AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
TIVERIOS VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 38275/06)
KARAR
STRAZBURG
12 Şubat 2019
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Tiverios ve diğerleri/Türkiye davasında,
Başkan
Paul Lemmens,
Hâkimler
Jon Fridrik Kjølbro,
Ivana Jelić
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 22 Ocak 2019 tarihinde kapalı oturumda gerçekleştirdiği müzakereler sonucunda, yine aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, sırasıyla biri Yunanistan ve diğer dördü Belçika vatandaşı olan Petros Tiverios (“birinci başvuran”), Guy Robert Eustache Victor Van der Straeten, Benoît Philippe Van der Straeten, Annick Jeanne S. Van der Straeten ve Sylviane Jeanne G. Van der Straeten’in (“başvuranlar”) 7 Eylül 2006 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (No. 38275/06) bulunmaktadır.
2. Başvuranlar, İstanbul Barosuna bağlı Avukat C. Akıncı tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesine ilişkin şikâyet, 3 Haziran 2017 tarihinde Hükümete bildirilmiş ve yargılamanın süresine ilişkin şikâyetin Mahkeme İç Tüzüğü’nün 54. maddesinin 3. fıkrası uyarınca kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
4. Yunan Hükümeti, yazılı yargılama sürecine müdahil olma hakkını kullanmıştır (Sözleşme’nin 36. maddesinin 1. fıkrası ve İç Tüzüğün 44. maddesinin 1. fıkrasının b) bendi).
OLAY ve OLGULAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuranlar (yukarıdaki 1. paragraf) sırasıyla 1926, 1953, 1957, 1960 ve 1961 doğumludurlar.
A. Davanın Başlangıcı
6. Birinci başvuranın murisleri ve diğer dört başvuranın annesi Sophie Tiverios Van der Straeten (“murisler ” (de cujus)), Yunan vatandaşları olup, İstanbul Sarıyer’de yer alan ve üzerinde bir bina bulunan, 194,29 m2’lik (83 pafta, 592 ada, 16 parsel) bir arsanın müşterek mülkiyet sahibidirler.
7. Murislerin vefatının ardından, Sarıyer Sulh Hukuk Mahkemesi, 31 Aralık 1982 tarihinde ihtilaf konusu mülkün idaresinin bir kayyuma devredilmesine karar vermiştir.
8. İstanbul Sulh Hukuk Mahkemesi, 10 Ekim 1988 ve 31 Mayıs 1990 tarihlerinde birinci başvuranı ve diğer dört başvuranın annesini murislerin tek varisi olarak tayin etmiş ve bu şahıslar adına veraset ilamı çıkarmıştır.
9. Sarıyer Sulh Hukuk Mahkemesi, 24 Aralık 1990 tarihinde birinci kayyum yerine yeni bir kayyum tayin etmiştir.
10. Diğer dört başvuranın annesi de 11 Haziran 2001 tarihinde vefat etmiştir.
11. Beyoğlu Sulh Hukuk Mahkemesi, 5 Haziran 2003 tarihinde, diğer dört başvuranı annelerinin tek varisi olarak tayin etmiş ve bu şahıslar adına veraset ilamı çıkarmıştır.
B. Kayyumluk Kararının Kaldırılması
12. Bu zaman zarfında birinci başvuran ve diğer dört başvuranın annesi, 14 Mart 1991 tarihinde Sarıyer Asliye Hukuk Mahkemesinden (“mahkeme”), murislere (de cujus) ait mülkün idare edilebilmesi için uygulanan kayyumluk kararının kaldırılmasını talep etmişlerdir.
13. Asliye Hukuk Mahkemesi, 14 Ekim 1997 tarihinde, tarafların usuli yükümlülüklerini yerine getirmedikleri gerekçesiyle, davanın düşürülmesine karar vermiştir.
14. İlgililer, 13 Ocak 1998 tarihinde kayyumluk kararının kaldırılması için yeniden mahkemeye başvurmuşlardır.
15. Asliye Hukuk Mahkemesi, 25 Kasım 1999 tarihinde ilgililerin talebini haklı bulmuştur.
16. Yargıtay, 6 Nisan 2000 tarihinde, Türkiye ile Yunanistan arasında kanuni miras yoluyla taşınmaz edinmede mütekabiliyetin bulunmadığı gerekçesiyle, kararın Yunan vatandaşı olan birinci başvuranla ilgili kısmını bozmuştur. Yargıtay ayrıca, diğer dört başvuranın annesinin uyruğunun belirlenmesi gerektiği kanaatine vararak, kararın bu şahısla ilgili kısmını da bozmuştur.
17. Yeni Medeni Kanun’un (4721 sayılı) 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe girmesinin ardından, dava Sarıyer Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından yeniden incelenmiştir.
18. Sarıyer Sulh Hukuk Mahkemesi, 22 Aralık 2004 tarihinde, ilgililerin Yunan vatandaşı oldukları ve Türkiye ile Yunanistan arasında mütekabiliyet şartının bulunmadığı gerekçesiyle, ilgililerin talebini reddetmiştir.
19. Yargıtay, 6 Ekim 2005 tarihinde, bu kararı onamıştır. Söz konusu karar, 7 Kasım 2005 tarihinde başvuranların avukatına tebliğ edilmiştir.
20. Yargıtay, 20 Şubat 2006 tarihinde, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi gereğince, 6 Ocak 2005 tarihli karara karşı karar düzeltme talebinde bulunmanın mümkün olmadığı gerekçesiyle, ilgililerin avukatı tarafından sunulan karar düzeltme talebini reddetmiştir. Söz konusu karar, 20 Mart 2006 tarihinde başvuranların avukatına tebliğ edilmiştir.
C. Hazine’nin murislerin (de cujus) mirasçısı olarak tayin edilmesi için açılan dava (Gaiplik ve tescil davası)
21. Bu zaman zarfında, 23 Kasım 1993 tarihinde, Hazine, Sarıyer Asliye Hukuk Mahkemesinden murislerin (de cujus) gaipliğine ve kendisinin murislerin mirasçısı olarak tayin edilmesine karar vermesini talep etmiştir.
22. Asliye Hukuk Mahkemesi, 7 Kasım 2006 tarihinde bu talebi haklı bulmuştur. Asliye Hukuk Mahkemesi, birinci başvuran ve diğer dört başvuranın annesi tarafından sunulan ihtilaf konusu mülkün idare edilebilmesi için uygulanan kayyumluk kararının kaldırılması talebinin reddedildiğini ve yeni Medeni Kanun’un 588. maddesi ve eski Medeni Kanun’un (743 sayılı) 530. maddesiyle öngörülen (aşağıdaki 27. paragraf) gaiplik ve mülklerin Hazine’ye tescili koşullarının karşılandığını tespit etmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesi ayrıca, murislerin gaipliğine ve ihtilaf konusu mülkün Hazine adına tescil edilmesine karar vermiştir.
23. Yargıtay, 4 Haziran 2007 tarihinde başvuranlar tarafından yapılan temyiz başvurusunu reddetmiş ve ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
24. Yargıtay ayrıca 4 Şubat 2008 tarihinde sunulan karar düzeltme talebini de reddetmiştir.
25. İhtilaf konusu mülk, 18 Haziran 2008 tarihinde tapu kütüğüne Hazine adına tescil edilmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK KURALLARI VE UYGULAMASI
26. Tapu Kanunu’nun 35. maddesi de dâhil olmak üzere, somut olayla ilgili iç hukuk kuralları ve uygulaması, Apostolidi ve diğerleri/Türkiye (No. 45628/99, §§ 49‑56, 27 Mart 2007) ve Nacaryan ve Deryan/Türkiye (No. 19558/02 ve 27904/02, §§ 17‑24, 8 Ocak 2008) kararlarında açıklanmıştır.
27. Diğer taraftan yeni Medeni Kanun’un 588. maddesi ve eski Medeni Kanun’un 530. maddesi gereğince, hâkim, Hazine’nin talebi üzerine, hayatta olup olmadıkları belirli olmayan ve mülkleri on yıldan uzun süredir bir kayyum tarafından yönetilen kişiler hakkında gaiplik kararı verir. Gaiplik kararı verilebilmesi için gerekli ilan süresinde hiçbir hak sahibi ortaya çıkmazsa, aksine hüküm bulunmadıkça, gaibin mirası Devlet’e (Hazine’ye) geçer.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’YE EK 1 NO.LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
28. Başvuranlar, murislerine ait olan ihtilaf konusu mülkün kendilerine miras olarak intikal edememesinin, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesini ihlal ettiğini iddia etmektedirler. Bu hüküm aşağıdaki gibidir:
“ Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. (...) ” 29
Hükümet bu iddiaya itiraz etmektedir.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
30. Hükümet, Yargıtay’ın 6 Ekim 2005 tarihli kararının iç hukukta verilen nihai karar olduğu kanaatine vararak, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrasında öngörülen altı aylık süre kuralına riayet edilmediğine dair itiraz ileri sürmektedir. Hükümet, Yargıtay’ın karar düzeltme talebini reddettiği 20 Şubat 2006 tarihli kararın altı aylık sürenin hesaplanmasında dikkate alınamayacağı kanaatindedir, zira Hükümete göre, 6 Ekim 2005 tarihli karara karşı karar düzeltme talebinde bulunulması mümkün değildir. Son olarak yine Hükümete göre, Hazine’nin murislerin varisi olarak tayin edilmesini amaçlayan dava kapsamında verilen kararlar da, söz konusu davanın kayyumluğun kaldırılması veya başvuranların varis sıfatının tanınmasıyla ilgili olmadığı gerekçesiyle, bu sürenin hesaplanmasında dikkate alınmamalıdır. Bu nedenle, 7 Eylül 2006 tarihinde yapılan başvuru, gecikmeli olarak sunulmuştur.
31. Mahkeme, mevcut davanın başvuranların murislerine ait olan ihtilaf konusu mülkün başvuranlara miras olarak intikal edememesiyle ilgili olduğunu kaydetmektedir. Mahkeme, Hükümet’ten farklı olarak, Hazine’nin murislerin varisi olarak tayin edilmesini amaçlayan dava kapsamında verilen kararların, altı aylık sürenin hesaplanmasında dikkate alınması gerektiği kanaatindedir, zira mülkiyetin Hazine’ye geçmesine bu dava sonucunda karar verilmiştir. Dolayısıyla iç hukukta verilen nihai karar, Yargıtay’ın 4 Şubat 2008 tarihli kararıdır. Bu nedenle, 7 Eylül 2006 tarihinde yapılan başvuru, gecikmeli olarak sunulmamıştır.
32. Dolayısıyla Hükümetin ön itirazının reddedilmesi gerekmektedir.
33. Mahkeme, bu şikâyetin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve öte yandan herhangi bir kabul edilemezlik kriteriyle örtüşmediğini tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
B. Esas Hakkında
34. Hükümet, başvuranların, murislerine ait mülkle ilgili olarak, ne güncel bir mülkiyete ne de bu mülkün kendilerine miras kalması anlamında meşru bir beklentiye sahip olmadıklarını ileri sürmektedir. Bu bağlamda Hükümet, Tapu Kanunu’nun 35. maddesi gereğince, Türk vatandaşı olmayan kişilerin, ancak mütekabiliyet şartının yerine getirilmesi durumunda, Türkiye’de bulunan bir taşınmazın mülkiyetini, miras yoluyla edinebileceklerini iddia etmektedir. Hükümet bu bağlamda, Yunanistan’da Türk vatandaşlarının taşınmaz mülk edinmesiyle ilgili kısıtlamaların bulunduğunu ve mütekabiliyetin bulunmadığını belirtmektedir. Hükümet ayrıca, veraset ilamının müteveffanın mal varlığının listesini içermediğini ve kesinleşmiş hüküm niteliğinde olmadığını belirtmektedir.
35. Başvuranlar, Hükümetin iddialarına karşı çıkmaktadır. Başvuranlar özellikle, ulusal mahkemelerin, aynı veraset ilâmlarına dayanarak, murislerin başka bir mülkünün idare edilebilmesi için uygulanan kayyumluk kararının kaldırılmasına karar verdiğini iddia etmektedirler.
36. Yunan Hükümeti, başvuranların Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi anlamında “ mülk ” sahibi olduklarını veya en azından bu anlamda “ meşru bir beklenti ” içerisinde olduklarını ileri sürmektedir. Yunan Hükümetine göre, başvuranların mülkiyet haklarına yapılan müdahale, ulusal mevzuat hükümleri veya uluslararası hukukun genel ilkeleriyle öngörülmemiştir.
37. Mahkeme, daha önce, somut olayın konusuna benzer konular içeren davalarda, Tapu Kanunu’nun 35. maddesinin uygulanmasının başvuranlar için yeterince öngörülebilir sayılamayacağı gerekçesiyle, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatmaktadır (Apostolidi ve diğerleri/Türkiye, No. 45628/99, §§ 71‑78, 27 Mart 2007, Nacaryan ve Deryan/Türkiye, No. 19558/02 ve 27904/02, §§ 45‑60, 8 Ocak 2008, Fokas/Türkiye, No. 31206/02, §§ 42-45, 29 Eylül 2009 ve Yianopulu/Türkiye, No. 12030/03, §§ 40-50, 14 Ocak 2014).
38. Mahkeme, kendi değerlendirmesine sunulan bütün unsurları inceledikten sonra, somut olayda farklı bir sonuca ulaşmak için herhangi bir sebep görmemektedir. Nitekim, Mahkeme, başvuranların murisleriyle olan yakınlık bağının kesin olarak tespit edildiği (yukarıdaki 8 ve 11. paragraflar) ve dolayısıyla ihtilaf konusu mülkün kendilerine miras kalması için gerekli bütün koşulları yerine getirmiş olduklarını meşru olarak düşünebilecekleri kanaatindedir. Dolayısıyla, ilgililer, Mahkeme içtihatları anlamında mülkiyet haklarının tanınmasına dair “ meşru bir beklenti ” içerisindedirler (yukarıda anılan Nacaryan ve Deryan, § 56, yukarıda anılan Fokas, § 34 ve yukarıda anılan Yianopulu, § 47).
39. Mahkeme, somut olayda Tapu Kanunu’nun 35. maddesinin uygulanmasının, başvuranlar açısından yeterince öngörülebilir sayılamayacağı sebebiyle, ihtilaf konusu müdahalenin eşitlik ilkesine uygun olmadığı ve dolayısıyla Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesine aykırı olduğu kanaatindedir (daha önce anılan Apostolidi ve diğerleri, § 78, yukarıda anılan Nacaryan ve Deryan, § 60, yukarıda anılan Fokas, § 44 ve yukarıda anılan Yianopulu, § 50).
40. Sonuç olarak, Sözleşme’nin bu hükmü ihlal edilmiştir.
II. DİĞER İHLAL İDDİALARI HAKKINDA
41. Başvuranlar, aynı olay ve olgulara dayanarak, Sözleşme’nin 6. ve 14. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmektedirler.
42. Mahkeme, kendisi tarafından Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinde geliştirdiği muhakemeyi dikkate alarak, bu şikâyetlerin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına karar vermiştir (yukarıda anılan Apostolidi ve diğerleri, §§ 79-82).
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
43. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:
“ Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder. ”
44. Başvuranlar, maddi zararları bağlamında 1 milyon avro (EUR) talep etmektedirler. Başvuranlar, taleplerine dayanak olarak, bir muhasebeci tarafından 2 Ocak 2018 tarihinde düzenlenen bir rapor sunmaktadırlar. Bu rapora göre, söz konusu tarihte ihtilaf konusu mülkün değeri, 485.725 Türk lirası (TRY), yani yine bu tarihte geçerli olan döviz kuruna göre 107.837 avrodur (EUR). Bu konuyla ilgili olarak, başvuranlar, ihtilaf konusu mülkün kira gelirinden de yirmi yedi yıl boyunca yoksun bırakıldıklarını da eklemektedirler. Başvuranlar ayrıca, manevi tazminat olarak 200.000 avro talep etmektedirler. Başvuranlar son olarak, miktar belirtmeksizin, masraf ve giderler ile avukatlarına ödedikleri ücretler bağlamında hakkaniyete uygun ve makul bir miktarın ödenmesine hükmedilmesini talep etmektedirler.
45. Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir. Hükümet, özellikle maddi zarar için talep edilen miktarın, söz konusu mülkün değeriyle alakasız olduğunu veya başvuranlar tarafından sunulan bilirkişi raporunda belirtilen tahmini değerle örtüşmediğini ileri sürmektedir.
46. Mahkeme, maddi zararla ilgili olarak, davalı Devletin, başvuranlara, söz konusu mülkün güncel değeri dikkate alınarak hesaplanan bir miktar ödemesi gerektiğine karar vermektedir (Apostolidi ve diğerleri/Türkiye (adil tazmin), No. 45628/99, § 14, 24 Haziran 2008). Bu sebeple, başvuranlar tarafından sunulan bilirkişi raporunun dikkate alınması gerekmektedir. Mahkeme, bu unsurları dikkate alarak, maddi zarar bağlamında başvuranlara 107.837 avro ödenmesinin uygun olduğu kanaatindedir.
47. Mahkeme, manevi zararla ilgili olarak, başvuranlara müştereken 5.000 avro ödenmesine karar vermektedir (ibid., § 17).
48. Mahkeme, masraf ve giderler bağlamında sunulan talebin, bu masraflara ilişkin belgelerin bulunmaması sebebiyle reddedilmesine karar vermektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesine ilişkin şikâyetin kabul edilebilir olduğuna,
2. Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine,
3. Sözleşme’nin 6 ve 14. maddelerine ilişkin şikâyetlerin incelenmesine gerek olmadığına,
4. a) Davalı Devlet tarafından başvuranlara müştereken, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere:
i. Maddi tazminat olarak, başvuranlar tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 107.837 avro (yüz yedi bin sekiz yüz otuz yedi avro) ödenmesine;
ii. Manevi tazminat olarak, başvuranlar tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 5.000 avro (beş bin avro) ödenmesine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu miktarlara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Başvurunun geri kalan kısmı için adil tazmine taleplerinin reddedilmesine
karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, 12 Şubat 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıPaul Lemmens
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy