AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
UÇAR / TÜRKİYE KARARI
(Başvuru No. 53319/10)
KARAR
STRAZBURG
5 Mart 2019
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Uçar / Türkiye davasında,
Başkan
Julia Laffranque,
Hâkimler
Stéphanie Mourou-Vikström,
Arnfinn Bårdsen ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“İkinci Bölüm”), 5 Şubat 2019 tarihinde Daire olarak toplanarak, söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Servet Uçar’ın (“başvuran”) 30 Nisan 2010 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (No. 53319/10) bulunmaktadır.
2. Başvuran, Adana Barosuna bağlı olan Avukat K. Derin tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”), kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Yargılama süresine ilişkin başvuranın şikâyeti, 8 Nisan 2014 tarihli bir kararla, kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir. Başvuranın ifade özgürlüğü hakkına yapılan ihlal iddiası hakkındaki şikâyet, 25 Eylül 2017 tarihinde, Hükümete bildirmiş ve başvurunun geri kalanı için kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
OLAY
DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran, 1981 doğumludur ve Van’da ikâmet etmektedir.
5. Olay tarihinde, başvuran Çukurova Üniversitesinde öğrencidir.
6. Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi nezdinde Cumhuriyet savcısı, 12 Haziran 2002 tarihli bir iddianameyle, başvuranı terör örgütüne yardım ve üye olma suçundan suçlamıştır. Bu bağlamda, Cumhuriyet savcısı başvuranın Kürt dili dersinin verilmesi için üniversitede dilekçe veren bazı arkadaşlarının yakalanması hakkında itiraz etmek amacıyla, aşağıda yer alan sloganlara ilişkin broşür hazırlığı ve üniversitede dağıttığını belirtmiştir. “Yaşasın Demokratik Cumhuriyet”, “İmralı’ya bin selam olsun”, “Çözümün adresi İmralı”, “Yaşasın lider Apo” ve “Yaşasın Demokratik isyanın gençliği”
7. Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesi, 29 Eylül 2009 tarihinde, başvuranı kendisine isnat edilen suçlardan suçlamış ve bu kararın açıklanmasının geri bırakılmasından önce, terör örgütü lehine propaganda suçunu öngören 3713 Sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, on ay hapis cezasına mahkûm edilmesine karar vermiştir.
8. Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesi, 27 Ekim 2009 tarihinde, 29 Eylül 2009 tarihli karar hakkında başvuran tarafından yapılan itirazı reddetmiştir. Bu karar, 26 Kasım 2009 tarihinde, başvuranın avukatına tebliğ edilmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
9. 12 Nisan 1991 tarihinde yürürlüğe giren Terörle Mücadele’ye ilişkin 3713 Sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrasında şu şekilde öngörülmüştür:
“Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır (...). Ayrıca, bin günden beş bin güne kadar adli para cezasına hükmolunur (...) “
10. 18 Temmuz 2006 tarihinde yürürlüğe giren 5532 Sayılı Kanun’un değiştirilmesinden sonra, 3713 Sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2 fıkrasında şu şekilde öngörülmüştür:
“Terör örgütü lehine propaganda yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (...) “
11. 30 Nisan 2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 Sayılı Kanun’da yapılan değişiklikten sonra, bu hükümde şu şekilde öngörülmektedir:
“Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (...) “
HUKUKÎ DEĞERLENDİRME
SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDASI HAKKINDA
12. Başvuran, ifade özgürlüğünü ihlal eden hakkında başlatılan ceza yargılamasını eleştirmektedir. Bu bağlamda, başvuran Sözleşme’nin 9 ve 10. maddelerini ileri sürmektedir.
13. Olayların hukuki nitelendirilmesi konusunda takdir yetkisine sahip olan Mahkeme, başvuranın şikâyetinin yalnızca Sözleşme’nin 10. maddesi açısından incelenmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
14. Hükümet, iki kabul edilemezlik itirazı tespit etmektedir. Öncelikle, Hükümet, başvuranın yerel makamlar önünde Sözleşme’nin 10. maddesine ilişkin şikâyetini özet olarak bile dile getirmediğini ileri sürmüş ve ceza yargılaması sırasında kendisine istinat edilen olaylara itiraz etmiştir. Ardından, başvuran mahkûmiyet kararının açıklanmasının geri bırakılması nedeniyle, mağdur sıfatının bulunmadığını iddia etmektedir.
15. Başvuran, Hükümetin itirazlarını kabul etmemektedir.
16. İç hukuk yollarının tüketilmediğine ilişkin itiraz ile ilgili olarak, Mahkeme broşürlerin dağıtılmasının, başvuranın ifade özgürlüğü hakkını kullanma şekli olarak değerlendirilebileceği kaydetmektedir (bk. mutatis mutandis (gerekli değişikliklerin yapılması koşulu altında), Bilen ve Çoruk/Türkiye, No. 14895/05, § 48, 8 Mart 2016). Dolayısıyla, Mahkeme, hakkında başlatılan ceza yargılaması sırasında kendisine istinat edilen olaylara itiraz etse dahi, bu yargılamalar konu bakımından tartışmasız bir şekilde ilgilinin ifade özgürlüğü hakkını kullanmasına bağlı olduğunu değerlendirmektedir (Halkın Kurtuluş Partisi Başkanlığı/Türkiye[Komite], No 47847/09, § 15, 13 Kasım 2018). Dolayısıyla, Mahkeme iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle, itirazı reddetmektedir.
17. Başvuranın mağdur sıfatının bulunmadığına ilişkin itiraz ile ilgili olarak, Mahkeme kararın açıklanmasının geri bırakılması tedbirinin, ilgilinin ifade özgürlüğünü kullanmasının müdahale edilmesi nedeniyle, doğrudan zararlara maruz kaldığı ceza yargılamasının sonuçlarını önleme veya telafi etme şeklinde değerlendirilemeyeceği kanaatine varmaktadır (Aslı Güneş/Türkiye (kk.), No. 53916/00, 13 Mayıs 2004, Yaşar Kaplan/Türkiye, No. 56566/00, §§ 32 ve 33, 24 Ocak 2006 ve Ergündoğan/Türkiye, No. 48979/10, § 17, 17 Nisan 2018). Dolayısıyla, bu itirazın reddedilmesi de gerekmektedir.
18. Öte yandan, Mahkeme Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında, bu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
B. Esas Hakkında
19. Başvuran, başvuru formunda ileri sürdüğü şekliyle şikâyetini yinelemekte ve ifade özgürlüğü hakkının ihlal edilmesinden şikâyet etmektedir.
20. Hükümet, bir müdahalenin varlığının Mahkeme tarafından kabul edilmesi gerekip gerekmemesi halinde, bu müdahale 3713 Sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrasında öngörüldüğünü, usul güvenliğin ve kamu güvenliğinin korunmasının meşru amaçlar izlediğini savunmaktadır. Ayrıca, Hükümet şiddete ve kine teşvik edecek nitelikte olan dağıtılan broşürlerin içeriğini ve bu broşürlerin terör örgütünün çağrısı sırasında hazırlanmış olması konusunu dikkate alarak, ihtilaf konusu müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli ve izlenen meşru amaçlara orantılı olduğu kanaatine varmaktadır.
21. Somut olayda, Mahkeme başvuranın üniversitede broşürleri hazırlaması ve dağıtması nedeniyle, bir terör örgütü lehine propaganda yapma suçundan hükmün açıklanmasının geri bırakıldığı on ay hapis cezasına mahkûm edildiğini kaydetmektedir.
22. Mahkeme, başvuranın cezai mahkûmiyetinin, neden olabileceği caydırıcı etkiyi dikkate alarak, hükmün açıklanmasının geri bırakılması halinde bile, ilgilinin ifade özgürlüğü hakkına bir müdahale olduğunu değerlendirmektedir (Erdoğdu/Türkiye, No. 25723/94, § 72, AİHM 2000‑VI; bk. ayrıca, a contrario (karşıt delil ile ispatı gerçekleştirme), Otegi Mondragon/İspanya, No. 2034/07, § 60, AİHM 2011 ve yukarıda belirtilen Ergündoğan, § 26).
23. Ardından Mahkeme, bu müdahalenin kanun tarafından yani 3713 Sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrasında öngörüldüğünün, usul güvenliğin ve kamu güvenliğinin korunmasının meşru amaçlar izlediğinin taraflar arasında tartışma konusu olmadığını gözlemlemektedir.
24. Müdahalenin gerekliliğiyle ilgili olarak, Mahkeme özellikle Bédat /İsviçre ([BD], No. 56925/08, § 48, 29 Mart 2016) ve Belge/Türkiye (Nd. 50171/09, §§ 31, 34 ve 35, 6 Aralık 2016) kararlarında özetlenen ifade özgürlüğü konusunda İçtihadından doğan ilkeleri hatırlatmaktadır. Mahkeme, başvuran tarafından dağıtılan broşürlerin aşağıdaki sloganları içerdiğini kaydetmektedir. “Yaşasın Demokratik Cumhuriyet”, “İmralı’ya bin selam olsun”, “Çözümün adresi İmralı”, “Yaşasın lider Apo” ve “Yaşasın Demokratik isyanın gençliği” (yukarıda 6. paragraf). Mahkeme, bir bütün olarak bu sloganlar alındığında, şiddet kullanımı, silahlı direniş veya isyan çağrıları içermesi ve nefret konuşması şeklinde değerlendirilemeyeceği - ki kendi nazarında dikkate alınması gereken özel bir unsurdur - kanaatine varmaktadır (Sürek/Türkiye (No. 4) [BD], No. 24762/94, § 58, 8 Temmuz 1999, Belek ve Velioğlu/Türkiye, No. 44227/04, § 25, 6 Ekim 2015 ve yukarıda belirtilen Belge, § 34).
25. Yukarıda belirtilenleri dikkate alarak, Mahkeme bu broşürleri hazırlama ve dağıtma suçundan başvuran hakkında yürütülen ceza yargılamasının zorunlu sosyal ihtiyacı karşılamadığını, her halükârda hedeflenen meşru amaçlara orantılı olduğunu ve bu nedenle demokratik bir toplumda gerekli olmadığını değerlendirmektedir.
26. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
27. Başvuran, hakkında yürütülen ceza yargılaması çerçevesinde, tutuklanması ve eğitimine ara verilmesi nedeniyle, maruz kaldığı maddi zarar olarak 30.000 avro (EUR) talep etmektedir. Ayrıca, başvuran maruz kaldığı kanaatine vardığı manevi zarar için 30.000 avro talep etmektedir. Ayrıca, başvuran avukatlık masrafları için 2.500 avro ve bununla birlikte bu bağlamda destekleyici hiçbir madde ileri sürmeksizin, tercüme ve tebligat masrafları için 610 avro talep etmektedir.
28. Hükümet, maddi ve manevi olarak yapılan taleplerin desteklenmediğini ve aşırı olduğunu değerlendirmektedir. Hükümet, iddia edilen ihlal ile manevi tazminat olarak yapılan talep arasında nedensellik bağının bulunmadığını ve Mahkemenin İçtihadına uygun olmadığını eklemektedir. Masraf ve giderler bağlamında yapılan talepler ile ilgili olarak, Mahkeme başvuranın bu taleplerine dayanarak, hiçbir destekleyici belge sunmadığını ve bu taleplerin aşırı olduğunu belirtmektedir.
29. Mahkeme, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında bir nedensellik bağı görmemekte ve bu talebi reddetmektedir. Buna karşın, Mahkeme başvurana manevi tazminat olarak 2.500 avro ödenmesinin uygun olduğunu değerlendirmektedir. Masraf ve giderler ile ilgili olarak, Mahkeme bu bağlamda başvuran tarafından hiçbir destekleyici belgenin sunulmaması nedeniyle, yapılan talebi reddetmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna:
2. Sözleşme’nin 10. maddesi ihlal edildiğine;
3.
a) davalı Devlet tarafından başvurana, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki geçerli döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat için 2.500 EUR (iki bin beş yüz avro) tutarının ödenmesine;
b) söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu tutara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Geri kalan kısım için adil tazmin talebinin reddine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince, 5 Mart 2019 tarihinde bildirilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Bölüm Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy