AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ÜSTDAĞ / TÜRKİYE
(Başvuru No. 41642/08)
KARAR
STRAZBURG
13 Eylül 2016
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Üstdağ / Türkiye davasında,
Başkan
Julia Laffranque,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Paul Lemmens,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
Georges Ravarani,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) 23 Ağustos 2016 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, sırasıyla 1942 ve 1945 doğumlu olan iki Türk vatandaşının, Celal Üstdağ ve Hanım Üstağ’ın (“başvuranlar”) 23 Ağustos 2008 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvuru (No. 41642/08) bulunmaktadır.
2. Celal Üstdağ 3 Temmuz 2012 tarihinde hayatını kaybetmiştir. Hanım Üstdağ, 1 Mart 2013 tarihli yazıyla, davayı yalnızca kendi adına takip etme niyetinde olduğunu bildirmiştir.
3. Başvuranlar, Diyarbakır Barosuna bağlı Avukat R. Yalçındağ Baydemir tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
4. Başvuranlar, yetkilileri, bilhassa oğullarının yaşamını korumamakla ve konuyla ilgili etkin bir soruşturma yürütmemekle suçlamaktadırlar.
5. Başvuru 22 Haziran 2010 tarihinde Hükümete bildirilmiştir.
OLAYLAR
A. 16 Aralık 1999 tarihli olay
6. Başvuranlar 2003 yılında hayatını kaybeden Celal Abbas Üstdağ’ın anne-babasıdır.
7. Davaya ilişkin olaylar aşağıdaki şekilde özetlenebilir.
8. Celal Abbas Üstdağ 16 Aralık 1999 tarihinde, askerlik yaptığı kışlada, M.G. isimli er tarafından G-3 tipi tüfekle vurularak yaralanmıştır.
9. Kışladaki askeri doktorun olayın meydana geldiği gün alınan ifadesinden, merminin, ilgilinin sırtından girerek karnından çıktığı; ilkyardım yapıldığı ve hayati tehlike gözlemlendiği anlaşılmaktadır.
10. Öncelikle Diyarbakır Hastanesine, akabinde Ankara GATA Askeri Hastanesine kaldırılan Celal Abbas Üstdağ’ın kalın bağırsağı, sol böbreği, dalağı ve karaciğerinin bir kısmı alınmıştır. Celal Abbas Üstdağ, karın kaslarından da yaralanmıştır.
B. Ceza soruşturması
11. Er S.U., 17 Aralık 1999 tarihinde alınan ifadesinde, diğer erlerin tamamının nöbet görevlerine gittikleri sırada Celal Abbas Üstdağ ve M.G.nin merdivenlerde şakalaştıklarını gördüğünü belirtmiştir. S.U.nun ifadesi aşağıdaki şekildedir:
“Celal Abbas Üstdağ, bağrını açmış, arkadaşına “Hadi, vur beni !” diyordu. M.G. de o esnada tüfeğini doldur-boşalt yapıyordu. Geçişi kapatmışlardı. Onlara “Siz ne yapıyorsunuz; delirdiniz mi?” dedim. Onlar kenara çekildiler; bana yol verdiler. Ben de hızlıca yoluma devam ettim. Diğer katın merdivenlerine doğru yönelmek üzereyken, bir silah sesi duydum. Birisinin merdivenlerde yuvarlandığını; diğerinin de “Celal, Celal!” diye bağırdığını gördüm.”
12. Diğer askerlerin de tanık olarak ifadeleri alınmıştır. İfadelerine başvurulan askerlerin tamamı, Celal Abbas Üstdağ ve M.G.nin birbirlerine karşı herhangi bir husumet beslemediklerini ve çok iyi anlaştıklarını belirtmişlerdir. Askerler aynı zamanda, M.G.nin olaydan çok etkilendiğini de eklemişlerdir.
13. Konuyla ilgili olarak M.G.nin de ifadesi alınmıştır. İlgili, merminin eğlendikleri sırada kazara çıktığını belirtmiştir. Şüpheli M.G. 20 Aralık 1999 ila 7 Nisan 2000 tarihleri arasında tutuklu kalmıştır.
14. Aynı gün Celal Abbas Üstdağ hastanede askeri savcı tarafından dinlenmiştir. İlgili şu beyanlarda bulunmuştur:
“M.G. arkamda olduğu sırada, bir el silah sesi duydum. Daha sonrasında ne olup bittiğini hatırlamıyorum. Ne olduğu hakkında herhangi bir fikrim yok. Yaralandığım sırada üzerimde silah yoktu. M.G. hakkında şikâyetçi olmak istemiyorum. M.G. çok iyi bir arkadaştır. Aramızda hiçbir zaman tartışma yaşanmadı. İyi anlaşıyoruz.”
15. Yine 17 Aralık 1999 günü, silah bakım teknisyeni, Celal Abbas Üstdağ’ın yaralanmasına neden olan G-3 tipi tüfeği incelemiş ve tüfeğin çalışır durumda olduğu sonucuna varmıştır.
16. M.G. 24 Aralık 1999 tarihinde askeri savcı tarafından yeniden dinlenmiştir. M.G.nin ifadesinin somut olayla ilgili bölümleri aşağıdaki şekildedir:
“ Olay günü, 19 ila 21 saatleri arasında nöbetçiydim. Celal Abbas Üstdağ sigara içmek için bana eşlik etmek istedi. Ona ateş edeceğimi söyleyerek silahımla şaka yaptım. Bana : “Vur !” dedi. Şarjörü çıkardım ve doldur-boşalt yaptım. Bana durmamı söyledi. Bu şekilde eğlenmenin yanlış olduğunu anladım ve şaka yapmayı kestim. Celal Abbas Üstdağ önümdeydi. Yürümeye devam etti. Tüfeğin haznesini çıkarmak istedim ama hiç mermi düşmedi. Emniyet kilidini çalıştırmak için kuru tetik düşürdüm; silah ateş aldı. Arkadaşım vuruldu. Derhal hastaneye götürüldü. Yaşananlardan dolayı çok üzgünüm. Vicdan azabı çekiyorum. Arkadaşımı yaralamak istemedim. O benim en iyi arkadaşım. Her zaman beraberdik. Bu bir kaza.”
17. Celal Abbas Üstdağ 11 Şubat 2000 tarihinde bağlı olduğu Batman Jandarma Komutanlığına yazdığı yazıyla, adli soruşturma başlatılarak olayların ve doğrudan ve dolaylı sorumlu olanların tespit edilmesinin yanı sıra, hayati organ kaybı nedeniyle maruz kaldığı ve kalacak olduğu her türlü bedensel zararın tazmin edilmesini talep etmiştir.
C. M.G. hakkında yaralama nedeniyle açılan ceza davası
18. 27 Mart 2000 tarihli iddianameyle, Diyarbakır Askeri Mahkemesi önünde M.G. hakkında ceza davası açılmıştır.
19. 7 Nisan 2000 tarihinde Askeri Mahkemede dinlenen M.G. yaşanan olayın üzücü bir kaza olduğunu tekrar etmiştir. M.G.nin ifadesinin somut olayla ilgili bölümleri aşağıdaki şekildedir:
“Merdivenlerden inerken şakalaşıyorduk. [Celal Abbas Üstdağ’a] “Seni vururum.” dedim. Halen şakalaşırken, gömleğini açtı ve bana “Hadi, vur!” dedi. Ben de yalnızca onu korkutmak için şarjörü çıkardım ve doldur-boşalt yaptım. Kurma kolunu çektim bıraktım; bana “Ne yapıyoruz, eğer patlarsa başımız belaya girer.” dedi. Bunun üzerine arkadaşıma “Haklısın.” dedim ve şakalaşmayı bıraktım. Arkadaşım önümden merdivenlerden iniyordu. Silahı boşaltmak niyetiyle kurma kolunu tekrar çektim; hiç mermi düşmedi. Tüfeğin namlusu yukarı doğruydu. Namluda mermi olmadığını düşünerek “doldur-boşalt” yaptım; ama farkında olmadan namlunun arkadaşıma doğru çevrilmiş. Kuru tetik düşürdüm; silah ateş aldı; arkadaşımı yaraladım.”
20. M.G. herhangi bir disiplin cezası almadığını, psikiyatrik rahatsızlığını bulunmadığını ve mağdur ile aralarında hiçbir husumet yaşanmadığını da eklemiştir. Duruşma sonunda M.G. salıverilmiştir.
21. Celal Abbas Üstdağ 7 Ağustos 2000 tarihine kadar hastanede kalmıştır.
22. Celal Abbas Üstdağ’ın 8 Kasım 2000 tarihinde İmranlı Asliye Ceza Mahkemesinde (Sivas) istinabe yoluyla mağdur ve tanık olarak ifadesi alınmıştır. İlgili, M.G. ile aralarında herhangi bir husumet olmadığını ifade etmiştir. İddianamede bahsi geçen blöf olayını yaşamadığını ve yalnızca merdivenlerden inerken bir patlama sesi duyduğunu ve yaralandığını beyan etmiştir. Olayların yaşandığı gün, Diyarbakır’da birinci ameliyatı olana kadar şuurunun yerinde olduğunu belirtmiştir. M.G. hakkında suç duyurusunda bulunmuştur.
23. Diyarbakır Askeri Mahkemesi 24 Temmuz 2001 tarihli kararla, ihmalle yaralamaya sebebiyet verme ve kaza önleme talimatlarına riayet etmeme nedeniyle M.G.yi iki ay on beş gün hapis cezasına mahkum etmiştir.
24. Askeri Mahkeme bilhassa, tanık beyanlarından, M.G.nin, mağdurla arasında arkadaşlık ilişkisi bulunduğunun anlaşılması ve yaşanan olay sonrasında şoka girmesi gibi hususları göz önünde bulundurarak, M.G.nin eylemini önceden tasarladığı varsayımını bertaraf etmiştir. Askeri Mahkeme, M.G.nin 20 Aralık 1999 ila 7 Nisan 2000 tarihleri arasında tutuklu kalmış olması nedeniyle hapis cezasının infaz edilmiş olduğu sonucuna varmıştır.
25. Başvuran Celal Üstdağ ve oğlu Celal Abbas Üstdağ davaya müdahil taraf olarak katılmışlardır. İlgililer, bu karara karşı yasal süre içinde temyiz başvurusunda bulunmuşlardır.
26. Yargılama devam ettiği sırada, Celal Abbas Üstdağ 11 Ocak 2003 tarihinde Sivas Hastanesi’nde hayatını kaybetmiştir.
D. M.G. hakkındaki ceza davasının Celal Abbas Üstdağ’ın ölümünden sonra devam etmesi
27. Askeri Yargıtay 4 Mart 2003 tarihinde, Celal Abbas Üstdağ’ın babasıyla beraber değil tek başına davaya müdahil olması gerektiği gerekçesiyle 24 Temmuz 2001 tarihli kararı bozmuştur. Askeri Yargıtay, davanın koşullarında, başvuranın dolaylı mağdur olduğu ve bu durumun, davaya müdahil olma hakkını kendisine tanımadığı kanaatine varmıştır.
28. Söz konusu kararın ardından, dava Askeri Mahkemeye gönderilmiştir.
29. Başvuran davaya müdahil olarak kabul edilmek amacıyla, oğlunun hayatını kaybetmiş olmasıyla destekleyerek, 1 Şubat 2006 tarihinde yeni bir talepte bulunmuştur. İlgilinin bu talebi kabul edilmiştir.
30. Başvuran ayrıca, hayati organ kaybı sonucu yaşanan sorunlar nedeniyle oğlunu defalarca Sivas Devlet Hastanesine yatırmak zorunda kaldığını Askeri Mahkemeye bildirmiştir.
31. Askeri Mahkeme 6 Şubat 2006 tarihinde, ölümün 16 Aralık 1999 tarihinde mermiyle yaralanmaya bağlı olup olmadığının tespit edilmesi amacıyla Adli Tıp Kurumundan bilirkişi incelemesi yapılması talebinde bulunmuştur.
32. Adli Tıp Kurumu, Celal Abbas Üstdağ’a 16 Aralık 1999 ve 30 Mart 2000 tarihlerinde yapılan ameliyatlara ilişkin raporların yanı sıra 2000 ve 2002 senelerinde çeşitli hastanelerde düzenlenen sağlık raporlarını incelemiştir. Adli Tıp Kurumu 19 Nisan 2006 tarihinde bilirkişi raporunu sunmuştur. Raporda, ne ölüm “nedeni ve mekanizmasını” ne de yaralanma ve ölüm arasında nedensellik bağı olup olmadığını tespit etmenin mümkün olmadığı bildirilmiştir. Söz konusu rapordan, otopsi yapılmamış olması ve Celal Abbas Üstdağ’ın yaralanması ve ölümü arasında geçen süre zarfında sağlık durumu ile ilgili ayrıntılı belgeler bulunmaması nedeniyle, ilgilinin iç organlarındaki değişimleri tespit etmenin mümkün olmadığı anlaşılmaktadır.
33. Zaman içinde, 9 Mart 2005 tarihinde, Celal Abbas Üstdağ’ın hayatını kaybettiği Sivas Hastanesinin Başhekimi, Askeri Mahkemeye, 11 Ocak 2003 tarihinde, ilgilinin karın ağrısı ve kusma şikâyetiyle acile geldiği; yarım saat kadar sonra kalp ve solunum durması sonucu hayatını kaybettiği açıklamasında bulunmuştur.
34. Başvuranlar, Askeri Mahkemeye yaptıkları 19 Haziran 2006 tarihli başvuruyla, Adli Tıp Kurumu raporunun sonuç kısmına itiraz etmişlerdir. Başvurularında, oğullarının 1999 yılında ciddi şekilde yaralanması ile 2003 yılında hayatını kaybetmesi arasında kesinlikle nedensellik bağının olduğunu iddia ederek, bu yaralanmanın zaman zarfında neden olduğu bütün komplikasyonları ayrıntılarıyla anlatmışlardır. Başvuranlar, Adli Tıp Kurumunun bulunmadığını bildirdiği ayrıntılı belgelere adli makamların rahatlıkla erişebileceklerini eklemişlerdir.
35. Başvuranlar, soruşturma aşamasında, olayların seyriyle ilgili olarak oğlunun ifadesine başvurulmadığını ve kararın, olayda yer almayan tanıkların ifadelerine dayanılarak verildiğini ileri sürmüşlerdir. Başvuranlar, oğullarının 16 Aralık 1999 tarihinde geçirdiği ilk cerrahi müdahale sonrasında on üç gün boyunca yoğun bakım ünitesinde kaldığını iddia ederek oğullarının 17 Aralık 1999 tarihli ifadesinin altında yer alan imzaya grafoloji bilirkişi incelemesi yapılmasını talep etmişlerdir. Başvuranlar ayrıca, olayların yeniden nitelendirilmesini ve M.G.nin cinayetten yargılanmasını talep etmişlerdir. Başvuranlar son olarak, maruz kaldıkları zarar nedeniyle tazminat almak amacıyla hukuk davası açma hakkını saklı tuttuklarını ifade etmişlerdir.
36. Askeri Mahkemenin talebi üzerine, 17 Aralık 1999 tarihinde Celal Abbas Üstdağ’ın yattığı hastanede ifadesini alan askeri savcı, 9 Ağustos 2006 tarihinde Çameli Asliye Ceza Mahkemesi tarafından dinlenmiştir. Askeri savcı, sorgunun seyrini tam olarak hatırlamadığını ifade etmiştir. Askeri savcı, sorgudan önce, yaralı kişinin kendisine sorulacak sorulara yanıt verecek durumda olduğundan emin olmak amacıyla sistematik olarak doktorlardan izninin alınmasının olağan bir durum olduğunu belirtmiştir. Askeri savcı, bahse konu ifadenin altında imza olmasının, Celal Abbas Üstdağ’ın imza atacak durumda olduğunu gösterdiğini eklemiştir. Askeri savcı, belge üzerinde kendi imzasının olmamasının ise kuşkusuz basit bir unutkanlığından ileri geldiği iddiasında bulunmuştur.
37. 17 Aralık 1999 tarihinde nöbetçi olan yazı işleri müdürü 11 Eylül 2006 tarihli duruşma sırasında dinlenmiştir. Yazı işleri müdürü, mağdurun ifadesinin alındığını net olarak hatırlamadığını ifade etmiştir. Hastaları sorgulamak amacıyla yoğun bakım ünitesine girebilmek için her zaman doktorların onayı gerekmekteydi. Sorguya çekilen kişi imza atabilecek durumda olmadığında, bu durum, yazı işleri müdürü tarafından tutanakta belirtilmekteydi. Yazı işleri müdürüne göre, Celal Abbas Üstdağ ifadesini imzalayabilmiştir.
38. Başvuran Celal Üstdağ, oğlunun o gün savcı tarafından dinlenmediğini ileri sürerek bu ifadelere itiraz etmiştir. İlgili, olayın bir kaza olmadığını ifade etmiş ve kasten adam öldürme nedeniyle M.G.nin mahkumiyetini talep etmiştir.
39. Askeri Mahkeme 23 Kasım 2006 tarihinde verilen kararla, Celal Abbas Üstdağ’ın 17 Aralık 1999 tarihli ifadesinde herhangi bir usulsüzlük bulunmadığının uygun bir şekilde tespit edildiği ve imzasında grafoloji bilirkişi incelemesi yapılmasını talep etmeye gerek olmadığı kanaatine varmıştır. Askeri Mahkeme, tanık ifadelerinin, Celal Abbas Üstdağ ve M.G. arasında husumet bulunmadığı hususunda birbirleriyle örtüştüklerini tespit etmiştir. Askeri Mahkeme, sorgu dosyasında yer alan hiçbir unsurun, atışın kasıtlı yapıldığı iddiasını desteklemediği kanaatine varmıştır. Askeri Mahkeme, Celal Abbas Üstdağ’ın 16 Aralık 1999 tarihinde yaralanması ile 11 Ocak 2003 tarihinde hayatını kaybetmesi arasında herhangi bir nedensellik bağı bulunmadığı sonucuna varmıştır. Askeri Mahkeme ayrıca, Ceza Kanunu’nun 549. maddesinin 2. fıkrasında ihmalle yaralamaya sebebiyet verme ve talimatlara riayet etmeme suçu için öngörülen beş yıllık zaman aşımı süresinin 24 Temmuz 2006 tarihinde dolduğunu tespit etmiştir.
40. Başvuranlar 12 Ocak 2007 tarihinde bu karara karşı temyiz başvurusunda bulunmuşlardır.
41. Askeri Yargıtay 10 Temmuz 2007 tarihli kararla, ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır. Askeri Yargıtay, suç ile ölüm arasında açık ve kesin bir nedensellik bağı olmadığı sonucuna varmış ve 24 Temmuz 2001 tarihli mahkûmiyet kararından itibaren işlemeye başlayan beş yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu tespit etmiştir. 10 Temmuz 2007 tarihli karar, 25 Şubat 2008 tarihinde başvuranlara tebliğ edilmiştir.
E. Celal Abbas Üstdağ’ın hayatını kaybetmesinden önce tıbbi bakım alması amacıyla başvuranlar tarafından yapılan girişimler
42. Başvuranlar ve oğulları Celal Abbas Üstdağ hayatını kaybetmeden önce, tıbbi bakım almak amacıyla çok sayıda girişimde bulunmuşlardır.
43. 9 Ocak 2001 tarihinde Diyarbakır Askeri Mahkemesine gönderilen yazıda, Celal Abbas Üstdağ, askerliğinin bitmesine üç ay kala yani askerlik yaptığı sırada ciddi şekilde yaralanmış olmasına rağmen Devletin herhangi bir yardımından yararlanamadığından yakınmıştır. Celal Abbas Üstdağ, maruz kaldığı yaraların bir dizi komplikasyona neden olduğunu ifade etmiş ve durumunun aciliyetini ileri sürmüş; ayrıca görevlerini yaptıkları sırada bedensel zarara maruz kalan kişilere ödenen tazminatlardan yararlanma talebinde bulunmuştur.
44. 24 Nisan 2001 tarihinde Batman Jandarma Komutanlığına gönderilen yazıda, başvuran Celal Üstdağ, oğlunun kötü sağlık durumu nedeniyle yapılan bütün harcamaları bizzat üstlendiğini ifade etmiştir. Başvuran, tazminat ödenmesi veya aylık bağlanması istemiyle yapmış olduğu başvurusunun biran önce incelenmesini talep etmiştir.
45. Başvuranlar tarafından 12 Ocak 2007 tarihinde yapılan temyiz başvurusunda yer alan ifadelerden (yukarıda 40. paragraf), Savunma Bakanlığı tarafından belirtilmeyen bir tarihte kendilerine aylık bağlandığı anlaşılmaktadır. Dosyada bu bağlamda başka herhangi bir bilgi yer almamaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. ÖNCELİKLİ SORUN
46. Mahkeme, başvuran Celal Üstdağ’ın (Celal Abbas Üstdağ’ın babası) 3 Temmuz 2012 tarihinde hayatını kaybettiğini ve başvuran Hanım Üstdağ’ın, Mahkeme’ye davayı yalnızca kendi adına takip etme niyetinde olduğunu bildirdiğini gözlemlemektedir (yukarıda 2. paragraf).
47. Mahkeme bu nedenle, Sözleşme’nin 37. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, başvuran Celal Üstdağ bakımından başvuruyu kayıttan düşürmeye karar vermektedir.
II. SÖZLEŞME’NİN 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
48. Başvuran Hanım Üstdağ, yetkilileri, oğlunun zorunlu askerlik görevini ifa ettiği sırada ölümcül bir yaralanmaya maruz kalmasını önlememekle suçlamaktadır. Başvuran Hanım Üstdağ, Celal Abbas Üstdağ’ın Kürt olması nedeniyle kasten cinayete kurban gittiğini ileri sürmekte ve yetkililerin konuyla ilgili etkin bir soruşturma yürütmediklerinden yakınmaktadır. Başvuran son olarak, ihtilaf konusu yargılamanın süresinden yakınmakta ve bu durumun, olayların zamanaşımına uğramasına neden olduğunun altını çizmektedir.
49. Hükümet, bu iddialara karşı çıkmaktadır.
50. Mahkeme, söz konusu şikâyetlerin, Sözleşme’nin yalnızca 2. maddesi açısından incelenmesinin uygun olduğu kanaatine varmaktadır. İşbu maddenin somut olayla ilgili bölümleri aşağıdaki şekildedir:
“ 1. Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur. (...)”
A. Kabul edilebilirlik hakkında
51. Hükümet, herhangi bir kabul edilemezlik itirazında bulunmamaktadır.
52. Mahkeme, başvuran Hanım Üstdağ’ın, Sözleşme’nin 2. maddesi bağlamındaki şikâyetlerinin, Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını tespit etmekte ve başka hiçbir kabul edilemezlik engeli bulunmayan işbu şikâyetlerin kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
B. Esas hakkında
53. Başvuran Hanım Üstdağ, oğlunun askerliğe alındığı sırada sağlıklı olduğunu iddia ederek, Devletin, oğlunun yaşam hakkını korumaya yönelik pozitif yükümlülüğünü yerine getirmediğini ileri sürmektedir. Öte yandan, oğlunun hiyerarşik üstlerinin gözetme ve önleme yükümlülüklerini yerine getirmedikleri kanısındadır. Başvuran, oğlunun Kürt olması nedeniyle cinayete kurban gittiği görüşündedir.
54. Başvuran öte yandan, yetkilileri Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamındaki usuli yükümlülüklerini yerine getirmemekle suçlamaktadır. İlgili, bu bağlamda farklı iddialarda bulunmaktadır.
İlk olarak, somut olayda yürütülen ceza soruşturması, olayların seyrinde sorumluluğu bulunanların ve koşulların tespit edilmesine imkân vermemektedir. Bilhassa, başvuran Hanım Üstdağ, olay yerinde herhangi bir inceleme yapılmadığını ve Celal Abbas Üstdağ’ın olayın ertesi günü alınan ifadelerle ilgili olarak yapmış olduğu itirazlarının ardından herhangi bir soruşturma yürütülmediğini iddia etmektedir.
Başvuran, adli makamların, dosyada ayrıntılı tıbbi bilgiler yer almaması nedeniyle, oğlunun ölümü ve yaralar arasında, aleni olduğunu iddia ettiği, nedensellik bağını tespit edemediklerini; ancak söz konusu bilgilerin, oğlunun hayatını kaybetmeden önceki iki yıl boyunca defalarca yatırıldığı Sivas Devlet Hastanesinden alınabileceğini eklemektedir.
Başvuran Hanım Üstdağ son olarak, ceza yargılamasının zamanaşımıyla ve dolayısıyla cezasızlıkla sonuçlandığını belirtmektedir. Bu nedenle, başvuran, ceza sisteminin, somut olayda uygulandığı üzere, yaşam hakkını kanunla koruma gerekliliklerini karşılamaya imkân vermediği kanaatindedir.
55. Hükümet, Celal Abbas Üstdağ’ın ölümünde yetkililerin sorumluluğu bulunduğunu kabul etmemektedir. Hükümet, erlere güvenlik ve kazaların önlenmesi ile tüfeklerin kullanımına ilişkin talimatlar konusunda verilen eğitime rağmen, M.G.nin, başvuranın oğlunun şaka yapmak isterken yaraladığını ileri sürmektedir. Hükümet, askeri makamların, bu türden bir kazayı önlemek için gerekli tüm tedbirleri aldıkları; ancak insan davranışlarının kısmen öngörülemez olarak kaldığı kanaatindedir. Hükümet, Celal Abbas Üstdağ’ın hayatını kurtarmak için her şeyin yapıldığını eklemektedir.
56. Hükümet ayrıca, hiçbir unsurun, soruşturma sonunda yetkililerce benimsenen kaza iddiasını söz konusu etmeye imkân vermediği kanaatindedir. Hükümete göre, bağımsızlığı ve etkinliği itiraz konusu edilemeyecek titiz bir soruşturma yürütülmüştür. Hükümet, yetkili adli organların, Celal Abbas Üstdağ’ın ölümü ile M.G.nin neden olduğu yaralar arasında nedensellik bağı bulunmadığı sonucuna varmadan önce olay ve olguların yanı sıra olaya karışan bütün kişilerin sorumluluklarını inceledikleri kanısındadır. Hükümet, her halükarda zamanaşımı süresinin dolduğunu eklemektedir.
1. Sözleşme’nin 2. maddesinin esas yönü hakkında
57. Mahkeme, Sözleşme’nin 2. maddesiyle güvence altına alınan yaşamı korumaya yönelik pozitif yükümlülüğün, Devletleri yaşam hakkı ihlallerini etkili olarak önlenmesini amaçlayan yasal ve idari bir çerçeve oluşturmakla yükümlü kıldığını hatırlatmaktadır. Mahkeme, bu yükümlülüğün kuşkusuz zorunlu askerlik hizmeti alanında da geçerli olduğunun altını çizmektedir.
58. Mahkeme aynı zamanda, söz konusu çerçevenin, yalnızca askerlik ile ilgili bir takım faaliyet ve görevlerin niteliğinden dolayı değil, aynı zamanda bir Devlet, vatandaşlarını askere çağırdığında söz konusu olan insan unsuru nedeniyle, askerlik hizmetine bağlı oluşabilecek hayati risklere göre uyarlanmış bir düzenlemeye özel bir yer ayırması gerektiğini hatırlatmaktadır.
59. Mahkeme, böyle bir düzenlemenin, bir yandan erleri, askeri hayatın ayrılmaz parçası olan tehlikelere karşı etkin bir koruma sağlayamaya yönelik koruyucu tedbirler alınmasını ve diğer yandan, hiyerarşinin farklı basamaklarındaki sorumlular tarafından konuyla ilgili işlenebilecek hataları ve eksiklikleri tespit etmeye imkân veren uygun prosedürlerin uygulamaya konulmasını gerektirdiğini yeniden ifade etmektedir.
60. Mevcut davada, Mahkeme, dosyada yer alan hiçbir unsurun, M.G.nin, Celal Abbas Üstdağ’a kasten ateş ettiği iddiasını değerlendirmeye imkân vermediğini tespit etmektedir. Mahkeme, bazı eksikliklerin var olmasının, somut olayda yürütülen soruşturmanın ciddiyetine şüphesiz zarar verebileceğini kaydetmektedir (Mahkeme, Sözleşme’nin 2. maddesini usul yönünden inceleme aşamasında söz konusu eksikliklere yeniden değinecektir.) Mahkeme bunun yanı sıra, mevcut davanın koşullarında, söz konusu birtakım eksikliklerin ulusal makamlar tarafından kabul gören kaza iddiasını söz konusu edecek nitelikte olmadığı kanaatindedir. Esasen, bilhassa gerçekliği şüpheli olmayan Celal Abbas Üstdağ’ın ifadeleri ve birbiriyle örtüşen tanık ifadeleri göz önünde bulundurulduğunda, hiçbir unsur, başvuranın oğlunun hayatının bir başka bireyin eylemleriyle tehdit altında olduğunu varsaymaya imkân vermemektedir. Mahkeme dolayısıyla, Celal Abbas Üstdağ’ın, M.G.nin kasten ateşine kurban gittiği sonucunun spekülasyondan kaynaklandığı kanısındadır.
61. Bu tespitten sonra, Mahkeme, askeri yetkililerin bu kazayı önlemek için kendilerinden makul olarak beklenebilecek her şeyi yapıp yapmadıklarını araştırmalıdır. Bu bağlamda, hiçbir unsur, askeri idarenin, askeri hayata bağlı riskler karşısında erlerin etkili olarak korunmasını amaçlayan gerekli uygulama tedbirlerini almadıklarını göstermemektedir. Mahkeme elinde bulunan unsurlara atıfta bulunarak, erlere, silahları kullanmaya yönelik eğitim verilmediğini ya da Celal Abbas Üstdağ’ın yaralanmasına neden olan tüfeğin arızalı olduğunu tespit etmemektedir. Bunun yanı sıra, başvuran bu hususlarla ilgili olarak idari yargı organları önünde Devletin sorumluluğunu tespit etmeye çalışmamıştır. Dolayısıyla her şey, başvuranın oğlunun kötü sonuçlanan bir oyunun ardından, kazara atış neticesinde ağır şekilde yaralandığını düşündürmektedir.
62. Yukarıda belirtilen hususlar ışığında, Mahkeme, askeri makamları olayı önleyememiş olmakla suçlamanın, Sözleşme’nin 2. maddesinden doğan yükümlülükleri bakımından kendilerine aşırı bir yük yükleneceği anlamına geleceği kanaatindedir. Dolayısıyla, somut olayda, Sözleşme’nin 2. maddesi esas yönünden ihlal edilmemiştir.
2. Sözleşme’nin 2. maddesinin usul yönü hakkında
63. Mahkeme, Sözleşme’nin 2. maddesinin gerektirdiği yaşam hakkını koruma yükümlülüğünün, bir kişi şüpheli koşullarda hayatını kaybettiğinde konuyla ilgili etkin bir soruşturma yürütülmesini gerektirdiğini hatırlatmaktadır (Šilih/Slovenya [BD], No. 71463/01, § 157, 9 Nisan 2009).
64. Mahkeme aynı zamanda, soruşturmanın “etkin” olarak nitelendirilmesi için uygun, hızlı, bağımsız ve mağdurun ailesine erişilebilir olması gerektiğini de hatırlatmaktadır. Bu parametreler, kendi aralarında birbirlerine bağlıdırlar ve tek başına değerlendirildiklerinde kendi içerisinde bir sonuç teşkil etmemektedirler. Bu kriterlerle ilgili ayrıntılı bilgi için, Mahkeme, Mustafa Tunç ve Fecire Tunç ([BD], No. 24014/05, §§ 169-182, 14 Nisan 2015) ve Armani Da Silva/Birleşik Krallık ([BD], No. 5878/08, §§ 229-239, 30 Mart 2016) kararlarına atıfta bulunmaktadır.
65. Somut olayda, Mahkeme, Celal Abbas Üstdağ’ın yaralanmasına neden olan olayların 16 Aralık 1999 tarihinde yaşandığını tespit etmektedir. Derhal ceza soruşturması açılmıştır. Yürütülen ceza soruşturması sonunda, 27 Mart 2000 tarihinde, başvuranların oğlunu yaralayan er hakkında Diyarbakır Askeri Mahkemesinde ceza davası açılmıştır. Söz konusu dava, Askeri Yargıtay’ın 10 Temmuz 2007 tarihli kararıyla sona ermiştir. Dolayısıyla yargılamanın tamamı yaklaşık yedi yıl altı ay sürmüştür.
66. Mahkeme, yargılamanın, Askeri Mahkemenin ilk kararına kadar olağan bir hızla sürdüğünü tespit etmektedir. İlk kararın verildiği tarihten itibaren, Askeri Yargıtay ve Askeri Mahkeme önündeki yargılamalarda gecikmeler yaşanmıştır.
67. Karar safhasında yaşanan gecikmeler, M.G. hakkında açılan kamu davasının zamanaşımıyla sona ermesine neden olmuştur (yukarıda 41. paragraf).
68. Yukarıda sıralanan hususlar göz önüne alındığında, Mahkeme, söz konusu soruşturma ve kovuşturmaların gereken çabuklukta yürütülmedikleri kanaatine varmaktadır. Ancak Mahkeme, makamların ivedilikle yanıt vermesinin, yasallık ilkesine riayet edilerek toplumun güveninin korunması ve yasa dışı eylemlerle ilgili olarak her türlü suça iştirak edildiği ya da tolerans gösterildiği izleniminin oluşturulmaması amacıyla gerekli olarak değerlendirilebilineceğini hatırlatmaktadır (bk. mutatis mutandis, Mocanu ve diğerleri/Romanya [BD], No. 10865/09, 45886/07 ve 32431/08, § 323, AİHM 2014 (özetler), ve yukarıda anılan Armani Da Silva kararı, § 237).
69. Mahkeme, kamu davasının düşmesine neden olan yargılama süresinin, yetkililerin, sorumlulukları ivedilikle aydınlatma yükümlülükleriyle bağdaşmadığı sonucuna varmaktadır (Mehmet Yaman/Türkiye, No. 36812/07, § 71, 24 Şubat 2015).
70. Bu eksiklik, somut olayda yürütülen soruşturmanın bütünüyle “etkin” olmadığı sonucuna varmak için yeterlidir.
71. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 2. maddesi usul yönünden ihlal edilmiştir.
III. SÖZLEŞME’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİA EDİLEN DİĞER MADDELERİ HAKKINDA
72. Başvuran, çektiği manevi acı nedeniyle Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğinden yakınmaktadır. Başvuran, yetkililerin, maruz kalınan bedensel ve manevi zararlardan bütünüyle sorumlu olmalarına rağmen, tek oğlunun ve kendisinin, yaklaşık iki yıl boyunca, yetkililer tarafından yüzüstü bırakıldıklarını ileri sürmektedir. Başvuran, tekrar eden taleplerine rağmen, askeri yetkililerin herhangi bir sorumluluk üstlenmediklerinden ve kendisini dikkate almadıklarından yakınmaktadır.
73. Mahkeme, elinde bulunan unsurlarının tamamını göz önünde bulundurarak ve ifade edilen iddiaları değerlendirmekle yetkili olması nedeniyle, Sözleşme’yle güvence altına alınan hak ve özgürlüklerinin ihlal edilmediği kanaatine varmaktadır.
74. Bu nedenle Mahkeme, söz konusu şikâyetlerin kabul edilemez olduklarına karar vermektedir.
IV. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
75. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
76. Başvuran maddi zarar bağlamında 35.000 avro talep etmektedir.
77. Başvuran aynı zamanda, manevi tazminat olarak 70.000 avro ödenmesini talep etmektedir.
78. İlgili ayrıca, masraf ve giderler için 3.035 avro talep etmektedir. İlgilinin avukatı kanıtlayıcı belge olarak, bir çizelge (avukatlık ücret makbuzu ve diğer masraflar) ibraz etmektedir.
79. Hükümet, bu iddiaların tamamına itiraz etmekte ve Mahkeme’yi söz konusu iddiaları reddetmeye davet etmektedir.
80. Mahkeme, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında nedensellik bağı görmemekte ve bu talebi reddetmektedir. Buna karşılık, maruz kalınan manevi zarar nedeniyle başvurana 20.000 avro ödenmesinin uygun olduğu kanaatine varmaktadır.
81. Mahkeme’nin içtihadına göre, bir başvurana, masraf ve giderlerin doğruluğunu, gerekliliğini ve ödenen miktarların makul olduğunu ispatlamak kaydıyla bu masraflar iade edilebilmektedir. Somut olayda, Mahkeme, elinde bulunan belgeleri ve içtihadını göz önünde bulundurarak, masraf ve giderler için başvurana 2.000 avro ödenmesinin makul olduğu kanaatine varmaktadır.
82. Öte yandan, Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygulanmasının uygun olduğuna karar vermektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Hayatını kaybeden başvuran Celal Üstdağ bakımından, başvuruyu kayıttan düşürmeye;
2. Başvurunun, Sözleşme’nin 2. maddesi bağlamındaki şikâyetlerle ilgili kısmının kabul edilebilir; geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna;
3. Sözleşme’nin 2. maddesinin esas yönünden ihlal edilmediğine;
4. Sözleşme’nin 2. maddesinin usul yönünden ihlal edildiğine;
5.
a) Davalı Devlet tarafından başvurana, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki geçerli döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere:
i. Manevi tazminat olarak, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 20.000 (yirmi bin) avro ödenmesine;
ii. Masraf ve giderler için, başvuran tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 2.000 (iki bin) avro ödenmesine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten başlayarak, ödemenin yapıldığı tarihe kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
6. Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine karar vermiştir.
Fransızca olarak yazılan işbu karar Mahkeme İçtüzüğünün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince 13 Eylül 2016 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithJulia Laffranque
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy