© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2015. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Daha fazla bilgi için, bu belgenin sonunda bulunan yazarın telif hakkı ile ilgili kısmı okuyabilirsiniz.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2015. This translation was commissionned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court. For further information see the full copyright at the end of this document.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2015. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund). Elle ne lie pas la Cour. Pour plus de renseignements veuillez lire l’indication de copyright/droits d’auteur à la fin du présent document.
ESKİ BEŞİNCİ DAİRE
TRABELSİ/BELÇİKA
(Başvuru no 140/10)
KARAR
(Alıntılar)
STRAZBURG
4 Eylül 2014
İş bu karar, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde öngörülen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Trabelsi/Belçika davasında,
1 Temmuz 2014 tarihinde,
Başkan, Mark Villiger,
Yargıçlar, Ann Power-Forde,
Ganna Yudkivska,
André Potocki,
Paul Lemmens,
Helena Jäderblom,
Aleš Pejchal
ve Daire Yazı İşleri Müdürü Claudia Westerdiek’ten, müteşekkil Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (eski Beşinci Daire) kapalı oturumda yapılan müzakereler sonucunda, aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. Bu davanın temelinde Belçika Krallığı aleyhine Tunus vatandaşı olan Bay Nizar Trabelsi (« başvuran ») tarafından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 23 Aralık 2009 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (« Sözleşme ») 34. maddesi uyarınca yapılmış bir başvuru (no 140/10) bulunmaktadır.
2. Bu kararın kabul edildiği 11 Temmuz 2014 tarihinde başvuran, Brüksel’de avukat olan A. Château tarafından temsil edilmektedir. Hükümet, kendi görevlisi, Adalet federal kamu servisi avukatı Bay M. Tysebaert tarafından temsil edilmektedir.
3. Başvuran özellikle Amerika Birleşik Devletleri’ne iade edilmesinin kendisini Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı muamelelere maruz kalma tehlikesi altında bırakacağını iddia etmektedir. Aynı zamanda, iade edilmesine ilişkin alınan kararın uygulanmasının onun kişisel başvuru hakkını ihlal ettiğini savunmaktadır.
4. 27 Kasım 2012 tarihinde başvuru Hükümete bidirilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran 1970 yılında doğmuş olup, şu an Stafford’daki, Virginia (Amerika Birleşik Devletleri), Rappahannock hapishanesinde bulunmaktadır.
A. Ceza ve iltica davaları
6. 14 Eylül 2001 tarihinde başvuran, Brüksel asliye ceza mahkemesi soruşturma hakimi tarafından verilen tutuklama kararı üzerine tutuklanmıştır. Evinde yürütülen arama sonucunda sahte pasaportlar, otomatik silahlar, mühimmatlar ve Paris’teki Amerika Birleşik Devletleri büyükelçiliğinin detaylı bir planı ile patlayıcı üretimi için gerekli kimyasal formüller ele geçirilmiştir.
7. Eş zamanlı olarak, aynı şekilde tutuklanmış olan başka bir şüphelinin vermiş olduğu bilgiler üzerine, Brüksel’de başvuranın sıkça gittiği kafeye yapılan baskında polis, 59 litre aseton ve 96 kilo sülfür tozu ele geçirmiştir. Hakkında verilen tutuklama emrine göre başvuran suç örgütü kurmaktan, bomba patlatmak suretiyle zarar vermekten, savaş silahları bulundurmaktan ve özel bir milis gurubuna bağlı olmaktan suçlanmaktadır.
8. Kendisine yöneltilen suçlamaları kabul eden başvuran Brüksel asliye ceza mahkemesinin 30 Eylül 2003 tarihli kararıyla Kleine-Brogel askeri üssünü bomba ile hasara uğratmaya teşebbüs, resmi evrakta sahtecilik, kişilere ve mallara saldırmak amacıyla suç örgütü kurmak suçlarından dolayı on yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. Kararda mahkeme şu şekilde açıklamada bulunmuştur :
« [İlgili] Belçika’nın bağımsızlığından bu yana gerçekleştirilebilecek en ağır suçlardan birini işlemeye teşebbüs etmiştir ; tutuklanmasından beri kendine çeki düzen vermemiş, zarar verme niyeti değişmemiştir. Bu durumda kendisine hafifletici şartların uygulanmasına yer yoktur. »
9. 9 Haziran 2004 tarihinde Brüksel istinaf mahkemesi çeşitli suçlardan dolayı başvuran hakkında on yıllık hapis cezası veren mahkeme kararını onaylamıştır. Bu kararda belirtilen suçlar şunlardır :
« - Kleine-Brogel askeri üssünü, içerisinde bir veya birçok insanın bulunduğunu tahmin ettiği bir sırada bomba ile hasara uğratmaya teşebbüs etmek (...),
- olaydaki terörist bir saldırının yürütülmesi gibi ömür boyu hapis cezasıyla cezalandırılacak olan suçların işlenmesi için oluşturulan bir suç örgütüne komutanlık etmek (...),
- Belçika’da devletin iç güvenliğine zarar verecek nitelikte bir faaliyette bulunmak amacıyla yabancı bir örgütün yaptığı para yardımını almak (...),
- yasadışı olarak savaş silahı bulundurmak (...),
- amacı silah gücüne başvurmak olan her tür örgüt veya özel milis gurubunu kurmak, katkıda bulunmak veya bunlara katılmak (...) ».
10. 26 Ocak 2005 tarihinde başvuran Tunus askeri mahkemesi tarafından barış zamanında yabancı bir ülkede terörist bir örgüte üye olmaktan dolayı on yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. Tunus daimi askeri mahkemesi tarafından 29 Haziran 2009 tarihli yakalama müzekkeresi düzenlenmiştir. 10 Eylül 2009 tarihinde bu müzekkereye eklenen diplomatik bir yazı ile Belçikalı yetkililerden bu kararın uygulanması (exequatur) istenmiştir.
11. 13 Eylül 2011 tarihinde başvuranın Belçika’da asıl olarak çarptırıldığı hapis cezası sona ermiştir. Ancak, buna ek olarak, 2007 tarihinde ikinci ve üçüncü defa altı ve yedi aylık hapis cezalarına çarptırılmış ve bunlar hemen infaz edilmiştir. Bu durumda başvuranın cezaları 23 Haziran 2012 tarihinde sona ermiştir.
12. Bu arada, 25 Ağustos 2005 tarihinde başvuran Belçika’ya iltica talebinde bulunmuştur. Bu talep, mülteci ve sığınmacı genel komisyonu tarafından 10 Nisan 2009 tarihinde reddedilmiştir. Komisyon başvurucunun mülteci sıfatını tanımayıp, ona, Cenevre Sözleşmesi’nin 1 f) c maddesi anlamında Birleşmiş Milletler’in ilke ve amaçlarına aykırı eylemlerden dolayı suçlu bulunduğu gerekçesiyle ek bir korumanın verilmesini reddetmiştir. Bu karar Yabancıların Uyuşmazlıkları Konseyi’nin 18 Mayıs 2009 tarihli kararı ile onaylanmıştır.
B. İade davası
1. Amerikan suç duyurusunun uygulanmasının (exequatur) hukuksal süreci
13. 8 Nisan 2008 tarihli diplomatik bir yazı ile Amerikalı yetkililer Belçikalı yetkililere 27 Nisan 1987 yılında Belçika Krallığı ve Amerika Birleşik Devletleri arasında imzalanmış olan suçluların iadesi sözleşmesine dayanarak başvuranın iadesini talep etmişlerdir. Bu talep, Kolombiya eyaleti (Washington, D.C.) mahkemesi (District Court) tarafından başvurana karşı 16 Kasım 2007 tarihinde hazırlanan suç duyurusuna dayanmakta olup, aşağıdaki olaylardan kendisini suçlamaktadır :
« A. 18 U.S.C. § 2332 (b) (2) ve 1111 (a) hükümlerini ihlal ederek, Amerika dışındaki Amerikan vatandaşlarını öldürmeyi hedefleyen bir suç örgütü kurmak
B. 18 U.S.C. § 2332a ve 2 hükümlerini ihlal ederek kitle imha silahları kullanmaya teşebbüs ve suç örgütü kurma;
C. 18 U.S.C. § 2339B hükmünü ihlal ederek yabancı bir terörist örgüte kaynak ve maddi destek sağlamak için suç örgütü kurmak;
D. 18 U.S.C. § 2339B ve 2 hükmünü ihlal ederek yabancı bir terörist örgüte kaynak ve maddi destek sağlamak.»
14. İade talebi şunları içermektedir :
« Hakim tarafından 16 Kasım 2007 tarihinde verilen Bay Nizar Trabelsi’nin tutuklanma müzekkeresi (...).
Suçlamanın dayandığı olaylar şöyledir : 2000 yılının ortasında veya daha öncesinde Almanya’da, Avrupa’nın başka yerlerinde ve Afganistan’da olduğu sıralarda Nizar Trabelsi Osama bin Laden’in kurduğu El Kaide’nin suç ortakları ile kendi isteğiyle, Batı Avrupa’da hedeflenmiş tesislerde bulunan Amerikan vatandaşlarını öldürme niyetini gerçekleştirmek ve yüksek seviyede patlayıcı bir alet kullanarak (kitle imha silahı) Batı Avrupa’da Amerika’nın ve/veya ona bağlı bir ajans veya idarenin işgal ettiği birçok taşınmazı harap etmek için kaynak ve maddi destek sağlamak için bir anlaşma imzalamıştır.»
15. İade talebine Amerikalı yetkililer tarafından eklenen belgelerden olan ceza kanununa (Birleşik Devletler Kanunu (United States Code, U.S.C) 18. bölüm) göre ilgili şuçlamalar şu cezaları gerektirmektedirler :
« A. 18 U.S.C. § 2332 (b) (2) ve 1111 (a) : süresi belirli olmayan veya müebbet hapis cezası veya hem para hem hapis cezası.
B. 18 U.S.C. § 2332a ve 2 : süresi belirli olmayan veya müebbet hapis cezası.
C. 18 U.S.C. § 2339B : para cezası veya 15 yıla kadar hapis cezası veya ikisi birden.
D. 18 U.S.C. § 2339B ve 2 : para cezası veya 15 yıla kadar hapis cezası veya ikisi birden. »
16. 4 Haziran 2008 tarihinde federal savcı, Nivelles asliye ceza mahkemesi nezdinde başvuran aleyhine verilmiş olan 16 Kasım 2007 tarihli tutuklama kararının uygulanmasını talep etmiştir. Federal savcı iddianamesinde iade talebinin dayanağı olan suçlara karşı öngörülen en yüksek cezaların sırasıyla on beş ve on yıllık sürelerde olduğunu belirtmiştir.
17. 12 Kasım 2008 tarihli diplomatik yazıda Amerikalı yetkililer Belçikalı yetkilileri başvuran ile ilgili güvenceler konusunda bilgilendirmişlerdir:
«Amerika Birleşik Devletleri hükümeti Belçika hükümetine bu iade ile ilgili olarak, Nizar Trabelsi’nin 2006 tarihli askeri komisyon yasasının (Military Commissions Act of 2006) etkin kıldığı bir askeri komisyon tarafından sorgulanmayacağı konusunda teminat vermektedir. Ayrıca, Amerika Birleşik Devletleri hükümeti, Belçika hükümetine Trabelsi’nin iade edilmesinden sonra Amerika Birleşik Devletleri’nde hiç bir şekilde sivil olmayan yapılarda tutuklu veya hükümlü olarak tutulmayacağı konusunda da garanti vermektedir. »
18. 19 Kasım 2008 tarihli kararıyla Nivelles Asliye Ceza Mahkemesi’nin savcı iddianamelerini değerlendiren dairesi federal savcının iddianamesini kabul etmiş ve Bölge mahkemesi District Court tarafından verilmiş olan tutuklama müzekkeresini uygulanılabilir kılmıştır. Bu karar ayrıca şunu da belirtmektedir :
« İade amaçlı hazırlanan tutuklama müzekkeresine eklenen belgeler üzerinde yapılan inceleme, amerikalı yetkililerin birinci suça dayanak olarak ayrıntılarıyla belirttikleri kasten yapılmış olan eylemler (« overt acts ») arasında [başvuranın] Belçika’da cezanlandırılmasını destekleyen Belçika toprakları üzerinde gerçekleştirilmiş bir çok olay bulunduğunu ortaya koymuştır.
(...)
Ne bis in idem ilkesine göre, 16 Kasım 2007 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri’nin yetkili yargı makamı tarafından verilmiş olan iade amaçlı tutuklama kararı, 1. suça ilişkin 10. paragrafta belirtilen ve başka suçlamalara dayanarak tekrar edilen eylemlerle [nos 23, 24, 25, 26] ilgili olduğu için infaz edilemez.»
19. Başvuranın itirazı üzerine Brüksel istinaf mahkemesinin soruşturmaya ilişkin itirazları değerlendiren dairesi 19 Şubat 2009 tarihli kararıyla Nivelles Asliye Mahkemesi kararını onaylayıp, kararın icrasını (exequatur) istemiştir. İadenin, başvuranın Belçika’da yakalanıp, mahkum edildiği olaylardan başka olayları da kapsadığını tespit ettikten sonra (özellikle Belçika dışında gerçekleştirilmiş olanlar) istinaf mahkemesi şu varsayımda bulunmuştur :
« İade talebinin, ırka, dine, milliyete veya politik görüşlere itibar edilerek Trabelsi Nizar’ı sorgulamak veya cezalandırmak amacıyla yapıldığına ilişkin ciddi nedenler bulunmamaktadır. Ayrıca bu gerekçelerle bu kişinin durumunun ağırlaştırılması tehlikesi söz konusu değildir.
(...)
Trabelsi Nizar’ın iade edilmesi durumunda kendisinin adaletten faydalanmasından imtina edilmesi (déni de justice), işkence veya insanlık dışı veya aşağılayıcı davranışlara maruz kalması gibi hiçbir tehlike de bulunmamaktadır. Amerika Birleşik Devletleri’nin Belçika ile imzaladıkları suçluların iadesi sözleşmesinin 7.2 ve 7.3. maddelerinin de dahil olduğu tüm hükümlere ısrarlı bir şekilde riayet etmeyeceği konusunda da hiçbir şüphe bulunmamaktadır. Ayrıca, Trabelsi Nizar’ın sivil bir hapishanede tutulacağı ve normal bir usul ile genel hukuk yargı makamları tarafından yargılanacağına inanmak için her türlü sebep mevcuttur.
(...) »
20. 24 Nisan 2009 tarihinde başvuran istinaf mahkemesi kararına karşı Yargıtay’a başvurmuştur. Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı muameleye maruz kalacağını ve kendisine adaletin uygulanmasından imtina edileceğini iddia etmiştir. İstinaf mahkemesinin, onun Amerika Birleşik Devletleri’ne iadesinin sonuçlarını, ülkenin genel durumunu ve kendisine özel koşulları dikkate almadan doğru bir şekilde değerlendirmediğini ve kendisinin durumuna Mahkeme’nin Saadi/İtalya [BD] (no 37201/06, AİHM 2008) davasındaki muhakemesinin uygulanmasının gerekli olduğunu savunmaktadır. Ayrıca, bir kişinin süresinin azaltılması mümkün olmayacak şekilde müebbet hapse mahkum edilmesine ilişkin olarak bu durumun 3. madde çerçevesinde değerlendirilip değerlendirilmemesi sorununun istinaf mahkemesi tarafından cevapsız bırakıldığı konusunda şikayette bulunmuştur. Son olarak, ne bis in idem ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
21. 24 Haziran 2009 tarihli kararında Yargıtay başvuranın başvurusunu reddetmiştir. Kararında istinaf mahkemesinin kararını düzgün bir şekilde ve yasalara dayanarak gerekçelendirdiğini belirtmiştir :
« - İade talebinde bulunan devlet terörizme karşı politikasını tekrar yapılandırmakta olup, işkence, insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleye karşı mücadelesini yoğunlaştırmıştır. Ayrıca, özel mahkemeleri kaldırmaya ve süresi belirsiz cezaları ve uluslararası ihtilaflarda insanları yargılamadan özgürlüklerinden mahrum bırakma şeklindeki uygulamaları sona erdirmeye hazırlanmaktadır,
- İade talebine dayanak olarak gösterilen teminatlara göre, başvuran genel bir mahkeme tarafından, iade talebinde bulunan ülkede uygulanan normal usul kuralları çerçevesinde yargılanacak olup, o ülkede mevcut yargı sisteminin öngördüğü hak ve itiraz yollarından faydalanabilecektir,
- başvuran iadesinin talep edilmesine neden olan suçlar nedeniyle müebbet hapse mahkum edilmeyecek olup, mahkum edileceği cezalar şartlı salıverilmesine izin verecek cezalara çevrilebilecektir,
- başvuranın ileri sürdüğü unsurlar, iddia ettiği tehlikelerin, kendilerine itibar edilmesini gerektirecek somut özelliklerinin bulunmaması nedeniyle, iadesi sonrası yetkililerin onu yargılamaktan kaçınacağı veya onun işkence, insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleye maruz bırakılacağı konusunda ciddi endişe duyulmasına imkan tanımamaktadır.
(...) »
22. 11 Kasım 2009 tarihinde başvuranın iadesine ilişkin dosya ile ilgilenen federal savcının talebiyle Belçikalı yetkililere gönderilen bir mektupta Amerika Birleşik Devletleri adalet bakanı şu ek bilgileri göndermiştir :
« Bu ilk iki suçtan dolayı mahkumiyet için öngörülen yasal en ağır ceza müebbet hapis cezası, son iki suç için ise 15 yıl hapis cezasıdır. Ayrıca, yargıçların sanıkları mahkum ederken dikkate aldıkları ihtiyari bir rehber olan Amerika Birleşik Devletleri ceza rehberi bu ilk iki suç için müebbet hapis cezası öngörmektedir.
Müebbet hapis cezası zorunlu değildir. Mahkeme takdir yetkisine dayanarak daha hafif bir cezaya karar verebilir. Bir mahkumiyet kararı verirken Mahkeme, suçun ağırlığını ve insanların hayatlarını kaybedip kaybetmediğini ve malların zarara uğrayıp uğramadığını da dikkate almaktadır. Bu olayda, Trabelsi Amerikan vatandaşlarını öldürme ve kitle imha silahlarını kullanma niyetini gerçekleştirememiştir. Bundan dolayı, mahkeme takdir yetkisi çerçevesinde onun hakkında bir mahkumiyete karar verirken Trabelsi’nin planlarını gerçekleştirmeyi başaramadığını göz önünde bulundurabilir. Mahkeme ayrıca, davalının bu eylemlerden doğan sorumluluğunun bilip bilmemesi gibi hafifletici sebepleri de dikkate alabilir.
Mahkemenin takdir yetkisi çerçevesinden Trabelsi’yi müebbet hapisten daha hafif yani belirli süreli hapis cezasına mahkum etmesi halinde, Trabelsi’nin cezası hükümlü olduğu süre içerisinde göstereceği iyi halden dolayı % 15 oranına kadar azaltılabilecektir. Bu tarz ceza indirimleri, süresi ne kadar uzun olursa olsun müebbet hapis cezası dışında süresi belirli hapis cezaları için geçerlidir. Bu nedenle, Trabelsi 20, 30 veya 50 yıl hapis cezasına mahkum edilse bile mahkumiyeti sırasında göstereceği iyi halden dolayı asıl ceza süresine % 15 oranına kadar yapılacak bir indirim uygulanabilecektir. Ancak, Trabelsi müebbet hapis cezasına mahkum edilirse hiçbir ceza indiriminden faydalanamayacaktır.
Son olarak, Trabelsi, Başkanın affı veya cezanın başka bir cezayla değiştirilmesinden yararlanmak için başvuruda bulunabilir. (Af cezayı ortadan kaldırırken, cezanın değiştirilmesi ise bunun tekrar düzenlenmesini sağlar) Oysa, Trabelsi’nin durumunda bu sadece teorik olarak mümkündür. Bizim bilgimiz dahilinde bugüne kadar terör suçundan mahkum olmuş hiçbir hükümlünün yapmış olduğu Başkanlık affı veya ceza değişikliği başvurusu başarıyla sonuçlanmıştır. »
2. İade talebine verilecek cevabın idari ve hukuki süreci
a) Soruşturma sürecine ilişkin itirazları değerlendiren dairenin görüşleri
23. Amerikan suç duyurusu ne zaman infaz edilebilir olarak ilan edildiyse iade talebine verilecek cevaba ilişkin dava da o zaman açılmıştır.
24. 4 Şubat 2010 tarihinde federal savcı Brüksel istinaf mahkemesini yazılı görüş ve taleplerinden haberdar edip; ondan, Mahkeme’nin özellikle Kafkaris/Kıbrıs [BD] (no 21906/04, AİHM 2008) kararı olmak üzere içtihadını göz önünde bulundurarak, başvuranın iadesi için olumlu bir karar vermesini istemiştir. İlk iki suç duyurusunda başvuran için müebbet hapis cezası istendiği, son ikisi için ise on beş yıl hapis cezası istendiği ortaya konmuştur.
25. 29 Mart 2010 tarihinde Adalet federal kamu servisine gönderilen bir mektupta başvuran, 24 Mart 2010 tarihli duruşmada federal savcının kararın infazına ilişkin usul işlemleri sırasında başvuranın Amerika’ya iadesi sonrası mahkum olabileceği cezaya ilişkin olarak (yukarıdaki 16. paragrafa bakınız) hata yaptığını belirttiğini öğrenmiştir.
26. 10 Haziran 2010 tarihinde istinaf mahkemesinin soruşturma işlemlerine ilişkin itirazları değerlendiren dairesi başvuranın iadesini birçok şarta uyulması koşuluyla kabul etmiştir :
« - İade şu şartlarda kabul edilebilir :
i. N. Trabelsi’nin ölüm cezasına çarptırılmaması, Amerika Birleşik Devletleri’nde bu şart yerine getirilemeyecek ise verilen cezanın infaz edilmemesi,
ii. Her ne kadar terör eylemleri nedeniyle karar verilmiş ise de, müebbet hapis cezasının başka bir ceza ile değiştirilmesinin mümkün olması,
- N. Trabelsi’nin başta Tunus olmak üzere başka bir ülkeye iadesinin söz konusu olması durumunda, Amerika Birleşik Devletleri’nin Belçika’nın onayını alması gerekmektedir. Çünkü Tunus bu işlem sırasında yaptığı iade talebini N. Trabelsi Amerika’ya iade edilmiş olduğu için buraya da yapacaktır.
Amerika Birleşik Devletleri bu şartları kabul etmediği takdirde iade reddedilecektir.»
b) İadeyi onaylayan bakanlık kararnamesi
27. 10 Ağustos 2010 tarihli diplomatik yazıda, Amerikalı yetkililer başvuranın ölüm cezasına mahkum edilmeyeceği ve Belçika hükümetinin izni olmadan üçüncü bir ülkeye iadesinin yapılmayacağı konsunda güvence vermişlerdir. Müebbet hapis cezasının zorunlu olmadığını, her ne kadar bahsi geçen suçların tüm unsurlarının gerçekleşmiş olduğu kanıtlanmış ise de, mahkemenin kendi takdir yetkisine dayanarak bu cezadan daha hafif bir cezaya karar verebileceğini hatırlatmıştır. Bu yazı amerikan kanunlarının müebbet hapis cezasının hafifletilmesi konusunda birçok imkanı öngördüğünü belirtmektedir :
« Müebbet hapis cezasının daha hafif bir ceza ile değiştirilmesi sorunu ile ilgili olarak, Amerika Birleşik Devletleri buna şu şekilde bir açıklık getirmektedir: ilk olarak, Trabelsi mahkum edildiği takdirde müebbet hapis cezası bir zorunluluk değildir. Mahkeme bundan daha hafif bir cezaya karar vermesine olanak sağlayan bir takdir yetkisine sahiptir. Ayrıca, bir davalı müebbet hapis cezası da dahil olmak üzere mahkumiyetine ve aldığı cezaya doğrudan veya habeas corpus dilekçe ile birlikte itirazda bulunabilme yasal hakkına sahiptir. Ayrıca, verilmiş bir mahkumiyet kararında indirim yapılmasına ilişkin bazı yasal dayanaklar bulunmaktadır: davalının üçüncü bir kişinin soruşturmasında ve kovuşturmasında önemli bir destekte bulunmuş olması (Federal Rule of Criminal Procedure 35(b) and Title 18 United States Code, Section 3582(c)(1)(B)) veya mahkumun ölümcül hastalığı nedeniyle zorlayıcı insani nedenler (Title 18, United States Code, Section 3582(c)(lXA)(i)).
Bu tedbirlere ek olarak davalı, Birleşik Devletler başkanının merhametine sığınarak cezasının azaltılmasını talep edebilir. Birleşik Devletler anayasasının 2. bölümünün H maddesinde yer alan « erteleme ve af bahşetmek » başlıklı Başkanın yetkilerine ilişkin olan bölüm müebbet hapis cezası da dahil olmak üzere bir hapis cezasını daha hafif bir ceza ile değiştirilmesi yetkisini içermektedir. Af taleplerinin uygulanması ile ilgili usul ve yönetmelikler mevcut olduğu gibi, Adalet Bakanlığı nezdinde kurulmuş olan Af bürosu af taleplerini değerlendirip, Başkan’a bunların uygulanması konusunda tavsiyeler hazırlamaktadır. Birleşik Devletler Anayasası bir hükümlüyü affetme yetkisini tek başına Başkan’a tanımıştır. Her ne kadar bu takdir yetkisi ölçülü bir şekilde kullanılmış ise de, bir imkan doğduğu zaman, bu çareler iç güvenliği ilgilendiren ciddi suçlarda da bahşedilmiş olduğunu tespit etmiş bulunmaktayız. Örneğin, 1999 yılında Başkan Clinton, 1970 ve 1980’li yılların başında gerçekleştirilen birçok bombalı saldırının sorumlusu olan ve silahlı soygun yapmak, bomba yapmak, isyan çıkarmak ve diğer başka suçları işlemek üzere plan hazırlamaktan dolayı mahkum olmuş Porto Rikolu milliyetçi ve şiddet kullanan bir örgüt olan FALN’nın 13 üyesinin cezalarını değiştirmiştir. »
28. 23 Kasım 2011 tarihinde adalet bakanı başvuranın Amerika Birleşik Devletleri hükümetine iadesini onaylayan bir kararname kabul etmiştir. Bu kararnamede, başvuranın ölüm cezasına mahkum edilmeyeceği dikkate alındıktan sonra diğer teminatlar tek tek incelenmiştir.
29. Muhtemel bir müebbet hapis cezasına ilişkin olarak bakanlığın vermiş olduğu karar şu şekilde düzenlemiştir :
« Amerikan Federal Ceza Hukuku’na göre, suçlamalar –A ve B başlıkları altındaki suçlar- için öngörülen en yüksek ceza daha erken ve şartlı tahliyeyi imkansız kılmaktadır. Ceza kanununun bu iki hükümünün öngördüğü gibi müebbet hapis cezası hukuksal ve olaylara dayalı bir bakış açısıyla hayatın sonuna kadar devam etmektedir.
(...)
21 sayılı ve 10 Ağustos 2010 tarihli diplomatik yazıda amerikan büyükelçisi süresinin kısaltılmasının mümkün olmadığı müebbet hapis cezasına karar verilmiş ise de, Amerika Birleşik Devletleri başkanının affından yararlanabilme imkanının bulunduğu konusunda teminat vermiştir. Bu hak Amerikan Anayasası’nın 2, II maddesinde düzenlenmiştir. Ayrıca, geçmişte hatta günümüzde, Amerikan yargı makamları –özellikle federal olanlar- tarafından mahkum edilen kişiler birçok defa aftan yararlanmışlardır.
(...)
FALN olayı, tarihi konsept içerisine yerleştirilmiş olsa bile, 11 Eylül 2001 tarihinden beri terörizm alanındaki güncel yasalar tarafından değerlendirilebilecek olan olayların, ki bu olaylar konu edilen kişinin gerçekleştirdiğinden şüphe edilen olaylardan çok daha ağır olup daha yüksek cezaları gerektirmesine rağmen, aftan yararlanılabileceğini göstermiştir.
Her ne kadar 2001’den beri insanlar terörizm veya terörizme bağlı olaylar nedeniyle süresi kısaltılmayacak müebbet hapis cezasına mahkum edilmiş iseler de (...), içerik açısından bu davalar Trabelsi ile karşılaştırılamazlar. Amerika’da daha erken veya şartlı olarak salıverilemeyecek olan müebbet hapis cezasına mahkum edilmiş olan kişiler, 7 Ağustos 1998 tarihli Kenya’daki Nairobi ve Dar-es-Salaam’daki (Tanzanya) Amerikan Büyükelçiliklerine düzenlenen saldırılarda olduğu gibi ölü ve yaralıların olduğu veya ciddi maddi zararların meydana geldiği terörist saldırılara katılmış olmaktan dolayı suçlanmış, sorgulanmış ve mahkum edilmişlerdir. (...)
Önemleri ve yapıları bakımından bu suçlar ile iadeye konu edilen olaydaki kişiye itham edilen suçlar açıkça karşılaştırılamazlar.
Yukarıda belirtilen olaylarda çok sayıda üstelik Amerikan vatandaşı olan kişiler, bazen çok kalabalık olabilecek şekilde, önemli maddi ve fiziksel zarara uğramışlardır. Ancak, iadesi talep edilen kişi gerçekleştirmediği bir terörist eylemi planlamak ve hazırlamaktan dolayı sorgulanmıştır. Bu kişi diğer olaylarda olduğu gibi kişilere veya mala zarar vermemiştir.
Bu durumda, bu kişinin suçlandığı suçların onun, Amerikan ceza kanununun öngördüğü en ağır cezaya yani müebbet ağır hapis cezasına mahkum edilmesinin talep edilmesini veya bu cezaya mahkum edilmesini gerektirecek nitelikte olmadıkları açıkça ortadadır.
Human Rights First Sivil Toplum Örgütü’nün güncel bir çalışması, 11 Eylül 2001 tarihinden beri 214 kişinin El Kaide veya diğer islamcı gruplara bağlı terörist eylemlerden veya bunlara bağlı suçlardan dolayı sorgulandıklarını, bunların 195’inin mahkum olduğunu ortaya koymuştur. Burada her defasında federal savcıların yürüttükleri soruşturmalar ve federal mahkemeler tarafından verilen mahkumiyet kararları söz konusudur. 151 kişi hürriyetlerinden yoksun kılıcı cezalara mahkum edilmiştir. 20 kişi şartlı salıverilmeden faydalanmış veya bunların tutuklu kaldıkları süre hapis cezasının süresine denk gelmiştir. Ceza olarak geçirilen ortalama hapis cezası süresi 8,4 yıldır. Sadece 11 mahkum müebbet hapis cezasına mahkum edilmiştir. Bu rapor aynı zamanda yargılamanın adil yargılama hakkına riayet ederek yürütüldüğünü belirtmiştir (Human Rights First, In pursuit of Justice : Prosecuting Terrorism Cases in the Federal Courts – 2009 Update and Recent Developments, 2009, s. 68).
Bu sayılardan, terörizmle ilgili suçlardan dolayı şartlı salıverilme imkanından faydalanamayacak şekilde müebbet hapis cezasına çarptırılma tehlikesinin, genel olarak kabul edilenden farklı olarak çok daha sınırlı olduğu ortaya çıkmaktadır. »
30. Başvuranın Amerika’dan sonra Tunus’a iade edilmesi ihtimali konusunda Bakanlık Kararnamesi şunu belirtmektedir :
« Amerika büyükelçiliğinin 21 sayılı ve 10 Ağustos 2010 tarihli diplomatik yazısında Amerikalı yetkili, tunuslu yetkililerin iade talebinde bulunmaları üzerine bunun kabul edilmeyeceğini açıkça belirtmiştir.
(...)
Tunus Cumhuriyeti’ne yapılması talep edilen iadenin reddedilmesine karar verilmiş, ve başka bir ülkeye yapılacak iadeler için Belçika’nn onayının gerekli olmasından dolayı Tunus Cumhuriyeti’ne bir iadenin yapılması mümkün değildir.
Belçikalı yetkilinin başvuranın Tunus Cumhuriyeti’ne iadesini reddetmiş olmasından dolayı, ve ileride, Tunus’un başvuranın iadesini Amerika Birleşik Devletleri’nden istemesi durumunda bu talebin de aynı şekilde reddedileceğinden dolayı başvuranın Amerika’dan Tunus’a iadesi mümkün değildir. »
31. Son olarak, bakanlık kararnamesi ne bis in idem ilkesinin uygulanışını şu şekilde incelemiştir:
« Belçika ve Amerika Birleşik Devletleri, imzalamış oldukları sözleşme ile (27 Nisan 1987 tarihli suçluların iadesine ilişkin), iadesi talep edilen kişi bulunduğu ülkede beraat etmiş veya iadesinin talep edilmesine sebep olan aynı suçtan dolayı mahkum edilmiş ise iade talebinin reddedileceği konusunda karşılıklı olarak taahhütte bulunmuşlardır (...). Bu sözleşmenin onaylanması (...), onu Belçika ve Amerikan hukuk sistemlerinde uygulanır hale getirmiştir.
Başka bir deyişle, olayların değil ama onların tanımlanma şekilleri yani suçların aynı olması gerekmektedir.
(...)
Cezalandırılması öngörülen suçların dayandığı olaylar, tek başlarına veya hepsi birlikte suçlamaların dayanağı olan unsurlar şeklinde kabul edilen « kasten yapılan eylemlere » (« overt acts ») ilişkindirler. İki defa yargılanmama (double jeopardy) ilkesi bu somut unsurları kullanıp kullanmama imkanını yasaklamamaktadır.
Olayda, değiştirilemez şekilde Brüksel istinaf mahkemesi tarafından 9 Haziran 2004 tarihli kararıyla mahkum edilmiş olan iadesi talep edilen kişinin işlediği suçlar, Amerika’nın yapmış olduğu iade talebinin dayandığı tutuklama müzekkeresinin A ve D başlıkları altında sayılan suçlamalarla bağlantılı değildirler. Amerikan ve Belçika ceza kanunlarındaki suçları oluşturan unsurlar, içerikleri, işlendikleri yer ve işlendikleri zaman bakımından birbiriyle uyuşmamaktadır.
(...)
Amerika Birleşik Devletleri’nin Federal Ceza Hukuku’na göre, « kasten yapılan eylem » (overt act) tek başına kaçınılmaz olarak suç sayılamayacak bir unsur (olay), bir eylem, bir davranış veya bir işlemdir. (...)
Her « kasten yapılan eylem » tek başına veya diğer eylemlerle birleşerek bir kişinin soruşturulmasını gerektirecek bir suçun veya birçok suçun buna dayanarak oluşmasını sağlayabilecek olan bir delildir. Örneğin, Amerikan vatandaşlarını öldürmek için hazırlanan komplo (conspiracy) –cemiyet veya anlaşma (bkz. A başlıklı suçlama). (...).
24, 25 ve 26. kasten yapılan eylemler, tek başlarında bir suç oluşturacakları kesin olmasına rağmen iadenin talep edilmesini gerektiren suçları oluşturmamaktadırlar. »
32. Kararname 2. maddesinde « iadenin, iadesi istenilen kişinin Belçika adaletini tatmin ettikten sonra gerçekleştirileceğini » öngörmüştür.
33. Aynı gün, başka bir bakanlık kararnamesi ile adalet bakanı başvuranın Tunuslu yetkililerin yapmış oldukları iade taleplerini reddetmiştir (yukarıdaki 10. paragrafa bakınız).
c) Danıştay nezdinde yapılan iptal başvurusu
34. 6 Şubat 2012 tarihinde özellikle Sözleşme’nin 3. maddesinin ve 7. Protokol’ün 4. maddesinin ihlal edildiğine dayanarak başvuran, kendisinin Amerika Birleşik Devletleri’ne iadesine karar veren bakanlık kararnamesinin iptali için Danıştay’a itirazda bulunmuştur.
35. 19 Eylül 2013 tarihli Danıştay’da yapılan duruşmada başvuran, Mahkeme’nin Vinter ve diğerleri/Birleşik Krallık [BD] (nos 66069/09, 130/10 ve 3896/10, 9 Temmuz 2013) davasında vermiş olduğu kararı ileri sürmüştür. Bu karardan, Mahkeme’nin bundan sonra, müebbet hapis cezasının süresinin kısaltılıp kısaltılmamasına ilişkin özelliğinin tutuklunun cezasını çekmeye başlamasından evvel tedbir niteliğinde bir kontrola tabi olması gerektiğine ve böylelikle Babar Ahmad ve diğerleri/Birleşik Krallık, (nos 24027/07, 11949/08, 36742/08, 66911/09 et 67354/09, 10 Nisan 2012) kararında iade edilme işlemine konu olan kişinin mahkum olup olmamasına ilişkin yapılan ayrımın artık uygun olmadığına karar verdiği anlaşılmaktadır.
36. 23 Eylül 2013 tarihli kararıyla Danıştay iptal başvurusunu reddetmiştir. Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine ve müebbet hapis cezasına çarptırılma tehlikesine ilişkin şikayet ile ilgili olarak Danıştay şu şekilde karar vermiştir :
« Başvuranın Amerikan yargı makamlarınca müebbet hapis cezasına mahkum edileceğini varsayarsak bile, Mahkeme’nin, bununla birlikte, 9 Temmuz 2013 tarihli Vinter ve diğerleri/Birleşik Krallık kararında özellikle, « müebbet hapis cezasının tamamını çekmenin onu süresi kısaltılamaz bir ceza yapmadığını », « hukuken ve fiilen süresi azaltılabilir bir müebbet hapis cezasının 3. madde anlamında bir sorun teşkil etmediğini (...) » ve « ulusal hukukun müebbet hapis cezasını daha hafif bir ceza ile değiştirmesinin, bu cezayı askıya almasının, bu cezaya son vermesinin veya hükümlünün belirli şartlarla salıverilmesinin 3. maddenin gereklerini yerine getirdiğine » karar verdiğini ortaya koymak gerekmektedir.
Olayda, Mahkeme’nin 10 Nisan 2012 kararına konu olan Babar Ahmad ve diğerleri/Birleşik Krallık davasında olduğu gibi başvuran bir Amerikan yargı makamı tarafından müebbet hapis cezasına mahkum edilmediği gibi daha güçlü bir nedenle böyle bir cezayı çekmeye başlamamıştır.
Başvuran, yukarıda belirtilen kararda olduğu gibi böyle bir cezaya mahkum edilmesi halinde, cezalara ilişkin hiçbir yasal gerekçenin hapiste kalmasını haklı gösteremeyeceği meselesinin ortaya konacağını ispat edememektedir.
Ayrıca, başvuran, en son dilekçesinde mahkum olacağı muhtemel bir müebbet hapis cezasının hukuken (de jure) hafifletilebileceğini kabul etmiştir. Amerikan hukuku ona, af talep etme veya cezanın daha hafif bir ceza ile değiştirilme imkanını tanımaktadır. Başvuran, af veya cezanın değiştirilmesine ilişkin yetkinin Mahkeme’nin yukarıda belirtilen 9 Temmuz 2013 tarihli kararında olduğu gibi bazı sınırlamalara maruz kalacağını savunmamaktadır.
Başvuran aslında böyle bir cezanın fiilen (de facto) hafifletileceği konusuna itiraz etmektedir. Ancak, Amerikalı yetkililerin Belçikalı yetkililere yaptıkları açıklamalardan Amerika Birleşik Devletleri Başkanı’nın cezanın değiştirilme yetkisini daha evvel kullandığı anlaşılmaktadır. Müebbet hapis cezasına çarptırılması durumunda başvurana sunulan hukuk yolları uygulamada da işlemektedir.
Üstelik, başvuranın 11 Eylül 2001 tarihli saldırıdan beri Amerika Birleşik Devletleri başkanının terör suçundan dolayı mahkum olmuş birini affetmesi veya cezasının değiştirilmesi uygulamasını beklemenin gerçekçi olmayacağına ilişkin yaptığı açıklama inandırıcı hiçbir bilgiyle desteklememiştir. Ayrıca, böyle bir uygulamayı beklemek, saldırı ve bunu takiben verilen cezalardan beri geçen sürenin, müebbet hapis cezasının süresine kıyasla kısa olmasından dolayı mümkün olmayacaktır.
Babar Ahmad davasında olduğu gibi (...), amerikalı yetkililerin zamanı geldiğinde, cezalara ilişkin kurallara göre hiçbir yasal gerekçenin başvuranı hapiste tutmayı artık haklı göstermemesi halinde, cezaların hafifletilmesi için öngörülen yöntemleri uygulanmayı reddedecekleri ortaya konmamıştır.
Başvuranın mahkum edilebileceği muhtemel bir müebbet hapis cezasının fiilen hafifletilebilecek olduğu açıkça ortadır.
Bu durumda, karşı tarafın, başvuranın müebbet hapis cezasına kesinlikle mahkum edilmeyeceği konusunda yanılıp yanılmadığını belirlemek bir fayda sağlamamaktadır. Böylece, böyle bir cezaya mahkum edildiği varsayılsa bile, bu ceza Sözleşme’nin 3. maddesini ihlal etmemektedir ».
37. Belçika Krallığı ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki iade sözleşmesinin 5. maddesinden ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne ek 7. Protokol’ün 4. maddesinden ve Medeni ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin 14 § 7 maddesinden kaynaklanan gerekçelere ilişkin olarak Danıştay şunları ileri sürmüştür :
« Amerikalı yetkililerin başvuranın iadesini talep etmelerini gerektiren dört suçlama şunlardır :
1) Amerika Birleşik Devletleri dışındaki Amerikan vatandaşlarını öldürmek amacıyla suç örgütü kurmak ;
2) Kitle imha silahlarını kullanmaya teşebbüs etmek ve suç örgütü kurmak ;
3) Yabancı bir terör örgütüne maddi destek ve kaynak sağlamak için suç örgütü kurmak ;
4) Yabancı bir terör örgütüne maddi destek ve kaynak sağlamak.
Aynı Amerikalı yetkililere göre bu suçları işlemek için başvuran ve diğer suçlular birlikte « kasten yapılmış olan eylemler » bütününü gerçekleştirmeye girişmişlerdir. Amerikalı yetkililerin iade taleplerinin kabul edildiği bu eylemler şunlardır [28 suçu içeren liste] :
Belçika’da (« Brüksel yargı bölgesi ve Krallığın başka yerlerinde olan bağlantıları ») başvurana karşı yapılan suçlamalara konu olan suçlar şunlardır : [13 suçu içeren liste].
Amerikalı yetkililerin yaptıkları iade talebinin kabulünü gerektiren « kasten yapılmış olan eylemler » bütünü ile « Brüksel yargı bölgesi ve (...) Krallığın başka yerlerinde » gerçekleştirilen suçlar karşılaştırılırsa, ilkinin Belçika Krallığı toprakları ile hiçbir bağlantısı olmadığı Amerikalı yetkililer tarafından ileri sürülen suçları meydana getiren unsurların oluşturdukları bir olaylar bütünü oldukları tespit edilmektedir.
Dosyadaki belgelerden, Amerikalı yetkililerin başvuranın « bulunduğu ülkede » mahkum edilmediği veya beraat etmediği suçlar için iadesini talep ettikleri ve « kasten yapılmış olan eylemlerin » Amerikalı yetkililerin başvuranın kendisine karşı yapılan dört suçlama ile ilgili olarak suçlu olup olmadığını anlamalarını sağlayacak birçok unsuru içerdikleri ortaya çıkmaktadır. »
C. Geçici bir tedbirin uygulanması ve Mahkeme önündeki davanın devamı
38. İade talepleri ile ilgili bakanlık kararnamelerinin tarihi olan 6 Aralık 2011 tarihinde (28 ve 33. paragraflar) başvuran, Mahkeme’den, iadesini durdurmak için yönetmeliğin 39. maddesi uyarınca geçici bir tedbir kararının alınmasını talep etmiştir.
39. Aynı gün Mahkeme, başvuranın başvurusunu kabul edip, hükümete, tarafların çıkarlarını göz önünde tutmak ve kendi nezdinde açılan davaya ilişkin yargılamanın düzgün yürütülmesi için başvuranı Amerika Birleşik Devletleri’ne iade etmemesini söylemiştir.
40. 20 Aralık 2011 tarihinde hükümet, özellikle, başvuranın iade edilmek üzere tutulmadığı için geçici tedbirin erken olduğunu ve bu tedbirin yargının düzgün işleyişini zorlaştıracağı için kaldırılmasını talep etmiştir.
41. 11 Ocak 2012 tarihinde Mahkeme, taraflarca kendisine sağlanan bilgiler ışığında başvuruyu tekrar inceledikten sonra tedbirin kaldırılmasını reddetmiştir.
42. 21 Mayıs 2012 tarihinde hükümet, tedbirin kaldırılması için ikinci bir talepte bulunmuştur.
43. Bu talebe cevap olarak Mahkeme, 25 mayıs 2012 tarihli mektubunda 10 Nisan 2012 tarihinde verdiği daha evvel bahsedilen Babar Ahmad ve diğerleri/Birleşik Krallık kararının kesinlik kazanmasından sonra tedbirin kaldırılması hakkındaki başvurunun tekrar inceleneceğini bildirmiştir.
44. 25 Haziran 2012 tarihli mektupta Mahkeme, Vinter ve diğerleri/Birleşik Krallık (no 66069/09) ve Harkins ve Edwards/Birleşik Krallık (nos 9146/07 ve 32650/07) davalarının Büyük Daire’ye gönderilme taleplerini göz önünde bulundurarak geçici tedbirin kaldırılmasına ilişkin talebin incelenmesini belirsiz bir tarihe ertelediğini taraflara bildirmiştir.
45. 3 Ağustos 2012 tarihinde Mahkeme, tarafları daha evvel bahsedilen Vinter davasının Büyük Daire’ye gönderilmesine karar verildiğinden ve geçici tedbirin kaldırılmasına ilişkin sorunun daha evvel bahsedilen Babar Ahmad ve diğerleri davasının Büyük Daire’ye gönderilmesi konusunda herhangi bir karar verilmesinden sonra yeniden gözden geçirileceği konusunda bilgilendirmiştir.
46. 27 Kasım 2012 tarihinde başvuru hükümete bildirmiştir.
47. Hükümet başvurunun kabul edilebilirliği ve esası hakkındaki görüşlerinde üçüncü defa geçici tedbirin kaldırılmasını talep etmiştir.
48. Mahkeme 7 Ocak 2013 tarihli mektubunda, hükümetin geçici tedbir hakkında alınacak karardan en yakın zamanda haberdar olacağı cevabını vermiştir.
49. 15 Ocak 2013 tarihinde Mahkeme nezdinde devam eden dava süresince geçici tedbirin devam etmesine karar verilmiştir.
50. Hükümetin tedbirin kaldırılmasına ilişkin dördüncü defa yaptığı talebe karşı Mahkeme 18 Haziran 2013 tarihli mektubunda geçici tedbirin önündeki davanın sonuçlanmasına kadar devam edeceğini belitmiştir.
51. 10 Temmuz 2013 tarihinde Mahkeme tarafları, davanın incelenmesini Danıştay’ın çok yakında verecek olduğu karar gibi, Büyük Daire’nin Vinter ve diğerleri [BD] (nos 66069/09, 130/10 ve 3896/10, 9 temmuz 2013) davasında vereceği kararı da dikkate almak için ertelediği konusunda bilgilendirmiştir.
52. Hükümetin davanın incelenmesi için ne kadar süre beklenilmesi gerektiği sorusu üzerine Mahkeme, 25 Eylül 2013 tarihde davanın Ekim sonu veya Kasım başı ele alınacağı konusunda hükümeti bilgilendirmiştir.
53. 18 Ekim 2013 tarihinde Mahkeme tarafları, kararı incelemek üzere oluşturulan dairenin Sözleşme’nin 30. maddesi gereğince bu karardan Büyük Daire yararına çekilme kararı aldığı konusunda bilgilendirmiştir.
54. 31 Ekim 2013 tarihli mektubunda başvuran bu çekilme kararını onayladığını belirtmiştir. Oysa, hükümet 8 Kasım 2013 tarihli mektubunda buna itiraz etmiştir.
D. İade amaçlı hapiste tutulma
55. 24 Haziran 2012’den itibaren mahkum olduğu cezaları çektikten sonra (yukarıdaki 11. paragrafa bakınız), başvuran 15 Mart 1874 tarihli suçluların iadesi hakkındaki yasanın 3. Maddesi gereğince iadesi için hapiste tutulmuştur.
56. 7 Haziran 2012 tarihinde başvuran, Nivelles Asliye Ceza Mahkemesi’ne serbest bırakılması için ilk başvurusunu yapmıştır. 12 Haziran 2012 tarihinde bu başvuru reddedilmiştir. Bu karar Brüksel istinaf mahkemesi tarafından 28 Haziran 2012 tarihinde onaylanmıştır.
57. Daha sonra, önce Bruges hapishanesine sonra Hasselt hapishanesine aktarıldıktan sonra 13 Ağustos 2012 tarihinde Hasselt Asliye Ceza Mahkemesi’ne ikinci serbest bırakılma başvurusunda bulunmuştur. 24 Ağustos 2012 tarihinde bu talebi kabul edilmiştir. Savcının itirazı üzerine Anvers istinaf mahkemesi bu kararı düzeltmiş ve başvuranın başvurusu reddedilmiştir.
58. 3 Aralık 2012 tarihinde başvuran serbest bırakılması için üçüncü başvurusunda bulunmuştur. 14 Aralık 2012 tarihinde Hasselt Asliye Ceza Mahkemesi başvuruyu dayanaksız bulmuştur. Başvuran Anvers istinaf mahkemesine itiraz etmiş ise de, bu karar istinaf mahkemesi tarafından 10 Ocak 2013 tarihinde onaylanmıştır.
59. Ocak 2013 tarihinde, Mons hapishanesine aktarılmış olan başvuran serbest bırakılması için dördüncü başvurusunu yapmıştır. Ancak bu başvuru önce 4 Şubat 2013 tarihinde Mons Asliye Ceza Mahkemesi tarafından dayanaksız bulunmuş, ve daha sonra, 21 Şubat 2013 tarihinde Mons istinaf mahkemesi tarafından reddedilmiştir.
60. Bu arada 23 Ağustos 2013 tarihinde Ittre hapishanesine aktarılan başvuran serbest bırakılması için beşince başvurusunda bulunmuştur. Bu başvurusu 28 Ağustos 2013 tarihinde önce Nivelles Asliye Ceza Mahkemesi tarafından, daha sonra da, 12 Eylül 2013 tarihinde Brüksel istinaf mahkemesi tarafından reddedilmiştir.
61. Bu arada, 5 Eylül 2013 tarihinde başvuran Ittre hapishanesinden, kendisinden iki çocuk sahibi olduğu Belçika vatandaşıyla evlenebilmek için izin aldıktan sonra Bruges hapishanesine aktarılmıştır.
E. Başvuranın iade edilmesi
62. 3 Ekim 2013 tarihinde başvuran Ittre hapishanesinden Bruges hapishanesine aktarılacağından haberdar edilmiştir. Ancak, gerçekte, kendisini Federal Bureau of Investigation (« FBI ») ajanlarının beklediği askeri havaalanı Melsbroek’a götürülmek üzere yola çıkarılmıştır. Saat 11.30’da Amerika Birleşik Devletleri’ne iade edilmiştir.
63. Adalet bakanlığı kamuya, başvuranın saat 13.30’da gönderildiğine ilişkin bir açıklamada bulunmuştur.
64. Saat 15.00’da başvuranın avukatı Brüksel Asliye Ceza Mahkemesi başkanına çok acil bir başvuruda bulunmuştur. Saat 18.30’da, Belçika devletinin Mahkeme’nin koymuş olduğu geçici tedbire riayet etmek zorunda olduğuna ve 5 000 Avro (« EUR ») teminat karşılığında başvuranın iade edilmesinin yasaklanmasını veya bunun her şekilde askıya alınmasına karar verilmiştir. Mahkeme bu karara karşı herhangi bir itiraz yoluna başvurulup başvurulmadığı konusunda bilgilendirilmemiştir.
F. Başvuranın Amerika Birleşik Devletleri’ndeki tutukluluğu
65. Amerika Birleşik Devletleri’nde, başvuran derhal tutuklanmıştır. Kendisine atanan bir avukat tarafından temsil edilen başvuran 7 Ekim 2013 tarihinde kendisine karşı yapılan suçlamaların okunması için Columbia eyaleti bölge mahkemesine (District Court ) çıkarılmıştır.
66. Başvuran şu an halen Stafford’daki (Virginie) Rappahannock bölgesi hapishanesinde bulunmaktadır. 1 Kasım 2013 tarihinde Belçikalı yetkililere hapishane yönetiminden gönderilen mektupta başvuranın diğer hükümlüler ile aynı şartlarda tutulduğu bildirilmiştir.
67. 6 Kasım 2013 tarihinde başvuranın Amerikan vatandaşı olan avukatı Mahkeme’ye gönderdiği mektupta, başvuranın dış dünya ile mektuplar aracılığıyla irtibat kurabildiğini ancak tüm mektuplarının tercüme ettirilip Amerikan hükümeti tarafından okunduğunu belirtmiştir. Ayrıca başvuranın bazı aile üyeleri ile yanında bir tercümanın bulunması koşuluyla telefonla görüşebildiğini de mektubuna eklemiştir. Başvuranın yakın aile üyeleri Amerika Birleşik Devletleri’ne giriş için vize almaları şartıyla başvuranı ziyaret edebileceklerdir.
68. Başvuranın avukatı 7 Aralık 2013 tarihinde başvuranın aile üyelerinden birine gönderdiği mektupta, onun tek başına bir hücreye yerleştirildiğini ve onun ruhsal sağlığından endişe ettiğini belirtmiştir. (...)
HUKUK
I. BAŞVURANIN İADESİ İLE İLGİLİ OLARAK SÖZLEŞME’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
84. Başvurana göre Belçikalı yetkililerin onu Amerika Birleşik Devletleri’ne iade etme kararı Belçika’nın, Sözleşme’nin 3. maddesinin gereklerine uymaması sonucunu doğurmuştur:
« Hiç kimse işkenceye, insalık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye tabi tutulamaz. »
(...)
B. Esas hakkında
1. Tarafların iddiaları
a) Başvuran
94. Başvuran, Amerika Birleşik Devletleri’ne iadesini, kendisini Sözleşme’nin 3. maddesine uygun olmayan muamelelere maruz bıraktığı için şikayet etmektedir. İadesine dayanak olan A ve B suçları için fiilen hafifletilmeyecek müebbet hapis cezasının uygulandığını ve bu cezaya mahkum edildiği takdirde kesinlikle serbest kalma gibi bir şansının bulunmadığını iddia etmektedir.
95. Başvuran 11 Kasım ve 10 Ağustos 2010 tarihli diplomatik yazışmalardaki somut verilerden ceza süresinin fiilen azaltılmayacağı sonucuna varmıştır. Amerikalı yetkililerin iç güvenliğe karşı işlenmiş ağır suçlardan sadece biri için böyle bir ceza indirimin yapıldığına ilişkin bir örnek verdiklerini, ve başvurana itham edilen terör suçlarına ilişkin olarak başkanın affı veya cezanın başka bir cezayla değiştirilmesi imkanının kullandığına dair hiçbir örnek hatırlatmadıklarını belirtmiştir. 1999 yılında başkan Clinton’un göstermiş olduğu merhamet de konuya uygun bir örnek olmamaktadır. Çünkü bu durum, başvuranın soruşturulduğu « İslam kaynaklı » teröre karşı 11 Eylül 2001 tarihinden beri yürütülen gerçek bir savaşın ortaya çıktığı dönemle alakalı değildir.
96. Başvuran ayrıca, hükümet tarafından bunun tersini ispatlamak için kullanılan kaynakların sorgulanabileceklerini belirtmektedir. Hükümet Human Rights First Sivil Toplum Örgütü’nün, hükümet tarafından sayılan çalışmalarının hazırlandığı dönemde, bunların yayınlanmasından sonra Amerikan hükümeti bünyesinde çalışmaya başlayan biri tarafından yönetildiğini belirtmeyi unutmuştur. Başvuran, aynı zamanda elde edilen bilgilerin niteliğini sorgulamaktadır. Ona göre, terör suçundan dolayı soruşturulan kişilerin tutukluluk koşulları meselesine, her ne kadar bunun, Mahkeme’nin daha evvel bahsedilen Babar Ahmad et autres davasında olduğu gibi endişelerinin merkezinde bir sorun olmasına rağmen hiç değinilmemiş olması merak uyandırmaktadır. Oysa, Amerika Birleşik Devletlerin’de terör suçundan dolayı tutuklu olan Müslümanları destekleyen CagePrisoners Sivil Toplum Örgütü, bu kişilerin çok katı koşullarda tutulduklarını, hapishanede ayrımcı bir politikaya maruz kaldıklarını, itiraflarının işkence altında alındığını ve haksız ve ölçüsüz cezalara mahkum edildiklerini gösteren bir araştırma gerçekleştirmiştir.
97. Başvuran hükümetin verdiği sayısal verileri başka bir şekilde okumaktadır. Burada belirtilen ortalama 8,4 yıllık sürenin karar verilmiş olan müebbet hapis cezalarını kapsamadığını ve gerek karar aşamasında serbest bırakılan gerekse haklarında denetimli serbestlik tedbirine karar verilmiş hükümlülerin tutuklu kaldıkları süreyi de dikkate almadığını gözlemlemiştir. Bu çalışmalar bu atıf yapılan dönemde tutuklanıp henüz yargılanmayan kişileri de dikkate almamaktadır. Ayrıca, amerikan adalet bakanlığının bildirmiş olduğu sayılar daha farklıdırlar : 11 Eylül 2001 ile 18 Mart 2010 tarihleri arasında yargılanmış 403 kişiden, 31’i henüz herhangi bir cezaya mahkum edilmemiştir. 12 kişi müebbet hapis cezasına mahkum edilmiş, 5’i altmış yıl veya daha fazla hapis cezasına çarptırılmıştır. Başvuran, Belçika’da mahkum olduğuna ve iadesi ile ilgili ceza dosyasında birçok defa adı geçen Richard Reid olayına değinmektedir. Bu kişi 2003 yılında, ayakkabılarına yerleştirdiği patlayıcılarla bir uçağı imha etmeyi planlamaktan dolayı başvuranın da suçlandığı B tipi suçtan müebbet hapis cezasına mahkum edilmiştir.
98. Başvuran daha evvel bahsedilen Babar Ahmad et autres davasındaki başvuranlardan durumunu farklı olduğunu savunmaktadır. Çünkü, olayların gerçekleştiği dönemde Belçika’daki en ağır cezaya çarptırıldığını ve hiçbir hafifletici sebepten yararlanamadığını belirtmiştir.
99. Son olarak, başvuran, sahip olduğu tek « serbest kalma umudunun » 11 Eylül 2001 saldırıları sonrası fiilen imkansız olan, başkanın affı veya cezasının başka bir cezayla değiştirilmesi için yapacağı başvuruların olumlu bir şekilde sonuçlanmasına dayanmakta olduğunu hatırlatmaktadır. Bir hakimin kontrolü dışında tamamiyle yürütmenin ellerine bırakılmış olan bu imkan, hiçbir şekilde bir teminat olmayıp, hukuksal hiçbir yönü bulunmamaktadır. Bu imkan kamu oyunun değişken yapısına bağlı olup, en az ölçüde (a minima) önceden belirlenmiş hiçbir kritere dayanmamaktadır. Bu durumda, daha evvel bahsedilen Vinter et autres kararında çıkan öngörülebilirlik ve tutarlılık gereklerine tam anlamıyla ters düşmektedir.
b) Hükümet
100. Hükümet, öncelikle, Mahkeme’nin daha evvel bahsedilen Harkins ve Edwards ve Babar Ahmad ve diğerleri davalarında yaptığı gibi müebbet hapis cezalarına ilişkin meseleyi suçlunun iadesi bağlamında incelemek gerektiğini ve başvuranın iadesinin onu sadece Amerikan mahkemeleri tarafından soruşturulması amacıyla talep edildiğini ve başvuranın kendisine itham edilen suçlardan dolayı mahkum edileceğinin kesin olmadığını ileri sürmektedir.
101. Her ne kadar başvuranın müebbet hapis cezasına mahkum edilmesini gerektirecek (bakınız yukarıdaki 15. paragraf) A ve B başlıklarındaki suçlamalara (yukarıdaki 13. paragraf) ilişkin suçların unsurları bir araya gelmiş ise de, Amerikalı yetkililerin bu cezanın keyfi olduğu ve yargı makamının başvuranı, yasanın öngördüğü bu cezaya mahkum etmek zorunda olmadığı konusunda teminat verdiklerinin göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Üstelik, müebbet hapis cezasına mahkum edilme durumu olduğunda, başvuran, bu mahkumiyet kararına veya cezaya karşı başvurabileceği doğrudan veya dolaylı itiraz yollarına ve cezanın indirilmesi gibi mahkumiyetin yeniden değerlendirilmesi imkanına sahiptir. Bu açıklamalara Amerikalı yetkililerin başvuranın soruşturmasının sivil yargı makamları tarafından gerçekleştirileceği, sivil hapishanelerde tutulacağına ve hiçbir şekilde ölüm cezasına mahkum edilme tehlikesi altında olmadığına ilişkin verdikleri teminatları da eklemek gerekmektedir.
102. Hükümet, verilmiş olan bu güvenceleri sorgulamak için hiçbir neden olmadığını belirtmektedir. Belçika’nın 1901 yılından beri Amerika Birleşik Devletleri ile iade sözleşmesiyle bağlı olduğunu ve Amerika Birleşik Devletleri’nin diplomatik olarak verdiği güvencelere riayet etmediği hiçbir durumla karşılaşılmadığını hatırlatmaktadır.
103. Her halükarda, hükümete göre, başvuranın A ve B suçlamalarında yer alan suçlardan dolayı müebbet hapse mahkum edilmesi halinde karşılaşacağı tehlike, Amerikan Adalet Bakanlığı’nın terör eylemlerine ilişkin verilen mahkumiyet kararları üzerine hazırlanmış istatistik verilerle (bakınız yukarıdaki 29. paragrafa) desteklenen Human Rights First raporlarında yer alan verilerin de gösterdiği gibi sınırlıdır. Bu yayınlardan açıkça, müebbet hapis cezasına mahkumiyet kararının başvurana itham edilen suçlamalardan çok daha ağır suçlar için verildiği çıkmaktadır. Başvuran tarafından verilen Richard Reid örneği de (bakınız yukarıdaki 97. paragraf) aynı kategoride yer almaktadır. Çünkü, ilgili kişi planını gerçekleştirmek üzereyken tutuklanmıştır. Diğer durumlarda, başvurana yapılan A ve/veya B başlıkları altındaki suçlamaların yöneltildiği şüpheliler Amerikan kanununun öngördüğü en ağır cezaya mahkum edilmemişlerdir.
104. Başvuranın A ve B suçlamalarında yer alan suçlardan dolayı mahkum olacağı müebbet hapis cezasının önceden bahsedilen Kafkaris davasında Mahkeme’nin belirttiği gibi « testi » tamamlamış ve hukuken ve fiilen süresinin azaltılabilir olup olmadığı konusunda, hükümet, Mahkeme’yi yukarıda bahsedilen Babar Ahmad ve diğerleri ve Harkins ve Edwards davalarında yapmış olduğu aynı muhakemeyi yürütmeye davet etmiştir.
105. Başvuranın soruşturulması için iadesinin talep edilmiş olmasına rağmen olayda ölçülülük sorunun ortaya çıkacağı varsayılırsa, ona itham edilen suçların ağırlığı bakımından mahkum olduğu cezalar açıkça ölçüsüz kabul edilemezler. Bu durumda sorulması gereken tek soru başvuran müebbet hapse mahkum olduğu takdirde serbest olabilme şansına sahip olup olamayacağıdır.
106. Burada yapılacak, başvuranın Danıştay önünde de kabul ettiği ilk tespit, 10 Ağustos 2010 tarihli diplomatik yazıda belirtildiği gibi, cezanın başka bir cezayla değiştirilmesi veya başkanlık affı gibi yasal imkanlar bakımından müebbet hapis cezasının hukuken hafifletilebilir bir ceza olduğudur.
107. İkinci olarak, cezaların hafifletilmesi veya başkanlık affının birçok fırsatta etkili bir şekilde uygulandığı ve müebbet hapis cezasının süresinin fiilen de azaltılabileceği tespit edilmiştir. Hükümet, Amerika Birleşik Devletleri Adalet Bakanlığı internet sitesinde yer alan 1990 yılından beri uygulanan af ve indirimlere ilişkin sayısal verileri göndermiştir. Bugüne kadar tün Amerika Birleşik Devletleri başkanları suçluları af etme ve cezalarını başka ceza ile değiştirme yetkilerini kullanmışlardır. 2008 yılında başkan Georges Bush, şartlı salıverilme imkanından faydalanma hakkı olmaksızın uyuşturucu ticaretinden dolayı müebbet hapis cezasına çarptırılmış bir kişi için bu yetkisini kullanmıştır. Bu uygulamalar iç güvenlik ile ilgili suçları işlemiş olan kişileri de içermektedir. Bu durum özellikle FALN üyelerinin davalarında gerçekleşmiş ve 10 Ağustos 2010 tarihli diplomatik yazıda Amerikalı yetkililer tarafından örnek olarak sunulmuştur.
108. El Kaide bağlantılı terör eylemlerinden dolayı müebbet hapis cezasına mahkum edilmiş olan kişilere başkanlık affının veya ceza indiriminin uygulanmamış olması farklı bir sonuca varmamızı gerektirmemektedir. Iorgov/ Bulgaristan (no 2) (no 36295/02, 2 Eylül 2010) davasındaki aynı muhakemenin yürütülmesi gerekmektedir : bu tarz olaylar için Amerikalı yetkililer tarafından verilen mahkumiyet kararlarının şu anki durumuna bakacak olursak, müebbet hapis cezasına mahkum olmuş kişiler şu an başkanlık affını isteyemezler. Böyle bir uygulamadan faydalanmadan önce hapis cezalarının bir bölümünü çekmeleri gerekmektedir. Bu suç tipleri için af uygulamasının bulunmaması bu sistemin işlevsel olmadığı anlamına gelmemektedir. Müebbet hapis cezasına mahkum olduğunu ve cezasının bir kısmını çektiğini varsaydığımız durumlarda, başvuran, zamanı geldiğinde ve Amerikan yasalarının öngördüğü şekilde affedilmesini veya cezasının daha hafif bir ceza ile değiştirilmesini isteyebilir. Birçok unsur ve mevcut durumun sonradan uğrayacağı değişiklik böyle bir uygulamanın gerçekleştirilip gerçekleştirilmemesi için lehte veya aleyhte militanlık yapabilir ve bu aşamada başvuranın serbest kalıp kalmayacağı veya ne zaman kalacağı konusunda kurgu yaratmak imkansız görünmektedir.
109. Hükümet, Amerikan sisteminin Mahkeme’nin, olayda olduğu gibi keyfi değil zorunlu olan müebbet hapis cezaları ile ilgili olan Vinter ve autres kararında yaptığı açıklamalarla uyuştuğunu tespit etmektedir. Başkanlık affı yasa açısından önceden bilinen ve öngörülebilir olduğu kadar, gerçekten müebbet hapis cezasına mahkum edilmiş hükümlülere serbest kalmalarına ilişkin bazı perspektifler sunacak kadar da geniş bir uygulanmadır. Durum böyleyken, Amerikan sisteminin Ingiliz sisteminden farklı olduğunu vurgulamak gerekmektedir. Birleşik Krallığın aksine, Amerika Birleşik Devletleri’nde mahkum olan biri ne zaman isterse cezasının değiştirilmesini veya aftan yaralanmayı talep edebilir. Cezanın süresi veya yapısının bu konuda hiçbir önemi bulunmamaktadır. Bir hükümlünün yapacağı başvurunun sayısı bakımından da hiçbir sınırlama yoktur. Uygulamanın usulü talepte bulunan kişinin kişiliğini ve suçun koşullarını dikkate alan başkana bağlayıcı olmayacak şekilde fikir veren Adalet Bakanlığına bağlı Pardon Attorney’nin önceden bir değerlendirme yapmasını gerektirmektedir.
2. Mahkeme’nin değerlendirmesi
110. İleri sürülen ihlal, başvuranın Amerika Birleşik Devletleri’ne iade edilmesi durumunda Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı olacak şekilde süresinin azaltılmayacağı ve şartlı salıverilme imkanından yararlanamayacak olduğu müebbet hapis cezasına mahkum edilme tehlikesi altında olmasıdır.
111. Mahkeme, kendisine sunulan meseleyi, bir yandan müebbet hapis cezalarına ve diğer yandan da, yabancıların uzaklaştırılmasına ilişkin 3. madde ile ilgili içtihadı hakkındaki genel görüşler ile başlayarak ele alacaktır. Daha sonra, iade edilme uygulanmasına konu olmuş başvuranın durumunda müebbet hapis cezasını ilgilendiren ilkelerin uygulanma sorununa değinecektir.
a) Müebbet hapis cezasına uygulanacak ilkeler
112. Mahkeme’nin içtihadında ne Sözleşme’nin 3. maddesi ne de Sözleşme’nin başka bir maddesi açıkça ölçüsüz olmaması koşuluyla (daha evvel bahsedilen Vinter ve diğerleri autres, §§ 88 ve 89) yetişkin birine karşı müebbet hapis cezasına karar verilmesini (daha evvel bahsedilen Kafkaris, § 97, ve yapılan diğer atıflar) tek başına yasaklamamaktadır. Ancak, Mahkeme, bir kişinin süresi kesinlikle azaltılamayacak olan bir müebbet hapis cezasına mahkum edilmesinin 3. madde çerçevesinde bir sorun yaratabileceğini varsaymıştır (daha evvel bahsedilen Kafkaris, § 97).
113. Bu son ilkeden iki farklı ilke doğmaktadır. İlki, 3. maddenin uygulamada bir müebbet hapis cezasının tamamının çekilebilir olmasına karşı olmadığıdır. 3. maddenin yasakladığı bu müebbet hapis cezasının hukuken ve fiilen hafifletilemez olmasıdır. İkinci olarak, bir olayda bir müebbet hapis cezasının hafifletilemez olup olmadığını belirlemek için Mahkeme, müebbet hapis cezasına mahkum edilmiş bir hükümlünün serbest kalma şansının olup olmadığını araştırmaktadır. Ulusal hukukun müebbet hapis cezasını değiştirmek için tekrar gözden geçirme, askıya alma veya sona erdirme veya bazı şartlarla hükümlüyü serbest bırakma gibi imkanlar tanıması halinde bu durum 3. maddeye uygun düşmektedir (daha evvel bahsedilen Kafkaris, § 98, ve yapılan atıflar).
114. Çok yakın bir zamanda, Mahkeme, müebbet hapis cezasının tek bir muhtemel düzenlemesinin 3. maddenin gereklerini yerine getirmek konusunda yeterli olduğunu belirtmiştir. Mahkeme, kesinkes devlet başkanının keyfi kararına dayanıyor olsa bile daha önce serbest bırakılma ihtimalinin (daha evvel bahsedilen Kafkaris, § 103) veya af veya cezanın değiştirilmesi şeklinde olabilecek devlet başkanı tarafından gösterilecek merhamet umudunun (Iorgov/Bulgaristan (no 2), no 36295/02, §§ 51’den 60’a, 2 Eylül 2010) bu konuda yeterli olacağına karar vermiştir.
115. Daha evvel bahsedilen Vinter ve diğerleri davası sırasında Mahkeme bir olayda, müebbet hapis cezasının hafifletilebilir bir ceza olduğunun nasıl belirlenebileceğini tekrar incelemiştir. Bu soruyu suçu önlemek ve cezanın suçluyu tekrar topluma uyumlu hale getirmek amaçları (§§ 112-118). ışığında ele almıştır. Kafkaris davasında daha evvel belirtilen bir ilkeye atıfta bulunarak Mahkeme, bir müebbet hapis cezasının hafifletilebilir bir ceza sayılması için, bu cezanın, ulusal yetkililer tarafından, cezanın infazı süresince hükümlünün iyileşme yolunda, ceza düzeninin onu özgürlüğünden mahrum bırakmak için hiçbir yasal gerekçe gösterememesi için gerçekten geliştirip geliştirmediğini ve değiştirip değiştirmediğinin tespit edilmesi için tekrar gözden geçirilmesinin gerekli olduğunu belirtmiştir (§ 119). Mahkeme, ayrıca ve ilk defa, gerçek bir müebbet hapis cezasına mahkum edilen hükümlünün cezasının başıdan beri serbest bırakılması için ne yapması gerektiği ve bunun hangi koşullarda gerçekleşeceği hakkında bilgi sahibi olması gerektiğini belirtmiştir. Cezasının ne zaman tekrar değerlendirileceği ve bunu ne zaman talep edebileceği konusunda bilgi sahibi olması gereklidir. Böylece, gerçek müebbet hapis cezasının tekrar gözden geçirilmesi için hiçbir mekanizma ve imkan tanımayan ulusal hukukun Sözleşme’nin 3. maddesi ile uyumsuz olduğuna hapis cezasının ileri bir döneminde değil, müebbet hapis cezasına karar verildiği andan itibaren karar verilir (§ 122).
b) Yabancıların uzaklaştırılması ile ilgili ilkeler
116. Mahkeme’nin yerleşik içtihadına göre 3. maddenin yasakladığı muamelelere karşı koruma mutlaktır. Bir insanın taraf devletlerden biri tarafından topraklarından uzaklaştırılması halinde gönderildiği ülkede 3. maddenin yasakladığı muamelelere maruz kalacağına dair ciddi sebeplerin olması halinde bu hüküm kapsamında bir sorun ve Sözleşme kapsamında devletin sorumluluğunu doğurabilir (Soering/Birleşik Krallık, 7 Temmuz 1989, § 88, seri A no 161). Kötü muamelenin Sözleşme’ye taraf olmayan üçüncü bir ülke tarafında yapılıyor olması dikkate alınmayacaktır (daha evvel bahsedilen Saadi, § 138). Bu durumda, 3. madde söz konusu olan kişinin bu üçüncü ülkeye gönderilmeme zorunluluğunu içermektedir. Mahkeme, ister sınır dışı edilme ister suçlunun iadesi olsun uzaklaştırmanın yasal temeline göre bir ayrımda bulunmaksızın aynı muhakemeyi yürütmektedir (önceden bahsedilen Harkins ve Edwards, § 120, ve Babar Ahmad ve diğerleri, § 168).
117. Ayrıca, Mahkeme, devletlerin insan hakları için bir tehlike teşkil eden terörist eylemlere karşı toplumlarını korumak için karşılaştıkları zorlukların bilincinde olduğunu hatırlatmaktadır. Bu şekilde, Mahkeme, toplumu tehdit eden terörizm tehlikesinin boyutunu küçümsemekten kaçınmaktadır (Othman (Abu Qatada)/Birleşik Krallık, no 8139/09, § 183, AİHM 2012 (alıntılar), ve yapılan atıflar). Böylesi bir tehdit karşısında devletlerin terörist eylemlere katılanlara karşı sert bir tavır takınmalarını haklı bulmaktadır (idem). Son olarak, Mahkeme, ne kaçak durumda olan suçluların yargıdan kaçmasını engellemek şeklinde ifade edilen suçlunun iadesi uygulamasının dayanaklarını ne de suçluluğun birçok ülkenin ortak mücadelesi haline gelmesi amacını gözardı etmektedir (daha evvel bahsedilmiş olan Soering, § 89).
118. Ancak, bu unsurların hiçbiri 3. maddenin mutlak niteliğini tartışma konusu yapamaz. Mahkeme’nin birçok defa belirttiği gibi bu kural istisna tanımamaktadır. Bu durumda, Chahal/Birleşik Krallık (15 Kasım 1996, §§ 80 ve 81, Kararlar dergisi 1996-V) kararından beri defalarca tekrarlanan ilkeyi bir kere daha belirtmek gerekmektedir : Devletin 3 madde kapsamında sorumlu olup olmadığını belirlemek için ne ilgili kişinin arzu edilmeyen ve tehlikeli hareketlerinin göz önünde bulundurulması, ne de kötü muameleye maruz kalacağı tehlikesi ile uzaklaştırılması için ileri sürülen gerekçelerin birbiriyle karşılaştırılması mümkündür (daha evvel bahsedilen Saadi, § 138 ; ayrıca bakınız, Daoudi/ Fransa, no 19576/08, § 64, 3 Aralık 2009, ve M. S./ Belçika, no 50012/08, §§ 126 ve 127, 31 Ocak 2012).
119. Böyle bir sorumluluğu tespit etmek için Mahkeme, 3. maddenin gereklilikleri göz önünde tutarak suçlunun iade edileceği ülkedeki durumunu değerlendirmekten kaçınamaz. Ancak, yine de buradaki amaç, ne Sözleşme’yi üçüncü bir devletin işlemlerini yöneten bir belge haline sokmak, ne de taraf devletlerden böyle bir devlete zorla normlar kabul ettirmelerini istemektir (daha evvel bahsedilen Soering, § 86, ve Al-Skeini ve diğerleri/Birleşik Krallık [BD], no 55721/07, § 141, AİHM 2011). Bir sorumluluğun olduğu veya Sözleşme çerçevesinde bir sorumluluğun söz konusu olabileceği bir durum oluşur ise bu, bir kişiyi yasaklanmış kötü muamelelere maruz kalma tehlikesi altında bırakacak bir işlem sonucu iade eden Sözleşmeye taraf devletin sorumluluğudur (daha evvel bahsedilen Soering, § 91, Mamatkoulov ve Askarov/Türkiye [BD], nos 46827/99 et 46951/99, § 67, AİHM 2005I, ve Saadi, § 126).
120. Suçlunun iadesi, iade edilecek ülkede Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı sonuçlar doğuracak ise, taraf devlet iadeyi gerçekleştiremez. Bu tavır, iade sonucu kişinin katlanma ihtimali olan acının ağırlığı ve iadenin doğuracağı sonuçların telafi edilemez olması karşısında, bu hükmün sağladığı güvencenin etkililiği için gereklidir (bakınız daha önce adı geçen Soering,§ 90).
c) Olayda ilkelerin uygulanışı
121. Mahkeme başvuranın El Kaide’den esinlenen terör eylemlerine bağlı suçlardan dolayı soruşturulduğu Amerika Birleşik Devletleri’ne iade edildiğini ve suçlu bulunduğu takdirde ve bu suçlardan dolayı cezalandırıldığı takdirde en fazla müebbet hapis cezasına mahkum edilebileceğini göz önünde tutmaktadır. Bu ihtiyari bir ceza değildir. Hakim, başvuranı, süresini yıl hesabı üzerinden belirleyeceği daha hafif bir cezaya mahkum edebilir.
122. Mahkeme’ye sorulan soru söz konusu tehlike bakımından, başvuranın iadesinin 3. maddeyi ihlal edip etmediğidir. Mahkeme, müebbet hapis cezasına mahkum olma tehlikesi ile ilgili olarak sorulan soruyla birçok defa karşılaşmıştır. Her davada, Mahkeme, iadenin yapılacağı ülke tarafından verilen diplomatik güvenceleri dikkate alarak ilgililerin iadelerinin onları gerçekten böyle bir tehlikeyle karşı karşıya bırakıp bırakmayacağını ve bırakacak ise, bu cezanın, ilgililere serbest kalma umudu verecek şekilde tekrar düzenlenebilecek olup olmadığını belirlemeye çalışmıştır (bakınız, diğerleri arasından, Nivette/Fransa (karar), no 44190/98, AİHM 2001-VII, Einhorn/Fransa (karar), no 71555/01, AİHM 2001-XI, Salem/Portekiz (karar), no 26844/04, 9 Mayıs 2006, Olaechea Cahuas/İspanya, no 24668/03, AİHM 2006-X, ve Schuchter/Italya, (karar), no 68476/10, 11 Ekim 2011).
123. Aynı mesele, daha evvel de bahsedilen Harkins ve Edwards ve Babar Ahmad ve diğerleri davalarında tekrar ortaya çıkmıştır. Bu davalarda, başvuranların çoğunluğu Birleşik Krallık’tan El Kaide’den esinlenen terörist eylemlere bağlı suçlardan dolayı soruşturuldukları Amerika Birleşik Devletleri’ne iade edilme tehdidi altında olup, bu ülkede mahkum olmaları halinde zorunlu veya ihtiyari müebbet hapis cezasına mahkum edileceklerdi.
124. Mahkeme, Kafkaris davasında (bakınız yukarıdaki §§ 112-114) olduğu gibi iç hukuk düzenindeki müebbet hapis cezasına ilişkin içtihadından esinlenerek cezanın tamamiyle ölçüsüz olması haricinde, ihtiyari olan bir müebbet hapis cezasının şartlı salıverilmeden yararlanılma imkanı olmasa bile, 3. madde kapsamında sorun teşkil etmesi için bu cezanın ilgilinin hürriyetinden mahrum tutulmasının ceza düzenine ilişkin hiçbir yasal gerekçeyle meşru gösterilememesi ve bu cezanın hukuken ve fiilen hafifletilemez olması gerektiğini vurgulamaktadır (daha önce adı geçen Harkins ve Edwards, § 135, ve Babar Ahmad ve diğerleri autres, §§ 241 ve 242).
125. Mahkeme, daha sonra, bu cezaya mahkum olmayan ve mahkumiyetlerine bağlı olan bu cezayı çekmeye daha güçlü bir nedenle (a fortiori) başlamayan başvuranların iade edilmeleri halinde, Amerika Birleşik Devletleri’nde mahkum olacakları hapis cezasının cezalara ilişkin düzenden kaynaklanan hiçbir yasal gerekçeye dayanmadığını ispat edemediklerini göz önünde bulundurmuştur. Mahkeme, bir mahkumiyet olması halinde Amerikalı yetkililerin bu cezayı hafifletmek için uygun olan herhangi bir yasal mekanizmaya başvurmayı reddedeceklerinin daha daha yetersiz bir şekilde ispatlanmaya çalışıldığına kanaat getirmiştir (önceden bahsedilen Harkins ve Edwards, §§ 140 ve 142, ve Babar Ahmad ve diğerleri, §§ 130, 131 ve 243). Mahkeme, başvuranların müebbet hapis cezasına mahkum olma ihtimalinin onların iadesine engel olmayacağı sonucuna varmıştır.
126. Mahkeme, olayda başvuranın, iadesinde önce, Babar Ahmad ve diğerleri davasındaki başvuranlarla çok benzer durumda bulunduğuna dikkat etmiştir.
127. Bu davada ortaya konan yaklaşımda olduğu gibi Mahkeme, başvuranın kendisine itham edilen terör suçlarının ağırlığından ve ona cezanın hakim tarafından tüm hafifletici ve ağırlaştırıcı şartların göz önünde tutulmasından sonra verilecek-muhtemelen verilmiştir-olmasından dolayı ihtiyari müebbet hapis cezasının tam olarak ölçüsüz olmayacağını varsaymaktadır (daha evvel bahsedilen Babar Ahmad ve diğerleri § 243).
128. Davalı hükümet, olayda özet olarak, bir cezanın 3. maddeye uygun olup olmadığını belirlemek için Mahkeme’nin Harkins ve Edwards ve Babar Ahmad ve diğerleri davalarında uyguladığı « test »‘in uygulanması gerektiğini ve bu « test »‘in Vinter ve diğerleri kararından doğan daha güncel içtihadı nedeniyle atlanılmasının doğru olmadığını savunmaktadır.
129. Hükümete göre, başvuranın sadece soruşturma kapsamında iade edilmiş, henüz bir cezaya mahkum edilmemiş olduğundan dolayı, ne mahkumiyetinden önce özgürlüğünden mahrum tutulmasının hangi andan itibaren hiçbir cezai gerekçeye dayanmadığı tespit edilebilir, ne de bu durumda Amerikalı yetkililerin var olan mekanizmaları uygulayıp uygulamayacakları konusunda spekülasyon yapılabilir. Mahkeme’nin cezanın Sözleşme’nin 3. maddesine uygun olup olmadığını müebbet hapis cezasının verildiği tarihte değerlendirmek gerektiğine ilişkin Vinter ve diğerleri (§ 122) davasındaki görüşü olayda başvuranın henüz mahkum olmamış olmasından dolayı uygulanamaz.
130. Mahkeme bu muhakemenin olayda yürütülemeyeceğini belirtmiştir. Bu muhakeme, yabancıların uzaklaştırılması durumunda, ilgili kişilerin Sözleşme’nin 3. maddesinin yasakladığı seviyeye ulaşmış muameleye maruz kalmalarını veya cezaya çarptırılmalarını engelleyici koruyucu işlevinin dolanılmasına sebep olacaktır. Mahkeme 3. maddesi taraf devletleri bu tarz bir cezanın veya muamelenin uygulanmasını engellemekle yükümlü kılmıştır (bakınız yukarıdaki 120. paragraf). Aynı şekilde, Soering davasından beri iade davalarında yaptığı gibi Mahkeme, olayda, hükümetin savunduğu gibi mahkumiyetin gerçekleşmesinden sonra (ex post facto) değil, öncesi (ex ante) yani, Amerika Birleşik Devletleri’nde henüz mahkum edilmeden başvuranın 3. madde çerçevesinde maruz kalacağı tehlikeyi değerlendirmesi gerektiğini belirtmektedir.
131. Mahkeme’nin görevi başvuranın iadesinin 3. maddeye uygun olduğu konusunda güvence vermek ve başvuranın mahkum olma riski altında olduğu ihtiyari müebbet hapis cezasının bu konudaki içtihadının ortaya koyduğu ölçütleri yerine getirip getirmediğini incelemekten ibarettir (bakınız yukarıdaki 112-115. paragraflar).
132. Bu alanda, hükümet Amerikan sisteminin Mahkeme’nin Kafkaris davasında öngördüğü gereklilikler kadar Vinter ve diğerleri davasında belirlediği ölçütlere uygun olduğunu savunmaktadır. Başvuranın mahkum olduğu müebbet hapis cezasının, Amerika Birleşik Devletleri anayasasına göre başkanlık affını veya cezasının değiştirilmesini talep edebileceği için hukuken hafifletilebilir bir ceza olduğunu ileri sürmektedir. Başvuran mahkumiyeti kesinleştikten sonra ne zaman isterse ve ne kadar isterse bu taleplerde bulunabilir. Talebi bu konuda başkana bağlayıcı olmayan fikir veren Pardon Attorney tarafında incelenmektedir. Hükümete göre, başvuranın aftan yararlanabilme sebepleri geniştir hatta, Birleşik Krallık’ta öngörülenlerden Vinter ve diğerleri davasında incelenmiş olduğu gibi, çok daha geniştir. İhtiyari müebbet hapis cezası aynı şekilde fiilen de hafifletilebilir bir cezadır. Hükümet, diplomatik güvencelere, Amerikan başkanlarının hepsinin af ve cezanın değiştirilmesi yetkilerini kullandıklarına ve bundan müebbet hapis cezasına mahkum edilen ve ulusal güvenliğe karşı işlenen suçlardan mahkum olmuş kişileri yararlandırdıklarını destekleyen Amerikalı yetkililer tarafından gösterilen sayılsal verilere dayanmaktadır.
133. Başvuran ise kendisinin « serbest kalma umudunun », başkanlık affından ve cezanın değiştirilmesi imkanından yararlanmak için yapacağı taleplerin 11 Eylül 2001 saldırıları ertesi fiilen imkansız bir başarı şansına dayandığını savunmaktadır. Tamamiyle yürütmenin takdir yetkisine bırakılmış olan bu ihtimal kesinlikle bir güvence olmayıp, önceden belirlenmiş hiçbir ölçüte dayanmamaktadır. Bu koşullarda, onun mahkum edilebileceği ihtiyari müebbet hapis cezası Mahkeme’nin Vinter ve diğerleri davasında belirttiği anlamda hukuken (de jure) ve fiilen (de facto) hafifletilebilecek bir ceza olarak varsayılamaz.
134. Mahkeme, 10 Ağustos 2011 tarihinde Amerikalı yetkililer tarafından verilmiş diplomatik yazıda atıfta bulunulmuş olan Amerikan mevzuatı hükümlerinden, ister zorunlu ister ihtiyari olsun müebbet hapis cezasına mahkum edilmesi halinde şartlı salıverilmeye ilişkin hiçbir imkanın öngörülmediğini, ancak, böyle bir cezaya uygulanacak birçok indirim imkanın bulunduğunu anlamaktadır. Kendi davası çerçevesinde gerçekleştirilen veya üçüncü kişilerin soruşturmalarında önemli bir işbirliğinde bulunan tutuklu ceza indiriminden faydalanabilir. Bu indirim insanlığa ilişkin zorlayıcı sebeplerin varlığında da söz konusu olabilir. Ayrıca, hükümlü, Amerika Birleşik Devletleri Anayasası’na dayanarak cezasının başka bir ceza ile değiştirilmesini veya başkanlık affını da talep edebilir (bakınız yukarıdaki 27. ve sonrasındaki paragraflar).
135. Mahkeme daha sonra, 10 Haziran 2010 tarihinde Brüksel istinaf mahkemesinin soruşturmaya ilişkin itirazlarını inceleyen dairesinin başvuranın iadesine ilişkin görüşünde dile getirdiği açık gerekliliğe rağmen (yukarıdaki 26. paragraf), Amerikalı yetkililerin hiçbir şekilde başvuranın müebbet hapis cezasından kendini kurtarabileceğine veya böyle bir cezaya mahkum edilmesi halinde bu cezaya indirim uygulanabileceği veya başka bir ceza ile değiştirilebileceği konusunda güvence vermediklerini tespit etmiştir (bakınız, a contrario, daha evvel bahsedilen Olaechea Cahuas, § 43, ve Rushing/Hollanda (karar), no 3325/10, § 26, 27 Kasım 2012). Böylece, Mahkeme, olayda, iadenin yapılacağı ülkede sağlanan güvencelerin, içerikleri bakımından, başvuranın Sözleşme’nin 3. maddeye aykırı olan bir cezaya karşı korunduğunu teminat altına almak için yeterli olup olmadığını denetlememiştir. Cezaların belirlenmesi ile ilgili amerikalı yetkililerin açıklamalarının ve ceza indirimini veya başkanlık affını öngören Amerikan mevzuatının uygulanan hükümlerine ilişkin yapılan atıfların her halükarda çok genel ve belirsiz olduğunu ve istenilen açıklığa ulaşmış sayılamayacaklarını var saymaktadır (bakınız, daha evvel bahsedilen Othman (Abu Qatada), § 189).
136. Mahkeme, olayda, verilen güvencelerden bağımsız, müebbet hapis cezasına yapılacak indirim veya başkanlık affı imkanlarını öngören Amerikan mevzuatı hükümlerinin, Sözleşme’nin 3. maddesine uygun olacak şekilde bir müebbet hapis cezasının hafifletilebilirliğini değerlendirmek için kendisinin belirlediği ölçütleri yerine getirip getirmediklerini belirlemekten ibaret olan ana meseleye odaklanmıştır.
137. Bu sorunun cevabı geniş açıklamalar gerektirmemektedir : Mahkeme için bu hükümlerin Kafkaris kararı anlamında bir « serbest kalma şansının » - her ne kadar uygulamada bu şansın gerçekliği konusunda şüpheler oluşmuş ise de- var olduğunu belirlemeleri halinde, öngörülen hukuksal işlemlerin hiçbirinin, ulusal yetkilileri, cezanın infazı sırasında ilgilinin ceza düzenine ilişkin hiçbir gerekçenin onun hapiste kalmasını meşru göstermeyecek şeklinde gelişme ve düzelme gösterip göstermediğini -müebbet hapis cezasının verildiği anda, hükümlünün kesinlikle bilgisi dahilinde olan objektif ve önceden belirlenmiş ölçütlere dayanarak- araştırmaya zorlayan tekrar gözden geçirme mekanizmasına benzemediğini tespit etmek yeterli olmaktadır (bakınız yukarıdaki 115. paragraf).
138. Bu şartlarda Mahkeme, başvuranın mahkum olabileceği müebbet hapis cezasının Vinter ve diğerleri davası bağlamında Sözleşme’nin 3. maddesine uygun olacak şekilde hafifletilebilir şeklinde tanımlanamayacağını var saymaktadır. Hükümet başvuranı bu maddeye aykırı bir muameleye maruz kalma tehlikesiyle karşı karşıya bırakarak Sözleşme anlamında davalı devletin sorumluluğunun doğmasına sebep olmuştur.
139. Sonuçta Mahkeme, başvuranın Amerika Birleşik Devletleri’ne iadesinin Sözleşme’nin 3. maddesini ihlal ettiği sonucuna varmıştır.
II. SÖZLEŞME’NİN 34. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDASI HAKKINDA
140. Başvuran, Amerika Birleşik Devletleri’ne iadesinin, Mahkeme tarafından iç tüzüğün 39. maddesi gereğince alınan geçici tedbiri ve kendisinin bireysel başvuru hakkını ihlal ettiği gerekçesiyle şikayette bulunmaktadır. Sözleşmenin 34. maddesini ileri sürmektedir :
« İşbu Sözleşme ve protokollerinde tanınan hakların yüksek sözleşmeci taraflardan biri tarafından ihlalinden zarar gördüğü iddiasında bulunan her gerçek kişi, hükümet dışı her kuruluş veya kişi grupları Mahkeme’ye başvurabilir. Yüksek sözleşmeci taraflar bu hakkın etkin bir şekilde kullanılmasına hiçbir suretle engel olmamayı taahhüt ederler. »
Mahkeme iç tüzüğünün 39. maddesi şu şekildedir :
« 1. Daire veya gerekiyorsa Daire başkanı veya bu tüzüğün 4. paragrafına uygun olarak belirlenmiş olan hakimin (juge de permanence), bir tarafın veya ilgili herhangi bir kişinin talebi üzerine veya doğrudan kendisi, tarafların menfaati veya önündeki davanın gereği gibi görülebilmesi için alınması gerektiğini düşündüğü geçici tedbirleri taraflara bildirebilir.
2. Bu tedbirlere ilişkin bildirimler, Bakanlar Komitesi’ne verilir.
3. Daire veya gerekiyorsa Daire Başkanı veya bu tüzüğün 4. paragrafına uygun olarak belirlenmiş olan hakim (juge de permanence) bildirdiği bir geçici tedbirin uygulanmasıyla bağlantılı bir konu hakkında taraflardan bilgi isteyebilir.»
A. Tarafların iddiaları
141. Başvuran, Mahkeme’nin belirlediği geçici tedbire rağmen, iadesinin tüm hukuki görüşlerin dışında kararlaştırıldığını ve iadenin doğru olmayan sebeplere dayanan kasti politik bir karar olduğunu savunmaktadır. Hükümet, başvuranın sözde tehlikelilik durumunu destekleyen hiçbir unsur eklememektedir : Ayrıca başvuran kaçma teşebbüsünden veya başkalarının din değiştirmelerini sağlama eylemlerinden dolayı herhangi bir soruşturmaya konu olmamıştır : Aksine, başvuranın kaldığı hapishanelerin müdürlerinin görüşlerine göre kendisi kusursuz davranmaktadır. Belçika hükümetini iade konusunda teşvik eden, başvuranı Amerikalı yetkililere en hızlı şekilde teslim etme ve iade halinde Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edileceğini belirten Mahkeme kararı ile karşı karşıya kalmama politik niyetidir. Bu niyet, Danıştay önünde bekleyen itirazın iadeye ilişkin hazırlanan kararnameyi askıya almamış olmasına rağmen geçici tedbirin kaldırılması için defalarca yapılmış olan taleplerden anlaşılabileceği gibi uzun zamandır açıkça ortadır. Bu şekilde hükümet, uzaklaştırılmasından dolayı hukuksal, dış dünyayla iletişiminin koptuğu bir hapishanede tecrit edilmesi nedeniyle de maddi imkansızlık içerisinde bulunan başvuranın kişisel başvuru hakkını telafi edilemez şekilde ihlal ettiği gibi, Mahkeme nezdinde bu başvurusunu faydalı bir şekilde takip etme hakkını da engellemiştir.
142. Hükümet ilk önce, Mahkeme’nin içtihadına ve özellikle Mamatkoulov ve Askarov kararına (daha evvel bahsedilen, § 108) göre, geçici tedbirin amacının Sözleşme’nin 34. maddesinde tanınan bireysel başvuru hakkının kullanılmasını kolaylaştırmak ve böylece, Mahkeme’nin başvuranın telafi edilemeyecek bir zarara uğraması tehlikesi altında olduğuna kanaat getirmesi halinde başvuru konusunu korumak olduğunu savunmaktadır. Oysa, olayda, Mahkeme’nin kendisine yapılan talebin kabul edilemez niteliğinden dolayı (bakınız yukarıdaki 39. paragraf) geçici tedbirin gerçek anlamda haklı gösterilemeyeceği sonucuna varması gerekirdi.
143. Hükümet, ikinci olarak, başvuranı 3 Ekim 2013 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri’ne iade etmesini gerektiren sebepleri ortaya koymuştur. Bu iade, Danıştay’ın, ayrıntılı olarak ve Mahkeme’nin içtihadını bilerek, 23 Eylül 2013 tarihinde, başvuranın Sözleşme’nin ihlal edildiğine ilişkin şikayetlerinin dayanaksız olduğuna karar vermesinden sonra gerçekleştirilmiştir. Hem bakan hem de Danıştay, Amerikalı yetkililer tarafından verilen güvenceler sayesinde, başvuranın Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı muamelelere maruz kalmayacağı konusunda ikna olmuşlardır. Bu duruma başvuranın hapishanede diğer kişileri din değiştirmeye zorlaması ve cihatçı ortamlarla olan irtibatı ve kaçma teşebbüsleri sebebiyle Belçika kamu düzeni için bir tehdit oluşturması ve hapiste tutuklu kalma süresi arttıkça soruşturma makamlarının onu serbest bırakma ihtimalinin artması da eklenmektedir. Oysa, hükümet, başvuranın kaçma veya serbest bırakılması nedeniyle Amerika Birleşik Devletleri’ne iade edilmesine dair olan taahhütlerine riayet etmeme tehlikesini göze almak istememiştir.
B. Mahkeme’nin değerlendirmesi
144. Mahkeme, çok yakın bir zamanda vermiş olduğu Savriddin Dzhurayev/Rusya, no 71386/10, §§ 211-213, AİHM 2013 (alıntılar)) kararında, Sözleşme sisteminde geçici tedbirlerin hayati rollerini ve tartışmasız önemleri hatırlatmıştır. Mahkeme ilgili karara gönderme yapmaktadır.
145. Bu ilkelerin ışığında mevcut davayı değerlendiren Mahkeme, 6 Aralık 2011 tarihinde, başvuranın talebi üzerine, iç tüzüğün 39. maddesinin uygulanmasını kabul etmiş olduğunu ve Belçika hükümetine, tarafların menfaatleri ve kendisine yapılan başvurunun iyi bir şekilde yürütülmesi için, başvuranın Amerika Birleşik Devletleri’ne iade edilmemesini söylediğini hatırlatmaktadır. Aynı şekilde, Mahkeme, hükümetin geçici tedbirin kaldırılmasına ilişkin yaptığı talepleri üç defa reddettiğini hatırlatıp, birçok defa, en son 18 Haziran 2013 tarihinde olmak üzere, bu tedbirin önündeki davanın sonuna kadar belirlendiğini vurgulamıştır. Yani, hükümet, bu tedbirin içeriğini tam olarak bilmektedir.
146. 3 Ekim 2013 tarihinde Belçika yine de başvuranı Amerika Birleşik Devletlerin’e iade etmiştir (bakınız yukarıdaki 62. paragraf).
147. Hükümet, bu geçici tedbirin yapılan başvurunun prematüre olmasından dolayı haklı gösterilemeyeceğini ve Mahkeme’nin bu talebin kabul edilebilirliğini incelemesinden sonra bu tedbirin meşruluğunu tekrar gözden geçirmesi gerektiğini savunmaktadır.
148. Mahkeme, başvuranın iadesinin onaylayan bakanlık kararnamesinin tebliğ edildiği gün hükümete bu iadeyi ertelemesini (bakınız yukarıdaki 39. paragraf) söylediğini hatırlatmıştır. Başvuran o dönem, söz konusu kararnameye karşı Danıştay nezdinde iptal davası açma hakkına sahipti. Ancak, bu dava iadeyi askıya alma gibi bir özelliğe sahip olmayıp, Mahkeme’nin Sözleşme’nin 13. maddesi kapsamında aradığı etkililik şartına ilişkin gereklilikleri başvurana sunamamaktadır (bakınız, mutatis mutandis, Čonka/Belçika, no 51564/99, § 83, AİHM 2002I, Hirsi Jamaa ve diğerleri/İtalya [BD], no 27765/09, § 200, AİHM 2012, ve De Souza Ribeiro/Fransa [BD], no 22689/07, § 82, AİHM 2012). Bu durumda, içtihada uygun olarak, iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazı kabul edilmemiştir.
149. Hükümet, Belçikalı yetkililerin Mahkeme tarafından konulan geçici tedbire aykırı hareket ettiklerini kabul etmektedir. Ancak, hükümet, başvuranın Sözleşme’ye aykırı muamelelere maruz kalmayacağının doğrulanmış olmasından dolayı ve muhtemel bir kaçma veya serbest kalma durumu nedeniyle Amerikalı yetkililere teslim edilememe durumunun mutlaka engellenmesi gerektiği için bu tavrın kabul edilebilir olduğunu ileri sürmektedir. Oysa, Mahkeme önündeki dava, Belçika’nın Amerika Birleşik Devletleri’ne karşı olan taahhütlerini tehlikeye sokmakta ve bu durumun uzaması başvuranın Belçikalı yetkililerin elinden kaçma tehlikesini arttırmaktaydı.
150. Mahkeme, davalı devletin bilerek ve geri dönülemez şekilde, başvuranın Mahkeme’ye sunduğu başvurusunda riayet edilmesi gerektiğini ileri sürdüğü Sözleşme’nin 3. maddesinde belirtilen haklarının korunması düzeyini azaltmış olduğunu tespit etmektedir. Başvuranın bu Sözleşme’nin tarafı olmayan ve buna aykırı olacak muamelelere maruz kalma tehlikesi altında olduğunu belirttiği başka bir ülkeye doğru gönderilmesi, en azından, Sözleşme’nin ihlal edildiği tespitinin tüm yararlılığını ortadan kaldırmıştır.
151. Mahkeme için, Belçika hükümeti tarafından ortaya atılan hiçbir gerekçe bu geçici tedbirin uygulanmayışını haklı göstermemektedir. Elbette ki, Belçika hükümeti Amerikalı yetkililere karşı kaldıkları güç durumu ve bu tedbirin kaldırılması arzusunu Mahkeme’den saklamamıştır. Ancak, hiçbir zaman, Amerikalı yetkililere durumu anlatmayı hedefleyen bir teşebbüste bulunmamış veya başvuranın tutukluluk haline, onu Belçikalı yetkililer tarafından gözlemlenmesine izin verecek alternatif bir çözüm bulmak için çaba sarfetmemiştir. Ayrıca, Mahkeme’nin hükümet tarafından tedbirin kaldırılması için sunulan, Amerikalı yetkililerin verdikleri diplomatik güvenceler de dahil olmak üzere, tüm gerekçeleri incelediğini ve bunları reddettiğini bilen Belçika hükümetinin, Mahkeme tarafından karar verilmiş geçici tedbiri aşmak için, Danıştay kararından sonra, bu güvenceler ve Mahkeme’ye sunulan başvurunun meşruluğu konusundaki kendi değerlendirmesini Mahkeme’ninkinin yerine koyma yetkisi bulunmamaktadır.
152. Mahkeme, ayrıca, başvuru hakkının etkililiğinin, önünde başlayan hukuksal süreç boyunca, başvuruyu alışılmış usule göre inceleyebilmesini gerektirdiğini hatırlatmaktadır.
153. Oysa, olayda, başvuran Amerika Birleşik Devletleri’nde, tecrit uygulamasına maruz kaldığı bir hapishanede bulunmakta olup, avukatının yapmış olduğu tespitlere göre dış dünya ile ilgili irtibatı çok kısıtlanmıştır (bakınız yukarıdaki 64. paragraftan 67. paragrafa). Mahkeme önünde onu temsil eden avukatı ile doğrudan iletişime geçebilmesi mümkün gözükmemektedir. Bu bilgiler, Mahkeme için, başvuranın başvuru hakkını kullanmasının, hükümetin eylemlerinden dolayı daha da zorlaştığını tespit etmesi için yeterlidir. Bu nedenle, Sözleşme’nin 34. maddesinin güvence altına aldığı haklarını kullanabilmesi engellenmiştir (bakınız, mutatis mutandis, Chtoukatourov/Rusya, no 44009/05, § 147, 27 Mart 2008, ve Toumi/Italya, no 25716/09, § 76, 5 Nisan 2011).
154. Sahip olduğu bilgilerin ışığında Mahkeme, İç tüzüğün 39. maddesinde belirtilen geçici tedbire bilerek aykırı davranan davalı devletin, Sözleşme’nin 34. maddesinde kendisine düşen yükümlülüklere riayet etmemiş olduğu sonucuna varmıştır.
(...)
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME,
(...)
2. Başvuranın Amerika Birleşik Devletleri’ne iade edilmesinin Sözleşme’nin 3. maddesini ihlal ettiğine ;
3. Davalı devletin Sözleşme’nin 34. maddesinin öngördüğü yükümlülükleri yerine getirmediğine oybirliğiyle karar vermiştir.
(...)
İşbu karar Fransızca olarak tanzim edilmiş, Sözleşme’nin 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 4 Eylül 2014 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Claudia WesterdiekMark Villiger
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
Bu kararın ekinde, Sözleşme’nin 45 § 2. maddesi ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 74 § 2. maddesine uygun olarak yargıç Yudkivska’nın karşı görüşü yer almaktadır.
M.V.
C.W.
Bu görüşlerin çevirisi yapılmamıştır, İngilizce veya Fransızcasına, Mahkeme içtihadının veritabanı olan HUDOC’tan ulaşılabilir.
© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2015.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin resmi dilleri Fransızca ve İngilizce’dir. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır ve Mahkeme, kalitesi konusunda herhangi bir sorumluluk kabul etmemektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarının veritabanı olan HUDOC üzerinden () veya HUDOC’un bildirdiği başka veritabanları üzerinden yüklenebilir. Davanın isminin tamamen yazılması, yukarıdaki telif hakkıyla ilgili ifadeler kullanılması ve insan haklarına destek Fonu’na referans yapılması şartıyla ticari olmayan amaçlarla kullanılabilir. Bu çevirinin tamamını veya bir kısmını ticari amaçlarla kullanmak isteyen herkesin, bu durumu belirtilen adrese bildirmesi rica olunur: publishing@.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2015.
The official languages of the European Court of Human Rights are English and French. This translation was commissioned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court, nor does the Court take any responsibility for the quality thereof. It may be downloaded from the HUDOC case-law database of the European Court of Human Rights () or from any other database with which the Court has shared it. It may be reproduced for non-commercial purposes on condition that the full title of the case is cited, together with the above copyright indication and reference to the Human Rights Trust Fund. If it is intended to use any part of this translation for commercial purposes, please contact publishing@.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2015.
Les langues officielles de la Cour européenne des droits de l’homme sont le français et l’anglais. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund) Elle ne lie pas la Cour, et celle-ci décline toute responsabilité quant à sa qualité. Elle peut être téléchargée à partir de HUDOC, la base de jurisprudence de la Cour européenne des droits de l’homme (), ou toute autre base de données à laquelle HUDOC l’a communiquée. Elle peut être reproduite à des fins non commerciales, sous réserve que le titre de l’affaire soit cité en entier et s’accompagne de l’indication de copyright ci-dessus ainsi que de la référence au Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme. Toute personne souhaitant se servir de tout ou partie de la présente traduction à des fins commerciales est invitée à le signaler à l’adresse suivante : publishing@.
Full & Egal Universal Law Academy