AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
TURAN VE DİĞERLERİ/TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 75805/16 ve diğer 426 başvuru – ekte bulunan listeye bakınız)
KARAR
Sözleşme’nin 5 § 1 maddesi • Kanunlara uygun olarak tutulma • Suçüstü kavramının makul olmayan bir şekilde genişletilmesine dayanılarak darbe teşebbüsü sonrasında yasa dışı örgüte üye olma şüphesi bulunan hâkimlerin tutuklanmaları
STRAZBURG
23 Kasım 2021
İşbu karar, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde öngörülen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Turan ve Diğerleri / Türkiye davasında,
Başkan,
Jon Fridrik Kjølbro,
Hâkimler,
Carlo Ranzoni,
Egidijus Kūris,
Branko Lubarda,
Pauliine Koskelo,
Marko Bošnjak,
Saadet Yüksel,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine 427 Türk vatandaşı (“başvuranlar”) tarafından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (“AİHM” veya “Mahkeme”), İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, karara ekli listede belirtilen çeşitli tarihlerde yapılan başvuruları (no. 75805/16 ve diğer 426 başvuru, ekteki listeye bakınız);
Sözleşme’nin 5 §§ 1, 3, 4 ve 5. maddesine ilişkin şikâyetlerin Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesi ve başvuruların geri kalan kısımlarının kabul edilemez olduğu yönündeki kararı;
Tarafların beyanlarını göz önüne alarak;
19 Ekim 2021 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
GİRİŞ
1. Somut başvurular, tamamı ilgili dönemde farklı tür ve/veya düzeydeki mahkemelerde hâkim veya savcı olarak görev yapmış olan başvuranların 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe teşebbüsü sonrasında Türk makamları tarafından Fetullahçı Terör Örgütü / Paralel Devlet Yapılanması (bundan sonra “FETÖ/PDY” olarak anılacaktır) olarak adlandırılan örgüte üye olma şüphesi ile yakalanmaları ve tutukluluklarına ilişkindir.
OLAYLAR VE OLGULAR
2. Başvuranların listesi ekte yer almaktadır. Mevcut başvuruya sebebiyet veren olaylar esnasında başvuranlar Yargıtay veya Danıştay üyesiydi ve kimisi ise alt mahkemelerde hâkim (bundan sonra “hâkim” olarak anılacaktır) veya savcı olarak görev yapmaktaydı.
3. Başvuranlardan bazıları avukatlar tarafından temsil edilmiştir. Söz konusu avukatların isimleri ekte bulunan listede yer almaktadır. Hükümet ise Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilmiştir.
4. Dava konusu olaylar, taraflarca ibraz edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
DAVANIN ARKA PLANI15 Temmuz 2016 tarihli darbe teşebbüsü ve olağanüstü hal ilanı5. 2016 yılında 15 Temmuzu 16 Temmuza bağlayan gecede, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak adlandıran Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu bir grup, demokratik yollarla seçilen Meclisi, Hükümeti ve Türkiye Cumhurbaşkanını ortadan kaldırmak amacıyla askeri bir darbe girişiminde bulunmuşlardır. Darbe gecesine ilişkin olaylarla ilgili daha fazla bilgi Baş/Türkiye (no. 66448/17, § 7, 3 Mart 2020) davasında bulunabilir.
6. Askeri darbe teşebbüsünden bir gün sonra, ulusal makamlar Pensilvanya’da (Amerika Birleşik Devletleri) yaşayan bir Türk vatandaşı olan ve Türk makamları tarafından FETÖ/PDY olarak adlandırılan örgütün lideri olan Fetullah Gülen ile bağlantılı bir ağı darbe teşebbüsüne ilişkin olarak suçlamışlardır.
7. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosu, 16 Temmuz 2016 tarihinde, diğerlerinin yanı sıra, yargı teşkilatında FETÖ/PDY üyesi olduğundan şüphelenilen kişilere yönelik olarak re’sen ceza soruşturması başlatmıştır. Hükümet tarafından sunulan bilgilere göre, aralarında yüksek mahkeme üyelerinin de yer aldığı hâkim ve savcılar hakkında açılan bu soruşturma, ağır ceza mahkemelerinin görev alanına giren suçüstü halinin var olması nedeniyle genel hükümlere göre başlatılmıştır.
8. Ankara Cumhuriyet Başsavcısı, aynı gün Emniyet Genel Müdürlüğüne gönderilen talimatta, Hükümeti ortadan kaldırmaya ve anayasal düzeni değiştirmeye cebren teşebbüs suçunun halen devam ettiğini ve söz konusu suçu işlediklerinden şüphe edilen FETÖ/PDY terör örgütü mensuplarının ülkeden kaçma riskinin bulunduğunu belirtmiştir. Ankara Cumhuriyet Başsavcısı, Emniyet Genel Müdürlüğünden, talimata ekli listede isimleri belirtilen – başvuranlardan bazılarının da aralarında bulunduğu – bütün hâkim ve Cumhuriyet savcılarının gözaltına alınması amacıyla bütün bölgesel makamlarla iletişime geçilmesini ve söz konusu hâkim ve savcıların, Türk Ceza Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca tutuklanmak üzere Cumhuriyet savcısı huzuruna çıkarılmalarının sağlanmasını istemiştir.
9. Hükümet 20 Temmuz 2016 tarihinde, 21 Temmuz 2016 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere, üç ay süreli olağanüstü hal ilan etmiş ve bu olağanüstü hal daha sonra Bakanlar Kurulu kararı ile üç aylık sürelerle uzatılmıştır.
10. Türk makamları, 21 Temmuz 2016 tarihinde, Avrupa Konseyi Genel Sekreterini, Sözleşme’nin 15. maddesi uyarınca Sözleşme kapsamındaki yükümlülüklerin askıya alındığı konusunda bilgilendirmiştir (bildirinin içeriği için bk. Alparslan Altan/Türkiye, no. 12778/17, § 66, 16 Nisan 2019 veya yukarıda anılan Baş § 109).
11. Olağanüstü hal sürecinde, Bakanlar Kurulu Anayasa’nın 121. maddesi uyarınca birtakım kanun hükmünde kararnameler çıkarmıştır (bk. yukarıda anılan Baş § 52). Bu kararnameler arasında yer alan ve 23 Temmuz 2016 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin (KHK) 3. maddesinde, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna (HSYK), terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hâkimleri ve savcıları ihraç etme yetkisi verilmiştir.
12. Olağanüstü hal, 18 Temmuz 2018 tarihinde kaldırılmıştır.
Görevden uzaklaştırma ve görevden çıkarma işlemleriHâkimlerin ve savcıların görevden uzaklaştırılması13. HSYK 3. Dairesi, 16 Temmuz 2016 tarihinde, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talimatları doğrultusunda, FETÖ/PDY üyesi oldukları konusunda şüphe bulunan hâkimler ve savcılar hakkında ceza soruşturması başlatıldığını belirtmiştir (bk. yukarıda 7. paragraf). 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 82. maddesi uyarınca, soruşturma açılmasının onaylanmasına yönelik olarak HSYK Başkanına teklifte bulunulmasına karar verilmiştir (2802 sayılı Kanun’un ilgili kısmı için bk. yukarıda anılan Baş, § 67).
14. Aynı tarihte, HSYK 2. Dairesi olağanüstü toplantı gerçekleştirmiştir. HSYK 2. Dairesi, 3. Daire tarafından soruşturmanın başlatılmasına yönelik sunulan teklifin HSYK Başkanı tarafından kabul edildiğini ve Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığının bir başmüfettiş atadığını belirtmiştir. HSYK 2. Dairesi, başmüfettiş tarafından düzenlenen rapora dayanarak, darbe teşebbüsünü gerçekleştiren terör örgütünün üyesi oldukları yönünde kuvvetli şüphe bulunduğu ve bu kişileri görevlerinde tutmanın, soruşturmanın ilerleyişini engelleyeceği ve yargının otoritesine ve itibarına zarar vereceği gerekçeleriyle, 2802 sayılı Kanun’un 77(1) ve 81(1) maddeleri uyarınca, başvuranlardan bazılarının da aralarında bulunduğu 2.735 hâkim ve savcının 3 ay süreyle görevden uzaklaştırılmasına karar vermiştir. HSYK 2. Dairesinin söz konusu kararı, darbe teşebbüsü öncesinde kendisine iletilen soruşturma dosyalarındaki bilgi ve belgeler ile istihbarat birimleri tarafından yapılan araştırma sonucunda elde edilen bilgilere dayanmaktadır. HSYK’nın kararıyla ilgili daha fazla ayrıntı bilgi Baş davasında bulunabilir (aynı kararda, §§ 17-20).
15. Hükümet tarafından sunulan bilgilere göre, HSYK, önceden vermiş olduğu 16 Temmuz 2016 tarihli kararındakine benzer gerekçelerle, yine – başvuranlardan bazılarının da aralarında bulunduğu – hâkim ve savcıların 19 ve 22 Temmuz, 10 Ağustos ve 13 Ekim 2016 tarihlerinde alınan kararlarla görevlerinden uzaklaştırılmasına karar vermiştir.
Yargıtay ve Danıştay üyelerinin görevden uzaklaştırılması16. Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu 17 Temmuz 2016 tarihinde Cumhuriyet Başsavcısı tarafından isimleri belirtilen ve başvuranlardan bazılarının da aralarında bulunduğu Yargıtay üyelerinin mevcut yetkilerinin kaldırıldığına ilişkin bir karar (karar no. 244/a) vermiştir. Danıştay Başkanlık Kurulu – bir kez daha aralarında başvuranlardan bazılarının da bulunduğu – kendi üyelerine ilişkin benzer bir kararı (karar no. 2016/27) aynı tarihte vermiştir.
Görevden çıkarılma17. HSYK Genel Kurulu, 24 Ağustos 2016 tarihinde, 667 sayılı KHK’nin 3. maddesini uygulayarak (bk. yukarıda 11. paragraf), FETÖ/PDY üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı bulunduğu değerlendirilen – başvuranlardan bazılarının da aralarında bulunduğu – 2.847 hakim ve savcının görevden çıkarılmasına karar vermiştir. HSYK, ilgili hâkimlerin ve savcıların bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle bağdaşmayan yapılar içerisindeki konumları ve bu kişilerin örgütün hiyerarşisi içerisindeki faaliyetleri ile birlikte gizli bağlılık duygularının, yargının itibarına ve otoritesine zarar verecek nitelikte olduğunu tespit etmiştir. HSYK, hâkimlerin ve savcıların Devlet aygıtları dışındaki hiyerarşik bir yapının talimatlarına itaat etmelerinin, vatandaşların adil yargılanma hakkına gerçek bir engel teşkil ettiğini belirtmiştir.
18. Taraflarca sunulan bilgiye göre, başvuranlardan bazılarının da aralarında bulunduğu 1.393 hâkim ve savcı daha takip eden aylarda görevden çıkarılmıştır.
Başvuranların yakalanması ve tutuklANMASIBaşvuranlar hakkındaki yakalama ve tutuklama kararları19. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talimatları üzerine (bk. yukarıda 8. paragraf), bölge ve il Cumhuriyet savcılıkları, darbe teşebbüsünde yer aldığından şüphelenilen ve/veya FETÖ/PDY ile bağlantısı olduğu iddia edilen, başvuranların da aralarında yer aldığı kişiler hakkında ceza soruşturmaları başlatmıştır.
20. Başvuranlar, yakalanmaları ve polis tarafından gözaltına alınmalarının ardından, 18 Temmuz ile 19 Ekim 2016 tarihleri arasında çeşitli tarihlerde, esas olarak, Türk Ceza Kanunu’nun 314. maddesi uyarınca cezalandırılabilir bir suç olan FETÖ/PDY örgütüne üye oldukları şüphesiyle tutuklanmışlardır (bk. yukarıda anılan Baş, § 58). Tutuklama kararları, başvuranların yakalandıkları yerlerde bulunan Sulh Ceza Hâkimlikleri tarafından verilmiştir.
21. Başvuranların tutuklanmasına ilişkin karar verirken, Sulh Ceza Hâkimlikleri, başvuranların darbe teşebbüsünde bulunan örgütün üyesi oldukları ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının başvuranların olaylar ile ilişkileri hakkında ceza soruşturması başlatılması talebinde bulunmuş olduğu gerekçesiyle hâkim ve savcılık görevlerinden uzaklaştırıldıkları gerçeğine dayanmışlardır. Sulh Ceza Hâkimlikleri, bazı başvuranlarla ilgili olarak tanık ifadeleri veya ByLock mesajlaşma sistemini kullandıklarını düşündüren kanıtlar gibi başka suçlayıcı delillerin bulunduğunu kaydetmişlerdir. Delillerin durumu, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (“CMK") 100 § 3 maddesinde sıralanan “katalog” olarak adlandırılan suçlar arasında olan iddia konusu suçun veya suçların niteliği, muhtemel cezalar ve darbe teşebbüsüne ilişkin ülke çapında yürütülmekte olan soruşturmalar dikkate alındığında, Sulh Ceza Hâkimlikleri tutuklama kararının ölçülü bir tedbir olduğuna karar vermişlerdir. Kararların çoğunluğunda, şüphelilerin üzerine atılı suçun, yani silahlı terör örgütü üyeliğinin, ‘temadi olan suç’ olduğu göz önüne alındığında, özellikle ceza soruşturmasında genel hükümlerin uygulandığı ve iç hukukun ilgili hükümlerinde düzenlenen suçüstü durumunun var olduğu belirtilmiştir (2802 sayılı Kanun’un 94. maddesinin ilgili kısmı için bk. yukarıda anılan Baş, § 67 ve sırasıyla 2797 ile 2575 sayılı maddelere ilişkin olarak bk. aşağıda yer alan 30 ve 31. paragraflar).
22. Sulh Ceza Hâkimlikleri farklı tarihlerde başvuranların ilk tutuklama kararlarına ilişkin itirazlarını esas olarak ilk tutuklama kararlarında verilen aynı gerekçelerle reddetmiştir.
23. Başvuranların tutukluluk hali, her otuz günde bir inceleme yapılmasını öngören CMK’nin 108. maddesi uyarınca re’sen incelenmiştir (bk. yukarıda anılan Baş, § 62). 668 sayılı KHK’nin 3 § 1 (ç) maddesi uyarınca (aynı kararda § 81), başvuranların tutukluluğunun re’sen periyodik incelenmesiyle tahliye talepleri aynı zamanda incelenmiştir. Dava dosyalarına dayanılarak yürütülen incelemeler bireysel bazlı olmayıp geniş bir şüpheli grubunu ilgilendirmiştir. Tutukluluk süresinin uzatılmasına ilişkin kararlar ile başvuranların tutukluluklarına yönelik itirazlarının reddi, esas olarak, ilk tutuklama sırasında ileri sürülen gerekçelerin tekrarını içermekteydi.
Başvuranların tutukluluklarının devamına, iddianamelerine, yargılamalara ve mahkûmiyetlerine ilişkin kararlar24. Taraflarca sunulan bilgiye göre, başvuranlar çeşitli tarihlerde Türk Ceza Kanunu’nun 314 § 2 maddesi uyarınca terör örgütüne üye olmakla suçlanmışlardır. Yargılamaların ilerleyen aşamalarında ilk derece mahkemeleri, planlanan duruşmalar sırasında veya duruşmalar arasında gerçekleştirilen periyodik incelemelerde, yukarıda bahsedilenlere benzer gerekçelerle başvuranların tutukluluklarının devamına karar vermiş ve tahliye taleplerini reddetmiştir.
25. Dava dosyasındaki en son bilgilere göre, ilk derece mahkemeleri birkaç başvuran hariç olmak üzere; tüm başvuranlara ilişkin incelemelerini tamamlamıştır. Başvuranların çoğu terör örgütü üyeliğinden mahkûm edilmiş ve yaklaşık on altı başvuran ise beraat etmişlerdir. Haklarındaki mahkûmiyet veya beraat kararları kesinleşen birkaç başvuranın dışında, çoğu başvuran yönünden istinaf ve temyiz incelemeleri ilgili Bölge Adliye Mahkemeleri veya Yargıtay önünde halen derdesttir.
Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvurular26. Bu sırada, başvuranlar Anayasa Mahkemesi önünde, diğerlerinin yanı sıra, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının çeşitli nedenlerden dolayı ihlal edildiği iddiası hususunda bir veya daha fazla bireysel başvuruda bulunmuşlardır. Söz konusu başvurular kabul edilemez bulunmuştur.
27. Başvuranlar öne sürülen şikâyetler arasında, hâkim ve savcılara iç hukukta tanınan usuli güvencelere aykırı olarak tutuklandıkları ve tutuklanmalarına karar veren sulh ceza hâkimliklerinin yargı yetkisinin bulunmadığı iddiasına ilişkin şikâyetleri de yer almaktadır. Söz konusu şikâyetler Anayasa Mahkemesi tarafından kabul edilemez bulunmuştur. Anayasa Mahkemesi esasen, iddia konusu suçun niteliğini ve bu suçun işlenme şeklini dikkate alarak, başvuranların tutuklanmasına karar veren sulh ceza hâkimlerinin yetki sahibi olduklarının kabul edilmesinin uygun olduğuna karar vermiştir. Ayrıca, Anayasa Mahkemesi, birçok kararında, suçüstü halinin varlığına dair hükümlerin uygulanmasına ilişkin herhangi bir takdir hatasının veya keyfiliğin bulunmadığını açıkça belirtmiştir.
İLGİLİ YASAL ÇERÇEVE VE UYGULAMA
İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA28. Yargıtay ve Anayasa Mahkemesinin konuya ilişkin içtihatları da dâhil olmak üzere, ilgili iç hukuk ve uygulama, çoğunlukla Alparslan Altan/Türkiye (yukarıda anılan §§ 46-48, 50-55 ve 59-64) ve Baş/Türkiye (yukarıda anılan, §§ 52‑67, 70, 81-90, 98-99, 101-103) davalarında yer almaktadır. İlgili iç hukuk ve uygulamanın diğer unsurları aşağıda özetlenmiştir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK)29. CMK’nın 141. maddesinin 1. fıkrasının ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
“(a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,
...
(d) kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen, kişiler maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler;
(e) Kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen ... ”
Yargıtay Kanunu (2797 sayılı Kanun)30. 2797 sayılı Yargıtay Kanun’un ilgili hükümleri aşağıdaki gibidir:
Suçlarla İlgili İnceleme, Soruşturma ve Kovuşturma
Kişisel ve görevle ilgili suçlar:
Madde 46
“Yargıtay Birinci Başkanı, birinci başkanvekilleri, daire başkanları, üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilinin görevleriyle ilgili veya kişisel suçlarından dolayı haklarında soruşturma yapılabilmesi Birinci Başkanlık Kurulunun kararına bağlıdır. Ancak, ağır cezayı gerektiren suçüstü hallerinin hazırlık ve ilk soruşturması genel hükümlere tabidir.”
Danıştay Kanunu (2575 sayılı Kanun)31. 2575 sayılı Danıştay Kanun’un ilgili hükümleri aşağıdaki gibidir:
Soruşturma
Madde 76
"1. Danıştay Başkanı, Başsavcı, başkanvekilleri, daire başkanları ve üyelerin görevlerinden doğan veya görevleri sırasında işlemiş bulundukları suçlardan dolayı, Danıştay Başkanının seçeceği bir daire başkanı ile iki üyeden oluşan bir kurul tarafından ilk soruşturma yapılır.
...”
Şahsi suçların kovuşturma usulü
Madde 82
"1. Danıştay Başkanı, Başsavcı, başkanvekilleri, daire başkanları ve üyelerin şahsi suçlarının takibinde Yargıtay Başkanı, Cumhuriyet Başsavcısı ve üyelerinin şahsi suçlarının takibi ile ilgili hükümler uygulanır.
...”
Yargıtay içtihatları32. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2 Temmuz 2019 tarihinde, FETÖ/PDY örgütüne üye olma şüphesi olan eski HSYK üyesine ilişkin olarak, diğerlerinin yanı sıra, genel hükümlere uygun olarak hazırlık soruşturmasının yürütülmesinin iç hukuka uygun olup olmadığı konusunu ele aldığı bir karar (E. 2019/9.MD-312, K.2019/514) vermiştir. Yargıtay, kişisel bir suç olduğunu kaydettiği silahlı örgüt üyeliği suçunun unsurlarına ve “temadi olan suç” (bu bağlama ilişkin olarak bk. yukarıda anılan Baş, §§ 83-86 ve 90) kavramına ilişkin içtihadını özetledikten sonra, “suç üstü” kavramının ve bunun temadi olan suç bağlamında uygulanmasının incelenmesine başlamıştır. Yargıtay, Türk hukuki doktrininde geçerli olan görüşe atıfta bulunarak, temadi olan suçların suçüstü hâlinde işlenebileceğine ve suçun işlenmeye devam ettiği sürece temadi olan suçlar bakımından suçüstü hâlinin devam edeceğine karar vermiştir. Yargıtay, ilaveten, aşağıdaki tespitlerde bulunmuştur:
“... örgüt üyeliğine ilişkin genel açıklamalarda da belirtildiği üzere, örgüt üyeliğinin varlığı için failin ... somut hareketleriyle örgütün hiyerarşik yapısına kendi iradesini sürekli olarak teslim etmesinin yeterliliğidir. Dolayısıyla, kişinin ... suç örgütünün üyesi olduğunu ... başkaca eylemlerle göstermesine gerek yoktur ... Diğer yandan, failin suç örgütü üyesi olduğuna dair yetkili makamlarca şüphe oluşturan delil ya da delillere ulaşılması ve failin örgüt üyeliğindeki devamlılığın o anki delillere göre saptanması durumunda, ... CMK’nın 2. maddesinin (j) bendinin birinci alt bendi ... uyarınca bu suçu işlerken rastlandığının, dolayısıyla görünüşteki haklılık unsuru gereğince suçüstü hükümleri doğrultusunda fail hakkında işlem yapılabileceğinin kabulünde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Burada failin cezai eyleminin muhakkak herkes tarafından görülmesi gerekmemekte, yakalama anı itibarıyla örgüt üyeliğinin sürekliliğine dair icra hareketlerinin devam ettiğinin ve failin örgütten ayrılmaya dönük bir eyleminin bulunmadığının yetkili makamlarca bilinmesi yeterlidir.”
33. Yargıtay, Mahkemenin Alparslan Altan davasındaki kararının aksine, hâkim ve savcıların FETÖ/PDY üyeliği iddiasıyla tutuklanması bağlamında "suçüstü hali durumu" kavramını yorumlamasının mantıksız ve keyfi bir yargı yorumuna dayanmamış olduğunu belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi tarafından da kabul edilmiş olan Yargıtayın yaklaşımı, organize suç teorisi ve hepsinden önemlisi, yasama organı tarafından tutarlı ve uyumlu bir şekilde çıkarılan iç hukuk hükümleri doktrinine dayanmaktaydı ki bunlar Strazburg Mahkemesi tarafından dikkate alınmamıştır.
34. Yargıtay ayrıca, CMK’nın 161 § 8 maddesine atıfta bulunarak, niteliği ve ağırlığı göz önünde bulundurulduğunda, bir suç resmi görev sırasında veya bu görevin yerine getirilmesiyle bağlantılı olarak işlenmiş olsa bile, silahlı örgüt üyeliği de dâhil bazı suçların soruşturulmasının, genel hükümlere göre doğrudan Cumhuriyet savcıları tarafından yürütüleceğini belirtmiştir. Bu doğrultuda, bu tür ağır suçlar söz konusu olduğunda, CMK’nın 161 § 8 maddesinin gereklilikleri geçerli olacaktır ve bazı kanunlarda öngörülen özel soruşturma usulleri – Yargıtay üyeleriyle ilgili olan 2797 sayılı Kanun gibi – suçüstü halinin var olup olmadığına bakılmaksızın uygulanmaz. Yargıtay, Mahkemenin Alparslan Altan kararında tutukluluğun hukuka uygunluğuna ilişkin olarak CMK’nın 161 § 8 maddesi açısından değerlendirme yapmamış olduğunu ileri sürmüştür.
35. Yukarıda bahsi geçen hususlar ışığında, Yargıtay, davacı hakkında genel hükümlere göre yürütülen soruşturmanın ilgili yasal çerçeveye uygun olduğuna, hukukun geniş kapsamlı veya keyfi bir yorumundan kaynaklanmadığına ve dolayısıyla “hukukun niteliğinin” gereklerine uygun olduğuna karar vermiştir.
Anayasa Mahkemesi İçtihadıSelim Öztürk kararı (no. 2017/4834, 8 Mayıs 2019)36. Anayasa Mahkemesi 8 Mayıs 2019 tarihli kararında, ilgili dönemde yürürlükte olan 2802 sayılı Kanuna tabi hâkim olarak görev yapan Selim Öztürk’ün 21 Temmuz 2016 tarihinde tutukluluğunun hukuka aykırı olduğu iddiasıyla yaptığı şikâyeti incelemiştir. Anayasa Mahkemesi kararında yer alan alıntıya göre, Ankara Sulh Ceza Hâkimliği tarafından CMK’nın 100 ve 101. maddelerine dayanılarak ve 2802 sayılı Kanun’un 94. maddesine veya suçüstü halinin varlığına ilişkin belirli bir atıfta bulunulmaksızın Öztürk’ün tutukluluğuna karar verilmiştir. Anayasa Mahkemesi, bu tutukluluk kararının hukuka uygun olduğunu onarken, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan şüpheli konumunda bulunan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının yakalandıkları anda suçüstü halinin var olduğu yönünde Yargıtayın konuyla ilgili tutarlı içtihatlarını ve başvuranın darbe teşebbüsünün savuşturulması sırasında örgüt üyeliği suçundan tutuklanmış olduğunu göz önünde bulundurarak, söz konusu hâkim yakalandığında suçüstü hâlinin var olduğuna karar vermenin olağan ve hukuki temelden yoksun olmadığını tespit etmiştir.
Yıldırım Turan kararı (no. 2017/10536, 4 Haziran 2020)37. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu 4 Haziran 2020 tarihinde, 2802 sayılı Kanun’a tabi olan bir hâkimin darbe teşebbüsü sonrası FETÖ/PDY üyesi olduğu şüphesiyle tutuklanmasına ilişkin olan Yıldırım Turan davasında kabul edilmezlik kararı vermiştir. Somut davadaki başvuranlar gibi, söz konusu davadaki başvuran, diğerlerinin yanı sıra, 2802 sayılı Kanun uyarınca kendisinin konumundaki yargı mensuplarına tanınan özel usuli güvencelere saygı gösterilmeden tutukluluğuna karar verilmesinden şikâyetçi olmuştur.
38. Anayasa Mahkemesi, ilk olarak, hem yüksek mahkeme üyeleri (örneğin sırasıyla Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay üyelerine ilişkin kararlar Alparslan Altan, no. 2016/15586, 11 Ocak 2018, Salih Sönmez, no. 2016/25431, 28 Kasım 2018 ve Hannan Yılbaşı, no. 2016/37380, 17 Temmuz 2019) hem de hâkimler (örneğin Adem Türkel, no. 2017/632, 23 Ocak 2019) açısından bu konuyu ele aldığı birçok karar verdiğini belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi, ilgili yasal çerçeveye ve Yargıtay içtihatlarına dayanarak, bu kararların hepsinde silahlı terör örgütüne üyelik suçunun kişisel ve mütemadi bir suç olduğunu tespit etmiştir. Bu durum, tutuklanma sırasında işlenmiş olan suçun temadi olduğu ve bu nedenle ilgili tüm davalarda ağır ceza mahkemelerinin yargı yetkisine giren suçüstü hallinin var olmasıyla birlikte söz konusu yargı mensuplarına ilişkin farklı kanunlarda öngörülen özel usuli güvencelerin uygulanamayacağı anlamına geliyordu.
39. Anayasa Mahkemesi 31 Ekim 2019 tarihinde vermiş olduğu iki diğer kararında (bk. sırasıyla bir Yargıtay üyesi ve bir hakim yönünden A.B., no. 2016/22702 ve Mustafa Özterzi, no. 2016/14597), bu içtihadı sağlamlaştırmış ve tutuklanan kişilerin darbe teşebbüsünün arkasında olan FETÖ/PDY ile örgütsel bir ilişkisi olduğu düşünülen ve tutuklamaların bu girişimin önlenmesine yönelik çalışmalarla ulusal güvenlik ve kamu düzenine yönelik tehdidin devam ettiği bir dönemde gerçekleştiği göz önüne alındığında, genel koşullarda suçüstü hâlinin var olmasına ilişkin değerlendirmenin dayanaktan yoksun olduğunun düşünülemeyeceğini vurgulanmıştır. Anayasa Mahkemesi bu nedenle darbe teşebbüsü sonrasında tutuklanan yargı mensupları hakkında suçüstü hâlinin varlığını kabul ederken, esas referans noktasının darbe teşebbüsünün kendisi olduğunu yinelemiştir.
40. Daha sonra Anayasa Mahkemesi, Mahkemenin suçüstü hali kavramının yerel mahkemeler tarafından kapsamlı şekilde yorumlanmasına ilişkin olan (yukarıda anılan) Alparslan Altan davasında daha önce vardığı sonuçlara dayanarak Sözleşme’nin 5 § 1 maddesinin ihlal edildiğine karar verdiği (yukarıda anılan) Baş davasındaki kararı gözden geçirmiştir. Anayasa Mahkemesine göre Mahkemenin bu davadaki bulguları, Sözleşme’nin uygulanmasına değil, ilgili Türk hukukunun yorumlanmasına ilişkin bir değerlendirmeyi içermekteydi. Anayasa Mahkemesi, Mahkemenin kararlarının bağlayıcı niteliğini kabul etmesine rağmen yargı mensuplarının tutuklanmalarına ilişkin iç hukuk hükümlerinin yorumlanmasının Türk kamu makamlarına ve nihayetinde yerel mahkemelere düştüğünü vurgulamıştır. Anayasa Mahkemesi, Türk mahkemelerinin iç hukuka ilişkin yorumunun Sözleşme ile güvence altına alınan hak ve özgürlükleri ihlal edip etmediğini değerlendirme hususunda Mahkemenin yetkili olduğunu kabul etmekle birlikte, Mahkemenin yerel mahkemelerin yerine geçmemesi ve iç hukuku doğrudan yorumlamaması gerektiğini belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi bu nedenle yargı mensupları hakkında soruşturma yürütülmesi ve tutuklama tedbiri uygulanmasını düzenleyen ilgili iç hukuk çerçevesini ve uygulamayı özetlemenin yararlı olacağını belirtmiştir.
41. Anayasa Mahkemesi, esas olarak, ağır ceza mahkemelerinin görev alanına giren suçüstü hâli unsurunun varlığının, görev yaptıkları mahkemenin düzeyi veya türü ne olursa olsun, tüm hâkim ve savcılara tanınan usuli güvencelere bir istisna teşkil ettiğini kaydetmiştir. Ancak, yüksek yargı üyelerine ve HSYK’ya seçilmiş olan yargı mensuplarına ilişkin yasal çerçevede kişisel ve görevle ilgili suçlar arasındaki ayrımın ilgili usuli güvencelerin uygulanması bakımından önem arz etmediğini not ettikten sonra, 2802 sayılı Kanun’un 93. maddesi kapsamında diğer hâkim ve savcılar tarafından işlenen “kişisel suçların”, meslekleri nedeniyle aynı Kanun ile kendilerine tanınan koruma kapsamının dışında kalacağını hatırlatmıştır. Buna göre, bu tür suçlarla ilgili olarak alınan tedbirler, suçüstü hâli var olsa da olmasa da genel hükümlere tabi olacaktır.
42. Dolayısıyla, somut bağlamda bir hâkim veya savcının tutukluluğunun hukuka uygunluğunu değerlendirirken kendisine atılı suçun kişisel bir suç mu yoksa görevin yerine getirilmesi sırasında veya görevle bağlantılı olarak işlenen bir suç olup olmadığının tespit edilmesi belirleyici bir öneme sahiptir. Darbe teşebbüsü sonrasında Yargıtay tarafından verilmiş bazı kararlara ve yine aynı döneme ait kendi ilgili içtihadına dayanan Anayasa Mahkemesi, terör örgütü üyeliği suçunun kamu görevlileri tarafından görevleri gereği işlenemeyeceğini ve bu nedenle Yıldırım Turan hakkında ceza soruşturması açılmasının ve bu kişinin tutuklanmasının idari bir makamın iznine tabi olmadığını yinelemiştir. Bu nedenle, genel hükümler uyarınca başvuranın tutuklanmasının önünde hiçbir yasal engel bulunmamaktadır.
43. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi, 2802 sayılı Kanun’un 94. maddesi anlamında suçüstü hâlinin var olup olmadığı sorusunun Yıldırım Turan’ın tutuklanmasının hukuka uygunluğuyla hiçbir ilgisi olmadığını ancak bunun sadece soruşturmayı yürütecek ve tutuklamaya karar verecek olan yer bakımından yetkili yargı merciinin belirlenmesinde etkili olacağını vurgulamıştır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi, Yıldırım Turan’ın özgürlüğünden yoksun bırakılmasının yasal bir dayanağı olmadığı yönündeki iddiasını reddetmiştir.
ULUSLARARASI BELGELER44. Hükümet, 17 Kasım 2010 tarihinde kabul edilen Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Hâkimlerin Bağımsızlığı, Etkinliği ve Sorumlulukları Hakkında Üye Devletlere Yönelik CM/Rec(2010)12 Sayılı Tavsiye Kararı’na atıfta bulunmuştur. Tavsiyenin ilgili bölümleri yukarıda anılan Alparslan Altan (§ 65) davasında not edilmiştir.
45. Hükümet ek olarak Avrupa Hâkimleri Danışma Konseyinin (CCJE) 19 Kasım 2002 tarihli “Başta Etik, Uygunsuz Davranışlar ve Tarafsızlık Olmak Üzere, Hâkimlerin Mesleki Davranışlarını Düzenleyen İlke ve Kurallar” hakkındaki 3 No.lu Görüşü’nü Mahkemenin dikkatine sunmuştur. Söz konusu Görüş’ün ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
“Madde 75: CCJE’nin cezai yükümlülükler ile ilgili görüşleri aşağıdaki gibidir:
i) Hâkimler, yargı görevleri dışında işledikleri suçlara ilişkin, olağan hukuk kuralları kapsamında cezai olarak sorumlu olmalıdırlar;
...”
TÜRKİYE’NİN DEROGASYON BİLDİRİMİ46. Avrupa Konseyi nezdinde Türkiye Daimi Temsilciği, 21 Temmuz 2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne Sözleşme’nin askıya alınmasına (derogasyon) dair bildirimini göndermiştir (derogasyonun içeriği için bk. yukarıda anılan Alparslan Altan, § 66 veya yukarıda anılan Baş, § 109).
47. Derogasyon bildirimi, olağanüstü hâlin bitmesinin ardından 8 Ağustos 2018 tarihinde geri çekilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
BAŞVURULARIN BİRLEŞTİRİLMESİ48. Mahkeme, başvuruların konuları bakımından benzer olduklarını göz önünde bulundurarak, Mahkeme İçtüzüğü’nün 42 § 1 maddesi uyarınca bunları tek bir kararda müştereken incelemeyi uygun görmektedir.
TÜRKİYE’NİN DEROGASYONU İLE İLGİLİ ÖNCELİKLİ MESELE HAKKINDA49. Hükümet, öncelikle, başvuranların bütün şikâyetlerinin, Sözleşme’nin 15. maddesi uyarınca Avrupa Konseyi Genel Sekreterine 21 Temmuz 2016 tarihinde bildirilen derogasyona uygun olarak incelenmesi gerektiğini vurgulamıştır. Söz konusu 15. madde metni aşağıdaki gibidir:
“1. Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
2. Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
3. Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir.”
50. Taraflar, Sözleşme’nin 15. maddesi kapsamındaki derogasyona ilişkin olarak, yukarıda anılan Alparslan Altan/Türkiye (§§ 68-70) ve yine yukarıda anılan Baş/Türkiye (§§ 112-114) davalarında belirtilenlerle aynı doğrultuda görüş bildirmişlerdir.
51. Mahkeme, Mehmet Hasan Altan/Türkiye (no. 13237/17, § 93, 20 Mart 2018) kararında, Anayasa Mahkemesinin bu hususa ilişkin tespitleri ve elindeki diğer tüm materyaller ışığında, askeri darbe teşebbüsünün, Sözleşme anlamında “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin” varlığını ortaya koyduğunu kaydetmektedir. Mahkemenin re’sen ortaya atabileceği bir soru olan, Türkiye tarafından yükümlülüklerin askıya alınmasının zaman ve konu bakımından kapsamı ile ilgili olarak, Mahkeme, olağanüstü hâl ilan edilmesinin nedeni olan darbe teşebbüsünden kısa bir süre sonra başvuranların tutuklandıklarını gözlemlemektedir. Mahkeme, bunun şüphesiz somut davada Sözleşme’nin 5. maddesinin yorumlanmasında ve uygulanmasında tam olarak dikkate alınması gereken bağlamsal bir faktör olduğu kanaatindedir (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Hassan/Birleşik Krallık [BD], no. 29750/09, § 103, AİHS 2014 ve yukarıda anılan Alparslan Altan, § 75).
52. Koşulların mevcut davada alınan tedbirleri kesin olarak gerektirip gerektirmediği ve bu tedbirlerin uluslararası hukuk kapsamında yer alan diğer yükümlülüklerle uyumlu olup olmadığı hususunda ise, Mahkeme, başvuranların şikâyetlerinin esasını incelemenin gerekli olduğu kanaatindedir (bk. yukarıda anılan Baş, § 116)
Başvuranların tutukluluklarının hukuka uygunluğu ile bağlantılı olarak Sözleşme’nin 5 § 1 Maddesinin İhlal Edildiği İddiası Hakkında53. Başvuranlar, esas olarak, yargı mensuplarının yakalanmalarını ve tutuklanmalarını düzenleyen iç hukuk kurallarına aykırı olarak tutuklandıklarından şikâyet etmiş ve 2802 sayılı Kanun’un 94. maddesi ile 2797 sayılı Kanun’un 46. maddesi kapsamında bir suçüstü hâlinin varlığına itiraz etmişlerdir. Başvuranlar ayrıca Sulh Ceza Hâkimliklerinin tutukluluklarına karar verme konusunda görevli ve yetkili olmadığını ileri sürmüşlerdir.
54. Mahkeme, söz konusu şikâyetleri, ilgili kısımları aşağıda verilen Sözleşme’nin 5 § 1 maddesi kapsamında değerlendirmenin uygun olduğu kanaatindedir:
"1. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz: ...”
Kabul Edilebilirlik HakkındaTarafların beyanları55. Hükümet, hukuka aykırı bir şekilde özgürlüğünden yoksun bırakılanlar ve ayrıca bu hüküm kapsamındaki talepleri hâlen yerel mahkemeler önünde derdest olan başvuranlara tazminat ödenmesini öngören CMK’nın 141 § 1 (a) maddesi kapsamındaki tazminat hukuk yolunu tüketmemiş olan başvuranlar yönünden Mahkemeden bu şikâyetin kabul edilemez olduğuna karar vermesini talep etmiştir. Hükümet, ayrıca, başvuranlardan birine (başvuru no. 55057/17) beraat etmesinin ardından CMK’nın 141 § 1 (e) maddesi uyarınca tazminat verilmiş olduğunu, dolayısıyla bu başvuranın mağdur statüsünü kaybettiğini ileri sürmüştür. Hükümet, sunduğu görüşte, tazminat talepleri yetkili mahkemeler önünde derdest olan diğer başvuranların da benzer şekilde tazminat alarak mağdur statüsünü kaybedebileceklerini ve Mahkemenin bu kişilerin şikâyetlerinin kabul edilebilirliğini incelerken bu hususu dikkate alması gerektiğini düşünmektedir. Son olarak Hükümet, Mahkemeyi, başvurularını yapmalarının ardından davalarındaki gelişmeler hakkında Mahkemeye bilgi vermeyerek başvuru hakkını suistimal etmiş olan başvuranların başvurularını kabul edilmez bulmaya davet etmiştir.
56. Başvuranlar, Hükümetin argümanlarına itiraz etmişlerdir.
Mahkemenin değerlendirmesi(a) İç hukuk yollarının tüketilmemesi
57. Mahkeme, öncelikle Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi kapsamında iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralı hakkındaki içtihadında ortaya koyulan genel prensiplere atıf yaparak (bk., örneğin, Sargsyan/Azerbaycan [BD], no. 40167/06, §§ 115-116, AİHM 2015) devam eden özgürlükten yoksun bırakmanın hukuka uygunluğuna ilişkin bir hukuk yolunun etkili olabilmesi için bir tahliye imkânı sunması gerektiğini yineler (bk. Mustafa Avcı/Türkiye, no. 39322/12, § 60, 23 Mayıs 2017). Mahkeme, bu hususta, CMK’nın 141. maddesinde tanımlanan hukuk yolunun özgürlükten yoksun bırakılmayı sonlandıramayacağını hâlihazırda tespit etmiş olduğunu not eder (bk., örneğin, yukarıda anılan Alparslan Altan, § 84). Bu nedenle Mahkeme, Sözleşme’nin 5 § 1 maddesinin anlamı dâhilinde hâlâ özgürlüklerinden yoksun durumda bulunan başvuranlar bakımından Hükümetin ilk itirazını reddetmektedir.
58. İkincisi, artık tutuklu olmayan diğer başvuranlarla ilgili olarak Mahkeme, tutukluluğu sona ermiş bir başvuranın iç hukuka aykırı olarak tutuklandığından şikâyet ettiği hâllerde, iddia edilen ihlalin kabul edilmesine ve tazminata hükmedilmesine olanak sağlayan bir tazminat talebinin, eğer etkililiği uygulamada inandırıcı bir şekilde ortaya konulmuşsa, ilke olarak, izlenmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğunu hatırlatmaktadır (bk. Selahattin Demirtaş/Türkiye (no. 2) [BD], no. 14305/17, § 208, 22 Aralık 2020).
59. Hükümet, başvuranların Anayasa Mahkemesi de dâhil olmak üzere çeşitli ulusal mahkemeler nezdinde tutukluluklarının hukuka uygunluğuna ilişkin itirazlarda bulundukları ve bu başvurularının hiçbirinde tutukluluklarının hukuka aykırı olduğunun kabul edilmediği gerçeğine itiraz etmemiştir (bk. yukarıda 27. paragraf). Ayrıca, somut bağlamda “suçüstü hâlinin varlığı” kavramı hakkında ulusal mahkemelerce yapılan yoruma ilişkin olarak Hükümet tarafından sunulan içtihat örnekleri, başvuranların hâkim ve savcıların tutuklanmaları ile ilgili kanunlarda öngörülen özel usulün aksine genel hükümlere göre tutuklanmış olmalarının, Türkiye’nin en yüksek mahkemelerince ilgili iç hukuka uygun görüldüğünü tereddüde mahal bırakmayacak şekilde göstermektedir (bk. yukarıda 32 ve 43. paragraflar arasında alıntılanan içtihat).
60. Yukarıdakiler ışığında Mahkeme, CMK’nın 141 § 1 (a) maddesi kapsamında yapılacak bir tazminat talebinin, başvuranların tutukluluklarının hukuka aykırılığına ilişkin Sözleşme’nin 5 § 1 maddesi kapsamındaki şikâyetleri bakımından hiçbir başarı şansına sahip olmayacağı kanaatindedir. Bu doğrultuda, Mahkeme, başvuranların söz konusu telafi edici hukuk yolunu kullanmalarının şart olmadığı kanısındadır (benzer tespitler için bk. yukarıda anılan Baş, § 121 ve Sabuncu ve Diğerleri/Türkiye, no. 23199/17, § 126, 10 Kasım 2020). Bu nedenle, Mahkeme, Hükümetin bu konudaki itirazını reddetmektedir.
(b) Mağdur statüsü
61. Başvuru numarası 55057/17 olan başvuranın CMK’nın 141 § 1 (e) maddesi kapsamında lehine hükmedilen tazminat nedeniyle mağdur statüsünü kaybetmiş sayılıp sayılmayacağı hususunda Mahkeme, ulusal makamlar açıkça veya özü itibarıyla Sözleşme ihlalini kabul etmedikçe ve ihlale karşılık bir giderim sağlamadıkça, başvuran lehine bir kararın veya tedbirin, kural olarak, Sözleşme’nin 34. maddesi bakımından başvuranın “mağdur” statüsünün kalkması için yeterli olmadığını dile getirdiği yerleşik ve istikrar kazanmış içtihadına atıfta bulunmaktadır (bk., diğer kararların yanı sıra, Gäfgen/Almanya [BD], no. 22978/05, § 115, AİHM 2010 ve yukarıda anılan Alparslan Altan, § 85).
62. Bu bağlamda Mahkeme söz konusu başvuran lehine hükmedilen tazminatın, ilgili başvuranın beraatine istinaden verildiğini ve tutukluluğunun hukuka aykırı olduğu yönünde herhangi bir kabul içermediğini kaydetmektedir. CMK’nın 141 § 1 (e) maddesinin lafzı, bu hüküm kapsamındaki tazminatın "kanuna uygun olarak" yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra beraat edenlere verildiğini gayet net bir şekilde belirtmektedir. Bu sebeple ve ayrıca yerel mahkemelerin somut bağlamda "hukuka uygunluk" konusuna yönelik benimsediği tutarlı yaklaşımla ilgili olarak yukarıdaki 59. paragrafta yapılan değerlendirme de göz önünde bulundurulduğunda, başvuran lehine hükmedilen tazminatın özgürlük hakkının ihlal edildiği iddiasının kabulünü teşkil ettiği ve mağdur statüsünü kaldırıldığı söylenemez. Bu nedenle Mahkeme, 55057/17 no.lu başvuru ve bu sırada aynı gerekçeyle tazminat almış olabilecek diğer başvuranlar bakımından Hükümetin bu konudaki itirazını reddetmektedir.
(c) Başvuru hakkının suistimal edilmesi
63. Mahkeme, bir başvurunun eğer, diğerleri arasında, kasıtlı olarak yalan bilgilere dayandırılmış ise Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi uyarınca bireysel başvuru hakkının suistimal edildiği gerekçesi ile reddedilebileceğini yinelemektedir (bk. X ve Diğerleri/Bulgaristan [BD], no. 22457/16, § 145, 2 Şubat 2021). Eksik ve dolayısıyla yanıltıcı bilgilerin beyan edilmesi, özellikle söz konusu bilgiler davanın özü ile alakalıysa ve bu bilgilerin neden sağlanmadığına gerekçe olarak yeterli açıklama sunulmuyorsa, bireysel başvuru hakkının suistimalini teşkil edebilir (bk. örneğin, Predescu/Romanya, no. 21447/03, § 25, 2 Aralık 2008). Aynı durum, Mahkeme önündeki yargılamalar sırasında yeni, önemli gelişmeler meydana gelip de - Mahkeme İçtüzüğü’nün 47 § 6 maddesiyle açıkça şart koşulmasına rağmen - başvuranın bu bilgiyi Mahkemeye açıklamadığı ve böylelikle Mahkemenin olaylar hakkında tam anlamıyla bilgi sahibi olarak davaya hükmetmesini engellediği durumlarda da geçerlidir. Ancak, bu tür durumlarda dahi, başvuranın Mahkemeyi yanıltma niyeti olduğu, her zaman yeterli bir kesinlikle tespit edilmelidir (bk. Centro Europa 7 S.r.l. ve Di Stefano/İtalya [BD], no. 38433/09, § 97, AİHM 2012).
64. Tarafların beyanlarını ve dava dosyalarını yukarıdaki ilkeler ışığında inceleyen Mahkeme, başvuranların kasıtlı olarak Mahkemeyi yanıltmak amacıyla bilgi sakladıkları veya söz konusu şikâyetleriyle ilgili olarak başvuru hakkını başka bir şekilde kötüye kullandıkları sonucuna varmasına yol açacak herhangi bir belirti bulamamaktadır. Dolayısıyla, Hükümetin bu konudaki itirazı reddedilmelidir.
(d) Sonuç
65. Mahkeme bu doğrultuda, başvuranların tutukluluklarının hukuka uygunluğuna ilişkin şikâyetlerinin açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve Sözleşme’nin 35. maddesinde belirtilen başka herhangi bir gerekçeyle de kabul edilemez olarak ilan edilemeyeceğini kaydetmektedir. Dolayısıyla, bunların kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
Esas HakkındaTarafların beyanları(a) Başvuranlar
66. Başvuranlar, yargı mensuplarının yakalanması ve tutuklanmasına ilişkin iç hukukta öngörülen özel usul kurallarına aykırı bir şekilde tutuklandıklarını iddia etmişlerdir.
67. Tutuklandıkları sırada 2802 sayılı Kanun’a tabi olan – yani yüksek yargı mensubu olmayan, hâkim veya Cumhuriyet savcısı olan – başvuranlar tarafından sunulan görüşler, büyük ölçüde yukarıda anılan Baş (§§ 133-135) davasında belirtilenlerle aynı eksendeydi.
68. İlgili dönemde Yargıtay ve Danıştay üyesi olan başvuranlar ise, başlıca kendi statülerini düzenleyen 2797 sayılı Kanun’un 46. maddesi ile 2575 sayılı Kanun’un 76. maddesinin ilgili hükümleri uyarınca, haklarında ceza soruşturması açılmasının ilke olarak ilgili Başkanlık Kurullarının kararına bağlı olduğunu kaydetmişlerdir. Başvuranlar, ağır ceza mahkemelerinin görev alanına giren suçüstü hâlinin varlığında haklarındaki ön inceleme ve hazırlık soruşturmalarının genel hükümler çerçevesinde yürütülebileceğini kabul etmiş; ancak kendi tutuklanmalarında suçüstü hâlinin mevcut olmadığını savunmuşlardır. Başvuranlar bu nedenle, Mahkemenin (yukarıda anılan) Alparslan Altan kararındaki tutumunu benimsemesini talep etmişlerdir. Başvuranlardan bazıları, Türk hukukuna göre silahlı örgüt üyeliği suçunun “devam eden” doğasına ilişkin herhangi bir şüphe bulunmamasına rağmen Yargıtayın yakın tarihli kararlarında bu tür suçlar ile “suçüstü hâli” kavramı arasında kurulan ilişkinin oldukça abartılı ve hatta hukuka aykırı olduğunu vurgulamışlardır.
69. Başvuranlardan bazıları ayrıca üzerlerine atılı suçun, söz konusu terör örgütünün talimatları doğrultusunda gerçekleştirdikleri iddia edilen adli eylemlere ilişkin bir suç olarak belirtildiği göz önüne alındığında, sadece resmi görevlerinin ifasıyla bağlantılı olarak işlenebileceğini eklemişlerdir.
(b) Hükümet
70. Hükümet, ilgili olduğu ölçüde, her ikisi de yukarıda anılan Alparslan Altan (§§ 92-98) ve Baş (§§ 136-141) davalarında sunmuş olduğu görüşlerini çoğunlukla tekrarlamış ve Mahkemenin bu iki davadaki bulgularının aksine başvuranların tutukluluklarının ilgili ulusal mevzuata uygun olduğunu ileri sürmüştür.
71. Hükümet, öncelikle, suçüstü hâlinin mevcut olduğu gerekçesiyle başvuranlar hakkında CMK’nın genel hükümleri uyarınca soruşturma başlatıldığını ve tutuklama kararı çıkarıldığını belirtmiştir. Hükümet, özellikle, 2797 sayılı Kanun ve 2575 sayılı Kanun’da Yargıtay ve Danıştay üyeleri aleyhinde ceza yargılamaları yürütmek için özel bir usul öngörülmüş olmasına rağmen, ağır ceza mahkemelerinin görev alanına giren suçüstü hâlinin varlığında soruşturmaların genel hükümlere göre yürütüleceğini ve koruma tedbirleri alınmasına karar verilmesinin mümkün olacağını açıklamıştır. Diğer hâkimler ve savcılar ile ilgili 2802 Sayılı Kanun’un 94. maddesi de benzer şekilde ağır ceza mahkemelerinin görev alanına giren suçüstü hâlinin mevcut olması durumunda genel hükümlerin uygulanacağını öngörmüştür.
