AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
UNCUOĞLU / TÜRKİYE
(Başvuru no. 13196/07)
KARAR
STRAZBURG
5 Eylül 2017
İşbu karar kesin olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Uncuoğlu / Türkiye davasında,
Başkan,
Nebojša Vučinić,
Hâkimler,
Paul Lemmens,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite hâlinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 4 Temmuz 2017 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. Davanın temelinde, Fatma Nuray Uncuoğlu ve Nurcihan Uncuoğlu (“başvuranlar”) adlı iki Türk vatandaşı tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesine uygun olarak, 16 Mart 2007 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine Mahkemeye yapılmış olan bir başvuru (no. 13196/07) bulunmaktadır.
2. Başvuran, İstanbul Barosu’na bağlı Avukat Ç. Özgün tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru, 05 Ocak 2011 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir.
4. 27 Aralık 2011 tarihinde başvuranların Avukatı, Nurcihan Uncuoğlu’na yetkililer tarafından tazminat verildiğini ve dolayısıyla başvurusunu takip etme niyetinde olmadığını Mahkemeye bildirmiştir.
OLAYLAR VE OLGULAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Birinci başvuran Fatma Nuray Uncuoğlu 1945 doğumlu olup, İstanbul’da ikamet etmektedir. İkinci Başvuran Nurcihan Uncuoğlu 1940 doğumlu olup, İstanbul’da ikamet etmektedir.
6. Başvuranlar, İstanbul’un Avcılar İlçesi Firuzköy mevkiinde ayrı arazilerde birer hisseye sahiptir.
7. Firuzköy mevkiini kapsayan ve başvuranların da arazilerini etkileyen yeni imar planı 24 Aralık 1987 tarihinde yürürlüğe konmuştur. Bu imar planı kapsamında araziler “üniversite alanı” olarak belirlenmiştir. 1988, 1989, 1990 ve 1991 yıllarında tapu sicil kayıtlarına şerhler düşülmüş ve başvuranların arazisinin İstanbul Üniversitesi (bundan böyle “Üniversite” olarak adlandırılacaktır) tarafından kamulaştırılacağı belirtilmiştir.
8. Başvuranların her ikisi de 26 Mart 1998 tarihinde Üniversite’nin tartışma konusu araziyi kamulaştırmasını ya da tapu sicil kayıtlarından şerhlerin kaldırılmasını talep etmiştir. Üniversite, gerekli finansman sağlandığında kamulaştırma işlemlerinin başlayacağına ilişkin olarak başvuranları sırasıyla 27 Nisan 1998 ve 28 Nisan 1998 tarihlerinde bilgilendirmiştir.
9. Başvuranlar 20 Temmuz 2001 tarihinde Küçükçekmece Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde kamulaştırmasız el atma nedeniyle ayrı ayrı tazminat davası açmıştır.
10. Başvuranların arazisinin Üniversite tarafından çitle ayrıldığını belirten uzman raporlarına dayanan Küçükçekmece Asliye Hukuk Mahkemesi, 12 Aralık 2003 tarihinde birinci başvurana kamulaştırmasız el atma için 97.125.000.000 Türk lirası (TL) ve ikinci başvurana 37.837.500.000 TL tazminat ödenmesine karar vermiştir. Verdiği kararlarda ilk derece mahkemesi, özellikle, söz konusu arazinin Üniversitenin etkili kontrolü altında olduğunu ve araziye erişimin etrafına örülen çitler nedeniyle kısıtlandığını tespit etmiştir.
11. Yargıtay 5. Hukuk Dairesi 22 Haziran 2004 tarihinde Küçükçekmece Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararını bozmuştur. Bozma kararında söz konusu arazinin Üniversite tarafından kontrol edilmediği veya etkin bir şekilde kullanılmadığı belirtmiştir.
12. 24 Eylül 2004 tarihinde başvuranlar 22 Haziran 2004 tarihinde verilen kararlara yönelik olarak karar düzeltme talebinde bulunmuştur. Sunduğu dilekçelerde başvuranlar Yargıtay 5. Hukuk Dairesi’nin dikkatini 28 Eylül 1999 ve 31 Mart 2003 tarihli eski kararlarına çekmiştir. Bu kararlarda Yargıtay, Üniversite tarafından aynı bölgede bulunan komşu arazilerin etrafına çit örülmesi ve tapu sicil kayıtlarına düşülen şerhler gerekçesiyle söz konusu arazilerin kamulaştırmasız el atmaya konu olduğuna karar vermiştir.
13. Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, 12 Nisan 2005 tarihinde başvuranların 22 Haziran 2004 tarihinde verilen kararlara yönelik karar düzeltme talebini reddetmiştir. Ancak, Yargıtay neden 28 Eylül 1999 ve 31 Mart 2003 tarihli kararlardan farklı bir sonuca vardığına ilişkin bir gerekçe sunmamıştır.
14. Küçükçekmece Asliye Hukuk Mahkemesi, 06 Ekim 2005 tarihinde, Yargıtay’ın kararlarına uyarak davaların reddine karar vermiştir.
15. Başvuranların her ikisi de 28 Kasım 2005 tarihinde Yargıtay 5. Hukuk Dairesi’nin çelişen kararlarına (bk. yukarıda § 12) yönelik argümanlarını tekrarlayarak temyiz talebinde bulunmuştur.
16. Yargıtay 5. Hukuk Dairesi sırasıyla 27 Mart 2006 ve 4 Nisan 2006 tarihlerinde temyiz taleplerini reddetmiştir. Bu kararlarda Yargıtay, başvuranların benzer davalarda çelişen kararların verilmesine yönelik argümanlarına cevap vermemiştir.
17. Sonrasında başvuranların karar düzeltme talepleri reddedilmiş ve kararlar sırasıyla 28 Eylül 2006 ve 3 Ekim 2006 tarihlerinde kesinleşmiştir.
18. Bilinmeyen bir tarihte Üniversite ikinci başvurana arazisi için tazminat ödemiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA
A. 19 Ocak 2013 tarihli 6384 sayılı Kanun
19. 19 Ocak 2013 tarihli 6384 sayılı Kanun ile kurulan Tazminat Komisyonuna ilişkin iç hukuk ve uygulama ile ilgili açıklamalar (bk. aşağıdaki 43. paragraf) Paksoy ve Diğerleri/Türkiye ((k.k,) no. 19474/10, 7 Haziran 2016) kararında yer almaktadır.
B. Yargıtay Kanunu (4 Şubat 1983 tarihli 2797 sayılı Kanun)
20. 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 15 (1) maddesine göre, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Yargıtay dairelerinin hukuk mahkemelerinin kararlarını bozan hükümlerine karşı mahkemelerce verilen direnme kararlarını inceleme yetkisine sahiptir.
21. Aynı Kanun’un 15 (2-c) maddesi, aynı Yargıtay hukuk dairesi kapsamında içtihat uyuşmazlıkları bulunursa bunları içtihatların birleştirilmesi yoluyla kesin olarak karara bağlanmasının Yargıtay Genel Kurullarının (Hukuk Genel Kurulu) görevli olduğunu öngörmektedir.
22. 2797 sayılı Kanun’un 16 (5) maddesi uyarınca bir Yargıtay hukuk dairesinin (ya da birden fazla dairenin) ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun benzer olaylarda birbiriyle çelişen kararları varsa Yargıtay Büyük Genel Kurulu bunlar arasındaki içtihat uyuşmazlıklarını giderip birleştirerek kesin olarak karara bağlamakla görevlidir.
C. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 28 Eylül 1999 ve 31 Mart 2003 tarihli kararları
23. E.1999/11719 K.1999/14269 sayılı ve 28 Eylül 1999 tarihli kararında Yargıtay 5. Hukuk Dairesi (bundan sonra Daire olarak anılacaktır) başvuranın arazisiyle aynı yerde bulunan başka bir arazinin sahibi tarafından yapılan temyizi incelemiştir. İmar planı kapsamında bu arazinin de İstanbul Üniversitesi’nin kullanıma tahsis edildiği belirlenmiştir. Bu durumda, Daire söz konusu araziye kamulaştırmasız olarak el atıldığını ve arazinin piyasa değerinin Üniversite tarafından davacıya ödenmesi gerektiğini kabul etmiştir. Bunu yaparken, Daire imar planı kapsamında arazinin kamu kullanımına tahsis edilmesini, arazinin durumunu gösteren tapu sicil kayıtlarına düşülen şerhleri ve Üniversite tarafından arazinin etrafına çit örülmesini gerekçe olarak göstermiştir.
24. Daire, aynı bölgede başka bir komşu araziye ilişkin olan E.2003/4598 K.2004/4599 sayılı ve 31 Mart 2003 tarihli kararında aynı yaklaşımı benimsemiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. İKİNCİ BAŞVURANIN BAŞVURUYU GERİ ÇEKMESİ
25. 27 Aralık 2011 tarihli yazıda Mahkeme, başvuranların avukatının ikinci başvuran Nurcihan Uncuoğlu’na Üniversite tarafından tazminat ödendiğine ve dolayısıyla ikinci başvuranın başvuruyu sürdürmek istemediğine ilişkin olarak Mahkeme’ye bilgi sunduğunu not etmiştir.
26. Mahkeme, 37 § 1 maddesinin son cümlesi uyarınca, Sözleşme ve Protokolleri ile güvence altına alınan insan haklarına saygı bağlamında davanın incelenmesine devam edilmesini gerektirecek özel bir durum bulunmadığı sonucuna varmıştır. Dolayısıyla, Mahkeme ikinci başvuranın yaptığı başvurunun kayıttan düşürülmesine karar vermiştir.
II. YARGITAYIN BENZER DAVALARDAKİ EMSALLERDEN AYRILMASINA İLİŞKİN OLARAK SÖZLEŞME’NIN 6 § 1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
27. Birinci başvuran kendi davasında Yargıtay’ın benzer davalarda verdiği kararlar ile çelişen bir karar verdiğinden dolayı adil yargılanma hakkının ihlal edildiğinden şikâyet etmiştir. Başvuran, Sözleşme’nin, ilgili kısmı aşağıda verilen 6 § 1 maddesine dayanmıştır:
“Herkes, medeni hak ve yükümlülüklerinin belirlenmesi konusunda (...) yasalarla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından (...) adil bir şekilde (...) yargılanmayı isteme hakkına sahiptir.”
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
28. Hükümet başvuranın yerel mahkemelerde bu şikâyetleri dile getirmediğinden dolayı Sözleşmenin 35 § 1 maddesi kapsamında iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmüştür.
29. Başvuran bu hususa itiraz etmiştir.
30. Mahkeme, Sözleşmenin 35 § 1 maddesinin daha sonra Strazburg’da yapılması amaçlanan şikâyetlerin en azından esas yönünden iç hukukta belirtilen resmi gereksinimler ve süre sınırlarına uyumlu olarak ilgili yerel organa yapılmış olmasını ve Sözleşme’nin ihlalini önleyebilecek herhangi bir işlemin uygulanmasını gerektirdiğini tekrarlamıştır (bk. Vučković ve Diğerleri / Sırbistan (ilk itiraz) [BD], no. 17153/11 ve 29 diğer başvuru, § 72, 25 Mart 2014, ve burada alıntılanan davalar). Mahkeme somut davada başvuranın Yargıtay 5. Hukuk Dairesi’nin dikkatini sürekli olarak daha önce verdiği ve somut davadakiyle çelişen kararlarına çektiğini ve bu çelişkili kararlar hakkındaki şikâyetini kesinlikle dile getirdiğini gözlemlemiştir.
31. Bu yüzden Mahkeme, başvuranın Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi kapsamında ilgili iç hukuk yollarını tüketilmesi gerekliliğine uyduğu sonucuna varmıştır. Bunun bir sonucu olarak Hükümet’in bu konudaki itirazını reddetmiştir.
32. Ek olarak, Mahkeme bu şikâyetin Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan‑ yoksun olmadığını kaydetmektedir. Başvurunun kabul edilemez olduğuna ilişkin başka bir gerekçe de görememektedir. Dolayısıyla, bu şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.
B. Esas hakkında
33. Birinci başvuran Yargıtay’ın benzer davadaki emsallerden ayrılmasının hukuki belirliliği zedelediğinden şikâyet etmiştir. Birinci başvurana göre, kendisinin Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin dikkatini önceki kararlarına ısrarcı bir şekilde çekmiş olmasına rağmen Yargıtay 5. Hukuk Dairesi aynı hukuki meseleye ilişkin yaklaşımını başvuranın davasında değiştirmiştir ve bunun sonucunda başvuranın Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamında adil yargılanma hakkı ihlal edilmiştir.
34. Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.
35. Mahkeme, ilk başta, kararlar arasındaki tutarlılığı sağlayan mekanizmanın olmaması durumunda son derece mahkemeler nezdinde görülen benzer davalarda verilen birbiriyle çelişen kararların adil yargılanma hakkının ihlalini teşkil edebileceğini ve dolayısıyla halkın hukukun üstünlüğünü temel alan bir Devletin temel unsurunu oluşturan yargıya olan güvenini sarsabileceğini yinelemektedir (bk. Balažoski/Eski Yugoslav Cumhuriyeti, no. 45117/08, § 30, 25 Nisan 2013, ve Emel Boyraz/Türkiye, no. 61960/08, 2 Aralık 2014, § 72). Mahkeme, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinde belirtilen adil yargılanma şartlarını ihlal eden birbiriyle çelişen kararları değerlendirmek için şu kriterleri göz önünde bulundurur: ulusal mahkemelerin içtihatlarında derin ve uzun süredir süregelen bir farklılık olup olmaması, bu tutarsızlıkların giderilmesi için iç hukukta bir mekanizma olup olmadığı, bu mekanizmanın uygulanıp uygulanmadığı ve uygulanması uygunsa ne ölçüde uygulandığı. (bk. Iordan Iordanov ve Diğerleri/Bulgaristan no. 23530/02, §§ 49-50, 2 Temmuz 2009, Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye [BD], no. 13279/05, § 53, 20 Ekim 2011, ve Lupeni Greek Catholic Parish ve Diğerleri/Romanya [BD], no. 76943/11, § 116, AİHM 2016 (alıntılar)).
36. Mevcut davada Mahkeme, bu başlık altındaki argümanlarını desteklemek üzere birinci başvuran Yargıtay 5. Hukuk Dairesi’nin 1999 ve 2003 tarihli iki kararına atıfta bulunmuştur. Bu kararlarda Daire başvuranların arazisinin bulunduğu bölgede komşu arazi sahibi olan davacıların lehine karar vermiştir. 2004 yılında başvuranın davasına çok benzeyen bir kararda aynı dairenin farklı bir sonuca vardığı doğrudur fakat söz konusu zamanda ilgili içtihatta “derin ve uzun süredir süregelen farklılıkların” olduğu söylenemez. Ek olarak, Mahkeme mevcut davada başvuranın şikâyetinin özünün ilgili mahkemenin uygulamasında süregelen bir uyuşmazlığa ilişkin olmayıp Yargıtay’ın içtihadında kendi davasına ilişkin olarak meydana gelen beklenmedik bir değişikliğe ilişkin olduğunu gözlemlemiştir.
37. Yargıtay’ın başvuranın davasında yukarıda bahsedilen iki benzer davadan farklı bir karar vermesi dikkate alındığında Mahkeme içtihatların geliştirilmesinin başlı başına adaletin doğru bir biçimde tecelli etmesi önünde bir engel teşkil etmediğini tekrarlamıştır (bk. Nejdet Şahin ve Perihan Şahin, yukarıda, § 58; ve Lupeni Greek Catholic Parish ve Diğerleri, yukarıda anılan, § 116). Ancak, mahkemelerin iyi bir gerekçe olmadan önceki davalardaki emsallerden ayrılmaması hukuki kesinlik, öngörülebilirlik ve hukuk önünde eşitlik açısından önemlidir (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Chapman / Birleşik Krallık [BD], no. 27238/95, § 70, AİHS 2001‑I, ve Magyar Helsinki Bizottság / Macaristan [BD], no. 18030/11, § 150, AİHS 2016).
38. Ayrıca Mahkeme, adaletin doğru şekilde tecelli ettirilmesi ile bağıntılı ilkeyi yansıtan Mahkeme içtihadı uyarınca mahkeme kararlarının temel aldıkları gerekçelerini belirtmesi gerekmektedir (bk. García Ruiz/İspanya [BD], no. 30544/96, § 26, AİHM 1999‑I, ve burada atıfta bulunan diğer davalar). Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi mahkemeleri verdikleri kararlarına ilişkin gerekçeleri sunmakla yükümlü tutarken, bu durum her konuda ayrıntılı cevap verilmesi şeklinde anlaşılmaması gerekmektedir. Kararlara gerekçe sunma zorunluluğunun ne dereceye kadar uygulanacağı kararların mahiyetine göre değişmekle birlikte her davanın kendine has koşulları çerçevesinde belirlenmelidir (bk. Ruiz Torija/İspanya, 9 Aralık1994, § 29, Seri A no. 303‑A; Hiro Balani/İspanya , 9 Aralık1994, § 27, Seri A no. 303‑B ve yukarıda anılan García Ruiz, § 26). Dolayısıyla, bir temyiz mahkemesi, ilke olarak, bir temyizi reddederken daha alt derece bir mahkemenin sunduğu gerekçeyi onaylayabilir (bk.Helle/Finlandiya, 19 Aralık1997, §§ 59-60, Karar ve Hükümler Derlemesi 1997‑VIII; Hirvisaari/Finlandiya, no. 49684/99, § 30, 27 Eylül 2001; Stepanyan/Ermenistan, no. 45081/04, § 35, 27 Ekim 2009; ve Emel Boyraz/Türkiye no. 61960/08, § 74, 2 Aralık 2014).
39. Mevcut davada başvuran iç hukuktaki yargılamalar sırasında Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin dikkatini 1999 ve 2003 tarihli önceki kararlarına çekmiştir ve bu kararlarda bir arazinin imar planıyla kamunun kullanımına tahsis edilmesinin kamulaştırmasız el atma teşkil ettiğine karar verilmiştir. Ancak Yargıtay 5. Hukuk Dairesi başvuranın arazisinin üniversite tarafından kontrol edilmediği ya da etkin olarak kullanılmadığı gerekçesiyle başvuranın tazminat hakkına sahip olmadığına hükmederken hem temyiz aşamasında hem de karar düzeltme aşamasında başvuranın beyanlarını değerlendirmemiştir. Mahkeme’ye göre Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin mevcut davada verdiği karar önceki kararlarıyla çeliştiğinden başvuranın söz konusu kararlara ilişkin beyanlarına yönelik olarak yeterli ve açık cevaplar verilmelidir. Böyle bir cevabın verilmemesi halinde, Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin sadece başvuranın beyanlarını ele alma hususunda ihmalkâr mı davrandığı ya da söz konusu argümanı reddetme niyetinde mi olduğu ve daire beyanı reddetme niyetindeyse, bu kararı alırken gerekçelerinin ne olduğu hususlarının belirlenmesi imkânsızdır (bk., yukarıda anılan Ruiz Torija, § 30; yukarıda anılan Hiro Balani, § 28; ve yukarıda anılan Emel Boyraz, § 75).
40. Mahkeme, ayrıca, daha önce somut davaya benzer bir husus incelemiş olduğunu ve bu incelemesinde ulusal mahkemelerin başvuranın beyanına gerekçe gösterme görevini yerine getirmeyerek Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal ettiğini tespit ettiğini kaydetmektedir (bk. yukarıda anılan Emel Boyraz, § 75). Mahkeme somut davada, bu sonuçtan ayrılmasını gerektirecek herhangi bir sebep tespit edememiştir.
41. Mahkeme, Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin kararlarında yeterince gerekçe sunulmaması nedeniyle Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi ihlal edildiğine karar vermiştir.
III. SÖZLEŞME’YE EK 1 NO’LU PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
42. Birinci başvuran, imar planı sonucunda arazilerine konulan kısıtlamanın kendisine orantısız yük yüklediği ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinde belirtilen mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkının ihlal edildiği hususunda şikâyetçi olmuştur. Söz konusu madde aşağıdaki gibidir:
43. Hükümet, 6384 sayılı Kanun uyarınca, Türkiye’de yargılamaların uzunluğuna, kararların geç icra edilmesine ve icra edilmemesine ilişkin başvuruların ele alınması amacıyla yeni bir Tazminat Komisyonu’nun kurulduğunu belirtmiştir. Hükümet ayrıca, Tazminat Komisyonu’nun yargı yetkisinin daha sonra 16 Mart 2014 ve 9 Mart 2016 tarihlerinde kabul edilen kararnameler aracılığıyla, diğer hususların yanı sıra, yerel imar planları kapsamında özel mülkiyete tabi arazilerin kamu kullanımına tahsis edilmesi nedeniyle mal ve mülk dokunulmazlığı hakkı ihlallerine ilişkin iddiaları da kapsayacak şekilde genişletildiğini ifade etmiştir. Hükümet, dolayısıyla, başvuranın Tazminat Komisyonuna herhangi bir başvuru yapmamış olması nedeniyle, iç hukuk yollarını tüketmemiş olduğunu ileri sürmüştür.
44. Mahkeme, Hükümet tarafından da ortaya konulduğu üzere, Ümmühan Kaplan/Türkiye (no. 24240/07, 20 Mart 2012) başvurusunda pilot karar usulünün uygulanmasını müteakip Türkiye’de yeni bir iç hukuk yolunun oluşturulduğunu gözlemlemiştir. Ardından, Mahkeme yukarıda anılan Paksoy ve Diğerleri ((k.k.), no. 19474/10, 7 Haziran 2016) davasındaki kararında, başvuranların iç hukuk yollarını, yani yeni hukuk yolunu tüketmedikleri gerekçesiyle yeni bir başvuruyu kabul edilemez bulmuştur. Mahkeme, bu kararı verirken, özellikle, söz konusu yeni hukuk yolunun, yerel imar planlarında başvuranların arazilerinin kamu kullanımına tahsis edilmesine ilişkin şikâyetler bakımından, ilk bakışta erişilebilir ve makul bir çözüm sunacak nitelikte olduğu kanısına varmıştır.
45. Mahkeme, Ümmühan Kaplan (yukarıda anılan, § 77) davasındaki kararında, yeni hukuk yolunun uygulanmasından önce Hükümete tebliğ edilmiş olan bu tür başvuruları (Mahkeme’nin Ümmühan Kaplan kararında tespit ettiği şekilde), normal usul uyarınca inceleyebileceğini vurguladığını belirtmiştir.
46. Ancak, Mahkeme, Hükümetin başvuranın 6384 sayılı Kanun ile tesis edilmiş olan yeni iç hukuk yoluna başvurmamış olmasına ilişkin ilk itirazını göz önünde bulundurarak (yukarıda anılan) Paksoy ve Diğerleri davasında varmış olduğu sonucu yinelemektedir.
47. Yukarıda belirtilenler nedeniyle Mahkeme, başvuranın yerel imar planı ile arazisine getirilen kısıtlamaya ilişkin şikâyetlerinin iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 hükümleri uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmaktadır.
IV. SÖZLEŞME’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİA EDİLEN DİĞER MADDELERİ
48. Birinci başvuran ayrıca iç hukuktaki yargılamalara ilişkin olarak Üniversitenin avukat ücretlerini kendisinin ödemesine hükmedilmesinden dolayı Sözleşme’nin 6 § 1. Maddesinin ihlal edildiğinden şikâyet etmiştir.
49. Mahkeme, elinde bulunan tüm belgeler ışığında ve şikâyette bulunulan hususun yargı yetkisine girdiği ölçüde, bu şikâyetin Sözleşme veya Ek Protokol’lerde belirtilen hak ve özgürlüklerin ihlaline işaret etmediği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla Mahkeme, söz konusu şikâyeti, Sözleşmenin 35 §§ 3 (a) ve 4 maddeleri uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddetmektedir.
V. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
50. Başvuran Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamındaki şikâyetlerine ilişkin olarak arazisinin piyasa değerini göz önünde bulundurarak 104.938 Türk lirası[1] (yaklaşık 25.000 avro) maddi tazminat ödenmesini talep etmiştir. Başvuran Sözleşme’nin 6 § 1. maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkına ilişkin şikâyetine yönelik olarak bir talepte bulunmamıştır. Aynı zamanda başvuran herhangi bir manevi tazminat talebinde bulunmamıştır.
51. Başvuran, ayrıca, masraf ve yargılama giderlerine ilişkin olarak 20.000 avro talep etmiştir; ancak başvuran bu iddiasını desteklemek adına fatura ya da herhangi başka bir belge ibraz etmemiştir.
52. Hükümet, başvuranın öne sürdüğü miktarlara itiraz etmiştir.
53. Mahkeme, başvuranın Sözleşme’nin 6 § 1. maddesi kapsamındaki haklarına ilişkin olarak adil tazmin talebinde bulunmadığını not etmiştir. Dolayısıyla, başvuran tarafından yapılan bir talep olmaması dolayısıyla Mahkeme bu başlık altında bir tazminata hükmetmeye gerek olmadığına karar vermiştir.
54. Masraflar ve giderlere ilişkin olarak Mahkeme, İçtüzüğünün 60 § 2 maddesi uyarınca, tüm adil tazmin taleplerinin, her türlü ilgili destekleyici belgeler ile birlikte sunulmak zorunda olduğunu tekrarlamıştır. Somut davada, başvuran masraf ve giderlere ilişkin iddialarına dair bir dayanak sunmamıştır. Başvuranın söz konusu gerekliliği yerine getirmemesini göz önünde bulundurarak Mahkeme masraflar ve giderlere ilişkin herhangi bir ödeme yapılmasına hükmetmemiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Nurcihan Uncuoğlu tarafından yapılan başvurunun kayıttan düşürülmesine;
2. Fatma Nuray Uncuoğlu tarafından Yargıtayın benzer davadaki emsal kararlardan ayrılmasına ilişkin olarak yapılan şikâyetin kabul edilebilir olduğuna ve başvurunun geri kalanının kabul edilemez olduğuna;
3. Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;
4. Birinci başvuranın adil tazmin talebinin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 05 Eylül 2017 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıNebojša Vučinić
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
[1] 1 Ocak 2005 tarihinde yeni Türk lirası (TRY), eski Türk lirasının (TRL) yerini alarak tedavüle çıkmıştır. TRY 1 = TRL 1.000.000.
Full & Egal Universal Law Academy