AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
TOPTANIŞ / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 61170/09)
KARAR
STRAZBURG
30 Ağustos 2016
İşbu karar, Sözleşme’nin 44. maddesinin 2. paragrafında öngörülen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup, şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Toptanış / Türkiye davasında,
Başkan,
Julia Laffranque,
Yargıçlar,
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Paul Lemmens,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
Georges Ravarani,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla oluşturulan ve Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 28 Haziran 2016 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakerelerin ardından, aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı Abbas Toptanış’ın (“başvuran”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM” veya “Mahkeme”) 11 Kasım 2009 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (no. 61170/09) bulunmaktadır.
2. Başvuran, İzmir Barosuna kayıtlı Avukat Ç. Bingölbalı tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru, 4 Nisan 2012 tarihinde Hükümet’e tebliğ edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran, 1974 yılında doğmuştur ve İzmir’de yaşamaktadır.
5. Bu başvuruya sebep olan olayların yaşandığı esnada, başvuran, Foça-İzmir’de 7. Jandarma Komando Alayı’na ev sahipliği yapan askeri alanın yakınlarında bulunan bir şantiye sahasında bekçi olarak çalışmaktaydı.
6. 14 Ekim 2008 tarihinde, saat akşam 8 ila 9 saatleri arasında, başvuran, yakındaki çiftliklerde çalışan üç arkadaşı M.K., N.V. ve F.T. ile buluşmak üzere, şantiye alanından ayrılmıştır. Başvuran, arkadaşlarına doğru yürürken, bilinmeyen bir sebeple yere yığılmıştır; arkadaşları onu hemen hastaneye götürmüştür. Başvuranın Foça Devlet Hastanesi’nde yapılan ilk tıbbi muayenesinde, sırtında onuncu ve on birinci kaburga kemiği arasında 0,5 cm olarak ölçülen bir kesik dışında başka bir bulguya rastlanmamıştır. Ancak, sonrasında çekilen akciğer röntgeni, mermi olarak görülen yabancı bir cismin on birinci ve on ikinci kaburga kemiği arasına saplandığını göstermiştir. Başvuran, akciğerlerine ve karaciğerine zarar veren ciddi yaralanmanın daha iyi tedavi edilmesi amacıyla, Karşıyaka Devlet Hastanesi’ne sevk edilmiştir. Çeşitli ameliyatlar geçirdikten sonra, başvuran 23 Ekim 2008 tarihinde hastaneden taburcu edilmiştir. Karşıyaka Devlet Hastanesi’nin 30 Aralık 2008 tarihli sağlık raporuna göre, sadece başvuranın sağlık durumunun kötüye gitmesi halinde çıkartılmak üzere, tıbbı gerekçelerle, merminin başvuranın vücudunda kalmasına karar verilmiştir. Raporda, ayrıca, başvuranın aldığı yaraların hayati tehlike yaratacak nitelikte olduğu ifade edilmiştir.
A. Olayla ilgili soruşturma
7. 15 Ekim 2008 tarihinde saat gece 2.30’da, Menemen İlçe Jandarma Komutanlığı’nın olay yeri inceleme biriminden iki jandarma görevlisi, ön inceleme yapmak ve olay yeri raporu hazırlamak amacıyla (Foça Cumhuriyet savcısının talimatıyla), "Dürüs" adında bir çiftliğin ("Dürüs çiftliği") yakınında olduğu belirlenen olay yerine ulaşmıştır. Olay yerinin fotoğrafını çektikten sonra, tanıklarla ve görevdeki jandarma devriyesi ile konuşmuşlardır. Aldıkları bilgilere göre, başvuran, arkadaşlarıyla buluşmak için yürürken aniden yere yığılmıştır. Olay yerinde herhangi bir silah atışı duyulmamıştır; ancak, 7. Jandarma Komando Alayı’na ev sahipliği yapan askeri alanın yakınlarında, belirtilen zaman diliminde atış talimi yapılmaktaydı. Jandarma görevlileri, yazdıkları raporda, belirtilen askeri alanda iki atış poligonu olduğunu ifade etmişlerdir: Birisi elli metre yüksekliğinde, Dürüs çiftliğinin 1,780 metre kuzeyinde ("birinci atış poligonu"); diğeri ise doksan metre yüksekliğinde, 1,050 metre doğuda ("ikinci atış poligonu"). Dürüs çiftliğinin yüksekliği kırk metreydi. Dürüs çiftliği ve birinci atış poligonu arasında üç tepe bulunmaktaydı; ilk iki tepe elli beş metre yüksekliğinde ve üçüncü tepe doksan metre yüksekliğindeydi. Çiftlik ve ikinci atış poligonu arasındaki bölgeyle ilgili herhangi bir bilgi verilmemiştir. Atış talimi, birinci atış poligonunda G3 tüfekleriyle, ikinci atış poligonunda ise 5.56 mm tüfeklerle yapılmıştır. Jandarma görevlilerinin hazırladığı krokiye göre, olay yeri, birinci atış poligonundan ateşlenen mermilerin izlemesi muhtemel yolun yaklaşık 15 derece doğusundaydı. Jandarma görevlilerine göre, başvuran, atış talimi sırasında seken kör kurşunla vurulmuştur; olay yerinde suç teşkil eden davranışa dair bir delil bulunamamıştır. Jandarma görevlilerinin bulduğu tek delil, başvuranın vurulduğu zaman üzerinde olan cekettir; bu ceket, inceleme için İzmir Gürçeşme Kriminal Polis Laboratuarı’na gönderilmiştir.
8. Jandarma görevlileri, daha ayrıntılı inceleme yapmak amacıyla, 15 Ekim 2008 tarihinde sabah saat 9.45 sularında, olay yerini bir kez daha ziyaret etmiştir; ancak yeni bir delil bulunamamıştır. Foça Cumhuriyet savcısının talimatıyla, aynı günün sabahı, atış poligonlarının fotoğraflarını çekmek amacıyla askeri bölgeye de gittikleri görülmektedir.
9. 15 Ekim 2008 tarihinde sabah saat 10.15 sularında, Foça Cumhuriyet savıcısı, uzman polis H.Ö. ile birlikte, olay yerini ziyaret etmiştir. Cumhuriyet savcısı, inceleme sonucunda olay yerinde veya civarında herhangi bir boş şarjör, mermi kovanı, silah veya başka bir materyal bulunamadığını ve başvurana ateş etmiş olabilecek herhangi bir şüpheli tespit edilemediğini ifade etmiştir. Başvuranın üç arkadaşının Cumhuriyet savcısına verdiği bilgilere göre, başvuran gözlerinin önünde yere yığılmıştır ve belirtilen zaman diliminde onlardan başka kimse yoktu. Ayrıca, Cumhuriyet savcısına, yakında bir yerlerde silah sesi duymamalarına rağmen, atış talimi sırasında sık sık askeri alandan gelen silah seslerini duyduklarını ve olay esnasında da bu silah seslerinin duyulabildiğini söylemişlerdir.
10. Dava dosyasındaki bilgilere göre, başvuranın sağlık durumu 15 Ekim 2008 sabahı hâlâ kritikti. Ancak, aynı gün öğleden sonra saat 3’te, İlçe Jandarma Komutanlığı Asayiş Tim Komutanının ofisinde, iki jandarma görevlisi tarafından başvuranın ifadesi alınmıştır. Bu ofisin hastanede mi yoksa dışarıda bir yerde mi olduğu belli değildir. İfadesi alınmadan önce, başvuran, kendisine yardımcı olması amacıyla barodan bir avukat talep etme hakkı bulunduğu konusunda bilgilendirilmiştir; ancak, bu hakkını kullanmadığı görülmektedir. Başvuran, jandarma görevlilerine, 14 Ekim 2008 tarihinde saat akşam 8.45 sularında bekçi olarak çalıştığı şantiye sahasını kontrol etmek amacıyla evden ayrıldığını söylemiştir. Şantiye sahasına doğru yürürken, başının üzerinden vızır vızır geçen mermilerin sesini duymuştur. Şantiye sahasından ayrıldıktan sonra, yakında yer alan askeri bölgeden gelen silah sesleriyle birlikte, aynı mermi seslerinin uğultusunu duymaya devam etmiştir. Sonrasında, aniden, sırtında büyük bir acı hissetmiş ve yere yığılmıştır. Hastanede ateşli silahla sırtından vurulduğu kendisine söylenene kadar, neler yaşandığı hakkında bilgiye sahip değildi. Jandarma görevlileri, başvurana, biriyle anlaşmazlık yaşayıp yaşamadığını ve olay esnasında silah sesi duyup duymadığını sorduğunda; kimseyle bir anlaşmazlık yaşamadığı ve duyduğu sesleri geçen hafta da duyduğu, askeri alandan gelen atış sesleri olduğu şeklinde cevap vermiştir. Başvuran, ayrıca, olayla ilgili kimseye bir suçlama yöneltmek istemediğini ifade etmiştir.
11. 16 Ekim 2008 tarihinde, olay yeri incelemesi esnasında Foça Cumhuriyet savcısına eşlik eden uzman polis H.Ö., bulgularıyla ilgili bir rapor hazırlamıştır. Raporunda, tepelik bir araziye yayılan askeri atış poligonları ve olay yeri arasındaki uzaklığın yaklaşık bir buçuk kilometre olduğunu belirtmiştir. Tanık ifadeleri ve başvuranın yaralanmasını açıklayabilecek başka faktörlerin olmamasını dikkate alarak, uzman polis, yaralanmanın muhtemelen askeri bölgedeki atış talimi esnasında seken bir mermiden kaynaklandığı kanaatine varmıştır. Raporuyla birlikte, olay yerinin basit bir krokisini de sunmuştur.
12. 23 Ekim 2008 tarihinde, başvuran, hastaneden taburcu edilmiştir.
13. 12 Kasım 2008 tarihinde, iki jandarma görevlisi, Foça Cumhuriyet savcısının talimatıyla, kendisini yaralayan mermiyi incelemek amacıyla, başvuranı evinde ziyaret etmiştir. Başvuran, jandarma görevlilerine, merminin vücudundan hâlâ çıkarılmadığı ve daha önceki ameliyatları tam olarak iyileştiğinde doktorların yeniden değerlendirme yapacağı hususunda bilgi vermiştir. Başvurandan, doktorlar mermiyi çıkarmaya karar verdiğinde, yetkilileri bilgilendirmesi istenmiştir.
14. 13 Kasım 2008 tarihinde, İzmir Kriminal Polis Laboratuarı, başvuranın ceketi üzerinde yapılan incelemeyle ilgili bir rapor sunmuştur. Rapora göre, ceketin arkasında 0.5 cm çapında bir delik bulunmuştur, ancak deliğin etrafında barut izine rastlanmamıştır. Deliğin şekli ve diğer özellikleri dikkate alındığında, ateşli silahla meydana geldiğine ve atışın uzak mesafeden yapıldığına karar verilmiştir.
15. 14 Kasım 2008 tarihinde, Foça Cumhuriyet savcısı, ilk kez başvuranın ifadesini almıştır. Başvurana avukat talebinde bulunma hakkı hatırlatılmış; ancak kendisi bir kez daha reddetmiştir. Başvuran, büyük ölçüde, daha önce jandarma görevlilerine verdiği ifadeyi tekrar etmiştir. Kasıtlı olarak vurulduğuna inanmadığından herhangi bir kişiyle ilgili suçlamada bulunmak istemediğini yinelemiştir. Ancak, tazminat talebinde bulunma hakkını saklı tutmuştur.
16. 24 Kasım 2008 tarihinde, Foça Cumhuriyet savcısı, kovuşturmaya yer olmadığı yönünde karar vermiştir. İlk olarak, Cumhuriyet savcısı, başvuran ve tanıkların ifadelerini ve olayın oluş şeklini dikkate alarak, başvuranın kasıtlı olarak vurulmadığına kanaat getirmiştir. İkincisi, başvuranın ceketi üzerinde yapılan incelemenin atışın uzak mesafeden yapıldığını ortaya çıkardığını; ancak, merminin tıbbi gerekçelerle başvuranın vücudundan henüz çıkarılamaması sebebiyle, atışın kaynağının tespit edilemediğini belirtmiştir. Fakat, dava dosyasındaki tüm bilgiler ve askeri atış taliminin olay yerine birkaç kilometre uzakta yapıldığını dikkate alarak, Cumhuriyet savcısı, başvuranın muhtemelen atış talimi sırasında seken bir kör kurşunla vurulduğu kanaatine varmıştır. Cumhuriyet savcısına göre, atış poligonunun olay yerine önemli ölçüde uzak olması dikkate alınarak, bu suçun, bilinçli taksirin aksine, taksirle yaralama suçu olarak sınıflandırılması gerekmiştir. Taksirle yaralama suçunun kovuşturulması, mağdurun resmi şikâyette bulunmasını gerektirdiğinden (mevcut davada bu şikâyet eksiktir), Foça Cumhuriyet savcısı, soruşturmanın sonlandırılmasına karar vermiştir.
17. 12 Ocak 2009 tarihinde, tıbbi komplikasyonlar ortaya çıktıktan sonra, kurşun, başvuranın vücudundan çıkarılmış ve hastane polisine teslim edilmiştir. 6 Şubat 2009 tarihinde, Foça Cumhuriyet Başsavcılığı adli emanetinde kayıt altına alınmıştır.
18. Bu süre zarfında, 16 Ocak 2009 tarihinde, başvuran, avukatı aracılığıyla, Foça Cumhuriyet savcısının kararına itiraz etmiştir. Başvuranın avukatı, soruşturma süreci tamamlanmadan ve merminin çıktığı silah ve ateş edenin kimliği belirlenmeden, soruşturmanın kapatılması kararının erken verilmiş bir karar olduğunu belirtmiştir. Yaralamanın taksirle mi, bilinçli taksirle mi, tecrübe eksikliği ile mi veya görev ihmali sebebiyle mi veya kasıtlı olarak mı meydana gelip gelmediğinin belirlenmesi için herhangi bir girişimde de bulunulmamıştır. Bunun yanı sıra, fail ve suçun niteliği belirlenmeksizin mağdura suçlamada bulunup bulunmayacağının sorulması, usule uygun görülmemiştir.
19. Başvuranın itirazı, 24 Nisan 2009 tarihinde İzmir Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, Foça Cumhuriyet savcısının kararının kanuna uygun olduğunu belirtmek dışında, verdiği kararla ilgili herhangi bir gerekçe sunmamıştır. Bu karar, başvurana, 20 Mayıs 2009 tarihinde tebliğ edilmiştir.
B. İdari mahkemelerdeki tazminat süreci
20. 3 Mart 2009 tarihinde, başvuran, yaralanmasıyla ilgili olarak maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmak üzere İçişleri Bakanlığı’na ("Bakanlık") başvuruda bulunmuştur. Bakanlık, talebi reddetmiştir; bunun üzerine başvuran, İzmir İdare Mahkemesi’nde tazminat davası açmıştır.
21. 22 Şubat 2012 tarihinde, İzmir İdare Mahkemesi, başvuranın açtığı davayı reddetmiştir. Başvuranın mermiyle yaralandığına dair şüphe olmamasına rağmen, söz konusu merminin mevzubahis tarihte Foça 7. Jandarma Komando Alayı’nda yapılan atış talimiyle bağlantılı olduğunu kanıtlayacak somut bir delil olmadığına karar vermiştir. Olayla ilgili soruşturma, başvuranın resmi şikâyette bulunmamaya karar vermesi üzerine kapatılmıştır ve bu sebeple, soruşturmanın kapatılmasından sonra vücudundan çıkarılan mermi, balistik incelemeye tabi tutulmamıştır. Bu koşullar altında, başvuran, şikâyette bulunmayarak, idari eylem ile verilen zarar arasındaki neden-sonuç ilişkisini kanıtlayabilecek delillerin toplanmasını engellemiştir. İdare Mahkemesinin görüşüne göre, başvuran, öne sürdüğü iddiaları kanıtlayamamıştır.
22. 22 Ekim 2015 tarihinde, Danıştay, İzmir İdare Mahkemesi’nin kararını onamıştır.
C. İç idari soruşturma
23. Askeri makamlar tarafından başvuranın vurulmasıyla ilgili bir iç idari soruşturma da yürütülmüştür. Bu soruşturma sırasında, söz konusu atış talimine katılmış çeşitli rütbelerdeki on üç jandarma görevlisinin 15 Ekim 2008 tarihinde bir yarbay tarafından ifadesi alınmıştır. Jandarma görevlileri, neredeyse aynı cümlelerle, atış taliminin 14 Ekim 2008 tarihinde saat akşam 7 ila 10 saatleri arasında G3 tüfekleriyle yapıldığını, yürürlükteki kanunlar ve yönetmelikler uyarınca atış talimi başlamadan önce atış poligonunda tüm gerekli güvenlik tedbirlerinin alındığını, bütün tüfek atışlarının kıdemli subaylar gözetiminde yapıldığını, belirlenen atış alanı dışında hiçbir atış yapılmasına izin verilmediğini ve uygulanan güvenlik tedbirleri ve başvuranın atış poligonuna uzaklığı dikkate alındığında, başvuranın atış talimi sırasında atılan mermilerden etkilenmemesi gerektiğini ifade etmişlerdir.
24. 22 Ekim 2008 tarihinde, idari soruşturmada elde edilen bulgularla ilgili bir rapor hazırlanmıştır. Bu rapora göre, ilgili güvenlik yönetmelikleri uyarınca söz konusu tarihte atış poligonunda tüm güvenlik tedbirleri alınmıştır ve atış talimine katılan askeri görevliler açısından hiçbir kusur ya da ihmal bulunamamıştır. Rapor, bu olay sonrasında atış poligonunda, hedef tahtalarının arkasına kum torbaları ve variller yerleştirilmesi, kurşun sekmelerini azaltmak amacıyla bariyerler inşa edilmesi ve ekstra varillerle atış alanının etrafının çevrilmesi gibi ek güvenlik tedbirlerinin alındığını göstermiştir.
II. İLGİLİ ULUSAL MEVZUAT
25. Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) taksirle yaralama suçuyla ilgili 89. maddesi aşağıdaki gibidir:
“(1) Taksirle başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
...
(5) Taksirle yaralama suçunun soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlıdır. Ancak, birinci fıkra kapsamına giren yaralama hariç, suçun bilinçli taksirle işlenmesi halinde şikâyet aranmaz.”
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. BEKLETİCİ MESELE
26. Hükümet, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 47. maddesinin 1. fıkrasındaki koşullara aykırı olarak, başvuranın Mahkeme’ye sunduğu başvuru formunda uyruğunu belirtmediğini ileri sürmüştür. Bu sebeple, Mahkeme’den, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 47. maddesindeki koşulları karşılamadığı gerekçesiyle başvurunun reddedilmesini talep etmiştir.
27. Mahkeme, davalı Hükümet’in benzer itirazlarını daha önce incelediğini ve reddettiğini yinelemektedir (bk. örneğin, Öner Aktaş/Türkiye, no. 59860/10, § 29, 29 Ekim 2013; Yüksel/Türkiye ((karar), no. 49756/09, § 42, 1 Ekim 2013; ve T. ve A./Türkiye, no. 47146/11, § 41, 21 Ekim 2014). Mevcut davada, Mahkeme, farklı bir sonuca ulaşmasını gerektirecek bir sebep bulamamıştır. Bu yüzden, Hükümet’in bu konudaki iddialarının reddedilmesi gerekmektedir.
II. SÖZLEŞME’NİN 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
28. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası ve 13. maddesi uyarınca, vurulmasıyla ilgili yürütülen soruşturmanın etkin bir şekilde yapılmadığı konusunda şikâyette bulunmuştur. Özellikle, vücudundan çıkarılan mermi balistik incelemeye tabi tutulmadan ve merminin hangi silahtan ateşlendiği belirlenmeden önce soruşturmanın kapatıldığı ve olayın fiziksel bütünlüğüne yönelik bir saldırı teşkil edip etmediğine dair kararın failin tespit edilmesinden sonra verilmesi gerektiğine dair şikâyette bulunmuştur.
29. Mahkeme, başvuranın şikâyetinin, sadece vurulmasıyla ilgili ulusal makamların yürüttüğü soruşturmanın etkinliği ile ilgili olduğu ve sadece Sözleşme’nin 2. maddesinin usul yönünden değerlendirilmesine tabi olması gerektiği görüşünü benimsemektedir (bk. Nikolova ve Velichkova/Bulgaristan, no. 7888/03, § 73, 20 Aralık 2007). Sözleşme’nin 2. maddesinin ilgili bölümü şu şekildedir:
“1. Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur. ........, hiç kimsenin yaşamına kasten son verilemez.”
30. Mahkeme, bu bağlamda, başvuranın vurulma olayından şans eseri sağ kurtulduğunu kabul etmektedir. Ancak, öldürücü olma ihtimali olan bir ateşli silah kullanımı sonucunda başvuranın hayatını tehlikeye sokacak şekilde yaralanması, Sözleşme’nin 2. maddesinin uygulanabilirliği açısından yeterlidir (bk. Yaşa/Türkiye, 2 Eylül 1998, § 100, Hüküm ve Karar Raporları 1998‑VI; Makaratzis/Yunanistan [BD], no. 50385/99, §§ 49-55, AİHM 2004‑XI; Goncharuk/Rusya, no. 58643/00, § 74, 4 Ekim 2007; Alkın/Türkiye, no. 75588/01, § 29, 13 Ekim 2009; Pankov/Bulgaristan, no. 12773/03, § 49, 7 Ekim 2010; ve Bozkurt/Türkiye, no. 20620/10, § 48, 23 Haziran 2015). Bu yüzden, Mahkeme, başvuranın şikâyetini bu hüküm uyarınca değerlendirecektir.
A. Kabul Edilebilirlik
31. Hükümet, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası kapsamında, başvuranın, şikâyetiyle ilgili olarak mevcut iç hukuk yollarını tüketmediğini öne sürmüştür. Bu bağlamda, vurulmasıyla ilgili olarak yetkili makamlara resmi bir şikâyette bulunmayı tercih etmeyerek, aslında, fail ya da failler tespit edilemeden önce soruşturmanın kapanmasına neden olduğunu ifade etmiştir. Hükümet, söz konusu dönemde yürürlükte olan Ceza Kanunu uyarınca, yaralanmaya sebep olan bir saldırının kovuşturulması için söz konusu olay yaşandıktan sonraki altı ay içinde resmi bir şikâyette bulunulması gerektiği ve böyle bir şikâyette bulunulmadığında herhangi bir ceza kovuşturması yapılamadığı yönünde açıklamada bulunmuştur.
32. Başvuran, ilk olarak, Hükümet’in, beyanda bulunurken, kamu görevlilerinin gerçekleri ortaya çıkarma görevini yerine getirmediğini kabul ettiğini; ancak, vücudundan çıkarılan merminin neden balistik incelemeye tabi tutulmadığını açıklamaksızın, gerçeklerin ortaya çıkarılması görevinin yerine getirilmemesinden kendisini sorumlu tuttuğunu ileri sürmüştür. Ayrıca, kendisinin sağlık durumu kritikken, balistik inceleme yapılmadan önce herhangi bir suçlama yöneltip yöneltmeyeceğine karar vermesinin istenmesinin, olayla ilgili soruşturmanın etkin yürütülmediğini gösterdiğini de ileri sürmüştür.
33. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmesi konusunun, mevzubahis soruşturmanın etkin yürütülmediğine yönelik şikâyetin esasıyla yakından ilgili olduğuna kanaat getirmiştir. Bu yüzden, Mahkeme, Hükümet’in itirazının, Sözleşme’nin 2. maddesi uyarınca yapılan şikâyetin esasıyla birleştirilmesi gerektiğine karar vermiştir (bk. gerekli değişikliklerin yapılması şartıyla, Yusupova ve Diğerleri/Rusya, no. 5428/05, § 58, 9 Temmuz 2009).
34. Mahkeme, ayrıca, başvuranın Sözleşme’nin 2. maddesi uyarınca yaptığı şikâyetin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi kapsamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını belirtmiş ve dolayısıyla kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
B. Esas
1. Tarafların beyanları
35. Yukarıdaki 32. paragrafta belirtilen iddialara ek olarak, başvuran, kamu görevlilerinin bir yandan soruşturmayı kapatırken askeri atış poligonundan gelen bir mermiyle kendisinin kazara vurulduğu varsayımına dayanırken, diğer yandan askeri atış talimi ile kendisinin yaralanması arasında neden-sonuç ilişkisi kuracak herhangi bir delilin olmaması sebebiyle olayla ilgili sorumluluklarını inkâr ettikleri konusunda şikâyette bulunmuştur. Vurulmasıyla ilgili belirsizliğin devam etmesi, kamu görevlilerinin olayla ilgili etkili ve yeterli bir soruşturma yürütmekte başarısız olduğunu göstermiştir.
36. Hükümet, kendi açısından, 2. madde uyarınca kamu görevlilerinin başvuranın vurulmasıyla ilgili etkin ve resmi bir soruşturma yürütmesi yükümlülüğünü kabul etmiş ve sorumlu makamların bu yükümlülüğü usulüne uygun olarak yerine getirdiğini ileri sürmüştür. Bu bağlamda, başvuranın resmi olarak şikâyette bulunması beklenmeksizin, bağımsız ve tarafsız bir yetkili olan Foça Cumhuriyet savcısı tarafından, olaydan hemen sonra soruşturma başlatıldığını ve soruşturmanın her zaman başvuranın erişimine açık olduğunu beyan etmiştir. Bunun yanı sıra, soruşturma hızlı ve gereken özen gösterilerek yürütülmüş ve başvuranı yaralayan kurşunun - soruşturma devam ederken hâlâ vücudunda olduğu için yapılamayan - balistik incelemesi dışında, soruşturmayla ilgili atılması gereken tüm adımlar atılmıştır. Fakat, soruşturma, olayla ilgili başvuranın resmi bir şikâyette bulunmamaya karar vermesi sebebiyle kapatılmıştır; bu tür bir suçun söz konusu olduğu durumlarda, soruşturmanın ilerlemesi için şikâyette bulunulması gerekli görülmüştür. Bu yüzden, resmi bir şikâyette bulunmamayı tercih ederek, başvuran, vücudundan çıkarılan merminin balistik incelemeye gönderilmesini ve muhtemel şüphelilerin sorgulanmasını engellemiştir.
2. Mahkemenin değerlendirmesi
(a) Genel ilkeler
37. Mahkeme, bir Devletin, Sözleşme’nin 2. maddesinde yer alan yükümlülükleriyle ilgili temel ilkelerin, Mustafa Tunç ve Fecire Tunç/Türkiye ([BD], no. 24014/05, §§ 169-182, 14 Nisan 2015) davasında Büyük Daire tarafından yeniden vurgulandığını belirtmektedir.
38. Mahkeme, bir Devletin yargılama yetkisi sınırları dâhilinde yaşayan kişilerin hayatlarını teminat altına alması için gerekli adımları atmasını zorunlu kılarak, 2. Maddenin, etkin ceza hukuku hükümlerini yürürlüğe koyarak kişilere yönelik suçların işlenmesinde caydırıcılık yaratmak ve bu ceza hukuku hükümlerinin ihlal edilmesinin engellenmesi, durdurulması ve cezalandırmasına yönelik kolluk mekanizmalarıyla destek sağlamak suretiyle, o Devlete yaşam hakkını teminat altına alma görevi yüklediğini ifade etmektedir. Bu yükümlülük, dolaylı olarak, ölümcül saldırının faili olduğu varsayılan kişinin kamu görevlisi olmadığı durumlarda bile, şüpheli bir olayda bireyin hayati tehlike yaratacak şekilde yaralandığına inanılmasını gerektirecek bir sebep olduğunda, etkin ve resmi bir soruşturma yürütülmesini zorunlu kılmaktadır (bk. gerekli değişikliklerin yapılması şartıyla, Ergi/Türkiye, 28 Temmuz 1998, § 82, Raporlar 1998‑IV; Yaşa/Türkiye, 2 Eylül 1998, § 100, Raporlar 1998‑VI; Menson/Birleşik Krallık (karar), no. 47916/99, AİHM 2003-V; Slimani/Fransa, no. 57671/00, § 47-48, AİHM 2004‑IX (alıntılar); Pereira Henriques/Lüksemburg, no. 60255/00, § 56, 9 Mayıs 2006 ve Yotova/Bulgaristan, no. 43606/04, § 68, 23 Ekim 2012). Bu tür durumlarda, yetkililer, böyle bir konu önlerine gelir gelmez re’sen harekete geçmek zorundadır. Yetkililer, resmi bir şikâyette bulunulmasını veya soruşturma prosedürlerinin yerine getirilmesi sorumluluğunun alınmasını, ailenin/yakın akrabanın inisiyatifine bırakamaz (bk. yukarıda anılan Ergi kararı; yukarıda anılan Yaşa kararı, §§ 99 ve 100; İlhan/Türkiye [BD], no. 22277/93, § 63, AİHM 2000‑VII; yukarıda anılan Menson ve Diğerleri kararı; Nachova ve Diğerleri/Bulgaristan [BD], no. 43577/98 ve 43579/98, § 111, AİHM 2005‑VII; Feyzi Yıldırım/Türkiye, no. 40074/98, §§ 74 ve 76, 19 Temmuz 2007 ve Angelova ve Ilie/Bulgaristan, no. 55523/00, § 96, 26 Temmuz 2007).
39. Sözleşme’nin 2. maddesi bağlamında "etkin" ifadesinden anlaşıldığı üzere, soruşturmanın öncelikle ihtiyacı karşılaması gerekmektedir (bk. Ramsahai ve Diğerleri/Hollanda [BD], no. 52391/99, § 324, AİHM 2007‑II). Diğer bir deyişle, soruşturmanın, gerçeğin ortaya çıkarılmasını ve mümkün olduğu takdirde, sorumluların tespit edilmesini ve cezalandırılmasını sağlayacak nitelikte olması gerekmektedir.
40. Mahkeme, etkin bir soruşturma yürütülmesi yükümlülüğünün bir sonuç değil, bir araç yükümlülüğü olduğunu vurgulamaktadır: yetkililerin, görgü tanığı ifadeleri, adli tıp bulguları dâhil olmak üzere söz konusu olayla ilgili delilleri muhafaza altına almak amacıyla mevcut tedbirleri makul ölçülerde alması gerekmektedir. Soruşturma sırasında ortaya çıkan ve ölüm sebebinin veya sorumlu kişinin tespit edilmesini tehlikeye atan herhangi bir eksiklik, bu standardın tutturulamaması riskini doğuracaktır (bk. Jaloud/Hollanda [BD], no. 47708/08, § 186, AİHM 2014 ve yukarıda anılan Nachova kararı, § 113). Özellikle, soruşturmanın sonuçlarının, mutlaka tüm gerekli unsurların eksiksiz, nesnel ve tarafsız analizine dayalı olması gerekmektedir. Belirli bir soruşturma usulünün izlenmemesi, soruşturmanın gerçekleri ortaya çıkarma ve mümkün olduğu takdirde, sorumlu kişileri tespit etme kudretine kesinlikle zarar vermektedir (bk. Kolevi/Bulgaristan, no. 1108/02, § 201, 5 Kasım 2009).
41. Mahkeme, yukarıda bahsedilen usulle ilgili temel koşulların, ölümle sonuçlansın veya sonuçlanmasın, bireye yönelik hayati tehlike yaratan bir saldırının soruşturulmasında eşit bir şekilde uygulanması görüşünü benimsemektedir (bk. gerekli değişikliklerin yapılması şartıyla, yukarıda anılan Yaşa kararı, § 100; yukarıda anılan Menson ve Diğerleri kararı ve yukarıda anılan Angelova ve Iliev kararı, § 98).
(b) Yukarıdaki ilkelerin mevcut davada uygulanması
42. Mevcut davada, başvuranın şüpheli bir olayda yaralandığı ve bu sebeple, yetkililerin olayla ilgili bilginin kendilerine ulaşması üzerine başvuranın vurulmasıyla ilgili re’sen soruşturma başlatma yükümlülüğü altında bulunduğu tartışılmamıştır.
43. Bu bağlamda, Mahkeme, soruşturmanın, olaydan hemen sonra başlatıldığını belirtir: Görgü tanıklarının ifadeleri alınmış ve olay yerinde ateşli silah, boş şarjör, mermi çekirdeği ve başvuranın vurulması olayına ışık tutabilecek başka bir delil aranmıştır. Olay yerinin fotoğrafları çekilmiş, krokiler hazırlanmış ve başvuranın vurulduğu zaman üzerinde olan ceket inceleme için kriminal polis laboratuarına gönderilmiştir. Ancak, ceketin incelenmesiyle elde edilen sonuçların dışında - başvuranın uzak mesafeden vurulduğu sonucuna ulaşılmıştır - olay yeri çevresinde yapılan ön incelemede, olayın nasıl meydana geldiği ile ilgili yeterli delile ulaşılamamıştır. Görgü tanıklarından elde edilen bilgilerde, olay yerinin yakın çevresinde herhangi bir silah sesinin duyulmadığı; ancak, söz konusu zaman diliminde yakındaki askeri tesiste atış taliminin yapıldığı belirtilmiştir. Bu iddia, olay yeri incelemesi sırasında Menemen İlçe Jandarma Komutanlığı yetkilileri tarafından doğrulanmıştır.
44. Başvuranın soruşturma sırasında iki kez ifadesi alınmıştır. İlk ifade, olaydan yaklaşık on sekiz saat sonra, başvuranın sağlık durumu kritik iken, yüksek rütbeli bir jandarma subayının makamında, iki jandarma görevlisi tarafından alınmıştır. Bu ifade alma işlemi sırasında, başvurana, biriyle anlaşmazlık yaşayıp yaşamadığı ve olay sırasında silah sesi duyup duymadığı sorulmuştur; başvuran, verdiği cevapta, kimseyle anlaşmazlık yaşamadığını ve duyduğu silah seslerinin sadece 7. Jandarma Komando Alayı’nda yapılan atış taliminden gelen silah sesleri olduğunu belirtmiştir. Ayrıca, yaralanmasıyla ilgili olarak kimseye herhangi bir suçlama yöneltmek istemediğini de belirtmiştir. İkinci ifade ise, olaydan bir ay sonra, 14 Kasım 2008 tarihinde Foça Cumhuriyet savcısı tarafından alınmıştır. Başvuran, Cumhuriyet savcısına verdiği ifadede, daha önce jandarma görevlilerine verdiği ifadeyi büyük ölçüde tekrar etmiş ve kasıtlı vurulduğuna inanmadığı için herhangi bir kişiyle ilgili şikâyette bulunmak istemediğini ifade etmiştir.
45. Mahkeme, başvuranın ifadesi alındıktan sonra, Foça Cumhuriyet savcısının, soruşturmanın diğer safhalarına geçmeksizin, soruşturmayı kapatmaya karar verdiğini belirtir. Cumhuriyet savcısı, mütalaasında, başvuranın ceketi üzerinde yapılan inceleme de dâhil olmak üzere, hazırlık soruşturması esnasında toplanan delillerle birlikte başvuran ve görgü tanıklarının ifadelerini dikkate alarak, başvuranın kasıtlı olarak vurulmadığını ve atışın uzak mesafeden yapıldığını öne sürmüştür. Cumhuriyet savcısı, o dönem kurşun henüz başvuranın vücudundan çıkarılmadığından, kurşunun ateşlendiği silahı tespit etmenin mümkün olmadığını belirtmiştir. Ancak, başvuranın muhtemelen söz konusu zaman diliminde 7. Jandarma Komanda Alayı’nda yapılan atış talimi sırasında seken bir kaza kurşunuyla vurulduğuna kanaat getirmiştir. Ayrıca, başvuranın bu şekilde yaralanmasının, bilinçli taksirin aksine, taksirle yaralama suçunu teşkil ettiğine ve bu suçun kovuşturulmasının öncelikle mağdur tarafından yapılacak resmi bir şikâyete bağlı olduğuna karar vermiştir. Mevcut davada böyle bir şikâyette bulunulmadığından, soruşturmanın sonraki safhalarına geçilememiştir. Başvuranın olayla ilgili önemli unsurlar ortaya çıkarılmadan soruşturmanın erken kapatıldığına dair iddiası, aynı dönemde kurşunun başvuranın vücudundan çıkarılmış olmasına rağmen, İzmir Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmiştir.
46. Mahkeme, soruşturmanın sonucunu tatmin edici bulmamıştır. Bu bağlamda, soruşturmanın kapatılması kararını verirken, Foça Cumhuriyet savcısının iki temel noktayı esas aldığını belirtir: Birincisi; başvuran, atış talimi sırasında 7. Jandarma Komando Alayı’ndan gelen kör bir kurşunla kazara vurulmuştur. İkincisi; kaza, "kusurlu" bir davranış sonucunda meydana gelmiştir ve "ihmal" unsuruna rastlanmamıştır; bu durum, mağdur tarafından resmi bir şikâyette bulunulmasa bile, suçun kovuşturulmasını teminat altına almıştır.
47. Mahkeme, dava dosyasındaki bilgileri dikkate alarak, Cumhuriyet savcısının soruşturmanın kaderini belirleyen bulgularının, İzmir İdare Mahkemesi tarafından da belirtildiği üzere (bk. yukarıda par. 21), herhangi bir somut delile dayanmadığını ifade etmiştir. Ayrıca, soruşturma yürüten kişilerin ve adli makamların, Sözleşme’nin 2. maddesinde şart koşulduğu üzere, başvuranın vurulması olayına ışık tutabilecek somut delillerin temin edilmesi için gerekli adımları atmadığına ve bu sebeple olayla ilgili şüpheleri teyit ettiğine veya inkâr ettiğine kanaat getirmiştir.
48. Birincisi; Mahkeme, bu bağlamda, başvuranı yaralayan mermiyle ilgili balistik inceleme yapılmadığını belirtir. Hiç kuşku yok ki, hazırlık soruşturması yürütülürken, mermi hâlâ başvuranın vücudunda bulunuyordu ve tıbbi zorunluluk haricinde, hemen çıkarılması ihtimali yoktu. Bununla birlikte, Mahkeme, Foça Cumhuriyet savcısının soruşturmayı kapatmaya karar verdikten hemen sonra ve bu karar kesinleşmeden önce, merminin başvuranın vücudundan çıkarıldığını belirtir. Ancak, başvuranın itirazına rağmen, İzmir Ağır Ceza Mahkemesi, Cumhuriyet savcısının kararını kaldırmamıştır. Eğer aksi olsaydı, önemli bir delilin soruşturma dosyasına eklenmesi sağlanabilirdi.
49. İkincisi; Mahkeme, başvuranın kurşun yarasında hiçbir adli tıp incelemesi yapılmadığını belirtmiştir. Böyle bir inceleme, merminin izlediği yol, merminin geldiği yön ve merminin başvurana doğrudan mı geldiği yoksa sekip mi geldiği gibi atışın niteliği ile ilgili bazı önemli bilgileri ortaya çıkarabilirdi.
50. Üçüncüsü; Mahkeme, başvuranın vurulmasıyla ilgili asıl şüphelilerin 14 Ekim 2008 akşamı 7. Jandarma Komando Alayı’ndaki atış talimine katılan jandarma görevlileri olmasına rağmen, soruşturma esnasında Foça Cumhuriyet savcısının herhangi bir askeri görevliyi sorgulamadığını ve gerçeklerin ortaya çıkmasını sağlayabilecek delillerin temin edilmesi amacıyla askeri alanda (özellikle atış poligonlarının etrafında) inceleme yapmadığını belirtmiştir. Askeri yetkililerin atış taliminin planlanması veya düzenlenmesinde kusurlu davranıp davranmadığı, Foça Cumhuriyet savcısı tarafından bir olasılık olarak hiç dikkate alınmamıştır.
51. Mahkeme, soruşturmanın bu temel ve önemli aşamalarının eksikliğinden dolayı, Foça Cumhuriyet savcısının olayla ilgili vardığı sonuçların, eldeki bulguların yetersiz analizine dayandığı görüşünü benimsemiştir. Mahkeme, bu bağlamda, Foça Cumhuriyet savcısının başvuranın askeri atış talimi sırasında seken bir mermiyle kazara vurulduğuna dair bulgularının aksine, idari tazminat davalarında ispat standardı daha düşük olmasına rağmen, İzmir İdare Mahkemesi’nin atış talimi ile başvuranın vurulması arasında illiyet bağı kuracak bir delil bulamadığını vurgulamıştır (bk. yukarıda par. 21). Bu doğrultuda, Mahkeme, Foça Cumhuriyet savcısı tarafından yürütülen soruşturmanın yeterince titiz yapılmadığına ve bunun sonucunda başvuranın vurulması olayıyla ilgili şüphelerin giderilemediğine kanaat getirmiştir.
52. Mahkeme, suçun iç hukukta nasıl sınıflandırıldığına ve suçun vasfının usul açısından neyi zorunlu kıldığına bakılmaksızın, ulusal yetkili makamların 2. madde uyarınca re’sen soruşturma yürütme yükümlülüğünün, mağdur veya ailesinin/yakın akrabasının resmi şikâyette bulunup bulunmadığına ve olayın ölümle sonuçlanıp sonuçlanmadığına bakılmaksızın, gerçeklerin ortaya çıkarılması için tüm gerekli tedbirler alınmadığı takdirde, devam ettiğini tekrar vurgulamıştır (bk. yukarıda anılan Yaşa kararı, § 100; yukarıda anılan Menson ve Diğerleri kararı ve yukarıda anılan Angelova ve Iliev kararı, § 98). Bu yüzden, başvuranın soruşturmayla ilgili tutumu, kamu görevlilerinin olayın nasıl meydana geldiği ile ilgili gerçekleri ortaya çıkarma yükümlülüğünü ortadan kaldırmamıştır. Başvuran, herhangi bir kişiyle ilgili suç duyurusunda bulunmak istemediğine dair ifade vererek, gerçeklerin ortaya çıkarılmasından önce soruşturmanın kapatılmasını istediğini kastetmemiştir. Kendisi de zaten Cumhuriyet savcısının kararına itiraz ettiğinde bunu açıkça ifade etmiştir.
53. Yukarıda bahsedilenler ışığında, Mahkeme, yerel makamların başvuranın vurulmasıyla ilgili etkin ve yeterli bir soruşturma yürütmediğine ve bu yüzden olayın gerektirdiği hukuki karşılığı veremediğine kanaat getirmiştir. Mahkeme, soruşturma makamlarının başvuranın vurulmasıyla ilgili gerçekleri ortaya çıkaramamasının, başvuranın hukuki çözüme ulaşmasını engellediği görüşünü benimsemiştir; çünkü etkin bir cezai takibat yapılmadığından, başvuran, İzmir İdare Mahkemesi’ndeki dava sürecinde de belirtildiği üzere, askeri makamların veya herhangi bir muhtemel şüphelinin hukuki sorumluluğunu ortaya çıkarma imkânı bulamamıştır (bk. Jelić/Hırvatistan, no. 57856/11, § 64, 12 Haziran 2014, ve, a contrario, Stoyanovi/Bulgaristan, no. 42980/04, § 68, 9 Kasım 2010).
54. Bu sebeple, Mahkeme, Hükümet’in iç hukuk yollarının tüketilmediğine dair itirazını reddetmiş ve Sözleşme’nin 2. maddesinin usul yönünden ihlal edildiğine karar vermiştir.
III. SÖZLEŞME’NİN 1 NO.LU PROTOKOLÜNÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
55. Başvuran, şikâyetinin doğruluğunu kanıtlamaksızın, Sözleşme’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlâl edildiğine dair şikâyette bulunmuştur. Bu durumda, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca, bu şikâyet, açıkça dayanaktan yoksun olduğundan kabul edilemez bulunmuştur.
IV. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
56. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
A. Tazminat
57. Başvuran, devam eden tıbbi tedavisinden dolayı çalışamadığı dönem için, 14 Ekim 2008 ve 18 Mart 2009 tarihleri arasındaki gelir kaybının telafi edilmesi amacıyla, yaklaşık 1.690,50 avroya tekabül eden miktarda, 3.917,16 Türk lirası maddi tazminat talebinde bulunmuştur. Başvuran ayrıca, 30.000 avro da manevi tazminat talep etmiştir.
58. Hükümet, Sözleşme’nin ihlal edildiği iddiası ile başvuranın talep ettiği maddi tazminat arasında nedensellik ilişkisinin bulunmadığını ve manevi tazminat talebinin dayanaktan yoksun ve ölçüsüz olduğunu ileri sürmüştür.
59. Mahkeme, tespit edilen ihlal ile ileri sürülen maddi zarar arasında herhangi bir nedensellik ilişkisinin bulunmadığı kanısına varmış ve bu nedenle, söz konusu maddi tazminat talebini reddetmiştir. Öte yandan, Mahkeme, başvurana 20.000 avro manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.
B. Masraf ve Giderler
60. Başvuran, avukatlık ücretleri için 6.000 Türk lirası (yaklaşık 2.500 avroya tekabül etmektedir) tazminat talebinde bulunmuştur ve bunu ispatlamak amacıyla, vekili ile imzaladığı hukuki hizmet sözleşmesini sunmuştur. Ayrıca, tercüme masrafları için de 772,33 avro tazminat talebinde bulunmuş ve tercüme hizmetleri için ödenmesi gereken toplam miktarla ilgili olarak mütercim tarafından hazırlanan bir belge sunmuştur. Ancak, bu belgeyle beraber, belirtilen miktarın gerçekten ödendiğini kanıtlayan bir fatura veya başka bir belge sunmamıştır.
61. Hükümet, talep edilen miktarlara itiraz etmiş ve talep edilen miktarların kanıtlanmamış olduğunu ileri sürmüştür.
62. Mahkeme’nin içtihatlarına göre, başvuran, talep ettiği miktarların gerçekten ve gerekli olarak ortaya çıktığını ve miktar bakımından makul olduğunu ispatlamak suretiyle, masraf ve giderlerin kendisine geri ödenmesi hakkına sahiptir. Bu davada, başvuranın sunduğu belgeleri ve yukarıdaki kriterleri dikkate alarak, Mahkeme, sadece avukatlık ücretlerini kapsayacak şekilde, toplam 2.590 avro ödenmesinin makul olacağı kanaatine varmıştır.
C. Gecikme Faizi
63. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediğine dair itirazı ile Sözleşme’nin 2. maddesi uyarınca yapılan şikâyetin esasa ilişkin incelemesinin birleştirilip reddedilmesine;
2. Başvuranın vurulmasıyla ilgili soruşturmanın etkin yürütülmediğine dair Sözleşme’nin 2. maddesi uyarınca yapılan şikâyetin kabul edilebilir olduğuna ve başvurunun geri kalanının kabul edilemez olduğuna;
3. Sözleşme’nin 2. maddesinin usul yönünden ihlal edildiğine;
4. (a) Davalı Devlet tarafından, başvurana, Sözleşme’nin 44. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde; ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere:
(i) manevi tazminat olarak, miktara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, 20.000 avro (yirmi bin avro) ödenmesine;
(ii) masraflar ve giderler ile ilgili olarak, başvurana yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, 2.590 avro (iki bin beş yüz doksan avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Başvuranın adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 30 Ağustos 2016 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithJulia Laffranque
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy