National Union of Rail, Maritime and Transport Workers / Birleşik Krallık – 31045/10 - 08.04.2014 tarihli Karar [IV. Bölüm]
Olaylar – Dayanışma eylemi (ilk eyleme karşılık) yapma hakkı Birleşik Krallıkta 1980 yılında yasaklanmıştır ve destek amaçlı eylem düzenlemek 1990[1] yılından beri kanunlara aykırıdır. J Şirketinin 20 kişilik bir çalışan grubu, diğer bir deyişle başvuran sendikanın tüm üyeleri, 2007 yılında H Şirketine transfer edilmiştir. İki yıl sonra, H Şirketinin bu çalışanların sözleşme hükümlerini ve koşullarını kendisinin diğer çalışanları seviyesine düşüreceğini belirtmesi üzerine, bu çalışanlar grev yapmışlardır. Grev nedeniyle H Şirketi gözden geçirilmiş bir teklif hazırlamıştır. İlgili çalışanlar bu teklifi ilk önce reddetmiş ancak sonunda kabul etmekten başka çareleri kalmamıştır. Başvuran sendika, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapmış olduğu başvurusunda, çalışanlarının H Şirketinde yapmış oldukları grevin, dayanışma grevlerine kanunen getirilen yasak ile geçersiz kılındığını, dolayısıyla, sendikanın daha büyük bir şirket olan J Şirketinde destek grevi düzenlemekten alıkonduğunu iddia etmiştir.
Başvuran sendika ayrıca, grev oylaması yapılmasını düzenleyen ulusal hukuk kurallarının aşırı katı ve detaylı olduğundan şikâyetçi olmuştur. Bunun sonucunda, bir işveren, başvuranın ilgili çalışanların tam iş tanımlarını yeterli şekilde açık olarak belirtmediği gerekçesiyle ücret ve çalışma koşulları hakkında bir grev çağrısında bulunmasını engelleyen bir mahkeme emri çıkarttırmıştır.
Başvuran sendika, Sözleşme’nin 11. maddesine dayanarak, grev oylaması bildirimine getirilen kısıtlamaların ve dayanışma eylemlerine bütünüyle yasak getirilmesinin kendi çalışanlarının menfaatlerini korumasını engellediğini ileri sürmüştür.
Hukuki Değerlendirme – 11. Madde
(a) Grev oylaması bildirimi – Mahkeme, başvuran sendikanın 11. madde kapsamındaki haklarını kullanmasına kanunda yer alan usuli gerekliliklere uyulması için gerekli olandan daha fazla bir şekilde müdahale yapıldığını tespit etmesi için herhangi bir dayanak noktası bulamamıştır. Zira başvuran sendika, bu haklarını sonunda kullanabilmiştir. Başvuran sendika, üyelerinin haklarının korunması için greve gidilmesi konusunda bazı gecikmeler yaşamış olsa da, iki ay sonrasında, işvereni sendika üyelerine sunduğu teklifini artırmaya ikna eden bir grev düzenlemeyi başarmıştır. Teklif kabul edilmiş ve bunun ardından kısa bir süre sonra toplu bir sözleşme olarak geçerlilik kazanmıştır. Mahkeme şikâyetleri yalnızca somut gerçekler ışığında inceleyebilir ve bu durumun gerçekte açığa çıkardığı şey ise, başvuran sendikanın kendi üyeleri adına gerçekleştirdiği ve başarılı bir toplu grevdir.
Sonuç: kabul edilemez (açıkça dayanaktan yoksun).
(b) Dayanışma grevi – Bu, Mahkeme’nin dayanışma grevi düzenleme hakkının Sözleşme’nin 11. maddesi kapsamına girip girmediğini belirlemek durumunda kaldığı ilk davadır. Büyük Daire Demir ve Baykara / Türkiye davasında, Mahkeme’nin Sözleşme’den başka uluslararası hukuk unsurlarını, bu unsurların yetkili organlar tarafından yorumlandığı şeklini ve Avrupa Devletlerinin ortak değerlerini yansıtan uygulamalarını da dikkate alması gerektiğini tespit etmiştir. Dayanışma grevi, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 87 No.lu Sözleşmesi ve Avrupa Sosyal Şartı uyarınca tanınmış ve koruma altına alınmıştır. Bu nedenle, Mahkeme’nin Sözleşme’nin 11. maddesi ile ilişkili olarak, sendika birliklerinin özgürlüğünün kapsamının uluslararası hukukta var olandan çok daha dar bir yorumunu kabul etmesi çelişkili bir tutum olacaktır. Bunun yanı sıra, pek çok Avrupa Devleti uzun süredir, dayanışma grevlerini bir çeşit hukuka uygun sendika eylemi olarak kabul etmektedir. Dolayısıyla, dayanışma grevlerine getirilen hukuki yasak, başvuran sendikanın örgütlenme özgürlüğüne müdahale teşkil etmiştir.
Söz konusu müdahalenin kanunlarla, başka bir deyişle 1992 tarihli Sendika ve İş İlişkileri (Güçlendirme) Kanunu’nun 224. maddesi ile öngörülmüş olduğu konusu tartışmasızdır. Mahkeme ayrıca, yasağın, yalnızca greve doğrudan müdahil olan işverenin değil, devletin iç ekonomisinin ve ilk grevden[2] çok daha kapsamlı olabilecek dayanışma grevinin yol açacağı karışıklıktan etkilenme olasılığı olan halkın daha geniş çaplı menfaatlerini de içeren başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması yönünde meşru bir hedef gözetmiş olduğu kanaatindedir.
Mahkeme, yapılan müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı konusunda ise, grev yapmanın kendisinin örgütlenme özgürlüğünün esaslı bir unsuru olarak değerlendirilmesinin gerekli olup olmadığına karar vermek durumunda değildir. Öyle ki, bu hakkın kullanılmasına ilişkin her türlü kısıtlama söz konusu özgürlüğün esasını etkileyecektir. Başvuran sendika, örgütlenme özgürlüğünün gerekli olarak nitelendirilen iki unsurunu kullanmıştır. Bu unsurlar, bir sendikanın, işvereni, üyeleri adına söylemesi gerekenleri dinlemesi için ikna etmeye çalışma hakkı ve toplu iş sözleşmesi yapma hakkıdır.
Mahkeme, başvuranın Sözleşmeci Devletlere bu alanda yalnızca çok dar bir takdir yetkisi tanınması gerektiği iddiasını reddetmiştir. Bu, getirilen yasağın sendika özgürlüğünün bir sendikanın feshedilmesi gibi en önemli unsuruna kadar uzandığı bir dava değildir. Başvuranınki gibi davalarda takdir yetkisinin genişliği; dava konusu yasağın mahiyeti ve kapsamı, gözetilen amaç ve bahse konu hakkın hiçbir kısıtlama yapılmaksızın kullanılması sonucu zarar görme ihtimali bulunan başka bireylerin çakışan hakları ve menfaatleri gibi ilgili etkenler ışığında değerlendirilmelidir. Avrupa Konseyi Üye Devletlerinin ortak payda düzeyi ve ilgili uluslararası belgelerde yansıtılmış uluslararası fikir birliği de bu anlamda ilgili birer faktör olabilir.
Her ne kadar sınırlı ölçüde yapılmış ve sınırlı sonuçlar vermiş olsa da bir greve öncülük eden başvuran sendikanın maruz kaldığı müdahalenin mahiyeti ve kapsamı, örgütlenme özgürlüğünün esasına büyük bir etkide bulunmamıştır. Müdahalenin amacına gelince, davanın konusu davalı Devletin sosyal ve ekonomik stratejisi ile alakalıdır ve bu, Mahkeme’nin genellikle geniş bir takdir yetkisine müsaade ettiği bir alandır. Birleşik Krallığın dayanışma grevlerine doğrudan bir yasak getiren birkaç Avrupa Devletinden yalnızca biri olmasının veya Uluslararası Çalışma Örgütünün ve Avrupa Sosyal Şartının ilgili izleme organlarının konuyu farklı ve daha genel bir bakış açısıyla ele aldıkları için dayanışma grevi yasağına ilişkin olumsuz değerlendirmelerinin söz konusu sonuç üzerinde bir etkisi olmamıştır.
Dayanışma grevlerine getirilen yasak, hükümetin iki kez değişmesine karşın yirmi yıldan uzun bir süredir müdahale edilmeden varlığını korumuştur. Bu da, siyasi görüşün Birleşik Krallıkta geniş bir kapsama yayılıp, demokratik görüş birliğinin ilgili yasağı desteklediği ve yasağın gerekçelerinin kabul gördüğü anlamına gelmektedir. Bu durum, yerel yasama makamlarının, kendi ülkelerinde endüstriyel ilişkilerin sık sık değişen siyasi, toplumsal ve ekonomik bağlamında kamu menfaatlerine daha geniş anlamda nasıl hizmet edileceğine dair değerlendirmelerinde, Sözleşme’nin 11. maddesi uyarınca hem uygun hem de yeterli olan gerekçelere dayandıklarını göstermiştir.
Özetlemek gerekirse, mevcut davada itiraz edilen özel duruma ilişkin olgular, başvuran sendikanın gerekli unsurlarından faydalanabilmiş olduğu örgütlenme hakkına ilişkin haksız bir müdahale teşkil etmemiştir. Sendika kendi üyelerini temsil etmede, işverenleri ile anlaşmazlık halinde olan çalışanlar adına işverenle müzakere etmede ve söz konusu üyelerinin işyerlerinde bir grev düzenlenmesinde bu hakkını kullanmıştır. Davalı Devlet, hassasiyeti kabul edilen bu yasama politikası alanında, dayanışma grevine getirilen mevcut hukuki yasağı kapsamaya yetecek genişlikte bir takdir yetkisi kullanmıştır. Bu davanın kendine özgü koşullarında, dava konusu olaylarla ilgili olarak, bahse konu yasağın uygulanmasını başvuran sendikanın 11. maddesi kapsamındaki hakkına orantısız bir kısıtlama getirilmesi şeklinde değerlendirmek için herhangi bir dayanak mevcut değildir.
Sonuç: ihlal yok (oybirliğiyle).
(Ayrıca bakınız, Demir ve Baykara / Türkiye [BD], 34503/97, 12 Kasım 2008, 113 sayılı Bilgi Notu)
[1] Dayanışma ya da destek grevi, iş uyuşmazlığına taraf işverenden başka bir işverene karşı ve uyuşmazlığa taraf işveren üzerinde dolaylı bir baskı oluşturulması amacıyla yapılan grev eylemidir.
[2] Mahkeme’nin ana grevlerle alakalı bir davaya ilişkin görüşleri için bakınız: UNISON / Birleşik Krallık (k.k.), 53574/99, 10 Ocak 2002, 38 sayılı Bilgi Notu.
Full & Egal Universal Law Academy