AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ÜNAL VE BOZBAĞ / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 15490/07)
KARAR
STRAZBURG
24 Kasım 2020
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Ünal ve Bozbağ/Türkiye davasında,
Başkan
Valeriu Griţco
Hâkimler
Branko Lubarda,
Pauliine Koskelo,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), Komite olarak toplanarak, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Adem Ünal ve Mustafa İsmet Bozbağ’ın (“başvuranlar”) 20 Şubat 2007 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvuruyu (No. 15490/07), tarafların sundukları görüşleri dikkate alarak, 3 Kasım 2020 tarihinde gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
GİRİŞ
1. Başvuru, başvuranların tapu kayıtlarının tutulmasında bir hatanın yapılması nedeniyle, ilgililer tarafından maruz kalınan zarar sebebiyle, Devletin sorumluluğuyla ilgilidir. Başvuranlar, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesini ileri sürmektedirler.
OLAY
2. Başvuranlar sırasıyla 1942 ve 1939 doğumludurlar. Başvuranlar, başvurunun yapıldığı tarihte İstanbul’da ikâmet etmektedirler. Başvuranlar, Mahkeme önünde, İstanbul Barosuna bağlı Avukat Ç. Özgün tarafından temsil edilmişlerdir.
3. Hükümet, kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
4. Mahkeme Yazı İşleri Müdürlüğü başvuranın 2 Şubat 2017 tarihinde vefat ettiğinden haberdar edilmiştir. Başvuranın mirasçıları Seher Şule Ünal, Şeniz Ünal ve Günay Atameriç, Mahkeme önünde davayı takip etme ve başvuran müteveffanın avukatı tarafından temsil edilerek davaya katılma niyetinde olduklarını belirtmişlerdir.ihtilaf konusu taşınmaz ve hak sahipleri
5. Kadastro Komisyonunun kadastro çalışmalarının ardından, 1973 yılında, Kıraç (İstanbul) köyünde bulunan 298 no.lu parselin, Devlet Hazine ait olduğu kanaatine varmıştır.
6. D.P isimli bir kişi tarafından yapılan bir itiraz üzerine, 28 Mart 1983 tarihinde, Kadastro Komisyonunun mevcut durumda ihtilaf konusu parselin Devlet Hazinesine değil dört kişiye ait olduğu sonucuna varmıştır.
7. İhtilaf konusu parsel, 11 Ocak 1985 tarihinde, yukarıda belirtilen dört kişi adına tapu siciline tescil edilmiştir.
8. İlgililer, 6 Aralık 1985 tarihinde, ihtilaf konusu taşınmazı üçüncü şahsa satmış ve taşınmaz bu kişi adına tapu siciline tescil edilmiştir.
9. Başvuranlar, 24 Mayıs 1990 tarihinde, taşınmazı satın almış ve bu taşınmaz kendi adlarına tapu siciline tescil edilmiştir.İHTİLAF KONUSU TAŞINMAZIN DEVLET HAZİnESİ ADINA TAPU SİCİLİNE TESCİL EDİLMESİ
10. Mevcut durumda, 23 Mayıs 1983 tarihinde, Devlet Hazinesi 28 Mart 1983 tarihli Kadastro Komisyonunun kararının iptal edilmesi ve 298 no.lu parsel dâhil olmak üzere, bazı taşınmazların kendi adına tescil edilmesi amacıyla, Çatalca Kadastro Mahkemesi önünde bir dava açmıştır. Gerek başvuranlar gerekse başvuru konusu taşınmazı başvuranlara satan kişi, bu davaya taraf olmamışlardır.
11. Dosya, 10 Mart 1989 tarihinde, Büyükçekmece Kadastro Mahkemesine (“Kadastro Mahkemesi”) devredilmiştir.
12. Kadastro Mahkemesi, 2 Şubat 1995 tarihinde, Kadastro Komisyonu’nun 28 Mart 1983 tarihli kararını iptal etmiş ve 298 no.lu parselin Devlet Hazinesi adına tapu siciline tescil edilmesine karar vermiştir.
13. Yargıtay, 9 Kasım 1995 tarihinde, bu kararı onamıştır.
14. Yargıtay, 14 Mart 1996 tarihinde, karar düzeltme talebinin reddedilmesine karar vermiştir.
15. Devlet Hazinesi tarafından açılan davaya taraf olan D.P.’nin mirasçıları, 3 Nisan 1996 tarihinde, Kadastro Mahkemesi’nden yargılamanın yenilenmesini talep etmişlerdir.
16. Başvuranlar, yargılamanın yenilenmesi talebiyle açılan davada müdahil taraf olarak bulunmaktaydılar.
17. Kadastro Mahkemesi, 19 Kasım 1996 tarihinde, talebi reddetmiştir.
18. İhtilaf konusu parsel, 15 Ekim 1997 tarihinde, tapu siciline Devlet Hazine adına tescil edilmiştir.devlet hazinesie tapu senedinin iptali amacıyla açılan dava
19. Başvuranlar, 3 Temmuz 1997 tarihinde, Devlet Hazinesi adına tapu sicilinde kayıtlı ihtilaf konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ve tapu sicilinde bulunan bilgilere iyi niyetle güvenen alıcının hakkının korunması nedeniyle, olay tarihinde yürürlükte olan Türk Medeni Kanunu’nun 931. maddesine dayanarak, kendi adlarına yeniden kaydedilmesi amacıyla, Büyükçekmece Asliye Hukuk Mahkemesi önünde bir dava açmışlardır. Başvuranlar, mülkiyet hakkı üzerindeki uyuşmazlıktan ancak yeniden yargılama sürecinde haberdar olduklarını (yukarıda 16. paragraf) ve tapu sicilinde bu anlamda hiçbir bilginin bulunmadığını ileri sürmüşlerdir.
20. Asliye Hukuk Mahkemesi, 23 Kasım 1999 tarihinde, başvuranların taleplerini reddetmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesi, başvuranların özenle hareket etmediklerini değerlendirmiş zira, tapu sicilindeki belgeleri incelemek, kendilerine Devlet Hazinesinin Kadastro Komisyonunun 28 Mart 1983 tarihli kararın iptali amacıyla, dava açtığını fark etmelerine imkân verecekti. Asliye Hukuk Mahkemesi ayrıca, başvuranların iyi niyetle olmadığını zira tapu sicilinde belirttikleri taşınmazın satın alma fiyatının, mülkün piyasa değerine önemli ölçüde düşük olduğu kanaatine varmıştır.
21. Bu karar, 9 Mayıs 2002 tarihinden önce, belirtilmeyen bir tarihte, kesinleşmiştir (bk. aşağıda 23. paragraf).Tazminat BAŞVURUSU
22. Başvuranlar, 12 Ocak 2001 tarihinde, tapu kayıtlarının tutulmasından kaynaklanan zarar nedeniyle, olay tarihinde yürürlükte olan Türk Medeni Kanunu’nun 917. maddesine dayanarak, Devletin sorumluluğunun belirlenmesi talebiyle Asliye Hukuk Mahkemesine başvurmuşlardır.
23. Asliye Hukuk Mahkemesi, 9 Mayıs 2002 tarihinde ilgililerin talebini haklı bulmuştur. Asliye Hukuk Mahkemesi, 23 Kasım 1999 tarihli kararın kesinleşmiş olmasına rağmen, kararın değerlendirmesi gereken davanın konusuyla aynı olmadığı ve tapu kayıtlarının tutulması nedeniyle, idarenin sorumluluğunun söz konusu olduğu kanaatine varmıştır. Asliye Hukuk Mahkemesi, somut olayda bu tür bir sorumluluğun belirlendiğini değerlendirerek, Devleti, başvuranlara kendileri tarafından talep edilen meblağı yani gecikme faiziyle birlikte 737.500 Türk lirasını (olay tarihinde yaklaşık 580.400 EUR) ödemeye mahkûm etmiştir.
24. Yargıtay, 25 Mart 2003 tarihinde, bu kararı bozmuştur. Yargıtay, başvuranların özen ve iyi niyetle hareket etmediği 23 Kasım 1999 tarihli kararın tespitlerine atıfta bulunmuştur.
25. Asliye Hukuk Mahkemesi dosya üzerinden değerlendirerek, 30 Aralık 2004 tarihli bir kararla, Yargıtay kararını izlememeye ve daha önceki kararında direnmeye karar vermiştir.
26. İdarenin temyiz başvurusunda bulunması üzerine, dava dosyası, Yargıtay Hukuk Daireleri Genel Kuruluna sevk edilmiştir.
27. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 19 Ekim 2005 tarihinde, Asliye Hukuk Mahkemesinin 30 Aralık 2004 tarihli kararını iptal etmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Kadastro Komisyonunun 28 Mart 1983 tarihli kararının iptaline ilişkin Devlet Hazinesinin davasının gereken sürede açıldığını ve dolayısıyla Kadastro Komisyonunun tespitlerinin kesinleşmediğini kaydetmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Kadastro Mahkemesinin dikkatsiz bir şekilde Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünü bilgilendirmeyi ihmal etmesi halinde, tapu sicilinde yapılan kaydın geçersiz ve hükümsüz olduğunu tespit etmiştir. Bu nedenle, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, başvuranlar ve üçüncü şahıslar adına kaydedilen ihtilaf konusu taşınmazın iktisabının geçersiz olduğu sonucuna varmıştır.
28. Asliye Hukuk Mahkemesi, 12 Eylül 2006 tarihinde, bu karara uymuş ve başvuranın davasını reddetmiştir.
29. Taraflarca temyiz edilmemesi nedeniyle, bu karar 25 Aralık 2006 tarihinde kesinleşmiştir.
HUKUKÎ ÇERÇEVE VE İLGİLİ İÇ HUKUK UYGULAMASI
30. Somut olayda hukuki çerçeve ve ilgili iç hukukun uygulaması, özellikle Gürtaş Yapı Ticaret ve Pazarlama A.Ş./Türkiye (No. 40896/05, §§ 23‑35, 7 Temmuz 2015) kararında belirtilmektedir.
31. Olay tarihinde yürürlükte olan (eski Türk Medeni Kanun) Türk Medeni Kanunu’nun 931. maddesine göre:
“Tapu sicilindeki kayde hüsnü niyetle istinat ederek mülkiyet veya diğer bir ayni hakkı iktisap eden kimsenin, bu iktisabı muteber olur”
32. Eski Türk Medeni Kanunu’nun 917. maddesinin 1. fıkrasında şu şekilde öngörülmekteydi: Hazine, tapu sicillerinin tutulmasından mütevellit bütün zararlardan mesuldür. Yeni Türk Medeni Kanunu’nun 1007. maddesi bu hükümde bulunan ifadeleri yeniden ele almaktadır.
33. 8 Mart 2019 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 7 Mart 2019 tarihli ve 809 Sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı, Kaynar ve diğerleri/Türkiye (No. 21104/06 ve diğer 2 başvuru, § 24, 7 Mayıs 2019) kararında belirtilmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRMESÖZLEŞME’YE EK 1 NO.LU PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
34. Başvuranlar, mülkiyetlerini kaybettiklerinden ve tapu sicilinde hatalı ifadeler nedeniyle, maruz kaldıklarını iddia ettikleri zararın tazmin edilme imkânsızlığından şikâyet etmektedirler. Başvuranlar, bu bağlamda 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesini ileri sürmektedirler. Bu hüküm aşağıdaki gibidir:
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez. ”
35. Hükümet, bu iddiaya karşı çıkmaktadır.Kabul Edilebilirlik Hakkında
36. Hükümet, Mahkemeyi, başvuranların temsilcisinin başvuruyla birlikte vekâletname sunmadığı gerekçesiyle, başvuruyu Sözleşme’nin 35. maddesi ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 47. maddesi uyarınca, reddetmeye davet etmektedir.
37. Hükümet ayrıca, Adem Ünal’ın hayatını kaybettiği ve mirasçılarının başvuruyu devam ettirme isteklerini bildirmedikleri gerekçesiyle, ilgilinin bundan böyle mağdur sıfatının bulunmadığı kanaatine varmaktadır.
38. Mahkeme, başvuranların temsilcisinin başvuru yapılırken başvuranların her biri için vekâletname sunduğunu gözlemlemektedir. Dolayısıyla Mahkeme, Hükümetin ilk itirazını reddetmektedir.
39. Mahkeme, başvuran Adem Ünal’ın hayatını kaybetmesiyle ilgili olarak, mirasçılarının kendi önünde davayı takip etme isteklerini dikkate almaktadır (yukarıda 4. paragraf). Mahkeme, konu hakkındaki içtihadını dikkate alarak, başvuranın mirasçılarının mevcut davada, başvuran yerine davayı takip etmelerini kabul etmektedir (diğer kararlar arasında bk. Malhous/Çek Cumhuriyeti (k.k.) [BD], No. 33071/96, AİHM 2000‑XII ve López Ribalda ve diğerleri/İspanya [BD], No. 1874/13 ve 8567/13, § 72, 17 Ekim 2019).
40. Dolayısıyla Mahkeme, Hükümetin ikinci itirazını da reddetmektedir.
41. Mahkeme, öte yandan mülkiyet kaybına ilişkin başvuranların şikâyetiyle ilgili olarak, Devlet Hazinesi adına tapu sicilinde kayıtlı ihtilaf konusu taşınmazın kaydının silinmesi amacıyla ilgililerin davalarının, Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 23 Kasım 1999 tarihli kararıyla reddedildiğini ve bu kararın mevcut başvurunun yapılmasından önce, altı aylığa aşkın bir süreden sonra kesinleştiğini tespit etmektedir (yukarıda 21. paragraf).
42. Mahkeme dolayısıyla, başvurunun bu kısmının vaktinden geç sunulduğunu ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca, reddedilmesi gerektiğini değerlendirmektedir.
43. Mahkeme sonuç olarak, başvuranların maruz kaldıklarını belirttikleri zararın tazmin edilme imkânsızlığına ilişkin şikâyetin, Sözleşme’nin 35. maddesinde öngörülen başka bir gerekçeyle, açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve kabul edilemez olmadığını tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.Esas Hakkında
44. Başvuranlar, tapu sicilinde hatalı bir ifade nedeniyle, maruz kaldıkları zararın tazmin edilme imkânsızlığından şikâyet etmektedirler.
45. Hükümet, yerel mahkemelerin tespitlerine atıfta bulunmakta ve başvuranların iyi niyetli olmadıklarını savunmaktadır. Hükümet ayrıca, başvuranların, fiyatı piyasa değerinden büyük ölçüde düşük bir mülkü satın almış oldukları için ilgili makamlara danışmış olmaları gerektiğini düşünmektedir. Hükümet ayrıca, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun tespitinin, Yüksek Mahkemenin içtihadına uygun olduğunu iddia etmektedir.
46. Başvuranlar, tapu sicilinde belirttikleri taşınmazı satın alma fiyatının mülkün piyasa değerinden büyük ölçüde düşük olmasının, hiçbir şekilde kötü niyetli oldukları anlamına gelmediğini ileri sürmektedirler. Başvuranlar, iyi niyet konusu değil ancak vergilendirme hakkında bir durumun söz konusu olduğu kanaatine varmaktadırlar. Başvuranlar ayrıca, kendilerinden Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’nde görev yapan memurların bile varlığını bilmediği davadan haberdar olmalarının beklenemeyeceğini iddia etmektedirler.
47. Mahkeme, başvuranların şikâyetinin, özellikle tapu sicilinde hatalı bir ifade nedeniyle, maruz kaldıklarını belirttikleri zararın, olay tarihinde yürürlükte olan Türk Medeni Kanunu’nun 917. maddesine dayanan bir başvuru yoluyla, tazmin edilme imkânsızlığıyla ilgili olduğunu tespit etmektedir.
48. Mahkeme bu bağlamda, Türkiye hakkında ve tapu kayıtlarının tutulmasından kaynaklanan bir zarara ilişkin bir davada, başvuranın hakları ve toplumun genel menfaati arasında kurulması gereken adil dengenin, başvuranın Devletin sorumluluğuna ilişkin iddiasının, satın alma işlemi sırasında başvuran tarafından gerekli özenin gösterilmediği gerekçesiyle yerel mahkemeler tarafından reddedilmesi nedeniyle, bozulduğunu daha önce tespit ettiğini hatırlatmaktadır (bk. yukarıda belirtilen Gürtaş Yapı Ticaret ve Pazarlama A.Ş., § 61). Mahkeme, başvuranların tapu siciline iyi niyetle güvenerek satın alınan mülklerden tazminat ödenmeksizin yoksun bırakıldığı davalarda aynı tespite ulaşmaktadır (Gladysheva/Rusya, No.7097/10, §§ 69‑83, 6 Aralık 2011 ve Anna Popova/Rusya, No. 59391/12, § 31‑39, 4 Ekim 2016).
49. Mahkeme, mevcut davada, kabul edilen bu görüşten uzaklaşmak için herhangi bir sebep görmemektedir.
50. Mahkeme, Hükümetin ve yerel mahkemelerin başvuranların iyi niyetle hareket etmedikleri yönündeki açıklamasıyla ilgili olarak, bu açıklamanın dosyadaki hiçbir belgeyle desteklenmediğini tespit etmektedir. Mahkeme bu bağlamda, bir yandan ne başvuranların ne de ihtilaf konusu taşınmazı başvuranlara satan kişinin Devlet Hazinesi tarafından açılan davaya taraf olmadıklarını (yukarıda 10. paragraf) ve diğer yandan Yargıtay’a göre bu ifade hatasının, Kadastro Mahkemesi’nin ihmalinden kaynaklanmasına rağmen, davanın varlığıyla ilgili olarak, sicilde hiçbir bilginin bulunmadığını tespit etmektedir (yukarıda 27. paragraf).
51. İlgililerin mülkün piyasa değerinden daha düşük bir satış fiyatı beyan ettiklerine ilişkin olarak , Mahkeme, intikal vergisi kapsamında, başvuranların daha düşük bir meblağ ödemek için dolaylı olarak küçük bir meblağ beyan ettiklerini ve bunun başvuranların iyi niyetle hareket etmedikleri sonucuna varmak için yeterli bir unsur oluşturmadığı kanaatine varmıştır. (bk. yukarıda 46. paragraf).
52. Başvuranların özenle hareket etmediği iddiasıyla ilgili olarak, ne Hükümet ne de ulusal mahkemeler, ilgililerin atmakta ihmalde bulundukları adımları belirtmemişlerdir. Mahkeme, yerel mahkemelerin alıcıların büyük tapu sicil defterindeki ifadelere tamamen güvenmemelerini ve olası çelişkileri tespit etmek için kayıtlardaki diğer belgelere başvurmalarını istemeye yönelik yaklaşımının, başvuranlara idare tarafından yapılan bir hatanın sonuçlarını ödeterek, aşırı bir yük yüklediği görüşündedir (bk., mutatis mutandis (bu davaya uygulanabildiği ölçüde), yukarıda belirtilen Gürtaş Yapı Ticaret ve Pazarlama A.Ş., § 59).
53. Mahkeme dolayısıyla, başvuranların haklarının ve toplumun genel menfaati arasında kurulması gereken adil dengenin, tapu sicilinde hatalı bir ifade sebebiyle, ilgililerin maruz kaldıklarını belirttikleri zararın eski Türk Medeni Kanunu’nun 917. maddesine dayanan bir başvuru yoluyla, tazminat elde etme imkânsızlığı nedeniyle, bozulduğu kanaatine varmaktadır.
54. Dolayısıyla, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmiştir.SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
55. Sözleşme’nin 41. maddesi uyarınca,
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
56. Başvuranlar, tazminat başvurusunda bulundukları tarihten itibaren talep ettikleri 750.573 TRY’nin bugünki değerine tekabül ettiğini iddia ettikleri toplamda 1.188.874 avro (EUR) talep etmektedirler. Başvuranlar, bu son meblağın, ihtilaf konusu mülkün referans tarihindeki değerini (737.500 TRY), yerel mahkemeler önündeki temsil masraflarını (12.950 TRY) ve yerel düzeyde açılan dava masraflarını (123.2 TRY) yansıttığını belirtmektedirler. Bu bağlamda başvuranlar, 9 Mayıs 2002 tarihli Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararına atıfta bulunmaktadırlar. Sonuç olarak, başvuranlar Türkiye’de önerilen avukatlık ücret çizelgesini sunarak, Mahkeme önündeki dava için avukatlık ücreti olarak 24.957 EUR da talep etmektedirler.
57. Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir.
58. Mahkeme, maddi zarar ile ilgili olarak, ihlal tespitinin ihtilaf konusu mülkün satın alınması için başvuranlar tarafından ödenen meblağa bağlı varlığın kaybı için tazmin yokluğuna dayandığını kaydetmektedir (voir, mutatis mutandis (bu davaya uygulanabildiği ölçüde), yukarıda belirtilen Gürtaş Yapı Ticaret ve Pazarlama A.Ş., § 72). Mahkeme ayrıca, enflasyonun etkilerini dikkate almak için bu meblağın güncellenmesi gerektiğini kaydetmektedir (ibidem, § 73).
59. Mahkeme öte yandan, daha önce Kaynar ve diğerleri (yukarıda belirtilen, §§ 64 à 78) davasında, kararının tebliğ tarihinden bir aylık bir süre içerisinde Tazminat Komisyonu önünde bir başvurunun, idare tarafından bir tazminatın ödenmesine yol açabileceği ve bu başvurunun Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokolün 1. maddesi bakımından, tespit edilen ihlalin telafi edilmesinde uygun bir yöntem olduğu kanaatine vardığını hatırlatmaktadır. Mahkeme, ulusal hukukun bundan sonra ihlal tespitinin sonuçlarını ortadan kaldırmaya imkân verdiği kanaatine vararak, maddi zarar bağlamında, başvuranlar tarafından yapılan talep hakkında karar verilmesinin gerekli olmadığını tespit etmektedir. Mahkeme, sonuç olarak maddi zarar bağlamında yapılan talep hakkında davanın Sözleşme’nin 41. maddesineilişkin kısmının kayıttan düşürülmesine karar vermiştir.
60. Mahkeme, ilgili belgelerin yokluğunu ve belirli bir şekilde başvuranların parasal zararını hesaplamak için ciddi zorlukları dikkate alarak, somut olayda başka türlü hareket etmek için hiçbir gerekçe görmemektedir. Mahkeme sonuç olarak, maddi zararla ilgili olması nedeniyle, Sözleşme’nin 41. maddesi konusuna ilişkin dava kısmının kayıttan düşürülmesine karar vermiştir.
61. Mahkeme öte yandan, başvuranların manevi tazminat olarak talepte bulunmaması nedeniyle, bu bağlamda kendilerine bir meblağ ödenmesinin gerekli olmadığı kanaatine varmaktadır.
62. Yerel yargılama çerçevesinde masraf ve giderler için yapılan taleple ilgili olarak, Mahkeme, bir başvurana, masraf ve giderlerin doğruluğunu, gerekliliğini ve ödenen meblağların makul olduğunu ispatlamak kaydıyla, bu masrafların iade edilebileceğini hatırlatmaktadır. Mahkeme, elinde bulunan belgeleri dikkate alarak, Mahkeme önündeki yargılama için yapılan masraf ve giderler bağlamında 2.000 avro ödenmesinin makul olduğu kanısına vararak, başvuranlara bu meblağın ödenmesine karar vermektedir. Mahkeme, Mahkeme önündeki yargılama için avukatlık ücreti olarak yapılan taleple ilgili olarak, başvuranların ilgili belgeleri sunmaması nedeniyle, bu talebi reddetmektedir (bk. Hülya Ebru Demirel/Türkiye, No. 30733/08, § 61, 19 Haziran 2018).
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,Başvuranların maruz kaldıklarını belirttikleri zararın tazmin edilme imkânsızlığı hakkında şikâyetin kabul edilebilir ve başvurunun geriye kalan kısmının kabul edilemez olduğuna;Başvuranların maruz kaldıklarını belirttikleri zararın tazmin edilme imkânsızlığı nedeniyle, Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğine;Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlali sebebiyle maddi tazminat talep edilmesine ilişkin olarak, davanın Sözleşme’nin 41. maddesiyle ilgili kısmının kayıttan düşürülmesine;
a) Davalı Devletin, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek ve başvuranlar tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, üç ay içinde, başvuranlara müştereken masraf ve giderler için 2.000 avro (iki bin avro) ödemekle yükümlü olduğuna;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu meblağa, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına,Adil tazmine ilişkin talebin kalan kısmının reddine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince 24 Kasım 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıValeriu Griţco
Bölüm Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy