le titre de l’affaire soit cité en entier et s’accompagne de l’indication de copyright ci-dessus ainsi que de la référence au Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme. Toute personne souhaitant se servir de tout ou partie de la présente traduction à des fins commerciales est invitée à le signaler à l’adresse suivante : publishing@.
Full & Egal Universal Law Academy