AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
TUNCER VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE
(Başvuru no. 60237/11)
KARAR
STRAZBURG
13 Haziran 2023
İşbu karar kesinleşmiş olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Tuncer ve Diğerleri/Türkiye davasında,
Başkan
Pauliine Koskelo
Hâkimler
Lorraine Schembri Orland
Davor Derenčinović
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
İstanbul Barosuna kayıtlı avukat G. Tuncer tarafından temsil edilen, ilgili bilgileri ekli listede yer alan üç Türk vatandaşı Tamer Tuncer, Nuri Akalın ve Mete Tuncer (“başvuranlar”) tarafından 21 Temmuz 2011 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Mahkemeye yapılan başvuruyu (no. 60237/11),
Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”), ceza yargılamalarının adil olmaması iddiasına ilişkin şikâyetlerin tebliğ edilmesine ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna dair verilen kararı,
Tarafların beyanlarını,
Başvurunun bir Komite tarafından incelenmesine karşı Hükümet tarafından öne sürülen itirazın reddedilmesine ilişkin kararı dikkate alarak;
23 Mayıs 2023 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Başvuru, hazırlık soruşturması aşamasında, 3842 sayılı Kanun uyarınca başvuranların avukata erişim haklarının sistematik olarak kısıtlanması ve polis tarafından gözaltında tutuldukları sırada, iddia edildiği üzere baskı altında ve avukat yokluğunda verdikleri ifadelerin yargılamayı yürüten mahkeme tarafından kullanılması nedeniyle başvuranlar aleyhindeki ceza yargılamasının adil olmadığı iddiasıyla ilgilidir. Ayrıca başvuru, mahkemeye “saygısız” bir şekilde hitap ettiği gerekçesiyle yargılamayı yürüten mahkeme heyetinin ikinci başvuranın avukatı aleyhinde suç duyurusunda bulunması nedeniyle, yargılamayı yürüten mahkemenin bağımsız ve tarafsız olmadığı iddiasına da ilişkindir.
2. 22 Mayıs 2009 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 765 sayılı mülga Ceza Kanunu’nun 125. maddesi uyarınca, anayasal düzeni zor kullanarak bozmaya teşebbüs suçundan birinci başvurana ağırlaştırılmış müebbet, ikinci ve üçüncü başvurana ise müebbet cezası vermiştir. Yargılamayı yürüten mahkeme bu kararı verirken, diğer unsurların yanı sıra, başvuranların hazırlık soruşturması aşamasında verdikleri ifadeleri, yer gösterme ve teşhis prosedürleri sırasında verdikleri ifadeleri, tanık ve bazı müşterek sanıkların ifadeleri ve aramalar esnasında el konulan sahte kimlik kartları ile belgeleri esas almıştır. Bu bağlamda, yargılamayı yürüten mahkeme, birinci başvuranın (i) yedi kere cinayet, (ii) on iki kere silahlı soygun, (iii) iki kere soyguna teşebbüs, (iv) beş kere kasten yaralama ve İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinin bahçesine bomba atma suçlarını işlediğini tespit etmiştir.
3. 11 Mart 2011 tarihinde Yargıtay, yargılamayı yürüten mahkemenin kararını onamıştır.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
4. Başvuranlar, (i) polis tarafından gözaltında tutuldukları sırada, 3842 sayılı Kanuna göre, avukata erişim haklarının sistematik olarak kısıtlanması, (ii) polis tarafından gözaltında tutuldukları esnada, iddia edildiği üzere baskı altında ve avukat yokluğunda verdikleri ifadelerin yargılamayı yürüten mahkeme tarafından kullanılması ve (iii) yargılamayı yürüten mahkeme heyetinin ikinci başvuranın avukatı aleyhinde suç duyurusunda bulunması nedeniyle, yargılamayı yürüten mahkemenin bağımsız ve tarafsız olmadığı iddiasına dayanarak adil yargılanmadıklarından şikâyet etmişlerdir.
İKİNCİ VE ÜÇÜNCÜ BAŞVURANA İSTİNADEN SÖZLEŞME’NİN 6 § 1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA5. İkinci ve üçüncü başvuranın bildirildiği üzere baskı altında verdikleri ifadelerin yargılamayı yürüten mahkemece kullanılmasına ilişkin şikâyetleri, Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun veya diğer herhangi bir gerekçeyle kabul edilemez değildir. Dolayısıyla, bu şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.
6. Hükümet, ikinci ve üçüncü başvurana istinaden verilen sağlık raporlarında yer alan bulguların polis memurlarınca gerçekleştirilen eylemlerden kaynaklandığının tespit edilmediğini ifade etmiştir.
7. İkinci ve üçüncü başvuran şikâyetlerini yinelemiştir.
8. Sözleşme’nin 3. maddesini ihlal ederek elde edilen kanıtların ceza yargılamalarında kullanılmasına ilişkin genel ilkelere Gäfgen/Almanya ([BD], no. 22978/05, §§ 165-67, AİHM 2010) davasından ulaşılabilir. Ayrıca, Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında kabul edilebilir bir şikâyetin bulunmamasının, kural olarak, başvuranın, kolluktaki ifadelerinin cebir veya baskı yoluyla alındığı, bu ifadelerin dava dosyasına eklendiği, yargılamaları yürüten mahkeme tarafından göz önünde bulundurulduğu ve dolayısıyla 6. maddede öngörülen adil yargılanma hakkının ihlaline neden olduğu yönündeki başvuranın iddialarının Mahkeme tarafından dikkate alınmasına engel teşkil etmemektedir (bk. Aydın Çetinkaya/Türkiye, no. 2082/05, § 104, 2 Şubat 2016, ve Mehmet Duman/Türkiye, no. 38740/09, § 42, 23 Ekim 2018).
9. Mahkeme, ikinci başvurana dair verilen 14 Mart 1997 tarihli sağlık raporunun, başvuranın kalçalarının iç kısmında hiperemiye rastlanıldığını kaydettiğini gözlemlemektedir. Benzer şekilde, üçüncü başvurana dair verilen 23 Mayıs 1998 tarihli sağlık raporunda, başvuranın gözleri ve bileklerinde sıyrıklar olduğunu ve sağ omzu, göğsünün sol tarafı ile başının ağrımasından şikâyet ettiği belirtilmiştir. Ancak Hükümet, başvuranlar gözaltından çıkar çıkmaz düzenlenen bu raporlarda yer alan bulguların neden kaynaklandığına bir açıklık getirememiştir. Ne yargılamayı yürüten mahkeme ne de Yargıtay bu elzem konuya ışık tutmuş veya konuyu Sözleşme’nin 6. maddesinde öngörülen güvencelere göre ele almıştır.
10. Dolayısıyla Mahkeme, ikinci ve üçüncü başvuranın gözaltındayken verdiği ifadelerin, yukarıda bahsi geçen sağlık raporlarının ortaya koyduğu üzere, rızaları dâhilinde verilmemiş olması nedeniyle bu ifadelerin kabul edilebilirlik, güvenilirlik, doğruluk ve gerçekliklerine halel geldiği sonucuna varmıştır.
11. Bununla birlikte, yerel mahkemelerin ikinci ve üçüncü başvuranı mahkûm etmek için yukarıda bahsi geçen delilleri kullandığı dikkate alınarak, Hükümetin başvuranların mahkûmiyetini sağlayacak diğer deliller olduğuna dair iddiası, belirtilen eksikliği gidermek için yeterli değildir (bk. yukarıda anılan Aydın Çetinkaya, § 106). Mahkeme, ikinci ve üçüncü başvuranın gözaltındayken ve rızaları olmadan verdikleri ifadelerin delil olarak kabul edilmesinin, bu iki başvuran aleyhinde yürütülen ceza yargılamalarının genel olarak adilliğine halel getirdiği kanısındadır.
12. Dolayısıyla, ikinci ve üçüncü başvurana istinaden, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi ihlal edilmiştir.
13. Bu bulguya göre Mahkeme, yargılamayı yürüten mahkeme heyetinin ikinci başvuranın avukatı aleyhinde bulunduğu suç duyurusuna istinaden bağımsız ve tarafsız olmadığı iddiası da dâhil olmak üzere, ikinci ve üçüncü başvuranın Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki şikâyetlerinin geri kalan kısmını kabul edilebilirlik ve esas bakımından incelemeyi gerekli görmemektedir.
BİRİNCİ BAŞVURANA İSTİNADEN SÖZLEŞME’NİN 6 §§ 1 ve 3 (c) MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA14. Hükümet, birinci başvuran Yargıtay’a temyiz başvurusunda avukat yardımının sağlanmadığı ve avukat yokluğunda verdiği ifadelerin yargılamayı yürüten mahkeme tarafından kullanıldığına dair şikâyette bulunmadığından dolayı, iç hukuk yollarının tüketilmediğini öne sürerek itiraz etmiştir. Bu şikâyet reddedilmiştir.
15. Mahkeme, daha önceki davalarda benzer itirazları hâlihazırda incelemiş ve reddetmiştir (diğer kararlar arasında bk. Mehmet Zeki Çelebi/Türkiye, no. 27582/07, § 39, 28 Ocak 2020). Mahkeme somut davada farklı bir sonuca varmasını sağlayabilecek herhangi bir unsur görememektedir. Dolayısıyla Mahkeme, Hükümet tarafından yapılan itirazı reddetmiştir.
16. Söz konusu şikâyet, Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun veya başka herhangi bir gerekçeyle kabul edilemez değildir. Dolayısıyla, bu şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.
17. Birinci başvuran şikâyetini yinelemiştir.
18. Hükümet, birinci başvuranın 1997 yılında ilk defa yakalandığında polise verdiği ifadelerin kendisini suçlar nitelikte olmadığını ve her halükarda mahkûmiyetini destekleyen birçok delil bulunduğunu belirtmiştir. Benzer şekilde, başvuranın avukat yokluğunda verdiği ifadeler, yargılanmasının adilliğini olumsuz yönde etkilememiştir.
19. Mahkeme, avukat erişimine getirilen kısıtlamalar ile bu kısıtlamaların ceza yargılamalarının bir bütün olarak adilliği üzerindeki etkilerinin değerlendirilme şekline dair genel ilkelere Beuze/Belçika ([BD], no. 71409/10, §§ 119-50, 9 Kasım 2018) davasından ulaşılabileceğini hatırlatır.
20. Somut davada birinci başvuranın avukata erişimi 3842 sayılı Kanun gereği kısıtlanmıştır. Bu durum, başvuranın yakalandığı dönemde uygulanan sistematik bir kısıtlamadır (bk. Salduz/Türkiye [BD], no. 36391/02, § 56, AİHM 2008). Birinci başvuran polis tarafından gözaltında tutulurken avukata erişim hakkının sistematik olarak kısıtlanması için herhangi bir zorlayıcı neden bulunmamaktadır (bk. yukarıda anılan Mehmet Zeki Çelebi/Türkiye, §§ 55-56). Bu nedenle, Mahkemenin adillik üzerine “oldukça sıkı” bir inceleme yapması gerekmektedir (adı geçen dava, § 57).
21. Mahkeme ayrıca birinci başvuranın ilk defa 1997 yılında, polis memuru M.U.’yu öldürdüğü ve diğer bir polis memurunu yaraladığı silahlı saldırıyı müteakiben suçüstü yakalandığını gözlemler. Bu süreçlerin hiçbirinde avukat yardımından faydalanmamasına rağmen, başvuranın polis tarafından sorgulanırken sessiz kalma hakkını kullandığı ve cumhuriyet savcısına ve sorgu hâkimine verdiği ifadede polis memurunu öldürdüğünü inkâr ettiği göz önünde bulundurulmalıdır. Dahası, başvuran, 15 Nisan 1999 tarihli duruşmada bahsi geçen polis memurunu öldürdüğünü itiraf etmiş; yargılamayı yürüten mahkeme de gerekçeli kararında, başvuranı mahkûm ederken, avukat yokluğunda verdiği önceki ifadelerine herhangi bir önem atfetmemiştir (bk. Pervane/Türkiye, no. 74553/11, §§ 26-33, 8 Eylül 2020). Mahkeme, bu koşullar altında, birinci başvuran ilk defa yakalandığında avukata erişim hakkının sistematik olarak kısıtlanmasının, aleyhindeki ceza yargılamalarının bir bütün olarak adilliğine geri döndürülemez bir şekilde halel getirdiği sonucuna varamamaktadır.
22. Bununla birlikte, birinci başvuran 1998 yılında (kaldığı ceza infaz kurumundan firar etmesinin ardından) ikinci defa yakalandığında, polise ve cumhuriyet savcısı nezdinde ifade verirken ve kovuşturma sürecine katılımında yasal yardım sağlanmamış, bu da başvuranın kendisini suçlayan ifadeler vermesine yol açmıştır. Yargılamayı yürüten mahkeme daha sonra söz konusu ifadeleri delil olarak kabul etmiş ve birinci başvuranı mülga Ceza Kanunu’nun 146. maddesi uyarınca mahkûm ederken bu delillerin yanı sıra diğer birçok delili esas almıştır.
23. Ancak yargılamayı yürüten mahkeme, kabul edilebilirliklerini veya hangi koşullar altında alındıklarını incelemeksizin, birinci başvuranın avukat yokluğunda verdiği ifadeleri kendisini mahkûm etmek için kullanmıştır (bk. yukarıda anılan Beuze, §§ 171‑74). Benzer şekilde Yargıtay da bu meseleyi şeklî olarak ele almış ve bu eksikliğin giderilmesini sağlayamamıştır. Mahkeme, yerel mahkemelerin bir başvuranın mahkûmiyetini avukat yokluğunda elde edilenlerden farklı delillere dayandırdığını tespit ettiği durumlarda, bunun avukat yokluğunun yargılamaların bir bütün olarak adilliğine halel getirip getirmediği üzerine bir değerlendirme yapmamasının yerine geçmediğine hâlihazırda hükmetmiştir (bk. Brus/Belçika, no. 18779/15, § 34, 14 Eylül 2021). Mahkemenin vardığı bu sonuç evleviyetle somut dava için de geçerlidir; zira yerel mahkemeler, başvuranın avukat yokluğunda verdiği ifadeler dışındaki ifadelerin başvuranın mahkûmiyetini gerekçelendirmeye yeterli olup olmadığı veya avukat yokluğunun başvuran aleyhindeki ceza yargılamalarının bir bütün olarak adilliği üzerindeki etkisi hususunda, yetersiz de olsa, herhangi bir değerlendirme yapmamıştır.
24. Benzer şekilde, birinci başvuranın ikinci defa yakalanmasına ilişkin olarak avukata erişiminin sistematik olarak kısıtlanması, yerel mahkemelerin bu eksiklik hususunda Sözleşme’ye uygun bir değerlendirme yapmaması ve bu kısıtlamanın olumsuz etkilerini ortadan kaldıracak usuli güvenceler sağlamaması, ceza yargılamalarının genel olarak adilliğine Sözleşme’nin 6. maddesiyle bağdaşmayan bir şekilde halel getirmeye yeterli olmuştur.
25. Böyle bir davada, bir usuli eksikliğin yargılamaların genel olarak adilliğine geri döndürülemez bir şekilde halel getirip getirmediğini belirlemek amacıyla delilleri değerlendirmek Mahkemenin görevi olmadığından, Mahkeme, başvuranın ikinci defa yakalanmasına istinaden, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddelerinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
26. Bu bulguya göre Mahkeme, mahkeme heyetinin ikinci başvuranın avukatı aleyhinde bulunduğu suç duyurusuna istinaden yargılamayı yürüten mahkemenin bağımsız ve tarafsız olmadığı iddiası da dâhil olmak üzere, birinci başvuranın Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki şikâyetlerinin geri kalan kısmını kabul edilebilirlik ve esas bakımından incelemeyi gerekli görmemektedir.
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
27. Başvuranların her biri, 50.000 avro manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
28. Hükümet, bu taleplere itiraz etmiştir.
29. Mahkeme, talep etmeleri hâlinde, başvuranların Sözleşme’nin 6. maddesinde öngörülen gerekliliklere uygun olarak yeniden yargılanmasının en uygun giderim yolu olduğu kanısındadır. Ayrıca Mahkeme, somut davanın koşullarında, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311. maddesi uyarınca Mahkeme tarafından Sözleşme’nin ihlal edildiğinin tespit edilmesi durumunda iç hukuk yargılamalarının yeniden başlatılması olasılığı dikkate alındığında, bir ihlal tespitinin tek başına yeterli adil tazmin teşkil ettiği kanaatindedir (bk. Ayetullah Ay/Türkiye, no. 29084/07 ve 1191/08, § 203, 27 Ekim 2020). Bu nedenle Mahkeme, bu başlık altında herhangi bir miktara hükmetmemiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
Birinci başvuranın avukat isteme hakkının sistematik olarak kısıtlanması ve yargılamayı yürüten mahkemenin birinci başvuranın avukat yokluğunda verdiği ifadeler ile ikinci ve üçüncü başvuranın baskı altında verdiği ifadeleri kullanması hususunda başvurunun kabul edilebilir olduğuna,İkinci ve üçüncü başvuranın rızaları dışında alınan ifadelerinin yerel mahkemeler tarafından kullanılması nedeniyle Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine,Birinci başvuranın avukata erişiminin sistematik olarak kısıtlanması ve yargılamayı yürüten mahkemenin 1997 yılında polis tarafından gözaltında tutulurken verdiği ifadeyi kullanması nedeniyle birinci başvurana ilişkin olarak Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddelerinin ihlal edilmediğine,Birinci başvuranın avukata erişiminin sistematik olarak kısıtlanması ve yargılamayı yürüten mahkemenin 1998 yılında polis tarafından gözaltında tutulurken verdiği ifadeyi kullanması nedeniyle birinci başvurana ilişkin olarak Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddelerinin ihlal edildiğine,Mahkeme heyetinin ikinci başvuranın avukatı aleyhinde bulunduğu suç duyurusuna istinaden yargılamayı yürüten mahkemenin bağımsız ve tarafsız olmadığı iddiası da dâhil olmak üzere, başvuranların Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki şikâyetlerinin geri kalan kısmını kabul edilebilirlik ve esas bakımından incelemenin gerekli olmadığına,Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğinin tespitinin, ikinci ve üçüncü başvuranın uğradığı manevi zarar açısından tek başına yeterli adil tazmin teşkil ettiğine,Sözleşme’nin 6 § 1 ve 3 (c) maddesinin ihlal edildiğinin tespitinin, birinci başvuranın uğradığı herhangi bir manevi zarar açısından tek başına yeterli adil tazmin teşkil ettiğine karar vermiştir.‑İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi uyarınca 13 Haziran 2023 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Pauliine Koskelo
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
EKLER
Başvuranların listesi
Başvuru no. 60237/11
No.
Başvuranın Adı
Doğum Yılı
Uyruk
İkamet Yeri
1.
Tamer TUNCER
1971
T.C.
Kocaeli
2.
Nuri AKALIN
1977
T.C.
Kandıra
3.
Mete TUNCER
1969
T.C.
İstanbul