AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ DAİRE
TUNCER GÜNEŞ/TÜRKİYE
(Başvuru no: 26268/08)
KARAR
STRAZBURG
3 Eylül 2013
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı değişikliklere tabi tutulabilir.
Tuncer Güneş/Türkiye davasında,
Başkan
Guido Raimondi,
Yargıçlar
Danuté Jociené,
Dragolijub Popovic,
András Sajó,
Işıl Karakaş,
Paulo Pinto de Albuquerque,
Helen Killer ve
Daire Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’ in katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Daire) heyeti yapılan gizli müzakereler sonrasında 9 Temmuz 2013 tarihinde aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 26268/08 no’lu dava, bir Türk vatandaşı Sayın Gülizar Tuncer Güneş’in (“başvuran”) 16 Mayıs 2008 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Hakların Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudan ibarettir.
2. Başvuran İstanbul’da görev yapan avukat Sayın K. Doğru tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlileri tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran özellikle yerel mahkemelerin sadece kızlık soyadını kullanmasına izin vermeyi reddetmelerinin Sözleşme’nin 8. maddesi uyarınca özel hayatına saygı hakkını ihlal ettiğini iddia etmiştir. Evlendikten sonra evli erkeklere soyadlarını kullanmaya devam etme hakkı tanıyan fakat evli kadınlara aynı hakkı tanımayan Türk hukukunun cinsel ayırımcılığa neden olduğunu ve bu durumun Sözleşme’nin 14. maddesine uygun olmadığını öne sürmüştür.
4. Başvuru 22 Ekim 2010 tarihinde, Hükümet’e iletilmiştir. Daire, Sözleşme’nin 29 § 1 maddesinin verdiği yetkiye dayanarak, davanın kabul edilebilirliği ve esası hakkında birlikte karar vereceğini bildirmiştir.
OLAYLAR VE OLGULAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran 1966 yılında doğmuştur ve İstanbul’da ikamet etmektedir.
6. 30 Mart 2005 tarihinde mesleği avukatlık olan başvuran evlenmiş ve Türk Medeni Kanunu’nun 187. maddesi gereğince eşinin soyadını almıştır. Fakat aynı kanunun gerektirdiği üzere, eşinin soyadının önünde önceki soyadını kullanmaya devam etmiştir.
7. 9 Mayıs 2007 tarihinde başvuran yalnızca evlenmeden önceki soyadını (“Tuncer”) kullanması için gerekli izni alabilmek amacıyla Şişli İlk Derece Mahkemesi’ne başvuruda bulunmuştur.
8. 18 Temmuz 2007 tarihinde Şişli İlk Derece Mahkemesi, Türk Medeni Kanunu’nun 187. maddesi uyarınca evli kadınların evli kaldıkları süre boyunca eşlerinin soyadlarını taşımak zorunda oldukları ve önceki soyadlarını tek başına kullanamayacakları gerekçesiyle başvuranın talebini reddetmiştir.
9. Başvuran, temyiz yoluna gitmiştir. 22 Kasım 2007 tarihinde Yargıtay verilen kararı onamıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULANMASI
10. Medeni Kanun:
Medeni Kanun’un 187. Maddesi
“Kadın, evlenmekle kocasının soyadını alır; ancak evlendirme memuruna veya daha sonra nüfus idaresine yapacağı yazılı başvuruyla kocasının soyadı önünde önceki soyadını da kullanabilir. (...)”
11. Anayasa:
10. Madde
“Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. (...)
(...)”
90. Madde
(7 Mayıs 2004 tarihinde 5170 sayılı Kanun’da düzenlenmiş şekliyle)
“...Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası Antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz.
Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır.”
12. Medeni Kanun’un 187. maddesinin kabulünün ardından, üç ayrı Aile Mahkemesi bu hükmün Anayasaya aykırı olduğu iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne itirazda bulunmuşlardır. 10 Mart 2011 tarihli bir kararda (E. 2009/85, K. 2011/49), Anayasa Mahkemesi ilgililerin itirazını reddetmiştir.
III. İLGİLİ ULUSLARARASI HUKUK
13. Ünal Tekeli / Türkiye davasında (No. 29865/96, §§ 17-31, AİHM 2004-X (alıntılar)) ilgili uluslararası hukuka yer verilmektedir.
HUKUKSAL DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 8. MADDESİYLE BİRLİKTE 14. MADDESİNİN İHLALİNE İLİŞKİN İDDİA
14. Başvuran, yerel makamların evlendikten sonra sadece önceki soyadını kullanmasına izin vermemelerinin Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlaline yol açtığından şikâyet etmektedir. Ayrıca, Türk hukukunun evlilikten sonra sadece erkeklere kendi soyadlarını kullanmaya devam etme hakkını tanımasının cinsiyet ayrımcılığına neden olduğunu ve bu durumun Sözleşme’nin 14. maddesine aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Son olarak başvuran, Türk mahkemelerinin Mahkeme’nin Tekeli / Türkiye kararını (yukarıda anılan) göz ardı ettiğinden ve iç hukukta gerekli düzenlemelerin gerçekleştirilmediğinden, Sözleşme’nin 13. maddesi anlamında etkin bir iç hukuk yolundan yararlanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
15. İddiaların niteliği dikkate alındığında, Mahkeme davayı Sözleşme’nin 8. maddesiyle birlikte 14. maddesi bakımından ele almanın uygun olduğu görüşündedir.
A. Kabul edilebilirlik
16. Mahkeme, şikâyetlerin Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında çerçevesinde açıkça dayanaktan yoksun olmadıklarını belirtmektedir. Ayrıca söz konusu şikâyetlerin diğer hiçbir nedene bağlı olarak kabul edilemez olmadıklarını belirtmektedir. Bu nedenle, kabul edilebilir nitelikte olduklarına hükmeder.
B. Davanın Esası
17. Türk hukukunun, evli erkeklere sadece kendi soyadlarını kullanmalarına izin vermesine rağmen başvuran, yetkililerin evlilikten sonra sadece kendi soyadını kullanmasına izin vermedikleri konusunda şikâyet etmiştir. Başvuran, bu durumun cinsiyet ayırımcılığına neden olduğunu ve Sözleşme’nin 8. maddesiyle birlikte 14. maddesine uygun olmadığını ileri sürmüştür.
18. Hükümet, yerel mahkemelerin Medeni Kanun’un 187. maddesi ile bağlı olduklarını ve başvuranın günlük veya iş hayatında ayırımcılığa maruz kalmadığını öne sürmüştür. Ayrıca 187. maddenin Sözleşme’ye uygun hale getirilmesi için mevzuat tasarısı üzerinde müzakereler gerçekleştirildiğini eklemiş ve Mahkeme’den herhangi bir ihlal olmadığına hükmetmesini talep etmiştir.
19. Mahkeme, mevcut davadakine benzer meselelerin ortaya çıktığı Ünal Tekeli davasında, aynı durumda kişilere cinsel açıdan farklı muamelede bulunulmasının 8. maddeyle birlikte 14. maddeyi ihlal ettiği görüşündedir (aynı yerde geçen, §§ 55-69).
20. İbraz edilen bütün belgeleri inceledikten sonra, Mahkeme, farklı bir sonuca ulaşılması için mevcut davada Hükümet’in ikna edici hiçbir olgu veya argüman ileri sürmediği görüşündedir. Konuya ilişkin içtihadını göz önüne alarak Mahkeme, Sözleşme’nin 8. maddesiyle birlikte 14. maddesinin ihlal edildiğine hükmetmiştir.
21. Bu sonuç göz önüne alındığında, Sözleşme’nin 8. maddesi bağlamında başvuruyu ayrıca incelemenin gerekli olmadığı görüşündedir.
II. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
22. Sözleşme’nin 41. maddesine göre:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
A. Tazminat
23. Başvuran manevi tazminat olarak 25.000 Avro talep etmiştir.
24. Hükümet, bu talebe itiraz etmiştir.
25. Mahkeme, başvuranın Mahkeme’nin sadece ihlal kararı vermesiyle telafi edilemeyecek kadar sıkıntı çekmiş olduğunu değerlendirmektedir. Bulunan ihlalin mahiyetine ve hakkaniyet temeline dayanarak bir karar verilmesi gerektiği göz önüne alındığında, Mahkeme manevi tazminat olarak başvurana 1.500 Avro ödenmesine karar vermektedir.
B. Yargılama giderleri
26. Başvuran ayrıca yargılama giderleri için 3.030 Avro ve yerel mahkemeler ve Mahkeme önünde yapılan harcama ve masraflar için 169 Avro talep etmiştir. Taleplerini desteklemek için başvuran, Mahkeme’ye kendisinin ve temsilcilerinin imzaladığı avukatlık ücret sözleşmesi ve davada avukatının toplamda otuz beş saat harcadığını gösteren bir iş cetveli sunmuştur.
27. Hükümet, talep edilen miktarın aşırı olduğu ve hiçbir yazılı kanıtla desteklenmediği görüşündedir. Ayrıca ulusal düzeyde yargı işlemleri için yapılan harcama ve masraflara ilişkin olarak Mahkeme’yi tazminat verilmemesine hükmetmeye davet etmiştir.
28. Hükümet’in ulusal düzeyde yapılan harcama ve masraflara ilişkin görüşüne karşılık olarak Mahkeme, Sözleşme’nin ihlal edildiğine hükmedilen durumlarda, ihlalin önlenmesi veya ihlalden doğan zararların giderilmesi için yerel mahkemeler önünde yapılan harcama ve masrafların başvurana geri ödenmesine hükmedebileceğini hatırlatır (Bkz, Société Colas ve Diğerleri / Fransa, no. 37971/97, §§ 56, AİHM 2002-III). Mevcut davada, başvuran ulusal mahkemelerin dikkatini Sözleşme’den doğan haklarının esasına çekmiştir. Bu nedenle, Mahkeme, başvuranın ulusal düzeyde yapılan harcama ve masrafların bir kısmına ilişkin olarak hak iddia etmesinin geçerli olduğu görüşündedir.
29. Ayrıca Mahkeme, Hükümet’in görüşünün aksine, başvuranın Mahkeme’ye avukatlık ücret sözleşmesini ve avukatlarının dava için harcadıkları saatleri gösteren bir zaman çizelgesi sundukları görüşündedir. Ek olarak, Mahkeme’nin bu tür çizelgeleri davalarda dayanak teşkil eden belgeler olarak kabul ettiği görüşündedir (Bkz, inter alia, Beker / Türkiye, no. 27866/06, § 69, 24 Mart 2009).
30. Mahkeme içtihadına göre, başvuran ancak gerçekten ve gerektiği için yapıldığını ve miktarın makul olduğunu kanıtlaması durumunda masraflarının tazmin edilmesine hak kazanır. Mevcut davada sahip olduğu bilgi ve belgeleri ve yukarıda kaydedilen kriterleri göz önünde bulunduran Mahkeme, başvuranlara yargılama masraf ve giderleri için toplam 3,030 Euro tazminat ödenmesine karar vermiştir.
C. Gecikme Faizi
31. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermiştir.
BU NEDENLERLE, MAHKEME OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olarak nitelendirir;
2. Sözleşme’nin 8. maddesiyle birlikte 14. maddesinin ihlal edilmiş olduğuna hükmeder;
3. Sözleşme’nin 8. maddesi bağlamında başvuruyu ayrıca incelemenin gerekli olmadığına hükmeder;
4.
(a) Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere Sorumlu Devlet tarafından başvuranlara aşağıda kaydedilen meblağların ödenmesine;
(i) Başvurana manevi tazminat olarak 1,500 AVRO (bin beş yüz Avro) ve bu meblağa uygulanabilecek her tür vergi; ve
(iii) Yargılama masraf ve giderleri için başvurana 3,030 AVRO (üç bin otuz Avro) ve bu meblağa uygulanabilecek her tür vergi;
(b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına karar verir.
7. Başvuranın adil tazmine ilişkin taleplerinin geri kalanını reddeder.
İşbu karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İçtüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca, 3 Eylül 2013 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley Naismith Guido Raimondi
Daire Yazı İşleri Müdürü Başkan
Full & Egal Universal Law Academy