© Tercüme eden, Orhan ARSLAN, İnsan Hakları Hukukçusu ve AİHM Eski Hukukçusu, @JudgeOrhan, 2021. Bu kararın çevirisini yayımlama izni, yalnızca HUDOC’a konulması için verilmiştir. Tercümana atıfta bulunmak kaydıyla alıntı yapılabilinir.
© Translated by Orhan ARSLAN, Human Rights Legal Expert and Former Registry Lawyer of the ECtHR, @JudgeOrhan, 2021. Permission to re-publish this translation has been granted for the sole purpose of its inclusion in HUDOC. It may be reproduced with a reference to the translator.
İKİNCİ DAİRE
TURAN VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE
(Başvuru no. 75805/16 ve 426 diğerleri – bkz. ekli liste)
KARAR
5. maddenin 1. fıkrası • Hukuka uygun tutuklanma • Suçüstü kavramının makul olmayan bir şekilde genişletilmesi sonucunda bir darbe girişimi sonrasında hâkimlerin yasa dışı bir örgüte üyelik şüphesiyle tutuklanması
STRAZBURG
23 Kasım 2021
Bu karar, Sözleşme’nin 44. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen şartlarda kesinleşecektir. Karar, şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Turan ve Diğerleri - Türkiye davasında,
Başkan Jon Fridrik Kjølbro,
Hâkimler,
Carlo Ranzoni,
Egidijus Kūris,
Branko Lubarda,
Pauliine Koskelo,
Marko Bošnjak,
Saadet Yüksel
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı
olmak üzere Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
427 Türk vatandaşının ("başvuranlar") Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne ("AİHM" veya "Mahkeme"), İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin ("Sözleşme") 34. maddesi uyarınca, ekli tabloda gösterilen çeşitli tarihlerde Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine yapmış oldukları başvuruları (no. 75805/16 ve 426 diğerleri - bkz. ekli liste);
Sözleşme’nin 5. maddesinin 1, 3, 4 ve 5. fıkraları kapsamında öne sürülen şikâyetlerin Türk Hükûmetine ("Hükûmet") iletilmesi kararı ve başvurunun geriye kalan kısmının kabul edilemez olarak ilan edilmesi kararını;
Tarafların görüşlerini dikkate alarak;
19 Ekim 2021 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakereler sonrasında,
anılan tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
GİRİŞ
1. Mevcut başvurular temel olarak tümü söz konusu zamanda farklı tür ve/veya seviyelerdeki mahkemelerde hâkim ve savcı olarak görev yapan başvuranların, 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişimi sonrasında, Türk makamları tarafından "Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması" (bundan böyle "FETÖ/PDY’ olarak anılacaktır) olarak nitelendirilen bir örgüte üyelik şüphesiyle yakalanma ve tutukluluklarıyla ilgilidir.
OLAYLAR
2. Başvuranların listesi ekte yer almaktadır. Mevcut başvurulara sonuç veren olayların olduğu dönemde başvuranlar, Yargıtay ya da Danıştay üyeleri ya da daha alt mahkemelerde hâkim (bundan böyle "düz hâkim" olarak anılacaktır) ya da savcı (bundan böyle "düz savcı" olarak anılacaktır) olarak görev yapıyordu.
3. Başvuranların bazıları, isimleri ekli listede verilen avukatlar tarafından temsil edilmiştir. Hükûmet, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilmiştir.
4. Davaya konu olaylar, taraflar tarafından ibraz edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
DAVANIN ARKA PLANI5 Temmuz 2016 darbe teşebbüsü ve olağanüstü hal ilanı5. 2016 yılında 15 Temmuz’u 16 Temmuz’a bağlayan gecede, kendilerini "Yurtta Sulh Konseyi" olarak adlandırılan Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu bir grup, demokratik yollarla seçilen Meclisi, Hükûmeti ve Türkiye Cumhurbaşkanını devirmek amacıyla bir askeri darbe girişiminde bulunmuştur. Söz konusu gece meydana gelen olaylar hakkındaki ek bilgiler, Baş/Türkiye kararında (no. 66448/17, 7. paragraf, 3 Mart 2020) bulunabilir.
6. Askeri darbe girişiminin ertesi günü ulusal makamlar, darbe girişiminden Pennsylvania’da (Amerika Birleşik Devletleri) yaşayan bir Türk vatandaşı olan ve FETÖ/PDY’nin lideri olduğu iddia edilen Fetullah Gülen’in cemaatini suçlamışlardır.
7. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Bürosu, 16 Temmuz 2016 tarihinde, üçüncü şahıslar arasından FETÖ/PDY’nin yargı içindeki üyeleri olduğundan şüphelenilen kişilere karşı re’sen ceza soruşturması başlatmıştır. Hükûmet tarafından verilen bilgilere göre yüksek mahkeme üyeleri dâhil, hâkim ve savcılar aleyhine açılan bu soruşturma, ağır ceza mahkemelerinin görevine giren suçüstü hali bulunduğu gerekçesiyle olağan hukuk kuralları uyarınca açılmıştır.
8. Ankara Cumhuriyet Başsavcısı, aynı gün Emniyet Genel Müdürlüğü’ne iletilen talimatta, Hükûmeti devirmeye ve anayasal düzeni değiştiremeye cebren teşebbüs suçunun halen devam ettiğini ve söz konusu suçu işlediklerinden şüphe edilen FETÖ/PDY terör örgütü mensuplarının ülkeden kaçabileceklerini belirtmiştir. Ankara Cumhuriyet Başsavcısı, Emniyet Genel Müdürlüğü’nden, talimata ekli listede isimleri belirtilen (aralarında başvuranların bazılarının da bulunduğu) bütün hâkim ve cumhuriyet savcılarının polis nezaretine alınması amacıyla bütün bölgesel makamlarla iletişime geçilmesini ve söz konusu hâkim ve savcıların, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 309. maddesi uyarınca tutuklanmak üzere cumhuriyet savcısı huzuruna çıkarılmasının sağlanmasını istemiştir.
9. Hükûmet 20 Temmuz 2016 tarihinde, 21 Temmuz 2016 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere, üç ay süreli olağanüstü hal ilan etmiş ve bu olağanüstü hal daha sonra Bakanlar Kurulu kararı ile üç aylık süreler boyunca uzatılmıştır.
10. Türk makamları, 21 Temmuz 2016 tarihinde, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ni, Sözleşme’nin 15. maddesi uyarınca Sözleşme kapsamındaki yükümlülüklerinin askıya alındığı konusunda bilgilendirmiştir (bildirinin içeriği için bkz. Alparslan Altan - Türkiye kararı, no. 12778/17, 66. paragraf, 16 Nisan 2019 ya da yukarıda anılan Baş - Türkiye kararı, 109. paragraf).
11. Olağanüstü hal sürecinde, Bakanlar Kurulu, Anayasa’nın 121. maddesi uyarınca birtakım kanun hükmünde kararnameler çıkarmıştır (bkz. yukarıda anılan Baş - Türkiye kararı, 52. paragraf). Bu kararnameler arasında yer alan ve 23 Temmuz 667 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin (KHK) 3. maddesinde, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na (HSYK), terör örgütlerine ya da Milli Güvenlik Kurulu’nca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti ya da iltisakı ve yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hâkimleri ve savcıları ihraç etme yetkisi verilmiştir.‑
12. Olağanüstü hal, 18 Temmuz 2018 tarihinde kaldırılmıştır.
Görevden uzaklaştırma ve ihraç işlemleriDüz hâkim ve savcıların görevden uzaklaştırılması13. HSYK 3. Dairesi, 16 Temmuz 2016 tarihinde, Ankara Cumhuriyet Başsavcısının talimatları doğrultusunda, FETÖ/PDY üyesi oldukları konusunda şüphe bulunan hâkimler ve savcılar hakkında ceza soruşturması başlatıldığını belirtmiştir (bkz. yukarıdaki 7. paragraf). HSYK 3. Dairesi, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun (2802 sayılı Kanun) 82. maddesi uyarınca, bir soruşturma açılmasının onaylanmasına yönelik olarak HSYK Başkanına teklifte bulunulmasına karar vermiştir (2802 sayılı Kanun’un ilgili maddesi için bkz. yukarıda anılan Baş - Türkiye kararı, 67. paragraf).
14. Aynı tarihte, HSYK 2. Dairesi olağanüstü bir toplantı gerçekleştirmiştir. HSYK 2. Dairesi, 3. Daire tarafından soruşturmanın açılmasına yönelik sunulan teklifin, HSYK Başkanı tarafından kabul edildiğini ve Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı’nın bir başmüfettiş atadığını belirtmiştir. HSYK 2. Dairesi, başmüfettiş tarafından düzenlenen rapora dayanarak, darbe teşebbüsünü gerçekleştiren terör örgütünün üyesi oldukları yönünde kuvvetli şüphe bulunduğu ve bu kişileri görevlerinde tutmanın, soruşturmanın ilerleyişini engelleyeceği ve yargının otoritesine ve itibarına zarar vereceği gerekçeleriyle, 2802 sayılı Kanun’un 77(1) ve 81(1). maddeleri uyarınca, başvuranların bazılarının da aralarında bulunduğu 2.735 hâkim ve savcının 3 ay süreyle görevden uzaklaştırılmasına karar vermiştir. HSYK 2. Dairesinin söz konusu kararı, darbe teşebbüsü öncesinde kendisine iletilen soruşturma dosyalarındaki bilgi ve belgeler ile istihbarat birimleri tarafından yapılan araştırma sonucunda elde edilen bilgilere dayanmaktadır. HSYK’nın kararı hakkındaki ek bilgiler Baş - Türkiye kararında (adı geçen karar, 17-20. paragraflar) bulunabilir.
15. Hükûmet tarafında verilen bilgilerden, 19 ve 22 Temmuz, 10 Ağustos ve 13 Ağustos 2016 tarihlerinde alınan kararlarda HSYK’nın, 16 Temmuz 2016 tarihli önceki kararına benzer gerekçelerle (başvuranların bazıları da dâhil olmak üzere) daha fazla sayıda hâkim ve savcıyı görevden uzaklaştırmaya karar verdiği anlaşılmaktadır.
Yargıtay ve Danıştay üyelerinin görevden uzaklaştırılması16. Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu 17 Temmuz 2016 tarihinde bir karar (no. 244/a) çıkararak başvuranlardan bazıları da dâhil olmak üzere Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından isimleri verilen Yargıtay üyelerinin mevcut yetkilerini kaldırmıştır. Benzer bir karar (no. 2016/27) Danıştay Başkanlığı aynı tarihte başvuranlardan bazıları da dâhil olmak üzere söz konusu üyeleri konusunda alınmıştır.
İhraçlar17. HSYK Genel Kurulu, 24 Ağustos 2016 tarihinde, 667 sayılı KHK’nin 3. maddesini uygulayarak, FETÖ/PDY üyeliği, mensubiyeti ya da iltisakı bulunduğu değerlendirilen (başvuranların birçoğunun da aralarında bulunduğu) 2.847 hâkim ve savcının ihraç edilmesine karar vermiştir (karar no. 2016/426). HSYK, ilgili hâkim ve savcıların bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle bağdaşmayan yapılar içerisindeki konumları ve bu kişilerin örgütün hiyerarşisi içerisindeki faaliyetleri ile birlikte gizli bağlılık duygularının, yargının itibarına ve otoritesine zarar verecek nitelikte olduğunu tespit etmiştir. HSYK, hâkim ve savcıların Devlet aygıtları dışındaki hiyerarşik bir yapının talimatlarına itaat etmelerinin, vatandaşların adil yargılanma hakkına gerçek bir engel teşkil ettiğini belirtmiştir.
18. Tarafların verdiği bilgilere göre sonraki aylarda başvuranların bazıları da dâhil olmak üzere 1.393 hâkim ve savcı daha meslekten ihraç edilmiştir.
BAŞVURANLARIN YAKALANMASI VE TUTUKLULUK HALİBaşvuranların yakalanması ve tutukluluk haline ilişkin kararlar19. Ankara Cumhuriyet Savcılığı’nın talimatları (bkz. yukarıdaki 8. paragraf) doğrultusunda hareket eden bölge ve il cumhuriyet savcılıkları, başvuranlar da dâhil olmak üzere, darbe girişiminde yer aldığından ve/veya FETÖ/PDY örgütüyle bağlantıları bulunduğundan şüphelenilen kişiler hakkında ceza soruşturmaları başlatmıştır.
20. Başvuranlar, polis tarafından yakalanıp gözaltına alındıktan sonra, temel olarak Türk Ceza Kanunu’nun 314. maddesi uyarınca cezayı gerektiren FETÖ/PDY örgütü üyeliği şüphesiyle 18 Temmuz 2016 ile 19 Ekim 2016 tarihleri arasında tutuklanmıştır (bkz. yukarıda anılan Baş - Türkiye kararı, 58. paragraf). Tutukluluk kararları, başvuranların yakalandığı yerlerde bulunan sulh ceza hâkimleri tarafından verilmiştir.
21. Başvuranların tutukluluğuna karar veren sulh ceza hâkimleri temel olarak, başvuranların darbe girişiminin arkasındaki örgüte üyelik gerekçesiyle hâkimlik ya da savcılık görevlerinin askıya alınmasını ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bu kişiler aleyhine ceza soruşturması başlatılmasını dayanak yapmıştır. Sulh ceza hâkimleri, başvuranların bazıları bakımından, tanık ifadeleri ya da ByLock mesajlaşma sisteminin kullanımını çağrıştıran kanıtlar gibi ek suç delillerinin mevcut olduğunu kaydetmiştir. Kanıtların durumu, (Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 100. maddesinde listelenen sözde ‘katalog’ suçlar arasında olan) iddia edilen suç ya da suçların doğası, potansiyel cezalar ve tüm ülkede darbe girişimine yönelik devam eden soruşturmaları dikkate alan sulh ceza hâkimleri, tutuklu yargılanmanın orantılı bir tedbir olduğunu değerlendirmiştir. Verilen kararların çoğunluğunda, özellikle şüphelilerin iddia edilen suçunun (silahlı terör örgütü üyeliğinin) ‘temadi olan suç’ olması ve ilgili iç hukuk hükümlerine göre suçüstü halinin bulunması nedeniyle, ceza soruşturmasının genel hukuk hükümlerine göre yürütüleceği kaydedilmiştir (bkz. yukarıdaki bahsedilen Baş - Türkiye kararı, 2802 sayılı Kanun’un ilgili 94. maddesi açısından 67. paragraf ve 2797 ve 2575 sayılı Kanun’lar bakımından sırasıyla aşağıdaki 30. ve 31. paragraflar).
22. Sulh ceza hâkimleri farklı tarihlerde başvuranların ilk tutukluluk kararlarına yaptıkları itirazları, temel olarak ilk tutukluluk kararlarında belirtilenlerle aynı gerekçelerle reddetmiştir.
23. Başvuranların devam eden tutukluluk hali, her 30 günde bir kez gözden geçirme öngören TCK’nın 108. maddesi uyarınca otomatik olarak gözden geçirilmiştir (bkz. yukarıdaki bahsedilen Baş - Türkiye kararı, 62. paragraf). Başvuranların tahliye talepleri, 668 sayılı KHK’nın 3. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde öngörüldüğü üzere tutukluluklarına yönelik dönemsel otomatik gözden geçirme sırasında incelenmiştir (adı geçen karar, 81. paragraf). Dosya üzerinde yürütülen gözden geçirmeler, münferit olarak yürütülmemiş, büyük bir şüpheli grubu açısından topluca gerçekleştirilmiştir. Hem tutukluluğun uzatılması hem de başvuranların tutukluluklarına itirazlarının reddedilmesi kararları temelde ilk tutukluluk kararı zamanında belirtilen gerekçelerin tekrarından ibaret kalmıştır.‑
Başvuranların tutukluluklarının uzatılması kararları ve iddianameleri, yargılanmaları ve mahkûmiyetleri24. Tarafların verdiği bilgilere göre başvuranlar farklı tarihlerde Türk Ceza Kanunu’nun 314. maddesinin 2. fıkrası uyarınca terör örgütü üyeliğiyle suçlanmıştır. Takip eden yargılama aşamasında planlanan duruşmalarda ya da duruşmalar arasındaki dönemsel incelemelerde, ilk derece mahkemeleri, yukarıda belirtilenlere benzer gerekçelerle, başvuranların tutukluluğunun devamına ve tahliye taleplerinin reddine karar vermiştir.
25. Dava dosyasındaki en son bilgilere göre, ilk derece mahkemeleri, birkaçı hariç tüm başvuranlara ilişkin incelemelerini tamamlamıştır. Başvuranların çoğu, terör örgütü üyeliğinden mahkûm olurken başvuranların 16’sı ise berat etmiştir. Mahkûmiyet ya da beraatları kesinleşmiş az sayıda başvuran hariç, çoğu durumda temyiz işlemleri, istinaf mahkemelerinde ya da Yargıtay’da devam etmektedir.
Anayasa Mahkemesi’ne yapılan bireysel başvurular26. Başvuranlar bu süreçte, çeşitli nedenlerle özgürlük ve güvenlik haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne bir ya da birkaç başvuruda bulunmuş ve bu başvuruların tümü kabul edilemez bulunmuştur.
27. Başvuranların yaptığı başvurular arasında, iç hukukta savcı ve yargıçlara tanınan usul teminatları ihlal edilerek tutuklanmaları ve tutukluluklarına karar veren sulh ceza hâkimlerinin yetkisiz olması bulunuyordu. Anayasa Mahkemesi bu itirazları kabul edilemez bulmuştur. Anayasa Mahkemesi, iddia konusu suçun niteliğini ve bu suçun işlenme şeklini dikkate alarak, başvuranların tutuklanmasına karar veren hâkimliklerin yetkisinin kabul edilmesinin uygun olduğuna karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi, birçok kararda suçüstü haline ilişkin hükümlerin uygulanması konusunda herhangi bir değerlendirme hatası ya da keyfilik bulunmadığını açıkça ifade etmiştir.
İLGİLİ YASAL ÇERÇEVE VE UYGULAMA
İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI28. Yargıtay’ın ve Anayasa Mahkemesi’nin ilgili içtihatları dahil, ilgili iç hukuk ve uygulamaları, büyük oranda Alparslan Altan - Türkiye (yukarıda anılan, 46-48., 50-55. ve 59-64. paragraflar) ve Baş - Türkiye (yukarıda anılan, 52-67., 70., 81-90., 98-99., 101-103. paragraflar) davalarında belirtilmiştir. İlgili iç hukuk ve uygulanmasına ilişkin diğer hususlar aşağıda özetlenmiştir.‑‑
Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) (5271 sayılı Kanun)29. CMK’nın 141. maddesinin 1. fıkrasının ilgili kısımları şu şekildedir:
"a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,
...
(d) kanuna uygun olarak tutuklandığı halde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen,
(e) kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen,...
kişiler, maddi ve manevi her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler."
Yargıtay Kanunu (2797 sayılı Kanun)30. Yargıtay Kanunu’nun (2797 sayılı Kanun) ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
Suçlarla ilgili inceleme, soruşturma ve kovuşturma
Kişisel ve görevle ilgili suçlar
Madde 46
Yargıtay Birinci Başkanı, birinci başkanvekilleri, daire başkanları, üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilinin görevleriyle ilgili veya kişisel suçlarından dolayı haklarında soruşturma yapılabilmesi Birinci Başkanlık Kurulunun kararına bağlıdır. Ancak, ağır cezayı gerektiren suçüstü hallerinin hazırlık ve ilk soruşturması genel hükümlere tabidir."
Danıştay Kanunu (2575 sayılı Kanun)31. Danıştay Kanunu’nun (2575 sayılı Kanun) ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
Soruşturma
Madde 76
"1. Danıştay Başkanı, Başsavcı, başkanvekilleri, daire başkanları ve üyelerin görevlerinden doğan veya görevleri sırasında işlemiş bulundukları suçlardan dolayı, Danıştay Başkanının seçeceği bir daire başkanı ile iki üyeden oluşan bir kurul tarafından ilk soruşturma yapılır.
..."
Şahsi suçların kovuşturma usulü
Madde 82
"1. Danıştay Başkanı, Başsavcı, başkanvekilleri, daire başkanları ve üyelerin şahsi suçlarının takibinde Yargıtay Başkanı, Cumhuriyet Başsavcısı ve üyelerinin şahsi suçlarının takibi ile ilgili hükümler uygulanır.
..."
Yargıtay içtihatları32. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2 Temmuz 2019 tarihinde FETÖ/PDY üyeliğinden şüphelenilen eski bir HSYK üyesi hakkında verdiği kararında (E.2019/9.MD-312, K.2019/514), diğer şeyler arasında, hazırlık soruşturmasının genel hukuk kurallarına uygun yürütülmesinin, iç hukuka uygunluğu sorununu ele almıştır. Kişisel suç olduğunu kaydettiği silahlı terör örgütü üyeliği suçunun unsurlarına ve "temadi olan suç" kavramına (bu bağlamda bkz. yukarıdaki bahsedilen Baş - Türkiye kararı, 83-86. paragraflar ve 90. paragraf) ilişkin içtihadını özetleyen Yargıtay, "suçüstü" kavramını ve bu kavramın temadi olan suçlar bağlamında uygulanmasını incelemiştir. Türk hukuk doktrinindeki baskın görüşe atıfta bulunan Yargıtay, temadi olan suçlarda suçüstü hali olabileceği ve suçüstü halinin söz konusu suç işlenmeye devam ettikçe devam edeceği sonucuna varmıştır. Yargıtay bu bağlamda aşağıdaki karara varmıştır:
"... örgüt üyeliğine ilişkin genel açıklamalarda da belirtildiği üzere, örgüt üyeliğinin varlığı için failin ... somut hareketleriyle örgütün hiyerarşik yapısına ... iradesini sürekli olarak teslim etmesinin yeterliliğidir. Dolayısıyla, ...üyesi olduğunu her an suç teşkil eden başkaca eylemlerle göstermesine gerek olmadığı gibi... Diğer yandan, failin suç örgütü üyesi olduğuna dair yetkili makamlarca şüphe oluşturan delil ya da delillere ulaşılması ve failin örgüt üyeliğindeki devamlılığın ... delillere göre saptanması durumunda, ... faile CMK’nın 2. maddesinin (j) bendinin birinci alt bendi ve 90. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca bu suçu işlerken rastlandığının, dolayısıyla görünüşteki haklılık unsuru gereğince suçüstü hükümleri doğrultusunda fail hakkında işlem yapılabileceğinin kabulünde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Burada failin cezai eyleminin muhakkak herkes tarafından görülmesi gerekmemekte, yakalama anı itibarıyla örgüt üyeliğinin sürekliliğine dair icra hareketlerinin devam ettiğinin ve failin örgütten ayrılmaya dönük bir eyleminin bulunmadığının yetkili makamlarca bilinmesi yeterlidir."
33. Yargıtay, Mahkeme’nin Alparslan Altan davasındaki tespitlerine ters olarak, "suçüstü hali" kavramını FETÖ/PDY’ye üyelik iddiasıyla hâkim ve savcıların yakalanması açısından yorumlanmasının, makul olmayan ve keyfi bir yargısal içtihada dayanmadığı sonucuna varmıştır. Tersine Yargıtay, Anayasa Mahkemesi tarafından da kabul gören yaklaşımının; AİHM’in bunu dikkate almadığı doktrine, örgütlü suç kuramına ve her şeyin ötesinde yasama organı tarafından tutarlı ve uyumlu şekilde çıkarılan iç hukuk hükümlerine dayandığını söylüyordu.
34. Yargıtay ayrıca CMK’nın 161. maddesinin 8. fıkrasına atıfla silahlı terör örgütüne üye olma gibi bazı suçların soruşturulmasının, nitelik ve ağırlıkları dikkate alındığında, suç resmi görevlerle bağlantılı olarak veya resmi görevler sırasında işlenmiş olsa bile, doğrudan cumhuriyet savcıları tarafından normal hukuk kurallarına uygun olarak yürütüleceğini ifade etmiştir. Dolayısıyla bu tür ağır suçlar söz konusu olduğunda CMK’nın 161. maddesinin 8. fıkrasının hükümleri geçerli olacak ve (Yargıtay üyeleri açısından 2797 sayılı Kanun gibi) belirli kanunlarda öngörülen özel soruşturma usulleri, suçüstü halinin olup olmamasına bakılmaksızın geçersiz olacaktır. Yargıtay, Alparslan Altan kararında, AİHM’in, tutuklu yargılanmanın CMK’nın 161. maddesinin 8. fıkrası açısından hukuka uygunluğu konusunu değerlendiremediğini belirtmiştir.
35. Yargıtay, yukarıda belirtilen hususlar ışığında, sanığın normal hukuk kurallarına uygun olarak soruşturulmasının, ilgili hukuki çerçeveye uygun olduğu, hukukun geniş ya da keyfi yorumlanması sonucu olmadığı ve "hukuk kalitesi" şartlarına uygun olduğu sonucuna varmıştır.
Anayasa Mahkemesi’nin içtihadıSelim Öztürk kararı (başvuru no. 2017/4834, 8 Mayıs 2019)36. Anayasa Mahkemesi 8 Mayıs 2019 tarihli kararında söz konusu zamanda 2802 sayılı Kanun’a tabi düz hâkim olarak görev yapan Selim Öztürk’ün 21 Temmuz 2016 tarihindeki tutukluluğunun hukuka uygun olmadığına ilişkin başvuruyu incelemiştir. Anayasa Mahkemesi’nin kararında yer verilen alıntıya göre Sayın Öztürk’ün tutukluluğuna, 2802 sayılı Kanun’un 94. maddesine ya da suçüstü halinin bulunduğuna herhangi bir özel atıfta bulunmaksızın, Ankara Sulh Ceza Hâkimliği CMK’nın 100 ve 101. maddeleri uyarınca karar vermiştir. Buna karşın söz konusu kararın hukuka uygun olduğunu belirlen Anayasa Mahkemesi, ilgili hâkimin suçüstü halinde yakalandığını kabul etmenin olgular ve hukuk açısından mümkün olduğunu tespit etmiş ve bu bağlamda silahlı terör örgütüne üye olmakla suçlanan hâkim ve savcıların yakalandığı anda suçüstü halinin bulunduğuna yönelik Yargıtay’ın içtihatlarını ve kendisinin darbe girişimini bastırmaya yönelik çabalar devam ederken girişimin arkasındaki örgüte üyelikten dolayı gözaltına alındığı gerçeğini dikkate almıştır.
Yıldırım Turan kararı (başvuru no. 2017/10536, 4 Haziran 2020)37. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu 4 Haziran 2020 tarihinde, 2802 sayılı Kanun’a tabi düz hâkim olan Yıldırım Turan’ın darbe girişimi sonrasında FETÖ/PDY üyeliği şüphesiyle tutuklanmasına ilişkin davada kabul edilmezlik kararı vermiştir. Somut davadaki başvuranlar gibi söz konusu davadaki başvuran, diğer şeyler arasından, tutukluluk kararının, 2802 sayılı Kanun’da kendi durumundaki yargı mensuplarına sunulan özel usul güvenceleri dikkate alınmaksızın verildiğinden şikâyet etmiştir.
38. Anayasa Mahkemesi en başında bu konuyu hem yüksek mahkeme üyeleri (söz gelimi, Anayasa Mahkemesi üyesi Alparslan Altan, no. 2016/15586, 11 Ocak 2018, Yargıtay üyesi Salih Sönmez, no. 2016/25431, 28 Kasım 2018 ve Danıştay üyesi Hannan Yılbaşı, no. 2016/37380, 17 Temmuz 2019) hem de düz hâkimler (söz gelimi Adem Türkel, no. 2017/632, 23 Ocak 2019) açısından ele aldığı birçok karar verdiğini belirmiştir. İlgili hukuki çerçeveyi ve Yargıtay’ın içtihatlarını temel olan Anayasa Mahkemesi, tüm bu kararlarda söz konusu suçun (yani silahlı terör örgütü üyeliğinin) temadi olan kişisel suç olduğunu tespit etmiştir. Bu fiilen, yakalamanın gerçekleştiği zamanda suçun işlenmeye devam ettiği ve bu yüzden ilgili tüm davalarda ağır ceza mahkemelerinin yetki alanına giren suçüstü halinin bulunduğunu, bunun da söz konusu yargı mensuplarının tabi olduğu farklı kanunlarda öngörülen özel usul güvencelerini uygulanamaz hale getirdiği anlamına gelmektedir.
39. Anayasa Mahkemesi, 31 Ekim 2019 tarihinde verdiği diğer iki kararda (yani, Yargıtay üyesi A.B., no. 2016/22702 ve düz hâkim Mustafa Özterzi, no. 2016/14597), bu içtihadı pekiştirmiş ve yakalanan kişilerin, darbe girişiminin arkasında olan FETÖ/PDY ile örgütsel bir ilişkisinin olduğu değerlendirildiği için ve yakalamaların darbe girişimini püskürtme çabalarının devam ettiği ve ulusal güvenlik ve kamu düzenine yönelik tehdidin mevcudiyetinin sürdüğü bir anda gerçekleştiği için hüküm süren şartlarda suçüstü halinin bulunduğunda ilişkin değerlendirmenin, dayanaktan yoksun kabul edilemeyeceğini vurgulamıştır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi, darbe girişiminden sonra yakalanan yargı mensupları açısından suçüstü halinin bulunduğunu kabul ederken ana referans noktasının darbe girişiminin kendisi olduğunu tekrar etmiştir.
40. Anayasa Mahkemesi daha sonra AİHM’in Alparslan Altan (yukarıda anılan) davasında daha sonra vardığı sonuçlar temelinde, yerel mahkemeler tarafından suçüstü kavramının geniş yorumlanması bağlamında 5. maddenin 1. fıkrasının ihlal edildiğine karar verdiği Baş davasındaki (yukarıda anılan) kararı değerlendirmeye geçmiştir. Anayasa Mahkemesi’ne göre, AİHM’in bu davadaki tespitleri, Sözleşme’nin uygulanmasına değil, ilgili Türk hukukunun yorumlanmasına ilişkin bir değerlendirme içeriyordu. AİHM’in kararlarının bağlayıcılığını kabul etmekte birlikte Anayasa Mahkemesi, yargı mensuplarının tutuklanmasına ilişkin iç hukuk hükümlerinin yorumlanmasının, Türk kamu makamlarına ve nihai olarak mahkemelerine ait bir yetki olduğunu vurgulamıştır. Anayasa Mahkemesi, Türk mahkemelerinin ulusal hukuka ilişkin yorumlarının Sözleşme’de güvence altına alınan hak ve özgürlükleri ihlal edip etmediğini incelemek AİHM’in yetkisinde olmakla birlikte AİHM’in ulusal mahkemelerin yerine geçerek ulusal hukuku ilk elden yorumlamaması gerektiğini değerlendirmiştir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi yargı mensuplarının soruşturulmaları ve tutukluluk hallerine ilişkin ilgili üç hukuki çerçeveyi ve uygulamaları icmalen vermeyi yararlı görmüştür.
41. Anayasa Mahkemesi temel olarak ağır ceza mahkemelerinin yetki alanına giren suçüstü halinin bulunmasının, görev yaptıkları mahkemenin seviye ya da türüne bakılmaksızın tüm hâkim ve savcılara sağlanan usul güvencelerine istisna teşkil ettiğini kaydetmiştir. Bununla birlikte, kişisel ve görevle ilişkili suçlar arasında ayrımın, ilgili usul güvencelerinin uygulanması açısından önemsiz olduğu yüksek mahkeme üyeleri ve HSYK’nın seçilmiş yargı üyelerinin tabi olduğu yasal çerçevenin tersine, 2802 sayılı Kanun’un 93. maddesi anlamında düz hâkim ve savcıların işlediği "kişisel suçlar," meslekleri gereği aynı kanunla kendilerine tanınan korumanın dışına çıkacaktır. Dolayısıyla bu tür suçlar bakımından alınan tedbirler, herhangi bir suçüstü hali olsun ya da olmasın normal hukuk kurallarına tabi olacaktır.
42. Dolayısıyla düz hâkim ya da savcının mevcut bağlamda tutukluluk halinin hukuka uygunluğunu değerlendirirken, söz konusu hâkim ya da savcıya atfedilen suçun, kişisel bir suç mu yoksa görevlerinin ifasıyla bağlantılı ya da görevlerini ifası sırasında işlenmiş bir suç mu olduğunun tespiti kritik önemde olacaktır. Darbe girişimi sonrasında Yargıtay’ın verdiği bir dizi kararı ve aynı döneme ilişkin kendi içtihatlarını temel alan Anayasa Mahkemesi, terör örgütüne üye olma suçunun, devlet görevlileri tarafından görevlerinin ifası kapsamında işlenemeyeceğini ve bu nedenle Sayın Yıldırım Turan aleyhine bir suç soruşturmasının başlatılmasının ve tutuklu yargılanmasının, bir idare makamının iznine tabi olmadığını tekrarlamıştır. Bu yüzden Sayın Yıldırım Turan’ın normal hukuk kuralları uyarınca yakalanmasına herhangi bir yasal engel olmadığını söylemiştir.
43. Anayasa Mahkemesi, bu durumda Sayın Yıldırım Turan yönünden 2802 sayılı Kanun’un 94. Maddesi anlamında ağır cezalık suçüstü halinin bulunup bulunmamasının yakalamanın kanuna uygunluğu bakımından bir önemi bulunmadığını, bunun yalnızca soruşturma işlemlerini yürütecek ve tutuklamaya karar verecek, yargı makamının yer bakımından yetkisi yönünden belirleyici olduğunu vurgulamıştır. Bu itibarla Anayasa Mahkemesi, Sayın Yıldırım Turan’ın özgürlükten yoksun bırakıldığı iddiasını, kanuni dayanaktan yoksun bularak reddetmiştir.
ULUSLARARASI BELGELER44. Hükûmet, Bakanlar Komitesinin "Hâkimlerin Bağımsızlığı, Etkinliği ve Sorumlulukları" başlıklı ve 17 Kasım 2010 tarihinde kabul edilen CM/Rec(2010)12 sayılı Tavsiye Kararı’na işaret etmiştir. Söz konusu Tavsiye Kararı’nın ilgili kısımları, Alparslan Altan (yukarıda anılan, 65. paragraf) davasında kaydedilmiştir.
45. Hükûmet ayrıca Avrupa Hâkimleri İstişare Konseyi’nin (CCJE) 19 Kasım 2002 tarihli "Etik, Uygunsuz Davranış ve Tarafsızlık Başta Olmak Üzere Hâkimlerin Mesleki Davranışlarına İlişkin İlke ve Kurallar" hakkındaki 3 sayılı Görüşünü Mahkeme’nin dikkatine sunmuştur. Bu görüşün ilgili kısımları aşağıda verilmiştir:
"75. Madde: Cezai ehliyet açısından CCJE şu değerlendirmeyi yapmaktadır:
i) hâkimler, yargı görevleri dışında işledikleri suçlardan dolayı normal hukuk açısından cezai ehliyete sahip olmalıdır;
..."
TÜRKİYE’NİN ASKIYA ALMA BİLDİRİMİ46. Avrupa Konseyi nezdinde Türkiye Daimi Temsilcisi, 21 Temmuz 2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne aşağıdaki bir askıya alma bildirimini göndermiştir (askıya alma bildiriminin metni için bkz. Alparslan Altan davası, yukarıda anılan, 66. paragraf ya da Baş davası, yukarıda anılan, 109. paragraf).
47. Askıya alma bildirimi, olağanüstü halin bitmesinin ardından 8 Ağustos 2018 tarihinde geri çekilmiştir.
HUKUKSAL DEĞERLENDİRME
BAŞVURULARIN BİRLEŞTİRİLMESİ48. Mahkeme, başvuruların konuları bakımından benzer olduklarını göz önünde bulundurarak, Mahkeme İçtüzüğü’nün 42. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, bunları tek bir kararda müştereken incelemeyi uygun görmektedir.
TÜRKİYE’NİN SÖZLEŞME’Yİ ASKIYA ALMASINA İLİŞKİN ÖNCELİKLİ MESELE49. Hükûmet öncelikle, başvuranların bütün şikâyetlerinin, Sözleşme’nin 15. maddesi bağlamında, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne 15 Temmuz 2016 tarihinde tebliğ edilen askıya alma bildiriminin dikkate alınarak incelenmesi gerektiğini belirtmek istemektedir. 15. madde aşağıdaki gibidir:
"1. Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
2. Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (1. fıkra) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
3. Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."
50. Taraflar, Sözleşme’nin 15. maddesi uyarınca yapılan askıya alma bildirimi konusunda Alparslan Altan - Türkiye (yukarıda anılan, 68-70. paragraflar) ve Baş - Türkiye (Baş - Türkiye kararı, yukarıda anılan, 112-114. paragraflar) davalarında kaydedilenlere benzer beyanlarda bulunmuştur.
51. Mahkeme, Mehmet Hasan Altan - Türkiye (no. 13237/17, 93. paragraf, 20 Mart 2018) kararında, Anayasa Mahkemesi’nin bu hususa ilişkin tespitleri ve elindeki diğer tüm materyaller ışığında, askeri darbe girişiminin, Sözleşme anlamında "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike"nin varlığını ortaya koyduğunu kaydetmektedir. Mahkeme’nin re’sen ortaya atabileceği bir soru olan, Türkiye tarafından yükümlülüklerin askıya alınmasının zaman ve konu bakımından kapsamı ile ilgili olarak, başvuranların, olağanüstü hal ilan edilmesine neden olan bir olay olan darbe girişiminden çok kısa bir süre sonra tutuklandığını gözlemlemektedir. Mahkeme, bunun şüphesiz somut davada Sözleşme’nin 5. maddesinin yorumlanmasında ve uygulanmasında tam olarak dikkate alınması gereken bağlamsal bir faktör olduğu kanaatindedir (bkz. bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Hassan - Birleşik Krallık [BD], no. 29750/09, 103. paragraf, AİHM 2014 ve Alparslan Altan - Türkiye, yukarıda anılan, 75. paragraf).
52. Koşulların mevcut davada alınan tedbirleri kesin olarak gerektirip gerektirmediği ve bu tedbirlerin uluslararası hukuk kapsamında yer alan diğer yükümlülüklerle uyumlu olup olmadığı hususunda ise, Mahkeme, başvuranların şikâyetlerinin esasını incelemenin gerekli olduğu kanaatindedir (bkz. Baş - Türkiye, yukarıda anılan, 116. paragraf).
BAŞVURANLARIN TUTUKLULUĞUNUN HUKUKA UYGUNLUĞU BAKIMINDAN SÖZLEŞME’NİN 5. MADDESİNİN 1. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI53. Başvuranlar, temel olarak yargı mensuplarının yakalanması ve tutukluluğuna ilişkin iç hukuka aykırı olarak tutuklandıkları şikâyetinde bulunmuş ve 2802 sayılı Kanun’un 94. maddesi ve 2797 sayılı Kanun’un 46. maddesinin amaçları bakımından suçüstü hali bulunduğuna itiraz etmiştir. Başvuranlar ayrıca sulh ceza hâkimliklerinin tutuklanmalarına karar verme konusunda yargı yetkisinden yoksun olduğunu iddia etmiştir.
54. Mahkeme, bu şikâyetlerin, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrası altında incelenmesinin uygun olduğunu değerlendirmektedir. Bu fıkranın ilgilinin kısımları aşağıda verilmiştir:
"1. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:..."
Kabul edilebilirlikTarafların beyanları55. Hükûmet, hukuksuz yere özgürlüğünden mahrum bırakılan kişilere tazminat verilmesini öngören CMK’nın 141. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde bahsedilen ilgili tazmin edici iç hukuk yolunu kullanmamış başvuranlar ve söz konusu hüküm bağlamındaki yaptıkları başvuruların halen yerel mahkemelerde derdest olduğu başvuranlar bakımından iç hukuk yollarının tüketilmemesi yüzünden Mahkeme’den bu başvurunun kabul edilemez olduğuna hükmetmeye çağırmıştır. Hükûmet ayrıca başvuranlardan birine (başvuru no. 55057/17) beraatinin ardından CMK’nın 141. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendi uyarınca tazminat verildiğini ve dolayısıyla bu başvuranın mağduriyet sıfatının kalmadığını iddia etmiştir. Hükûmet’in görüşünce, tazminat talepleri yetkili mahkemelerde derdest olan diğer başvuranlar da benzer şekilde tazminat alabileceği ve mağdur sıfatını kaybedebileceği için Mahkeme, bu başvuranların şikâyetlerinin kabul edilebilirliğini incelerken bu durumu dikkate almak zorundadır. Hükûmet, son olarak, başvuranların başvurularının yapılmasının ardından davalarında meydana gelen gelişmelerden Mahkeme’yi haberdar etmediklerinden dolayı başvuru hakkının kötüye kullanıldığı gerekçesiyle başvuruların kabul edilemez olduğuna karar verilmesini talep etmiştir.
56. Başvuranlar, Hükûmet’in iddialarına itiraz etmiştir.
Mahkemenin değerlendirmesi(a) İç hukuk yollarının tüketilmemesi
57. Mahkeme, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralına ilişkin içtihatlarında geliştirdiği genel ilkelere atıfta bulunarak (söz gelimi bkz. Sargsyan - Azerbaycan [BD], no. 40167/06, 115-116. paragraflar, AİHM 2015) öncelikle devam eden özgürlükten yoksun kılmanın hukukiliği bakımından bir hukuk yolunun etkili olabilmesi için salıverilme olanağı sunması gerektiğini tekrarlamaktadır (bkz. Mustafa Avcı - Türkiye, no. 39322/12, 60. paragraf, 23 Mayıs 2017). Mahkeme bu bağlamda, CMK’nın 141. maddesiyle öngörülen başvuru yolunun, özgürlükten yoksun bırakmaya son verebilecek bir hukuk yolu olmadığını daha önce tespit etmiştir (söz gelimi bkz. Alparslan Altan, yukarıda anılan, 84. paragraf). Dolayısıyla, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrası amaçlarına dönük olarak halen özgürlükten yoksun bırakılan başvuranlar açısından Hükûmet’in ilk itirazları reddedilmiştir.
58. İkinci olarak yargılama öncesi tutukluluk halleri devam etmeyen başvuranlar açısından Mahkeme, artık tutuklu olmayan bir başvuranın, iç hukuk ihlal edilerek tutukladığından şikâyet etmesi durumunda, iddia edilen ihlalin kabulüne ve tazminat verilmesine yol açabilme kabiliyeti olan bir tazminat talebi ilkesel olarak, uygulamada etkinliğinin tatmin edici şekilde gösterilmesi halinde uygulanması gereken bir etkili iç hukuk yolu olduğunu hatırlatmaktadır (bkz. Selahattin Demirtaş - Türkiye (no. 2) [BD], no. 14305/17, 208. paragraf, 22 Aralık 2020).
59. Hükûmet, başvuranların tutukluluklarının hukuka uygunluğuna Anayasa Mahkemesi de dahil olmak üzere çeşitli iç hukuk makamları huzurunda itiraz ettikleri ve bu başvuruların hiçbirinde tutukluluklarının hukuka aykırılığının tespit edilmediği gerçeğine itiraz etmemektedir (bkz. yukarıdaki 27. paragraf). Dahası Hükûmet tarafından yerel mahkemelerin mevcut bağlamda "suçüstü" kavramını yorumlamasına ilişkin sağlanan içtihat örnekleri su götürmez şekilde, başvuranların hâkim ve savcıların tutukluluklarına ilişkin uygulanabilir hukuktaki özel usuller yerine normal hukuk kurallarına uygun olarak tutuklanmasının, ülkenin en yüksek mahkemelerince ilgili iç hukuka uygun bulunduğunu ortaya koymaktadır (bkz. aşağıdaki 32-43. paragraflarda alıntılanan içtihatlar).‑
60. Mahkeme yukarıdaki hususlar ışığında CMK’nın 141. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi uyarınca yapılacak bir tazminat talebinin, başvuranların tutukluluklarının hukuka aykırılığı konusunda Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrası uyarınca yapmış oldukları başvuru açısından herhangi bir başarı imkânı olmadığını değerlendirmektedir. Bu doğrultuda, Mahkeme, başvuranların Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrasının amaçlarına yönelik olarak söz konusu telafi edici hukuk yolunu kullanmak zorunda olmadığı kanaatindedir (benzer bir tespit için bkz. Baş kararı, yukarıda anılan, 121. paragraf ve Sabuncu ve Diğerleri - Türkiye kararı, no. 23199/17, 126. paragraf, 10 Kasım 2020). Mahkeme bu nedenle, Hükûmet’in bu konudaki itirazını reddetmektedir.
(b) Mağdur sıfatı
61. Mahkeme, 55057/17 sayılı başvurudaki başvuranın CMK’nın 141. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendi uyarınca kendisine tazminat verilmesi üzerine mağdur sıfatını kaybedip kaybetmediği sorusu hakkında ise, ulusal makamlar açıkça ya da esas itibarıyla Sözleşme ihlalini kabul edip telafi etmedikçe, lehe bir karar veya tedbirin ilke olarak, başvuranların Sözleşme’nin 34. maddesinin anlamındaki "mağdur" sıfatını ortadan kaldırmaya yeterli olmadığına yönelik tutarlı ve istikrar kazanmış içtihadına işaret etmektedir (bkz. diğer kararlar arasında, Gäfgen - Almanya kararı [BD], no. 22978/05, 115. paragraf, AİHM 2010 ve yukarıda anılan Alparslan Altan kararı, 85. paragraf).
62. Mahkeme, bu bağlamda söz konusu tazminatın başvuranın beraati üzerine verildiğini ve başvuranın tutukluluğunun hukuka aykırılığına yönelik herhangi bir tespit içermediğini kaydetmektedir. Nitekim CMK’nın 141. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinin lafzı, "hukuka uygun olarak" yakalandıktan ya da tutuklandıktan sonra beraat edenlere söz konusu hüküm uyarınca tazminat verileceğini gayet açık şekilde belirmektedir. Bu nedenle ve yerel mahkemelerin mevcut bağlamda "hukuka uygunluk" konusunda tutarlı yaklaşımlarına ilişkin yukarıdaki 59. paragrafta yapılan değerlendirme de dikkate alındığında, başvurana verilen tazminat, özgürlük hakkının ihlali iddiasının kabulü ve başvuranın mağdur sıfatını kaybetmesi olarak değerlendiremez. Mahkeme bu nedenle, hem 55057/17 sayılı başvuruya hem de bu arada aynı nedenle tazminat atmış diğer başvuranlara nispetle Hükûmet’in bu itirazını reddetmektedir.
(c) Başvuru hakkının kötüye kullanılması
63. Mahkeme, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi uyarınca, bir başvurunun, diğer hususların yanı sıra, kasıtlı olarak asılsız olaylara dayandırılması halinde, kötüye kullanma nedeniyle reddedilebileceğini hatırlatmaktadır (bkz. X ve Diğerleri - Bulgaristan kararı [BD], no. 22457/16, 145. paragraf, 2 Şubat 2021). Eksik ve dolayısıyla yanıltıcı bilgiler verilmesi de, özellikle söz konusu bilgilerin davanın temeliyle ilgili olması ve bu bilgilerin paylaşılmamasına dair yeterli bir açıklamanın sunulmamış olması halinde, başvuru hakkının kötüye kullanılması anlamına gelebilir (söz gelimi bkz. Predescu - Romanya kararı, no. 21447/03, 25. paragraf, 2 Aralık 2008 ). Yine Mahkeme önündeki yargılama sırasında yeni ve önemli gelişmeler meydana gelmişse ve başvuran Mahkeme İçtüzüğü’nün 47. maddesinin 6. fıkrasında yer alan açık yükümlülüğe rağmen, bu bilgiyi Mahkeme’ye açıklamamak suretiyle Mahkeme’nin olaylar hakkında tam bir bilgiye sahip olarak karar vermesini engelliyorsa, bu durum da başvuru hakkının kötüye kullanılması anlamına gelmektedir. Ancak böyle durumlarda dahi, Mahkeme’yi yanıltmaya yönelik niyetin her zaman yeterli açıklıkla ortaya koyulması gerekmektedir (bkz. Centro Europa 7 S.r.l. ve Di Stefano - İtalya kararı [BD], no. 38433/09, 97. paragraf, AİHM 2012).
64. Yukarıda belirtilen ilkeler ışığında dava dosyalarını ve tarafların beyanlarını inceleyen Mahkeme, başvuranların kasıtlı şekilde Mahkeme’yi yanıltmaya yönelik herhangi bir bilgiyi sakladıklarına ya da söz konusu şikâyetleri bakımından dilekçe haklarını kötüye kullandıklarına yönelik herhangi bir belirti bulamamıştır. Dolayısıyla, Hükûmet’in bu konudaki iddiası reddedilmelidir.
(d) Sonuç
65. Mahkeme bu yüzden, başvuranların tutukluluklarının hukuka uygunluğuna ilişkin şikâyetinin açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve Sözleşme’nin 35. maddesinde belirtilen başka herhangi bir gerekçeyle de kabul edilemez olarak ilan edilemeyeceğini kaydetmektedir. Bu nedenle, bu şikâyet kabul edilebilir ilan edilmelidir.
EsasTarafların beyanları(a) Başvuranlar
66. Başvuranlar, yargı mensuplarının yakalanması ve tutukluluğuna ilişkin iç hukukta belirtilen özel usul kurallarına aykırı olarak tutuklandıklarını iddia etmiştir.
67. Tutuklandıklarında 2802 sayılı Kanun’a tabi olan başvuranlar (yani düz hâkim ve savcılar) tarafından serdedilen görüşler, Baş davasında kaydedilen görüşlerle büyük ölçüde aynı çizgidedir (yukarıda anılan, 133-135. paragraflar).
68. Söz konusu zamanda Yargıtay ve Danıştay üyesi olan diğer başvuranlar ise temel olarak kendilerinin durumuna ilişkin hükümler uyarınca (yani 2797 sayılı Kanun’un 46. maddesi ve 2575 sayılı Kanun’un 76. maddesi) aleyhlerine bir ceza soruşturması açılabilmesi için ilkesel olarak söz konusu Başkanlık Kurullarından izin alınması gerektiğini kaydetmektedir. Söz konusu başvuranlar, ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hallerinde hazırlık ve ön soruşturmanın genel hukuk hükümlerine göre yürütüleceğini kabul etmekle birlikte tutukluluklarının suçüstü hali içerdiğine yönelik tespite itiraz etmişlerdir. Dolayısıyla Mahkemeden Alparslan Altan kararında (yukarıda anılan) benimsediği yaklaşımı takip etmesini talep etmişlerdir. Başvuranların bazıları, Türk hukukunda silahlı örgüte üyelik suçunun "temadi olan" niteliği konusunda şüphe olmadığını, ancak son Yargıtay kararlarında bu tür suçlarla "suçüstü hali" kavramı arasında kurulan bağın son derece zoraki ve hatta hukuksuz olduğunu vurgulamıştır.
69. Başvuranların bazıları, üzerlerine atılı suçun söz konusu terör örgütünün talimatlarıyla gerçekleştirdiklerinin iddia edildiği eylemlere ilişkin olduğunun söylendiği dikkate alınacak olursa, söz konusu suçun yalnızca resmi görevlerinin ifasıyla ilişkili biçimde işlenebileceğini ilave etmiştir.
(b) Hükûmet
70. Hükûmet büyük oranda ilgili olduğu kadarıyla Alparslan Altan ve Baş (her ikisi de yukarıda anılan, sırasıyla 92-98. paragraflar ve 136-141. paragraflar) davalarında dile getirdiği görüşleri tekrarlamış ve Mahkeme’nin söz konusu davalardaki tespitlerine aykırı olarak, başvuranların tutukluluklarının ilgili iç hukuk kurallarına uygun olduğunu iddia etmiştir.
71. Hükûmet başlangıçta soruşturmaların, suçüstü hali olduğu mülahazasıyla CMK’nın genel hükümlerine göre başvuranların aleyhine soruşturma başlatıldığını ve tutukluluk kararı verildiğini belirtmiştir. Hükûmet özellikle, 2797 sayılı Kanun ile 2575 sayılı Kanun Yargıtay ve Danıştay üyeleri hakkında ceza soruşturması yürütülmesi için özel bir usul getirmişse de, ağır ceza mahkemelerinin görevine giren suçüstü hallerinde, soruşturmanın genel hukuk hükümleri doğrultusunda yürütüleceğini ve koruma tedbirlerine hükmedilebileceğini açıklamıştır. Düz hâkim ve savcılara ilişkin olan 2802 sayılı Kanun’un 94. maddesinin de benzer şekilde ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçüstü hallerinde normal hukuk kurallarının uygulanacağını öngörmektedir.
72. Hükûmet somut davalarda başvuranların aleyhine yürütülen soruşturmanın, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren Türk Ceza Kanunu’nun 314. maddesinin 2. fıkrası uyarınca silahlı terör örgütüne üyelik şüphesiyle açıldığını kaydetmiştir. Hükûmet ayrıca silahlı terör örgütüne üyelik suçunun "temadi olan" niteliği dikkate alındığında, sulh ceza hâkimliklerinin, başvuranların yakalandıkları anda suçüstü halinin bulunduğunu tespit ettiğini ve dolayısıyla 2797, 2575 ve 2802 sayılı Kanun’ların ilgili hükümleri uyarınca, normal hukuk kuralları (yani CMK’nın 100. maddesi ve devamı) uyarınca tutuklanmalarına karar verdiğini kaydetmiştir. Başvuranların yaptığı bireysel başvuruları değerlendiren Anayasa Mahkemesi de başvuranların soruşturmayı yürüten makamların değerlendirmesinin (bu kişilere atılı terör örgütü üyeliği suçu bakımından suçüstü hali bulunduğu) olgusal ve hukuksal dayanaktan yoksun olduğu ve dolayısıyla keyfi olduğu şeklindeki iddiasını reddetmiştir. Hükûmet dolayısıyla Mahkemenin çözüme kavuşturması gereken temel konunun, başvuranlara atılı suç bakımından "suçüstü halinin" olup olmadığı değerlendirmesinde bulunmuştur.
73. İç hukukta öngörülen hukuki kavramları ve bunların kapsamını yorumlama görevinin, yerel yargı makamlarına ait olduğunu kaydeden Hükûmet, söz konusu sulh ceza hâkimliklerinin kararlarının, Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına uygun olduğunu iddia etmiştir. Hükûmet bu bağlamda, silahlı terör örgütü üyeliği suçunun ağır ceza mahkemelerinin görevine giren bir "temadi olan suç" olduğu yönündeki yerleşik Yargıtay içtihadına atıfta bulunmuştur. Hükûmet ayrıca, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10 Ekim 2017 tarihli önemli kararında (E.2017/YYB-997, K.2017/404), "silahlı terör örgütüne üye olma suçundan şüpheli konumunda bulunan hâkimlerin yakalandıkları anda ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü halinin mevcut olduğu ve [bu nedenle] soruşturmanın genel hükümlere göre yapılması gerektiği" yönünde ulaştığı sonuca atıfta da bulunmuştur (bkz. Alparslan Altan, yukarıda anılan, 63. paragraf; benzer bir tespit için ayrıca bkz. 26 Eylül 2017 tarihli Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararı (E.2017/16-956, K.2017/370), yukarıda anılan Baş kararında kaydedilmiştir, 88. paragraf). Hükûmet bu bakımdan Yargıtay’ın konu hakkında içtihadının, 15 Temmuz 2016 sonrası döneme ait olmadığını, nitekim mahkemenin söz konusu davalardan önceki tarihlerde açılan ve FETÖ/PDY dışındaki terör örgütlerine üyelik suçuna ilişkin davalarda benzer şekilde "temadi olan suç" ve "suçüstü hali" kavramlarını yorumladığını vurgulamıştır. Hükûmet bu yüzden bu kavramların mevcut bağlama uygulanmasının, keyfi olarak kabul edilebilecek yeni bir yargısal yorum içemediğini savunmuştur.
74. Hükûmet ayrıca 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında tutuklanan yargı mensupları bakımından "suçüstü halinin" mevcut olduğunu kabul eden Anayasa Mahkemesi’nin, söz konusu hâkimlerin darbe girişimini püskürtme çalışmalarının devam ettiği bir anda yakalanmış olduğu olgusunu dikkate alarak, terör örgütü üyeliği suçunun temadi olan niteliğinden ziyade darbe girişiminin kendisini ana referans noktası olarak aldığını vurgulamıştır.
75. İlgili uluslararası belgelere (bkz. yukarıdaki 44-45. paragraflar) atıfta bulunan Hükûmet, hâkim ve savcıların yargı mesleği dışında işledikleri suçlar karşısında diğer vatandaşlar gibi cezai ehliyetinin olduğunu da kaydetmiştir. Hükûmet bu bağlamda, başvuranların itham edildiği suçun, yani silahlı terör örgütü üyeliğinin, kişisel bir suç olduğunu ve resmi görevler ile bağlantılı olarak veya bu görevler sırasında işlenen bir suç olarak değerlendirilemeyeceğini ileri sürmüştür. Hükûmet bu argümanı desteklemek için, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 28 Eylül 2010 yılında aldığı ve davalının da itham edildiği silahlı terör örgütüne üyelik suçunun resmi görevler ile bağlantılı olarak veya resmi görevler sırasında işlenen bir suç olarak ele alınmadığı kararına (E.2010/162K.210/179) atıfta bulunmuştur (bu karar konusunda ek bilgi için bkz. yukarıda anılan Baş kararı, 137. paragraf).‑
76. Hükûmet, Yargıtay ve Danıştay üyelerine ilişkin olan 2797 ve 2575 sayılı Kanun’ların ve Mahkeme’nin Alparslan Altan kararında (yukarıda anılan, 49. paragraf ve 106-107. paragraflar) özetlediği üzere Anayasa Mahkemesi üyelerine ilişkin olan 6216 sayılı Kanun’un, kişisel suçlar ile resmi sıfatla işlenen suçlar arasında ayrım yapmadığını ve yukarıda belirtildiği üzere suçüstü hali olması durumu hariç, ilgili kanunlarda öngörülen özel usullerin her iki durumda da geçerli olacağını kabul etmiştir. Bununla birlikte 93. madde uyarınca kişisel suçların normal hukuk kurallarına uygun olarak ele alınacağını öngören 2802 sayılı Kanun’un hükümlerine tabi olan düz hâkim ve savcılar bakımından durum farklıdır. Bu bakımdan Yargıtay’ın ve Anayasa Mahkemesi’nin aldığı pozisyonları (söz gelimi bkz. yukarıda anılan Baş kararı 137. paragrafta ve yukarıda anılan Alparslan Altan kararı 94. paragrafta ilgili mahkemelerin içtihatlarına yapılan atıflar; ayrıca bkz. yukarıdaki 32-43. paragraflarda kaydedilen kararlar) temel alan Hükûmet bu yüzden, Mahkeme’nin mevcut davada düz hâkim ve savcılar açısından suçüstü halinin bulunmadığına hükmedecek olması halinde bile bu hâkim ve savcıların tutuklulukları 2802 sayılı Kanun’un 93. maddesi anlamında onları atılı suçun "kişisel" niteliğinden dolayı normal hukuk kurallarına tabi olacağını savunmuştur. Bu yüzden Hükûmet, Mahkeme’nin Baş kararında (yukarıda anılan) daha önceki Alparslan Altan kararında (yukarıda anılan) vardığı sonuçlara dayanarak düz hâkim ve savcılara tanınan güvencelerle Anayasa Mahkemesi üyelerine tanınan güvenceler arasında açık ayrımı dikkate almamasının hatalı olduğu öne sürmüştür.
77. Hükûmet ayrıca bu bağlamda HSYK’nın 16 Temmuz 2016 tarihinde ve sonrasında verdiği bu hâkim ve savcılara görevden el çektirme kararlarının, görevleriyle ilişkili bir suç yüzünden ceza soruşturması açılmasına izin anlamına gelmediğini, bu kararların Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından re’sen başlatılan ceza soruşturmalarının ardından HSYK’nın açtığı disiplin soruşturmalarına ilişkin olduğunu vurgulamıştır.
78. Hükûmet son olarak, suç resmi görevlerle bağlantılı olarak veya resmi görevler sırasında işlenmiş olsa bile başvuranlara atılı silahlı terör örgütüne üyelik suçu dâhil olmak üzere belirli suçlara ilişkin soruşturmaların doğrudan savcı tarafından genel hükümler uyarınca yapılmasını öngören CMK’nın 161. maddesinin 8. fıkrasının dikkate alınması gerektiğini ileri sürmüştür. Başka bir deyişle 161. maddenin 8. fıkrası, çeşitli kanunlarla hâkim ve savcılara sağlanan özel usul güvencelerinin uygulanmasını engelleyecektir.
Mahkemenin değerlendirmesi79. Mahkeme başlangıçta Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrası uyarınca özgürlük ve güvenlik hakkı konusundaki içtihatlarında yerleşmiş ilkelere atıfta bulunmaktadır (söz gelimi bkz. Alparslan Altan kararı, yukarıda anılan, 99-103. paragraflar ve Baş kararı, yukarıda anılan, 143. paragraf ve bu kararlarda atıfta bulunulan davalar).
80. Mahkeme özellikle "kanunla öngörülen bir usulün" izlenip izlenmediği sorusunu da kapsayan tutuklamanın "hukuka uygunluğu" söz konusu olduğunda, Sözleşme’nin temel olarak ulusal hukuka işaret ettiğini ve buradaki esasa ve usule ilişkin kurullara riayet etme yükümlülüğü getirdiğini tekrarlamaktadır. Bu esasen, herhangi bir yakalama ya da tutuklamanın ulusal hukukta yasal bir temelinin bulunmasını gerektirir. Ancak ulusal hukuka uygunluk yeterli değildir: 5. maddenin 1. fıkrası ilave olarak, herhangi bir özgürlükten yoksun kılmanın, bireyi keyfilikten koruma amacını izlemesini de gerektirir. Bu bağlamda Mahkeme ayrıca, iç hukukun kendisinin, hukuki belirlilik ilkesi başta olmak üzere orada açıklanan ya da kastedilen genel ilkeler de dâhil olmak üzere Sözleşme’yle uyumlu olup olmadığını saptamalıdır (bkz. Mooren - Almanya kararı [BD], no. 11364/03, 72. paragraf, 9 Temmuz 2009, ek atıflarla birlikte).
81. Bu son hususla ilgili olarak, Mahkeme, özgürlükten yoksun bırakma konusunda, hukuki belirlilik genel ilkesine riayet edilmesinin özellikle önemli olduğunun altını çizmektedir. Bu nedenle, iç hukuktaki özgürlükten yoksun bırakma şartlarının açıkça tanımlanması ve böylelikle Sözleşme tarafından konulan ve tüm kanunların, bir kişinin, gerekirse uygun bir tavsiye ile belirli bir eylemin yol açabileceği sonuçları o koşullar içinde makul olan derecede öngörebilmesine izin verecek kadar belirli olmasını gerektiren bir standart olan "hukuka uygunluk" ölçütünü karşılayabilmesi için kanunun kendisinin, uygulanması bakımından öngörülebilir olması zaruridir (söz gelimi bkz. Khlaifia ve Diğerleri - İtalya kararı [BD], no. 16483/12, 92. paragraf, 15 Aralık 2016 ve orada atıfta bulunulan davalar).
82. Mahkeme, birçok kez, hukukun üstünlüğü ile yönetilen bir Devlette temel bir değer olan yargının teminatı olarak görevlerini yerine getirirken başarılı olması için halkın güvenine sahip olması gereken yargının toplumdaki özel rolünü vurgulamıştır (bkz. Baka - Macaristan kararı [BD], no. 20261/12, 164. paragraf, 23 Haziran 2016, daha fazla atıfla birlikte). Özellikle hâkimlerin ifade özgürlüğü hakkına ilişkin davalarda ortaya konulan bu değerlendirme, aynı şekilde, bir yargı mensubunun özgürlük hakkını etkileyen bir tedbirin kabul edilmesi bakımından konuyla ilgilidir. Özellikle, iç hukukun yargı mensuplarına görevlerini bağımsız bir şekilde yerine getirmelerini güvence altına almak amacıyla hukuki koruma vermesi halinde, bu tür düzenlemelere uygun bir şekilde riayet edilmesi önemlidir. Demokratik bir toplumda yargının devlet organları arasındaki önde gelen yeri, güçler ayrılığına ve yargı bağımsızlığını korumanın gerekliliğine atfedilen artan önem dikkate alındığında (bkz. Ramos Nunes de Carvalho e Sá - Portekiz kararı [BD], no. 55391/13 ve diğer 2 başvuru, 196. paragraf, 6 Kasım 2018) Mahkeme, bir tutuklama kararının nasıl uygulandığını Sözleşme hükümlerinin bakış açısıyla incelerken, yargı mensuplarının korunmasına özellikle dikkat göstermelidir (bkz. Alparslan Altan, yukarıda anılan, 102. paragraf ve Baş kararı, yukarıda anılan, 144. paragraf).
83. Somut davanın spesifik koşullarına dönen Mahkeme, başvuranların tümünün normal hukuk kurallarına, yani CMK’nın 100. madde ve devamına dayanılarak yakalanıp tutuklandığını kaydetmektedir ve taraflar bu konuya itiraz etmemektedir. Ancak taraflar (olayların meydana geldiği zamanda özel statüye sahip hâkim ve savcılar olarak görev yapan) başvuranların olağan hukuk kuralları uyarınca karar verilen ilk tutukluluklarının,"kanunun kalitesi" şartını yerine getirmiş olduğunun söylenip söylenemeyeceği konusunda ihtilaf etmektedir. Düz hâkim ve savcılarla yüksek mahkeme üyeleri açısından farklı yasal düzenlemelerin bulunması nedeniyle Mahkeme, bu soruyu her bir grup için ayrı ayrı ele alacaktır.
(a) 2802 sayılı Kanun’a tabi düz hâkim ve savcılar
84. Yukarıda belirtildiği üzere Mahkeme söz konusu zamanda hâkim ve savcılar olarak statülerinden kaynaklanan özel usul güvencelerine rağmen başvuranların, 2802 sayılı Kanun’un 94. maddesi uyarınca suçüstü halinde yakalandıkları kabul edilerek normal hukuk kuralları uyarınca tutuklandıkları kaydetmektedir. Mahkeme ayrıca 2802 sayılı Kanun’a tabi düz bir hâkimin tutukluluğuna ilişkin spesifik bağlamda "suçüstü" kavramının uygulanmasının, Baş kararında 5. Maddenin 1. fıkrasının ihlaline yol açtığının tespit edildiğini ve bu kararda Mahkeme’nin bu kavramın ulusal mahkemeler tarafından geniş şekilde yorumlanmasının, Sözleşme’nin şartlarına uygun olmadığına hükmettiğini (yukarıda anılan, 145-162. paragraflar) kaydetmektedir. Tarafların beyanlarını ve Yargıtay’la Anayasa Mahkemesi’nin bu konu hakkındaki son kararlarını (bkz. yukarıdaki 32-43. paragraflar) gözden geçiren Mahkeme, Baş davasında (yukarıda anılan, 145-162. paragraflar) ulaştığı sonuçları değiştirmek için herhangi bir neden görmemektedir.
85. Hükûmet’in de vurguladığı üzere Mahkeme, mevcut koşullarda "suçüstü halinin" bulunduğunu kabul eden Anayasa Mahkemesi’nin, Yargıtay’dan biraz farklı bir yaklaşım benimsediğini kaydetmektedir (Yargıtay’ın yaklaşımının ayrıntılı incelemesi için bkz. Baş kararı, yukarıda anılan, 150-156. paragraflar). Başka bir deyişle Anayasa Mahkemesi, söz konusu yargı mensuplarının yakalandığı olgusal bağlam açısından, sadece terör örgütü üyeliği suçunun temadi olan niteliğine dayanmaktan ziyade ana referans noktası olarak darbe girişimini almıştır (bkz. yukarıdaki 39. paragraf; ayrıca bkz. Hükûmet’in yukarıdaki 74. paragrafta belirtilen argümanı). Anayasa Mahkemesi’ne göre başvuranlar ve darbe girişimi sonrasında yakalanan tüm yargı mensupları, sadece darbe girişiminin arkasındaki terör örgütüyle olduğu iddia edilen örgütsel bağlarından dolayı suçüstü halinde yakalanmış kabul edilebilir. Mahkeme, başvuranların yakalanmasının etrafındaki benzersiz koşulların farkında olmakla birlikte, Anayasa Mahkemesi’nin varsayımsal yaklaşımının benzer şekilde "suçüstü" kavramını CMK’nın 2. maddesindeki geleneksel tanımının ötesine esnetir göründüğünü (bkz. Baş kararı, yukarıda anılan, 59. ve 152. paragraflar) değerlendirmekte, özellikle Anayasa Mahkemesi ya da Hükûmet’in, başvuranların darbe girişimiyle doğrudan bağlantılı bir eylemi yerine getirirken ya da yerine getirdikten hemen sonra yakalanıp tutuklandığına yönelik bir teyitte bulunmadığını kaydetmektedir (benzer bir tespit için bkz. adı geçen karar, 149. ve 152. paragraflar).
86. Mahkeme ayrıca Hükûmet’in, söz konusu başvuranların normal hukuk kuralları uyarınca tutukluluklarının sadece suçüstü haline dayanmadığı, aynı zamanda üzerlerine atılı suçun 2802 sayılı Kanun’un 93. maddesi kapsamındaki kişisel suç olması yüzünden söz konusu madde uyarınca da gerekçelendirildiği şeklindeki argümanını da kaydetmektedir. Baş davasında (adı geçen karar, 158. paragraf) belirtildiği üzere başvuranların iddia olunan davranışının hangi suç kategorisine girdiğini belirleme görevi Mahkeme’ye ait değildir. Dolayısıyla Mahkeme incelemesini, ilgili kanunun, mevcut şartlarda hukuki belirlilik gerekliliklerine uygun bir tarzda uygulanıp uygulanmadığıyla sınırlı tutacaktır (adı geçen karar, 158. paragraf).
87. Mahkeme bu bağlamda başvuranlara yönelik çıkarılan tutuklama kararlarında, uyuşmazlık konusu olan suçun "kişisel" ya da "görevle ilişkili" niteliği konusunda herhangi bir pozisyon alınmamış ve sadece Kanun’un her iki türdeki suç açısından uygulanabilir olan 94. maddesine atıfta bulunulmuş olduğunu gözlemlemektedir. Baş kararında (adı geçen karar) açıkça ifade edildiği üzere Mahkeme, suçüstü halinin bulunmasını, başvuranların ilgili hukuk çerçevesinde kendilerine sağlanan güvencelerden mahrum bırakılmasında belirleyici olduğunu değerlendirmektedir. Mahkeme ayrıca tutuklama kararlarında 94. maddeye açık atıf bulunmadığı başvurularda bile, Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi’nin söz konusu içtihadından açıkça anlaşıldığı üzere bir yargı mensubunun silahlı terör örgütü üyeliğinden yakalanması halinde 2802 sayılı Kanun’un 94. maddesi anlamında "ağır ceza mahkemelerinin görevine giren suçüstü hali" şartlarının, bu yargı mensubuna atılı silahlı terör örgütü üyeliği suçunun temadi olan niteliği bakımından, yakalama anında gerçekleştiği kabul edileceğini kaydetmektedir (söz gelimi bkz. Baş kararında atıfta bulunulan belli başlı Yargıtay kararları, yukarıda anılan, 88. ve 150. paragraflar ve yukarıdaki 73. paragraf; ayrıca bkz. yukarıdaki 36. paragrafta kaydedilen Anayasa Mahkemesi kararı, bu kararda mahkeme tutuklama kararında 94. maddeye açık bir atıf olmadığı ya da böyle bir durumun tanınmadığı halde bile "suçüstü" halinin bulunduğunu onaylamıştır). Hükûmet ayrıca değerlendirmelerinde başvuranların tutukluluğunun, suçüstü halinde yakalanmaları hasebiyle CMK’nın genel hükümlerine uygun şekilde yürütüldüğünü kabul etmiştir (yukarıdaki 71-72. paragraflar).
88. Bu yüzden Mahkeme, 2802 sayılı Kanun’un 94. maddesinin anlamında "suçüstü" haline ilişkin tespitin, söz konusu tutuklamanın hukuka uygunluğu konusuna herhangi bir etki yapmaksızın, sadece tutuklamaya karar veren mahkemenin yer bakımından yetkisini belirlemek açısından öngörülebilir şekilde yerinde değerlendirilebileceği konusunda tatmin olmamıştır (bkz. Baş kararı, yukarıda anılan, 158. paragraf).
89. Mahkeme ayrıca Yargıtay’ın dile getirdiği (bkz. yukarıdaki 32-35. paragraflar) ve Hükûmet’in görüşlerinde tekrarladığı (bkz. yukarıdaki 78. paragraf), 2802 sayılı Kanun’da öngörülen özel usulün, her halükarda başvuranların davaları açısından geçerli olmayacağı, çünkü başvuranlara yönelik soruşturmanın, suçun kişisel olarak ya da resmi görevle bağlantılı olarak işlenip işlenmemesine ya da bu kişilerin suçüstü halinde yakalanıp yakalanmamasına bakmaksızın, CMK’nın 161. maddesinin 8. fıkrası sebebiyle cumhuriyet savcıları tarafından doğrudan yürütüleceği şeklindeki argümanı da kaydetmektedir. Mahkeme bu bakımdan 2802 sayılı Kanun ile CMK’nın 161. maddesinin 8. fıkrasının ilgili hükümleri arasındaki etkileşimin ve 161. maddenin 8. fıkrasının yargı mensuplarına karşı uygulanabilecek önleyici tedbirler üzerindeki etkisinin, mevcut bağlamda belirsizliğini koruduğunu değerlendirmekte ve özellikle 161. maddenin 8. fıkrasının sadece bir suç soruşturmasını yürütmekten sorumlu makamın belirlenmesiyle ilişkili görüldüğünü kaydetmektedir. Mahkeme ayrıca önündeki belgelerden, 161. maddenin 8. fıkrası uyarınca öne sürülen bu argümanın, Anayasa Mahkemesi tarafından desteklenmediğini gözlemlemektedir (bkz. yukarıdaki 37-43. paragraflar). Bu durumda Mahkeme söz konusu hükmü, başvuranların tutukluluğunun Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrası uyarınca hukuka uygun olup olmadığını belirleme açısından dikkate almayabilir.
90. Mahkeme, Hükûmet’in de görüşlerinde belirttiği üzere, iç hukukun yorumlanması ve uygulanmasından asli olarak ulusal makamların, özellikle de mahkemelerin sorumlu olduğunu tekrarlamaktadır. Buna karşın Mahkeme, bu hukukun yorumlanma ve uygulanma şeklinin, Sözleşme’nin ilkeleriyle tutarlı sonuçlar üretip üretmediğini belirleme görevinin nihayetinde Mahkeme’ye ait olduğunu da tekrarlamaktadır (söz gelimi bkz. Guðmundur Andri Ástráðsson - İzlanda kararı [BD], no. 26374/18, 250. paragraf, 1 Aralık 2020 ve bu kararda atıfta bulunulan davalar). Hükûmet’in haklı biçimde işaret ettiği gibi 2802 sayılı Kanun uyarınca sağlanan yargısal koruma, cezasızlık anlamına gelmemektedir. Bunun ışığında, hukukun üstünlüğüne saygı gösteren demokratik hukuk devletinde yargının önemi ve bu tür bir yargısal korumanın hâkimlere kendi şahsi menfaatleri için değil, bağımsız biçimde görevlerini yerine getirmelerini temin etmek için verildiği gerçeği dikkat alınacak olursa, bir yargı mensubunun özgürlüğünden mahrum bırakıldığı bir durumunda hukuki belirlilik şartları çok daha önemli hale gelmektedir (bkz. Baş kararı, yukarıda anılan, 158. paragraf).
91. Yukarıdaki hususları ve Baş kararındaki görüşlerini dikkate alan Mahkeme, 2802 sayılı Kanun’a tabi başvuranların tutukluluğunun, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının anlamı dahilinde kanun tarafından öngörülen bir usul uyarınca gerçekleştiği sonucuna varamamaktadır. Dahası, yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı Mahkeme, söz konusu tedbirin, durumun gereklerince sıkı sıkıya zorunlu kılındığının söylenemeyeceğini değerlendirmektedir (adı geçen karar, 159-162. paragraflar).
92. Dolayısıyla, tutuklandıklarında 2802 sayılı Kanun’a tabi düz hâkim ve savcılar olan başvuranların tutukluluğunun hukuka aykırılığı nedeniyle Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının ihlali söz konusudur.
(b) 2797 ve 2575 sayılı Kanun’lara tabi Yargıtay ve Danıştay üyeleri
93. Mahkeme, Yargıtay üyelerinin tabi olduğu ve Danıştay üyeleri açısından da geçerli olan 2797 sayılı Kanun’un 46. maddesi uyarınca, bu yüksek mahkeme hâkimlerine yönelik bir soruşturmanın açılması, ilgili Başkanlık Kurullarının kararına tabi olduğunu, bunun istinasının ağır ceza mahkemelerinin görevine giren suçüstü halinin, normal hukuk kurallarının uygulanmasını gerektirmesi olduğunu kaydetmektedir.‑
94. Mahkeme, yukarıda anılan hukuki çerçevenin, Alparslan Altan davasında (yukarıda anılan, 49. paragraf) belirtildiği üzere Anayasa Mahkemesi üyeleri açısından geçerli olan çerçeveye benzer olduğunu gözlemlemektedir. Mahkeme ayrıca söz konusu dava olduğu üzere, mevcut başvuranların tutukluluğunun, yargı makamlarının, suçüstü halinde yakalandıkları tespiti nedeniyle normal hukuk kurallarına uygun olarak gerçekleştirildiğini de gözlemlemektedir.
95. Mahkeme, "suçüstü" kavramının yaygın şekilde uygulanmasının, daha önce bahsedilen Alparslan Altan davasında (adı geçen karar, 104-115. paragraflar) 5. Maddenin 1. fıkrasının ihlaliyle sonuçlandığını kaydetmektedir. Önündeki belge ve bilgileri ve yukarıdaki 85. ve 89-90. paragraflardaki argümanı ilgili olduğu kadarıyla gözden geçiren Mahkeme, Alparslan Altın kararında (yukarıda anılan) ulaştığı sonuçları değiştirmek için herhangi bir neden görmemektedir. Dolayısıyla Mahkeme, tutuklandıkları anda Yargıtay ve Danıştay üyesi olan başvuranların benzer şekilde, 5. maddenin 1. fıkrasında emredilen kanunla öngörülen bir usule uygun olarak özgürlüklerinden mahrum bırakılmadıklarını tespit etmektedir. Dahası, bu başvuranların tutuklanması kararının, durumun gereklerince sıkı sıkıya zorunlu kılındığı söylenemez (adı geçen karar, 116-119. paragraflar).
96. Dolayısıyla, tutuklandıklarında 2797 ve 2575 sayılı Kanun’lara tabi Yargıtay ve Danıştay üyeleri olan başvuranların tutukluluğunun hukuka aykırılığı nedeniyle Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının ihlali söz konusudur.
SÖZLEŞME’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİA EDİLEN DİĞER MADDELERİ97. Başvuranların bazıları Sözleşme’nin 5. Maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi ve 3. fıkrası uyarınca, üzerlerine atılı suç işlediklerine yönelik makul şüphe olmadan tutuklandıklarından, tutukluluk kararlarında ilgili ve yeterli gerekçe yer almadığından ve tutukluluk sürelerinin aşırı uzun olduğundan da şikâyet etmiştir. Bazı başvuranlar 5. maddenin 4. fıkrası uyarınca yerel mahkemelerin tutuklulukları hakkında yürüttükleri incelemelerinin, bazı usul güvencelerine uygun olmadığını ve/veya 5. maddenin 5. fıkrası uyarınca 5. madde kapsamındaki haklarının iddia olunan ihlali için tazminat almalarına imkân veren etkili iç hukuk yolu bulunmadığını da öne sürmüştür.[1]
98. Mahkeme yukarıdaki paragraflarda başvuranların tutukluluğunun, kanunla öngörülmüş şekilde olduğunu, bunun da hukukun üstünlüğü temel ilkesine ve 5. maddenin her bireyi keyfilikten koruma amacına aykırı olduğunu tespit etmiştir. 5. maddeyle getirilen korumanın özüne dokunan ve Sözleşme tarafından güvence altına alınan temel hakların ihlaline yol açan, bu tespitin önem ve içerimlerini ve Türkiye’deki darbe girişiminin ardından gerçekleşen tutuklamalar konusunda Mahkeme’nin önünde biriken ve Mahkeme’nin sınırlı kaynaklarına muazzam yük bindiren binlerce benzer başvuruyu dikkate alan Mahkeme, yargı politikası konusu olarak bu zorlayıcı koşullarda, 5. madde kapsamında başvuranların bireysel olarak yaptıkları şikâyetlerin her birinin kabul edilebilirlik ve esaslarını ayrı ayrı incelemekten vazgeçmenin haklı görülebileceğini değerlendirmektedir. Mahkeme ayrıca bu bağlamda her bir başvuranın dile getirdiği geriye kalan şikâyetlerin bireysel olarak incelenmesinin, bu davaların görülmesini önemli ölçüde geciktireceğini ve bunun başvuranlara orantılı faydasının ya da içtihadın geliştirilmesine katkısının olmayacağını da vurgulamaktadır. Mahkeme ayrıca bu şikâyetlerin gündeme getirdiği hukuki sorunları daha önce büyük oranda ele aldığını da kaydetmektedir (özellikle bkz. Selahattin Demirtaş (no 2), Alparslan Altan ve Baş kararları, tümü yukarıda anılan; Atilla Taş - Türkiye kararı, no. 72/17, 19 Ocak 2021). İşte tam bu istisnai bağlamda, sürekli artan başvuru akışının tehdidi altında olan (bu davaya uygulanabildiği ölçüde bkz. Burmych ve Diğerleri - Ukrayna kararı (kayıttan düşürme) [BD], no. 46852/13 vd., 111., 119 ve sonraki, 157. ve 210. paragraflar, 12 Ekim 2017) Sözleşme sisteminin uzun dönemli etkinliğini sürdürme şeklindeki üstün kamu yararıyla hareket eden Mahkeme, başvuranların 5. madde kapsamındaki geriye kalan şikâyetlerini incelememeye karar vermektedir.
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA99. Sözleşme’nin 41 maddesi şunu öngörmektedir:
"Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder."
100. Başvuranlar, 5. madde kapsamındaki haklarının ihlali iddiası için maddi olmayan hasar için değişen tutarlarda tazminat talebinde bulunmuştur. Başvuranların çoğu aynı zamanda temel olarak ihraçlarından kaynaklanan kazanç kayıpları için ve yerel mahkemeler ve Mahkeme önünde oluşan masraf ve giderleri karşılığında maddi tazminat da talep etmiştir.
101. Hükûmet, başvuranların taleplerinin aşırı ve dayanaksız olduğunu değerlendirmiştir.
İlgili genel ilkeler102. Mahkeme başlangıçta Sözleşme’nin 41. maddesinin Mahkeme’yi uygun gördüğü tazminatın mağdur tarafa ödenmesini emretmeye yetkilendirdiğini tekrar etmektedir (bkz. Karácsony ve Diğerleri - Macaristan kararı [BD], no. 42461/13 ve 44357/13, 179. paragraf, 17 Mayıs 2016).
103. Bununla birlikte Mahkeme, 41. madde uyarınca rolünü, hukuk davası tarafları arasında hatanın ve tazminatın tespitinde yerel haksız fiil mekanizmasına benzer şekilde hareket etmek olmadığını da tekrarlamaktadır (bkz. Al Jedda - Birleşik Krallık kararı [BD], no. 27021/08, 114. paragraf, AİHM 2011). Mahkeme, Sözleşmeye imza koyan Devletlerin rızasına bağlı olan uluslararası bir yargı makamıdır ve ana görevi, başvuranların zararlarını inceden inceye ve kapsamlı olarak telafi etmekten ziyade insan haklarına saygıyı güvence altına almaktır. Mahkeme’nin faaliyetleri, ulusal yargı çevrelerinin tersine, Avrupa çapında insan hakları standartlarını belirleyen kamusal kararlar vermeye odaklanmaktadır (bkz. bu davaya uygulanabildiği ölçüde Goncharova ve diğer "Ayrıcalıklı Emekliler" - Rusya kararları, no. 23113/08 ve 68 diğer karar, 22. paragraf, 15 Ekim 2009 ve Nosov ve Diğerleri - Rusya kararı, no. 9117/04 ve 10441/04, 68. paragraf, 20 Şubat 2014). Dolayısıyla başvuranlara adil tazmin yoluyla ödenecek para tutarlarının belirlenmesi, Mahkeme’nin ana görevlerinden biri değildir; bu, Mahkeme’nin Sözleşme’nin 19. maddesi uyarınca Devletlerin Sözleşme’den kaynaklanan yükümlülüklerine riayetini sağlama görevi bakımından ikincil derecededir (söz gelimi bkz. Nagmetov - Rusya kararı [BD], no. 35589/08, 64. paragraf, 30 Mart 2017).
104. Mahkeme ayrıca "adil" sıfatı ve "gereğince" ibaresiyle teyit edildiği üzere, 41. maddenin kendisine tanıdığı yetkileri kullanmada belirli bir takdir yetkisine sahip olduğunu kaydetmektedir (söz gelimi bkz. Arvanitaki-Roboti ve Diğerleri - Yunanistan kararı [BD], no. 27278/03, 32. paragraf, 15 Şubat 2008). Bu takdir yetkisinin kullanılması, parasal tazminatın verilmemesi ya da verilen tazminatın azaltılması gibi kararları içermektedir (bkz. Arvanitaki-Roboti ve Diğerleri - Yunanistan kararı [BD], no. 27278/03, 32. paragraf, 15 Şubat 2008). Mahkeme’nin bu bağlamda yol gösterici ilkesi, hakkaniyettir; bu ilke her şeyin ötesinde esneklik ve sadece başvuranın pozisyonunu değil, aynı zamanda ihlalin meydana geldiği genel bağlam da dahil olmak üzere davanın tüm şartlarında neyin adil, eşit ve makul olduğunun nesnel bir değerlendirmesini içerir (bkz. Varnava ve Diğerleri - Türkiye kararı [BD], no. 16064/90 ve 8 diğer karar, 224. paragraf, AİHM 2009 ve Al-Jedda, yukarıda anılan, 114. paragraf).
Bu ilkelerin somut davanın şartlarına uygulanması105. Başvuranların ihraçlarından sonra uğradıkları kazanç kaybından kaynaklanan madde tazminat talepleri bakımından Mahkeme, mevcut kararın başvuranların tutukluluk halleriyle ilişkili olduğunu, onların hâkimlik ya da savcılık görevinden ihraçlarıyla ilgili olmadığını gözlemlemektedir. Dolayısıyla Mahkeme, tespit edilen ihlal ile ileri sürülen maddi zarar arasında herhangi bir nedensellik ilişkisi fark edememiştir ve bu nedenle bu bağlamdaki talepleri reddetmiştir (benzer bir tespit için bkz. Alparslan Altan kararı, yukarıda anılan, 154. paragraf ve Baş kararı, yukarıda anılan, 289. paragraf).
106. Başvuranların manevi tazminat ve masraf ve giderlere yönelik talepleri konusunda Mahkeme, hakkaniyetle karar vermeyi ve yukarıda anılan genel ilkelerin yanı sıra huzurundaki belgeler, içtihatları, somut davada incelenen hukuki sorunların tekrarlanan niteliği ve önünde derdest benzer davaları dikkate alarak bu bağlamda genel ve tek tip bir değerlendirme yapmayı uygun görmektedir. Bu yüzden Mahkeme, başvuranların her birine manevi tazminat ve masraf ve giderleri olarak bu miktarlara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere 5.000 avro ödenmesini makul bulmuştur.
107. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğunu değerlendirmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME,
Oy birliğiyle başvuruların birleştirilmesine;Oy birliğiyle başvuranların ilk tutukluluklarının hukuka uygunluğu bakımından Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrası uyarınca yapılan başvurunun kabul edilir olarak beyan edilmesine;Oy birliğiyle, tutuklandıklarında düz hâkim ve savcılar olan başvuranların ilk tutukluluğunun hukuka aykırılığı nedeniyle Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine;Oy birliğiyle, tutuklandıklarında Yargıtay ya da Danıştay üyesi olan başvuranların ilk tutukluluğunun hukuka aykırılığı nedeniyle Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine;Bire karşı altı oyla, Sözleşme’nin 5. maddesi kapsamında başvuranların yaptığı diğer şikâyetlerin kabul edilebilirliği ve esasına ilişkin olarak ayrı bir inceleme yapılmasına gerek olmadığına;Oy birliğiyle(a) davalı Devletin başvuranların her birine, manevi zararı ve masraf ve giderler karşılığında, Sözleşme’nin 44. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, her türlü vergiden hariç olarak 5.000 € (beş bin avro) ödemesine;
(b) yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda anılan miktara, Avrupa Merkez Bankası’nın söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;
Oy birliğiyle, başvuranların adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup Mahkeme İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca 23 Kasım 2021 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Jon Fridrik Kjølbro
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Sözleşme’nin 45. maddesinin 2. fıkrası ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 74. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, bu karara, aşağıda yer alan farklı görüşler eklenmiştir:
(a) Hâkim Ranzoni’nin katıldığı Hâkim Koskelo’nun mutabık görüşü;
(b) Hâkim Yüksel’in kısmi mutabık görüşü;
(c) Hâkim Kūris’in kısmi ayrık görüşü.
J.F.K.
H.B.
HÂKİM RANZONİ’NİN KATILDIĞI HÂKİM KOSKELO’NUN MUTABIK GÖRÜŞÜ
108. Mevcut karar, sıra dışı ve son derece sorunlu olma bakımından kayda değerdir. Mahkeme, aslında işlevlerini yerine getirmesini imkânsız hale getiren bir durumla karşılaştığı sonucuna varmaktadır ve dahası, bu sonuca Sözleşme’nin 5. maddesinde güvence altına alınan temel hakların temel özellikleri bağlamında ulaşmıştır. Başvuranların ilk tutukluluklarının iç hukuk bakımından hukuka aykırılığı nedeniyle 5. maddenin 1. fıkrasının ihlal edildiğini tespit eden (hüküm fıkralarının 3 ve 4. bentleri) Mahkeme, başvuranların 5. madde uyarınca yaptıkları diğer şikâyetlerini incelemeden bırakmaktadır (5. bent).
109. İstemeyerek ve büyük kuruntularla bu sıra dışı sonucun lehine oy kullandım. Peki neden?
110. Sözleşme’nin farklı hükümleri uyarınca yapılan şikâyetlerin, olgusal bir temele ve benzerlikleri olan hukuki argümanlara dayandığı, Mahkemenin bir hüküm uyarınca ihlal bulunduğunda başvuran tarafından başka bir hüküm açısından yapılan şikâyeti ayrı olarak incelemeyi gerekli görmediğinden haklı görülebileceği durumlar olduğu bilinen bir olgudur. Ancak birleştirilmiş bu davalar, bu kategoriye girmemektedir, çünkü bu durumda Mahkeme hukuka uygunluk konusundan ayrı olarak 5. madde kapsamında yapılan diğer tüm şikâyetleri incelemekten geri durmaktadır. Bu istisna özellikle Mahkeme’nin yerleşik içtihadı uyarınca tutukluluğun Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendine uygun olmasının temel ve zorunlu şartı olan ve temel haklardan birinin temelinde yer alan makul şüphe şartına ilişkin şikâyetleri kapsamaktadır. Bu şikâyetlerde dile getirilen konular ve hukuka uygunluğun olmaması temelindeki şikâyetler "örtüşen" şeyler değildir. Aslında ayrı ve temelden önemli Sözleşme güvencelerine ilişkindirler.
111. Ayrıca Alparslan Altan - Türkiye ve Baş - Türkiye gibi (mevcut kararda her ikisine de atıf yapılmıştır) gibi Mahkeme’nin daha önce incelediği davalar ve bunlardan kaynaklanan ilgili şartlar dikkate alınarak diğer şikâyetlerin birçoğunun çok iyi dayanağının bulunduğu varsayılmalıdır.
112. Bu şartlarda mevcut durumun, Mahkeme’nin incelemesini önüne gelen şikâyetlerin yol açtığı "temel hukuki sorularla" sınırlandırmayı uygun bulabileceği belirli davalarda kullanılabilir bir ölçüt kapsamına gireceği de söylenemez (söz gelimi bkz. Valentin Câmpeanu adına Hukuki Kaynaklar Merkezi - Romanya kararı [BD], no. 47848/08, 156. paragraf, AİHM 2014).
113. Mevcut durumun, Mahkeme’nin aynı serideki başvuruları, konuların yurt içi seviyede ele alınacak şekilde "geri gönderilmesi" amacıyla kayıttan düşürebildiği pilot karar işlemleriyle de karşılaştırılamaz olduğu son derece açıktır. Mevcut durumda başvuranların iç hukuk yollarını kullanma girişimlerinin başarısız olduğu ve 5. madde kapsamındaki ihlal iddialarının ele alınması açısından yerel düzeyde herhangi bir eylemin beklenemeyeceği son derece barizdir.
114. Tamamen hukuki bakış açısından makul şüpheye ilişkin temel soruna ait olanlar dâhil diğer tüm şikâyetlerin incelenmeden bırakılmasının herhangi bir akla yatkın gerekçesi olabilir.
115. Dahası şikâyetler, hâkim ve savcıların büyük sayılarda tutuklanmasından kaynaklanmaktadır ki, bu da durumu daha ciddi hale getirmektedir. Aynı zamanda Mahkeme’nin ikileminin kalbinde yatan tam da bu sorunun hacmidir (bkz. kararın 98. paragrafı).
116. Bu yüzden başvuranların Sözleşme’nin 5.maddesi kapsamında dile getirdiği diğer şikâyetleri incelememe kararı, kritik düzeyde yenilik içermektedir. Bu karşın, gerçeği olduğu gibi kabul etmemizin zamanının geldiği şeklinde bir sonuca ulaştım: eğer ihlaller büyük çaplı olarak meydana gelir ve söz konusu haklar, iç hukuk yollarıyla korunamaz hale gelirse Mahkeme’ye tavzif edilen uluslararası koruma, pratik sınırlarına ulaşır. Temel hakların tehlikede olması, durumu son derece üzücü ve ciddi hale getirmekte, ama kendi başına bunu değiştirememektedir. Şikâyetlerin makul bir sürede ya da daha genel olarak Mahkeme’nin faaliyetlerini felce uğratmaksızın ele alınamayacağının ve bu yüzden ele alınmayacağının bariz hale geldiği şartlarda bu durum konusunda illüzyonları devam ettirmektense bu açmazı şeffaf hale getirmek daha iyidir. Bu konuda varılabilecek ek sonuçlar diğer kurumların değerlendirmesine girmektedir.
117. Yukarıda (ve kararın kendisinin 98. paragrafında) belirtilen nedenlerden dolayı hüküm fıkralarında kullanılan lafız (5. bent, "inceleme yapılmasına gerek olmadığı") görüşümce mevcut bağlamda uygun değildir. Buna karşın sonucuyla mutabık olduğum için bu hüküm lehine oy kullandım.
118. Son bir nokta olarak başvuranların tutukluluklarının 5. maddenin 1. fıkrası anlamında hukuka uygun olmadığı gerekçesiyle ihlal kararı verilmesine katılıyorum, ancak ek bir yorumda bulunmak istiyorum. Hükûmetin, bu başvuranların tutukluluklarının hukuka uygunluğunun, ilgili iç mevzuat uyarınca, suçüstü halinin varlığına değil, söz konusu suçun "kişisel" bir suç mu yoksa "görevle bağlantılı," yani resmi görevlerin yerine getirilmesiyle bağlantılı ya da bu görevlerin yerine getirilmesi sırasında işlenen bir suç mu olduğuna (bkz. mevcut kararın 41. ve 76. paragrafları) bağlı olduğu şeklindeki argümanıyla ilgili yorumda bulunmak istiyorum. Hükûmet, iç hukukta terör örgütü suçunun (başvuranların işlediği şüphelenilen) "kişisel bir suç" olarak nitelendirildiğini öne sürmüştür ki, bu düz hâkim ve savcılar açısından geçerli olan özel usul güvencelerini uygulanamaz hale getirmektedir.
119. Bir yandan iç hukuku yorumlamanın temel olarak yerel mahkemelerin yetkisinde olduğunu savunurken Hükûmetin dayandığı pozisyon, mevcut bağlamda temel bir soru ortaya çıkarmaktadır. Mahkeme huzurunda serdettiği görüşlerinde Hükûmet ısrarla söz konusu örgütü ("FETÖ/PDY"), yargı dâhil çeşitli devlet kurumlarına sızma ve bir "paralel Devlet" oluşturma (bu ifade Hükûmet’in söz konusu örgüte işaret etmekte kullandığı lafızdır) amacı güden bir örgüt olarak betimlemiştir. Bilhassa Hükûmet, bu örgütten olan hâkim ve savcıların, kendilerine tevzi edilen davaları görürken bu örgütün hiyerarşisinden talimat olduğunu ileri sürmüştür. Bu iddiaların, bu örgüte üyeliğin her nasılsa şüphelilerin hâkim ya da savcı olarak görevlerinin ifasıyla bağlantılı olmayan bir "kişisel suç" olarak karakterize edilmesi gerektiği önermesiyle nasıl telif edilebileceğini anlamak zordur. Bu davaların özel şartlarında, iç hukukun bu şekilde yorumlanması, makul da değildir, Sözleşme’nin öngörülebilirlik ve hukuki belirlilik şartlarıyla tutarlı da değildir.
HÂKİM YÜKSEL’İN KISMİ MUTABIK GÖRÜŞÜ
120. Somut davada 2802 sayılı Kanun’a tabi düz hâkim ve savcılar bakımından 5. maddenin 1. fıkrasının ihlali yönünde oy kullanan diğer Daire üyeleriyle birlikte oy kullandım. Bununla birlikte, meslektaşlarımın affına sığınarak, (a) Daire’nin söz konusu sonuca varırken kullandığı muhakemeye katılmama nedenlerimi paylaşmak ve (b) 2802 sayılı Kanun’a tabi düz hâkim ve savcıların tutukluluklarının hukuka uygunluğu sorusu açısından Mahkeme ile en üst yerel mahkemeler arasındaki ihtilafın devam ettiğini vurgulamak üzere bu mutabık görüşü sunuyorum.
121. Somut davada Daire’nin muhakemesi, 2802 sayılı Kanun uyarınca bir düz hâkimin tutukluluğunun hukuka uygunluğu bakımından Baş - Türkiye kararında (no. 66448/17, 3 Mart 2020) çoğunluğun tespitlerini takip etmektedir. Baş kararında, Mahkeme çoğunluk görüşüyle, Türk ulusal mahkemelerinin suçüstü kavramının kapsamını genişletmesinin ve 2802 sayılı Kanun’un 94. maddesini uygulama şeklinin açıkça gayrimakul ve 5. maddenin 1. fıkrasına aykırı olduğu sonucuna varmıştı. Dolayısıyla Mahkeme başvuranın tutukluluğunun hukuka aykırı olduğuna hükmetmişti (bkz. Baş kararı, yukarıda anılan, 158. paragraf).
122. Baş kararındaki kısmi ayrık görüşümde, çoğunluğun vardığı başvuranın tutukluluğunun hukuka aykırı olduğu sonucuna katılmama nedenlerini belirttim. Muhakememin özü, başvuranın davasındaki eksiklerin, tutukluluğu Sözleşme’nin 5.maddesinin 1. fıkrası anlamında hukuka aykırı hale getirecek şekilde "ağır ya da aşikâr usulsüzlük" anlamına geldiğine yönelik çoğunluğun görüşüne katılmamamdı (bkz. Mooren - Almanya kararı [BD], no. 11364/03, 84. paragraf, 9 Temmuz 2009). Meslektaşlarıma tüm saygımla, Baş kararındaki kısmi ayrık görüşümde dile getirdiğim görüşümün, 2802 sayılı Kanun kapsamındaki tutukluluklar bağlamında Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının hukuken doğru yorumu olduğu söylemek istiyorum.
123. Somut davada ise, 2802 sayılı Kanun’a tabi başvuranların tutukluluklarının hukuka aykırı ve Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının ihlali olduğuna yönelik tespitin lehinde oy kullanmaya karar verdim. Baş kararındaki kısmi ayrık görüşümde ifade ettiğim görüşümün geçerliliğini savunmaya devam etsem de Baş kararındaki çoğunluk görüşünün şu an için Mahkeme’nin somut başvurudaki dile getirilen konular hakkındaki nihai ve yerleşik içtihadı olduğu gerçeğini göz ardı edemem. Mahkeme önündeki başvuruların, Mahkeme’nin içtihatlarının yargısal bütünlük ve tutarlılığının sürdüren bir tarzda ele alınması gerektiğine inanan bu Mahkeme’nin bir hâkimi olarak ve Baş kararındaki kısmı ayrık görüşümde ifade ettiğim görüşüme halel getirmeksizin somut davada çoğunluğa mutabık kaldım.
124. Buna karşın 2802 sayılı Kanun’a tabi düz hâkim ve savcıların yakalama ve tutukluluklarının, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrası anlamında "kanunda öngörülmüş bir usul" uyarınca gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği sorusu hakkındaki bu Mahkeme ile Türkiye’nin yüksek mahkemeleri arasında ortaya çıkan farklılığın devam ettiğini vurgulamak isterim (bu anlamda bkz. somut kararın 37-43. paragraflarında bahsedilen Yıldırım Turan davasında 4 Haziran 2020 tarihinde Anayasa Mahkemesi’nin verdiği son karar). Özellikle aynı hukuki konuda Mahkeme önünde derdest başvuruların yüksek sayısı dikkate alınacak olursa bu ihtilafı çözüme kavuşturma ve Mahkeme’nin bu konudaki pozisyonunu netliğe kavuşturma ve pekiştirme görevinin Mahkeme’nin yüksek yargısal yapısı olan Büyük Daire’ye ait olduğunu değerlendiriyorum.
HÂKİM KŪRIS’İN KISMİ MUHALİF GÖRÜŞÜ
1. Kararın hüküm kısmının 5. bendi aleyhinde oy kullandım. Aynı zamanda ortaya çıkan sonuca katılıyorum, çünkü kendimi ne kadar zorlasam da Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi, 5. maddesinin 3. fıkrası, 5 maddesinin 4. fıkrası ve 5. maddesinin 5. fıkrası kapsamında çok sayıda başvurucunun dile getirdiği şikâyetlerin incelenmesini sonlandırmaya yönelik çoğunluk kararına herhangi bir pragmatik alternatif öneremiyorum. Dolayısıyla benim itirazım 5. hüküm bendinin sonucuna değil, lafzına yöneliktir: şu anki haliyle "inceleme yapılmasına gerek olmadığı" şeklinde bir formülle lafız verilmeseydi ve böylelikle bunu temellendirmeyi amaçlayan gerekçeye (kararın 98. paragrafı) karşılık gelseydi lehine oy kullanabilirdim (ve sahip olabileceğim kaygıları da çok daha kısa bir mutabık görüşte dile getirebilirdim). Ne yazık ki, "inceleme yapılmasına gerek olmadığı" formülü, Mahkeme’nin somut davada kendini bulduğu sıra dışı durum için yeterli değildir. Bu formülden kaçınılması gerekliydi ve bu, fazla sıkıntı çıkarmadan yapılabilirdi. Bu formül son derece talihsiz. Hatalı. Yanıltıcı, çünkü hüküm kısmında kullanılması, ilgili şikâyetlerin esastan yoksun olduğunu çağrıştırıyor.
Ama bu şikâyetler kesinlikle esastan yoksun değil.
I
2. Mahkeme, kendine gelen tüm şikâyetlerin esası bir yana kabul edilirliğini incelemek zorunda değildir. Belirli şikâyetlerin ve hatta tüm başvurunun incelenmeden bırakılmasına yönelik çok sayıda hukuki gerekçe (ve iyi neden) bulunuyor.
3. Öncelikle bazı incelememe kararları son derece rutindir. Mahkemeye yapılan başvuruların epey bir kısmı, 35. maddede belirtilen kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaz ve bu şekli gerekçelerle reddedilmelidir. Bazılarıysa Mahkeme’nin 37. maddede sayılan şartları karşıladıklarını tespit etmesi halinde Mahkeme’nin dava listesi kaydından düşürülür.
4. Bunlara ek olarak Mahkeme’nin uygulamasında, başvuruların (ya da şikâyetlerin bazılarının) incelenmediği son derece istisnai olan ve çok rutin olmayan davalar da vardır.
5. Çarpıcı bir örnek, pilot karar usulü olacaktır. Mahkeme başvuranın münferit davasının ortaya koyduğu sisteme ilişkin (ya da yapısal) bir sorun ve bununla ilgili altta yatan bir ihlal tespit ettiğinde bu usule başvurur. Giderek artan sayıda benzer başvuruların ve bu davalarda benzer ihlallerin bulunma potansiyelinin olması halinde, davalı Hükûmet’e gönderilmemiş bu benzer başvuruların incelenmesi, Devlet pilot kararda tespit edilen ihlale sonuç veren sisteme ilişkin (yapısal) sorunu çözmeyi hedefleyen genel tedbirler alıncaya kadar ertelenir ve sadece Hükûmet’e gönderilmiş başvurular normal prosedür altında incelenmeye devam edilir (söz gelimi bkz. Broniowski - Polonya kararı (esas), [BD], no. 31443/96, AİHM 2004-V ve Türkiye bağlamında Ümmühan Kaplan - Türkiye kararı, no. 24240/07, 20 Mart 2012). Pilot kararın zorunlu kıldığı genel tedbirlerin başarılı şekilde uygulanmasından sonra ertelenen başvuruların Mahkeme’nin dava listesi kaydından düşürülür ve pilot karar usulü kapatılır. Dolayısıyla bu usul, Mahkeme’nin tespit ettiği sisteme ilişkin (yapısal) sorunları ulusal düzeyde çözüme kavuşturmalarında üye Devletlere yardımcı olmak, söz konusu eksiklerin gerçek ve potansiyel mağdurlarına Sözleşme’nin güvence altında hak ve özgürlükleri sunmak, onlara daha hızlı tazmin imkanı sağlamak ve esastan görülmeyi hak eden diğer davalar pahasına esasında benzer olan çok sayıda başvuruyu karara bağlamak zorunda kalacak Mahkeme’nin yükünü hafifletmek üzere tasarlanmıştır. Pilot karar usulü, aynı sistemik (yapısal) bozukluktan kaynaklanan davaların neden olduğu, Mahkeme’nin dava yükündeki artışa tepki olarak ve Sözleşme sisteminin uzun vadeli etkinliğini sağlamak adına geliştirilmiştir.
6. Gel gelelim ki, Devletin pilot kararı uygulamadığı durumlar ortaya çıkabilmektedir. Bu durumda esasen pilot kararın alındığı davadakine benzer sorunların dile getirildiği çok sayıda takip başvurusu ortaya çıkabilir. Davalı Devletin uygulamadığı en iyi bilinen pilot karar örneği, Yuriy Nikolayevich Ivanov - Ukrayna davasında (no. 40450/04, 15 Ekim 2009) alınan karar olacaktır. Bu dava, normalde göze çarpmayan bir dava olacakken bu özelliğiyle öne çıkmıştır. Davalı Devletin pilot kararı uygulaması sonucunda 12.143 yeni Ivanov türü takip başvurusu ve ayrıyeten özellikle Burmych ve Diğerleri - Ukrayna davasındaki ((kayıttan düşürme) [BD], no. 46852/13, 12 Ekim 2017) beş başvuru şeklinde büyük bir başvuru seliyle karşılaşan Mahkeme "yeni yaklaşım" benimsemiştir. Burmych ve Diğerleri davasında Mahkeme daha önce görülmemiş ve en sıra dışı şekilde hareket etmiştir. Mahkeme, söz konusu Ivanov türü başvuruların, Yuriy Nikolayevich Ivanov davasında alınan pilot karar uyarınca davalı Devletin yükümlülükleri uyarınca ele alınması gerektiği sonucuna vararak bu başvuruları dava listesi kaydından düşürmüş ve şartların bu şekilde bir yola başvurulmasını haklı gösterdiğini değerlendirmiş ve bu başvuruları, söz konusu pilot kararın yerine getirilmesine yönelik genel tedbirler çerçevesinde ele alınması için Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne iletmiştir. Aynı zamanda Mahkeme, bu kayıttan düşürme kararının, 37. maddenin 2. fıkrası uyarınca, "şartların gerekli kılması halinde" ilgili başvuruları "ya da gelecekteki diğer benzer başvuruları" dava listesine geri kaydetme yetkisine herhangi bir halel getirmediğini vurgulamıştır. Mahkeme ayrıca Burmych ve Diğerleri kararının verilmesinden itibaren iki yıl içerisinde "geçen sürede bu yetkisini kullanmasını gerektirecek herhangi bir durumun ortaya çıkıp çıkmadığını değerlenme amacıyla" (223. paragraf) durumu yeniden değerlendirmenin uygun olacağını da öngörmüştür.
7. Burmych ve Diğerleri davasındaki emsal, Mahkeme’nin dava listesindeki tıkanıklığın büyük ölçüde açılması açısından gerçekten etkili olmuştur. Bu emsalin, Strasburg’da adalet arayan, ama eylemlerinden/eylemsizliklerinden şikâyetçi oldukları yerel makamlara geri gönderilen başvuranlar açısından etkili olup olmadığı ve bu bağlamda amacının gerçekleşip gerçekleşmediği zaman içinde görülecektir. Eğer Mahkeme’nin başvurularını incelememe kararı verdiği başvuranlar, yerel seviyede herhangi bir somut tazmin almış olsaydı amacını başarılı şekilde yerine getirmiş olacaktı. Bugün, Burmych ve Diğerleri davasındaki kararın alınmasından itibaren geçen dört yılda aksi yönde belirtilerin daha çok olduğu bildirilmektedir. Buna karşın Mahkeme, yukarıda belirtildiği şekilde "durumu yeniden değerlendirmemiştir."
Ama benim varmak istediğin nokta bu değil.
8. Vurgulamak istediğim şey (somut davayla ilgili olduğu kadarıyla) Burmych ve Diğerleri kararında karşı oy kullanan yedi hâkim (hâkimler Yudkivska, Sajó, Bianku, Karakaş, De Gaetano, Laffranque ve Motoc) tarafından haklı şekilde vurgulandığı üzere, o kararın bir yargı politikası kararı olmasıdır. Karşı oy kullanan hâkimlerin yaklaşımı (benim anladığım kadarıyla tüm ortak mutabık görüşlerinin altında yatan) ilke olarak yargı politikası değerlendirmelerinin, hukuki muhakemenin yerine geçemeyeceği ve dolayısıyla sadece yargı politikası değerlendirmelerini temel olan bir kararın, bu haliyle "insan haklarının hukuki yorumuyla" (görüşlerinin 1. paragrafı) tutarlı olmadığı şeklindedir.
İdeal olarak evet. Gerçek hayattaysa duruma göre değişir. İdeal bir dünyada kararların gerçekten de sadece ya da en azından temel olarak hukuki argümanla doğrulanması gereklidir. Ama dünya mükemmel bir yer değildir. "Dünya yıkılsa da adalet uygulansın" (fiat iustitia, pereat mundus) gibi muhteşem özdeyişi söyleyen birine yıkılan dünyada adalet ne olacak diye sormak gerekir? Böyle bir dünyada adalet ne anlam ifade eder? Pratik açıdan ne anlama gelir? Mümkün olabilir mi?
Burmych ve Diğerleri davasında Mahkeme, başvuranlara yerel seviyede bir miktar tazmine yönelik (anlaşıldığı üzere etkisiz olduğu anlaşılan) bir usul sağlarken ideal başvuru işleme standartlarından uzaklaşmaktan ve incelemesi halinde faaliyetlerini felce uğratacak potansiyel olarak esastan yoksun olmayan başvurulardan ilişkisini kesmekten başka bir seçeneği olmadığını değerlendirmiştir. Mahkeme, başka bir alternatifin daha kötü olacağı sonucuna varmıştır. Burmych ve Diğerleri davası hukuken gerekçelendirilebilir değilse de en azından açıklanabilir ve bu yüzden Mahkeme’nin daha genel görevinin güvenceye alınmasına yönelik acil ihtiyaç açısından savunulabilirdir. Mahkeme, her türlü beklenmedik sonucun ortaya çıkabileceğinin bilincinde olarak bu yolu ister istemez benimsemiştir.
9. Burmych ve Diğerleri kararı, pilot kararlar gibi, "inceleme yapılmasına gerek olmadığı" şeklinde (ya da benzeri bir) formül içermemektedir. Bu formül, tüm metinde hiçbir yerde yoktur. Mahkeme, incelememeye karar verdiği şikâyetleri incelemeye layık değil, yani incelenmesi gerekli değil diye görmedi. Asla. Tersine o şikâyetlerin incelenmeye liyakatinin olduğunu, ancak söz konusu şartlarda Mahkeme tarafından etkin şekilde incelenemeyeceğini değerlendirdi. İncelenmeyen başvuruları 37. maddenin 1. fıkrasının (c) bendi uyarınca dava listesi kaydından düşürdü ve "[ilgili uygulanmayan] pilot kararın yerine getirilmesine yönelik genel tedbirler çerçevesinde ele alınması için" (hüküm kısmının 5. bendi) Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne iletti. Mahkeme, "inceleme yapılmasına gerek olmadığı" şeklindeki formülü kullanmak yerine "[söz konusu] başvuruları incelemeye devam etme gerekçesinin bulunup bulunmadığı" (175. paragraf) şeklinde muhakemede bulundu; yani, 37. maddenin 1. fıkrasının (c) bendinin tam lafzını kullandı. Ancak Burmych ve Diğerleri kararının hüküm kısmında "gerekçesinin bulunması" kelimesi bile (belki de bir adalet çağrışımı olduğu için) bulunmamaktadır.
10. Burmych ve Diğerleri davasındaki emsal kararı somut davayla bu kadar ilgili kılan şey, bu kararda Mahkeme’nin kararlarının biri için yargı politikasını temel ya da daha doğrusu tek temel olarak meşrulaştırmasıdır. Mahkeme, ilgili şikâyetleri incelemekten kaçınmakla kalmamış, aynı zamanda açık ve şeffaf şekilde bu kararı kavramsallaştırmıştır. Bu şekilde dava listesindeki tıkanıkları temizlemesinden dolayı Mahkemeye serzenişte bulunun hiç kimse en azından Mahkeme’yi bu kararın altında yatan nedenler konusunda kaçınma manevraları yapmakla suçlayamaz. O andan itibaren Mahkeme’nin ilkesel olarak belirli şikâyetleri incelemeden bırakma kararı, gerçek hukuk değil, gerçek yaşam alanında meydana gelen son derece istisnai şartlara ilişkin yargı politikası değerlendirmelerine atıfta bulunarak doğrulanabilir (hukuken gerektiği üzere gerekçelendirilemese de en azından olgusal olarak açıklanabilir). Böyle bir yol, tamamen hukuk perspektifinden en hafif ifadesiyle düzgün bir yol değildir. Ama bu, artık Mahkeme’nin içtihadının parçasıdır. Mahkeme’nin bu yönteme başvurmasının savunabilir olduğu şartların, istisnai ve gerçekten de sıra dışı olması gerektiğini söylemeye gerek yoktur.
II
11. Pilot kararlar ve Burmych ve Diğerleri emsal kararı, son derece istisnai durumlarda belirli bazı şikâyetlerin (başvurular) incelenmemesi hakkındadır. Ancak Mahkeme rutin olarak, bir ya da birkaç şikâyeti inceleyen Mahkeme, aynı başvuruda dile getirilen belli bazı "diğer" şikâyetleri incelemeye karar vermektedir.
12. Belirli durumlarda "inceleme yapılmasına gerek olmadığı" yaklaşımının hukuken savunması kolaydır ve Mahkeme tarafından meşru şekilde dile getirilebilir. Bu durum, "diğer şikâyetlerin," farklı olarak formüle edilmesine karşın, birbirleriyle bağlantılı olduğu ve davada incelenmiş olan şikâyet(ler) ile örtüştüğü hallerde geçerlidir. Bu şikâyetlerin örtüşmesinin nedeni aynı olgusal arka planı paylaşmaları ya da Sözleşme’nin birbiriyle bağlantılı hükümlerine ilişkin olmalarıdır. Bir ya da başka türün örtüşmesi, Mahkeme’nin bu tür şikâyetleri aynı hukuki soruna yol açan ve söz konusu konu halihazırda olgusal ya da hukuki bir açıdan incelendikten sonra, farklı bir açıdan daha yeniden incelemeyi gerektirmeyen şikâyetler olarak ele almasına imkan verir ve hatta bunu gerektirir.
13. Şikâyetlerin "olgusal örtüşmesi" Mahkeme’yi, temel olarak aynı şikâyetten ibaret olan şeyi yeniden incelememesinin daha pragmatik ve bu anlamda haklı olacağı ve bu incelememe halinin başvuranın ya da Sözleşme hukukunun gelişmesinin zararına olmayacağı yönüne karar almaya sevk edebilir.
Mahkeme, bu "olgusal örtüşmeyi" ortaya koymak için çeşitli teknikler ve bu "olgusal örtüşmeyi" tanımlamak için çeşitli sözcük seçimi kullanır. Bu teknik ve sözcük seçimleri o kadar çeşitlidir ki, bunların herhangi bir tipoloji olarak düzenlemek imkânsız değilse de son derece zor olacaktır. Sonsuz çeşitlilik arasında son derece yeni örneklerden bir demet sunmak istiyorum. Dareskizb Ltd. - Ermenistan kararında (no. 61737/08, 93. paragraf, 21 Eylül 2021, henüz kesinleşmiş değil) 6. maddenin 1. fıkrası kapsamında başvuru sahibi şirketin mahkemeye erişiminin engellendiğini tespit eden Mahkeme bu davada, söz konusu mahkemenin kompozisyonu bakımından Sözleşme’nin ihlal edilip edilmediğini incelemenin "gerekli olmadığına" karar vermiştir. Bir çocuğun velayet duruşmalarında dinlenilme hakkı ve çocuğun menfaatlerinin korunması için mahkeme tarafından vasi atanması gereği hakkındaki C. - Hırvatistan kararında (no. 80117/17, 81. paragraf, 8 Ekim 2020) Mahkeme, kusurlu temsilin yanı sıra başvuranın duruşmalara gerektiği şekilde katılamaması ve başvuranın görüşlerinin duruşmalarda dinlenmemesinin, söz konusu davada karar verme sürecini telafi edilemez şekilde baltaladığına ve "herhangi bir hazırlık ya da uyum sağlama süresi olmaksızın velayeti babaya verme kararının alınmasıyla başvuranın en iyi çıkarlarının gerektiği şekilde değerlendirilip değerlendirilmediğinin ya da bu kararın uygulanmasının 8. maddeye uygun olup olmadığının incelenmesi ... gereğini" ortadan kaldırdığına karar vermiştir.
14. "Hukuki örtüşmenin" tipik bir örneği, görünüşe göre farklı şikâyetlerin birbirleriyle bağlantılı olmasıdır; böyle bir durumda Mahkemeden, Sözleşme’nin iki farklı hükmü uyarınca aynı olgusal durumu değerlendirmesi talep edilir. Bu hükümlerden biri, diğerini en azından kısmen kapsar (ya da içine alır); söz gelimi 6. maddenin 1. fıkrası ve 1. madde uyarınca, sırasıyla özel kanun ve genel kanun ya da 11 madde özel kanun ve 10. madde genel kanun. Eğer Sözleşmenin özel hükmünün ihlali tespit edilirse aynı konunun genel hüküm açısından yeniden incelenmesi normalde gereksiz olacaktır.
15. Bu kendi kendini kısıtlayıcı yola başvurup başvurmamaya karar verme konusunda Mahkeme’nin, dar olmayan bir takdir yetkisi bulunuyor. Örtüşen şikâyetlerin ikinci, üçüncü, vb.nin incelenmeden bırakıldığı içtihatlar bolca bulunur.
Bu tür davalarda "inceleme yapılmasına gerek olmadığı" formülü, tam da dediği şeyi kasteder. Mahkeme’nin belirli şikâyetleri incelemeye karar verme yaklaşımını ve bu kararın arkasında yatan nedenleri yeterli şekilde temsil ettiğinden dolayı yanıltıcı ya da aldatıcı değildir.
16. Benzer şekilde "inceleme yapılmasına gerek olmadığı" formülü, başvuranların şikâyetlerinin incelenmesinin açık şekilde incelenmeye layık olduğu durumlarda da kullanılmıştır.
Bu formülün kullanıldığı tüm davalar kabaca üç kategoriye girmektedir.
17. Birinci kategori, başvuranın 18. madde kapsamında şikâyette bulunduğu siyasal açıdan hassas davalardır. Bir Sözleşme hükmünün ihlal edildiğini bulan Mahkeme, söz konusu ihlalin "gizli bir ajandadan" kaynaklanıp kaynaklanmadığını incelemeyi "gerekli görmeyebilir." Bu sorunun yanıtı olumlu ise (çoğu zaman bu çok barizdir) bu, 18. maddenin ihlalinin resmen tespitini tetikleyebilir. Bu, Mahkeme’nin Sözleşme’nin bir değil, birkaç hükmünün ihlal edildiği durumlarda daha fazla geçerlidir.
Başvuranların 18. madde kapsamındaki sağlam temellere dayanan şikâyetlerini inceleme konusunda bu tür esef verici aşırı isteksizlik örneklerinden biri (aslında bunlardan çok var), Kasparov ve Diğerleri - Rusya (no. 2) (no. 51988/07, 13 Aralık 2016) davasıdır; bu davada Mahkeme 5. maddenin 1. fıkrasının, 6. maddenin 1. fıkrasının ve 11. maddenin ihlalini bulmuş ve bu ihlallerin "[başvuranları] ve diğerlerini ... aktif şekilde muhalif siyasete girme konusunda önleyici ve cesaret kırıcı etkiye sahip olduğu" değerlendirmesinde bulunmuştur. Sonra Mahkeme frene basmıştır. "Bunu dikkate alarak" "...18. maddenin ihlal edilip edilmediğini incelemenin gerekli olmadığı" (55. paragraf) sonucuna varmıştır.
Bu tür kaçınmacı kararlar, Rusya ve Türkiye aleyhine açılan bazı siyasal açıdan hassas davalarda alınmıştır. Türkiye’ye (somut davada da davalı Devlet olan) karşı açılan davalara örnek olarak Şahin Alpay - Türkiye (no. 16538/17, 20 Mart 2018), Mehmet Hasan Altan - Türkiye (no. 13237/17, 20 Mart 2018) ve Atilla Taş - Türkiye (no. 72/17, 19 Ocak 2021) davaları verilebilir. Bu yaklaşıma karşı olduğumu, Sabuncu - Türkiye (no. 23199/17, 10 Kasım 2020) ve Ahmet Hüsrev Altan - Türkiye (no. 13252/17, 13 Nisan 2021) kararlarındaki kısmı ayrık görüşümde net şekilde dile getirdim.
Ancak burada bu konuya kapsayıcılık açısından değinilmektedir. Somut davada başvuranlar 18. madde kapsamında şikâyette bulunmamıştır. Dolayısıyla bu "hak etmeyen" şikâyetler kategorisi bir kenara konabilir.
18. Mahkeme’nin uygun biçimde doğrulanmış şikâyetleri inceleme konusundaki gönülsüzlüğünün ikinci kategorisi, daha dünyevi bir mahiyete sahip olan, yani 19 maddenin yasakladığı gizli siyasal niyet iddialarıyla ilişkili olmayan davalardır. Bunlar, şikâyetlerin incelenmemesinin, "olgusal" ya da " hukuki örtüşmeyle" gerekçelendirilmediği durumlardır. Bunların incelenmemesinin nedeni, Mahkeme’nin benimsediği yol konusunda herhangi bir neden sunmaksızın (en azından açık şekilde) ve çoğu zaman herhangi bir meşru neden söz konusu olmaksızın bu yönde karar vermesidir. Mahkeme’nin buna gerekçesi, başvuranın şikâyetlerinin bazılarını hâlihazırda incelemiş (ve genellikle bazı Sözleşme hükümlerinin ihlallerinin tespit etmiş) olması ve dolayısıyla açıkça söylemek gerekirse bununla iktifa edilmesi gerektiğidir.
Bu tür davalarda kötü şöhretli Câmpeanu formülü kullanılır. Valentin Câmpeanu adına Hukuk Kaynakları Merkezi davasına ([BD], no. 47848/08, 17 Temmuz 2014) atıfta bulunuyorum. Bu karar, söz konusu formüle adını vermiştir, çünkü bu yaklaşım bu kararda pekiştirilmiştir. Bu formüle göre, başvuranların dile getirdiği belirli "ana" hukuki sorunları inceleyen Mahkeme, "geriye kalan" şikâyetleri incelenmeden bırakmaktadır. Bu, bir dişçinin hastasına "Büyük çürüklere dolgu yaptım, o yüzden beni küçük çürüklerle yorma, çünkü bir şekilde hayatta kalırsın" demesi gibidir. "Ana" hukuki soruların incelenmesi görünüşe göre, incelenenlerle ilişkili olmasa bile, diğerlerinin incelenmemesini gerekçelendirmektedir.
Burmych ve Diğerleri çözümü gibi Câmpeanu formülü de, Mahkeme’nin, insan, zaman ve diğer kaynaklarını ekonomik kullanmak zorunda olduğu durumlarda belirli bir pragmatiklikten ve bununla ilişkili yargı politikası değerlendirmelerinden kaynaklanmaktadır. Böyle olsa bile, Burmych ve Diğerleri kararı, hiç kimsenin gerçekten istisnai olduğunu yadsıyamayacağı bir durumda alınmıştır. Bu kararda Mahkeme’nin duruşu en ince ayrıntısına kadar anlatılmıştır. Böylesine açık ve ayrıntılı açıklamanın en hafif izini ne Valentin Câmpeanu adına Hukuk Kaynakları Merkezi kararında ne de Câmpeanu formülünün kullanıldığı, aslında kes-yapıştır yapıldığı diğer kararlarda bulmak mümkündür. Bu formül, kendi kendini gerekçelendirir hale gelmiştir. Burmych ve Diğerleri davasında karşı oy kullanan yedi hâkim, söz konusu kararı, "anlık yargısal rahatlık" (ortak ayrık görüşün 39. paragrafı) adına alınmakla eleştirmiştir. Böyle bir karakterizasyonda doğruluk payı (aslına bakarsanız son derece küçük bir pay) olsa da Burmych ve Diğerleri kararına yönelik söz konusu eleştiriyi en azından o maksatla takip etmeye son derece isteksiz olurdum, çünkü bu meslektaşlarımın iddialarının tersine, o kararın gerçekten "yargısal tutumluluk, yargısal verimlilik ya da Brighton felsefesiyle" ilgisi vardı. Ama bu karakterizasyonun, aslında Câmpeanu türü tespitlere/tespitsizliklere uygulanmasının daha uygun olacağını düşünüyorum. Câmpeanu formülünün arkasında, "anlık yargısal rahatlık" dışında hiçbir şey bulunmamaktadır. Belki çok fazla anlıktır.
Neyse ki Câmpeanu formülü, Mahkeme’nin tüm hâkimleri tarafından normal ve haklı görülebilir bir yargısal uygulama olarak kabul edilmemektedir. Bu bağlamda hâkim Pastor Vilanova’nın Popov ve Diğerleri - Rusya kararındaki (no. 44560/11, 27 Kasım 2018) kısmı ayrık görüşüne, hâkim Bošnjak’ın Petukhov - Ukrayna kararındaki (no. 2) (no. 41216/13, 12 Mart 2019) kısmi ayrık görüşüne ve kendimin bu sonraki davadaki kısmı ayrı görüşüme atıfta bulunmak istiyorum. O yüzden Câmpeanu formülünün bir gün terk edilebileceğine yönelik az da olsa bir umut var. Ama bu da benim hüsnü kuruntum olabilir.
19. Mahkeme’nin belirli kabul edilebilir "diğer" şikâyetleri incelemeye karar verdiği üçüncü dava kategorisi, Mahkeme’nin böyle yapmaya "gerek olmadığı" için, öz kısıtlamasını okuyucuya bir şekilde açıklayacak, kısa ve öz de olsa açık muhakemenin eşlik etmediği için incelememeye karar verdiği kararları içerir. Câmpeanu türü davalardaki "ana hukuki soru" argümanı bile dile getirilmez. Bu, kendi başına inceleme yapılmamasının, gerekçelendirilmesinin imkânsız olduğu anlamına gelmez. Buradaki sorun, Mahkeme’nin bu şikâyetleri incelememe kararının, hâlihazırda incelenmiş olan diğer şikâyetlerle örtüşme yüzünden mi aldığını yoksa bunun Mahkeme’nin buyruğuna mı tabi olduğunu bulmanın okuyucuya kalmış olmasıdır.
Bazen biri, bazen diğeri geçerli olur.
III
20. Burada anlatılan çözümlerle derinlemesine karşılaştırıldığında somut dava, kabul edilebilir şikâyetlerin incelenmesinin sona erdirilmesine yönelik yukarıda anlatılanların hiçbirine uymamaktadır.
Somut davayı, pilot kararların alındığı davalarla ya da son derece istisnai olan Burmych ve Diğerlerini davasındaki olduğu gibi daha önce alınan pilot kararla ilişkili olan davalarla karşılaştırarak başlamak istiyorum. Sonra somut davanın, "diğer" şikâyetlerin incelenmesinin, Mahkeme’nin kendi ifadesiyle "gerekli olmadığı" gerekçesiyle sonlandırıldığı davalarla karşılaştırılmasına geçeceğim. Somut davada başvuranlar 18. madde kapsamında şikâyette bulunmadığı için bu maddeye ilişkin davaları bir kenara ayıracağım. Bununla birlikte diğer iki kategori olan ikinci ve üçüncü kategoriler bir-iki cümle değerlendirmeyi hak ediyor. Bunun sonrasındaysa somut davanın, "diğer" şikâyetlerin incelenmesinin, "hak etmeyen" şikâyetlerin hâlihazırda incelenmiş olanlarla örtüşmesi yüzünden sonlandırıldığı davalarla benzerliğinin olup olmadığına bakacağım.
21. Öncelikle belirtmek gerekir ki, somut karar bir pilot karar değildir. Mahkeme’nin tespit ettiği ve davalı Devletin yerel düzeyde durumu düzeltmek için genel tedbirler aldığı ve söz konusu şikâyetlerin incelenmesinin, bu tedbirlerin alınmasına kadar ertelendiği herhangi bir sistemik (yapısal) sorundan bahsetmemektedir; Mahkeme sadece bu şikâyetleri incelemeyi reddetmiştir.
Ayrıca somut davada incelenmeden bırakılan şikâyetler, davalı Hükûmet’e henüz iletilmemiş olanlar değildir. Şikâyetler gerektiği şekilde iletilmiştir; bu yüzden bu karar bir pilot karar olsa bile Mahkeme’nin, bu şikâyetleri normal usule göre incelemeye devam etmesi gerekirdi. Çünkü pilot karardaki erteleme, tam da o davada ibraz edilenler değil, "benzer" başvuruların dile getirdiği şikâyetler açısından uygulanabilirdir.
22. Somut dava daha önce alınan bir pilot kararla da ilişkili değildir. Mahkeme’nin sağlam dayanakları olan başvuruları incelenmeden bırakma kararının temellendirilmesinde, kararın 98. paragrafta öngörüldüğü üzere, Selahattin Demirtaş - Türkiye (no. 2) ([BD], no. 14305/17, 22 Aralık 2020), Alparslan Altan - Türkiye (no. 12778/17, 16 Nisan 2019) ve Baş - Türkiye (no. 66448/17, 3 Mart 2020) kararlarına, şikâyetlerin ortaya koyduğu hukuki sorunların "büyük ölçüde ele alındığı" kararlar olarak atıfta bulunulmaktadır. Bu doğrudur. Ama "büyük ölçüde" "hepsi" anlamına gelmemektedir. Dahası "ele alınmıştır" ifadesi sistemik (yapısal) bir sorunun tespit edildiğine işaret etmemektedir. Tüm bunlara ek olarak "hukuki sorunlar," somut davanın yüzlerce başvuranın şikâyetlerinin temelinde olan "olgusal sorunları" içermemektedir. Çünkü bu başvuranlar Mahkeme’ye, bazı "hukuki sorunlar" "ele alınsın diye başvurmadı, yerel makamlarla olan "olgusal sorunlarının" çözüme kavuşturulması için başvurdu.
23. İkinci olarak somut dava, Burmych ve Diğerleri türünde bir dava değildir. O dava, Mahkeme’nin yaklaşımının, somut davada incelenen (daha doğrusu incelenmeyen) duruma yaklaşımından birçok açıdan farklılık gösteren bir duruma ilişkindi. Burmych ve Diğerleri davasında davalı Devlet’e açık şekilde Mahkeme’nin daha önceki pilot kararını uygulaması emredildi, ama söz konusu Devlet bu emri şu ana kadar yerine getirmemiştir. Somut davada bu türde bir şey söz konusu değildir (ve daha önce verilmiş ilişkili bir pilot karar olmadığı için söz konusu da olamaz). Burmych ve Diğerleri davasında Mahkeme, incelenmeyen başvuruları (ve dolayısıyla Devlet’in bu konuda gösterdiği ilerlemenin denetimini) Bakanlar Komitesi’ne aktarmıştır. Mevcut davada bu türden bir şey söz konusu değildir (ve aynı nedenden dolayı söz konusu olamaz). Burmych ve Diğerleri davasında durumun yeniden değerlendirilmesinin olası olduğu varsayılıyor. Somut kararda buna benzer bir şeye yönelik herhangi bir ima bulunmamaktadır.
Dolayısıyla somut dava ile Burmych ve Diğerleri davası arasında temel bir fark vardır. Burmych ve Diğerleri davası mecazen bir uzvun zorunlu olarak kesildiği ameliyata benzetilebilir; bu ameliyatla hem kişinin hayatı kurtulmakta ve hastane yıkımdan korunmakta hem de kesip çıkarılan uzuv, kötü işlev gösterse de, yeni bir tür protezle değiştirilmekte ve kişiye bir gün cerrahın gelip durumunu tekrar kontrol edeceği sözü verilmektedir. Somut karar ise uzvun kesip çıkarıldığı, ama kaybedilen uzvun yerine herhangi bir şeyin konulmadığı ve cerrahın hastayı onu yaraladığı iddia edilen kişinin tedavi uygulaması için eve gönderdiği ve hastaneyi içeriden kapattığı ve ona elveda dediği ameliyata daha çok benzemektedir.
24. Dahası, yukarıda bahsedildiği üzere, Burmych ve Diğerleri davasında incelenmesi gerekmeyen şikâyetlerden bahsedilmemektedir. Somut davanın tersine "inceleme yapılmasına gerek olmadığı" formülü o kararda kullanılmamıştır.
25. Son, ama aynı derecede önemli bir husus da Burmych ve Diğerleri davasında başvurular Mahkeme’nin dava listesi kaydından düşürülmüştür. Somut davadaysa kayıttan düşürülmemiş, sadece incelenmeden bırakılmıştır. Somut davada, Burmych ve Diğerleri davasında olduğu gibi, Mahkeme’nin daha genel görevinin güvenceye alınabilmesi için Mahkeme’nin ideal başvuru işleme standartlarından uzaklaşmasına yönelik acil bir ihtiyacın söz konusu olduğuna yönelik çoğunluk görüşüne katılmamak için herhangi bir gerçekçi karşı argüman bulamadığım doğrudur.
26. Bu yüzden 98. paragrafta Burmych ve Diğerleri davasına yapılan son derece yalın ve dolayısıyla niteliksiz olan atfı, somut durumda özellikle uygun olarak görmüyorum. Bu karara atıf yapmak elbette mümkün, ancak bunun daha fazla şartla birlikte, yani sadece durumlar arasındaki benzerlikler değil ("sürekli artan başvuru akışı") aynı zamanda Mahkeme’nin bunlara yaklaşımındaki farklılıkların da değerlendirilmesiyle yapılması gerekir. Yapılan atıf bu haliyle, muhakemeyi güçlendirmek yerine onu zayıflatıyor. Nitekim 2017 tarihli davada kullanılan güvencelerin hiçbiri somut karara dâhil edilmemiştir. "Bu davaya uygulanabildiği ölçüde" ikazı pek faydalı olmuyor. Bu ikaz, sadece bu kararın Burmych ve Diğerleri kararıyla olan tek benzerliğinin, Mahkeme’nin bu kararı gerçekliğin baskısıyla alması olduğunu ve Mahkeme’nin bu kararı Sözleşme’nin uzun vadeli etkinliğini güvence altına alabilmek için herhangi bir seçeneği kalmadıktan sonra alması olduğu gerçeğini gizlemeye yaramaktadır.
27. Öte yandan Burmych ve Diğerleri kararıyla karşılaştırıldığında somut karar, daha fazla başvuran dostudur; nitekim başvuranlar en azından bir cephede kazanmışlardır: ilk tutukluluklarının hukuka aykırılığı nedeniyle 5. maddenin 1. fıkrasının ihlali. Bu, yetmez, ama Burmych ve Diğerleri davasındaki beş başvuran bunu bile almamıştı.
28. Şimdi Mahkeme’nin "diğer" şikâyetlerin incelenmemesini "inceleme yapılmasına gerek olmadığı" formülüne başvurarak temellendirdiği davalara geliyorum.
29. "İnceleme yapılmasına gerek olmadığı" formülünün kullanımına ilişkin yukarıda belirtilen ikinci kategoriye giren davalar bakımından somut dava temelden farklıdır, çünkü bu kararda Câmpeanu formülü kullanılmamaktadır. Aslında bu kararda "ana" hukuki sorunların incelenmediğini ya da incelenmeyen sorunların "ikincil" olarak nitelenebileceğini söylemek pek mümkün değildir.
30. Yukarıda bahsi geçen üçüncü dava kategorisine gelecek olursak bu davalarla somut dava arasındaki fark da temel niteliktedir, çünkü bu kararda "diğer" şikâyetlerin niçin incelenmeden bırakıldığına yönelik bir açıklama yapılmıştır. Bu açıklamanın başvuranlar ve okuyucular tarafından tatmin edici olarak kabul edilip edilmeyeceği aynı bir konudur.
31. Geriye, incelenmeyen şikâyetlerle incelenenler arasında örtüşme olup olmadığının görülmesi kalıyor.
Ancak bu noktayı ele almak zorunda kalmadığından dolayı mutluyum, çünkü hâkim Ranzoni, mutabık görüşünde bunu yapmış durumda. Ranzoni’nin görüşünde şikâyetler arasından herhangi bir örtüşme olmadığı tatmin edici şekilde ortaya konmuştur. Nitekim başvuranların tutukluluğuna yönelik iç hukukta dayanak olmaması nedeniyle 5. maddenin ihlal edildiği tespiti, kendi başına 5. maddenin 1. fıkranın (c) bendinin de ihlal edildiğini ya da böyle bir ihlal olmadığını göstermez.
Bu soruyu yanıtlamak için başvuranların durumunun, 5. maddenin 1. fıkrasının (c) bendi açısından incelenmesi gerekecektir.
IV
32. Özetlemek gerekirse Mahkeme hüküm kısmında buna gerek olmadığını ifade etmişse de somut davada incelenmeden geriye bırakılan şikâyetlerin incelenmesine yönelik açık bir ihtiyaç vardır.
Bu yüzden hüküm kısmının 5. bendinin yanıltıcı olduğunu düşünüyorum.
33. Dahası kıymetli meslektaşımın mutabık görüşünden anlaşılacağı üzere somut davada 5. maddenin 1. fıkrasının (c) bendi kapsamında yapılan şikâyetlerin birkaçından fazlasının, Alparslan Altan - Türkiye ve Baş - Türkiye (her ikisi de yukarıda anılan) davaları gibi davalar ve bu davalardan kaynaklanan şartlar dikkate alındığında son derece sağlam dayanaklara sahip olabileceği varsayılabileceği için bahsi geçen ihtiyaç acil bir ihtiyaçtır. Sadece olasılıklar dengesinde, zorunlu hukuki dayanak olmaksızın kitlesel olarak tutuklanan başvuranların hâkim ve savcılar olduğu hususu da dikkate alınacak olursa, başvuranların en azından bazılarının tutuklulukları için yeterli olgusal dayanağın olmadığı varsayımının tümden anlamsız olmadığı eklemek isterim.
34. Şikâyetlerin en büyük bölümünü incelememe kararı, devasa başvuru seli karşısında Mahkeme’nin kapasitesinin sınırlarının kabulü anlamına geliyor. "Yargı politikasına" yapılan atıf (98. paragraf), şikâyetlerin incelenmemesine, Sözleşme maddelerinin düsturlarına göre değil, gerçeklere göre karar verildiğini gösteriyor; Mahkeme bu şikâyetlerin incelenmesini en az bir on yıl (belki de daha fazla) uzatma ya da (diğer bir çekici olmayan alternatif) en azından aynı Devlet aleyhinde yapılmış sağlam dayanakları olan diğer şikâyetlerin incelenmesini erteleme şeklindeki su götürür lükse sahip olduğunu düşünmedikçe her zamanki hukuki kurumsal ve usuli mekanizmalar bu gerçekler karşısında çaresiz kalmaktadır.
Bu bağlamda, günümüzde Türkiye’de 2016 yılında gerçekleşen darbe girişimi sonrasında yapılan tutuklamalar ve verilen mahkûmiyetler konusunda bu Devlet’e karşı derdest binlerce dava bulunduğundan bahsetmek gerek. Her hafta bu başvuruların sayısı büyük artışlar gösteriyor. Aslında Mahkeme, bu olaylara ilişkin dava seli altında kalmıştır. Bu tsunamiye ek olarak bir de Türkiye aleyhine açılan bu olaylarla ilgili olmayan ve daha büyük olan bir dava havuzu bulunuyor.
35. Bu şartlarda zaman, emek ve diğer kaynakların çoğunu tüketen şikâyetleri incelememe kararı biricik pragmatik çıkış yoludur. Bu yaklaşım, tamamen hukuki bakış açısından tatmin edici ve savunulması kolay değildir. Ama gerçeklere atıfta bulunarak bir açıklama yapılabilir. Bu karar, yargısal bir buyruk değildir. Bunun açıklaması kararın 98. paragrafında yapılmıştır. Paragrafın sonunda uygun şekilde Mahkeme’nin, "başvuranların 5. madde kapsamındaki geriye kalan şikâyetlerini incelememeye karar verdiği" (vurgular bana ait) ve kararın davanın "istisnai bağlamında" alındığı ifade edilmektedir. "Geriye kalan" incelenmeye layık olmayan şikâyetler ("incelenmeye gerek olmadığı") hakkında en ufak bir ipucu verilmemektedir; sadece Mahkeme’nin genel uzun vadeli misyonunun güvence altına alınmasına yönelik ihtiyaç karşısında bu incelemenin pratik ve uygun olmayacağı isteksizce kabul edilmektedir. Bu bir yerindelik temelli gerekçelendirmedir; tamamen hukuki anlamında ve hatta ahlaki anlamda dört başı mamur bir gerekçelendirme değildir, ama yine de tüm alternatiflerin daha kötü olduğu bir ortamda nahoş ve zorla içeri giren seçime yönelik belirli düzeyde bir gerekçe sunmaktadır. Daha önce ortaya konduğu üzere Burmych ve Diğerleri kararından bu yana yargı politikası değerlendirmeleri, Mahkeme’nin belirli sıra dışı şartlarda bazı şikâyetleri incelemeden bırakma kararına yönelik ilke olarak belirli düzeyde temellendirme ve bu anlamdan belirli düzeyde gerekçelendirme sağlamaktadır. Bu karar, normal şartlarda uygulanmayan, ama Mahkeme’nin içtihatlarına yerleşmiş olan bu metodolojik ilkenin uygulanmasıdır.
36. 98. paragrafta yapılan açıklama ne olursa olsun hüküm kısmının 5. bendinde kullanılan "inceleme yapılmasına gerek olmadığı" formülü, bu kararı neredeyse mahvetmektedir. Hüküm kısmının tespitlerinin, bunlara ilişkin yürütülen muhakemeyle birlikte okunmalıdır. Ama bu tespit, 98. paragrafta yapılan açıklamaya ne lafzen ne de ruhen karşılık gelmektedir. İşte bu yüzden "geriye kalan" şikâyetlerin incelenmemesi kararının sonucuna katılmakla birlikte bu bendin aleyhine oy kullandım.
37. Anlaşılan o ki, Daire standart formülü (daha önce gösterildiği üzere bir dizi davada aşırı şekilde ayrım gözetmeksizin kullanılan) almış ve bu formülü daha önce hiç kimsenin görmediği şekilde en standart olmayan duruma uygulamış.
Nitekim Mahkeme’nin somut davada karşı karşıya kaldığı durum beklenmedik bir durumdur. Dolayısıyla beklenmedik bir çözümü gerektiriyor. Normalde kullanılan araçlar burada işe yaramaz. Bu durum 98. paragrafta açıklanmış ve hüküm kısmının 5. bendinde terk edilmiştir. Ama karar alındığında muhakeme kısımlarının paragrafları yerine hüküm kısmının bentleri oya sunulmaktadır.
Dört yıl önce Büyük Daire, Burmych ve Diğerleri kararının hüküm kısmında durumun istisnailiğine atıfta bulunma konusunda yeterli bir yol bulmuş olmasına karşın Daire’nin, somut kararın hüküm kısmının 5. bendini formülleştirirken Büyük Daire’yi niçin örnek almadığını merak etmekten kendimi alamıyorum.
V
38. Bazı kişilerin, çok sayıda başvuranın çok sayıda şikâyetinin incelenmesinin reddedildiği bu kararı, bir üye Devlet’in Sözleşme’yi kitlesel olarak ihlal etme sorumluluğundan kaçabileceğine, çünkü söz konusu Devlet aleyhine şikâyet seli altında kalan Mahkeme’nin bu şikâyetlerle başa çıkamayacağı ve bunları incelememeye karar vereceğine yönelik bir işaret olarak yorumlaması riski vardır.
Doğrusunu söylemek gerekirse eğer bir rejim haydutlaşmaya karar verirse bunu büyük çapta yapmalıdır. Eğer "büyük oynayarak" sorumluluktan kaçmak mümkünse denememek için bir neden yok.
39. Son dönemde Mahkeme, açık biçimde "tıkanmış, doymuş ve boğulmuş" hale gelmesine neden olmayı ve "operasyonların felç etmeyi" amaçlayan, başvuru sayısının büyük oranda artırmaya yönelik bir girişimle uğraşmak zorunda kalmıştır (Zambrano - Fransa kararı (k.k.), no. 41994/21, 36. paragraf, 21 Eylül 2021). Söz konusu davada, Mahkeme’yi bir başvuru seli altında bırakarak felce uğratma stratejisi takip eden başvuranların başvuru hakkını kötüye kullandığı kaydedilmiştir.
40. Ama benzer bir stratejiyi, amaçları ne olursa olsun bir grup başvuran değil de, Sözleşme’den doğan yükümlülüklerinden kaçmaya çalışan bir üye Devlet’in Hükûmet’i uyguluyorsa ne olacak?
Bu soru geçerliliğini koruyor ve çok daha ilgili hale geldi: bu davada benimsenen yol, giderek artan sayıdaki davada da benimsenir mi? Bu tür durumlar artık "istisnai" kabul edilmeden önce bu kaç kez yaşanır?
41. Sonuç olarak Mahkeme’nin somut davada karşı karşıya kaldığı durum, uygulanabilir tüm standartlara göre gerçekten beklenmedik ve istisnaidir ve şu ana kadar en iyisi (ya da en kötüsüyle) sadece Burmych ve Diğerleri davasıyla karşılaştırılabilir. Ancak benzer bir istisnailik ilke olarak "tekrarlanabilir." Dolayısıyla bu istisna duruma ek olarak başkaları da olabileceği için bir hukuki yol ya da güvence ya da karşı denge de bulunmalı ve uygulanmalıdır. Söz konusu hukuki yol ya da güvence ya da karşı dengenin yargısal nitelikte olamayacağını ve olmaması gerektiğini söylemeye gerek yoktur.
Bu anlamda hâkim Koskelo’nun "Bu konuda varılabilecek ek sonuçlar diğer kurumların değerlendirmesine girmektedir" değerlendirmesine tamamen katılıyorum.
VI
42. Hâkim Koskelo’nun Türk hukukunda somut davada başvuranların işledikleri iddia edilen suçları "kişisel suçlar" olarak kategorize etmesinin su götürür olduğu şeklindeki yorumuna katılıyorum. Bir yandan hâkim ve savcıların yasa dışı bir örgütün hiyerarşisinden talimatlar aldıkları iddiası ile diğer yandan bu hâkim ve savcıların söz konusu örgüte üyelik iddiasının "kişisel suç" olarak nitelenmesi arasındaki çelişki çarpıcıdır. Gerçekten de "bu davaların özel şartlarında, iç hukukun bu şekilde yorumlanması, makul da değildir, Sözleşme’nin öngörülebilirlik ve hukuki belirlilik şartlarıyla tutarlı da değildir."
43. Bu bağlamda, Baş davasında (yukarıda anılan) üyesi olduğum Daire, "başvuranın iddia olunan davranışının hangi suç kategorisine girdiğini belirleme görevinin Mahkeme’ye ait değildir" (158. paragraf) dediğinde daha eleştirel olmam gerektiğini kabul ediyorum.
Belki de bu görev Mahkeme’ye aittir. En azından bu ifadeye, uygun bir şart ibaresi eklenmeliydi.
44. Son olarak bu fırsattan istifade ederek Baş davasındaki, Sayın Baş’ın soruşturma dosyasına erişiminin engellenmesi ve sulh ceza hâkimliklerinin bağımsız ve tarafsız olmadığı iddiası gibi 5. maddenin 4. fıkrası uyarınca dile getirilen diğer bazı şikâyetleri de bugün olsa daha farklı değerlendireceğimi kabul ettiğimi söylemek istiyorum.
Elbette ki bu itiraf sonradan yapılmıştır, ama yine belirli oranda teselli sağlamaktadır.
Sıra No
Başvuru
numarası
Dosya adı
Başvuru tarihi
Başvuran/
Doğum yılı
Temsilcisi
Tutuklanma tarihinde başvuranın mesleği
1.
75805/16
Turan v. Turkey
24/11/2016
Ersin TURAN
1983
Bilal Eren MASKAN
Düz hâkim veya savcı
2.
75794/16
Demirtaş v. Turkey
30/11/2016
Hasan DEMİRTAŞ
1989
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
3.
6556/17
Kaşıkçı v. Turkey
20/01/2017
Muhammet Ali KAŞIKÇI
1979
Gülşen ZENGİN
Düz hâkim veya savcı
4.
11888/17
Küçük v. Turkey
06/01/2017
Bekir KÜÇÜK
1974
Sariye YEŞİL TOZKOPARAN
Düz hâkim veya savcı
5.
12991/17
Erel v. Turkey
04/01/2017
Kemalettin EREL
1972
Karar Koray ATAK
Düz hâkim veya savcı
6.
13875/17
Polater v. Turkey
09/01/2017
Yusuf Ziya POLATER
1983
İsmail GÜLER
Düz hâkim veya savcı
7.
14126/17
Çetin v. Turkey
06/01/2017
İlker ÇETİN
1970
Semih ERKEN
Düz hâkim veya savcı
8.
15011/17
Ulupınar v. Turkey
02/02/2017
Aziz ULUPINAR
1982
Rukiye COŞGUN
Düz hâkim veya savcı
9.
15048/17
Karademir v. Turkey
19/01/2017
Mehmet KARADEMİR
1971
Karar Koray ATAK
Düz hâkim veya savcı
10.
15066/17
Kılınç v. Turkey
16/01/2017
Bahadır KILINÇ
1972
Hanife Ruveyda KILINÇ
Düz hâkim veya savcı
11.
15098/17
Altıntaş v. Turkey
02/02/2017
Yusuf ALTINTAŞ
1975
Rukiye COŞGUN
Düz hâkim veya savcı
12.
15124/17
Ulupınar v. Turkey
19/01/2017
Atilla ULUPINAR
1968
Pınar BAŞBUĞA
Düz hâkim veya savcı
13.
15290/17
Dalkılıç v. Turkey
17/01/2017
Erdem DALKILIÇ
1978
Elvan BAĞ CANBAZ
Düz hâkim veya savcı
14.
15494/17
Hamurcu v. Turkey
16/01/2017
Bayram HAMURCU
1989
Zehra KILIÇ
Düz hâkim veya savcı
15.
28551/17
Cihangiroğlu v. Turkey
29/03/2017
Bircan CİHANGİROĞLU
1973
Mehmet Fatih İÇER
Düz hâkim veya savcı
16.
28570/17
Miralay v. Turkey
16/01/2017
Necati MİRALAY
1980
Metin GÜÇLÜ
Düz hâkim veya savcı
17.
29073/17
Mercan v. Turkey
05/06/2018
Halil MERCAN
1985
İhsan MAKAS
Düz hâkim veya savcı
18.
31217/17
Efe v. Turkey
22/03/2017
Metin EFE
1976
Merve Elif GÜRACAR
Düz hâkim veya savcı
19.
33987/17
Kayı v. Turkey
17/01/2017
Halil İbrahim KAYI- 1974
Rıza ALBAY
Düz hâkim veya savcı
20.
34014/17
Kılıç v. Turkey
24/03/2017
Erdal KILIÇ
1974
Tufan YILMAZ
Düz hâkim veya savcı
21.
34028/17
Yılmaz v. Turkey
23/03/2017
Serdar YILMAZ
1983
Tufan YILMAZ
Düz hâkim veya savcı
22.
34357/17
Gündüz v. Turkey
18/04/2017
Kasım GÜNDÜZ
1990
Elif Nurbanu OR
Düz hâkim veya savcı
23.
36845/17
Ağrı v. Turkey
10/01/2017
Uğur AĞRI
1978
Yasemin BAL
Düz hâkim veya savcı
24.
39593/17
Köksal v. Turkey
22/03/2017
Mustafa KÖKSAL
1978
Emre AKARYILDIZ
Düz hâkim veya savcı
25.
40053/17
Gölyeri v. Turkey
16/05/2017
Murat GÖLYERI
1980
Merve Elif GÜRACAR
Düz hâkim veya savcı
26.
40097/17
Çokmutlu v. Turkey
05/05/2017
Metin ÇOKMUTLU
1983
Arife ASLAN
Düz hâkim veya savcı
27.
40277/17
Evren v. Turkey
28/03/2017
Enver EVREN
1977
Fatih DÖNMEZ
Düz hâkim veya savcı
28.
40565/17
Özen v. Turkey
15/03/2017
Gökhan ÖZEN
1988
Mustafa TEMEL
Düz hâkim veya savcı
29.
40937/17
Kaya v. Turkey
27/02/2017
Ömer KAYA
1980
Merve Elif GÜRACAR
Düz hâkim veya savcı
30.
41286/17
Aydoğmuş v. Turkey
31/03/2017
Tahir AYDOĞMUŞ
1981
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
31.
41525/17
Özkan v. Turkey
13/04/2017
Mustafa ÖZKAN
1983
Osman BAŞER
Düz hâkim veya savcı
32.
41770/17
Örer v. Turkey
07/04/2017
Vedat ÖRER
1973
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
33.
41772/17
Tosun v. Turkey
29/12/2016
Tahsin TOSUN
1980
İhsan MAKAS
Düz hâkim veya savcı
34.
41886/17
Alkan v. Turkey
06/04/2017
Gökhan ALKAN
1989
Fatma Aybike ÇINARGİL ŞAN
Düz hâkim veya savcı
35.
42314/17
Tosun v. Turkey
18/04/2017
Kenan TOSUN
1987
İhsan MAKAS
Düz hâkim veya savcı
36.
43668/17
Teke v. Turkey
20/03/2017
Hasan Ali TEKE
1988
Sultan TEKE SOYDİNÇ
Düz hâkim veya savcı
37.
43681/17
Koçak v. Turkey
03/04/2017
ÇETİN KOÇAK
1980
Arzu BEYAZIT
Düz hâkim veya savcı
38.
43710/17
Deliveli v. Turkey
31/03/2017
Hasan DELİVELİ
1978
Emre AKARYILDIZ
Düz hâkim veya savcı
39.
43715/17
Aydın v. Turkey
04/04/2017
Zafer AYDIN
1980
Emre AKARYILDIZ
Düz hâkim veya savcı
40.
43733/17
Şam v. Turkey
09/05/2017
Abdullah ŞAM
1981
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
41.
43753/17
Eken v. Turkey
09/05/2017
İsmail EKEN
1976
Murat EKEN
Düz hâkim veya savcı
42.
44833/17
Yalvaç v. Turkey
02/05/2017
İbrahim YALVAÇ
1988
Arife ASLAN
Düz hâkim veya savcı
43.
44867/17
Güvenç v. Turkey
24/05/2017
İsmail GÜVENÇ
1985
Cahit ÇİFTÇİ
Düz hâkim veya savcı
44.
44881/17
Kızıl v. Turkey
22/05/2017
Bahtiyar KIZIL
1986
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
45.
44907/17
Yalım v. Turkey
03/05/2017
Cemalettin YALIM
1971
Hasan Celil GÜNENÇ
Düz hâkim veya savcı
46.
45079/17
Danış v. Turkey
11/04/2017
Muhammed Arif DANIŞ
1986
Cahit ÇİFTÇİ
Düz hâkim veya savcı
47.
45080/17
Akgül v. Turkey
04/05/2017
Mustafa AKGÜL
1973
Kürşat Orhan ŞIMŞEK
Düz hâkim veya savcı
48.
45129/17
Bahadır v. Turkey
23/06/2017
Mehmet BAHADIR
1976
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
49.
46907/17
Kurşun v. Turkey
20/02/2017
Ömer Faruk KURŞUN
1977
Mehmet ARI (avukat değil)
Düz hâkim veya savcı
50.
46938/17
Tufanoğlu v. Turkey
23/03/2017
İshak TUFANOĞLU
1987
Regaip DEMİR
Düz hâkim veya savcı
51.
47039/17
Acar v. Turkey
22/03/2017
Gürcan ACAR
1966
Tufan YILMAZ
Düz hâkim veya savcı
52.
47043/17
Güven v. Turkey
24/03/2017
Saban GÜVEN
1975
Tufan YILMAZ
Düz hâkim veya savcı
53.
47050/17
Toptaş v. Turkey
16/03/2017
Sungur Alp TOPTAŞ
1991
Sultan TEKE SOYDINÇ
Düz hâkim veya savcı
54.
48156/17
Demir v. Turkey
04/05/2017
Şenol DEMİR
1979
Rukiye COŞGUN
Düz hâkim veya savcı
55.
48162/17
Özgeci v. Turkey
08/05/2017
Erhan ÖZGECİ
1981
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
56.
48592/17
Kaya v. Turkey
04/05/2017
Osman KAYA
1983
Özcan DUYGULU
Düz hâkim veya savcı
57.
48704/17
Atça v. Turkey
29/03/2017
Zekeriya ATÇA
1980
Ahmet KARAHAN
Düz hâkim veya savcı
58.
48724/17
Şenkal v. Turkey
28/03/2017
Yılmaz ŞENKAL
1969
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
59.
48755/17
Çetin v. Turkey
08/05/2017
Sadi ÇETİN
1984
Muhammed ÇETİN
Düz hâkim veya savcı
60.
48776/17
Genç v. Turkey
08/05/2017
Durmuş Ali GENÇ
1970
Rukiye COŞGUN
Düz hâkim veya savcı
61.
48803/17
Türkmen v. Turkey
08/05/2017
Ali TÜRKMEN
1982
Nilgün ARI
Düz hâkim veya savcı
62.
49227/17
Berber v. Turkey
16/06/2017
İdris BERBER
1977
Mehmet Fatih İÇER
Düz hâkim veya savcı
63.
49233/17
Öğütalan v. Turkey
24/03/2017
Ersin ÖĞÜTALAN
1987
Sefanur BOZGÖZ
Düz hâkim veya savcı
64.
49455/17
Uluca v. Turkey
28/03/2017
İhsan ULUCA
1966
Uğur ALTUN
Düz hâkim veya savcı
65.
49468/17
Aydemir v. Turkey
04/05/2017
Şinasi Levent AYDEMİR
1981
Necati TORUN
Düz hâkim veya savcı
66.
49509/17
Salman v. Turkey
09/05/2017
Oğuz SALMAN
1976
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
67.
49880/17
Atlı v. Turkey
31/03/2017
Ragıp ATLI
1974
Zülküf ARSLAN
Düz hâkim veya savcı
68.
49902/17
Kurt v. Turkey
22/03/2017
Levent KURT
1969
Düz hâkim veya savcı
69.
52776/17
Ölmez v. Turkey
14/03/2018
Hayati ÖLMEZ
1980
Rukiye COŞGUN
Düz hâkim veya savcı
70.
54540/17
Beydili v. Turkey
14/07/2017
Hasan BEYDİLİ
1983
İmdat BERKSOY
Düz hâkim veya savcı
71.
54553/17
Aras v. Turkey
21/07/2017
Yunus ARAS
1988
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
72.
54899/17
Kökçam v. Turkey
20/02/2017
Mustafa KÖKÇAM
1961
Ahmet Faruk ACAR
Danıştay Üyesi
73.
55003/17
Çağlar v. Turkey
26/05/2017
Sait ÇAĞLAR
1970
Fatma Zarife TUNÇ
Düz hâkim veya savcı
74.
55057/17
Var v. Turkey
19/04/2017
Selim VAR
1976
Tufan YILMAZ
Düz hâkim veya savcı
75.
58516/17
Giden v. Turkey
03/02/2017
Yıldıray GİDEN
1983
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
76.
59572/17
Özgelen v. Turkey
11/04/2017
Mustafa Safa ÖZGELEN
1964
Elif Nurbanu OR
Düz hâkim veya savcı
77.
60292/17
Doğan v. Turkey
03/02/2017
Mustafa DOĞAN
1980
Mehmet ÇAVDAR
Düz hâkim veya savcı
78.
60302/17
Karslı v. Turkey
08/02/2017
Hacı Serhat KARSLI
1983
Cahit ÇİFTÇİ
Düz hâkim veya savcı
79.
60326/17
Altun v. Turkey
10/01/2017
Hakan ALTUN
1976
Tufan YILMAZ
Düz hâkim veya savcı
80.
60387/17
Hotalak v. Turkey
24/06/2017
Yusuf HOTALAK
1985
Harun IŞIK
Düz hâkim veya savcı
81.
61123/17
Öztürk v. Turkey
14/08/2017
Burhanettin ÖZTÜRK-1975
Şeyma GÜNEŞ
Düz hâkim veya savcı
82.
61232/17
Gürkan v. Turkey
19/06/2017
Şeref GÜRKAN
1972
Önder ÖZDERYOL
Düz hâkim veya savcı
83.
61417/17
Topal v. Turkey
23/05/2017
Orhan Birkan TOPAL
1981
Esin TOPAL
Düz hâkim veya savcı
84.
61467/17
Hazar v. Turkey
22/05/2017
Zafer HAZAR
1974
Merve Elif GÜRACAR
Düz hâkim veya savcı
85.
61547/17
Günay v. Turkey
20/06/2017
Hüseyin GÜNAY
1972
Fatma HACIPAŞALIOĞLU
Düz hâkim veya savcı
86.
62174/17
Coşgun v. Turkey
12/05/2017
Mehmet COŞGUN
1980
Rukiye COŞGUN
Düz hâkim veya savcı
87.
62633/17
Kundakçı v. Turkey
30/06/2017
Mesut KUNDAKÇI
1969
Hüseyin AYGÜN
Düz hâkim veya savcı
88.
62638/17
Karanfil v. Turkey
30/06/2017
Vecdi KARANFİL
1969
Hüseyin AYGÜN
Düz hâkim veya savcı
89.
62656/17
Çengil v. Turkey
30/01/2017
Birol ÇENGİL
1966
Osman ÇENGİL
Düz hâkim veya savcı
90.
62721/17
Şahin v. Turkey
02/02/2017
Murat ŞAHİN
1988
Düz hâkim veya savcı
91.
62723/17
Bozkurt v. Turkey
13/02/2017
Hüseyin BOZKURT
1977
Muhterem SAYAN
Düz hâkim veya savcı
92.
62741/17
Canavcı v. Turkey
26/01/2017
Mehmet Ali CANAVCI
1978
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
93.
62761/17
Polat v. Turkey
19/05/2017
Engin POLAT
1987
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
94.
62891/17
Ekinci v. Turkey
09/06/2017
Hüseyin EKİNCİ
1969
Elkan ALBAYRAK
Düz hâkim veya savcı
95.
62896/17
Ekinci v. Turkey
09/05/2017
Fatih EKİNCİ
1983
Beyza Esma TUNA
Düz hâkim veya savcı
96.
62906/17
Erol v. Turkey
10/05/2017
Muhammed Akif EROL
1970
Hasan Hüseyin EROL
Düz hâkim veya savcı
97.
63234/17
Uzunel v. Turkey
08/06/2017
Enes UZUNEL
1986
Cahit ÇİFTÇİ
Düz hâkim veya savcı
98.
63607/17
Günay v. Turkey
08/06/2017
Mehmet GÜNAY
1978
Meryem GÜNAY
Düz hâkim veya savcı
99.
63610/17
Söyler v. Turkey
29/05/2017
Serdar SÖYLER
1984
Hüseyin YILDIZ
Düz hâkim veya savcı
100.
63611/17
Can v. Turkey
27/05/2017
Fatih CAN
1977
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
101.
63621/17
Boztepe v. Turkey
25/05/2017
Ramazan BOZTEPE-1972
Merve Elif GÜRACAR
Düz hâkim veya savcı
102.
63708/17
Yıldız v. Turkey
30/05/2017
Enes YILDIZ
1988
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
103.
63718/17
Genç v. Turkey
01/06/2017
Yunus GENÇ
1975
Beyza Esma TUNA
Düz hâkim veya savcı
104.
63827/17
Şimşek v. Turkey
02/06/2017
Kemal ŞİMŞEK
1980
Muzaffer Derya ÇALIŞKAN
Düz hâkim veya savcı
105.
64036/17
Buyuran v. Turkey
04/07/2017
Hasan Gazi BUYURAN
1969
İhsan MAKAS
Düz hâkim veya savcı
106.
64499/17
Yıldırım v. Turkey
13/07/2017
Resül YILDIRIM
1969
Enes Bahadır BAŞKÖY
Düz hâkim veya savcı
107.
64545/17
Akbaş v. Turkey
18/04/2017
Talat AKBAŞ
1970
Hamit AKBAŞ
Düz hâkim veya savcı
108.
66287/17
Erdurmaz v. Turkey
18/03/2017
Sertkan ERDURMAZ
1983
Tufan YILMAZ
Düz hâkim veya savcı
109.
66475/17
Kaya v. Turkey
26/05/2017
Tayfun KAYA
1973
Mehmet KAYA
Düz hâkim veya savcı
110.
66705/17
Reçber v. Turkey
24/05/2017
Suat REÇBER
1978
İhsan MAKAS
Düz hâkim veya savcı
111.
66829/17
Ünal v. Turkey
07/08/2017
Ümit ÜNAL
1981
Recep BAKIRCI
Düz hâkim veya savcı
112.
67664/17
Yönder v. Turkey
20/07/2017
Mehmet Murat YÖNDER
1969
Yücel ALKAN
Yargıtay Üyesi
113.
68209/17
Sel v. Turkey
17/01/2017
Mehmet SEL
1976
Önder ÖZDERYOL
Düz hâkim veya savcı
114.
69379/17
Türkmen v. Turkey
08/08/2017
Necati TÜRKMEN
1970
Merve Elif GÜRACAR
Düz hâkim veya savcı
115.
69443/17
Şafak v. Turkey
25/08/2017
Ercan ŞAFAK
1968
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
116.
69587/17
Birsen v. Turkey
07/07/2017
İsmail BİRSEN
1984
İshak IŞIK
Düz hâkim veya savcı
117.
70484/17
Gelgör v. Turkey
10/08/2017
Burhan GELGÖR
1970
Ahmet ÇORUM
Düz hâkim veya savcı
118.
71053/17
Yazgan v. Turkey
08/08/2017
Mehmet YAZGAN
1988
Özge ALTINTOP
Düz hâkim veya savcı
119.
71056/17
Girdi v. Turkey
28/08/2017
Seyfettin GİRDİ
1988
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
120.
72345/17
Ekici v. Turkey
25/07/2017
Barbaros Hayrettin EKİCİ
1989
Rukiye COŞGUN
Düz hâkim veya savcı
121.
74901/17
Çalmuk v. Turkey
06/10/2017
Hüsnü ÇALMUK
1966
Düz hâkim veya savcı
122.
76253/17
Demirbaş v. Turkey
14/10/2017
Samed DEMİRBAŞ-1982
İhsan MAKAS
Düz hâkim veya savcı
123.
79800/17
Üzgör v. Turkey
01/11/2017
İsmail ÜZGÖR
1982
Hüseyin AYGÜN
Düz hâkim veya savcı
124.
82532/17
Kılınç v. Turkey
20/11/2017
Fatih KILINÇ
1977
Cem Kaya KARATÜN
Düz hâkim veya savcı
125.
82536/17
Say v. Turkey
20/11/2017
Mehmet SAY
1974
Zeynep Sacide SERTER
Düz hâkim veya savcı
126.
83719/17
Kırıcı v. Turkey
27/10/2017
Muhittin KIRICI
1974
Düz hâkim veya savcı
127.
83801/17
Uzun v. Turkey
20/11/2018
Fahri UZUN
1972
Mustafa TUNA
Düz hâkim veya savcı
128.
83969/17
Özçelik v. Turkey
20/11/2017
Mustafa ÖZÇELİK
1979
Gülçin MOLA
Düz hâkim veya savcı
129.
84000/17
Aydemir v. Turkey
16/10/2017
İsa AYDEMİR
1981
Elif Nurbanu OR
Düz hâkim veya savcı
130.
84242/17
Babayiğit v. Turkey
29/11/2017
Yusuf BABAYİĞİT
1976
Cahit ÇİFTÇİ
Düz hâkim veya savcı
131.
84617/17
Babacan v. Turkey
13/11/2017
Hüseyin Güngör BABACAN
1966
Sümeyra Betül BABACAN ALKAN
Yargıtay Üyesi
132.
84631/17
Atasoy v. Turkey
24/11/2017
Habib ATASOY
1969
Fatih DÖNMEZ
Düz hâkim veya savcı
133.
537/18
Şener v. Turkey
24/11/2017
Halil ŞENER
1976
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
134.
1217/18
Asan v. Turkey
06/12/2017
İdris ASAN
1964
Hüseyin AYGÜN
Yargıtay Üyesi
135.
1226/18
Budak v. Turkey
06/12/2017
Mesut BUDAK
1969
Hüseyin AYGÜN
Yargıtay Üyesi
136.
1542/18
Akkol v. Turkey
05/12/2017
İsmail AKKOL
1965
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
137.
6110/18
Candan v. Turkey
26/01/2018
Hasan CANDAN
1985
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
138.
6413/18
Gürakar v. Turkey
10/01/2018
Muhammed Salih GÜRAKAR
1984
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
139.
6485/18
Akgedik v. Turkey
03/01/2018
Hasan AKGEDİK
1979
Burcu HAS
Düz hâkim veya savcı
140.
6487/18
Önal v. Turkey
18/01/2018
Yunus ÖNAL
1975
Betül Büşra ÖNAL
Düz hâkim veya savcı
141.
6538/18
Taşer v. Turkey
16/01/2018
Durmuş TAŞER
1970
Hanife Ruveyda KILINÇ
Düz hâkim veya savcı
142.
6812/18
Varol v. Turkey
19/01/2018
Ahmet Selçuk VAROL
1973
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
143.
6948/18
Aslan v. Turkey
23/01/2018
Veysel ASLAN
1968
Merve Elif GÜRACAR
Düz hâkim veya savcı
144.
8332/18
Erdagöz v. Turkey
02/02/2018
Özcan ERDAGÖZ
1981
Mehmet Fatih İÇER
Düz hâkim veya savcı
145.
8416/18
Bozkuş v. Turkey
25/01/2018
Bilal BOZKUŞ
1989
Düz hâkim veya savcı
146.
8540/18
Demir v. Turkey
16/06/2017
Ahmet DEMİR
1979
Utku Coşkuner SAKARYA
Düz hâkim veya savcı
147.
8543/18
Gümüş v. Turkey
16/06/2017
Mustafa Evren GÜMÜŞ
1981
Utku Coşkuner SAKARYA
Düz hâkim veya savcı
148.
8606/18
Turğut v. Turkey
27/04/2017
Muhammed Davut TURĞUT
1990
Xavier LABBEE
Düz hâkim veya savcı
149.
9818/18
Çolaker v. Turkey
26/01/2018
Mustafa ÇOLAKER
1974
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
150.
9824/18
Kahya v. Turkey
17/01/2018
Mustafa KAHYA
1972
Merve Elif GÜRACAR
Düz hâkim veya savcı
151.
9880/18
H.K. v. Turkey
29/01/2018
H.K.
1972
Duygu BUDAK
Düz hâkim veya savcı
152.
9892/18
Güven v. Turkey
30/01/2018
Aziz GÜVEN
1989
Nur Efşan DEMİREL
Düz hâkim veya savcı
153.
10030/18
Köseoğlu v. Turkey
24/01/2018
Bilal KÖSEOĞLU
1966
Hüseyin AYGÜN
Yargıtay Üyesi
154.
10290/18
Çetin v. Turkey
19/09/2017
Yunus ÇETİN
1966
Cengiz VAROL
Danıştay Üyesi
155.
10291/18
Karadağ v. Turkey
29/11/2017
Bilal KARADAĞ
1967
Hüseyin AYGÜN
Yargıtay Üyesi
156.
10471/18
Tunçer v. Turkey
01/02/2018
Ömer TUNÇER
1983
Osman Fatih AKGÜL
Düz hâkim veya savcı
157.
12041/18
Yula v. Turkey
28/02/2018
Ali YULA
1982
Emre AKARYILDIZ
Düz hâkim veya savcı
158.
12574/18
Akbal v. Turkey
22/02/2018
Mehmet AKBAL
1971
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
159.
12594/18
Akdoğan v. Turkey
09/02/2018
Mehmet Emin AKDOĞAN
1981
Arzu BEYAZIT
Düz hâkim veya savcı
160.
12629/18
Şimşek v. Turkey
05/03/2018
Adnan ŞİMŞEK
1984
Düz hâkim veya savcı
161.
12630/18
Dursun v. Turkey
05/03/2018
Hasan DURSUN
1981
Önder ÖZDERYOL
Düz hâkim veya savcı
162.
13823/18
Akan v. Turkey
16/03/2018
Selim AKAN
1988
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
163.
14627/18
Akkurt v. Turkey
09/03/2018
İbrahim AKKURT
1984
Hüseyin AYGÜN
Düz hâkim veya savcı
164.
14849/18
Boz v. Turkey
14/02/2018
Nazım BOZ
1985
Mehmet Fatih İÇER
Düz hâkim veya savcı
165.
16029/18
Necipoğlu v. Turkey
28/03/2018
Nazmi NECİPOĞLU
1972
Levent ÇEŞME
Düz hâkim veya savcı
166.
16296/18
Gülmez v. Turkey
23/03/2018
Hüseyin GÜLMEZ
1975
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
167.
16305/18
Aydın v. Turkey
22/03/2018
Muzaffer AYDIN
1971
Merve Elif GÜRACAR
Düz hâkim veya savcı
168.
16324/18
Temel v. Turkey
20/03/2018
Muhammed Zeki TEMEL
1978
Emre AKARYILDIZ
Düz hâkim veya savcı
169.
16368/18
Gül v. Turkey
23/03/2018
Tevfik GÜL
1983
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
170.
16386/18
Polat v. Turkey
02/03/2018
Halil POLAT
1984
Mehmet Fatih İÇER
Düz hâkim veya savcı
171.
17174/18
Elibol v. Turkey
15/03/2018
Mert ELİBOL
1980
Muhammet GÜNEY
Düz hâkim veya savcı
172.
17237/18
Mertoğlu v. Turkey
16/03/2018
Hakan MERTOĞLU
1990
Hamza BARUT
Düz hâkim veya savcı
173.
17315/18
Çetin v. Turkey
10/03/2018
Muharrem ÇETİN
1971
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
174.
17391/18
Kırım v. Turkey
13/03/2018
Kerim KIRIM
1971
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
175.
17544/18
Sönmez v. Turkey
04/04/2018
Sebati SÖNMEZ
1979
Havva ÖZEL KAPLAN
Düz hâkim veya savcı
176.
17561/18
Toprak v. Turkey
01/03/2018
Muhammet TOPRAK
1984
Duygu BUDAK
Düz hâkim veya savcı
177.
17576/18
Gül v. Turkey
23/02/2018
Olcay GÜL
1977
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
178.
17637/18
İkiz v. Turkey
02/04/2018
Durmuş Ali İKİZ
1979
Enes Malik KILIÇ
Düz hâkim veya savcı
179.
17754/18
Kulak v. Turkey
23/02/2018
Sercan Coşkun KULAK
1983
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
180.
17828/18
Açıkgöz v. Turkey
04/04/2018
Bilal AÇIKGÖZ
1988
Mehmet Fatih İÇER
Düz hâkim veya savcı
181.
17837/18
Uluçay v. Turkey
10/03/2018
Ömer ULUÇAY
1987
Mücahit AYDIN
Düz hâkim veya savcı
182.
17940/18
Yılmaz v. Turkey
05/01/2018
Yavuz YILMAZ
1971
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
183.
18063/18
Aker v. Turkey
06/04/2018
Ender Yakup AKER
1986
Mehmet Fatih İÇER
Düz hâkim veya savcı
184.
18110/18
Gül v. Turkey
11/04/2018
Veysi GÜL
1985
Hüseyin AYGÜN
Düz hâkim veya savcı
185.
18112/18
Bozlak v. Turkey
05/04/2018
Rafetcan BOZLAK
1990
Rukiye COŞGUN
Düz hâkim veya savcı
186.
18200/18
Sarıgüzel v. Turkey
10/04/2018
Hacı SARIGÜZEL
1982
Mehmet GÜL
Düz hâkim veya savcı
187.
18214/18
Ünal v. Turkey
20/02/2018
Sedat ÜNAL
1982
Cahit ÇİFTÇİ
Düz hâkim veya savcı
188.
18695/18
Berber v. Turkey
30/03/2018
Selim BERBER
1976
Ahmet Aykut YILDIZ
Düz hâkim veya savcı
189.
19228/18
Çeliktaş v. Turkey
05/03/2018
Şakir ÇELİKTAŞ
1986
Burcu HAS
Düz hâkim veya savcı
190.
19230/18
Küçük v. Turkey
05/04/2018
Yalçın KÜÇÜK
1983
Mehtap SERT
Düz hâkim veya savcı
191.
19445/18
Özen v. Turkey
12/04/2018
Edib Hüsnü ÖZEN
1981
Mehmet MIRZA
Düz hâkim veya savcı
192.
20548/18
Güldallı v. Turkey
20/04/2018
Ömer GÜLDALLI
1985
Ahmet ÖZGÜL
Düz hâkim veya savcı
193.
21020/18
Metin v. Turkey
30/04/2018
Özgür METİN
1982
İhsan MAKAS
Düz hâkim veya savcı
194.
21064/18
Zengin v. Turkey
20/04/2018
Nihan ZENGİN
1990
Adem KAPLAN
Düz hâkim veya savcı
195.
21890/18
Erdem v. Turkey
02/05/2018
Yılmaz ERDEM
1975
Fatma (YILMAZ) KOCAEL
Düz hâkim veya savcı
196.
22009/18
Ünlü v. Turkey
20/04/2018
Halil ÜNLÜ
1985
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
197.
22013/18
Çakırca v. Turkey
03/05/2018
Kenan ÇAKIRCA
1983
Meryem GÜNAY
Düz hâkim veya savcı
198.
22033/18
Yavuz v. Turkey
24/04/2018
Yener YAVUZ
1971
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
199.
22087/18
Özen v. Turkey
27/04/2018
Murat ÖZEN
1976
Hilal YILMAZ PUSAT
Düz hâkim veya savcı
200.
22088/18
Kaymaz v. Turkey
03/05/2018
Yusuf Samet KAYMAZ
1988
Mehmet Ertürk ERDEVİR
Düz hâkim veya savcı
201.
22200/18
Altun v. Turkey
07/05/2018
Osman ALTUN
1972
Hüseyin AYGÜN
Düz hâkim veya savcı
202.
22205/18
Güler v. Turkey
02/05/2018
Ercan GÜLER
1978
Emre AKARYILDIZ
Düz hâkim veya savcı
203.
22238/18
Budak v. Turkey
30/04/2018
Serhan BUDAK
1984
Burcu HAS
Düz hâkim veya savcı
204.
23665/18
Akbaba v. Turkey
07/05/2018
Şerafettin AKBABA
1983
Atıl KARADUMAN
Düz hâkim veya savcı
205.
23858/18
Keskin v. Turkey
10/05/2018
Özcan KESKİN
1974
Ersayın IŞIK
Düz hâkim veya savcı
206.
24205/18
Kantar v. Turkey
04/05/2018
İsmail KANTAR
1976
Cahit ÇİFTÇİ
Düz hâkim veya savcı
207.
24216/18
Erkaçal v. Turkey
30/04/2018
Taner ERKAÇAL
1978
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
208.
24222/18
Çakmakçı v. Turkey
02/05/2018
Murat Hikmet ÇAKMAKÇI
1970
Fatih DÖNMEZ
Düz hâkim veya savcı
209.
24224/18
Altun v. Turkey
07/05/2018
Ali Rıza ALTUN
1978
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
210.
24227/18
Maraşlı v. Turkey
22/05/2018
Yusuf Cuma MARAŞLI
1980
Hüseyin AYGÜN
Düz hâkim veya savcı
211.
24446/18
R.H. v. Turkey
14/05/2018
R.H.
1983
Emine Feyza ASLAN
Düz hâkim veya savcı
212.
24636/18
Vural v. Turkey
17/05/2018
Muhammed Said VURAL
1991
Esad VURAL
Düz hâkim veya savcı
213.
24702/18
Şahin v. Turkey
09/05/2018
Adnan ŞAHİN
1975
İhsan MAKAS
Düz hâkim veya savcı
214.
24762/18
Demirtaş v. Turkey
17/05/2018
İbrahim DEMİRTAŞ
1969
Ali YILMAZ
Düz hâkim veya savcı
215.
24876/18
Gökçek v. Turkey
16/02/2018
Erdoğan GÖKÇEK
1969
Hüseyin AYGÜN
Düz hâkim veya savcı
216.
25037/18
Karabacak v. Turkey
24/05/2018
Orhan KARABACAK
1978
İhsan Can AKMARUL
Düz hâkim veya savcı
217.
25186/18
Özgül v. Turkey
21/05/2018
Ünver ÖZGÜL
1972
Duygu SEZEN
Düz hâkim veya savcı
218.
25195/18
Kiriş v. Turkey
14/02/2018
Ahmet KİRİŞ
1965
Şeyma GÜNEŞ
Yargıtay Üyesi
219.
25218/18
Kara v. Turkey
07/05/2018
Nazım KARA
1966
Ahmet KARA
Düz hâkim veya savcı
220.
25228/18
Benli v. Turkey
18/05/2018
Esat Faruk BENLİ
1970
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
221.
25336/18
Ayyayla v. Turkey
23/05/2018
Hüseyin AYYAYLA
1973
Can GÜZEL
Düz hâkim veya savcı
222.
25370/18
Durgun v. Turkey
25/05/2018
Metin DURGUN
1969
Ali DURGUN
Düz hâkim veya savcı
223.
25880/18
Dedetürk v. Turkey
30/05/2018
Serkan DEDETÜRK
1977
Cahit ÇİFTÇİ
Düz hâkim veya savcı
224.
26281/18
Aksoy v. Turkey
24/05/2018
İsmail AKSOY
1970
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
225.
26414/18
Elieyioğlu v. Turkey
30/05/2018
Aydın ELİEYİOĞLU
1980
Hüseyin AYGÜN
Düz hâkim veya savcı
226.
26419/18
Özata v. Turkey
30/05/2018
Bedri ÖZATA
1981
Hüseyin AYGÜN
Düz hâkim veya savcı
227.
26530/18
Kadıoğlu v. Turkey
24/05/2018
Yasin KADIOĞLU
1978
Hatice YILMAZ
Düz hâkim veya savcı
228.
26814/18
Yılmaz v. Turkey
22/05/2018
Sinan YILMAZ
1975
Emre AKARYILDIZ
Düz hâkim veya savcı
229.
27022/18
Çelik v. Turkey
28/05/2018
Sabır ÇELİK
1974
Hüseyin AYGÜN
Düz hâkim veya savcı
230.
27057/18
Cihangir v. Turkey
30/05/2018
Nurullah CİHANGİR
1973
Merve Elif GÜRACAR
Düz hâkim veya savcı
231.
27073/18
Çimen v. Turkey
29/05/2018
Mustafa ÇİMEN
1981
Şeyma LİMON TALUY
Düz hâkim veya savcı
232.
27092/18
Nas Çelik v. Turkey
28/05/2018
Seval NAS ÇELIK
1979
Hüseyin AYGÜN
Düz hâkim veya savcı
233.
27542/18
Yönder v. Turkey
05/06/2018
Muhammed YÖNDER
1983
Elif Nurbanu OR
Düz hâkim veya savcı
234.
27574/18
Bilgen v. Turkey
01/06/2018
Rasim İsa BİLGEN
1968
Hakan ÖZER
Düz hâkim veya savcı
235.
27581/18
Aygör v. Turkey
03/05/2018
Dursun AYGÖR
1965
Merve Elif GÜRACAR
Düz hâkim veya savcı
236.
27600/18
Yalçıntaş v. Turkey
11/04/2018
Habib Hüdai YALÇINTAŞ
1972
Rukiye COŞGUN
Düz hâkim veya savcı
237.
27611/18
Saral v. Turkey
29/05/2018
Süleyman SARAL
1974
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
238.
27998/18
Güney v. Turkey
02/06/2018
Yusuf GÜNEY
1979
Rukiye COŞGUN
Düz hâkim veya savcı
239.
28050/18
Karaçavuş v. Turkey
15/05/2018
Ümit KARAÇAVUŞ
1981
Aykut ÖZDEMIR
Düz hâkim veya savcı
240.
28150/18
Yalçın v. Turkey
08/06/2018
Onur YALÇIN
1988
Mehmet SÜRMEN
Düz hâkim veya savcı
241.
28481/18
Gödel v. Turkey
07/06/2018
Orhan GÖDEL
1971
Haydar YALÇINOĞLU
Düz hâkim veya savcı
242.
28530/18
İlgen v. Turkey
04/06/2018
Faik İLGEN
1986
Nesibe Merve ARSLAN
Düz hâkim veya savcı
243.
28538/18
Çelik v. Turkey
11/06/2018
Ahmet ÇELİK
1990
Rukiye COŞGUN
Düz hâkim veya savcı
244.
28558/18
Arslan v. Turkey
06/06/2018
Fatih ARSLAN
1984
Kadir ÜNAL
Düz hâkim veya savcı
245.
28636/18
Köse v. Turkey
13/04/2018
Eşref KÖSE
1974
Rukiye COŞGUN
Düz hâkim veya savcı
246.
28690/18
Uluçay v. Turkey
07/06/2018
Ali ULUÇAY
1979
İhsan MAKAS
Düz hâkim veya savcı
247.
28739/18
Kırbaş v. Turkey
11/06/2018
Savaş KIRBAŞ
1969
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
248.
28746/18
Özcan v. Turkey
11/06/2018
Uğur ÖZCAN
1968
Ayşe Nur AYFER
Düz hâkim veya savcı
249.
29587/18
Okumuş v. Turkey
11/06/2018
Ali Mazhar OKUMUŞ
1976
Mehmet Fatih İÇER
Düz hâkim veya savcı
250.
29762/18
Özdemir v. Turkey
12/06/2018
Kadir ÖZDEMİR
1974
Ahmet KARAHAN
Düz hâkim veya savcı
251.
29931/18
Özbek v. Turkey
08/06/2018
Okan ÖZBEK
1989
Elif Nurbanu OR
Düz hâkim veya savcı
252.
30232/18
Kızıler v. Turkey
20/06/2018
Levent KIZILER
1986
Hüseyin AYGÜN
Düz hâkim veya savcı
253.
30234/18
Turgut v. Turkey
13/06/2018
Bayram TURGUT
1974
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
254.
30267/18
Basdaş v. Turkey
20/06/2018
Mustafa BASDAŞ
1973
Hüseyin AYGÜN
Düz hâkim veya savcı
255.
30287/18
Sonay v. Turkey
18/06/2018
Suat SONAY
1978
Fatma (YILMAZ) KOCAEL
Düz hâkim veya savcı
256.
30481/18
Alıcı v. Turkey
14/06/2018
Hasan ALICI
1976
Bünyamin TAPAR
Düz hâkim veya savcı
257.
30497/18
Güngörmüş v. Turkey
13/06/2018
Hasan GÜNGÖRMÜŞ
1981
Muhammet GÜNEY
Düz hâkim veya savcı
258.
30502/18
Coşar v. Turkey
19/06/2018
Ümit COŞAR
1988
Elif Nurbanu OR
Düz hâkim veya savcı
259.
30517/18
Oktar v. Turkey
18/06/2018
Mehmet OKTAR
1985
Erdem OKTAR
Düz hâkim veya savcı
260.
31880/18
Alper v. Turkey
25/06/2018
Cafer Tayyer ALPER
Hüseyin AYGÜN
Düz hâkim veya savcı
261.
31888/18
Eroğlu v. Turkey
25/06/2018
Hüseyin EROĞLU
1982
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
262.
31908/18
Gülver v. Turkey
19/06/2018
Hasan GÜLVER
1970
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
263.
32352/18
Özden v. Turkey
11/06/2018
Salih ÖZDEN
1973
Rukiye COŞGUN
Düz hâkim veya savcı
264.
32376/18
Karacaoğlu v. Turkey
25/06/2018
Hasan KARACAOĞLU
1990
Abdil TAŞ
Düz hâkim veya savcı
265.
32412/18
Özdemir v. Turkey
27/06/2018
Mehmet Fatih ÖZDEMİR
1985
Mehmet Yasin BUHUR
Düz hâkim veya savcı
266.
32418/18
Temel v. Turkey
28/06/2018
Yusuf TEMEL
1990
Mustafa TEMEL
Düz hâkim veya savcı
267.
32431/18
Kahveci v. Turkey
25/06/2018
Yusuf KAHVECİ
1979
Köksal YAVUZ
Düz hâkim veya savcı
268.
32449/18
Nedim v. Turkey
22/06/2018
Mercan NEDİM
1985
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
269.
32599/18
Karakaya v. Turkey
25/06/2018
Murat KARAKAYA
1984
Muhammet GÜNEY
Düz hâkim veya savcı
270.
32605/18
Arıkan v. Turkey
25/06/2018
Ahmet ARIKAN
1972
Berivan YAKIŞIR
Düz hâkim veya savcı
271.
32611/18
Kadıoğlu v. Turkey
25/06/2018
Ali KADIOĞLU
1983
Muhammet GÜNEY
Düz hâkim veya savcı
272.
32906/18
Güverçin v. Turkey
25/06/2018
Sezgin GÜVERÇİN
1980
Karar Koray ATAK
Düz hâkim veya savcı
273.
32945/18
Kır v. Turkey
13/06/2018
Oğuzhan KIR
1974
Mehmet Fatih İÇER
Düz hâkim veya savcı
274.
32948/18
Altın v. Turkey
22/06/2018
Erkan ALTIN
1980
Mehmet Fatih İÇER
Düz hâkim veya savcı
275.
32972/18
Hançerkıran v. Turkey
05/07/2018
Said Serhan HANÇERKIRAN
1977
Mustafa ASLAN
Düz hâkim veya savcı
276.
32999/18
Keçeci v. Turkey
02/07/2018
Tuğrul KEÇECİ
1988
Mustafa ÖZBEK
Düz hâkim veya savcı
277.
33007/18
Eşim v. Turkey
27/06/2018
Recep EŞİM
1972
Hacer SEZER
Düz hâkim veya savcı
278.
33112/18
Saz v. Turkey
27/06/2018
Murat SAZ
1974
Ali DURGUN
Düz hâkim veya savcı
279.
33417/18
Gül v. Turkey
04/07/2018
Ayşe Neşe GÜL
1968
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
280.
33474/18
Doğan v. Turkey
02/07/2018
Cem DOĞAN
1980
Naim DOĞAN
Düz hâkim veya savcı
281.
33501/18
Orhan v. Turkey
05/07/2018
Bilal ORHAN
1985
Cahit ÇİFTÇİ
Düz hâkim veya savcı
282.
33714/18
Dural v. Turkey
20/04/2018
Kasım DURAL
1981
Remziye ARSLAN KAYA
Düz hâkim veya savcı
283.
33806/18
Söyler v. Turkey
26/04/2018
Abdülkerim Ziya SÖYLER
1979
Metin YÜCESAN
Düz hâkim veya savcı
284.
33941/18
Kandil v. Turkey
21/03/2018
Hamit Ali KANDİL
1979
Adnan AYDIN
Düz hâkim veya savcı
285.
33967/18
Özdemir v. Turkey
21/06/2018
Dursun ÖZDEMİR-1979
Rukiye COŞGUN
Düz hâkim veya savcı
286.
34161/18
İlhan v. Turkey
11/05/2018
Mehmet İLHAN
1981
Merve Elif GÜRACAR
Düz hâkim veya savcı
287.
34165/18
Yalçınkaya v. Turkey
03/05/2018
Ömer YALÇINKAYA
1977
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
288.
34198/18
Kelam v. Turkey
27/06/2018
Ali Arslan KELAM
1977
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
289.
34207/18
Albayrak v. Turkey
06/07/2018
Bülent ALBAYRAK
1970
İhsan MAKAS
Düz hâkim veya savcı
290.
34466/18
Yıldırım v. Turkey
29/06/2018
Bülent YILDIRIM
1978
Murat YILMAZ
Düz hâkim veya savcı
291.
34538/18
Gençoğlu v. Turkey
04/07/2018
Hacer GENÇOĞLU
1990
Sultan TEKE SOYDİNÇ
Düz hâkim veya savcı
292.
34683/18
Öztürkeri v. Turkey
10/07/2018
Bekir ÖZTÜRKERİ
1989
Murat YILMAZ
Düz hâkim veya savcı
293.
35036/18
Usta v. Turkey
13/07/2018
Onur USTA
1989
Hanifi BAYRI
Düz hâkim veya savcı
294.
35163/18
Ak v. Turkey
14/07/2018
Hasan AK
1980
Emre AKARYILDIZ
Düz hâkim veya savcı
295.
35179/18
Sil v. Turkey
10/05/2018
Ahmet SİL
1985
Mehmet ARI (avukat değil)
Düz hâkim veya savcı
296.
35181/18
Karanfil v. Turkey
31/05/2018
Kemal KARANFİL
1972
Cahit ÇİFTÇİ
Düz hâkim veya savcı
297.
35328/18
Çağlayan v. Turkey
18/04/2018
Serkan ÇAĞLAYAN
1973
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
298.
35435/18
Yıldız v. Turkey
05/07/2018
Utku YILDIZ
1990
Elif Nurbanu OR
Düz hâkim veya savcı
299.
35487/18
Ayko v. Turkey
10/07/2018
Mehmet AYKO
1990
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
300.
35910/18
Yılmaz v. Turkey
10/07/2018
Abdurrahman YILMAZ
1968
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
301.
36216/18
Alaybay v. Turkey
20/07/2018
Hüseyin ALAYBAY
1973
Özhan KURT
Düz hâkim veya savcı
302.
36388/18
Kurt v. Turkey
11/07/2018
Saltuk Buğra KURT
1979
Hüseyin AYGÜN
Düz hâkim veya savcı
303.
36471/18
Akçalı v. Turkey
26/07/2018
Tamer AKÇALI
1972
Mehmet ARI (avukat değil)
Düz hâkim veya savcı
304.
36545/18
Arslan v. Turkey
27/07/2018
Önder ARSLAN
1983
Yener ARSLAN
Düz hâkim veya savcı
305.
36591/18
Çam v. Turkey
17/07/2018
Ali Rıza ÇAM
1971
Levent KAHYA
Düz hâkim veya savcı
306.
36656/18
Şişman v. Turkey
12/07/2018
Sefa ŞİŞMAN
1978
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
307.
36666/18
Baytekin v. Turkey
03/04/2018
İbrahim BAYTEKİN
1973
Cahit ÇİFTÇİ
Düz hâkim veya savcı
308.
36930/18
Kaya v. Turkey
03/07/2018
Mine KAYA
1969
Grégory THUAN DIT DIEUDONNÉ
Yargıtay Üyesi
309.
37070/18
Maden v. Turkey
27/07/2018
Ahmet MADEN
1969
Fatma HACIPAŞALIOĞLU
Düz hâkim veya savcı
310.
37257/18
Dertli v. Turkey
16/07/2018
Abdullah DERTLİ
1984
Emre AKARYILDIZ
Düz hâkim veya savcı
311.
37346/18
Bulut v. Turkey
20/07/2018
Hikmet BULUT
1979
Emre AKARYILDIZ
Düz hâkim veya savcı
312.
38144/18
Yırtıcı v. Turkey
31/07/2018
Asabil YIRTICI
1981
Merve Elif GÜRACAR
Düz hâkim veya savcı
313.
38851/18
Mangal v. Turkey
07/08/2018
Serkan MANGAL
1981
Hüseyin AYGÜN
Düz hâkim veya savcı
314.
39058/18
Cil v. Turkey
10/08/2018
Kamil CİL
1977
Hüseyin AYGÜN
Düz hâkim veya savcı
315.
39092/18
Arslan v. Turkey
04/07/2018
Fatih ARSLAN
1980
Merve Elif GÜRACAR
Düz hâkim veya savcı
316.
39476/18
Altın v. Turkey
06/08/2018
Ömer Faruk ALTIN
1986
Hanifi BAYRI
Düz hâkim veya savcı
317.
39755/18
Çetinkaya v. Turkey
17/08/2018
Mehmet ÇETİNKAYA
1989
Hüseyin AYGÜN
Düz hâkim veya savcı
318.
40120/18
Göçen v. Turkey
10/08/2018
Bilal GÖÇEN
1984
Zeynep Sacide SERTER
Düz hâkim veya savcı
319.
40643/18
Babaoğlu v. Turkey
02/08/2018
Hüseyin BABAOĞLU
1981
Rabia Betül KAHRAMAN
Düz hâkim veya savcı
320.
41131/18
Dedebali v. Turkey
13/08/2018
Rıza DEDEBALI
1984
Merve Elif GÜRACAR
Düz hâkim veya savcı
321.
41242/18
Özer v. Turkey
13/08/2018
Eyüp ÖZER
1982
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
322.
41432/18
Hamurcu v. Turkey
10/08/2018
Betül HAMURCU
1989
Zehra KILIÇ
Düz hâkim veya savcı
323.
42179/18
Solak v. Turkey
16/08/2018
Selami SOLAK
1982
Muhammet GÜNEY
Düz hâkim veya savcı
324.
42378/18
Karamete v. Turkey
29/08/2018
Abdullah KARAMETE
1982
Emre AKARYILDIZ
Düz hâkim veya savcı
325.
42727/18
Hatal v. Turkey
19/07/2018
İbrahim HATAL
1970
İsmet ÇELİK
Düz hâkim veya savcı
326.
43052/18
Gökoğlu v. Turkey
06/08/2018
Şükrü GÖKOĞLU
1971
Rukiye COŞGUN
Düz hâkim veya savcı
327.
44227/18
Özyılmaz v. Turkey
28/08/2018
Muhteşem ÖZYILMAZ
1989
Mehmet ÖNCÜ (avukat değil)
Düz hâkim veya savcı
328.
44388/18
Sabay v. Turkey
13/09/2018
Dursun SABAY
1977
Hüseyin AYGÜN
Düz hâkim veya savcı
329.
45116/18
İpteş v. Turkey
17/08/2018
Gültekin İPTEŞ
1967
Rukiye COŞGUN
Düz hâkim veya savcı
330.
45362/18
Çalıkan v. Turkey
25/09/2018
Abdullah Seçil ÇALIKAN
1985
Cahit ÇİFTÇİ
Düz hâkim veya savcı
331.
45455/18
Eğerci v. Turkey
07/09/2018
Ahmet EĞERCİ
1969
Adem KAPLAN
Danıştay Üyesi
332.
45460/18
Kul v. Turkey
07/09/2018
Süleyman KUL
1966
Mehmet ÖNCÜ (avukat değil)
Yargıtay Üyesi
333.
45467/18
Uslu v. Turkey
07/09/2018
Mehmet USLU
1959
Adem KAPLAN
Yargıtay Üyesi
334.
45480/18
Taşdan v. Turkey
07/09/2018
Mehmet Nafi TAŞDAN
1984
Hatice YILDIZ
Düz hâkim veya savcı
335.
46203/18
Baba v. Turkey
25/09/2018
Ali Rıza BABA
1975
Mehmet Fatih İÇER
Düz hâkim veya savcı
336.
46229/18
Buğuçam v. Turkey
21/09/2018
Ziya Bekir BUĞUÇAM
1980
Utku Coşkuner SAKARYA
Düz hâkim veya savcı
337.
46260/18
Yalçın v. Turkey
21/09/2018
Zeki YALÇIN
1974
Canan DANIŞ
Düz hâkim veya savcı
338.
46264/18
Gençoğlu v. Turkey
26/09/2018
Mehmet GENÇOĞLU
1989
Sultan TEKE SOYDİNÇ
Düz hâkim veya savcı
339.
46414/18
Demirezici v. Turkey
26/09/2018
Mehmet Ali DEMİREZİCİ
1966
Süeda Esma ŞEN KARA
Yargıtay Üyesi
340.
47130/18
Korkmaz v. Turkey
20/09/2018
Mahmut KORKMAZ
1980
İhsan MAKAS
Düz hâkim veya savcı
341.
47418/18
Sırlı v. Turkey
28/08/2018
Mustafa SIRLI
1973
Süleyman SARIBAŞ
Düz hâkim veya savcı
342.
47439/18
Çelik v. Turkey
25/09/2018
Metin ÇELİK
1983
Ramazan ZEREY
Düz hâkim veya savcı
343.
47657/18
Musa v. Turkey
25/09/2018
Alperen MUSA
1983
Muhammet GÜNEY
Düz hâkim veya savcı
344.
48133/18
Yıldırım v. Turkey
03/10/2018
Bünyamin YILDIRIM
1988
Metin SÖNMEZ
Düz hâkim veya savcı
345.
48158/18
Simavlı v. Turkey
27/09/2018
Mustafa SİMAVLI
1965
Süleyman Serdar BALKANLI
Yargıtay Üyesi
346.
48210/18
Ak v. Turkey
04/10/2018
Mustafa AK
1977
Burcu KÜTAHYA
Düz hâkim veya savcı
347.
48547/18
Kocabeyoğlu v. Turkey
08/10/2018
Hasan Nafi KOCABEYOĞLU
1975
Mehmet ARI (avukat değil)
Düz hâkim veya savcı
348.
49022/18
Alçık v. Turkey
05/10/2018
Ali ALÇIK
1964
Adem KAPLAN
Yargıtay Üyesi
349.
49092/18
Tutar v. Turkey
28/09/2018
Galip Tuncay TUTAR
1964
Adem KAPLAN
Danıştay Üyesi
350.
49260/18
Adalı v. Turkey
02/10/2018
Ercan ADALI
1973
Mehmet ÇAVDAR
Düz hâkim veya savcı
351.
49461/18
Kaleli v. Turkey
10/10/2018
Temel KALELİ
1983
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
352.
49832/18
Ince v. Turkey
12/10/2018
Hüseyin İNCE
1972
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
353.
49843/18
Yardımcı v. Turkey
11/10/2018
Mehmet Murat YARDIMCI
1971
Mehmet ARI (avukat değil)
Düz hâkim veya savcı
354.
49846/18
Aksoy v. Turkey
11/10/2018
Muharrem AKSOY
1976
Cabir Hulusi GÜLDEN
Düz hâkim veya savcı
355.
50052/18
Koçtekin v. Turkey
15/10/2018
Okan KOÇTEKİN
1968
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
356.
50079/18
Aydın v. Turkey
12/10/2018
Turan AYDIN
1972
Zehra KILIÇ
Düz hâkim veya savcı
357.
50343/18
Dönmez v. Turkey
10/10/2018
Bekir DÖNMEZ
1977
Deniz UYSAL
Düz hâkim veya savcı
358.
51094/18
Alim v. Turkey
25/10/2018
Ümit ALIM
1979
Hüseyin AYGÜN
Düz hâkim veya savcı
359.
51105/18
Kaya v. Turkey
25/10/2018
Levent KAYA
1980
Hüseyin AYGÜN
Düz hâkim veya savcı
360.
51377/18
Başlar v. Turkey
27/10/2018
Yusuf BAŞLAR
1981
Zehra KILIÇ
Düz hâkim veya savcı
361.
51430/18
Evğün v. Turkey
22/10/2018
Mustafa EVĞÜN
1979
Emre AKARYILDIZ
Düz hâkim veya savcı
362.
51548/18
Fırat v. Turkey
18/10/2018
Bircan FIRAT
1974
Rukiye COŞGUN
Düz hâkim veya savcı
363.
51920/18
İren v. Turkey
26/10/2018
Muzaffer İREN
1974
Hüseyin UÇAN
Düz hâkim veya savcı
364.
52171/18
Yiğit v. Turkey
16/10/2018
Nazım YİĞİT
1972
Ali DURGUN
Düz hâkim veya savcı
365.
52298/18
Karakuş v. Turkey
09/10/2018
Nuri KARAKUŞ
1978
Zeynep ŞEN KARAKUŞ
Düz hâkim veya savcı
366.
52471/18
Cambolat v. Turkey
29/10/2018
Ahmet CAMBOLAT
1979
Mehmet Fatih İÇER
Düz hâkim veya savcı
367.
52535/18
Ermiş v. Turkey
24/10/2018
Ercan ERMİŞ
1986
Duygu BUDAK
Düz hâkim veya savcı
368.
52615/18
Vatan v. Turkey
26/10/2018
Zeki VATAN
1974
Mehmet Fatih İÇER
Düz hâkim veya savcı
369.
52817/18
Yıldız v. Turkey
22/10/2018
Halil İbrahim YILDIZ
1985
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
370.
53077/18
Alada v. Turkey
05/11/2018
Zakir ALADA
1985
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
371.
53381/18
Uğurlu v. Turkey
01/11/2018
İbrahim UĞURLU
1982
Burcu HAS
Düz hâkim veya savcı
372.
53564/18
Erdemir v. Turkey
23/10/2018
Ahmet ERDEMİR
1982
Sefanur BOZGÖZ
Düz hâkim veya savcı
373.
53586/18
İnceoğlu v. Turkey
01/11/2018
İsmail İNCEOĞLU
1965
Ayşe Büşra İNCEOĞLU
Yargıtay Üyesi
374.
53610/18
Çelik v. Turkey
08/11/2018
Abdullah ÇELİK
1981
Hüseyin AYGÜN
Düz hâkim veya savcı
375.
53682/18
Çeliktaş v. Turkey
12/11/2018
Sedat ÇELİKTAŞ
1977
Ahmet ŞAHİN
Düz hâkim veya savcı
376.
53840/18
Özcan v. Turkey
06/11/2018
Lutfullah Sami ÖZCAN
1974
Menekşe Merve TEKTEN
Düz hâkim veya savcı
377.
54260/18
Şen v. Turkey
12/10/2018
Şuayip ŞEN
1966
Mehmet ÖNCÜ (avukat değil)
Yargıtay Üyesi
378.
54263/18
Yılmaz v. Turkey
12/10/2018
Zekeriya YILMAZ
1965
Adem KAPLAN
Yargıtay Üyesi
379.
54318/18
Cengiz v. Turkey
25/10/2018
Abdi CENGİZ
1965
Zehra KILIÇ
Yargıtay Üyesi
380.
54584/18
Taşdelen v. Turkey
12/10/2018
Reşat TAŞDELEN
1963
Mehmet ÖNCÜ (avukat değil)
Yargıtay Üyesi
381.
54844/18
Gürbüz v. Turkey
13/11/2018
Yasin GÜRBÜZ
1981
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
382.
54910/18
Sayıldı v. Turkey
16/11/2018
Yeşim SAYILDI
1972
Ahmet Serdar GÜNEŞ
Düz hâkim veya savcı
383.
54942/18
Yılmaz v. Turkey
31/10/2018
Erkan YILMAZ
1986
Sultan TEKE SOYDİNÇ
Düz hâkim veya savcı
384.
55500/18
Sayıldı v. Turkey
16/11/2018
Selçuk SAYILDI
1969
Ahmet Serdar GÜNEŞ
Düz hâkim veya savcı
385.
55596/18
Ş.D. v. Turkey
20/11/2018
Ş.D.
1977
İbrahim KOCAOĞUL
Düz hâkim veya savcı
386.
57177/18
Aydın v. Turkey
24/11/2018
İlkay AYDIN
1982
İsmail GÜLER
Düz hâkim veya savcı
387.
57198/18
Mutlu v. Turkey
10/11/2018
Levent MUTLU
1977
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
388.
57202/18
Palancı v. Turkey
13/11/2018
Erhan PALANCI
1987
Esat Selim ESEN
Düz hâkim veya savcı
389.
57504/18
Sarı v. Turkey
26/11/2018
Bozan SARI
1984
Mehmet Fatih İÇER
Düz hâkim veya savcı
390.
57591/18
Özdemir v. Turkey
26/11/2018
Muzaffer ÖZDEMİR
1968
Hüseyin AYGÜN
Yargıtay Üyesi
391.
57936/18
Çolaklar v. Turkey
07/12/2018
İlyas ÇOLAKLAR
1985
Murat GÜNDEM
Düz hâkim veya savcı
392.
58507/18
Özese v. Turkey
26/11/2018
Hasan Hüseyin ÖZESE
1960
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
393.
58514/18
Tapar v. Turkey
26/11/2018
Hacı Yusuf TAPAR
1989
Bünyamin TAPAR
Düz hâkim veya savcı
394.
58522/18
Arabacı v. Turkey
17/11/2018
Kerem ARABACI
1972
İsmet ÇELİK
Düz hâkim veya savcı
395.
58651/18
Demir v. Turkey
15/11/2018
Murat DEMİR
1968
Muhammet GÜNEY
Düz hâkim veya savcı
396.
58875/18
Gül v. Turkey
28/11/2018
Hasan Basri GÜL
1979
Mehmet Fatih İÇER
Düz hâkim veya savcı
397.
58925/18
Bahadır v. Turkey
28/11/2018
Oktay BAHADIR
1982
Emre AKARYILDIZ
Düz hâkim veya savcı
398.
59274/18
T.Ç. v. Turkey
03/12/2018
T.Ç.
1977
Abdullah BIRDIR
Düz hâkim veya savcı
399.
59555/18
Yıldız v. Turkey
07/12/2018
Hasan YILDIZ
1981
Şerafettin AKTAŞ
Düz hâkim veya savcı
400.
59840/18
Sakman v. Turkey
04/12/2018
Ahmet SAKMAN
1981
Serdar ÇELEBİ
Düz hâkim veya savcı
401.
59990/18
Kaya v. Turkey
30/11/2018
Mehmet KAYA
1972
Fatih ŞAHİNLER
Düz hâkim veya savcı
402.
233/19
Vural v. Turkey
11/12/2018
Hamdi VURAL
1978
Murat YILMAZ
Düz hâkim veya savcı
403.
752/19
Sarıkaya v. Turkey
29/12/2018
Cebrail SARIKAYA
1976
Cahit ÇİFTÇİ
Düz hâkim veya savcı
404.
1641/19
Göktopal v. Turkey
14/12/2018
Bülent GÖKTOPAL
1979
Muhammet ATALAY
Düz hâkim veya savcı
405.
1668/19
Kırmaz v. Turkey
05/12/2018
Fikret KIRMAZ
1980
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
406.
1779/19
Yumma v. Turkey
02/01/2019
Süleyman YUMMA
1970
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
407.
1843/19
Altınışık v. Turkey
01/12/2018
Kadir ALTINIŞIK
1968
Handan CAN
Yargıtay Üyesi
408.
1844/19
Aydın v. Turkey
14/11/2018
Mahmut AYDIN
1967
Mehmet Fatih İÇER
Düz hâkim veya savcı
409.
2111/19
Erdoğan v. Turkey
06/12/2018
Zekeriya ERDOĞAN
1966
Handan CAN
Yargıtay Üyesi
410.
2413/19
Demir v. Turkey
27/11/2018
Gökhan DEMİR
1986
İmdat BERKSOY
Düz hâkim veya savcı
411.
3078/19
Demiryürek v. Turkey
17/12/2018
Ahmet DEMİRYÜREK
1970
Hüseyin AYGÜN
Düz hâkim veya savcı
412.
3114/19
Yılmaz v. Turkey
05/12/2018
Mustafa YILMAZ
1967
Hilal YILMAZ PUSAT
Düz hâkim veya savcı
413.
3660/19
Cenik v. Turkey
21/12/2018
Fatih CENİK
1979
Tufan YILMAZ
Düz hâkim veya savcı
414.
4149/19
Tekelioğlu v. Turkey
15/01/2019
Murat TEKELİOĞLU
1983
Hüseyin AYGÜN
Düz hâkim veya savcı
415.
4575/19
Cuvoğlu v. Turkey
04/01/2019
Mahmut CUVOĞLU
1985
Tufan YILMAZ
Düz hâkim veya savcı
416.
4995/19
Ertaşkın v. Turkey
10/01/2019
Sedat ERTAŞKIN
1976
Zülküf ARSLAN
Düz hâkim veya savcı
417.
5153/19
Bilici v. Turkey
11/01/2019
Hasan BİLİCİ
1986
Regaip DEMİR
Düz hâkim veya savcı
418.
5313/19
Memiş v. Turkey
08/01/2019
Yahya MEMİŞ
1965
Hüseyin AYGÜN
Yargıtay Üyesi
419.
5316/19
Aydın v. Turkey
21/01/2019
Mustafa AYDIN
1968
Mehmet ARI (avukat değil)
Düz hâkim veya savcı
420.
5331/19
Şen v. Turkey
12/01/2019
ÇETİN ŞEN
1965
Süeda Esma ŞEN KARA
Yargıtay Üyesi
421.
6114/19
Şen v. Turkey
10/01/2019
Mümin ŞEN
1977
Zeynep ŞEN KARAKUŞ
Düz hâkim veya savcı
422.
7306/19
Alıcı v. Turkey
24/01/2019
Burhan ALICI
1971
İrem TATLIDEDE
Düz hâkim veya savcı
423.
7432/19
Üzüm v. Turkey
16/01/2019
Şahin ÜZÜM
1977
Ömer Faruk ERGÜN
Düz hâkim veya savcı
424.
9927/19
Yıldırım v. Turkey
06/02/2019
Mecit YILDIRIM
1984
Hilal MET DUMAN
Düz hâkim veya savcı
425.
10967/19
Doğan v. Turkey
15/02/2019
Osman İlter DOĞAN
1971
Hüseyin AYGÜN
Düz hâkim veya savcı
426.
11047/19
Pınar v. Turkey
06/02/2019
Atilla PINAR
1973
Zülküf ARSLAN
Düz hâkim veya savcı
427.
13015/19
Toklu v. Turkey
25/02/2019
Aykut TOKLU
1979
Merve Elif GÜRACAR
Düz hâkim veya savcı
[1] Başvuranlar tarafından ileri sürülen şikâyetlerin tam listesi için, Altun / Türkiye (no. 60065/16) ve 545 Diğerleri davasına ilişkin 17 Mayıs 2019 tarihli tebliğ raporuna bakınız.
[1]Başvuranların dile getirdiği şikâyetlerin tam listesi için bkz. Altun - Türkiye (no. 60065/16) davası ve 545 diğer davadaki 17 Mayıs 2019 tarihli tebligat raporu.