72. Hükümet somut davalarda, başvuranlar hakkında yürütülen soruşturmanın, Türk Ceza Kanunu’nun 314 § 2 maddesi kapsamında silahlı terör örgütü üyeliği, yani ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren bir suç şüphesiyle ilgili olduğunu belirtmiştir. Hükümet ayrıca, Sulh Ceza Hâkimliklerinin, silahlı terör örgütü üyeliği suçunun “devam eden” niteliği göz önünde bulundurulduğunda, başvuranların yakalanmaları sırasında suçüstü hâlinin var olduğunu tespit ettiklerini ve 2797, 2575 ve 2802 sayılı Kanunların ilgili maddeleri mucibince genel hükümler – yani CMK’nın 100. ve sonraki maddeleri – uyarınca tutuklanmalarına karar verdiklerini kaydetmiştir. Kendisine yapılan bireysel başvurular kapsamında Anayasa Mahkemesi de, başvuranların üzerlerine atılı terör örgütü üyeliği suçu bakımından suçüstü hâlinin mevcut olduğu şeklinde soruşturma makamları tarafından yapılan değerlendirmenin fiili ve hukuki bir temelden yoksun olduğu ve dolayısıyla keyfi olduğu yönündeki iddiasını kabul etmemiştir. Bu nedenle Hükümet, Mahkeme önünde çözülmesi gereken temel meselenin, başvuranların üzerine atılı suçla ilgili olarak bir “suçüstü” hâlinin bulunup bulunmadığı sorusu olduğunu değerlendirmiştir.
73. Hükümet, iç hukukta yer alan hukuki kavramları yorumlamanın ve bunların kapsamını belirlemenin yerel yargı mercilerinin görevi olduğunu kaydederek söz konusu sulh ceza hâkimliği kararlarının Yargıtayın yerleşik içtihadına uygun olduğunu iddia etmiştir. Hükümet bu bağlamda, silahlı terör örgütü üyeliği suçunun ağır ceza mahkemelerinin görev alanına giren “mütemadi bir suç” (devam eden bir suç) olduğuna ilişkin Yargıtayın yerleşik içtihadına atıfta bulunmuştur. Hükümet ayrıca Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10 Ekim 2017 tarihli öncü kararında (E.2017/YYB-997, K.2017/404) “silahlı terör örgütüne üye olma suçundan şüpheli konumunda bulunan hâkimlerin yakalandıkları anda suçüstü halinin mevcut olduğu ve sonuç olarak soruşturmanın genel hükümlere göre yapılacağına” (bk. yukarıda anılan Alparslan Altan, § 63 ve benzer bir tespit için ayrıca bk. yukarıda anılan Baş (§ 88) kararında not edilen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26 Eylül 2017 tarihli ve E. 2017/16-956, K. 2017/370 sayılı kararı) ilişkin varılan sonuca atıfta bulunmuştur. Bu bakımdan, Hükümet, Yargıtayın konuya ilişkin içtihadının hiçbir şekilde 15 Temmuz 2016 sonrası dönemin bir ürünü olmadığını, zira bu mahkemenin FETÖ/PDY dışındaki terör örgütlerine üyelik suçuna ilişkin davalarda ve söz konusu davalardan daha önce gelen davalarda “mütemadi suç” ve “suçüstü” kavramlarını benzer şekilde yorumlamış olduğunu vurgulamıştır. Bu nedenle, bu kavramların somut bağlamda uygulanmış olması, keyfi olduğu söylenebilecek yeni bir yargısal yorumlama içermemiştir.
74. Bununla beraber Hükümet, Anayasa Mahkemesinin 15 Temmuz darbe teşebbüsü sonrasında tutuklanan yargı mensupları yönünden “suçüstü hâlinin” varlığını kabul ederken, ilgili hâkimlerin darbe girişimini bertaraf etmeye yönelik çabaların devam ettiği bir dönemde tutuklanmış olmaları dikkate alındığında, terör örgütüne üyelik suçunun mütemadi suç niteliğinden ziyade darbe girişiminin kendisini temel referans noktası olarak almış olduğunu vurgulamıştır.
75. Ek olarak Hükümet, ilgili uluslararası belgelere atıfta bulunarak (bk. yukarıda 44 ve 45. paragraflar), hâkim ve savcıların diğer vatandaşlar gibi yargı görevleri dışında işledikleri suçlardan cezai olarak sorumlu olduklarını kaydetmiştir. Hükümet bu bağlamda, başvuranlara isnat edilen silahlı terör örgütüne üye olma suçunun kişisel bir suç olduğunu ve bunun resmi görevden doğan veya görev sırasında işlenen bir suç olarak sayılamayacağını belirtmiştir. Hükümet, bu savına dayanak olarak, içerisinde ilgili sanığın da işlemekle itham edildiği silahlı terör örgütüne üyelik suçunun resmi görevler ile bağlantılı olarak veya resmi görevler sırasında işlenen bir suç olarak ele alınmadığı Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından 28 Eylül 2010 tarihinde verilen bir karara (E.2010/162‑K.210/179) atıfta bulunmuştur (bu karara ilişkin daha fazla bilgi için bk. yukarıda anılan Baş, § 137).
76. Hükümet, Yargıtay ve Danıştay üyelerine ilişkin olan 2797 ve 2575 sayılı Kanunlar ile Mahkeme tarafından yukarıda anılan Alparslan Altan (§§ 49 ve 106-107) davasında ana hatlarıyla belirtilmiş olan Anayasa Mahkemesi üyelerini düzenleyen 6216 sayılı Kanun’un resmi görev sırasında işlenen suçlar ile kişisel suçlar arasında bir ayrım yapmadığını ve yukarıda belirtildiği gibi suçüstü hâlinin mevcut olduğu bir durum olmadığı sürece ilgili kanunlarda öngörülen özel prosedürlerin her iki durumda da uygulanacağını teyit etmiştir. Ancak, 93. maddesi kapsamında işlenen kişisel suçların genel hükümlere göre ele alınacağını öngören 2802 sayılı Kanun hükümlerine tabi hâkim ve savcılar açısından durumun farklı olduğunu vurgulamıştır. Dolayısıyla Hükümet, bu bağlamda Danıştayın ve Anayasa Mahkemesinin benimsediği yaklaşımlara (ilgili mahkemelerin içtihadına yapılan atıflara ilişkin sırasıyla bk. yukarıda anılan Baş, § 137 ve yukarıda anılan Alparslan Altan, § 94; ayrıca bk. yukarıda 32-43 arasındaki paragraflarda not edilmiş olan kararlar) dayanarak, Mahkeme somut davada hâkim ve savcılar bakımından suçüstü hâlinin mevcut olmadığı sonucuna varacak olsa bile, 2802 sayılı Kanun’un 93. maddesinin anlamı dâhilinde kendilerine atfedilen suçun "kişisel" niteliği nedeniyle tutukluluklarının yine de genel hükümlere tabi olacağını ileri sürmüştür. Bu nedenle Hükümet, Mahkemenin hâkim ve savcılara sağlananlar ile Anayasa Mahkemesi üyelerine sağlanan güvenceler arasındaki açık ayrımı göz ardı ederek, Baş davasında Alparslan Altan kararında vardığı sonuçlara yeniden varmasının hatalı olduğunu ileri sürmüştür.
77. Hükümet bu bağlamda, HSYK’nın 16 Temmuz 2016 ve sonrasında ilgili hâkim ve savcıların görevden uzaklaştırılmasına ilişkin kararlarının, görevle ilgili suçtan dolayı ceza soruşturması açılmasına izin verildiği anlamına gelmediğini vurgulayarak, bu kararların aslında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından re’sen başlatılan ceza soruşturmasının ardından HSYK tarafından başlatılan disiplin soruşturmalarına ilişkin olduğunu ifade etmiştir.
78. Son olarak, Hükümet resmi görevlerle bağlantılı olarak veya resmi görevler sırasında işlenmiş olsa bile - başvuranların üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçu da dâhil olmak üzere - belirli suçlara ilişkin soruşturmaların genel hükümler uyarınca doğrudan savcı tarafından yapılmasını öngören CMK’nin 161 § 8 maddesinin de dikkate alınması gerektiğini ileri sürmüştür. Diğer bir deyişle, CMK’nin 161 § 8 maddesi, hâkimlere ve savcılara çeşitli yasalarla tanınan özel usulü güvencelerin uygulanmasına engel olacaktır.
Mahkemenin değerlendirmesi79. Mahkeme öncelikle, Sözleşme’nin 5 § 1 maddesi kapsamındaki özgürlük ve güvenlik hakkına ilişkin içtihadında tesis edilen genel ilkelere atıfta bulunmaktadır (bk. örneğin yukarıda anılan Alparslan Altan, §§ 99-103, yukarı anılan Baş, § 143 ve burada atıfta bulunan diğer davalar).
80. Mahkeme, özellikle “yasayla öngörülen bir usulün” izlenip izlenmediği konusu da dâhil olmak üzere tutukluluğun “hukuka uygunluğunun” söz konusu olması durumunda, Sözleşme’nin esasen ulusal hukuka atıfta bulunduğunu ve bununla ilgili esasa ve usule ilişkin kurallara uyma yükümlülüğünün düzenlendiğini tekrar eder. Bu öncelikle herhangi bir yakalama veya tutuklamanın iç hukukta yasal bir dayanağının olmasını gerektirir. Bununla birlikte, ulusal hukuka uygun olma yeterli değildir: Sözleşme’nin 5 § 1 maddesi ayrıca özgürlükten yoksun bırakmanın bireyi keyfilikten koruma amacına da uygun olmasını gerektirir. Mahkeme bu bağlamda ayrıca, başta hukuki belirlilik ilkesi olmak üzere Sözleşme’de belirtilen veya ima edilen genel ilkeleri de kapsayacak şekilde iç hukukun Sözleşme ile uyumlu olup olmadığını belirlemelidir (bk. Mooren/Almanya [BD], no. 11364/03, § 72, 9 Temmuz 2009, bu kararda yer alan diğer atıflarla birlikte).
81. Bu son hususa ilişkin olarak, Mahkeme, özgürlükten yoksun bırakmanın söz konusu olması durumunda, hukuki kesinlik genel ilkesinin yerine getirilmesinin özellikle önemli olduğunu vurgulamaktadır. Bu sebeple, iç hukuk kapsamında özgürlükten yoksun bırakma koşullarının açıkça tanımlanması ve uygulanmasında yasanın kendisinin öngörülebilir olması esastır. Böylece tüm yasaların kişilere, gerekirse uygun tavsiye ile belli bir eylemin yol açabileceği sonuçları, söz konusu koşullar içerisinde makul bir dereceye kadar öngörebilmelerini gerektiren bir standart olan Sözleşme tarafından ortaya konulan “hukuka uygunluk” standardını karşılar (bk. örneğin, Khlaifia ve Diğerleri/İtalya [BD], no. 16483/12, § 92, 15 Aralık 2016 ve burada atıfta bulunan diğer davalar).
82. Ek olarak Mahkeme, hukukun üstünlüğü ile yönetilen bir Devlette temel bir değer olan yargının, adaletin teminatı olarak görevlerini yerine getirirken başarılı olması için halkın güvenine sahip olması gerektiğine dair toplumdaki özel rolünü birçok kez vurgulamış olduğunu not eder (bk. Baka/Macaristan [BD], no. 20261/12, § 164, 23 Haziran 2016, bu kararda yer alan diğer atıflarla birlikte). Özellikle hâkimlerin ifade özgürlüğü hakkına ilişkin davalarda ortaya konulan bu değerlendirme, aynı şekilde, bir yargı mensubunun özgürlük hakkını etkileyen bir tedbire karar verilmesi bakımından konuyla ilgilidir. Özellikle, iç hukuk yargı mensuplarına görevlerini bağımsız bir şekilde yerine getirmelerini güvence altına almak amacıyla hukuki koruma sağladığında, bu tür düzenlemelere uygun bir şekilde riayet edilmesi önemlidir. Demokratik bir toplumda yargının Devlet organları arasında işgal ettiği önemli yer ve güçler ayrılığına ve yargının bağımsızlığını güvence altına alma gerekliliğine atfedilen artan önem dikkate alındığında (bk.,Ramos Nunes de Carvalho e Sá/Portekiz [BD], no. 55391/13 ve diğer 2 karar, § 196, 6 Kasım 2018), Mahkeme bilhassa, Sözleşme hükümleri bakımından bir tutuklama kararının uygulanma şeklini incelerken yargı mensuplarının korunmasına özellikle dikkat etmelidir (bk., yukarıda anılan Alparslan Altan, § 102 ve yukarıda anılan Baş, § 144).
83. Somut davanın koşullarına bakıldığında Mahkeme, başvuranların hepsinin genel hükümlere uygun olarak, özellikle CMK’nin 100. ve sonraki maddelerindeki hükümler uyarınca yakalanıp tutuklandıklarına dair taraflar arasında bir ihtilafın bulunmadığını kaydetmektedir. Ancak taraflar, olayların gerçekleştiği dönemde özel bir statüye sahip olan görevdeki hâkim ve savcıları olarak başvuranların tutuklanmalarının genel hükümler çerçevesinde “kanunun kalitesi” şartını yerine getirip getirmediği konusunda görüş ayrılığına düşmektedir. Mahkeme, sırasıyla hâkimler, savcılar ve yüksek yargı üyeleri için geçerli olan farklı yasal düzenlemeleri göz önüne alarak, bu soruyu her grup için ayrı ayrı ele alacaktır.
(a) 2802 sayılı Kanun’a tabi olan hâkimler ve savcılar
84. Mahkeme, yukarıda da belirtildiği gibi, ilgili zamanda hâkim veya savcı olarak statülerinden kaynaklanan özel usulü güvencelere rağmen başvuranların 2802 sayılı Kanun’un 94. maddesi uyarınca suçüstü halinde yakalandıkları kabul edildiği genel hükümler kapsamında tutuklandıklarını kaydetmektedir. Mahkeme, 2802 sayılı Kanun’a tabi bir hâkimin tutuklanması bağlamında “suçüstü hali” kavramının uygulanmasının, yerel mahkemeler tarafından bu kavramın Sözleşme’nin gereklerine uygun olmayan şekilci bir tutumla yorumlandığına karar verdiği Baş davasında (bk. yukarıda anılan, §§ 145-162), 5 § 1 maddesinin ihlal edildiği tespitine yol açtığını kaydetmektedir. Tarafların beyanlarıyla birlikte Yargıtay ve Anayasa Mahkemesinin bu konudaki son kararlarından sonra Mahkeme, Baş (yukarıda anılan, §§ 145-162) davasındaki tespitlerinden ayrılmasını gerektirecek herhangi bir durum görmemektedir.
85. Mahkeme, Hükümet tarafından da belirtildiği gibi, Anayasa Mahkemesinin mevcut koşullarda “suçüstü halinin” mevcut olduğunu kabul ederek, Yargıtayın benimsediğinden daha farklı bir yaklaşım benimsediğini kaydetmektedir (bk. Yargıtayın yaklaşımının ayrıntılı olarak incelendiği yukarıda anılan Baş, §§ 150-156). Anayasa Mahkemesi, daha spesifik olarak, ilgili yargı mensuplarının tutuklandığı olgusal bağlamı göz önünde bulundurarak, sadece terör örgütü üyeliği suçunun devam eden niteliğine dayanmak yerine darbe teşebbüsünü temel referans noktası olarak almıştır (bk. yukarıda 39. paragraf ve ek olarak bk. yukarıda Hükümetin 74. paragrafta belirtilen iddiası). Anayasa Mahkemesine göre, başvuranlar ve darbe teşebbüsü sonrası yakalanan bütün yargı mensuplarının sadece bu teşebbüs arkasındaki terör örgütü ile iddia edilen örgütsel bağları nedeniyle suçüstü halde yakalanmış oldukları düşünülebilir. Mahkeme, başvuranların tutuklanmasını çevreleyen kendine has koşulların farkında olsa da, özellikle, Anayasa Mahkemesi veya Hükümetin başvuranların doğrudan darbe teşebbüsüyle bağlantılı bir eylemde bulunurken veya hemen sonrasında yakalandıklarına ve tutuklandıklarına dair bir doğrulamada bulunmamış olduklarını not ederek (bk., benzer bir tespit için, yukarıda anılan Baş, 59 §§ 149 ve 152), Anayasa Mahkemesinin varsayımsal yaklaşımının benzer şekilde “suçüstü” kavramını CMK’nin 2. maddesinde öngörülen geleneksel tanımın ötesine taşıyormuş gibi göründüğünü değerlendirmektedir (bk. yukarıda anılan aynı kararda §§ 59 ve 152).
86. Mahkeme ayrıca Hükümetin, ilgili başvuranların genel hükümler uyarınca tutuklanmalarının suçüstü hâlinin mevcut olduğuna dayanmadığını ancak bunun aynı zamanda 2802 sayılı Kanun’un 93. maddesi uyarınca suçlandıkları suçun bu bölümde düzenlenen kişisel bir suç olup görevle ilgili bir suç olmaması sebebiyle haklı olduğuna ilişkin iddialarını kaydetmektedir. Baş davasında (aynı kararda, § 158) belirtildiği gibi, başvuranların iddia olunan davranışının hangi kategoriye girdiğini belirleme görevi Mahkemeye ait değildir. Mahkeme bu nedenle incelemesini, ilgili yasanın mevcut koşullarda hukuki belirlilik ilkesinin gerekliliklerine uygun bir şekilde uygulanıp uygulanmadığını değerlendirmekle sınırlandıracaktır (aynı kararda, § 158).
87. Mahkeme bu bağlamda, başvuranlara ilişkin tutukluluk kararlarında söz konusu suçun "kişisel" veya "görevle ilgili" niteliği hakkında herhangi bir tavır ortaya konulmadığını ve eğer bir atıf yapılmışsa, sadece Kanun’un her iki suç türü için de geçerli olan 94. maddesine atıfta bulunulduğunu gözlemlemektedir. Baş davasında (aynı kararda) açıkça belirtilen gerekçelerden dolayı Mahkeme suçüstü hâli varlığının başvuranların ilgili kanun kapsamında sağlanan güvencelerden yoksun bırakılmasında belirleyici olduğu kanaatindedir. Mahkeme ayrıca, tutuklama kararlarının 94. maddeye açıkça atıfta bulunmadığı başvurularda bile, Yargıtay ve Anayasa Mahkemesinin ilgili içtihadından, yargı mensubu olan kişinin silahlı terör örgütü üyeliğinden yakalanması durumunda ve kendilerine atfedilen silahlı terör örgütüne üye olma suçunun devam eden niteliği dikkate alındığında, 2802 sayılı Kanun’un 94. maddesi anlamındaki "ağır ceza mahkemelerinin görev alanına giren suçüstü halinin mevcut olması" şartlarının yakalanma sırasında gerçekleştiğinin kabul edildiğini kaydetmektedir (bk. örneğin, Baş kararında Yargıtay kararlarına yapılan atıflar, §§ 88 ve 150 ve yukarıdaki 73. paragraf, ayrıca bk. yukarıda 36. paragraf, Anayasa Mahkemesinin 94. maddeye açık bir atıfta bulunmadan veya tutuklama kararında böyle bir durumun tespit edilmemesine rağmen “suçüstü hali” durumunun varlığının bu mahkeme tarafından onandığı karar). Ayrıca Hükümet görüşlerinde başvuranların suçüstü yakalanmaları dolayısıyla CMK’nin genel hükümleri kapsamında tutuklandıklarını kabul etmiştir (bk. yukarıda 71-72. paragraf).
88. Dolayısıyla Mahkeme, 2802 sayılı Kanun’un 94. maddesi anlamında “suçüstü hâlinin” mevcudiyetine ilişkin bulgunun, söz konusu tutuklamanın hukuka uygunluğuna herhangi bir etkisi olmaksızın, öngörülebilir şekilde, sadece tutuklamaya karar veren mahkemenin yer bakımından yargı yetkisini belirlemekle ilgili olarak değerlendirilebileceği hususunda ikna olmamıştır (bk. yukarıda anılan Baş, § 158).
89. Mahkeme ek olarak, kişisel veya resmi görev kapsamında işlenmiş bir suça veya suçüstü halinde yakalanmalarına bakılmaksızın, başvuranlar hakkındaki soruşturmanın CMK’nin 161 § 8 maddesi uyarınca doğrudan savcılar tarafından yürütüleceğinden 2802 sayılı Kanun’da belirtilen özel usullerin başvuranların davalarına her halükarda uygulanamayacağına ilişkin Yargıtayın yapmış olduğu (bk. yukarıda 32. - 35. paragraflar) ve Hükümet görüşlerinde de (bk. yukarıda 78. paragraf) tekrarlanan iddiayı kaydetmektedir. Mahkeme bu bağlamda, 2802 sayılı Kanun’un ilgili hükümleri ile 161 § 8 maddesi arasındaki etkileşimin ve bu maddenin yargı mensuplarına ilişkin alınabilecek önleyici tedbirlere olan etkisinin, özellikle 161 § 8 maddesinin sadece ceza soruşturması yürütmekten sorumlu makamın belirlenmesine ilişkin gibi göründüğünü dikkate alarak, mevcut bağlamda belirsizliğini korumakta olduğu kanaatindedir. Ayrıca Mahkeme elindeki bilgi ve belgeler ışığında, 161 § 8 maddesi uyarınca ileri sürülen bu iddianın Anayasa Mahkemesi tarafından ele alınmadığını gözlemlemektedir (bk. yukarıda 37. – 43. paragraflar). Bu koşullar altında Mahkeme, başvuranların Sözleşme’nin 5 § 1 maddesi uyarınca tutukluluklarının hukuka uygunluğunu belirlemek amacıyla bu hükmü dikkate almayabilir.
90. Mahkeme, Hükümet tarafından da görüşlerinde belirtildiği gibi, iç hukuku yorumlamanın ve uygulamanın başta mahkemeler olmak üzere ulusal mercilerin görevi olduğunu yineler. Ancak bununla birlikte, hukukun yorumlanma ve uygulanma şeklinin Sözleşme’nin ilkeleriyle tutarlı olan sonuçlar üretip üretmediğinin doğrulanması görevinin Mahkeme ait olduğunu tekrarlar (bk., örneğin, Guðmundur Andri Ástráðsson/İzlanda [BD], no. 26374/18, § 250, 1 Aralık 2020 ve burada atıfta bulunan diğer davalar). Hükümetin daha önce doğru bir şekilde dile getirdiği gibi 2802 sayılı Kanun kapsamında sağlanan hukuki koruma, dokunulmazlık anlamına gelmemektedir. Bununla birlikte, hukuk üstünlüğü ile yönetilen demokratik bir Devlette yargının önemi ve bu türde bir hukuki korumanın, hâkimlere kendi kişisel menfaatleri için değil, görevlerini bağımsız bir şekilde yerine getirmelerini güvence altına almak amacıyla verildiği göz önünde bulundurulduğunda, hukuki belirlilik şartları bir yargı mensubunun özgürlüğünden yoksun bırakıldığı durumda daha da öncelikli hale gelmektedir (bk. yukarıda anılan Baş, § 158).
91. Yukarıda yer verilenler ve Baş davasındaki mülahazaları ışığında Mahkeme, 2802 sayılı Kanun’a tabi olan başvuranların tutuklanmalarının Sözleşme’nin 5 § 1 maddesi anlamında kanunla öngörülen bir usule uygun olarak gerçekleştiği sonucuna varamaz. Ayrıca yukarıdaki gerekçelerden dolayı Mahkeme söz konusu tedbirin durumun gerektirdiği bir zorunluluk olduğunun söylenemeyeceği kanaatindedir (aynı kararda, §§ 159-162).
92. Dolayısıyla, tutuklandıklarında 2802 sayılı Kanun’a tabi olan hâkim ve savcılardan oluşan başvuranların tutukluluklarının hukuka aykırı olması gerekçesiyle Sözleşme’nin 5 § 1 maddesi ihlal edilmiştir.
(b) 2797 ve 2575 sayılı Kanun’a tabi olan Yargıtay ve Danıştay üyeleri
93. Mahkeme, Yargıtay üyelerine ilişkin hükümleri düzenleyen ve aynı zamanda Danıştay üyeleri için de uygulanabilir olan 2797 sayılı Kanun’un 46. maddesine göre; genel hükümlerin uygulanmasını gerektiren ve ağır ceza mahkemelerinin yargı yetkisi alanına giren suçüstü halinin bulunmaması durumunda, söz konusu yüksek mahkeme hâkimlerine karşı soruşturma başlatılmasının Başkanlık Kurulunun kararına bağlı olduğunu not eder. (bk. yukarıda 30-31. paragraflar).
94. Mahkeme, yukarıda anılan yasal çerçevenin, Alparslan Altan (yukarıda anılan § 49) davasında belirtildiği üzere Anayasa Mahkemesi üyelerine uygulanabilir olan yasal çerçeve ile benzer olduğunu gözlemlemektedir. Mahkeme ayrıca, anılan davada olduğu gibi, yargı makamlarının başvuranların suçüstü halde yakalandıklarına ilişkin tespitleri nedeniyle tutukluluklarının genel hükümlere göre gerçekleştirildiğini de gözlemler.
95. Mahkeme, “suçüstü hali” kavramının kapsamlı olarak uygulanmasının yukarıda belirtilen Alparslan Altan (aynı kararda, §§ 104-115) davasında 5 § 1 maddesinin ihlal edildiğine karar verilmesiyle sonuçlandığını kaydetmektedir. Mahkeme, elinde bulunan bilgi ve belgeler ışığında ve yukarıdaki 85. ve 89-90. paragraflarında yer verilen görüşlerin ilgili kısımlarını göz önünde bulundurarak, Alparslan Altan davasındaki (yukarıda anılan) tespitlerinden ayrılmasını gerektirecek herhangi bir sebep görmemektedir. Mahkeme, bu doğrultuda, tutuklulukları sırasında Yargıtay ve Danıştay üyeleri olan başvuranların benzer şekilde 5 § 1 maddesi uyarınca hukukta öngörülen usule uygun olarak özgürlüklerinden yoksun bırakılmamış oldukları kanaatindedir. Ayrıca söz konusu tedbirin durumun gerektirdiği bir zorunluluk olduğunun söylenemez (aynı kararda, §§ 116-119).
96. Bu nedenle, tutuklandıkları dönemde 2797 veya 2575 sayılı Kanun’a tabi olan Danıştay ve Yargıtay üyesi olan başvuranların tutukluluklarının hukuka uygun olmaması gerekçesiyle Sözleşme’nin 5 § 1 maddesi ihlal edilmiştir.
İDDİA EDİLEN DİĞER SÖZLEŞME İHLALLERİ97. Başvuranlardan bazıları ek olarak Sözleşme’nin 5 § 1 (c) ve 3 maddesi kapsamında kendilerine atılı suçu işlediklerine dair makul bir şüphe olmaksızın tutuklandıkları, tutuklama kararlarının ilgili ve yeterli gerekçe içermediği ve tutukluluk sürelerinin aşırı olması nedeniyle şikâyette bulunmuşlardır. Bazı başvuranlar ayrıca, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi kapsamında yerel mahkemeler tarafından tutuklanmalarına ilişkin yapılan incelemelerde belirli usulü güvencelere uyulmamış olduğunu ve/veya 5 § 5 maddesi kapsamında, Sözleşme’nin 5. maddesinde düzenlenen haklarının iddia edildiği üzere ihlal edilmesi sebebiyle tazminat almalarını sağlayacak bir iç hukuk yolunun öngörülmemiş olduğunu ileri sürmüşlerdir[1].
98. Mahkeme yukarıda, başvuranların tutukluluklarının kanunla öngörülmediğini ve bu durumun hukukun üstünlüğü temel ilkesine ve 5. maddenin her bireyi keyfilikten koruma amacına aykırı olduğunu tespit etmiştir. 5. madde kapsamında sağlanan korumanın özüne inen ve Sözleşme ile güvence altına alınan çekirdek haklardan birinin ihlaline yol açan bu tespitin önemi ve etkileri ile Mahkemenin sınırlı kaynakları üzerinde ciddi bir baskı oluşturan Türkiye’de darbe teşebbüsü sonrasında tutuklamalar hakkında benzer binlerce başvurunun bekleyen dava listesinde birikmesi göz önüne alındığında Mahkeme, yargı politikası gereği, bu zorlayıcı koşullarda her bir başvuran tarafından 5. madde kapsamında ileri sürülen her bir şikâyetin kabul edilebilirliği ve esasına ilişkin ayrı bir değerlendirme yapmaktan vazgeçmenin makul olduğu kanaatindedir. Ayrıca Mahkeme bu bağlamda her bir başvuran tarafından öne sürülen geri kalan şikâyetlerin bireysel olarak incelenmesinin başvuranlara uygun bir fayda veya içtihadın gelişimine katkı sağlamadan söz konusu davaların işlenmesini önemli ölçüde geciktireceğine dikkat çekmektedir. Mahkeme ayrıca bu şikâyetler ile ortaya konulan hukuki konuların çoğunlukla daha önceden ele aldığını not etmektedir (bk., özellikle, yukarıda anılan Selahattin Demirtaş (no. 2), Alparslan Altan ve Baş, Atilla Taş /Türkiye, no. 72/17, 19 Ocak 2021). Mahkeme bu istisnai bağlamda, sürekli artan başvuru akışının tehdidi altında olan Sözleşme sisteminin uzun vadeli etkinliğini sağlamaya yönelik ağır basan çıkarların güdümünde hareket ederek (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Burmych ve Diğerleri/Ukrayna (kayıttan düşme) [BD], no. 46852/13 ve diğer başvurular, §§ 111, 119 ve devamındaki paragraflar, 157 ve 210, 12 Ekim 2017), başvuranların 5. madde kapsamındaki geriye kalan şikâyetlerini incelememeye karar vermiştir.
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI99. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
100. Başvuranlar 5. madde kapsamındaki haklarının ihlal edildiği iddiasıyla manevi tazminat olarak değişen miktarlarda tazminat talep etmişlerdir. Ayrıca başvuranların çoğu meslekten çıkarılmalarından kaynaklanan kazanç kayıpları ve ayrıca yerel mahkemeler ve Mahkeme önünde yapılan yasal masraf ve giderlere karşılık olarak maddi tazminat talep etmiştir.
101. Hükümet başvuranların taleplerinin asılsız ve aşırı olduğuna dair görüş bildirmiştir.
İlgili genel ilkeler102. Mahkeme öncelikle Sözleşme’nin 41. maddesinin Mahkemeye, zarar gören tarafa uygun gördüğü şekilde bu tür bir tazmin sağlama konusunda yetki verdiğini yinelemektedir (bk. Karácsony ve Diğerleri/Macaristan [BD], no. 42461/13 ve 44357/13, § 179, 17 Mayıs 2016).
103. Ancak Mahkeme ek olarak, 41. madde kapsamında görevinin, müdahil taraflar arasında kusuru ve zararı karşılayan tazminatı belirleyen haksız fiilin giderilmesine ilişkin mekanizmaya sahip bir yerel mahkemeye benzer bir işlev göstermek olmadığını yinelemektedir (bk. Al Jedda/Birleşik Krallık [BD], no. 27021/08, § 114, AİHM 2011). Mahkeme, Sözleşme’yi imzalayan Devletlerin rızasına bağlı uluslararası bir adli makamdır ve başlıca görevi başvuranların kayıplarını kapsamlı ve ayrıntılı bir şekilde telafi etmek yerine insan haklarına saygı gösterilmesini sağlamaktır. Ulusal mahkemelerden farklı olarak, Mahkemenin faaliyeti Avrupa genelinde insan hakları standartlarını belirleyen kamu kararlarını aktarmaktır (bk. bu davalara uygulanabildiği ölçüde Goncharova ve Diğer “Ayrıcalıklı Emekliler” davaları/Rusya, no. 23113/08 ve diğer 68 başvuru, § 22, 15 Ekim 2009 ve Nosov ve Diğerleri/Rusya, no. 9117/04 ve 10441/04, § 68, 20 Şubat 2014). Dolayısıyla, adil tazmin yoluyla başvuranlara bir miktar paranın ödenmesine hükmetmek Mahkemenin ana görevlerinden biri değildir ancak Sözleşme’nin 19. maddesi kapsamında, Devletler tarafından Sözleşme kapsamındaki yükümlülüklerin uygulanmasını denetleme göreviyle bağlantılıdır (bk. örneğin, Nagmetov/Rusya [BD], no. 35589/08, § 64, 30 Mart 2017).
104. Mahkeme ayrıca, 41. maddenin verdiği yetkinin kullanılmasında, ilgili maddede geçen “adil” ve “gerektirdiği takdirde” ifadelerinden de anlaşılacağı üzere, belli bir takdir yetkisine sahip olduğunu kaydetmektedir (bk. örneğin, Arvanitaki‑Roboti ve Diğerleri/Yunanistan [BD], no. 27278/03, § 32, 15 Şubat 2008). Bu tür bir takdir yetkisinin kullanılması maddi tazminatı reddetme veya hükmedilen miktarın azaltılması gibi kararları kapsamaktadır (bk. Arvanitaki‑Roboti ve Diğerleri/Yunanistan [BD], no. 27278/03, § 32, 15 Şubat 2008). Mahkemenin bu konudaki rehber ilkesi, her şeyden önce esnekliği ve sadece başvuranın konumu değil aynı zamanda ihlalin meydana geldiği genel bağlam da dâhil olmak üzere davanın tüm koşullarında neyin adil, hakkaniyet uygun ve makul olduğuna ilişkin nesnel bir değerlendirmeyi içeren eşitliktir (bk. Varnava ve Diğerleri/Türkiye [BD], no. 16064/90 ve diğer 8 başvuru, § 224, AİHM 2009 ve yukarıda anılan Al-Jedda, § 114).
Söz konusu ilkelerin somut davanın koşullarına uygulanması105. Başvuranların mesleklerinden çıkarılmalarının ardından maruz kaldıkları iddia ettikleri zarar için maddi tazminat taleplerine ilişkin olarak Mahkeme somut kararın başvuranların tutuklanmalarına ilişkin olduğunu ve hâkim veya savcı olarak görevlerinden çıkarılmaları ile ilişkili olmadığını gözlemlemektedir. Bu doğrultuda, Mahkeme tespit edilen ihlal ile ileri sürülen maddi zarar arasında herhangi bir illiyet bağı bulunmadığı kanısına varmış ve bu nedenle bu başlık altındaki talepleri reddetmiştir (bk., benzer bir tespit için, yukarıda anılan Alparslan Altan, § 154 ve yukarıda anılan Baş, § 289).
106. Başvuranların geriye kalan manevi zarar ile masraf ve giderlerin karşılanmasına ilişkin talepleriyle ilgili olarak ise Mahkeme, yukarıda belirtilen genel ilkeler ile elinde bulunan tüm bilgi ve belgeleri, içtihadını, somut davada incelenmiş olan hukuki hususların tekrar eden niteliğini ve bekleyen benzer başvuru sayısını göz önüne alarak, hakkaniyet temelinde karar vermeyi ve bu bağlamda küresel ve tek tip bir değerlendirme yapmayı uygun bulmuştur. Dolayısıyla Mahkeme, söz konusu miktara yansıtılabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere, manevi zarar ile masraf ve giderler karşılığında her bir başvurana kişi başı toplamda 5.000 avro ödenmesinin makul olduğuna kanaatindedir.
107. Mahkeme, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankasının marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden hesaplanmasını uygun görmüştür.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME,
Oy birliğiyle, başvuruların birleştirilmesine;Oy birliğiyle, başvuranların tutukluluklarının hukuka uygunluğu hakkında Sözleşme’nin 5 § 1 maddesi kapsamındaki şikâyetlerinin kabul edilebilir olduğuna;Oy birliğiyle, tutuklandıklarında hâkim ve savcı olan başvuranların tutukluluklarının hukuka uygun olmadığı gerekçesiyle Sözleşme’nin 5 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;Oy birliğiyle, tutuklandıklarında Yargıtay ve Danıştay üyesi olan başvuranların tutukluluklarının hukuka uygun olmadığı gerekçesiyle Sözleşme’nin 5 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;Bire karşı altı oyla, başvuranların Sözleşme’nin 5. maddesi kapsamında yapmış oldukları diğer şikâyetlerin kabul edilebilirliğinin ve esasının incelenmesine gerek olmadığına;Oy birliğiyle,(a) davalı Devlet tarafından, her bir başvurana, kararın Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, söz konusu miktara yansıtılabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere, manevi zarar ile masraf ve giderler karşılığında 5.000 (beş bin) avro ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktarlara, Avrupa Merkez Bankasının marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;
Oy birliğiyle, başvuranların adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi uyarınca 23 Kasım 2021 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Jon Fridrik Kjølbro
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Sözleşme’nin 45 § 2 ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 74 § 2 maddesi uyarınca, bu karara, aşağıda yer alan ayrık görüşler eklenmiştir.
(a) Hâkim Ranzoni tarafından iştirak edilen, Hâkim Koskelo’nun mutabık görüşü;
(b) Hâkim Yüksel’in kısmi mutabık görüşü;
(c) Hâkim Kūris’in kısmi ayrık görüşü.
J.F.K.
H.B.
HÂKİM RANZONI VE HÂKİM KOSKELO’NUN MUTABIK GÖRÜŞÜ
108. Mevcut karar alışılmadık ve oldukça sorunlu bir anlamda dikkate değerdir. Mahkeme, aslında, kendisini görevini yerine getiremez hale getiren bir durumla karşı karşıya olduğu sonucuna varmıştır ve ayrıca bu sonuca, Sözleşme’nin 5. maddesinde yer alan çekirdek hakların temel yönleri bağlamında ulaşılmaktadır. Başvuranların tutuklanmalarının iç hukuk açısından hukuka aykırılığı nedeniyle 5 § 1 maddesinin ihlal edildiğini tespit eden Mahkeme (hüküm kısmında 3. ve 4. maddeler), başvuranlar tarafından 5. madde kapsamında ileri sürülen diğer şikâyetleri incelememiştir (5. madde).
109. Bu olağanüstü sonucun lehinde isteksizce ve büyük bir kaygıyla oy kullandım. Bunun sebebine gelince;
110. Sözleşme’nin farklı hükümleri uyarınca ileri sürülen şikâyetlerin olgusal dayanağa ve benzerlik gösteren yasal iddialara dayandığı durumlar olabilir ve Mahkeme, bir hüküm uyarınca ihlal tespit ettiğinde, konunun yine başvuran tarafından ileri sürülmüş olan başka bir hüküm açısından incelenmesinin gerekli olmadığını düşünmesi hususunda haklı gösterilebilir. Ancak somut birleştirilmiş davalar bu durumlar kategorisine girmemektedir, çünkü Mahkeme bu durumda, yasallık konusu dışında 5. madde kapsamında ileri sürülen diğer tüm şikâyetleri incelemekten kaçınmaktadır. Bu hariç tutma, özellikle, Mahkemenin yerleşik içtihadı ışığında tutuklamanın Sözleşme’nin 5 § 1 (c) maddesine uygun olması için temel ve gerekli bir koşul olan ve dolayısıyla çekirdek haklardan birinin tam merkezinde yer alan makul şüphe şartına ilişkin şikâyetleri kapsamaktadır. Bu şikâyetler kapsamında ileri sürülen hususlar ile hukuka aykırılık nedeniyle yapılan şikâyetler “örtüşmemektedir”. Aslında bunlar, farklı ve temelde önemli olan Sözleşme güvenceleriyle ilgilidir.
111. Ayrıca, Mahkeme tarafından (somut kararda anılan) Alparslan Altan/Türkiye ve Baş/Türkiye gibi hâlihazırda incelenen davalara ve bunlardan kaynaklanan ilgili koşullara dayanarak, diğer şikâyetlerin çoğunun yerinde olduğu farz edilmelidir.
112. Bu koşullar altında mevcut durumun, Mahkemenin incelemesini önündeki şikâyetler tarafından ortaya konulan “ana hukuki sorular” ile sınırlandırmayı uygun bulabileceği bazı davalarda Mahkeme tarafından kullanılan ölçüt kapsamına girdiği söylenemez (bk. örneğin, Centre for Legal Resources on behalf of Valentin Câmpeanu/Romanya [BD], no. 47848/08, § 156, AİHM 2014).
113. Ayrıca, mevcut durumun, Mahkemenin yerel düzeyde ele alınmak üzere konuları “geri göndermek” amacıyla aynı serideki başvuruları kayıttan düşürdüğü sözde pilot karar işlemleriyle karşılaştırılamayacağı da oldukça açıktır. Somut durumda, başvuranların iç hukuk yollarına başvurularının başarısız olduğu ve iddia edilen 5. madde ihlallerine yönelik başka bir iç hukuk davasının beklenemeyeceği zaten açıktır.
114. Tamamen yasal bir bakış açısından, makul şüphenin temel sorunuyla ilgili olanlar da dâhil olmak üzere diğer tüm şikâyetleri incelemeden bırakmak için neredeyse hiçbir makul gerekçe yoktur.
115. İlâveten, çok sayıda hâkim ve savcının tutukluluk hallerinden kaynaklanan şikâyetler bu durumu daha da ciddileştirmektedir. Aynı zamanda, Mahkemenin çelişkisinin merkezinde yatan şey tam da sorunun hacmidir (bk. hükmün 98. paragrafı).
116. Bu nedenle, başvuranların Sözleşme’nin 5. maddesi kapsamında ileri sürülen diğer şikâyetlerini incelememe kararı, ciddi olarak yeni bir niteliğe sahiptir. Bununla birlikte, gerçekliği kendini gösterdiği şekliyle kabul etmenin zamanının geldiği sonucuna vardım. İddia edilen ihlaller geniş çapta gerçekleşirse ve ilgili haklar artık iç hukuk yollarıyla korunmuyorsa, Mahkemeye emanet edilmiş olan uluslararası denetim bile pratik sınırlarına ulaşır. Çekirdek hakların tehlikede olması, durumu özellikle üzücü ve ciddi kılmakta ancak kendi içinde değiştirememektedir. Şikâyetlerin makul bir süre içinde veya genel olarak Mahkemenin faaliyetini felç etmeden işleme alınamayacağı ve dolayısıyla alınmayacağı açıkça anlaşıldığı durumlarda, bu güç durumla ilgili yanılsamaları sürdürmektense bunu şeffaf hale getirmek daha iyi olacaktır. Diğer çıkarımlar başka organların değerlendirmesine kalmaktadır.
117. Yukarıda bahsi geçen gerekçeler temelinde (ve somut kararın 98. paragrafında) hüküm kısmında kullanılan ifade (5. maddede – “incelenmesine gerek olmadığına”), bana göre, somut bağlamda uygun değildir. Ancak buna rağmen ben bu hükmün sonucuna katıldığım için lehine oy kullandım.
118. Son olarak, ilave bir noktayla birlikte başvuranların tutuklanmalarının 5 § 1 maddesi anlamında hukuka uygun olmadığı gerekçesiyle ihlal edildiği tespitine katıldığımı doğrulamaktayım. İlave noktada değinmek istediğim şey ise Hükümetin hâkim veya savcı olan başvuranların tutukluluğunun hukuka uygunluğunun, ilgili iç hukuka göre, in flagrante delicto halinin bulunmasına değil, söz konusu suçun “kişisel” veya “görevle ilgili” (yani görevden doğan veya görev sırasında işlenen) bir suç olup olmadığın bağlı olduğuna ilişkin iddiasıyla ilgilidir (bk. somut kararda 41 ve 76. paragraflar). Hükümet iç hukukta, başvuranların işlediğinden şüphelenilen terör örgütüne üyelik suçunun “kişisel suç” olarak değerlendirildiğini ileri sürmüştür, bu da hâkim ve savcıları düzenleyen belirli usuli güvenceleri ve kuralları uygulanamaz hale getirir.
119. İç hukuku yorumlama yetkisinin öncelikle yerel mahkemelerde olduğunu kabul etmekle birlikte, Hükümetin dayandığı konum somut bağlamda temel bir soruyu gündeme getirmektedir. Mahkeme nezdindeki görüşlerinde Hükümet birçok kez, söz konusu örgütü (“FETÖ/PDY”) yargı sistemi de dâhil olmak üzere çeşitli kamu kurumlarına sızma ve “paralel bir Devlet” - Hükümet tarafından kabul edilen bu ifade aynı zamanda bu organizasyonu ifade etmek için kullanılmıştır - yaratma amacına sahip bir örgüt olarak tanımlamıştır. Daha ayrıntılı olarak Hükümet, bu örgüte mensup hâkim ve savcıların kendilerine gelen davalarla ilgilenirken örgüt hiyerarşisinden talimat aldıklarını ileri sürmüştür. Bu tür iddiaların bu belirli örgüte üyeliğin yine de şüphelilerin yargıç veya savcı olarak görevlerini ifa etmeleri ile bağlantılı olmayan bir “kişisel suç” olarak nitelendirilmeye devam ettiği önermesiyle nasıl bağdaştığını anlamak zordur. Bu davaların kendilerine özgü koşulları altında, iç hukukun böyle bir şekilde yorumlanması makul değildir ve Sözleşme’nin öngörülebilirlik ve hukuki kesinlik gereklilikleriyle de tutarlı değildir.
HÂKİM YÜKSEL’İN KISMEN MUTABIK GÖRÜŞÜ
120. Mevcut davada, Daire’nin diğer üyeleriyle birlikte Sözleşme’nin 5 § 1 maddesinin 2802 sayılı Kanun’a tabi hakim ve savcılara ilişkin olarak ihlal edildiği hususunda oy kullandım. Bu kararıma rağmen ve meslektaşlarıma tüm saygımla; (a) Dairenin bu sonucuna varırken benimsediği gerekçeye katılmama nedenlerimi açıklamak ve (b) 2802 sayılı Kanun’a tabi hâkim ve savcıların tutukluluklarının hukuka uygunluğu konusunda Mahkeme ile en yüksek derece yerel mahkemeler arasındaki anlaşmazlığın çözümlenememiş olduğunu vurgulamak amacıyla mutabık görüşümü beyan ediyorum.
121. Dairenin somut davadaki gerekçesi, 2802 sayılı Kanun uyarınca bir hâkimin tutukluğunun hukuka uygunluğuna ilişkin olan Baş/Türkiye (no. 66448/17, 3 Mart 2020) davasındaki çoğunluğun tespitlerini izlemektedir. Baş davasında, Mahkeme yerel mahkemelerin in flagrante delicto kavramını geniş yorumlamalarının ve 2802 sayılı Kanun’un 94. maddesini uygulamalarının makul olmadığına ve Sözleşme’nin 5 § 1 maddesiyle bağdaşmadığına oyçokluğuyla karar vermiştir. Dolayısıyla, Mahkeme başvuranın tutuklanması kararının iç hukuk uyarınca hukuka aykırı olduğuna karar vermiştir (bk. yukarıda anılan Baş, § 158).
122. Baş davasındaki kısmi muhalif görüşümde başvuranın tutukluluğunun hukuka aykırı olduğu yönündeki çoğunluğun görüşüne katılmama sebeplerimi açıkladım. Gerekçemin özü, başvuranın davasındaki eksikliklerin, Sözleşme’nin 5 § 1 maddesinin anlamı dâhilinde tutukluluğu hukuka aykırı kılacak kadar "ağır veya açık bir düzensizlik" teşkil ettiğine ilişkin çoğunluğun görüşüyle aynı fikirde olmamamdı. Meslektaşlarıma tüm saygımla, Baş davasındaki kısmi muhalif görüşümde belirttiğim görüşümün, 2802 sayılı Kanun uyarınca yapılan tutuklamalar bağlamında Sözleşme’nin 5 § 1 maddesinin hukuken doğru yorumu olduğunu iddia ediyorum.
123. Ancak somut davada, 2802 sayılı Kanun’a tabi olan başvuranların tutukluluk hallerinin hukuka aykırı olduğuna ve bu durumun Sözleşme’nin 5 § 1 maddesini ihlal ettiğine ilişkin tespit lehine oy vermeye karar verdim. Baş davasındaki kısmi muhalif görüşümde belirttiğim görüşüm geçerliliğini korurken, Baş davasındaki çoğunluğun görüşünün artık nihai olduğunu ve somut başvuruda sunulan hususlarda şu an için Mahkemenin yerleşik içtihadı olduğunu göz ardı edemem. Bu Mahkemenin, Mahkeme nezdindeki başvuruların yargısal bütünlüğünü ve içtihatlarının tutarlılığını/uyumunu sürdürecek şekilde ele alınması gerektiğine inanan bir hâkimi olarak, ve Baş davasındaki kısmi muhalif görüşümde belirttiğim görüşüme halel getirmeksizin, mevcut davada çoğunluk ile aynı fikirdeyim.
124. Yine de, bu Mahkeme ile Türkiye’nin en yüksek mahkemeleri arasında 2802 sayılı Kanun’a tabi hâkim ve savcıların yakalanmalarının ve tutuklanmalarının 5 § 1 maddesinin anlamı dahilinde “yasayla öngörülen usule uygunluk” konusunda ortaya çıkan fikir ayrılığının halen devam etmekte olduğunun altını çizmek isterim (bk., bu hususta, somut davada 37-43 paragraflarda atıf yapılmış olan Anayasa Mahkemesi tarafından 4 Haziran 2020 tarihinde Yıldırım Turan davasına ilişkin kararı). Aynı hukuki meseleyi gündeme getiren Mahkeme önünde derdest sayıları çok olan başvuruların olduğunu özellikle dikkate alarak, bu çelişki durumunu ele almanın ve Mahkemenin bu konudaki konumunu netleştirmenin ve pekiştirmenin Mahkemenin en yüksek yargı kuruluşu olarak Büyük Dairenin görevi olduğunu düşünüyorum.
HÂKİM KŪRIS’İN KISMİ MUHALİF GÖRÜŞÜ
1. Hüküm bölümünde 5. madde aleyhinde oy kullandım. Aynı zamanda, davanın sonuca katılıyorum, çünkü her ne kadar çok denesem de, çoğunluk tarafından çok sayıda başvuranın Sözleşme’nin 5 § 1 (c), 5 § 3, 5 § 4 ve 5 § 5 maddesi kapsamındaki şikâyetlerinin incelenmesini sonlandırma konusundaki cüretkar kararına pragmatik bir alternatif bulmakta zorlanıyorum. Ayrılık yaşadığım husus hüküm kısmındaki 5. maddede varılan sonuçtan ziyade bu maddenin lafzıdır. İlgili hüküm maddesi, şu anda içerdiği, “incelenmesine gerek olmadığı” formülü kullanılmadan ifade edilseydi ve bu şekilde dayanak olması amaçlanan gerekçeye uysaydı (kararda 98. paragraf), bunun lehine oy verirdim (ve sahip olabileceğim endişeleri, var olmaları halinde, ne olursa olsunlar, çok daha kısa bir mutabık görüş içinde ifade ederdim). Ne yazık ki, “incelenmesine gerek olmadığı” formülü Mahkemenin somut davada içinde bulunduğu olağanüstü durum için kesinlikle yeterli değildir. Bu formülden uzak durulmalıydı ve hiçbir bedel olmadan uzak durulabilirdi. Bu çok üzücü. Kusurlu. Yanıltıcı, çünkü hüküm bölümünde yer alması, ilgili şikâyetlerin değerli olmadığını göstermektedir. Ama bu şikâyetler kesinlikle önemlidir.
I
2. Mahkeme, kendisine yapılan tüm şikâyetlere cevap olarak, esas bir yana, kabul edilebilirliğe dair dahi inceleme yapma hususunda bile borçlu değildir. Bazı şikâyetleri, hatta bütün başvuruları incelemeden bırakmak için çok çeşitli yasal gerekçeler ve iyi nedenler vardır.
3. İlk olarak, bazı şikâyetlerin incelenmemesi oldukça rutindir. Mahkemeye yapılan şikâyetlerin büyük bir kısmı 35. maddede belirtilen kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamamakta olup bu resmi gerekçelerle reddedilmelidir. Bazıları ise Mahkemenin 37. maddede belirtilen koşulları karşıladıklarını belirlemesinin ardından dava kayıt listesinden düşürülür.
4. Yukarıdakiler dışında, Mahkeme uygulamasında, başvuruların (veya en azından bazı şikâyetlerin) incelenmeden bırakıldığı bazı rutin olmayan, hatta oldukça istisnai durumlar da vardır.
5. Buna ilişkin olarak pilot karar olarak adlandırılan usul çarpıcı/etkili bir örnek olacaktır. Pilot karar usulü, Mahkeme, başvuranın bireysel davasıyla ortaya konulan ve davada bulunan ihlalin altında yatan sistemik (veya yapısal) bir sorun bulduğunda uygulanır. Benzer başvuruların sayısının artışı ve ilgili davalarda benzer bir ihlal bulunması ihtimali göz önüne alındığında, Davalı Hükümete henüz bildirilmemiş olan benzer başvuruların incelenmesi, Devlet pilot kararda tespit edilen ihlale yol açan sistemik (yapısal) sorunu çözmeye yönelik genel tedbirleri kabul edene kadar ertelenir ve sadece halihazırda bildirilmiş olan başvurular normal usul kapsamında incelenmeye devam eder (bk., örneğin, Broniowski /Polonya (esas hakkında), [BD], no. 31443/96, AİHM 2004-V ve Türkiye’ye ilişkin olarak, Ümmühan Kaplan/Türkiye, no. 24240/07, 20 Mart 2012). Pilot kararın gerektirdiği genel tedbirlerin başarılı bir şekilde uygulanmasının ardından, ertelenen başvurular Mahkeme tarafından kayıttan düşürülür ve pilot karar usulü bitirilir. Dolayısıyla, bu usul, ilgili eksikliklerin tüm fiili ve olası mağdurlarının Sözleşme tarafından sağlanan hak ve özgürlükleri güvence altına alarak, bu kişilere daha hızlı bir şekilde tazmin sağlayarak ve, böyle olmadığı takdirde kural olarak, esas bakımından önemli olan diğer davalar pahasına özünde benzer çok sayıda başvuruya ilişkin hüküm vermek zorunda kalacak olan Mahkeme üzerindeki yükü hafifleterek üye Devletlere Mahkeme tarafından tespit edilen sistemik (yapısal) sorunları ulusal düzeyde çözmede yardımcı olmak için tasarlanmıştır. Pilot karar usulü, Mahkemenin iş yükünde büyümeye sebep olan aynı sistemik (yapısal) sorundan kaynaklanan bir dizi davaya çözüm olarak ve Sözleşme işleyişinin uzun vadede etkili olmasını sağlamak için tasarlanmıştır.
6. Ne yazık ki, Devletlerin pilot kararı uygulamadığı durumlar olmaktadır. Bu, pilot kararın kabul edildiği davada esas olarak benzer olan şikâyetlerin ileri sürüldüğü çok sayıda müteakip başvurunun oluşmasına yol açabilir. Belki de davalı bir Devletin icra etmediği en iyi bilinen pilot karar örneği, normalde önemsiz bir dava olacak olan Yuriy Nikolayevich Ivanov/Ukrayna (no. 40450/04, 15 Ekim 2009) davasında kabul edilen karardır. Bu durum, Mahkemenin, spesifik olarak Burmych ve Dİğerleri/Ukrayna ((kayıttan düşme) [BD], no. 46852/13, 12 Ekim 2017)) davasındaki beş başvuranın başvuruları dahil olmak üzerek, yoğun bir akın olarak, sayıları 12.143’e kadar çıkan Ivanov tipi müteakip başvuruyla ilgili olarak “yeni bir yaklaşım” benimsemesine yol açmıştır. Mahkeme, Burmych ve Diğerleri davasında şimdiye kadar duyulmamış ve en olağanüstü şekilde davaları incelemiştir. Mahkeme, söz konusu Ivanov tipi başvuruların davalı Devletin Yuriy Nikolayevich Ivanov davasında kabul edilen pilot karardan kaynaklanan yükümlülüğüne uygun olarak ele alınması gerektiği sonucuna varmış, koşulların bunu haklı kıldığını göz önünde bulundurarak başvuruların kayıttan düşürülmesine karar vermiş ve bu başvuruları yukarıda anılan pilot kararın icrasına ilişkin genel önlemler çerçevesinde ele alınmaları için Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesine iletmiştir. Mahkeme aynı zamanda, bu kayıttan düşürme kararının 37 § 2 maddesi uyarınca ilgili başvuruları "veya koşulların bunu haklı kıldığına kanaat getirmesi halinde, gelecekteki diğer benzer başvuruları" tekrar kayda alma yetkisine halel getirmediğinin altını çizmiştir. Ek olarak Mahkeme, Burmych ve Diğerleri kararının verilmesinden itibaren iki yıl içinde “bu süreç içerisinde bu yetkiyi kullanmasını haklı kılacak koşulların oluşup oluşmadığının gözden geçirilmesi amacıyla” (§ 223) durumu yeniden değerlendirmenin uygun olabileceğini öngörmüştür.
7. Burmych ve Diğerleri davasındaki emsal karar, Mahkemenin dava listesinin önemli derecede hafiflemesi amacı bakımından gerçekten etkiliydi. Strazburg’da adalet arayan, ancak eylemlerinden (veya eylemsizliklerinden) şikâyetçi oldukları yerel makamlara geri gönderilen başvuranlar için de herhangi bir şekilde etkili olup olmadığı ve dolayısıyla amacına ulaşıp ulaşmadığı ise henüz belli değildir. Mahkemenin başvurularını incelememe kararı verdiği başvuranlar, iç hukukta somut bir tazmin elde etmişlerse, bu emsal karar amacına başarıyla hizmet etmiş olacaktır. Günümüzde, Burmych ve Diğerleri davasındaki kararın kabulünün üzerinden dört yıl geçmesine rağmen, aksi yönde olduğuna ilişkin daha çok gösterge olduğu bildirilmektedir. Durumun böyle olmasına rağmen, Mahkeme tarafından yukarıda bahsedilen “durumun yeniden değerlendirilmesi” henüz gerçekleşmemiştir.
Ama burada belirtmek istediğim bu değil.
8. Somut davayla ilgili belirtmek istediğim husus, Burmych ve Diğerleri davasındaki muhalif görüş belirten yedi hâkimin (Hâkim Yudkivska, Sajó, Bianku, Karakaş, De Gaetano, Laffranque ve Motoc) de doğru bir şekilde dile getirdiği gibi, bu karar bir yargı politikasına ilişkin bir karardı. Muhalif görüş belirtenlerin yaklaşımı (okuduklarıma göre, onların bütün müşterek muhalif görüşlerinin altında yatan asıl neden), ilke olarak, yargıya ilişkin politika mülahazaların, hukuki muhakemenin yerini tutamayacağı ve sonuç olarak, tek başına yargıya ilişkin politika mülahazalarına dayanan bir kararın, kendiliğinden “insan haklarının hukuki yorumu” ile bağdaşmayacağını belirtmektedir (bk. ayrık görüşün 1. paragrafı). (kontrol et)
İdeal olarak evet. Gerçek hayatta ise yerine göre değişir. İdeal bir dünyada, kararlar gerçekten de sadece veya en azından esasen hukuki muhakeme ile desteklenmelidir. Ancak dünya mükemmel bir yer değil. Aziz ve muhteşem “fiat iustitia, pereat mundus” (kıyamet koparsa kopsun, adalet yerini bulsun) özlü sözünü beyan eden kişi ayrıca kendine şunu da sormalıdır: kıyametin koptuğu bir Dünya’da adalet ne olurdu? Böyle bir dünyada adalet ne anlam ifade ederdi? Adaletin herhangi bir pratik anlamı olur muydu? Ve adalet herhangi bir şekilde yerini bulabilir miydi?
Mahkeme, Burmych ve Diğerleri davasında başvuru işleminin ideal(istik) standartlarından ayrılmaktan ve incelemesi faaliyetlerini felç edecek, ancak yine de başvuranlara yerelde düzeyde bir miktar tazmin usulü (görünüşe göre etkili olmasa da) sunduğu esas bakımından önemli olan binlerce başvurudan kendisini kurtarmaktan başka seçeneği kalmadığı sonucuna varmıştır. Mahkeme, herhangi bir alternatifin daha kötü olabileceğini belirtmiştir. Eğer Burmych ve Diğerleri davasındaki verilen karar gerekçelendirilmemişse, o zaman en azından izah edilebilir ve dolayısıyla Mahkemenin daha geniş kapsamdaki görevini güvence altına alma acil ihtiyacı bakımından savunulabilirdi. Mahkeme bu yola, mecburen, her türlü yan etki olasılığının farkında olarak yönelmiştir.
9. Burmych ve Diğerleri kararının, tıpkı pilot kararlar gibi, “incelemeye gerek yok” (veya diğer tabirle “incelemeye gerek olmadığı”) formülünü içermediğine dikkat edilmelidir. Bu terim metnin hiçbir yerinde bulunmamaktadır. Mahkeme, incelememeye karar verdiği şikâyetlerin incelenmeyi hak etmediğini, yani incelemenin gerekli olmadığını, düşünmemiştir. Hem de hiç. Daha ziyadesiyle, bu şikâyetlerin incelenmeyi hak ettiği, ancak bu koşullar altında Mahkeme tarafından etkin bir incelemenin yapılamayacağı değerlendirilmiştir. Mahkeme, incelenmemiş başvuruları Sözleşme’nin 37 § 1 (c) maddesi uyarınca kayıttan düşürmüş ve bunları “[ilgili, uygulanmamış] pilot kararın icrasına ilişkin genel önlemler çerçevesinde ele alınmaları için” Bakanlar Komitesine iletmiştir (hüküm bölümünün 4. maddesi). Mahkeme, "incelemesine gerek olmadığı" formülünü kullanmak yerine, "[bu] başvuruları incelemeye devam etmeyi haklı kılan bir gerekçe olup olmadığı" (bk. Burmych ve Diğerleri, § 175) hususunda muhakeme yürütmüştür, yani 37 § 1 (c) maddesinde yer alan ifadeyi harfiyen kullanmıştır. Ancak, “haklı kılma” kelimesi bile, sadece resmi bir yasal terim olmayan “adalet” çağrışımına sahip olduğu için belki de, Burmych ve Diğerleri kararının hüküm bölümünde yer almamıştır.
10. Örnek olarak verilen Burmych ve Diğerleri davasını somut davayla bu kadar ilgili kılan şey, bu kararda Mahkemenin yargı politikasını, kararlarından birinin esası veya daha doğrusu yegâne dayanağı olarak meşrulaştırmasıdır. Ayrıca Mahkeme, sadece ilgili şikâyetleri incelemekten kaçınmaya karar vermekle kalmayıp aynı zamanda bu kararı açık ve şeffaf bir şekilde kavramsallaştırmıştır. Mahkemeyi dava listesini bu şekilde hafiflemesinden dolayı suçlayanlar, en azından bu kararın altında yatan sebepler konusunda onu baştan savma davrandığı gerekçesiyle suçlayamaz. O zamandan itibaren, Mahkemenin bazı şikayetleri ilke olarak incelemeden bırakma kararı, tamamen hukuk aleminde değil, gerçek yaşam aleminde meydana gelen çok istisnai durumlara ilişkin yargı politikası değerlendirmelerine atıfta bulunularak -usulüne uygun olarak hukuken gerekçelendirilmemiş ise, en azından olgusal olarak açıklanmış- kanıtlanabilir. Böyle bir yol, en kibar şekliyle, tamamen kanuna uygun (harfi harfine rivayet eden) perspektiften düzgün bir yol değildir. Ama şimdi bu yol Mahkemenin içtihadının bir parçasıdır. Mahkemenin bu yönteme başvurmasının savunulabilir olması için koşulların istisnai, hatta olağanüstü olması gerektiğini dile getirmek gereksizdir.
II
11. Pilot kararlar ve örnek olarak verilen Burmych ve Diğerleri davası, çok istisnai durumlarda belirli şikâyetlerin (başvuruların) incelenmemesine ilişkindir. Ancak Mahkeme, bir veya birkaç şikâyeti rutin olarak inceleyerek, aynı başvuruda ileri sürülen belirli “diğer” şikâyetleri incelememeye karar vermiştir.
12. Belirli durumlarda, “incelenmesine gerek olmadığı” yaklaşımı hukuki olarak kabul edilebilir ve Mahkeme tarafından meşru bir şekilde savunulmaktadır. Bu, "diğer" şikâyetler, ayrı olarak formüle edilmiş olsalar da, o davada hâlihazırda incelenen şikâyet(ler)le örtüştüğü için birbiriyle ilişkilidir. Bu şikâyetler birbirleriyle örtüşürler çünkü ya aynı olguları içerirler ya da Sözleşme’nin birbiriyle ilişkili hükümlerini ileri sürerler. Bir veya diğer türde bir örtüşme, Mahkemenin bu tür şikâyetleri aynı hukuki meseleyi gündeme getiriyormuş ve bu konu zaten olgusal veya hukuki bir açıdan, incelendikten sonra başka bir açıdan yeniden incelenmesini gerektirmemiş olarak ele almasına izin verir ve hatta bunu gerektirir.
13. Şikayetlerin “olgusal örtüşmesi” Mahkemeyi esasen aynı şikâyetin ne olduğunu yeniden incelememenin pragmatik ve bu anlamda haklı olacağına karar vermeye ve incelemenin yapılmamasının başvuranın veya Sözleşme hukukunun gelişiminin aleyhine olmayacağına karar vermeye sevk edebilir.
Mahkeme, bu “olgusal örtüşmeyi” kanıtlamak için çeşitli tekniklerden, belirlemek içinse çeşitli söyleyiş çeşitlerinden faydalanır. Bu teknik ve söyleyiş biçimleri o kadar çeşitlidirler ki, onları herhangi bir tipoloji altında düzenlemek imkânsız olmasa da çok zor olacaktır. Sayılamayacak kadar olan Mahkeme tekniklerinden yakın zamanlı birkaç örnek aşağıda yer almaktadır. Mahkeme, Dareskizb Ltd./Ermenistan (no. 61737/08, § 93, 21 Eylül 2021, nihai karar henüz verilmemiştir) davasında başvuran şirketin mahkemeye erişiminin engellendiğine ilişkin 6 § 1 maddesi kapsamındaki bulgularını göz önünde bulundurarak, bu davada, söz konusu mahkemenin oluşumu bakımından da ilgili maddenin ihlal edilip edilmediğine ilişkin inceleme yapılmasının “gerekli olmadığına” karar vermiştir. Mahkeme, bir çocuğun vesayet davasında iken dinlenme hakkı ve çocuğun menfaatlerinin korunması için özel bir vasinin tayin edilmesi ihtiyacına ilişkin olan C./Hırvatistan (no. 80117/17, § 81, 8 Ekim 2020) davasında kusurlu temsil etme ile başvuranın görüşlerinin yargılamada usule uygun olarak sunulmamasının ve dinlenmemesinin birlikte, davadaki karar verme sürecini telafi edilemez bir şekilde sarstığına ve bunun “vesayetin babasına verilmesi kararının herhangi bir hazırlık veya uyum süreci olmaksızın kabul edilmesiyle başvuranın yüksek menfaatlerinin uygun şekilde değerlendirilip değerlendirilmediğini veya bu kararın uygulanmasının 8. maddeye uygun olup olmadığını ... inceleme ihtiyacını” ortadan kaldırdığına karar vermiştir.
14. Bir "hukuki örtüşmeye" tipik bir örnek olarak, Mahkemenin biri diğerini, kısmen de olsa, kapsayan (veya özümseyen) Sözleşme’nin iki farklı hükmü kapsamında aynı olgusal durumu değerlendirmesinin talep edildiği, görünüşte ayrı şikâyetlerin birbiriyle ilişkili olmasıdır. Örneğin, sırasıyla özel hüküm (lex specialis) ve genel hüküm (lex generalis) olarak Madde 6 § 1 ve Madde 13 kapsamında; veya Madde 11, özel hüküm ve Madde 10, genel hüküm. Sözleşme’nin özel hükme dayalı olarak ihlal edildiği tespit edilirse, aynı konunun genel hüküm kapsamında yeniden incelenmesi genelde gereksiz olacaktır.
15. Bu kendini sınırlayan yola adım atıp atmamaya karar verirken, Mahkemenin dar olmayan bir takdir yetkisi vardır. Örtüşen şikâyetlerden ikincilerin, üçüncülerin vb.’nin incelenmeden bırakıldığı içtihat çoktur.
Bu gibi durumlarda, "incelemesinin gerek olmadığı" (veya "incelemeye gerek yok") formülü adı üstünde incelemesinin gerek olmadığı anlamına gelmektedir. Bu formül yanıltıcı veya aldatıcı değildir, çünkü Mahkemenin yaklaşımını ve belirli şikâyetleri incelememe kararının arkasındaki nedenleri uydun bir şekilde temsil etmektedir.
16. Bu doğrultuda, “incelemesinin gerek olmadığı” formülü başvuranların şikâyetlerinin açık bir şekilde incelemesinin gerektiği durumlarda da kullanılmıştır.
Yaklaşık olarak, söz konusu formülün kullanıldığı bu tür tüm durumlar, üç kategoriden birine girmektedir.
17. İlk kategori, bir başvuranın 18. madde uyarınca şikâyette bulunduğu siyasi açıdan hassas davaları içerir. Sözleşme hükmünün ihlal edildiğini tespit eden Mahkeme, yine de bu ihlalin “art niyetten” kaynaklanıp kaynaklanmadığını incelemenin “gerekli olmadığına” karar vermiştir. Bu soruya olumlu bir yanıt verilirse (ki bu genellikle çok açıktır), bu 18. maddenin ihlal edildiğine ilişkin resmi kararı tetikleyebilir. Bu, Mahkemenin Sözleşme hükümlerine ilişkin birden fazla ihlal bulması durumunda daha da geçerli olmalıdır. Başvuranların 18. madde kapsamında yerinde olan şikâyetlerini inceleme konusundaki aşırı isteksizliğine ilişkin örnek davalardan biri (gerçekte sayısız örneklerden biri olan) Kasparov ve Diğerleri/Rusya (no. 2) (no. 51988/07, 13 Aralık 2016) davasıdır. Bu kararda Mahkeme 5 § 1, 6 § 1 ve11. maddelerin ihlal edildiğini tespit etmiş ve bunun “[başvuranların] ve diğerlerinin ... muhalefet siyasetine aktif olarak katılmalarını engelleme ve caydırma etkisine sahip olduğunu“ belirtmiştir. Ardından Mahkeme frene basmış ve “koşullar göz önüne alındığında” “18. maddenin ... ihlal edilip edilmediğini incelemenin gerekli olmadığı” sonucuna varmıştır (§ 55).
Bu tür baştan savma kararlar, siyasi açıdan hassas bazı davalarda Rusya ve Türkiye aleyhine benimsenmiştir. (Somut davada davalı ülke olan) Türkiye’ye ilişkin olarak ise, örnek olarak Şahin Alpay/Türkiye (no. 16538/17, 20 Mart 2018), Mehmet Hasan Altan//Türkiye (no. 13237/17, 20 Mart 2018), or Atilla Taş/Türkiye (no. 72/17, 19 Ocak 2021) davaları bahsedilebilir. Sabuncu/Türkiye (no. 23199/17, 10 Kasım 2020) ve Ahmet Hüsrev Altan/Türkiye (no. 13252/17, 13 April 2021) davalarındaki kısmi muhalif görüşlerimde bu yaklaşıma katılmadığımı açıkça belirttim.
Ancak bu davada sadece bütünlük adına bu konuya değinilmiştir. Somut davadaki başvuranlar 18. madde kapsamında şikâyette bulunmamıştır. Bu nedenle, bu “hak etmeyen” şikâyet kategorisi bir kenara koyulabilir.
18. Mahkemenin usulüne uygun olarak desteklenmiş şikâyetleri inceleme konusundaki isteksizliğinin ikinci kategorisi, 18. madde tarafından yasaklanan iddia edilen gizli siyasi motivasyonlarla ilgili olmayan, tabiri caizse daha sıradan davaları içermektedir. Bunlar, “olgusal” veya “hukuki örtüşmeleri” nedeniyle şikâyetlerin incelenmemesini haklı gösteren durumlar değildir. Bu şikâyetler, sadece Mahkeme böyle karar verdiği için, böyle bir yol için (en azından açıkça) herhangi bir neden sunmadan ve çoğu zaman bu tür meşru nedenler olmaksızın incelenmeden bırakılır. Mahkeme, başvuranın bazı şikâyetlerini hâlihazırda incelemiş olduğu için (ve kural olarak, bazı Sözleşme hükümlerinin ihlal edildiğini tespit etmiştir), dolayısıyla, açıkça söylemek gerekirse, yeterli olma gerektiğini belirterek bu formülü haklı göstermiştir.
Bu gibi durumlarda, ünlü (yüz kızartıcı derecede) Câmpeanu formülü kullanılır. Centre for Legal Resources on behalf of Valentin Câmpeanu davasına atıfta bulunuyorum ([BD], no. 47848/08, 17 Temmuz 2014). Bu karar, ilgili formüle adını verdi, çünkü bu yaklaşımın sağlamlaştıran karar buydu. Bu formüle göre Mahkeme, başvuranlar tarafından gündeme getirilen belirli “temel” hukuki soruları inceleyerek, “geriye kalan” şikâyetleri incelemeden bırakır. Sanki bir dişçinin hastasına şöyle demesi gibi: “Ağzınızdaki büyük delikleri kapattım, bu sebeple lütfen beni küçük deliklerle yormayın, zira bu deliklere rağmen bir şekilde hayatta kalmaya devam edebilirsiniz”. “Temel” hukuki soruların incelenmesi, gerçekte incelenenlerle yakın bağlantıları olmasalar bile, diğerlerinin incelenmemesini görünüşte haklı çıkarır.
Burmych ve Diğerleri çözümü gibi, Câmpeanu formülü Mahkemenin insan, zaman ve diğer kaynaklarını ve ilgili yargı politikası görüşleri tasarruf etmek zorunda olduğu durumlardaki belirli bir pragmatizmden kaynaklanmaktadır. Yine de, Burmych ve Diğerleri, neredeyse hiç kimsenin gerçekten istisnai bir durum olduğunu inkâr edemeyeceği bir durumda kabul edilmiştir. Bu kararda, Mahkemenin yaklaşımı ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Bir kişi, Centre for Legal Resources on behalf of Valentin Câmpeanu davasında veya Câmpeanu formülünün uygulandığı ve hatta kopyalanıp yapıştırıldığı diğer kararlarda böylesine açık ve ayrıntılı bir açıklamanın en ufak bir izine rastlayamaz. Bu formül özgerekçeli olmuştur. Burmych ve Diğerleri davasındaki muhalif görüş bildiren yedi hakim, bu kararın “kısa süreli adli kolaylık” adına alındığını söyleyerek eleştirmiştir (bk. müşterek muhalif görüşte § 39). Her ne kadar böyle bir vasıflandırmada küçük denilemeyecek bir gerçeklik payı olsa da, Burmych ve Diğerleri davasında verilen karar hakkındaki eleştiriye, en azından sonuna kadar, katılmakta isteksizim, çünkü meslektaşlarımın iddialarının aksine, bu kararın aslında “yargı ekonomisi, yargı etkinliği veya Brighton felsefesi” ile bir ilgisi vardı. Ancak bu vasıflandırmanın Câmpeanu türü bulgulara (veya olumsuz bulgulara) uygulanması halinde gerçekten uygun olacağını düşünüyorum. “Kısa süreli adli kolaylık” dışında Câmpeanu formülünün arkasında hiçbir şey yoktur. Belki de çok kısa süreli.
Neyse ki Câmpeanu formülü Mahkemenin tüm hâkimleri tarafından normal ve haklı bir adli uygulama olarak kabul edilmemektedir. Bu konuda, Hâkim Pastor Vilanova’nın Popov ve Diğerleri/Rusya (no. 44560/11, 27 Kasım 2018) davasındaki kısmi muhalif görüşüne, Hakim Bošnjak’ın Petukhov/Ukrayna (no. 2) (no. 41216/13, 12 Mart 2019) kısmi muhalif görüşüne ve Petukhov davasındaki kendi kısmi muhalif görüşüme atıfta bulunuyorum. Bu nedenle, bir gün Câmpeanu formülünün terk edilebileceğine dair zayıf da olsa bir umut vardır. Ama bu sadece benim hüsnükuruntum olabilir.
19. Mahkemenin belirli kabul edilebilir “diğer” şikâyetleri incelememeye karar verdiği üçüncü dava kategorisi, Mahkemenin bu şikâyetleri incelememe kararına ilişkin hükümleri içermektedir. Çünkü bu kararlarda “gerek olmadığı”, en azından bir şekilde okuyucuya Mahkemenin kendi kendini kısıtlamasını kısa ve öz bir şekilde bile açıklayacak herhangi bir gerekçe bulunmamaktadır. Bunlarda Câmpeanu türü davalarda olduğu gibi, “ana yasal soru” iddiası bile sunulmamıştır. Bu, tek başına, inceleme yapılmamasını haklı kılmanın mümkün olmayacağı anlamına gelmez. Sorun, okuyucuların Mahkemenin bu şikâyetleri incelememe kararının, daha önce incelenen şikâyetlerle örtüşmeleri nedeniyle mi haklı kılındığı yoksa Mahkemenin hükmünün bir sonucu mu olduğunu kendi kendilerine öğrenmelerinin gerekmesidir.
Bazen ilkinden bazen ise ikincisinden dolayı şikâyetler incelenmez.
III
20. Önceki çözümlerle kapsamlı bir şekilde karşılaştırıldığında, somut dava, kabul edilebilir şikâyetlerin incelenmesinin yukarıda belirtilen sona erdirme türlerinden hiçbirine girmemektedir.
Somut davayı, pilot kararların kabul edildiği veya çok istisnai Burmych ve Diğerleri davası gibi, daha önceki bir pilot kararla ilgili davalarla karşılaştırarak başlıyorum. Daha sonra, Mahkemenin “gerekli olmadığı” gerekçesiyle “diğer” şikâyetlerin incelenmesine son verdiği davalar ile somut davanın karşılaştırmasını ele alacağım. Daha öncede belirttiğim gibi, 18. maddeye ilişkin davaları konu dışında tutuyorum, çünkü somut davadaki başvuranlar bu madde kapsamında bir şikâyette bulunmamışlardır. Bununla birlikte, ikinci ve üçüncü olan diğer iki kategori, en az bir veya iki cümleyi hak ediyor. Bundan sonra somut davanın, “hak etmeyen” şikâyetlerin hâlihazırda incelenen şikâyetlerle örtüşmesi nedeniyle “diğer” şikâyetlerin incelenmesinin sona erdirildiği davalarla benzerlik gösterip göstermediğini inceleyeceğim.
21. Öncelikle, somut davada verilen karar bir pilot karar değildir. Somut davada, Mahkeme tarafından tespit edilen ve davalı Devletin ulusal düzeyde durumu düzelten herhangi bir genel önlemi/tedbiri almasını gerektiren herhangi bir sistemik (yapısal) sorundan bahsedilmemektedir ve ilgili şikâyetlerin incelenmesi, böyle önlemlerin alınmasına kadar ertelenmemiştir. Mahkeme sadece bunları incelemeye reddetmiştir.
Ek olarak, somut davada incelenmemiş olan şikâyetler, davalı Hükümete henüz iletilmemiş olanlardan değildir. Bu şikâyetler usulüne uygun olarak iletilmiştir. Bu nedenle bu karar bir pilot karar olsa bile, Mahkeme bunları normal usul uyarınca incelemeye devam etmeliydi. Pilot karar prosedüründeki erteleme, tam olarak bu davada sunulanlar için değil, “benzer” başvurulardan kaynaklanan şikâyetler için uygulanmaktadır.
22. Ayrıca somut davada verilen kararın önceki pilot kararla da herhangi bir ilgisi yoktur. Mahkemenin, kararın 98. paragrafında belirtildiği gibi, yüzlerce haklı gerekçelere dayanan başvuruyu incelemeden bırakma kararının dayanağı, şikâyetlerin gündeme getirdiği incelenmemiş olan hukuki hususların “çoğunlukla ele alındığı” Selahattin Demirtaş/Türkiye (no. 2) ([BD], no. 14305/17, 22 Aralık 2020), Alparslan Altan/Türkiye (no. 12778/17, 16 Nisan 2019) ve Baş/Türkiye (no. 66448/17, 3 Mart 2020) davalarına atıfta bulunmaktadır. Bu doğrudur. Ancak “çoğunlukla” “hepsi değil” anlamına gelmektedir. İlâveten, “ele almak” sistemik (yapısal) bir sorunun tanımlanmasını teşkil etmez. Üstelik bu “hukuki hususların”, mevcut davadaki yüzlerce başvuranın şikâyetlerinin temelinde yer alan “olgusal sorunları” kapsamamaktadır. Bazı “hukuki hususların” “ele alınabileceği“ gerekçesiyle Mahkemeye başvurmamış olan başvuranlar, “olgusal hususların” sonuçlanması için yerel makamlara başvurmuşlardır.
23. İkinci olarak, somut dava Burmych ve Diğerleri türünde bir dava değildir. Söz konusu dava, Mahkemenin yaklaşımının, somut davada incelenen veya daha doğrusu incelenmeyen duruma yaklaşımından birçok yönden farklı olduğu bir duruma ilişkindir. Burmych ve Diğerleri davasında Mahkeme, davalı Devletin daha önceki pilot kararını uygulaması talimatını vermiş, ancak Devlet şu ana kadar bunu uygulamamıştır. Somut davada ise Burmych ve Diğerleri davasındakine benzer bir durum yoktur (ve olamaz da, çünkü buna ilişkin daha önceden verilmiş bir pilot karar yoktur). Burmych ve Diğerleri davasında Mahkeme, incelenmeyen başvuruları ileterek Devletin gelişmelerini veya eksikliğinin denetimini de Bakanlar Komitesine iletmiştir. Somut davada benzer bir şey yoktur (ve aynı nedenle olamaz). Burmych ve Diğerleri davasında durumun yeniden değerlendirilmesi olasılığı öne sürülmektedir. Mevcut kararda buna benzer bir ima bulunmamaktadır.
Dolayısıyla, somut dava ile Burmych ve Diğerleri arasında önemli bir fark vardır. Burmych ve Diğerleri davası mecazen, kişinin hayatının kurtarılmasıyla birlikte hastanenin yıkımdan korunduğu, aynı zamanda kesilen uzvun, ne kadar kötü olursa olsun, bir tür protezle değiştirildiği ve kişinin durumunun tekrar gözden geçirebileceği sözünün verildiği gerekli cerrahi ampütasyonuna benzetilebilir. Mevcut karar ise daha çok, uzuv kaybının yerinin doldurulmadığı, cerrahın hastayı kendisini yaraladığı iddia edilen biri tarafından gözetimsiz tedavi için eve gönderdiği ve hastaneyi içeriden kapatıp hastaya veda ettiği bir ampütasyona benzemektedir.
24. Ayrıca, yukarıda da belirtildiği üzere, Burmych ve Diğerleri davasında incelenmesinin gerek olmadığı şikâyetlerden bahsedilmemiştir. Mevcut davanın aksine, Burmych ve Diğerleri davasında “incelemesinin gerek olmadığı” formülü kullanılmamıştır.
25. Son ve önemli olarak Burmych ve Diğerleri davasında başvurular Mahkeme tarafından kayıttan düşürülmüştür. Somut davada ise başvurular kayıttan düşürülmemiş yalnızca incelenmeden bırakılmıştır. Burmych ve Diğerlerinde olduğu gibi, somut davada Mahkemenin ideal(istik) başvuru işleme standartlarından ayrılması ve böylece Mahkemenin daha geniş kapsamdaki görevini güvence altına alınmasının acil ihtiyacı konusunda çoğunluk ile aynı fikirde olmama izin verecek gerçekçi karşı görüşler bulamadığım doğrudur.
26. Bu nedenle, 98. paragrafta Burmych ve Diğerleri davasına yapılmış olan atfın, şu haliyle çok boş ve dolayısıyla uygun değil, özellikle somut duruma uygun olduğunu düşünmüyorum. Belki biraz daha şartlardan bahsedilerek (bir başka ifadeyle, sadece bu iki davanın durumları arasındaki benzerlikleri (“sürekli artan başvuru akışının tehdidi ”) değil, aynı zamanda Mahkemenin bunlara yaklaşımındaki farklılıkları da dikkate alarak) söz konusu karara atıfta bulunulabilirdi. Atıf mevcut haliyle, gerekçeyi güçlendirmez - onu zayıflatır. Çünkü bu 2017 davasında kullanılan güvencelerin hiçbiri mevcut karara aktarılmamıştır. “Bu davaya uygulanabildiği ölçüde” açıklaması yardımcı olmamaktadır. Bu açıklama sadece mevcut karar ile Burmych ve Diğerleri davasındaki kararın tek benzerliğinin, Mahkemenin Sözleşme işleyişinin uzun vadede etkili olması sağlamak için başka seçeneğin bırakılmadığı gerçeğinin baskısı altında şikayetleri incelememe kararını kabul etmiş olmasıdır.
27. Öte yandan, Burmych ve Diğerleri davasıyla karşılaştırıldığında, mevcut karar başvuranların en az bir cephede kazanması anlamında daha başvuran dostudur: ilk tutukluluklarının hukuka aykırılığı nedeniyle 5 § 1 maddesinin ihlal edildiği tespit edilmiştir. Yeterli olmasa da, Burmych ve Diğerleri davasında 5 başvuran bunları bile elde edememiştir.
28. Şimdi ise Mahkemenin “incelemesine gerek olmadığı” (veya “incelemeye gerek yok”) formülüne dayanarak “diğer” şikâyetlerin incelenmemesini gerekçelendirdiği davalara değineceğim.
29. “İncelemesine gerek olmadığı” formülünün yukarıda anılan ikinci kategoriye giren davalarda kullanılmasına ilişkin olarak, somut dava temel olarak farklıdır, çünkü bu kararda Câmpeanu formülü kullanılmamıştır. Hatta bu kararda “temel” hukuki konuların incelendiğini veya incelenmeyenlerin herhangi bir anlamda “ikincil” olarak etiketlenebileceğini neredeyse hiç kimse söyleyemez.
30. Yukarıda anılan üçüncü dava kategorisi davalarına ilişkin olarak, bu davalar ile somut dava arasındaki fark da önemlidir, çünkü somut kararda “diğer” şikâyetlerin neden incelenmediğine dair bir açıklama sunulmaktadır. Bu açıklamanın başvuranlar ve daha geniş okuyucu kitlesi tarafından tatmin edici olarak kabul edilip edilmeyeceği ise başka bir konudur.
31. İncelenmemiş şikâyetlerin incelenen şikâyetlerle örtüşüp örtüşmediği görülecektir.
Ancak bu noktaya değinme gereğinden kurtulduğum için mutluyum, çünkü bu, Hâkim Koskelo tarafından Hâkim Ranzoni’nin de katıldığı mutabık görüşünde yapılmıştır. Bu görüşte şikâyetlerin örtüşmediği ikna edici bir şekilde gösterilmiştir. Nitekim başvuranların tutukluluğuna ilişkin iç hukukta bir dayanak bulunmaması nedeniyle 5. maddenin ihlal edildiğine yönündeki tespit, kendi başına, 5 § 1 (c) maddesinin de ihlal edildiği anlamına gelmez veya böyle bir ihlal olmamıştır.
Bu soruyu cevaplamak için başvuranların durumunun 5 § 1 (c) maddesi açısından incelenmesi gerekecektir.
IV.
32. Özetlemek gerekirse, her ne kadar Mahkeme hüküm bölümünde böyle bir ihtiyacın olmadığını belirtmiş olsa da somut davada incelenmeden bırakılan şikâyetlerin incelenmesine açıkça ihtiyaç vardır.
Bu nedenle, hüküm bölümünde 5. maddesini yanıltıcı olarak görüyorum.
33. Dahası söz konusu ihtiyaç, özellikle değerli meslektaşımın mutabık görüşünden de görülebileceği gibi, somut davada Sözleşme’nin 5 § 1 (c) maddesi uyarınca öne sürülen şikâyetlerin birkaçından fazlasının Alparslan Altan/Türkiye ve Baş/Türkiye gibi davalar ve bunlardan kaynaklanan koşullar ışığında çok iyi temelli varsayılabileceği gerçeği göz önüne alındığında, acil bir ihtiyaçtır olabilir. Yalnızca, olasılıklar dengesi hakkında, başvuranların en azından bazılarının tutuklanması için yeterli olgusal temelin bulunmadığı varsayımı, özellikle de gerekli yasal dayanak olmaksızın oldukça büyük bir ölçekte gözaltına alınan başvuranların hâkim ve savcılar olduğu gerçeği göz önüne alındığında, hiç de sonuçsuz kalmadığını eklemek isterim.
34. Şikâyetlerin çoğunluğu incelememe kararı, yoğun başvuru akını karşısında Mahkemenin kapasitesinin sınırlarının kabul edilmesidir. Mahkeme, kendisine, bu şikâyetlerin incelemesini en az on yıl (ama muhtemelen daha uzun süre) erteleme veya (kulağa hoş gelmeyen başka bir alternatif) en azından aynı Devlete karşı olan diğer önemli şikâyetlerin incelenmesini erteleme gibi şüpheli bir konfor sunmadığı sürece, “yargı politikasına” yapılan atıf (paragraf 98), şikâyetlerin incelenmemesinin Sözleşme’nin herhangi bir maddesinin herhangi bir ilkesi tarafından değil, olağan hukuki kurumsal ve usule ilişkin mekanizmaların çaresiz kaldığı böyle bir gerçeklik tarafından belirlendiği anlamına gelir.
Bu bağlamda, günümüzde Türkiye’deki 2016 yılındaki darbe teşebbüsü sonrasında verilen tutuklamalar ve mahkûmiyet kararlarıyla ilgili olarak Türkiye aleyhine derdest binlerce dava olduğu belirtilmelidir. Her hafta sayıları fazlasıyla artmaya devam etmektedir. Aslında Mahkeme bu olaylarla ilgili davaların altında kalmıştır. Dava akınına ek olarak, Türkiye’ye karşı devam eden bağlantılı olmayan daha büyük bir davalar havuzu vardır.
35. Bu koşullar altında, zaman, çaba ve diğer kaynakları en çok tüketen şikayetleri incelememe kararı, tek pragmatik çıkış yoludur. Tamamen kanuna uygun (harfi harfine rivayet eden) bir bakış açısından, tatmin edici olmayıp kolayca savunulabilir bir yaklaşım da değildir. Ancak bu yaklaşım gerçekliğe atıf yapılarak açıklanabilir. Somut davada verilen karar bir yargı kararı değildir. Bu karara ilişkin açıklama, aynı kararın 98. paragrafında sunulmuştur. Yukarıda anılan paragrafın sonunda Mahkeme “başvuranların 5. madde kapsamında geriye kalan şikâyetlerini incelememeye karar vermiş” (ilgili kısma vurgu eklenmiştir) olduğunu ve bu kararın davanın “istisnai bağlamı” içinde kabul edildiğini belirtmiştir. İncelemeyi hak etmeyen "kalan" şikâyetler hakkında en ufak bir ipucu yoktur ("incelemeye gerek olmadığı"). Yalnızca Mahkemenin uzun süredir devam eden daha geniş kapsamdaki görevini güvence altına alınması karşısında bu tür bir incelemenin pratik olmadığının ve uygunsuz olduğunun gönülsüzce kabul edilmesi vardır. Bu bir amaca yönelik gerekçedir – tamamen yasal anlamda tam teşekküllü bir gerekçe değil, belki ahlaki anlamda da değil, ama yine de tüm alternatiflerin daha kötü olduğu tatsız, müdahaleci seçimin bir tür gerekçesidir. Ve gösterildiği gibi, Burmych ve Diğerleri davasındaki yargı politikası değerlendirmeleri, ilke olarak, Mahkemenin bazı şikâyetleri bazı olağanüstü durumlarda incelemeden bırakma kararı için bir dayanak ve bu anlamda bir gerekçe sağlayabilir. Bu karar, normal koşullarda uygulanamayan, ancak Mahkemenin içtihadına zaten yerleşik olan bu metodolojik ilkenin uygulamasıdır.
36. 98. paragraftaki açıklama ne olursa olsun, hüküm bölümünün 5. maddesinde kullanılan “incelemeye gerek olmadığı” formülü bunu neredeyse boşa çıkarmıştır. Hüküm bölümdeki bulgular, onlara yol açan gerekçe ile birlikte okunmalıdır. Ancak bu özel bulgu, ne lafzen ne de ruhen, 98. paragrafta verilen açıklamaya karşılık gelmektedir. Bu nedenle “geriye kalan” şikâyetlerin incelenmemesi sonucuna katılıyor olmama rağmen bunun lehine oy vermedim.
37. Olan şu ki, Daire standart formülü seçti (gösterildiği gibi, birçok durumda fark gözetmez bir şekilde kullandı) ve daha önce hiç karşılaşılmamış olan bu durumda bu formülü en standart olmayan durumda uyguladı. Zira mevcut davada Mahkemenin karşılaştığı durumun daha önce eşi görülmemiştir. Bu nedenle eşi görülmemiş bir çözüm gerekmektedir. Her zamanki araçlar işe yaramayacaktır. Bu, 98. paragrafta açıklanmış ve hüküm bölümünün 5. maddesinde terk edilmiştir. Ancak bir karar kabul edildiğinde, oylanan gerekçe bölümünün paragrafları değil, hüküm bölümün noktalarıdır.
Dört yıl önce Büyük Dairenin, Burmych ve Diğerleri davasının hüküm bölümündeki durumun istisnailiğine atıfta bulunmak için uygun bir yol bulmuş iken Dairenin somut kararın hüküm bölümünün 5. maddesini formüle ederken neden Büyük Daire örneğini takip etmediğini merak etmekten kendimi alamıyorum.
V
38. Birçok başvuranın şikâyetlerinin incelenmesinin reddedildiği bu karar, bazıları tarafından bir üye Devletin Sözleşme’yi toplu olarak ihlal ettiği halde sorumluluktan kaçabileceğinin bir işareti olarak okunması riski vardır, çünkü Mahkeme, baş edemez hale gelmesine ve incelememeye karar vermesine sebep olacak ölçüde söz konusu Devlete karşı şikâyetler akınına uğrayabilir.
Dürüst olmak gerekirse: Bir rejim çıldırmaya karar verirse, bunu büyük bir şekilde yapmalıdır. Ve eğer “büyük bir şekilde yaparak” sorumluluktan kaçılabilirse, bunu neden denemesin?
39. Son zamanlarda Mahkeme, kendisini açık bir şekilde “tıkamış, doymuş ve boğulmuş” hale getirmeyi ve “operasyonlarını felce uğratmayı” amaçlayan başvuruların sayısını önemli ölçüde artırma girişimini ele almıştır (Zambrano/Fransa (k.k.), no. 41994/21, § 36, 21 Eylül 2021). Yukarıda anılan davada başvuru hakkının, Mahkemeyi bir başvuru dalgasına boğma ve böylece felce uğratma stratejisi izleyen başvuranlar tarafından kötüye kullanıldığı kaydedilmiştir.
40. Ancak benzer bir strateji, amaçları ne olursa olsun bir grup başvuran tarafından değil de, Sözleşme ihlallerinin sorumluluğundan kaçmak isteyen bir üye Devlet Hükümeti tarafından izleniyor ise?
Bu soru halen cevapsız kalmaktadır ve bu davada benimsenen yol, sayıları artan davalarda yeniden benimsenebilir mi sorusu akla geldiğinde daha yerinde bir soru hale gelir. Bu tür durumların artık “istisnai” olarak görülmemesi için bu durumun daha ne kadar gerçekleşmesi gerekmektedir?
41. Kısacası, somut davada Mahkemenin karşılaştığı durum, şimdiye kadar geçerli olan tüm standartlara göre gerçekten daha önce eşi görülmemiş ve istisnai bir durumdur veya en iyi ihtimalle - daha doğrusu en kötüsü - sadece Burmych ve Diğerleri ile karşılaştırılabilir. Ancak prensipte benzer bir istisna “tekrarlanabilir”. Dolayısıyla bu istisnai duruma ek olarak başkaları da olabileceğinden, bir hukuk yolu veya güvence veya karşılık bulunmalı ve uygulanmalıdır. Söylemeye gerek yoktur ki, bu hukuk yolu ya da güvence ya da karşılık, yargısal olamaz ve olmamalıdır.
Bu amaçla, Hâkim Koskelo ile "diğer çıkarımlar başka organların değerlendirmesine kaldığı" konusunda yalnızca hemfikir olabilirim.
VI
42. Hâkim Koskelo’nun, somut davada başvuranlar tarafından işlendikleri iddia edilen suçların Türk hukukunda şüpheli bir şekilde “kişisel suçlar” olarak sınıflandırılmasına ilişkin açıklamalarına katılıyorum. Bir yanda sözde yasadışı örgüt hiyerarşisinden talimat aldıkları iddia edilen hâkim ve savcılar ile diğer yanda örgüt üyeliği iddialarının “kişisel suç” olarak sınıflandırılması arasındaki çelişki dikkat çekicidir. Gerçekten de, “iç hukukun böyle bir şekilde yorumlanması makul değildir ve Sözleşme’nin öngörülebilirlik ve hukuki kesinlik gereklilikleriyle de tutarlı değildir”.
43. Bu bağlamda itiraf etmeliyim ki, parçası olduğum Dairenin “başvuranın iddia olunan davranışının hangi kategoriye girdiğini belirleme görevinin Mahkemeye ait olmadığını” belirttiği (yukarıda anılan) Baş davasında daha eleştirel olmalıydım (aynı kararda § 158).
Belki de Mahkemeye aitti. Ya da en azından bu ifadeye uygun bir hüküm eşlik etmeliydi.
44. Son olarak, bu fırsatı bugün olsa Baş’ın soruşturma dosyasına erişiminin kısıtlanması ve sulh ceza mahkemelerinin bağımsız ve tarafsız olmadığı iddiasıyla ilgili olarak Baş davasında 5 § 4 maddesi kapsamındaki bazı şikayetlerini de farklı şekilde değerlendireceğimi itiraf etmek için kullanıyorum.
Tabii ki, bu itiraf olaydan sonra olsa da yine de biraz rahatlama sağlamaktadır.
EK
Sıra No.
Başvuru no.
Dava adı
Başvuru tarihi
Başvuran ve doğum tarihi
Temsilci
Başvuranın tutukluluk sırasındaki mesleki durumu
1.
75805/16
Turan / Türkiye
24.11.2016
Ersin TURAN
1983
Bilal Eren MASKAN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
2.
75794/16
Demirtaş / Türkiye
30.11.2016
Hasan DEMİRTAŞ
1989
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
3.
6556/17
Kaşıkçı v. Turkey
20.01.2017
Muhammet Ali KAŞIKÇI
1979
Gülşen ZENGİN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
4.
11888/17
Küçük / Türkiye
06.01.2017
Bekir KÜÇÜK
1974
Sariye YEŞİL TOZKOPARAN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
5.
12991/17
Erel / Türkiye
04.01.2017
Kemalettin EREL
1972
Karar Koray ATAK
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
6.
13875/17
Polater / Türkiye
09.01.2017
Yusuf Ziya POLATER
1983
İsmail GÜLER
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
7.
14126/17
Çetin / Türkiye
06.01.2017
İlker ÇETİN
1970
Semih ERKEN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
8.
15011/17
Ulupınar / Türkiye
02.02.2017
Aziz ULUPINAR
1982
Rukiye COŞGUN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
9.
15048/17
Karademir / Türkiye
19.01.2017
Mehmet KARADEMİR
1971
Karar Koray ATAK
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
10.
15066/17
Kılınç / Türkiye
16.01.2017
Bahadır KILINÇ
1972
Hanife Ruveyda KILINÇ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
11.
15098/17
Altıntaş / Türkiye
02.02.2017
Yusuf ALTINTAŞ
1975
Rukiye COŞGUN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
12.
15124/17
Ulupınar / Türkiye
19.01.2017
Atilla ULUPINAR
1968
Pınar BAŞBUĞA
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
13.
15290/17
Dalkılıç / Türkiye
17.01.2017
Erdem DALKILIÇ
1978
Elvan BAĞ CANBAZ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
14.
15494/17
Hamurcu / Türkiye
16.01.2017
Bayram HAMURCU
1989
Zehra KILIÇ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
15.
28551/17
Cihangiroğlu / Türkiye
29.03.2017
Bircan CİHANGİROĞLU
1973
Mehmet Fatih İÇER
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
16.
28570/17
Miralay / Türkiye
16.01.2017
Necati MİRALAY
1980
Metin GÜÇLÜ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
17.
29073/17
Mercan / Türkiye
05.06.2018
Halil MERCAN
1985
İhsan MAKAS
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
18.
31217/17
Efe / Türkiye
22.03.2017
Metin EFE
1976
Merve Elif GÜRACAR
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
19.
33987/17
Kayı / Türkiye
17.01.2017
Halil İbrahim KAYI
1974
Rıza ALBAY
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
20.
34014/17
Kılıç / Türkiye
24.03.2017
Erdal KILIÇ
1974
Tufan YILMAZ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
21.
34028/17
Yılmaz / Türkiye
23.03.2017
Serdar YILMAZ
1983
Tufan YILMAZ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
22.
34357/17
Gündüz / Türkiye
18.04.2017
Kasım GÜNDÜZ
1990
Elif Nurbanu OR
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
23.
36845/17
Ağrı / Türkiye
10.01.2017
Uğur AĞRI
1978
Yasemin BAL
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
24.
39593/17
Köksal / Türkiye
22.03.2017
Mustafa KÖKSAL
1978
Emre AKARYILDIZ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
25.
40053/17
Gölyeri / Türkiye
16.05.2017
Murat GÖLYERI
1980
Merve Elif GÜRACAR
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
26.
40097/17
Çokmutlu / Türkiye
05.05.2017
Metin ÇOKMUTLU
1983
Arife ASLAN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
27.
40277/17
Evren / Türkiye
28.03.2017
Enver EVREN
1977
Fatih DÖNMEZ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
28.
40565/17
Özen / Türkiye
15.03.2017
Gökhan ÖZEN
1988
Mustafa TEMEL
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
29.
40937/17
Kaya / Türkiye
27.02.2017
Ömer KAYA
1980
Merve Elif GÜRACAR
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
30.
41286/17
Aydoğmuş / Türkiye
31.03.2017
Tahir AYDOĞMUŞ
1981
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
31.
41525/17
Özkan / Türkiye
13.04.2017
Mustafa ÖZKAN
1983
Osman BAŞER
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
32.
41770/17
Örer / Türkiye
07.04.2017
Vedat ÖRER
1973
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
33.
41772/17
Tosun / Türkiye
29.12.2016
Tahsin TOSUN
1980
İhsan MAKAS
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
34.
41886/17
Alkan / Türkiye
06.04.2017
Gökhan ALKAN
1989
Fatma Aybike ÇINARGİL ŞAN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
35.
42314/17
Tosun / Türkiye
18.04.2017
Kenan TOSUN
1987
İhsan MAKAS
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
36.
43668/17
Teke / Türkiye
20.03.2017
Hasan Ali TEKE
1988
Sultan TEKE SOYDİNÇ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
37.
43681/17
Koçak / Türkiye
03.04.2017
ÇETİN KOÇAK
1980
Arzu BEYAZIT
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
38.
43710/17
Deliveli / Türkiye
31.03.2017
Hasan DELİVELİ
1978
Emre AKARYILDIZ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
39.
43715/17
Aydın / Türkiye
04.04.2017
Zafer AYDIN
1980
Emre AKARYILDIZ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
40.
43733/17
Şam / Türkiye
09.05.2017
Abdullah ŞAM
1981
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
41.
43753/17
Eken / Türkiye
09.05.2017
İsmail EKEN
1976
Murat EKEN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
42.
44833/17
Yalvaç / Türkiye
02.05.2017
İbrahim YALVAÇ
1988
Arife ASLAN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
43.
44867/17
Güvenç / Türkiye
24.05.2017
İsmail GÜVENÇ
1985
Cahit ÇİFTÇİ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
44.
44881/17
Kızıl / Türkiye
22.05.2017
Bahtiyar KIZIL
1986
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
45.
44907/17
Yalım / Türkiye
03.05.2017
Cemalettin YALIM
1971
Hasan Celil GÜNENÇ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
46.
45079/17
Danış / Türkiye
11.04.2017
Muhammed Arif DANIŞ
1986
Cahit ÇİFTÇİ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
47.
45080/17
Akgül v. Turkey
04.05.2017
Mustafa AKGÜL
1973
Kürşat Orhan ŞIMŞEK
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
48.
45129/17
Bahadır / Türkiye
23.06.2017
Mehmet BAHADIR
1976
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
49.
46907/17
Kurşun / Türkiye
20.02.2017
Ömer Faruk KURŞUN
1977
Mehmet ARI (avukat değildir)
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
50.
46938/17
Tufanoğlu / Türkiye
23.03.2017
İshak TUFANOĞLU
1987
Regaip DEMİR
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
51.
47039/17
Acar / Türkiye
22.03.2017
Gürcan ACAR
1966
Tufan YILMAZ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
52.
47043/17
Güven / Türkiye
24.03.2017
Saban GÜVEN
1975
Tufan YILMAZ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
53.
47050/17
Toptaş / Türkiye
16.03.2017
Sungur Alp TOPTAŞ
1991
Sultan TEKE SOYDINÇ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
54.
48156/17
Demir / Türkiye
04.05.2017
Şenol DEMİR
1979
Rukiye COŞGUN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
55.
48162/17
Özgeci / Türkiye
08.05.2017
Erhan ÖZGECİ
1981
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
56.
48592/17
Kaya / Türkiye
04.05.2017
Osman KAYA
1983
Özcan DUYGULU
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
57.
48704/17
Atça / Türkiye
29.03.2017
Zekeriya ATÇA
1980
Ahmet KARAHAN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
58.
48724/17
Şenkal / Türkiye
28.03.2017
Yılmaz ŞENKAL
1969
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
59.
48755/17
Çetin / Türkiye
08.05.2017
Sadi ÇETİN
1984
Muhammed ÇETİN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
60.
48776/17
Genç / Türkiye
08.05.2017
Durmuş Ali GENÇ
1970
Rukiye COŞGUN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
61.
48803/17
Türkmen / Türkiye
08.05.2017
Ali TÜRKMEN
1982
Nilgün ARI
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
62.
49227/17
Berber / Türkiye
16.06.2017
İdris BERBER
1977
Mehmet Fatih İÇER
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
63.
49233/17
Öğütalan / Türkiye
24.03.2017
Ersin ÖĞÜTALAN
1987
Sefanur BOZGÖZ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
64.
49455/17
Uluca / Türkiye
28.03.2017
İhsan ULUCA
1966
Uğur ALTUN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
65.
49468/17
Aydemir / Türkiye
04.05.2017
Şinasi Levent AYDEMİR
1981
Necati TORUN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
66.
49509/17
Salman / Türkiye
09.05.2017
Oğuz SALMAN
1976
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
67.
49880/17
Atlı / Türkiye
31.03.2017
Ragıp ATLI
1974
Zülküf ARSLAN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
68.
49902/17
Kurt / Türkiye
22.03.2017
Levent KURT
1969
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
69.
52776/17
Ölmez v. Turkey
14.03.2018
Hayati ÖLMEZ
1980
Rukiye COŞGUN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
70.
54540/17
Beydili / Türkiye
14.07.2017
Hasan BEYDİLİ
1983
İmdat BERKSOY
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
71.
54553/17
Aras / Türkiye
21.07.2017
Yunus ARAS
1988
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
72.
54899/17
Kökçam / Türkiye
20.02.2017
Mustafa KÖKÇAM
1961
Ahmet Faruk ACAR
Danıştay üyesi
73.
55003/17
Çağlar / Türkiye
26.05.2017
Sait ÇAĞLAR
1970
Fatma Zarife TUNÇ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
74.
55057/17
Var / Türkiye
19.04.2017
Selim VAR
1976
Tufan YILMAZ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
75.
58516/17
Giden / Türkiye
03.02.2017
Yıldıray GİDEN
1983
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
76.
59572/17
Özgelen / Türkiye
11.04.2017
Mustafa Safa ÖZGELEN
1964
Elif Nurbanu OR
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
77.
60292/17
Doğan / Türkiye
03.02.2017
Mustafa DOĞAN
1980
Mehmet ÇAVDAR
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
78.
60302/17
Karslı / Türkiye
08.02.2017
Hacı Serhat KARSLI
1983
Cahit ÇİFTÇİ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
79.
60326/17
Altun / Türkiye
10.01.2017
Hakan ALTUN
1976
Tufan YILMAZ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
80.
60387/17
Hotalak / Türkiye
24.06.2017
Yusuf HOTALAK
1985
Harun IŞIK
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
81.
61123/17
Öztürk / Türkiye
14.08.2017
Burhanettin ÖZTÜRK
1975
Şeyma GÜNEŞ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
82.
61232/17
Gürkan / Türkiye
19.06.2017
Şeref GÜRKAN
1972
Önder ÖZDERYOL
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
83.
61417/17
Topal / Türkiye
23.05.2017
Orhan Birkan TOPAL
1981
Esin TOPAL
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
84.
61467/17
Hazar / Türkiye
22.05.2017
Zafer HAZAR
1974
Merve Elif GÜRACAR
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
85.
61547/17
Günay / Türkiye
20.06.2017
Hüseyin GÜNAY
1972
Fatma HACIPAŞALIOĞLU
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
86.
62174/17
Coşgun / Türkiye
12.05.2017
Mehmet COŞGUN
1980
Rukiye COŞGUN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
87.
62633/17
Kundakçı / Türkiye
30.06.2017
Mesut KUNDAKÇI
1969
Hüseyin AYGÜN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
88.
62638/17
Karanfil / Türkiye
30.06.2017
Vecdi KARANFİL
1969
Hüseyin AYGÜN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
89.
62656/17
Çengil / Türkiye
30.01.2017
Birol ÇENGİL
1966
Osman ÇENGİL
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
90.
62721/17
Şahin / Türkiye
02.02.2017
Murat ŞAHİN
1988
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
91.
62723/17
Bozkurt / Türkiye
13.02.2017
Hüseyin BOZKURT
1977
Muhterem SAYAN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
92.
62741/17
Canavcı / Türkiye
26.01.2017
Mehmet Ali CANAVCI
1978
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
93.
62761/17
Polat / Türkiye
19.05.2017
Engin POLAT
1987
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
94.
62891/17
Ekinci / Türkiye
09.06.2017
Hüseyin EKİNCİ
1969
Elkan ALBAYRAK
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
95.
62896/17
Ekinci / Türkiye
09.05.2017
Fatih EKİNCİ
1983
Beyza Esma TUNA
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
96.
62906/17
Erol / Türkiye
10.05.2017
Muhammed Akif EROL
1970
Hasan Hüseyin EROL
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
97.
63234/17
Uzunel / Türkiye
08.06.2017
Enes UZUNEL
1986
Cahit ÇİFTÇİ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
98.
63607/17
Günay / Türkiye
08.06.2017
Mehmet GÜNAY
1978
Meryem GÜNAY
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
99.
63610/17
Söyler / Türkiye
29.05.2017
Serdar SÖYLER
1984
Hüseyin YILDIZ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
100.
63611/17
Can / Türkiye
27.05.2017
Fatih CAN
1977
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
101.
63621/17
Boztepe / Türkiye
25.05.2017
Ramazan BOZTEPE
1972
Merve Elif GÜRACAR
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
102.
63708/17
Yıldız / Türkiye
30.05.2017
Enes YILDIZ
1988
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
103.
63718/17
Genç / Türkiye
01.06.2017
Yunus GENÇ
1975
Beyza Esma TUNA
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
104.
63827/17
Şimşek / Türkiye
02.06.2017
Kemal ŞİMŞEK
1980
Muzaffer Derya ÇALIŞKAN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
105.
64036/17
Buyuran / Türkiye
04.07.2017
Hasan Gazi BUYURAN
1969
İhsan MAKAS
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
106.
64499/17
Yıldırım / Türkiye
13.07.2017
Resül YILDIRIM
1969
Enes Bahadır BAŞKÖY
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
107.
64545/17
Akbaş / Türkiye
18.04.2017
Talat AKBAŞ
1970
Hamit AKBAŞ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
108.
66287/17
Erdurmaz / Türkiye
18.03.2017
Sertkan ERDURMAZ
1983
Tufan YILMAZ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
109.
66475/17
Kaya / Türkiye
26.05.2017
Tayfun KAYA
1973
Mehmet KAYA
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
110.
66705/17
Reçber / Türkiye
24.05.2017
Suat REÇBER
1978
İhsan MAKAS
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
111.
66829/17
Ünal / Türkiye
07.08.2017
Ümit ÜNAL
1981
Recep BAKIRCI
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
112.
67664/17
Yönder / Türkiye
20.07.2017
Mehmet Murat YÖNDER
1969
Yücel ALKAN
Yargıtay üyesi
113.
68209/17
Sel / Türkiye
17.01.2017
Mehmet SEL
1976
Önder ÖZDERYOL
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
114.
69379/17
Türkmen / Türkiye
08.08.2017
Necati TÜRKMEN
1970
Merve Elif GÜRACAR
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
115.
69443/17
Şafak / Türkiye
25.08.2017
Ercan ŞAFAK
1968
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
116.
69587/17
Birsen / Türkiye
07.07.2017
İsmail BİRSEN
1984
İshak IŞIK
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
117.
70484/17
Gelgör / Türkiye
10.08.2017
Burhan GELGÖR
1970
Ahmet ÇORUM
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
118.
71053/17
Yazgan / Türkiye
08.08.2017
Mehmet YAZGAN
1988
Özge ALTINTOP
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
119.
71056/17
Girdi / Türkiye
28.08.2017
Seyfettin GİRDİ
1988
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
120.
72345/17
Ekici / Türkiye
25.07.2017
Barbaros Hayrettin EKİCİ
1989
Rukiye COŞGUN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
121.
74901/17
Çalmuk / Türkiye
06.10.2017
Hüsnü ÇALMUK
1966
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
122.
76253/17
Demirbaş / Türkiye
14.10.2017
Samed DEMİRBAŞ
1982
İhsan MAKAS
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
123.
79800/17
Üzgör / Türkiye
01.11.2017
İsmail ÜZGÖR
1982
Hüseyin AYGÜN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
124.
82532/17
Kılınç / Türkiye
20.11.2017
Fatih KILINÇ
1977
Cem Kaya KARATÜN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
125.
82536/17
Say / Türkiye
20.11.2017
Mehmet SAY
1974
Zeynep Sacide SERTER
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
126.
83719/17
Kırıcı / Türkiye
27.10.2017
Muhittin KIRICI
1974
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
127.
83801/17
Uzun / Türkiye
20.11.2018
Fahri UZUN
1972
Mustafa TUNA
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
128.
83969/17
Özçelik / Türkiye
20.11.2017
Mustafa ÖZÇELİK
1979
Gülçin MOLA
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
129.
84000/17
Aydemir / Türkiye
16.10.2017
İsa AYDEMİR
1981
Elif Nurbanu OR
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
130.
84242/17
Babayiğit / Türkiye
29.11.2017
Yusuf BABAYİĞİT
1976
Cahit ÇİFTÇİ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
131.
84617/17
Babacan / Türkiye
13.11.2017
Hüseyin Güngör BABACAN
1966
Sümeyra Betül BABACAN ALKAN
Yargıtay üyesi
132.
84631/17
Atasoy / Türkiye
24.11.2017
Habib ATASOY
1969
Fatih DÖNMEZ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
133.
537/18
Şener / Türkiye
24.11.2017
Halil ŞENER
1976
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
134.
1217/18
Asan / Türkiye
06.12.2017
İdris ASAN
1964
Hüseyin AYGÜN
Yargıtay üyesi
135.
1226/18
Budak / Türkiye
06.12.2017
Mesut BUDAK
1969
Hüseyin AYGÜN
Yargıtay üyesi
136.
1542/18
Akkol / Türkiye
05.12.2017
İsmail AKKOL
1965
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
137.
6110/18
Candan / Türkiye
26.01.2018
Hasan CANDAN
1985
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
138.
6413/18
Gürakar / Türkiye
10.01.2018
Muhammed Salih GÜRAKAR
1984
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
139.
6485/18
Akgedik / Türkiye
03.01.2018
Hasan AKGEDİK
1979
Burcu HAS
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
140.
6487/18
Önal / Türkiye
18.01.2018
Yunus ÖNAL
1975
Betül Büşra ÖNAL
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
141.
6538/18
Taşer / Türkiye
16.01.2018
Durmuş TAŞER
1970
Hanife Ruveyda KILINÇ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
142.
6812/18
Varol / Türkiye
19.01.2018
Ahmet Selçuk VAROL
1973
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
143.
6948/18
Aslan / Türkiye
23.01.2018
Veysel ASLAN
1968
Merve Elif GÜRACAR
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
144.
8332/18
Erdagöz / Türkiye
02.02.2018
Özcan ERDAGÖZ
1981
Mehmet Fatih İÇER
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
145.
8416/18
Bozkuş / Türkiye
25.01.2018
Bilal BOZKUŞ
1989
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
146.
8540/18
Demir / Türkiye
16.06.2017
Ahmet DEMİR
1979
Utku Coşkuner SAKARYA
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
147.
8543/18
Gümüş / Türkiye
16.06.2017
Mustafa Evren GÜMÜŞ
1981
Utku Coşkuner SAKARYA
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
148.
8606/18
Turğut / Türkiye
27.04.2017
Muhammed Davut TURĞUT
1990
Xavier LABBEE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
149.
9818/18
Çolaker / Türkiye
26.01.2018
Mustafa ÇOLAKER
1974
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
150.
9824/18
Kahya / Türkiye
17.01.2018
Mustafa KAHYA
1972
Merve Elif GÜRACAR
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
151.
9880/18
H.K. / Türkiye
29.01.2018
H.K.
1972
Duygu BUDAK
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
152.
9892/18
Güven / Türkiye
30.01.2018
Aziz GÜVEN
1989
Nur Efşan DEMİREL
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
153.
10030/18
Köseoğlu / Türkiye
24.01.2018
Bilal KÖSEOĞLU
1966
Hüseyin AYGÜN
Yargıtay üyesi
154.
10290/18
Çetin / Türkiye
19.09.2017
Yunus ÇETİN
1966
Cengiz VAROL
Danıştay üyesi
155.
10291/18
Karadağ / Türkiye
29.11.2017
Bilal KARADAĞ
1967
Hüseyin AYGÜN
Yargıtay üyesi
156.
10471/18
Tunçer / Türkiye
01.02.2018
Ömer TUNÇER
1983
Osman Fatih AKGÜL
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
157.
12041/18
Yula / Türkiye
28.02.2018
Ali YULA
1982
Emre AKARYILDIZ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
158.
12574/18
Akbal / Türkiye
22.02.2018
Mehmet AKBAL
1971
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
159.
12594/18
Akdoğan / Türkiye
09.02.2018
Mehmet Emin AKDOĞAN
1981
Arzu BEYAZIT
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
160.
12629/18
Şimşek / Türkiye
05.03.2018
Adnan ŞİMŞEK
1984
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
161.
12630/18
Dursun / Türkiye
05.03.2018
Hasan DURSUN
1981
Önder ÖZDERYOL
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
162.
13823/18
Akan / Türkiye
16.03.2018
Selim AKAN
1988
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
163.
14627/18
Akkurt / Türkiye
09.03.2018
İbrahim AKKURT
1984
Hüseyin AYGÜN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
164.
14849/18
Boz / Türkiye
14.02.2018
Nazım BOZ
1985
Mehmet Fatih İÇER
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
165.
16029/18
Necipoğlu / Türkiye
28.03.2018
Nazmi NECİPOĞLU
1972
Levent ÇEŞME
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
166.
16296/18
Gülmez / Türkiye
23.03.2018
Hüseyin GÜLMEZ
1975
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
167.
16305/18
Aydın / Türkiye
22.03.2018
Muzaffer AYDIN
1971
Merve Elif GÜRACAR
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
168.
16324/18
Temel / Türkiye
20.03.2018
Muhammed Zeki TEMEL
1978
Emre AKARYILDIZ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
169.
16368/18
Gül / Türkiye
23.03.2018
Tevfik GÜL
1983
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
170.
16386/18
Polat / Türkiye
02.03.2018
Halil POLAT
1984
Mehmet Fatih İÇER
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
171.
17174/18
Elibol / Türkiye
15.03.2018
Mert ELİBOL
1980
Muhammet GÜNEY
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
172.
17237/18
Mertoğlu / Türkiye
16.03.2018
Hakan MERTOĞLU
1990
Hamza BARUT
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
173.
17315/18
Çetin / Türkiye
10.03.2018
Muharrem ÇETİN
1971
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
174.
17391/18
Kırım / Türkiye
13.03.2018
Kerim KIRIM
1971
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
175.
17544/18
Sönmez / Türkiye
04.04.2018
Sebati SÖNMEZ
1979
Havva ÖZEL KAPLAN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
176.
17561/18
Toprak / Türkiye
01.03.2018
Muhammet TOPRAK
1984
Duygu BUDAK
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
177.
17576/18
Gül / Türkiye
23.02.2018
Olcay GÜL
1977
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
178.
17637/18
İkiz / Türkiye
02.04.2018
Durmuş Ali İKİZ
1979
Enes Malik KILIÇ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
179.
17754/18
Kulak / Türkiye
23.02.2018
Sercan Coşkun KULAK
1983
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
180.
17828/18
Açıkgöz / Türkiye
04.04.2018
Bilal AÇIKGÖZ
1988
Mehmet Fatih İÇER
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
181.
17837/18
Uluçay / Türkiye
10.03.2018
Ömer ULUÇAY
1987
Mücahit AYDIN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
182.
17940/18
Yılmaz / Türkiye
05.01.2018
Yavuz YILMAZ
1971
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
183.
18063/18
Aker / Türkiye
06.04.2018
Ender Yakup AKER
1986
Mehmet Fatih İÇER
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
184.
18110/18
Gül / Türkiye
11.04.2018
Veysi GÜL
1985
Hüseyin AYGÜN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
185.
18112/18
Bozlak / Türkiye
05.04.2018
Rafetcan BOZLAK
1990
Rukiye COŞGUN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
186.
18200/18
Sarıgüzel / Türkiye
10.04.2018
Hacı SARIGÜZEL
1982
Mehmet GÜL
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
187.
18214/18
Ünal / Türkiye
20.02.2018
Sedat ÜNAL
1982
Cahit ÇİFTÇİ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
188.
18695/18
Berber / Türkiye
30.03.2018
Selim BERBER
1976
Ahmet Aykut YILDIZ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
189.
19228/18
Çeliktaş / Türkiye
05.03.2018
Şakir ÇELİKTAŞ
1986
Burcu HAS
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
190.
19230/18
Küçük / Türkiye
05.04.2018
Yalçın KÜÇÜK
1983
Mehtap SERT
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
191.
19445/18
Özen / Türkiye
12.04.2018
Edib Hüsnü ÖZEN
1981
Mehmet MIRZA
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
192.
20548/18
Güldallı / Türkiye
20.04.2018
Ömer GÜLDALLI
1985
Ahmet ÖZGÜL
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
193.
21020/18
Metin / Türkiye
30.04.2018
Özgür METİN
1982
İhsan MAKAS
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
194.
21064/18
Zengin / Türkiye
20.04.2018
Nihan ZENGİN
1990
Adem KAPLAN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
195.
21890/18
Erdem / Türkiye
02.05.2018
Yılmaz ERDEM
1975
Fatma (YILMAZ) KOCAEL
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
196.
22009/18
Ünlü / Türkiye
20.04.2018
Halil ÜNLÜ
1985
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
197.
22013/18
Çakırca / Türkiye
3.05.2018
Kenan ÇAKIRCA
1983
Meryem GÜNAY
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
198.
22033/18
Yavuz / Türkiye
24.04.2018
Yener YAVUZ
1971
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
199.
22087/18
Özen / Türkiye
27.04.2018
Murat ÖZEN
1976
Hilal YILMAZ PUSAT
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
200.
22088/18
Kaymaz / Türkiye
03.05.2018
Yusuf Samet KAYMAZ
1988
Mehmet Ertürk ERDEVİR
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
201.
22200/18
Altun / Türkiye
07.05.2018
Osman ALTUN
1972
Hüseyin AYGÜN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
202.
22205/18
Güler / Türkiye
02.05.2018
Ercan GÜLER
1978
Emre AKARYILDIZ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
203.
22238/18
Budak / Türkiye
30.04.2018
Serhan BUDAK
1984
Burcu HAS
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
204.
23665/18
Akbaba / Türkiye
07.05.2018
Şerafettin AKBABA
1983
Atıl KARADUMAN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
205.
23858/18
Keskin / Türkiye
10.05.2018
Özcan KESKİN
1974
Ersayın IŞIK
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
206.
24205/18
Kantar / Türkiye
04.05.2018
İsmail KANTAR
1976
Cahit ÇİFTÇİ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
207.
24216/18
Erkaçal / Türkiye
30.04.2018
Taner ERKAÇAL
1978
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
208.
24222/18
Çakmakçı / Türkiye
02.05.2018
Murat Hikmet ÇAKMAKÇI
1970
Fatih DÖNMEZ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
209.
24224/18
Altun / Türkiye
07.05.2018
Ali Rıza ALTUN
1978
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
210.
24227/18
Maraşlı / Türkiye
22.05.2018
Yusuf Cuma MARAŞLI
1980
Hüseyin AYGÜN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
211.
24446/18
R.H. / Türkiye
14.05.2018
R.H.
1983
Emine Feyza ASLAN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
212.
24636/18
Vural / Türkiye
17.05.2018
Muhammed Said VURAL
1991
Esad VURAL
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
213.
24702/18
Şahin / Türkiye
09.05.2018
Adnan ŞAHİN
1975
İhsan MAKAS
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
214.
24762/18
Demirtaş / Türkiye
17.05.2018
İbrahim DEMİRTAŞ
1969
Ali YILMAZ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
215.
24876/18
Gökçek / Türkiye
16.02.2018
Erdoğan GÖKÇEK
1969
Hüseyin AYGÜN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
216.
25037/18
Karabacak / Türkiye
24.05.2018
Orhan KARABACAK
1978
İhsan Can AKMARUL
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
217.
25186/18
Özgül / Türkiye
21.05.2018
Ünver ÖZGÜL
1972
Duygu SEZEN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
218.
25195/18
Kiriş / Türkiye
14.02.2018
Ahmet KİRİŞ
1965
Şeyma GÜNEŞ
Yargıtay üyesi
219.
25218/18
Kara / Türkiye
07.05.2018
Nazım KARA
1966
Ahmet KARA
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
220.
25228/18
Benli / Türkiye
18.05.2018
Esat Faruk BENLİ
1970
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
221.
25336/18
Ayyayla / Türkiye
23.05.2018
Hüseyin AYYAYLA
1973
Can GÜZEL
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
222.
25370/18
Durgun / Türkiye
25.05.2018
Metin DURGUN
1969
Ali DURGUN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
223.
25880/18
Dedetürk / Türkiye
30.05.2018
Serkan DEDETÜRK
1977
Cahit ÇİFTÇİ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
224.
26281/18
Aksoy / Türkiye
24.05.2018
İsmail AKSOY
1970
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
225.
26414/18
Elieyioğlu / Türkiye
30.05.2018
Aydın ELİEYİOĞLU
1980
Hüseyin AYGÜN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
226.
26419/18
Özata / Türkiye
30.05.2018
Bedri ÖZATA
1981
Hüseyin AYGÜN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
227.
26530/18
Kadıoğlu / Türkiye
24.05.2018
Yasin KADIOĞLU
1978
Hatice YILMAZ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
228.
26814/18
Yılmaz / Türkiye
22.05.2018
Sinan YILMAZ
1975
Emre AKARYILDIZ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
229.
27022/18
Çelik / Türkiye
28.05.2018
Sabır ÇELİK
1974
Hüseyin AYGÜN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
230.
27057/18
Cihangir / Türkiye
30.05.2018
Nurullah CİHANGİR
1973
Merve Elif GÜRACAR
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
231.
27073/18
Çimen / Türkiye
29.05.2018
Mustafa ÇİMEN
1981
Şeyma LİMON TALUY
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
232.
27092/18
Nas Çelik / Türkiye
28.05.2018
Seval NAS ÇELIK
1979
Hüseyin AYGÜN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
233.
27542/18
Yönder / Türkiye
05.06.2018
Muhammed YÖNDER
1983
Elif Nurbanu OR
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
234.
27574/18
Bilgen / Türkiye
01.06.2018
Rasim İsa BİLGEN
1968
Hakan ÖZER
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
235.
27581/18
Aygör / Türkiye
03.05.2018
Dursun AYGÖR
1965
Merve Elif GÜRACAR
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
236.
27600/18
Yalçıntaş / Türkiye
11.04.2018
Habib Hüdai YALÇINTAŞ
1972
Rukiye COŞGUN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
237.
27611/18
Saral / Türkiye
29.05.2018
Süleyman SARAL
1974
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
238.
27998/18
Güney / Türkiye
02.06.2018
Yusuf GÜNEY
1979
Rukiye COŞGUN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
239.
28050/18
Karaçavuş / Türkiye
15.05.2018
Ümit KARAÇAVUŞ
1981
Aykut ÖZDEMIR
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
240.
28150/18
Yalçın / Türkiye
08.06.2018
Onur YALÇIN
1988
Mehmet SÜRMEN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
241.
28481/18
Gödel / Türkiye
07.06.2018
Orhan GÖDEL
1971
Haydar YALÇINOĞLU
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
242.
28530/18
İlgen / Türkiye
04.06.2018
Faik İLGEN
1986
Nesibe Merve ARSLAN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
243.
28538/18
Çelik / Türkiye
11.06.2018
Ahmet ÇELİK
1990
Rukiye COŞGUN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
244.
28558/18
Arslan / Türkiye
06.06.2018
Fatih ARSLAN
1984
Kadir ÜNAL
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
245.
28636/18
Köse / Türkiye
13.04.2018
Eşref KÖSE
1974
Rukiye COŞGUN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
246.
28690/18
Uluçay / Türkiye
07.06.2018
Ali ULUÇAY
1979
İhsan MAKAS
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
247.
28739/18
Kırbaş / Türkiye
11.06.2018
Savaş KIRBAŞ
1969
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
248.
28746/18
Özcan / Türkiye
11.06.2018
Uğur ÖZCAN
1968
Ayşe Nur AYFER
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
249.
29587/18
Okumuş / Türkiye
11.06.2018
Ali Mazhar OKUMUŞ
1976
Mehmet Fatih İÇER
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
250.
29762/18
Özdemir / Türkiye
12.06.2018
Kadir ÖZDEMİR
1974
Ahmet KARAHAN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
251.
29931/18
Özbek / Türkiye
08.06.2018
Okan ÖZBEK
1989
Elif Nurbanu OR
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
252.
30232/18
Kızıler / Türkiye
20.06.2018
Levent KIZILER
1986
Hüseyin AYGÜN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
253.
30234/18
Turgut / Türkiye
13.06.2018
Bayram TURGUT
1974
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
254.
30267/18
Basdaş / Türkiye
20.06.2018
Mustafa BASDAŞ
1973
Hüseyin AYGÜN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
255.
30287/18
Sonay / Türkiye
18.06.2018
Suat SONAY
1978
Fatma (YILMAZ) KOCAEL
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
256.
30481/18
Alıcı / Türkiye
14.06.2018
Hasan ALICI
1976
Bünyamin TAPAR
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
257.
30497/18
Güngörmüş / Türkiye
13.06.2018
Hasan GÜNGÖRMÜŞ
1981
Muhammet GÜNEY
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
258.
30502/18
Coşar / Türkiye
19.06.2018
Ümit COŞAR
1988
Elif Nurbanu OR
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
259.
30517/18
Oktar / Türkiye
18.06.2018
Mehmet OKTAR
1985
Erdem OKTAR
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
260.
31880/18
Alper / Türkiye
25.06.2018
Cafer Tayyer ALPER
Hüseyin AYGÜN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
261.
31888/18
Eroğlu / Türkiye
25.06.2018
Hüseyin EROĞLU
1982
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
262.
31908/18
Gülver / Türkiye
19.06.2018
Hasan GÜLVER
1970
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
263.
32352/18
Özden / Türkiye
11.06.2018
Salih ÖZDEN
1973
Rukiye COŞGUN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
264.
32376/18
Karacaoğlu / Türkiye
25.06.2018
Hasan KARACAOĞLU
1990
Abdil TAŞ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
265.
32412/18
Özdemir / Türkiye
27.06.2018
Mehmet Fatih ÖZDEMİR
1985
Mehmet Yasin BUHUR
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
266.
32418/18
Temel / Türkiye
28.06.2018
Yusuf TEMEL
1990
Mustafa TEMEL
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
267.
32431/18
Kahveci / Türkiye
25.06.2018
Yusuf KAHVECİ
1979
Köksal YAVUZ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
268.
32449/18
Nedim / Türkiye
22.06.2018
Mercan NEDİM
1985
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
269.
32599/18
Karakaya / Türkiye
25.06.2018
Murat KARAKAYA
1984
Muhammet GÜNEY
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
270.
32605/18
Arıkan / Türkiye
25.06.2018
Ahmet ARIKAN
1972
Berivan YAKIŞIR
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
271.
32611/18
Kadıoğlu / Türkiye
25.06.2018
Ali KADIOĞLU
1983
Muhammet GÜNEY
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
272.
32906/18
Güverçin / Türkiye
25.06.2018
Sezgin GÜVERÇİN
1980
Karar Koray ATAK
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
273.
32945/18
Kır / Türkiye
13.06.2018
Oğuzhan KIR
1974
Mehmet Fatih İÇER
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
274.
32948/18
Altın / Türkiye
22.06.2018
Erkan ALTIN
1980
Mehmet Fatih İÇER
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
275.
32972/18
Hançerkıran / Türkiye
05.07.2018
Said Serhan HANÇERKIRAN
1977
Mustafa ASLAN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
276.
32999/18
Keçeci / Türkiye
02.07.2018
Tuğrul KEÇECİ
1988
Mustafa ÖZBEK
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
277.
33007/18
Eşim / Türkiye
27.06.2018
Recep EŞİM
1972
Hacer SEZER
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
278.
33112/18
Saz / Türkiye
27.06.2018
Murat SAZ
1974
Ali DURGUN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
279.
33417/18
Gül / Türkiye
04.07.2018
Ayşe Neşe GÜL
1968
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
280.
33474/18
Doğan / Türkiye
02.07.2018
Cem DOĞAN
1980
Naim DOĞAN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
281.
33501/18
Orhan / Türkiye
05.07.2018
Bilal ORHAN
1985
Cahit ÇİFTÇİ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
282.
33714/18
Dural / Türkiye
20.04.2018
Kasım DURAL
1981
Remziye ARSLAN KAYA
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
283.
33806/18
Söyler / Türkiye
26.04.2018
Abdülkerim Ziya SÖYLER
1979
Metin YÜCESAN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
284.
33941/18
Kandil / Türkiye
21.03.2018
Hamit Ali KANDİL
1979
Adnan AYDIN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
285.
33967/18
Özdemir / Türkiye
21.06.2018
Dursun ÖZDEMİR
1979
Rukiye COŞGUN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
286.
34161/18
İlhan / Türkiye
11.05.2018
Mehmet İLHAN
1981
Merve Elif GÜRACAR
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
287.
34165/18
Yalçınkaya / Türkiye
03.05.2018
Ömer YALÇINKAYA
1977
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
288.
34198/18
Kelam / Türkiye
27.06.2018
Ali Arslan KELAM
1977
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
289.
34207/18
Albayrak / Türkiye
06.07.2018
Bülent ALBAYRAK
1970
İhsan MAKAS
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
290.
34466/18
Yıldırım / Türkiye
29.06.2018
Bülent YILDIRIM
1978
Murat YILMAZ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
291.
34538/18
Gençoğlu / Türkiye
04.07.2018
Hacer GENÇOĞLU
1990
Sultan TEKE SOYDİNÇ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
292.
34683/18
Öztürkeri / Türkiye
10.07.2018
Bekir ÖZTÜRKERİ
1989
Murat YILMAZ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
293.
35036/18
Usta / Türkiye
13.07.2018
Onur USTA
1989
Hanifi BAYRI
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
294.
35163/18
Ak / Türkiye
14.07.2018
Hasan AK
1980
Emre AKARYILDIZ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
295.
35179/18
Sil / Türkiye
10.05.2018
Ahmet SİL
1985
Mehmet ARI (avukat değildir)
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
296.
35181/18
Karanfil / Türkiye
31.05.2018
Kemal KARANFİL
1972
Cahit ÇİFTÇİ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
297.
35328/18
Çağlayan / Türkiye
18.04.2018
Serkan ÇAĞLAYAN
1973
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
298.
35435/18
Yıldız / Türkiye
05.07.2018
Utku YILDIZ
1990
Elif Nurbanu OR
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
299.
35487/18
Ayko / Türkiye
10.07.2018
Mehmet AYKO
1990
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
300.
35910/18
Yılmaz / Türkiye
10.07.2018
Abdurrahman YILMAZ
1968
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
301.
36216/18
Alaybay / Türkiye
20.07.2018
Hüseyin ALAYBAY
1973
Özhan KURT
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
302.
36388/18
Kurt / Türkiye
11.07.2018
Saltuk Buğra KURT
1979
Hüseyin AYGÜN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
303.
36471/18
Akçalı / Türkiye
26.07.2018
Tamer AKÇALI
1972
Mehmet ARI (not lawyer)
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
304.
36545/18
Arslan / Türkiye
27.07.2018
Önder ARSLAN
1983
Yener ARSLAN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
305.
36591/18
Çam / Türkiye
17.07.2018
Ali Rıza ÇAM
1971
Levent KAHYA
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
306.
36656/18
Şişman / Türkiye
12.07.2018
Sefa ŞİŞMAN
1978
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
307.
36666/18
Baytekin / Türkiye
03.04.2018
İbrahim BAYTEKİN
1973
Cahit ÇİFTÇİ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
308.
36930/18
Kaya / Türkiye
03.07.2018
Mine KAYA
1969
Grégory THUAN DIT DIEUDONNÉ
Yargıtay üyesi
309.
37070/18
Maden / Türkiye
27.07.2018
Ahmet MADEN
1969
Fatma HACIPAŞALIOĞLU
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
310.
37257/18
Dertli / Türkiye
16.07.2018
Abdullah DERTLİ
1984
Emre AKARYILDIZ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
311.
37346/18
Bulut / Türkiye
20.07.2018
Hikmet BULUT
1979
Emre AKARYILDIZ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
312.
38144/18
Yırtıcı / Türkiye
31.07.2018
Asabil YIRTICI
1981
Merve Elif GÜRACAR
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
313.
38851/18
Mangal / Türkiye
07.08.2018
Serkan MANGAL
1981
Hüseyin AYGÜN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
314.
39058/18
Cil / Türkiye
10.08.2018
Kamil CİL
1977
Hüseyin AYGÜN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
315.
39092/18
Arslan / Türkiye
04.07.2018
Fatih ARSLAN
1980
Merve Elif GÜRACAR
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
316.
39476/18
Altın / Türkiye
06.08.2018
Ömer Faruk ALTIN
1986
Hanifi BAYRI
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
317.
39755/18
Çetinkaya / Türkiye
17.08.2018
Mehmet ÇETİNKAYA
1989
Hüseyin AYGÜN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
318.
40120/18
Göçen / Türkiye
10.08.2018
Bilal GÖÇEN
1984
Zeynep Sacide SERTER
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
319.
40643/18
Babaoğlu / Türkiye
02.08.2018
Hüseyin BABAOĞLU
1981
Rabia Betül KAHRAMAN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
320.
41131/18
Dedebali / Türkiye
13.08.2018
Rıza DEDEBALI
1984
Merve Elif GÜRACAR
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
321.
41242/18
Özer / Türkiye
13.08.2018
Eyüp ÖZER
1982
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
322.
41432/18
Hamurcu / Türkiye
10.08.2018
Betül HAMURCU
1989
Zehra KILIÇ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
323.
42179/18
Solak / Türkiye
16.08.2018
Selami SOLAK
1982
Muhammet GÜNEY
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
324.
42378/18
Karamete / Türkiye
29.08.2018
Abdullah KARAMETE
1982
Emre AKARYILDIZ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
325.
42727/18
Hatal / Türkiye
19.07.2018
İbrahim HATAL
1970
İsmet ÇELİK
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
326.
43052/18
Gökoğlu / Türkiye
06.08.2018
Şükrü GÖKOĞLU
1971
Rukiye COŞGUN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
327.
44227/18
Özyılmaz / Türkiye
28.08.2018
Muhteşem ÖZYILMAZ
1989
Mehmet ÖNCÜ (avukat değildir)
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
328.
44388/18
Sabay / Türkiye
13.09.2018
Dursun SABAY
1977
Hüseyin AYGÜN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
329.
45116/18
İpteş / Türkiye
17.08.2018
Gültekin İPTEŞ
1967
Rukiye COŞGUN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
330.
45362/18
Çalıkan / Türkiye
25.09.2018
Abdullah Seçil ÇALIKAN
1985
Cahit ÇİFTÇİ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
331.
45455/18
Eğerci / Türkiye
07.09.2018
Ahmet EĞERCİ
1969
Adem KAPLAN
Danıştay üyesi
332.
45460/18
Kul / Türkiye
07.09.2018
Süleyman KUL
1966
Mehmet ÖNCÜ (avukat değildir)
Yargıtay üyesi
333.
45467/18
Uslu / Türkiye
07.09.2018
Mehmet USLU
1959
Adem KAPLAN
Yargıtay üyesi
334.
45480/18
Taşdan / Türkiye
07.09.2018
Mehmet Nafi TAŞDAN
1984
Hatice YILDIZ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
335.
46203/18
Baba / Türkiye
25.09.2018
Ali Rıza BABA
1975
Mehmet Fatih İÇER
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
336.
46229/18
Buğuçam / Türkiye
21.09.2018
Ziya Bekir BUĞUÇAM
1980
Utku Coşkuner SAKARYA
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
337.
46260/18
Yalçın / Türkiye
21.09.2018
Zeki YALÇIN
1974
Canan DANIŞ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
338.
46264/18
Gençoğlu / Türkiye
26.09.2018
Mehmet GENÇOĞLU
1989
Sultan TEKE SOYDİNÇ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
339.
46414/18
Demirezici / Türkiye
26.09.2018
Mehmet Ali DEMİREZİCİ
1966
Süeda Esma ŞEN KARA
Yargıtay üyesi
340.
47130/18
Korkmaz / Türkiye
20.09.2018
Mahmut KORKMAZ
1980
İhsan MAKAS
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
341.
47418/18
Sırlı / Türkiye
28.08.2018
Mustafa SIRLI
1973
Süleyman SARIBAŞ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
342.
47439/18
Çelik / Türkiye
25.09.2018
Metin ÇELİK
1983
Ramazan ZEREY
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
343.
47657/18
Musa / Türkiye
25.09.2018
Alperen MUSA
1983
Muhammet GÜNEY
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
344.
48133/18
Yıldırım / Türkiye
03.10.2018
Bünyamin YILDIRIM
1988
Metin SÖNMEZ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
345.
48158/18
Simavlı / Türkiye
27.09.2018
Mustafa SİMAVLI
1965
Süleyman Serdar BALKANLI
Yargıtay üyesi
346.
48210/18
Ak / Türkiye
04.10.2018
Mustafa AK
1977
Burcu KÜTAHYA
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
347.
48547/18
Kocabeyoğlu / Türkiye
08.10.2018
Hasan Nafi KOCABEYOĞLU
1975
Mehmet ARI (avukat değildir)
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
348.
49022/18
Alçık / Türkiye
05.10.2018
Ali ALÇIK
1964
Adem KAPLAN
Yargıtay üyesi
349.
49092/18
Tutar / Türkiye
28.09.2018
Galip Tuncay TUTAR
1964
Adem KAPLAN
Danıştay üyesi
350.
49260/18
Adalı / Türkiye
02.10.2018
Ercan ADALI
1973
Mehmet ÇAVDAR
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
351.
49461/18
Kaleli / Türkiye
10.10.2018
Temel KALELİ
1983
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
352.
49832/18
Ince / Türkiye
12.10.2018
Hüseyin İNCE
1972
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
353.
49843/18
Yardımcı / Türkiye
11.10.2018
Mehmet Murat YARDIMCI
1971
Mehmet ARI (not lawyer)
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
354.
49846/18
Aksoy / Türkiye
11.10.2018
Muharrem AKSOY
1976
Cabir Hulusi GÜLDEN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
355.
50052/18
Koçtekin / Türkiye
15.10.2018
Okan KOÇTEKİN
1968
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
356.
50079/18
Aydın / Türkiye
12.10.2018
Turan AYDIN
1972
Zehra KILIÇ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
357.
50343/18
Dönmez / Türkiye
10.10.2018
Bekir DÖNMEZ
1977
Deniz UYSAL
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
358.
51094/18
Alim / Türkiye
25.10.2018
Ümit ALIM
1979
Hüseyin AYGÜN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
359.
51105/18
Kaya / Türkiye
25.10.2018
Levent KAYA
1980
Hüseyin AYGÜN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
360.
51377/18
Başlar / Türkiye
27.10.2018
Yusuf BAŞLAR
1981
Zehra KILIÇ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
361.
51430/18
Evğün / Türkiye
22.10.2018
Mustafa EVĞÜN
1979
Emre AKARYILDIZ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
362.
51548/18
Fırat / Türkiye
18.10.2018
Bircan FIRAT
1974
Rukiye COŞGUN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
363.
51920/18
İren / Türkiye
26.10.2018
Muzaffer İREN
1974
Hüseyin UÇAN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
364.
52171/18
Yiğit / Türkiye
16.10.2018
Nazım YİĞİT
1972
Ali DURGUN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
365.
52298/18
Karakuş / Türkiye
09.10.2018
Nuri KARAKUŞ
1978
Zeynep ŞEN KARAKUŞ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
366.
52471/18
Cambolat / Türkiye
29.10.2018
Ahmet CAMBOLAT
1979
Mehmet Fatih İÇER
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
367.
52535/18
Ermiş / Türkiye
24.10.2018
Ercan ERMİŞ
1986
Duygu BUDAK
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
368.
52615/18
Vatan / Türkiye
26.10.2018
Zeki VATAN
1974
Mehmet Fatih İÇER
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
369.
52817/18
Yıldız / Türkiye
22.10.2018
Halil İbrahim YILDIZ
1985
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
370.
53077/18
Alada / Türkiye
05.11.2018
Zakir ALADA
1985
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
371.
53381/18
Uğurlu / Türkiye
01.11.2018
İbrahim UĞURLU
1982
Burcu HAS
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
372.
53564/18
Erdemir / Türkiye
23.10.2018
Ahmet ERDEMİR
1982
Sefanur BOZGÖZ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
373.
53586/18
İnceoğlu / Türkiye
01.11.2018
İsmail İNCEOĞLU
1965
Ayşe Büşra İNCEOĞLU
Yargıtay üyesi
374.
53610/18
Çelik / Türkiye
08.11.2018
Abdullah ÇELİK
1981
Hüseyin AYGÜN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
375.
53682/18
Çeliktaş / Türkiye
12.11.2018
Sedat ÇELİKTAŞ
1977
Ahmet ŞAHİN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
376.
53840/18
Özcan / Türkiye
06.11.2018
Lutfullah Sami ÖZCAN
1974
Menekşe Merve TEKTEN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
377.
54260/18
Şen / Türkiye
12.10.2018
Şuayip ŞEN
1966
Mehmet ÖNCÜ (avukat değildir)
Yargıtay üyesi
378.
54263/18
Yılmaz / Türkiye
12.10.2018
Zekeriya YILMAZ
1965
Adem KAPLAN
Yargıtay üyesi
379.
54318/18
Cengiz / Türkiye
25.10.2018
Abdi CENGİZ
1965
Zehra KILIÇ
Yargıtay üyesi
380.
54584/18
Taşdelen / Türkiye
12.10.2018
Reşat TAŞDELEN
1963
Mehmet ÖNCÜ (avukat değildir)
Yargıtay üyesi
381.
54844/18
Gürbüz / Türkiye
13.11.2018
Yasin GÜRBÜZ
1981
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
382.
54910/18
Sayıldı / Türkiye
16.11.2018
Yeşim SAYILDI
1972
Ahmet Serdar GÜNEŞ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
383.
54942/18
Yılmaz / Türkiye
31.10.2018
Erkan YILMAZ
1986
Sultan TEKE SOYDİNÇ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
384.
55500/18
Sayıldı / Türkiye
16.11.2018
Selçuk SAYILDI
1969
Ahmet Serdar GÜNEŞ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
385.
55596/18
Ş.D. / Türkiye
20.11.2018
Ş.D.
1977
İbrahim KOCAOĞUL
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
386.
57177/18
Aydın / Türkiye
24.11.2018
İlkay AYDIN
1982
İsmail GÜLER
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
387.
57198/18
Mutlu / Türkiye
10.11.2018
Levent MUTLU
1977
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
388.
57202/18
Palancı / Türkiye
13.11.2018
Erhan PALANCI
1987
Esat Selim ESEN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
389.
57504/18
Sarı / Türkiye
26.11.2018
Bozan SARI
1984
Mehmet Fatih İÇER
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
390.
57591/18
Özdemir / Türkiye
26.11.2018
Muzaffer ÖZDEMİR
1968
Hüseyin AYGÜN
Yargıtay üyesi
391.
57936/18
Çolaklar / Türkiye
07.12.2018
İlyas ÇOLAKLAR
1985
Murat GÜNDEM
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
392.
58507/18
Özese / Türkiye
26.11.2018
Hasan Hüseyin ÖZESE
1960
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
393.
58514/18
Tapar / Türkiye
26.11.2018
Hacı Yusuf TAPAR
1989
Bünyamin TAPAR
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
394.
58522/18
Arabacı / Türkiye
17.11.2018
Kerem ARABACI
1972
İsmet ÇELİK
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
395.
58651/18
Demir / Türkiye
15.11.2018
Murat DEMİR
1968
Muhammet GÜNEY
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
396.
58875/18
Gül / Türkiye
28.11.2018
Hasan Basri GÜL
1979
Mehmet Fatih İÇER
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
397.
58925/18
Bahadır / Türkiye
28.11.2018
Oktay BAHADIR
1982
Emre AKARYILDIZ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
398.
59274/18
T.Ç. / Türkiye
03.12.2018
T.Ç.
1977
Abdullah BIRDIR
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
399.
59555/18
Yıldız / Türkiye
07.12.2018
Hasan YILDIZ
1981
Şerafettin AKTAŞ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
400.
59840/18
Sakman / Türkiye
04.12.2018
Ahmet SAKMAN
1981
Serdar ÇELEBİ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
401.
59990/18
Kaya / Türkiye
30.11.2018
Mehmet KAYA
1972
Fatih ŞAHİNLER
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
402.
233/19
Vural / Türkiye
11.12.2018
Hamdi VURAL
1978
Murat YILMAZ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
403.
752/19
Sarıkaya / Türkiye
29.12.2018
Cebrail SARIKAYA
1976
Cahit ÇİFTÇİ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
404.
1641/19
Göktopal / Türkiye
14.12.2018
Bülent GÖKTOPAL
1979
Muhammet ATALAY
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
405.
1668/19
Kırmaz / Türkiye
05.12.2018
Fikret KIRMAZ
1980
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
406.
1779/19
Yumma / Türkiye
02.01.2019
Süleyman YUMMA
1970
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
407.
1843/19
Altınışık / Türkiye
01.12.2018
Kadir ALTINIŞIK
1968
Handan CAN
Yargıtay üyesi
408.
1844/19
Aydın / Türkiye
14.11.2018
Mahmut AYDIN
1967
Mehmet Fatih İÇER
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
409.
2111/19
Erdoğan / Türkiye
06.12.2018
Zekeriya ERDOĞAN
1966
Handan CAN
Yargıtay üyesi
410.
2413/19
Demir / Türkiye
27.11.2018
Gökhan DEMİR
1986
İmdat BERKSOY
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
411.
3078/19
Demiryürek / Türkiye
17.12.2018
Ahmet DEMİRYÜREK
1970
Hüseyin AYGÜN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
412.
3114/19
Yılmaz / Türkiye
05.12.2018
Mustafa YILMAZ
1967
Hilal YILMAZ PUSAT
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
413.
3660/19
Cenik / Türkiye
21.12.2018
Fatih CENİK
1979
Tufan YILMAZ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
414.
4149/19
Tekelioğlu / Türkiye
15.01.2019
Murat TEKELİOĞLU
1983
Hüseyin AYGÜN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
415.
4575/19
Cuvoğlu / Türkiye
04.01.2019
Mahmut CUVOĞLU
1985
Tufan YILMAZ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
416.
4995/19
Ertaşkın / Türkiye
10.01.2019
Sedat ERTAŞKIN
1976
Zülküf ARSLAN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
417.
5153/19
Bilici / Türkiye
11.01.2019
Hasan BİLİCİ
1986
Regaip DEMİR
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
418.
5313/19
Memiş / Türkiye
08.01.2019
Yahya MEMİŞ
1965
Hüseyin AYGÜN
Yargıtay üyesi
419.
5316/19
Aydın / Türkiye
21.01.2019
Mustafa AYDIN
1968
Mehmet ARI (avukat değildir)
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
420.
5331/19
Şen / Türkiye
12.01.2019
ÇETİN ŞEN
1965
Süeda Esma ŞEN KARA
Yargıtay üyesi
421.
6114/19
Şen / Türkiye
10.01.2019
Mümin ŞEN
1977
Zeynep ŞEN KARAKUŞ
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
422.
7306/19
Alıcı / Türkiye
24.01.2019
Burhan ALICI
1971
İrem TATLIDEDE
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
423.
7432/19
Üzüm / Türkiye
16.01.2019
Şahin ÜZÜM
1977
Ömer Faruk ERGÜN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
424.
9927/19
Yıldırım / Türkiye
06.02.2019
Mecit YILDIRIM
1984
Hilal MET DUMAN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
425.
10967/19
Doğan / Türkiye
15.02.2019
Osman İlter DOĞAN
1971
Hüseyin AYGÜN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
426.
11047/19
Pınar / Türkiye
06.02.2019
Atilla PINAR
1973
Zülküf ARSLAN
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
427.
13015/19
Toklu / Türkiye
25.02.2019
Aykut TOKLU
1979
Merve Elif GÜRACAR
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı
[1] Başvuranlar tarafından ileri sürülen tüm şikâyetlerin tam listesi için, bk. Altun/Türkiye (no. 60065/16) ve diğer 545 başvuru davasına ilişkin 17 Mayıs 2019 tarihli komünikasyon raporu