İKİNCİ BÖLÜM
TÜRKMEN / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 27818/17)
KARAR
STRAZBURG
3 Mart 2026
İşbu karar kesinleşmiş olup, bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Türkmen/Türkiye davasında,
Başkan
Jovan Ilievski,
Hâkimler
Oddný Mjöll Arnardóttir,
Stéphane Pisani
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
1970 doğumlu ve Ankara’da ikamet eden ve Ankara Barosuna bağlı Avukat H. Tepe tarafından temsil edilen Türk vatandaşı Özay Türkmen’in (“başvuran”), 28 Şubat 2017 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Mahkemeye yapmış olduğu başvuruyu (no. 27818/17);
Adil yargılanma hakkına ilişkin şikâyetlerin, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi eski Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesi ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğunun belirtilmesi yönündeki kararı;
Hükümetin görüşlerini;
Hükümetin, başvurunun bir Komite tarafından incelenmesine yönelik itirazının reddedilmesine ilişkin kararı dikkate alarak,
3 Şubat 2026 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı müzakerelerin ardından,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVA KONUSU
1. Dava, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası kapsamında, bir içki dükkânı sahibi olan başvuranın, izin verilen satış saatleri dışında alkol satışı yaptığı gerekçesiyle ve polis tutanaklarına dayanılarak, 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu’nun 7. maddesi uyarınca kendisine uygulanan para cezasına itiraz etmeye çalıştığı yargılamaların adil olmadığı iddiasına ilişkindir. Özellikle, başvuru, ulusal mahkemelerin para cezasını incelerken kamuya açık bir duruşma yapmadıkları iddiası ile başvuranın bu cezaya etkili bir şekilde itiraz edemediği iddiasına ilişkindir.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİSÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN 1. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Kabul Edilebilirlik Hakkında2. Hükümet, 6. maddenin ceza hukuku yönünden aşağıda belirtilen nedenlerden dolayı mevcut davadaki yargılamaya uygulanamayacağını ileri sürmüştür. İlk olarak, başvurana para cezası verilmesine neden olan eylem Ceza Kanunu’nda düzenlenmemiş ve para cezası idari işlemler sonucunda uygulanmıştır. İdari para cezaları, idari bir makam tarafından belirlenmeleri ve amaçlarının cezalandırıcı değil caydırıcı olması nedeniyle cezai yaptırım olarak sınıflandırılamaz. Son olarak, idari para cezaları adli sicile kaydedilemez ve bu cezaların ödenmemesi durumunda hapis cezasına dönüştürülemez.
3. Başvuran, kendisine tanınan süre içerisinde başvurunun kabul edilebilirliği ve esasına ilişkin görüşlerini sunmamıştır.
4. Mahkeme, 6. maddenin ceza hukuku yönünden uygulanabilirliğinin değerlendirilmesinin, genellikle “Engel kriterleri” olarak bilinen üç kritere dayandığını yinelemektedir (bk. Engel ve Diğerleri/Hollanda, 8 Haziran 1976, § 82, A serisi no. 22). İlk kriter, ulusal hukuk kapsamında suçun yasal olarak sınıflandırılması; ikincisi, suçun niteliği ve üçüncüsü ise ilgili kişinin maruz kalma riski bulunduğu cezanın niteliği ve ağırlık derecesidir (bk. diğer kararlar arasında, Gestur Jónsson ve Ragnar Halldór Hall/İzlanda [BD], no. 68273/14 ve 68271/14, §§ 75-98, 22 Aralık 2020).
5. Türkiye hakkındaki diğer birçok davada Mahkeme daha önce, belirli bir statüye sahip özel bir grubu hedef alan ve idari para cezası ile cezalandırılabilir nitelikte olan çeşitli kanunlar kapsamındaki hafif suçlara ilişkin yargılamaların, Sözleşme’nin 6. maddesinin ceza hukuku yönünden uygulanabilir olduğuna hükmetmiştir; bu husus, mevcut davada incelenen meseleyle neredeyse aynıdır. Örneğin, Mahkeme, Sosyal Güvenlik Kanunu (bk. Hüseyin Turan/Türkiye, no. 11529/02, §§ 15-21, 4 Mart 2008), Kabahatler Kanunu (bk. Sancaklı/Türkiye, no. 1385/07, §§ 30-31, 15 Mayıs 2018), A Grubu Madenleri ile ilgili Yönetmelik (bk. Özmurat İnşaat Elektrik Nakliyat Temizlik San. ve Tic. Ltd. Şti./Türkiye, no. 48657/06, § 25, 28 Kasım 2017), Karayolları Trafik Kanunu (bk. Şimşek, Andiç ve Boğatekin/Türkiye (k.k.), no. 75845/12 ve diğer 2 başvuru, § 23, 17 Mart 2020) ve Dernekler Kanunu’nun (bk. Korkut ve Amnesty International Türkiye/Türkiye, no. 61177/09, § 45, 9 Mayıs 2023) ihlali nedeniyle, başvuranlara uygulanan idari para cezalarının, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ceza hukuku yönünden uygulanabilir olduğuna hükmetmiştir.
6. İlk kriter ile ilgili olarak, ihtilaf konusu suçun, 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu’nun 7. maddesi uyarınca cezai değil, idari nitelikte olduğu açıktır. Ancak bu unsur tek başına belirleyici olamaz. İkinci kriterle ilgili olarak, Mahkeme, söz konusu suçun, yani alkollü içkilerin perakende satışına ilişkin izin verilen saatlere uyulmamasının, bir kabahat teşkil ettiğini ve en az 30.454 Türk lirası (olayların meydan geldiği tarihte yaklaşık 9.458 avro) tutarında para cezası ile cezalandırılabileceğini kaydetmektedir. Mevcut davada, başvuran 50.000 Türk lirası (olayların meydana geldiği tarihte 15.152 avro) tutarında idari para cezasına çarptırılmıştır. Aynı şekilde ve Hükümetin iddiasının aksine, ihtilaf konusu para cezasının bir mahkeme tarafından değil idari bir organ tarafından verilmiş olması, Sözleşme’nin 6. maddesinin ceza hukuku yönünün mevcut davanın olay ve olgularına uygulanabilirliği hususu bakımından herhangi bir fark yaratmamaktadır (Grande Stevens ve Diğerleri/İtalya, no. 18640/10 ve diğer 4 başvuru, § 100, 4 Mart 2014 ve bu kararda yapılan diğer atıflar). Üçüncü kriterle ilgili olarak Mahkeme, ihtilaf konusu idari para cezasının caydırıcı ve cezalandırıcı nitelikte olduğunu, zira başvuranın neden olduğu zararın bir tazmini olmadığını (bk. yukarıda anılan Hüseyin Turan, § 19), aksine başvuranın yeniden suç işlemesini caydırmaya yönelik bir tedbir olduğunu gözlemlemektedir.
7. Mahkeme ayrıca, Anayasa Mahkemesinin, başvuranın 6. madde kapsamındaki şikâyetlerinin Anayasa hükümleriyle konu bakımından (ratione materiae) bağdaşmadığı gerekçesiyle bu şikâyetleri reddetmediğini kaydetmektedir. Anayasa Mahkemesi, başvuranın 6. madde kapsamındaki şikâyetlerinin esasını incelemiş ve bunların açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
8. Yukarıda belirtilen hususlar ışığında, Mahkeme, Sözleşme’nin 6. maddesinin ceza hukuku yönünün mevcut davadaki yargılamalara uygulanabilir olduğuna karar vermiştir. Sonuç olarak, Hükümetin Sözleşme’nin 6. maddesi ile konu bakımından (ratione materiae) bağdaşmazlık itirazının reddedilmesi gerekmektedir.
9. Mahkeme, başvurunun Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir gerekçeyle de kabul edilemez olmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla, söz konusu başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.
Esas Hakkında Tarafların Beyanları10. Başvuran, yargılama sırasında kendisine dinlenilme imkânı tanınmadığını ve bunun, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasında öngörülen adil yargılanma hakkının ihlalini teşkil ettiğini ileri sürmüştür. Başvurana göre, ulusal mahkemelerin kararları yalnızca gerçeği yansıtmayan polis tutanağındaki tespitlere dayanmıştır, zira olayların meydana geldiği tarihte dükkânı kapatılmıştı. Aynı şekilde, ihtilaf konusu tutanak herhangi bir yazılı delil içermemiş ve tutanakta kendisine dört şişe bira satıldığı iddia edilen C.A. isimli kişinin imzası da bulunmamıştır.
11. Hükümet, Sulh Ceza Hâkimliğinin Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 271. maddesi uyarınca duruşma yapılmasının gerekli olup olmadığını belirleme konusunda takdir yetkisine sahip olduğunu ve mevcut davada, duruşma yapılmasına gerek olmadığını ileri sürmüştür. Ayrıca, başvuran, ulusal mahkemeler önünde sözlü duruşma talebine ilişkin somut bir gerekçe sunmamış ve ulusal mahkemelerden tanık çağrılmasını da talep etmemiştir. Her hâlükârda, ulusal mahkemeler önündeki dava herhangi bir olgusal sorunu gündeme getirmemiş ve söz konusu tutanak üç polis memuru tarafından imzalanmıştır.
12. Hükümet ayrıca, ulusal mahkemelerin, dava dosyasını kapsamlı bir şekilde inceledikten sonra, davanın esasına ilişkin karar vermeden önce, ihtilaf konusu idari para cezasının uygulanmasına dayanak oluşturan olguları yeterince tespit ettiklerini ileri sürmüştür. Hükümet, davanın genel adilliği değerlendirildiğinde, duruşma yapılmamasının tek başına başvuranın adil yargılanma hakkını zedelemediğini ileri sürmüştür.
Mahkemenin Değerlendirmesi Genel ilkeler13. 6. maddenin 1. fıkrası kapsamında güvence altına alınan sözlü ve kamuya açık duruşma hakkına ilişkin genel ilkeler, Jussila/Finlandiya ([BD], no. 73053/01, §§ 40-45, AİHM 2006–XIII), Özmurat İnşaat Elektrik Nakliyat Temizlik San. ve Tic. Ltd. Şti. (yukarıda anılan, §§ 27-30), Suhadolc/Slovenya ((k.k.), no. 57655/08, 17 Mayıs 2011) ve Flisar/Slovenya (no. 3127/09, §§ 33-35, 29 Eylül 2011) kararlarında bulunabilir. Özellikle Mahkeme, ele alınacak konuların, dava dosyası üzerinden yeterli şekilde çözümlenemeyecek herhangi bir olgusal veya hukuki sorunu gündeme getirmediği durumlarda, ceza alanında da sözlü duruşma yapılmamasının haklı gösterilebileceğini kabul etmiştir. Sözlü duruşma, güvenilirlik sorunlarının veya delillerin sözlü olarak sunulmasını ya da tanıkların çapraz sorgulanmasını gerektiren itiraza konu olguların bulunmadığı ve sanığa, davasını yazılı olarak ileri sürmesi ve aleyhindeki delillere itiraz etmesi için yeterli bir imkân verildiği durumlarda gerekli olmayabilir (ibid.).
Söz konusu ilkelerin somut davaya uygulanması14. Mevcut davada, Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu (“TAPDK”), başvurana, alkollü içeceklerin perakende satışına izin verilen saatlerden sonra C.A. isimli kişiye dört şişe bira sattığı gerekçesiyle para cezası uygulamıştır. Başvuranın para cezasına çarptırıldığı suç, 6. maddenin ceza hukuku yönünden sağlanan güvencelerin sıkı bir şekilde uygulandığı geleneksel ceza hukuku kategorileri kapsamına girmemektedir. Bu gibi durumlarda, güvenilirliğe ilişkin sorunların veya itiraza konu olguların bulunmadığı hallerde sözlü duruşma gerekli olmayabilir (bk. yukarıda 13. paragraf).
15. Ancak, örneğin Suhadolc davasında (yukarıda anılan) olduğu gibi, hız ölçüm cihazı ve alkol testi kullanımı gibi objektif bir yöntemle elde edilen delillerin aksine, mevcut dava, polis memurları tarafından bizzat gözlemlenen ve bu memurların gözlemlerinin başvuranın mahkûmiyetinin tek dayanağını oluşturduğu bir suçla ilgilidir. Bu gibi durumlarda, sözlü duruşma, sanığın menfaatlerinin korunması için gerekli olabilir, zira polis memurlarının tespitlerinin güvenilirliği test edilebilir (bk. Milenović/Slovenya, no. 11411/11, § 32, 28 Şubat 2013).
16. Mevcut davada başvuran, Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliği önünde para cezasının iptalini talep etmiş, kamuya açık bir duruşma yapılmasını istemiş ve polis memurlarının, alkollü içecekleri izin verilen saatlerden sonra sattığına ilişkin tespitine itiraz etmiştir. Bu bağlamda başvuran, polis memurlarının ihtilaf konusu tutanağı dükkânı dışında ve kendisinin katılımı olmaksızın hazırladıklarını ve her hâlükârda, söz konusu tarihte evinde bulunması nedeniyle dükkânının kapalı olduğunu ileri sürmüştür. Ayrıca ve daha da önemlisi, başvuran, polis tarafından hazırlanan raporda, kendisine dört şişe bira sattığı iddia edilen C.A.nın imzasının ve adresinin ya da telefon numarasının yer almadığını ileri sürmüştür. Dolayısıyla Mahkeme, Hükümetin, başvuranın ulusal mahkemeler önünde duruşma yapılmasını talep etmek için somut bir gerekçe sunmadığı yönündeki argümanını reddetmektedir.
17. Mahkeme ayrıca, Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin, başvuranın TAPDK kararına karşı yaptığı itirazı, duruşma yapmaksızın veya duruşma yapmama kararının gerekçesini belirtmeksizin reddettiğini kaydetmektedir (ayrıca bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), Gabriel/Avusturya, no. 34821/06, § 31, 1 Nisan 2010; Kugler/Avusturya, no. 65631/01, § 52, 14 Ekim 2010 ve buna karşın yukarıda anılan Jussila, § 48). Ayrıca, başvuranın Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin söz konusu ret kararına ilişkin yaptığı itirazı inceleyen Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliğinin duruşma yapması kanunen engellenmiştir. Bunun sebebi, Kabahatler Kanunu’nun 29. maddesinin 2. fıkrasının bu tür değerlendirmelerin dava dosyasına dayanılarak yapılmasını şart koşmasıdır.
18. Mahkemenin görüşüne göre, başvuranın kendisine uygulanan idari para cezasına itiraz etmesi ve kendi davranışına ilişkin belirli polis ifadelerinin güvenilirliği de dâhil olmak üzere davanın bazı olgusal yönlerine karşı çıkması nedeniyle, ulusal mahkemelerin, adil yargılamanın bir gereği olarak, gerçekleştirmedikleri bir duruşmada delilleri doğrudan değerlendirmeksizin olguları veya başvuranın suçluluğunu gereği gibi belirlemeleri mümkün olmamıştır.
19. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası ihlal edilmiştir.
20. Mahkeme, yukarıdaki tespiti göz önünde bulundurarak, özellikle silahların eşitliği ve çekişmeli yargılama ilkeleri ile gerekçeli karar hakkı da dâhil olmak üzere, başvuranın kendisine uygulanan para cezasına Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasındaki güvencelere uygun olarak etkili bir şekilde itiraz edip edemediğinin ayrıca incelenmesini gerekli görmemektedir.
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI21. Başvuran kendisine verilen süre içerisinde bir adil tazmin talebinde bulunmamış olup, Mahkeme başvurana manevi tazminat verilmesine hükmetmesini gerektirecek hiçbir istisnai durumun söz konusu olmadığı kanaatine varmaktadır (bk. Nagmetov/Rusya [BD], no. 35589/08, §§ 74-82, 30 Mart 2017). Bu nedenle, Mahkemenin bu hususta bir karar vermesine gerek bulunmamaktadır.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;Başvurana uygulanan idari para cezasının yargısal denetimine ilişkin yargılamalarda kamuya açık duruşma yapılmaması nedeniyle, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine;Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası kapsamındaki diğer şikâyetlerin kabul edilebilirliği ve esası hakkında inceleme yapılmasına gerek olmadığına karar vermiştir.İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 3 Mart 2026 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Jovan Ilievski
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan