Olaylar — Başvuran, 2002 yılının Aralık ayında, mahkemeye karşı yapılan saygısızlık nedeniyle aleyhinde yürütülen ceza davası bağlamında otuz beş gün gözaltında tutulmuştur.
Bununla birlikte, Adalet Bakanlığı, savcılıktan, başvuranın akıl sağlığının incelenmesi ve, eğer gerekliyse, onu yetişkin koruma tedbirine tabi tutma amacıyla gerekli adımları atmasını talep etmiştir. 2002 yılının Temmuz ayında, savcılık Bölge Mahkemesi’nden başvuran hakkında akli ehliyeti olmadığı gerekçesiyle vesayete ilişkin karar vermesini talep etmiştir. 2 Ocak 2003 tarihinde, başvuran, tutuklu bulunduğu cezaevinden alınmış ve gözlem altına alındığı akıl hastanesine götürülmüştür. 20 Ocak tarihinde sağlık kurulu önüne çıkarılmış ve 23 Ocak 2003 tarihinde cezaevine tekrar götürülmüştür. Sağlık kurulunun 21 Ocak 2003 tarihli raporu başvuranın zihinsel yetisinde veya medeni ve siyasi haklarını kullanma yetisinde herhangi bir yoksunluk bulunduğuna işaret etmemiştir. 7 Şubat 2003 tarihinde, Bölge Mahkemesi, söz konusu rapordaki bulgulara dayanarak, vesayet kararının alınmasını reddetmiştir.
Hukuki Değerlendirme — 5 § 1 Madde: Başvuran, akıl hastanesine yatırılmış ve orada, aleyhinde yürütülen ceza davası bağlamında tutuklu bulunması gereken süre içinde yirmi bir gün kalmıştır. Akıl hastanesinde tutulması için yasal dayanak teşkil eden ve gözetim altında tutulmasını gerektiren karar, başvuranın tutukluluk haliyle bağlantısızdır ve birçok yargılama işlemi bağlamında özgürlükten yoksun bırakılmasının koşullarını değiştirmeyi hedeflememiştir. Ayrıca, karar verildiği zaman, başvuran henüz gözaltına alınmamıştı.
Cezaevinde tutuklu bulunmak yerine psikiyatrik bir kurumda tutulmak, başvuranın tutukluluk halinin ve ilgili süreçte durumunun mahiyetini önemli ölçüde değiştirmiştir. Tutuklanmasının yasalara uygun olmasına rağmen, başvuranın akıl hastanesine nakledilmesi ve orada tutulması konusunun, iç hukuka ve Sözleşme’ye uygunluğu, sadece başvuranın tutukluluk koşullarıyla değil, aynı zamanda 5 § 1 maddesi uyarınca özgürlüğünden yoksun bırakılmasının yasalara uygunluğuyla ilgilidir.
Başvuranın gözlem altına alınmasının dayandırıldığı kanun hükmündeki maddeler, toplum için tehlike teşkil eden akıl hastası kişilerin tedavi edilmeleri amacıyla zorunlu olarak psikiyatrik bir kuruma kabul edilmesine ilişkindir. Ancak, başvuran bu kategoriye girmemektedir. Toplum için tehlike teşkil etmesi bir yana, başvuranın tedavi gerektiren bir akıl hastalığı olduğu tespit edilmemiştir. Zorunlu olarak akıl hastanesine yatırılması, kendi çıkarlarını korumaktan alıkoyan ve vesayet altına alınmasını gerektirecek bir rahatsızlığının olup olmadığını tespit etmek için gerçekleştirilmiştir. Söz konusu kanun hükmündeki maddeler, bu nedenle, başvuranın zorunlu olarak akıl hastanesine yatırılmasına yasal bir dayanak oluşturamaz.
Ayrıca, Medeni Kanunun bir hükmü uyarınca, mahkemeler, böyle bir önleme ihtiyaç olduğuna işaret eden sağlık raporu olmadan vesayet başvurusunun lehinde bir karar alamamaktadırlar. Söz konusu hüküm, bu şekilde özgürlükten yoksun bırakmaya ilişkin karar verecek olan yetkili makama veya nasıl bir usul izlenmesi gerektiğine işaret etmemiştir. Ek olarak, söz konusu hüküm, zorunlu psikiyatrik muayene için bir kişinin tutuklanmasına ilişkin kararın öncesinde doktora danışılmasını gerektirmemektedir. Bu hüküm, dolayısıyla, gerekli açıklıktan yoksundur. Bu nedenle, başvuranın zorunlu olarak akıl hastanesine yatırılmasına dayanak teşkil edebilecek olduğu farz edilse bile, söz konusu hüküm, keyfiyete karşı gerekli korumada yetersizdir.
Özet olarak, 2003 yılının Ocak ayında başvuranın akıl hastanesinde gözlem altına alınması, Sözleşme’nin amacı bakımından yasal bir dayanaktan yoksundur.
Sonuç: ihlal (oy birliğiyle).
Madde 10: Başvuran, mahkemeye karşı saygısızlık yapmak suçundan suçlu bulunmuştur. İfade özgürlüğü hakkını kullanmasına müdahalede bulunulmuştur. Söz konusu müdahale, yasa tarafından öngörülmüş ve “yargı erkinin yetkisinin güvence altına alınmasına” ilişkin meşru bir hedef gütmüştür. Başvuranın yargı çalışanlarına karşı sarf ettiği özellikle iğneleyici, düşmanca ve rencide edici sözleri sadece yazılı olarak kaydedilmiş ve açıklanmamıştır. Buna göre, halkın adaletin tecelli edilmesine olan güveni üzerindeki etkileri kısıtlıdır. Ayrıca, başvuran, hukuk çalışanı değildir. Bu durum, hiç şüphesiz, başvuranın kullandığı üslubu ve terimleri, ve mahkeme belgelerinde kullanılan ifade tarzına alışkın olmadığını açıklamaktadır. Ek olarak, söz konusu yargılama işlemleri bağlamında hazırlanan bilirkişi raporları başvuranın, olaylar sırasında, kendisini muhakeme yeteneğinden yoksun bırakan zihinsel problemlere sahip olduğuna işaret etmişlerdir. Bu durum, ifadelerinin içeriğini ve şeklini açıklamaktadır.
Mahkeme, yetkililerin, başvuranın doğrudan yargı çalışanlarının onurlarını zedeleyici nitelikte olan bazı ifadelerine ilişkin olarak başvuranın aleyhinde ceza davası açmanın gerekli olduğu görüşünde olmalarını kabul edebilir. Başvuran ceza almamasına rağmen, göz altına alınmış ve yargılama işlemlerinin başından itibaren otuz beş gün boyunca akıl hastanesinde tutulmuştur. Ayrıca, başvuranın tutuklanmasını talep eden savcılık, başvuranın gözlem altına alınmasına ilişkin yargılama işlemlerine katılmıştır ve bu nedenle, tutuklanmasını talep ederken, akli durumunun tartışmaya açık olmadığının ve hareketlerinin nedeni olabileceğinin farkındadır. Sonuç olarak, yargı çalışanlarının onurunu ve yargı faaliyetleri için gerekli huzurlu ortamı korumak meşru bir hedef olsa da, davanın koşullarında, başvuranın tutuklanması ve zorunlu olarak akıl hastanesinde gözetim altına alınması dahil alınan önlemler, güdülen hedefler kapsamında orantısız müdahaleye neden olmuştur. Söz konusu müdahale, bu nedenle, “demokratik toplum düzeninde gerekli” olarak değerlendirilemez.
Sonuç: ihlal (oy birliğiyle)
Madde 41: Zararlara ilişkin tazminat talep edilmemiştir.
Full & Egal Universal Law Academy