AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
UĞURLU VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 26437/08, 14954/09, 53137/09 ve 60300/10)
KARAR
STRAZBURG
14 Kasım 2017
İşbu karar kesinleşmiş olup; bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Uğurlu ve Diğerleri/Türkiye davasında,
Başkan,
Nebojša Vučinić,
Hâkimler,
Paul Lemmens,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
17 Ekim 2017 tarihinde yapılan kapalı müzakereler sonrasında,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Davanın temelinde, Müslim Uğurlu, Mercan Çalışkan, Necdet Siyamoğlu, Tuncay Siyamoğlu, Aynur Baskak, Cevdet Düzgünsıvacı, Semih Düzgünsıvacı ve Gülser Özalp adlı sekiz Türk vatandaşı tarafından (“başvuranlar”), İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesine uygun olarak, sırasıyla 23 Mayıs 2008 (başvuru no. 26437/08), 23 Şubat 2009 (başvuru no. 14954/09), 29 Eylül 2009 (başvuru no. 53137/09), 27 Eylül 2010 (başvuru no. 60300/10) tarihlerinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine Mahkemeye yapılmış olan başvurular (no. 26437/08, 14954/09, 53137/09 ve 60300/10) bulunmaktadır.
2. Başvuran Uğurlu, Mahkeme önünde Kocaeli Barosuna bağlı Avukat E. Pekcan tarafından temsil edilmiştir. Başvuran Çalışkan, İstanbul Barosuna bağlı Avukat İ. Bazan tarafından temsil edilmiştir. Başvuranlar N. Siyamoğlu, T. Siyamoğlu, Baskak, C. Düzgünsıvacı ve S. Düzgünsıvacı İzmir Barosuna bağlı Avukat N. Şentuna tarafından temsil edilmiştir. Başvuran Özalp, İzmir Barosuna bağlı Avukat J. Kapıdere tarafından temsil edilmiştir.
Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru, 8 Şubat 2016 tarihinde Hükümete bildirilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuranlar Türk vatandaşlarıdır. Başvuranların ikametgâh adresleri ve doğum tarihleri ekte belirtilmiştir. Başvuranların hepsi Türkiye’nin farklı şehirlerinde bulunan arazilere sahipti.
5. İmar planının ardından başvuranların arazileri kamu kullanımı için tahsis edilmiştir. Daha sonra, başvuranlar arazilerinin piyasa değerinin düştüğünden ve arazilerinin akıbetlerinin uzun süre zarfında belirsiz olmasından şikâyet ederek hukuk mahkemeleri nezdinde tazminat davası açmışlardır.
6. Başvuranlar, arazilerine ilişkin olarak açılan davalar sırasında ulusal mahkemelere Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından verilen kararı ( E.2004/5-555 K.2005/17) sunmuş ve söz konusu karara göre tazminat taleplerinin kabul edilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
7. Asliye Hukuk mahkemeleri başvuranların ilgili tazmin taleplerini aslında makamların söz konusu arazilere el koymadığı gerekçesi ile 2007 ve 2010 yılları arasındaki çeşitli tarihlerde reddetmiştir. Başvuranların temyiz taleplerini inceleyen asliye mahkemeleri ya da 5. Yargıtay Hukuk Dairesi kararlarında neden Yargıtay Hukuk Genel Kurulundan daha farklı bir sonuca ulaştıkları hususunda bir gerekçe sunmamıştır.
8. Ulusal mahkemeler önünde görülen yargılamalara ilişkin bilgiler ekte yer almaktadır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA
A. 19 Ocak 2013 tarihli 6384 sayılı Kanun
9. 19 Ocak 2013 tarihli 6384 sayılı Kanun ile kurulan Tazminat Komisyonuna ilişkin iç hukuk ve uygulama ile ilgili açıklamalar (bk. aşağıdaki 29. paragraf) Paksoy ve Diğerleri/Türkiye ((k.k, no. 19474/10, 7 Haziran 2016) kararında yer almaktadır.
B. Yargıtay Kanunu (4 Şubat 1983 tarihli 2797 sayılı Kanun)
10. 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 15 (1) maddesine göre, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Yargıtay dairelerinin hukuk mahkemelerinin kararlarını bozan hükümlerine karşı mahkemelerce verilen direnme kararlarını inceleme yetkisine sahiptir.
11. Aynı Kanun’un 15 (2-b) maddesi, Yargıtay hukuk daireleri arasında içtihat uyuşmazlıkları bulunursa bunları içtihatların birleştirilmesi yoluyla kesin olarak karara bağlanmasının Yargıtay Genel Kurullarının (Hukuk Genel Kurulu) görevli olduğunu öngörmektedir.
12. 2797 sayılı Kanun’un 16 (5) maddesi uyarınca Yargıtay Büyük Genel Kurulu; bir Yargıtay hukuk dairesinin (ya da birden fazla dairenin) ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun benzer olaylarda birbirine aykırı biçimde verdiği kararları kesin olarak karara bağlamak ve bunlar arasındaki içtihat uyuşmazlıklarını gidermek ve içtihatları birleştirmek ile görevlidir.
C. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun kararı (11 Mayıs 2004 tarihli E.2004/5-555 K.2005/17 sayılı karar)
13. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 11 Mayıs 2004 tarihli E.2004/5-555 K.2005/17 sayılı kararında, şahıslara ait olan arazi üzerine imar kısıtlaması konulmasını incelemiştir. Dava, imar planında lise yapılması için tahsis edilen bir arazi ile ilgilidir. Arazi sahibinin tazminat davası açmasının ardından, öncelikle 24. Asliye Hukuk Mahkemesi başvuranın tazminat davasını kamulaştırmasız el atılmasını söz konusu olduğu gerekçesiyle kabul etmiştir. Ancak, Yargıtay 5.Hukuk Dairesi, 24. Asliye Hukuk Mahkemesinin kararını kamu idarelerinin söz konusu araziye el atmadığı ya da etkin olarak kullanmadığı gerekçesiyle bozmuştur. Buna müteakip, 24. Asliye Hukuk Mahkemesi söz konusu karara direnmiş ve bu yüzden dava 2197 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 15 (1) maddesi uyarınca Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna tahsis edilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 11 Mayıs 2004 tarihli E.2004/5-555 K.2005/17 sayılı kararında, davaya konu imar parselini davacıların başka türlü kullanma olanağı kalmadığı gerekçesiyle arazinin imar planında kamu kullanımı için ayrılmasının kamulaştırmasız el atma koşullarını gerçekleştiğine ve dolayısıyla 24. Asliye Hukuk Mahkemesinin bu bağlamda kanuna uygun karar verdiğine hükmetmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
14. Mahkeme İçtüzüğü’nün 42 § 1 maddesi uyarınca, Mahkeme, başvuruların benzer maddi ve hukuki arka planları dikkate alındığında birleştirilmesi gerektiği kanaatindedir.
I. SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
15. Başvuranlar benzer davalarda ulusal mahkemelerin birbiri ile çelişen kararlar vermesi dolayısıyla adil yargılanma haklarının ihlal edildiğinden şikâyetçi olmuşlardır. Başvuranlar, Sözleşme’nin, ilgili kısmı aşağıda verilen 6 § 1 maddesine dayanmışlardır:
“Herkes, medeni hak ve yükümlülüklerinin belirlenmesi konusunda (...) yasalarla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından (...) adil bir şekilde (...) yargılanmayı isteme hakkına sahiptir.”
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
16. Mahkeme, bu şikâyetin, Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Ayrıca, Mahkeme kabul edilemez olduğuna dair başka herhangi bir gerekçe de bulunmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla, şikâyetin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
B. Esas Hakkında
17. Başvuranlar, ulusal mahkemelerin birbirine oldukça benzer davalarda çelişen kararlar vermesinin hukuki belirliliği zedelediği ve Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamında adil yargılanma haklarını ihlal ettiği hususunda şikâyetçi olmuşlardır.
18. Hükümet, başvuranların bu iddiasına karşı bir görüş sunmamıştır.
19. Mahkeme, ilk başta, kararlar arasındaki tutarlılığı sağlayan mekanizmanın olmaması durumunda son derece mahkemeler nezdinde görülen benzer davalarda verilen biriyle çelişen kararların adil yargılanma hakkının ihlalini teşkil edebileceğini ve dolayısıyla halkın hukukun üstünlüğünü temel alan bir Devletin temel unsurunu oluşturan yargıya olan güvenini sarsabileceğini yinelemektedir (bk. Balažoski/Eski Yugoslav Cumhuriyeti, no. 45117/08, § 30, 25 Nisan 2013 ve Emel Boyraz/Türkiye, no. 61960/08, 2 Aralık 2014, § 72). Mahkeme, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinde belirtilen adil yargılanma şartlarını ihlal eden birbiriyle çelişen kararları değerlendirmek için şu kriterleri göz önünde bulundurur: ulusal mahkemelerin içtihatlarında derin ve uzun süredir süregelen bir farklılık olup olmaması, bu tutarsızlıkların giderilmesi için iç hukukta bir mekanizma olup olmadığı, bu mekanizmanın uygulanıp uygulanmadığı ve uygulanması uygunsa ne ölçüde uygulandığı. (bk. Iordan Iordanov ve Diğerleri/Bulgaristan no. 23530/02, §§ 49-50, 2 Temmuz 2009 ve Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye [BD], no. 13279/05, § 53, 20 Ekim 2011).
20. Mahkeme, somut davalarda, başvuranların ulusal yargılamalar sırasında sadece Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2004 tarihinde verdiği kararına atıfta bulunduğunu kaydetmektedir. Söz konusu karar, arazileri imar planıyla kamu kullanımı için tahsis edilen davacının lehine sonuçlanmıştır. Her ne kadar 5. Yargıtay Hukuk Dairesi, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2004 yılında incelediği olaya oldukça benzer olan başvuranların davasında farklı bir karar vermiş olsa da, ilgili içtihatta “derin ve uzun süredir süregelen farklılıkların” olduğu söylenemez. Mahkeme, her ne kadar başvuranlar bu yola doğrudan erişemese de 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 16 (5) maddesi uyarınca, Yargıtay hukuk dairesinin kararı ile Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararları arasında tutarsızlık bulunması halinde Yargıtay Büyük Genel Kurulu içtihatta ki tutarsızlıkları gideren hukuken bağlayıcı bir hüküm verir. Bu hususları dikkate alan Mahkeme, yargısal tutarsızlıkları gideren ve yukarıda anılan maddenin somut davaya önceden uygulanıp uygulanamayacağı ve ne ölçüde uygulanabileceği hususunda bir inceleme yapma gereği duymamaktadır (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Arişanu/Romanya (k.k.), no. 17436/09, 28 Ocak 2014). Yorumlamanın (içtihadın özü gereği değişken olması dolayısıyla) yargılamaların bir parçası olduğunu ve aynı davaya ilişkin olarak verilen farklı ulusal mahkeme kararlarını karşılaştırmanın Mahkemenin görevi olmadığını göz önünde bulundurarak; Mahkeme, söz konusu şartlar altında, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun ve Yargıtay 5.Hukuk Dairesinin kararları arasındaki yorum farklılıklarının tek başına Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlalini teşkil etmediği kanaatindedir (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde, yukarıda anılan Emel Boyraz, § 73).
21. Ancak; Mahkeme, mahkeme kararlarının ve adaletin doğru şekilde tecelli ettirilmesi ile bağıntılı ilkeyi yansıtan yerleşik içtihadı uyarınca mahkeme kararlarının temel aldıkları gerekçelerini yeteri düzeyde belirtmesi gerektiğini yinelemektedir (García Ruiz/İspanya [BD], no. 30544/96, § 26, AİHM 1999‑I ve burada atıfta bulunan diğer davalar). Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi mahkemeleri verdikleri kararlarına ilişkin gerekçeleri sunmakla yükümlü tutmasına rağmen, bu durum her konuda ayrıntılı cevap verilmesi şeklinde anlaşılmaması gerekmektedir. Kararlara gerekçe sunma zorunluluğunun ne dereceye kadar uygulanacağı kararların mahiyetine göre değişmekle birlikte her davanın kendine has koşulları çerçevesinde belirlenmelidir (Ruiz Torija/İspanya, 9 Aralık1994, § 29, Seri A no. 303‑A; Hiro Balani/İspanya , 9 Aralık1994, § 27, Seri A no. 303‑B ve yukarıda anılan García Ruiz, § 26). Dolayısıyla, bir temyiz mahkemesi, ilke olarak, bir temyizi reddederken daha alt derece bir mahkemenin sunduğu gerekçeyi onaylayabilir (Helle/Finlandiya, 19 Aralık1997, §§ 59-60, Karar ve Hükümler Derlemesi 1997‑VIII; Hirvisaari/Finlandiya, no. 49684/99, § 30, 27 Eylül 2001; Stepanyan/Ermenistan, no. 45081/04, § 35, 27 Ekim 2009 ve yukarıda anılan Emel Boyraz, § 74).
22. Başvuranlar, somut davada tazminat davaları sırasında asliye mahkemeleri ve Yargıtay 5.Hukuk Dairesi nezdinde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun bir arazinin imar planı ile kamu kullanımı için tahsis edilmesinin kamulaştırmasız el koyma şartlarını sağladığına hükmeden kararını (E.2004/5‑555 K.2005/17) işaret etmişlerdir. Ancak, ulusal mahkemeler asliye mahkemelerinde ya da Yargıtayda görülen davalarda arazilerine el atılmadığı ya da etkin olarak kullanılmadığı gerekçesiyle başvuranların tazminat hakkına sahip olmadığına hükmederken başvuranların beyanlarını değerlendirmemiştir. Mahkemeye göre, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun kararı somut davadaki asliye mahkemelerinin ve Yargıtay 5.Hukuk Dairesinin yaklaşımı ile çelişmektedir ve başvuranların söz konusu karara ilişkin beyanları mahkemelerin yeterince ve açık bir cevabı vermesini gerekli kılmakta. Böyle bir cevabın verilmemesi halinde, ulusal mahkemelerin sadece başvuranların beyanlarını ele alma hususunda ihmalkâr mı davrandığını ya da söz konusu argümanı reddetme niyetinde mi olduğu ve eğer mahkemeler beyanı reddetme niyetindeyse, bu kararı alırken gerekçelerinin ne olduğu hususlarının belirlenmesi imkânsızdır (bk., yukarıda anılan Hiro Balani, § 28 ve yukarıda anılan Emel Boyraz, § 75).
23. Mahkeme, ayrıca, daha önce somut davaya benzer bir husus incelemiş olduğunu ve bu incelemesinde ulusal mahkemelerin başvuranın beyanına gerekçe gösterme görevini yerine getirmeyerek Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal ettiğini tespit ettiğini kaydetmektedir (bk. yukarıda anılan Emel Boyraz, § 75). Mahkeme mevcut davalarda, bu sonuçtan ayrılmasını gerektirecek herhangi bir sebep tespit edememiştir.
24. Mahkeme, ulusal mahkemelerin kararlarında yeterince gerekçe sunulmaması nedeniyle Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi ihlal edildiğine karar vermiştir.
II. SÖZLEŞME’YE EK 1 NO.LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
25. Başvuranlar, imar planı sonucunda arazilerine konulan kısıtlamanın kendilerine orantısız yük yüklediği ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinde belirtilen mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkının ihlal edildiği hususunda şikâyetçi olmuştur. Söz konusu madde aşağıdaki gibidir:
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.
26. Hükümet, 60300/10 sayılı başvuruya ilişkin olarak, İzmir Büyükşehir Belediyesi başvuranın arazisini kamulaştırarak 2015 yılında başvurana kamulaştırma bedeli ödendikten sonra başvuranın mağdur sıfatını kaybettiği belirtmiştir. Hükümet, Mahkemeden başvuranın mülkiyet haklarına ilişkin olan şikâyetini kişi bakımından bağdaşmadığı gerekçesiyle kabul edilemez olduğunu beyan etmesini talep etmiştir.
27. Hükümet, 6384 sayılı Kanun uyarınca, Türkiye’de yargılamaların uzunluğuna, kararların geç icra edilmesine ve icra edilmemesine ilişkin başvuruların ele alınması amacıyla yeni bir Tazminat Komisyonu’nun kurulduğunu belirtmiştir. Hükümet ayrıca, Tazminat Komisyonu’nun yargı yetkisinin daha sonra 16 Mart 2014 ve 9 Mart 2016 tarihlerinde kabul edilen kararnameler aracılığıyla, diğer hususların yanı sıra, yerel imar planları kapsamında başvuranların arazilerin kamu kullanımına tahsis edilmesi nedeniyle mal ve mülk dokunulmazlığı hakkı ihlallerine ilişkin iddiaları da kapsayacak şekilde genişletildiğini ifade etmiştir. Hükümet, dolayısıyla, tüm başvuranların Tazminat Komisyonu’na herhangi bir başvuru yapmamış olmaları nedeniyle, iç hukuk yollarını tüketmemiş olduklarını ileri sürmüştür.
28. Mahkeme, 60300/10 sayılı başvurudaki, başvuranın mağdur sıfatını kaybedip kaybetmemesine ilişkin olarak başvuranın arazisinin1984 yılında benimsenen imar planı ile park alanının inşası için tahsis edildiğine dikkat çekmektedir. Bu bağlamda, başvuran Mahkeme önünde mülkünün kullanımına getirilen kısıtlamanın devam etmesinden ve arazisinin akıbeti hakkındaki belirsizlikten şikâyetçi olmuştur. Hükümet başvuranın arazisinin kamulaştırmış olmasına ve başvurana 2015 tarihinde kamulaştırma bedeli ödenmesine dikkat çekmesine rağmen başvuran yirmi yıldan daha fazla bir süredir arazini kullanamadığını ve bu süre zarfında arazisinin akıbetinin belirsiz kaldığını iddia ettiği kadarıyla başvuran söz konusu hususta telafi alamamıştır. Bu nedenle, Mahkeme başvuranın Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinde belirtilen mülkiyet hakkı ihlal edilen bir mağdur olduğunu iddia edebileceğini değerlendirmektedir ve dolayısıyla Hükümetin bu bağlamdaki ilk itirazını reddetmiştir.
29. Hükümet başvuranların Tazminat Komisyonuna başvurması gerektiğini savunmuştur. Bu hususta, Mahkeme Hükümet tarafından belirtildiği üzere, Ümmühan Kaplan/Türkiye (no. 24240/07, 20 Mart 2012) davasında pilot karar usulünün uygulanmasının ardından Türkiye’de yeni bir iç hukuk yolunun uygulanmakta olduğunu gözlemlemektedir. Mahkeme yukarıda anılan Paksoy ve Diğerleri ((k.k.), no. 19474/10, 7 Haziran 2016) davasındaki kararında, başvuranların iç hukuk yollarını, yani yeni hukuk yolunu tüketmedikleri gerekçesiyle yeni bir başvuruyu kabul edilemez bulmuştur. Mahkeme, bu kararı verirken, özellikle, söz konusu yeni hukuk yolunun, yerel imar planlarında başvuranların arazilerinin kamu kullanımına tahsis edilmesine ilişkin şikâyetler bakımından, ilk bakışta erişilebilir ve makul bir çözüm sunacak nitelikte olduğu kanısına varmıştır.
30. Mahkeme, Ümmühan Kaplan (yukarıda anılan, § 77) davasındaki kararında, yeni hukuk yolunun uygulanmasından önce Hükümete tebliğ edilmiş olan bu tür başvuruları (Mahkeme’nin Ümmühan Kaplan kararında tespit ettiği şekilde), normal usul uyarınca inceleyebileceğini vurguladığını belirtmiştir.
31. Ancak, Mahkeme, Hükümetin başvuranların 6384 sayılı Kanun ile tesis edilmiş olan yeni iç hukuk yoluna başvurmamış olmalarına ilişkin ilk itirazını göz önünde bulundurarak (yukarıda anılan) Paksoy ve Diğerleri davasında varmış olduğu sonucu yinelemektedir.
32. Yukarıda belirtilenler ışığında Mahkeme, başvuranların yerel imar planı ile arazilerine getirilen kısıtlamaya ilişkin şikâyetlerinin iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddeleri uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmaktadır.
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
A. Başvuruların no’ları 26437/08 ve 60300/10
33. 26437/08 ve 60300/10 sayılı davadaki başvuranlar adil tazminat taleplerini 1 Şubat 2017 tarihinden önce sunmaları için davet edilmiş fakat bu tarihe kadar taleplerini ibraz etmemişlerdir. Dolayısıyla, Mahkeme, söz konusu başvuranlara bu gerekçeyle herhangi bir meblağ ödenmesine hükmetmeye gerek duymamıştır.
B. Başvuru no. 14954/09
34. Başvuran, 4.180.000 TL (yaklaşık olarak 1.045.000 avro) maddi tazminat talebinde bulunmuştur. Bu meblağ, başvuranın arazisinin piyasa değeri olan 2.560.000 TL ve 1989 yılından beri eğer arazi kiralansaydı alınacak kiraya tekabül eden 1.620.000 TL tutarını içermektedir. Başvuran, manevi tazminat olarak 10.000 avro talep etmiştir.
35. Ayrıca, başvuran ulusal mahkemeler önünde oluşan masraf ve giderleri karşılığında 11.513,29 TL (yaklaşık 2.900 avro) talep etmiştir. Başvuran, bu talebine ilişkin olarak sadece ulusal mahkemeler sırasında ödediği yargılama giderlerini içeren faturaları ibraz etmiştir. Söz konusu faturalar toplam 350 avroya tekabül etmektedir.
36. Hükümet, başvuranların talep ettikleri meblağların aşırı ve spekülatif olduğunu savunmuştur. Bu doğrultuda, Hükümet Mahkemeden başvuranın taleplerini reddetmesini istemişlerdir.
37. Mahkeme, somut davada verilecek adil tazminin sadece başvuranın Sözleşmenin 6 § 1 maddesinde güvence altına alınan adil yargılanmadan faydalanmamasına dayanabileceğini belirterek Sözleşme’nin ihlal edilmemiş olması hâlinde, yargılamaların nasıl sonuçlanabileceği hususunda herhangi bir tahminde bulunamayacağı görüşündedir. Dolayısıyla, Mahkeme tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında herhangi bir nedensellik ilişkisi bulunmadığı gerekçesiyle başvuranın bu bağlamdaki tazminatının reddedilmesi gerektiğine karar vermektedir. Ancak, Mahkeme başvuranın manevi zarara uğramış olduğunu düşünmektedir ve somut davanın şartlarını göz önünde bulundurarak hakkaniyet temelinde başvurana manevi tazminat olarak 4.000 avro ödenmesine karar vermiştir.
38. Mahkeme, başvuranların masraf ve giderler için talep ettikleri miktara ilişkin olarak Mahkemenin içtihadına göre, bir başvuranın, ancak masraf ve giderlerin gerçekten ve zorunlu olarak yapıldığını ve miktar olarak makul olduğunu gösterebiliyorsa, bunların geri ödenmesi hakkına sahip olduğunu yinelemektedir. Mahkeme, elinde bulunan belgeleri ve yukarıdaki anılan kriterleri göz önünde bulundurarak, ulusal mahkemeler önünde oluşan yargılama giderleri için başvurana 350 avro ödenmesinin makul bulmuştur.
C. Başvuru no. 53137/09
39. Başvuranlar maddi zararlara ilişkin olarak arazilerinin gerçek değeri için 915.427 avro talep etmişlerdir. Başvuranların her biri manevi tazminat olarak 5.000 avro talep etmiştir. Başvuranlar, ayrıca, ulusal mahkemeler ve Mahkeme önünde oluşan masraf ve giderler karşılığında 10.466 avro talep etmiştir.
40. Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.
41. Mahkeme, tespit edilen ihlalin mahiyetini göz önünde bulundurarak Sözleşme’nin 6 § 1 maddesini ihlal etmeyen yargılamaların sonucunda ne olacağı konusunda yorum yapamayacağını belirtmektedir. Dolayısıyla Mahkeme, bu başlık altında başvurana tazminat ödenmesine hükmedilemeyeceğini değerlendirmektedir.
42. Mahkeme, hakkaniyet temelinde karar vererek başvuranlara manevi tazminat olarak müştereken 4.000 avro ödenmesine hükmetmiştir.
43. Mahkeme, başvuranların masraflar ve giderlere için talep ettiği tazminatlara ilişkin olarak ve elinde bulunan belgeleri göz önünde bulundurarak, başvuranlara tüm başlıklar altında müştereken 650 avro ödenmesinin makul olduğu kanaatindedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME,
1. Başvuruların birleştirilmesine;
2. Başvuranların ulusal mahkemelerin kararlarındaki gerekçelerin yeterliliğine ilişkin olan şikâyetlerinin kabul edilebilir olduğunun ve başvuruların geri kalan kısmının kabul edilemez olduğunun beyan edilmesine;
3. Sözleşmenin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;
4. -
(a) Davalı Devlet tarafından, başvuranlara, üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek ve yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere aşağıdaki meblağların ödenmesine:
(i) manevi zararlara ilişkin olarak:
- Başvuran M. Çalışkan’a 4.000 avro (dört bin avro);
- Başvuranlar N. Siyamoğlu, T. Siyamoğlu, A. Baskak, C. Düzgünsıvacı ve S. Düzgünsıvacı’ya müştereken 4.000 avro (dört bin avro);
(ii) masraf ve giderlere ilişkin olarak:
- Başvuran M. Çalışkan’a 350 avro (üç yüz elli avro);
- Başvuranlar N. Siyamoğlu, T. Siyamoğlu, A. Baskak, C. Düzgünsıvacı ve S. Düzgünsıvacı’ya müştereken 650 avro (altı yüz elli avro);
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktarlara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;
5. Başvuranların adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 14 Kasım 2017 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıNebojša Vučinić
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
EK
\* Başvuru no. ve dava adı
Başvuranın adı
Doğum tarihi ve ikamet yeri
İhtilafa konu olan arazi detayları
Arazi üzerine konulan imar kısıtlaması türü ve tarihi
Tazminat davasını reddeden asliye mahkemesinin kararının tarihi ve karar no.
Yargıtay 5.Hukuk Dairesinin nihai kararının tarihi ve karar no.
26437/08
Uğurlu
Müslim UĞURLU,
1955.
Kocaeli
Kocaeli, İzmit, Sarımeşe Bölgesi,
Pafta no. 7
Parsel no. 569
Askeri güvenlik bölgesi - 1982
23.03.2006
Kocaeli Hukuk Mahkemesi,
E. 2005/137
K. 2006/72
16.11.2006
E.2006/11467
K.2006/12246
14954/09
Çalışkan
Mercan ÇALIŞKAN,
1949.
Birleşik Krallık
İstanbul, Avcılar, Mustafa Kemal Paşa Mahallesi,
Pafta no. 46 Parsel no. 7231
Park alanı - 1982 (Başvuran söz konusu araziyi 1989 yılında almıştır)
26.09.2007
Küçükçekmece Hukuk Mahkemesi,
E. 2007/455
K. 2007/509
(E.2007/920 K.2007/2208 sayılı Yargıtay 5.Hukuk Dairesinin karar bozma kararı üzerine verilmiştir)
18.06.2007
E.2007/6752
K. 2007/7968
(Başvuranın aynı dairenin E.2007/920 K.2007/2208 sayılı kararın düzeltme talebini reddetmiştir)
53137/09
Siyamoğlu
Necdet SİYAMOĞLU
İzmir
Tuncay SİYAMOĞLU
1960.
İzmir
Aynur BASKAK,
1954.
Fethiye
Cevdet DÜZGÜNSIVACI,
1962.
İzmir
Semih DÜZGÜNSIVACI,
1985.
İzmir
İzmir
Konak,
Güzelyalı Semti,
Pafta No. 21L-Ib,
Ada No. 34548
Parsel no. 1
Okul bölgesi - 1984
28.01.2008
İzmir Hukuk Mahkemesi,
E. 2007/53
K. 2008/8
10.03.2009
E.2008/15491
K. 2009/3800
60300/10
Özalp
Gülser ÖZALP,
1946.
Burdur
İzmir
Konak,
Bozkaya Mahallesi,
Ada No. 6851, Parsel No. 3
Park alanı - 1984
26.02.2009
İzmir Hukuk Mahkemesi,
E. 2007/392
K. 2009/53
2.03.2010
E.2009/18331 K.2010/3157
Full & Egal Universal Law Academy