AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
TİRYAKİ/TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 16373/18)
KARAR
STRAZBURG
3 Mart 2026
İşbu karar kesinleşmiş olup, bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Tiryaki/Türkiye davasında,
Başkan
Jovan Ilievski,
Hâkimler
Oddný Mjöll Arnardóttir,
Stéphane Pisani
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
1984 doğumlu, başvurunun yapıldığı tarihte Diyarbakır’da tutuklu bulunan ve Diyarbakır Barosuna bağlı Avukat M. Karaman tarafından temsil edilen Türk vatandaşı Şahin Tiryaki’nin (“başvuran”), 20 Mart 2018 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Mahkemeye yapmış olduğu başvuruyu (no. 16373/18),
Ulusal mahkemelerin tanıkları bizzat sorguya çekmemesi ve gerekçeli bir karar vermemesine ilişkin şikâyetlerin, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi eski Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesi ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğunun belirtilmesi yönündeki kararı,
Tarafların görüşlerini,
Hükümetin, başvurunun bir Komite tarafından incelenmesine yönelik itirazının reddine ilişkin kararı göz önünde bulundurarak,
3 Şubat 2026 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı müzakerelerin ardından,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVA KONUSU
1. Başvuru, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası ile 3. fıkrasının d) bendi uyarınca, başvuranın PKK (Kürdistan İşçi Partisi) silahlı terör örgütüne yardım ve yataklık ettiği gerekçesiyle hakkında verilen mahkûmiyet kararının temelini oluşturan A.İ.Ö. ve H.A. isimli iki tanığın ulusal mahkemelerce bizzat sorguya çekilmemiş olması nedeniyle, başvuran hakkında yürütülen ceza yargılamasının adil olmadığı iddiasına ilişkindir. Başvuru ayrıca, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası kapsamında, ulusal mahkemelerin, A.İ.Ö. ve H.A. tarafından yargılama öncesinde verilen ve daha sonra geri çekilen ifadelere, bu kişilerin kendileri hakkında yürütülen ayrı bir ceza yargılamasında verdikleri ifadelere kıyasla daha fazla ağırlık verme kararıyla ilgili gerekçeleri belirtmemesine ilişkindir.
2. Diyarbakır Altıncı Ağır Ceza Mahkemesi (“yargılamayı yürüten mahkeme”), 27 Şubat 2014 tarihinde, Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinin 7. fıkrası uyarınca, aynı Kanun’un 314. maddesinin 2. fıkrası ile bağlantılı olarak (ilgili tarihte uygulanabilir bu hükümlerin metni için bk. İmret/Türkiye (no. 2), no. 57316/10, §§ 19-20, 10 Temmuz 2018), başvuranı silahlı bir terör örgütüne yardım ve yataklık etme suçundan mahkûm etmiş ve altı yıl üç ay hapis cezasına hükmetmiştir. Gerekçeli kararının ilgili kısmı aşağıdaki şekildedir:
“İddia, sanık savunması, yakalama tutanağı, fotoğraf teşhis tutanağı birlikte değerlendirildiğinde, Mahkememizin 2007/326 esas sayılı dava dosyasında yargılanan A.İ.Ö. ve H.A. isimli şahısların РКК terör örgütüne katılmak üzere Kuzey Irak’a geçecekleri sırada yakalandıkları, bu şahısların kollukta müdafı huzurunda alınan savunmalarında örgüte katılmak konusunda Şahin TİRYAKİ’nin propagandasından etkilendiklerini ifade ettikleri, ayrıca Kuzey IRAK’a giderken Şahin TİRYAKİ’nin kendilerine yardım ettiğini belirttikleri, Şahin TİRYAKİ isimli şahsı fotoğrafından teşhis ettikleri, H.A.nın beyanlarını savcılıkta ve sorgu ifadesinde de tekrar ettiği, her iki şahsın РКК terör örgütünün dağ kadrosuna katılmak için gittikleri sırada yakalandıkları tespit olunmuştur.
Sanık Şahin TİRYAKİ’nin A.İ.Ö. ve H.A. isimli şahısları РКК terör örgütüne katılmaları için ikna ettiği, bu şahıslara gerekli desteği sağladığı, yurt dışı işlemleri için pasaport temininde yardımcı olduğu, böylece РКК terör örgütüne yardım ettiği sonuç ve kanaatine varılmıştır.”
3. Başvuran hakkında yürütülen ceza yargılamasının hiçbir aşamasında, A.İ.Ö. ve H.A. yargılamayı yürüten mahkeme önünde tanık olarak bizzat sorgulanmamıştır.
4. Başvuran tarafından yapılan temyiz başvurusu üzerine, Yargıtay 19 Eylül 2016 tarihinde başvuran hakkındaki mahkûmiyet kararını onamıştır.
5. Başvuran, 17 Ocak 2017 tarihinde, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuş ve diğer hususların yanı sıra adil yargılanma hakkının ihlal edildiğinden şikâyetçi olmuştur. Başvuran, A.İ.Ö. ve H.A.ya yargılamayı yürüten mahkeme önünde bizzat soru yöneltme imkânından yoksun bırakıldığını ileri sürmüştür.
6. Anayasa Mahkemesi, 29 Aralık 2017 tarihinde, başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle reddetmiştir. Başvuranın A.İ.Ö. ve H.A.ya tanık olarak soru yöneltememesine ilişkin şikâyeti bakımından Anayasa Mahkemesi, yargılamayı yürüten mahkemenin A.İ.Ö. ve H.A. hakkındaki ceza yargılamasına ilişkin dosyayı temin etmiş olmasını yeterli görmüştür. Söz konusu dosyada, A.İ.Ö. ve H.A.nın başvuranı suçlayan yargılama öncesi ifadeleri ile kendileri hakkında yürütülen yargılama sırasında bu ifadeleri sonradan geri çektikleri yer almaktadır.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN 1. FIKRASI İLE 3. FIKRASININ d) BENDİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA7. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası ile 3. fıkrasının d) bendi uyarınca, PKK’ya yardım etme suçundan hakkında verilen mahkûmiyet kararının temelini oluşturan A.İ.Ö. ve H.A. isimli tanıkların bizzat sorguya çekilememesi nedeniyle, hakkında yürütülen ceza yargılamasının adil olmamasından şikâyet etmiştir.
Kabul Edilebilirlik Hakkında8. Hükümet, Mahkemeden başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar vermesini talep etmiştir. Hükümet, başvuranın ulusal mahkemelerin tanıkları bizzat sorgulamamalarına ilişkin şikâyetinin, esasen söz konusu mahkemelerin önlerindeki olgu ve delilleri değerlendirmelerine ilişkin olduğunu ve bu nedenle dördüncü derece mahkemesi şikâyeti niteliğinde olduğunu ileri sürmüştür.
9. Mahkeme, başvuranın şikâyetinin, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası ile 3. fıkrasının d) bendi ile güvence altına alınan ayrı bir usuli güvenceye ilişkin olduğunu kaydetmektedir. Bu nedenle, söz konusu şikâyet dördüncü derece niteliğinde bir şikâyet olarak değerlendirilemez ve bu gerekçeyle Hükümetin itirazı reddedilmiştir.
10. Mahkeme, bu şikâyetin Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir gerekçeyle de kabul edilemez olmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla, şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.
Esas Hakkında Ön açıklamalar11. Mahkeme öncelikle, Hükümetin, başvuranın A.İ.Ö. ve H.A.nın tanık olarak dinlenmesine ilişkin talebinin, onların sorguya çekilmesi amacıyla değil, aksine bu kişilerin kendileri hakkında yürütülen yargılama sırasında verdikleri önceki ifadelerini geri çektiklerini ve başvuran lehine beyanda bulunduklarını yargılamayı yürüten mahkemeye bildirmek amacıyla yapıldığı yönündeki görüşünü kaydetmektedir. Ancak Mahkeme bu iddiayı kabul edemez; zira başvuran, yargılamayı yürüten mahkemeden A.İ.Ö. ve H.A.nın tanık olarak sorguya çekilmelerini açıkça talep etmiştir. Bu bağlamda Mahkeme ayrıca, yargılamayı yürüten mahkemenin A.İ.Ö. ve H.A.nın ifadelerindeki değişiklikten önceden haberdar olduğunu; zira söz konusu kişileri yargılayan ve beraatlerine karar veren mahkemenin aynı mahkeme olduğunu kaydetmektedir.
12. Dahası, Hükümetin başvuranın iki tanığa bizzat soru yöneltme hakkından feragat ettiği yönündeki iddiasının aksine, başvuranın avukatı, 31 Ocak 2008 tarihinde yapılan ilk duruşmada, A.İ.Ö. ve H.A.nın kendileri hakkında yürütülen yargılamada başvuran aleyhine daha önce verdikleri suçlayıcı ifadeleri geri çektiklerini ileri sürerek, yargılamayı yürüten mahkemeden bu kişilere bizzat soru yöneltilmesini talep etmiştir. Bununla birlikte, yargılamayı yürüten mahkeme, A.İ.Ö. ve H.A. hakkında yürütülen ceza yargılamasına ilişkin dosyayı edinmekle yetinmiştir; söz konusu dosyada bu kişilerin suçlayıcı ifadelerini geri çektikleri yer almıştır. Hükümetin, başvuranın A.İ.Ö. ve H.A.ya bizzat soru yöneltememesinin Yargıtaya yaptığı temyiz başvurusunda gündeme getirilmediğini ileri sürmesi doğru olmakla birlikte, başvuran bu şikâyeti daha sonra Anayasa Mahkemesine yaptığı başvuruda ileri sürmüştür. Söz konusu Anayasa Mahkemesi, yargılamayı yürüten mahkemenin A.İ.Ö. ve H.A. hakkında yürütülen ceza yargılamasına ilişkin dosyayı temin etmesinin yeterli olduğu gerekçesiyle, başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Bu durumda Mahkemenin, başvuranın bu şikâyeti Yargıtaya ileri sürmemesi nedeniyle, yargılamayı yürüten mahkeme önünde tanıklara bizzat soru yöneltme hakkından açıkça feragat ettiği sonucuna varması için herhangi bir dayanağı bulunmamaktadır (ilgili ilkeler için bk. Murtazaliyeva/Rusya [BD], no. 36658/05, §§ 117-18, 18 Aralık 2018).
İddia makamı tanıklarının bizzat sorguya çekilmediği iddiası13. İddia makamı tanıklarının yargılamaya katılmamalarına ve mahkemelerce bu tanıkların yargılama dışında verdikleri ifadelerin kullanılmasına ilişkin şikâyetlere dair genel ilkeler, Schatschaschwili/Almanya ([BD], no. 9154/10, §§ 100-31, AİHM 2015) ve Al-Khawaja ve Tahery/Birleşik Krallık ([BD], no. 26766/05 ve 22228/06, §§ 118-47, AİHM 2011; bu ilkelerin kısa bir özeti için ayrıca bk. Faysal Pamuk/Türkiye, no. 430/13, §§ 44-50, 18 Ocak 2022) kararlarında yer almaktadır.
14. Bu nedenle Mahkeme, yukarıda anılan içtihatta ortaya konulan üç aşamalı testi uygulayacak ve
(i) Tanıkların yargılamaya katılmamaları için geçerli bir neden bulunup bulunmadığını;
(ii) Hazır bulunmayan tanıklar tarafından verilen ifadenin başvuranın mahkûmiyetinin tek veya belirleyici dayanağını oluşturup oluşturmadığını ya da bu bakımdan önemli bir ağırlık taşıyıp taşımadığını; ve
(iii) Hazır bulunmayan tanıkların verdikleri ifadelerle ilgili olarak savunmanın karşılaştığı güçlükleri telafi edecek yeterli dengeleyici unsurların bulunup bulunmadığını inceleyecektir.
A.İ.Ö. ve H.A.nın yargılamaya katılmamaları için geçerli bir neden bulunup bulunmadığı15. Hükümet, başvuranın ülkenin genel güvenliğini tehdit eden bir terör suçundan yargılandığını ve kendisi hakkında yürütülen yargılamanın, terör eylemlerinin yoğunlaştığı bir bölgede gerçekleştirildiğini ileri sürmüştür. Bu nedenle yargılamayı yürüten mahkeme, A.İ.Ö. ve H.A.yı bizzat sorguya çekmeyi gerekli görmemiştir.
16. Bununla birlikte Mahkeme, yargılamayı yürüten mahkemenin, A.İ.Ö. ve H.A.nın hazır bulundurulmalarının sağlanmamasına ilişkin olarak Hükümet tarafından daha sonra ileri sürülen argümanlardan hiçbirine dayanmadığını kaydetmektedir. Her hâlükârda, A.İ.Ö. ve H.A.nın, başvuranı yargılayıp mahkûm eden aynı mahkeme tarafından yargılanmaları ve haklarında beraat kararı verilmesi göz önünde bulundurulduğunda, başvuran hakkında yürütülen yargılamaya katılmamaları için geçerli bir neden bulunmadığı görülmektedir. Bu nedenle Mahkeme, Hükümetin bu husustaki argümanlarını kabul edememektedir.
Hazır bulunmayan tanıklar tarafından verilen ifadenin başvuranın mahkûmiyetinin tek veya belirleyici dayanağını oluşturup oluşturmadığı ya da bu bakımdan önemli bir ağırlık taşıyıp taşımadığı17. Mahkeme, başvuranın PKK’ya yardım etme suçundan mahkûm edilmesinin büyük ölçüde, A.İ.Ö. ve H.A.nın soruşturma aşamasında verdikleri ifadelere dayandığını; bu ifadelerde A.İ.Ö. ve H.A.nın başvuranı, diğer hususların yanı sıra, kendilerini PKK’ya katılmaya teşvik etmek ve kendilerine gerekli desteği sağlamakla suçladıklarını kaydetmektedir (bk. yukarıda 2. paragraf).
Savunmanın karşılaştığı güçlükleri telafi edecek yeterli dengeleyici unsurların bulunup bulunmadığı18. Hükümet, başvuranın yargılama sürecinin her aşamasında A.İ.Ö. ve H.A. tarafından verilen ifadeler hakkında usulüne uygun olarak bilgilendirildiğini, yargılamayı yürüten mahkemenin bu ifadeleri başvurana ve avukatına okuduğunu ve başvuranın olaylara ilişkin kendi anlatımını yargılamayı yürüten mahkemeye sunma imkânına sahip olduğunu ve bu imkândan yararlandığını ileri sürmüştür. Ancak Mahkeme daha önce, hazır bulunmayan tanıkların ifadelerine itiraz etme ve bunları çürütme imkânının tek başına, savunmanın karşılaştığı güçlüğü telafi edecek yeterli bir dengeleyici unsur olarak kabul edilemeyeceğine hükmetmiştir (bk. Palchik/Ukrayna, no. 16980/06, § 48, 2 Mart 2017 ve burada yapılan atıflar). Mevcut davada, söz konusu tespitten ayrılmayı gerektiren herhangi bir neden bulunmamaktadır.
19. Bu koşullar altında Mahkeme ayrıca, hazır bulunmayan tanıklara ilişkin şikâyetler bakımından Anayasa Mahkemesinin olağan uygulamasının büyük ölçüde Mahkemenin bu konudaki içtihadıyla uyumlu olmasına rağmen, somut olayda başvuranın davasına yukarıda belirtilen üç aşamalı testi uygulamadığını ve dolayısıyla şikâyetinin Sözleşme’ye uygun şekilde incelenmediğini endişeyle kaydetmektedir.
20. Bu nedenle Mahkeme, ulusal mahkemelerin A.İ.Ö. ve H.A.yı, hazır bulunmamalarını haklı kılan geçerli bir gerekçe olmaksızın bizzat sorguya çekmemelerinin, başvuranın mahkûmiyetinde belirleyici ağırlık taşıyan bu kişilerin ifadelerinin güvenilirliğini uygun ve adil bir şekilde değerlendirme imkânını kısıtladığı sonucuna varmaktadır. Bu durum, başvuran hakkında yürütülen yargılamanın genel olarak adilliğini zedeleyecek derecededir.
21. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası ile 3. maddesinin d) bendi ihlal edilmiştir.
DİĞER ŞİKÂYETLER22. Başvuran ayrıca, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası kapsamında, ulusal mahkemelerin kendisini mahkûm ederken dayandıkları gerekçeleri yeterince belirtmemelerinden ve A.İ.Ö. ile H.A. isimli tanıkların yargılama öncesi verdikleri suçlayıcı ifadelere, bu tanıkların daha sonraki aşamada söz konusu ifadelerini geri çekmelerine kıyasla neden daha fazla ağırlık verdiklerini açıklamamalarından şikâyet etmiştir. Mahkeme, davanın olgularını, tarafların beyanlarını ve yukarıda yer alan tespitlerini göz önünde bulundurarak, davada gündeme getirilen temel hukuki meseleleri ele aldığı ve şikâyetlerin geri kalan kısmının incelenmesine gerek bulunmadığı kanaatine varmaktadır (bk. Valentin Câmpeanu adına Hukuki Kaynaklar Merkezi/Romanya [BD], no. 47848/08, § 156, AİHM 2014).
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI23. Başvuran, maddi tazminat olarak 48.000 avro talep etmiş ve bu tutarın, adil olmayan yargılamalar sonucunda dört yıl sekiz ay süreyle ceza infaz kurumunda geçirmemiş olsaydı öğretmen olarak elde edebileceği kazanca eşdeğer olduğunu ileri sürmüştür. Başvuran ayrıca, manevi tazminat kapsamında 50.000 avro ve Mahkeme önünde yapılan masraf ve giderler ile ilgili olarak 1.309 avro talep etmiştir.
24. Hükümet, bu taleplere itiraz etmiştir.
25. Mahkeme, tespit edilen ihlal ile ileri sürülen maddi zarar arasında herhangi bir illiyet bağı bulunmadığı kanaatine varmaktadır; bu nedenle söz konusu talebi reddetmektedir. Ancak Mahkeme, başvurana manevi tazminat olarak, yansıtılabilecek her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere 6.000 avro ödenmesine hükmetmiştir. Bu sonuca rağmen, Mahkeme, başvuranın talep etmesi halinde, en uygun telafi yolunun, Sözleşme’nin 6. maddesinin gerekliliklerine uygun olarak yeniden yargılama yapılması olduğunu yinelemektedir (bk. Süleyman/Türkiye, no. 59453/10, § 110, 17 Kasım 2020).
26. Mahkeme, elindeki belgeleri dikkate alarak, başvurana yansıtılabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere, Mahkeme önünde yapılan masraf ve giderler bakımından talep edilen tutarın tamamının başvurana ödenmesinin makul olduğuna karar vermiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası ile 3. fıkrasının d) bendi kapsamındaki şikâyetin kabul edilebilir olduğuna;Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası ile 3. fıkrasının d) bendinin ihlal edildiğine;Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası kapsamındaki diğer şikâyetin kabul edilebilirliği ve esasının incelenmesine gerek bulunmadığına;
Davalı Devlet tarafından, başvurana, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç aylık bir süre içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere: Manevi tazminat olarak, yansıtılabilecek her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 6.000 avro (altı bin avro); Masraf ve giderler olarak, başvurana yansıtılabilecek her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 1.309 avro (bin üç yüz dokuz avro) ödenmesine; Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, yukarıda bahsedilen miktarlara, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanacağına;Başvuranın adil tazmine ilişkin geri kalan taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 3 Mart 2026 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Jovan Ilievski
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan