AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
UÇKAN/TÜRKİYE KARARI
(Başvuru No. 67657/17)
KARAR
STRAZBURG
18 Nisan 2023
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Uçkan/Türkiye davasında,
Başkan
Jovan Ilievski,
Hâkimler
Lorraine Schembri Orland,
Diana Sârcu,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), Komite halinde toplanarak, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde bulunan, Türk vatandaşı, 1973 doğumlu olan, İstanbul’da ikâmet eden ve ayrıca İstanbul Barosuna bağlı Avukat E. İngün tarafından temsil edilen Aytaç Uçkan (“başvuran”) 4 Ağustos 2017 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuruyu (No. 67657/17), Sözleşme’nin 8. maddesine ilişkin şikâyetin, Türkiye Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesine ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna ilişkin kararı, tarafların görüşlerini, Hükümetin, başvurunun bir komite tarafından incelenmesine ilişkin itirazının Mahkeme tarafından reddedildiği kararı dikkate alarak, 28 Mart 2023 tarihinde kapalı oturumda gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, söz konusu tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Dava, başvuranın aleyhine açılan ceza davasında ilgilinin beraat etmesine rağmen, ulusal makamlar tarafından kimlik bilgilerinin ve özellikle kovuşturma çerçevesinde toplanan parmak izlerinin muhafaza edilmesiyle ilgilidir.
2. 2004 yılında, başvuran aleyhine şantaj yoluyla tehdit suçundan ceza davası açılmıştır. Polis tarafından yürütülen soruşturma çerçevesinde, 25 Mart 2004 tarihinde, başvuranın parmak izleri alınmış ve fotoğrafları çekilmiştir. Dava sonucunda, 15 Temmuz 2004 tarihinde, başvuran hakkındaki suçlamalardan beraat etmiştir.
3. İstanbul Emniyet Müdürlüğüne sunulan 13 Temmuz ve 20 Aralık 2006 tarihli dilekçelerle, başvuran sabıkalı veya şüpheli kişilere ilişkin dosyadan kimlik verilerinin kaldırılmasını talep etmiştir. Başvuran talebini desteklemek için, bir cep telefonun çalınmasıyla ilgili, soruşturmacıların veri tabanında yaptıkları bir arama sırasında şikâyetçi olan kişinin yanlışlıkla kendisini suçun faili olarak teşhis ettiğini, bunun üzerine, 10 Ekim 2005 tarihinde polis memurlarının, kendisini karakola götürmek üzere evine geldiğini belirtmiştir.
4. İstanbul Emniyet Müdürlüğü, 20 Aralık 2006 tarihinde, ilgiliye kararını tebliğ etmiştir. İstanbul Emniyet Müdürlüğü, yararlandığı beraat kararını dikkate alarak, kendisiyle ilgili fotoğrafların sistemden silindiğini ve dosya bulunan geriye kalan ihtilaf konusu verilerin kimlik tespiti şeklinde düzeltildiğini belirtmekteydi.
5. Başvuran, 14 Şubat 2007 tarihinde, 22 Aralık 2006 tarihli idari işlemin iptaline ve kişisel verilerinin kimlik tespiti kaydından silinmesine yönelik İstanbul İdare Mahkemesi (“İdare Mahkemesi”) önünde bir dava açmıştır.
6. İdari Mahkemesi, 6 Şubat 2008 tarihinde, itiraz edilen işlemi iptal etmiştir. İdare Mahkemesi, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 81. maddesinin, ceza yargılamasında beraat kararının açıklanmasından sonra, ilgili kişilerin kimliğinin tespit edilmesi amacıyla kaydedilen bilgilerin Cumhuriyet savcısının huzurunda kaldırılması gerektiğini öngördüğünü tespit ederek, başvuranın kişisel verilerinin kimlik tespiti amacıyla idare tarafından yapılan düzeltme işleminin kanuna uygun olmadığı kanısına varmıştır.
7. Davalı idare tarafından yapılan temyiz talebi üzerine, 9 Kasım 2012 tarihinde, Danıştay ihtilaf konusu işlemin yasal olduğunu ve ilgili mevzuata uygun olduğu kanaatine vararak, söz konusu kararı bozmuştur. Danıştay öncelikle, başvuranın verilerinin polis tarafından parmak izi ve fotoğrafların alınması, kaydedilmesi ve korunmasına ilişkin koşulları düzenleyen Polis Vazife ve Selahiyetine İlişkin 2559 Sayılı Kanun’un 5. maddesi uyarınca, kaydedildiğini ve ilgilinin beraat etmesinin ardından İçişleri Bakanlığının 19 Mart 2004 tarihli ve 54 Sayılı Genelgesi uyarınca kimlik tespiti haline getirildiğini tespit etmiştir. Danıştay ardından, İdare Mahkemesinin atıfta bulunduğu 5271 Sayılı Kanun’un 81. maddesinin yalnızca Cumhuriyet savcısı tarafından uygulanabileceğini ve dolayısıyla somut olaya uygulanamayacağını kaydetmiştir.
8. Başvuran, 20 Kasım 2014 tarihinde, 9 Kasım 2012 tarihli karar hakkında karar düzeltme talebiyle Danıştay’a başvurmuştur. Danıştay, bu talebi reddetmiştir.
9. İdare Mahkemesi, 19 Mart 2015 tarihinde, Danıştay’ın bozma kararına uyarak, Yüksek Mahkeme tarafından belirtilen gerekçelerle başvuranın talebini reddetmiştir.
10. Başvuran, bu karar hakkında temyiz talebinde bulunmuş ve Danıştay bu talebi 25 Ocak 2016 tarihinde reddetmiştir.
11. Başvuran, 18 Nisan 2016 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvuran, diğer hususların yanı sıra, beraat etmesine rağmen, kişisel verilerinin ulusal makamlarca muhafaza edilmesi nedeniyle, onur kırıcı bir muameleye maruz kaldığından şikâyetçi olmuştur.
12. Anayasa Mahkemesi, 18 Temmuz 2017 tarihinde, başvuran tarafından yapılan bireysel başvurunun, açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle, kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi, ilgilinin esas şikâyetini özel hayata saygı hakkı açısından inceleyerek, ihtilaf konusu işlemin 2559 Sayılı Kanun’un 5. maddesinde ve Emniyet Genel Müdürlüğünün 19 Mart 2004 tarihinde yayımlanan 54 Sayılı Genelge’de meşru bir dayanağı olduğuna ve söz konusu mevzuat ve mahkemelerin kararlarına gerekçe gösterme biçimleri göz önüne alındığında, söz konusu tedbirin orantılı olarak kabul edilebileceğine karar vermiştir.
13. 2559 Sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun 5. maddesi, gözaltına alınan kişilerin parmak izlerinin alınması ve fotoğraflarının çekilmesini düzenlemektedir. Bu bağlamda toplanan parmak izleri kayıt altına alınmakta ve bu amaçla oluşturulmuş özel bir veri tabanında korunmaktadır. Bu dosyada bulunan veriler, şüphelinin kimliğinin belirlenmesi, soruşturma ve kovuşturma çerçevesinde, suçların önlenmesi veya maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla, mahkemeler, hâkimler, savcılar ve emniyet güçleri tarafından kullanılabilmektedir. Özellikle emniyet hizmetleri, bir şüpheliyi teşhis etmek veya olay mahallinden alınan parmak izlerini karşılaştırmak için dosyaya doğrudan erişimi bulunmaktadır. Dosya, sistemde muhafaza edilen bilgilerin hangi kamu görevlisi tarafından ve hangi amaçlarla kullanıldığını denetleyen bir güvenlik sistemine sahiptir. Dosyada bulunan veriler, gizlidir ve kanunla öngörülen amaçlar dışında kullanılamaz. Veri bankasında yer alan parmak izleri ve fotoğraflar, ilgili kişinin ölümünden on yıl sonra veya her hâlükârda kayıt tarihinden seksen yıl sonra sistemden silinmektedir.
14. İçişleri Bakanlığının polis birimleri nezdinde yayımladığı 19 Mart 2004 tarih ve 54 Sayılı Genelge’ye göre, ceza yargılaması sonucunda beraat kararı verilmesi halinde sanıkların bu süreçte alınan parmak izleri ve fotoğrafları kimlik tespiti olarak dönüştürülmelidir.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
SÖZLEŞME’NİN 8. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
15. Başvuran, Sözleşme’nin 3. maddesini ileri sürerek, ulusal makamların kişisel verilerini otomatik olarak muhafaza etmesinden şikâyet etmiştir.
16. Olayların hukuki nitelendirmesi konusunda takdir yetkisine sahip olan Mahkeme, şikâyetin yalnızca Sözleşme’nin 8. maddesi açısından incelenmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.
17. Hükümet, başvuranın kabul etmediği üç kabul edilemezlik itirazını ileri sürmektedir.
18. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmediğine ilişkin itiraz ile ilgili olarak, başvuranın yetkililer tarafından tutulan dosyada kişisel verilerinin kalıcı olarak muhafaza edilmesinden şikâyet ettiğini ve bu tedbirden kaynaklanacak herhangi bir zararın tazmin edilmemesinden şikâyetçi olmadığını kaydetmektedir. Bu nedenle, ilgilinin kişisel verilerinin yetkililer tarafından muhafaza edilmesine ilişkin olarak bir tazminat davasının, somut olayın koşullarında etkin bir başvuru yolu oluşturacağı değerlendirilemez. Dolayısıyla, bu itirazın reddedilmesi uygundur.
19. Mahkeme, mağdur sıfatının bulunmadığına ilişkin itiraz ile ilgili olarak, ihtilaf konusu verilerin sabıkalı veya şüpheli kişilerin dosyasından silinmiş olsa bile, bu verilerin kimlik tespiti amacıyla düzenlenen veri tabanında tutulduğunu gözlemlemektedir. Dolayısıyla, bu itiraz da reddedilmelidir.
20. Mahkeme, bu şikâyetin, açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve Sözleşme’nin 35. maddesinde belirtilen başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek bu bağlamda Hükümetin itirazını reddetmiş, başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
21. Başvuran, ulusal makamlar tarafından parmak izlerinin muhafaza edilmesinin, Sözleşme’nin 8. maddesini ihlal ettiğini iddia etmektedir.
22. Hükümet özellikle, polis tarafından kişisel verilerin muhafaza edilmesinin demokratik bir toplumda gerekli olduğunu savunmuştur. Hükümet bu bağlamda, verilerin saklanmasının amacının suçla mücadeleyi kolaylaştırmak olduğunu ve başvuranla ilgili verilerin kamuya açık olmaması nedeniyle başka bir amaç için kullanılmadığını belirtmiştir.
23. Mahkeme, başvuranın parmak izlerinin hakkında yürütülen bir ceza soruşturması çerçevesinde alındığını, dava sonucunda ilgilinin beraat etmesine rağmen, sabıkalı veya şüpheli kişilere ilişkin polis veri tabanında muhafaza edildiğini ve ilgili tarafından yapılan talep üzerine bu parmak izlerinin yetkililer tarafından kimlik tespitine dönüştürülerek ilgili dosyada muhafaza edildiğini tespit etmektedir (yukarıda 2.-4. paragraflar).
24. Mahkeme, S. ve Marper/Birleşik Krallık, özellikle ([BD], no. 30562/04 ve 30566/04, §§ 66-67 ve 101-104, AİHM 2008) davasında ilgili kişiler aleyhindeki ceza davasının beraat veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ile sonuçlanmasının ardından kişisel nitelikteki bilgilerin yetkili makamlar tarafından muhafaza edilmesine ilişkin ilkeleri belirlemiştir.
25. Kimliği belirli veya belirlenebilir bir kişiye ait parmak izleri gibi kişisel verilerin ulusal makamlar tarafından tutulan bir dosyada muhafaza edilmesi, özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir müdahale teşkil etmektedir (karşılaştırma ibidem, §§ 84-86). Somut olayda, ihtilaf konusu tedbir 2559 Sayılı Kanun’un 5. maddesinde ve İçişleri Bakanlığının 54 Sayılı Genelge’de öngörülmüştür ve başkalarının haklarını korumak ve cezai suçları önlemek gibi meşru bir amaç izlemektedir.
26. Mahkeme, söz konusu müdahalenin gerekliliğiyle ilgili olarak, kişisel nitelikteki verilerin muhafaza edilmesi konusunda ulusal mevzuatın, 8. maddede öngörülen gerekliliklere uygun olmayan şekilde kullanımını engelleyecek güvenceleri sağlaması gerektiğini yineler (ibidem, § 103). Bu durum, özellikle otomatik olarak işlemeye tabi olan kişisel nitelikteki bilgiler için, bilhassa bu veriler polisiye amaçlar için kullanıldığında geçerlidir (M.K./Fransa, no.19522/09, § 35, 18 Nisan 2013).
27. Mahkeme öncelikle, başvuranın parmak izlerinin muhafaza edilmesine ilişkin ihtilaf konusu tedbirin, söz konusu suç ne olursa olsun, devam eden herhangi bir soruşturma çerçevesinde parmak izlerini emniyet hizmetlerinin erişimine açma etkisi yarattığını kaydetmektedir. Mahkeme ardından, ilgili mevzuatın bu bağlamda bir mahkeme tarafından bir mahkûmiyet kararı olup olmadığına göre bir ayrım yapmadığını gözlemlemektedir. Hâlbuki yukarıda belirtilen S. ve Marper kararında, Mahkeme insanların, beraat kararından veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karardan yararlandıktan sonra, hükümlülerle aynı şekilde muamele görmelerinden kaynaklanan damgalanma riskinin altını çizmiştir. Bu, kendilerine verilen masumiyet karinesine saygı hakkıdır (§ 122). Mevcut davanın durumu, başvuranın hakkında yürütülen ceza davasının sonucunda beraat etmesi nedeniyle, bu noktada benzerdir (bk., mutatis mutandis (bu davaya uygulanabildiği ölçüde), yukarıda belirtilen M.K./Fransa, § 42).
28. Öte yandan, parmak izlerinin muhafaza edilmesi tedbirine dayanan 2559 Sayılı Kanun’un 5. maddesi, korunan verilerin silinmesi imkânını öngörmemektedir. Ayrıca, ilgili kişinin ölümünden on yıl ve her hâlükârda kayıt tarihinden seksen yıl sonra (yukarıda 13. paragraf) verilerin muhafaza edilme süresi, uygulamada süresiz bir korumaya veya en azından bir üst sınırdan ziyade bir norma eşdeğerdir (bk., mutatis mutandis (bu davaya uygulanabildiği ölçüde), yukarıda belirtilen M.K./Fransa,§ 45).
29. Mahkeme sonuç olarak, somut olayda başvurana uygulandığı şekliyle, haklarında dava açılmış ancak hüküm giymemiş kişilerin parmak izlerinin kimlik tespiti amacıyla bir polis dosyasında muhafaza edilmesini düzenleyen kuralların, söz konusu kamusal ve özel menfaatler arasında adil bir denge kurmadığı kanaatindedir. Buna göre söz konusu tedbir, başvuranın özel hayatına saygı hakkına orantısız bir müdahale teşkil etmektedir ve demokratik bir toplumda gerekli olarak kabul edilemez.
30. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 8. maddesi ihlal edilmiştir.
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
31. Başvuran, yerel mahkemeler ve Mahkeme önünde yürütülen yargılamalar çerçevesinde, manevi tazminat olarak 25.000 avro (EUR) ve yapmış oldukları masraf ve giderler için 17.309.30 Türk lirası (TRY) talep etmektedir. Başvuran bu bağlamda, avukatı tarafından düzenlenen 16.000 TRY (ilgili tarihte 2.437 EUR) tutarında bir makbuz ve yurt içinde ödediğini belirttiği posta ve yargılama masraflarına ilişkin birçok makbuz sunmaktadır.
32. Hükümet, manevi zarar talebinin aşırı olduğu ve Mahkeme içtihadında hükmedilen miktarlarla uyuşmadığı kanaatindedir. Hükümet, masraf ve giderlere ilişkin taleplerle ilgili olarak, başvuranın kendisi ve avukatı arasında herhangi bir avukatlık sözleşmesi sunmadığını belirtmektedir.
33. Mahkeme, başvurana bu meblağ üzerinden ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 2.000 avro ödenmesine karar vermiştir. Mahkeme, masraf ve giderlerle ilgili olarak, sahip olduğu belgeleri ve İçtihadını dikkate alarak, başvurana bu tutar üzerinden ilgili tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, bütün masraflar için 1.000 avro ödenmesinin makul olduğuna karar vermiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,Sözleşme’nin 8. maddesine ilişkin şikâyetin kabul edilebilir olduğuna;Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine,a) Davalı Devletin, başvurana, üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere aşağıdaki meblağları ödemekle yükümlü olduğuna;Manevi tazminat olarak, belirlenecek meblağ üzerinden ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere 2.000 avro (iki bin avro),Masraf ve giderler karşılığında, başvuran tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 1.000 avro (bin avro) ödenmesine,
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu meblağlara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince 18 Nisan 2023 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Jovan Ilievski
Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy