AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
VARHAN / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 2433/12)
KARAR
STRAZBURG
25 Eylül 2018
İşbu karar kesinleşmiş olup; bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Varhan / Türkiye davasında,
Başkan,
Paul Lemmens,
Hâkimler,
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, Komite hâlinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
4 Eylül 2018 tarihinde yapılan kapalı müzakereler sonrasında,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Davanın temelinde, Ali Haydar Varhan (“başvuran”) adlı bir Türk vatandaşı tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesine uygun olarak, 22 Kasım 2011 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine Mahkeme’ye yapılmış olan başvuru (no. 2433/12) bulunmaktadır.
2. Başvuran, Adıyaman Barosuna kayıtlı Avukat V. Ocak tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranın ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin şikâyeti, 9 Eylül 2013 tarihinde Hükümete bildirilmiş ve başvurunun geriye kalan kısmının, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 54 § 3 maddesi uyarınca, kabul edilemez olduğu beyan edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran 1985 doğumlu olup, Adıyaman’da ikamet etmektedir.
5. Başvuran, 21 Mart 2007 tarihinde, Malatya’da düzenlenen Nevruz (Kürt Yeni Yılı) kutlamalarına katılmıştır.
6. Malatya Cumhuriyet Savcısı, belirtilmeyen bir tarihte, başvuranı ve diğer yirmi kişiyi, Terörle Mücadele Kanunu’nun (3713 sayılı Kanun) 7 (2) maddesi uyarınca, PKK lehine propaganda yapma suçundan hakkında bir iddianame düzenlemiştir. Cunhuriyet savcısı, başvuranın PKK’yı simgeleyen yeşil, sarı ve kırmızı renkli bir bayrak salladığını iddia etmiştir.
7. Malatya Ağır Ceza Mahkemesi, 6 Mart 2008 tarihinde, başvuran dâhil olmak üzere tüm sanıkların suçunu sabit bularak mahkûmiyetlerine karar vermiştir.
Mahkeme, dava dosyasındaki delillere dayanarak, sanıklardan biri olan N.K.’nın bir basın açıklaması yaptığının ve başvuran dâhil olmak üzere diğer sanığın, PKK ve lideri lehine sloganlar attığının sabit olduğu sonucuna varmıştır. Mahkeme, ayrıca, sanığın, PKK’nın sözde bayrağını salladığını kaydetmiştir. Başvurana 10 ay hapis cezası verilmiştir.
8. Yargıtay, 31 Mayıs 2011 tarihinde, 6 Mart 2008 tarihli kararı onamıştır.
9. 21 Aralık 2011 tarihinde, başvuranın hapis cezasının infazına başlanmıştır.
10. Malatya Ağır Ceza Mahkemesi, 12 Temmuz 2012 tarihinde, 5 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren ve 3713 sayılı Kanun’un bazı hükümlerini değiştiren 6352 sayılı Kanun uyarınca başvuranın serbest bırakılmasına karar vermiştir.
2. Malatya Ağır Ceza Mahkemesi, 12 Aralık 2012 tarihinde, 6352 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesi uyarınca, başvuranın hapis cezasının infazının ertelenmesine karar vermiştir. İnfazın ertelenmesi için verilen süre zarfında başvuranın terörle ilgili bir suç işlememesi şartıyla söz konusu ceza üç yıl ertelenmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
12. Somut tarihte yürürlükte olan ilgili iç hukuk, Belge / Türkiye (no. 50171/09, § 19, 6 Aralık 2016) davasında bulunabilir.
13. Özellikle, mevcut başvuruya konu olayların meydana geldiği zamanda yürürlükte olan 3713 sayılı Kanun’un 7 (2) maddesi aşağıdaki gibidir:
“Terör örgütünün propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır...”
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. HÜKÜMET’İN İTİRAZI
14. Hükümet, Mahkeme İçtüzüğü’nün 34 § 1 maddesi uyarınca, başvuranın görüşlerinin, Mahkeme’nin resmi dillerinden birinde sunulmadığını ve dava dosyasında başvurana Mahkeme önündeki yargılamalarda Türkçe’yi kullanma izninin verildiğine dair hiçbir belgenin yer almadığını iddia etmiştir. Hükümet, Mahkemenin başvuranın görüşlerini ve adil tazmin taleplerini dikkate almaması gerektiğini ileri sürmüştür..
15. Mahkeme, başvuranın, 2 Şubat 2017 tarihli yazıyla, Daire Başkanının, Mahkeme İçtüzüğü’nün 34 § 3 maddesi uyarınca, başvurana Mahkeme önündeki yazılı yargılamalarda Türkçeyi kullanmasına izin vermeye karar verdiği konusunda bilgilendirilmesine rağmen (bk. yukarıda 4. paragraf), Hükümetin, söz konusu zamanda dikkatsizlik sonucu bu karar hakkında bilgilendirilmediğini kaydetmektedir. Bununla beraber Mahkeme, önceden, davalı Hükümet tarafından yapılan benzer itirazları reddetmiştir (bk, Atılgan ve Diğerleri / Türkiye, no. 14495/11, 14531/11, 26274/11, 78923/11, 8408/12, 11848/12, 12078/12, 12103/12, 14745/12, 21910/12 ve 41087/12, § 12, 27 Ocak 2015 ve Şakir Kaçmaz / Türkiye, no. 8077/08, § 62, 10 Kasım 2015). Mevcut davada, Mahkeme, söz konusu sonuçtan farklı bir sonuca varmak için herhangi bir gerekçe görmemektedir. Dolayısıyla, Hükümetin bu konudaki iddiaları reddedilmelidir.
II. SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
16. Başvuran, Sözleşme’nin 10. maddesi uyarınca, 3713 sayılı Kanun’un 7 (2) maddesi kapsamında aleyhinde açılan ceza yargılamalarının ve daha sonra mahkûmiyetinin, ifade özgürlüğü hakkına ihlal teşkil ettiğinden şikâyetçi olmuştur.
Sözleşme’nin 10. maddesi aşağıdaki gibidir:
“1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin yayın, televizyon veya sinema işletmelerine lisans yükümlülüğü getirmesinin önüne geçmez.
2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”
17. Hükümet, başvuranın, Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi kapsamında mevcut iç hukuk yollarını tüketmediğini iddia etmiştir. Hükümet, Malatya Ağır Ceza Mahkemesinin, 12 Aralık 2012 tarihinde, 6352 sayılı Kanun’un geçici 1(1) maddesi uyarınca kararını gözden geçirdiğini ve başvuranın bireysel başvuru sisteminin yürürlüğe girdiği tarih olan 23 Eylül 2012 tarihinden sonra, Anayasa Mahkemesine başvurup bu mahkeme önünde Sözleşme ile ilgili şikâyetlerini dile getirmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
18. Başvuranın 10. madde kapsamındaki şikâyetin esasına ilişkin olarak, Hükümet, başvuranın ifade özgürlüğü hakkına yönelik müdahalenin, yasal bir dayanağı olduğunu ve ulusal güvenlik, toprak bütünlüğü, kamu güvenliği ile kamu düzeninin korunması ve suç işlenmesinin önlenmesi gibi meşru amaçları olduğunu ileri sürmüştür. Hükümet, başvuranın, Amerika Birleşik Devletleri, Birleşmiş Milletler ve NATO gibi birçok ülke ve örgüt tarafından bir terör örgütü olduğu kabul edilen PKK lehine propaganda yaptığını kaydetmiştir.
19. Mahkeme, ilk olarak, davalı Hükümet tarafından iç hukuk yollarının tüketilmesine kuralına ilişkin olarak yapılan benzer bir itirazı önceden incelediğini ve reddettiğini kaydetmektedir (bk. Öner ve Türk / Türkiye, no. 51962/12, §§ 14-18, 31 Mart 2015). Mahkeme, mevcut davada, söz konusu içtihattan ayrılmasını gerektirecek herhangi bir özel koşul görmemektedir. Bu yüzden Mahkeme, Hükümet’in itirazını reddetmiştir. Ek olarak, Mahkeme bu şikâyetin Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Mahkeme ayrıca, başvurunun bu kısmının kabul edilemez olduğuna ilişkin başka bir gerekçe de bulunmadığı kanısındadır. Dolayısıyla, şikâyetin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
20. Mevcut davanın esasına yönelik olarak, Mahkeme, başvuranın cezai mahkûmiyetinin, ifade özgürlüğüne yönelik bir “müdahale” oluşturduğu ve bu müdahalenin 3713 sayılı Kanun’un 7 (2) maddesine dayandırıldığı görüşündedir. Müdahalenin gerekliliğine ilişkin bulguları ışığında (bk. aşağıdaki 24. paragraf), Mahkeme, müdahalenin “kanuna uygunluğunun” incelenmesinin gerekli olmadığı kanaatindedir. Mahkeme, ayrıca, mevcut davada, ulusal makamların, ulusal güvenliği ve kamu düzenini koruma ve suçun önlenmesi meşru amaçlarını taşıdığının değerlendirilebileceğini kabul etmeye hazırdır (bk, Faruk Temel / Türkiye, no. 16853/05, § 52, 1 Şubat 2011).
21. Müdahalenin demokratik bir toplumda gerekliliğine ilişkin olarak Mahkeme, daha önce birkaç davada benzer şikâyetleri incelediğini ve Sözleşme’nin 10 ve 11. maddesinin ihlal edildiğine karar verdiğini not etmiştir (bk, örneğin, Savgın / Türkiye, no. 13304/03, §§ 39-48, 2 Şubat 2010; Gül ve Diğerleri/Türkiye, no. 4870/02, §§ 32-45, 8 Haziran 2010; Menteş/ Türkiye (no. 2), no. 33347/04, §§ 39-54, 25 Ocak 2011; Kılıç ve Eren/Türkiye, no. 43807/07, §§ 20-31, 29 Kasım 2011; Faruk Temel, yukarıda alıntılanan, §§ 58-64; Öner ve Türk / Türkiye, no. 51962/12, §§ 19-27, 31 Mart 2015; Gülcü / Türkiye, no. 17526, §§ 110-117, 19 Ocak 2016; Belge, yukarıda alıntılanan, §§ 24-38; Yigin / Türkiye [Komite], no. 36643/09§§ 22-24, 30 Ocak 2018; Zengin ve Çakır / Türkiye [Komite], no. 57069/09§§ 18-20, 13 Şubat 2018). Mahkeme somut davayı incelemiş ve bu davada Hükümet’in farklı bir sonuca ulaşmayı gerektirecek herhangi bir argüman öne sürmediği kanaatine varmıştır.
22. Mahkeme, bilhassa, başvuranın, PKK’yı simgeleyen bir bayrak salladığı ve sloganlar attığı gerekçesiyle 3713 sayılı Kanun’un 7 (2) maddesi uyarınca yargılanıp mahkûmiyetine karar verildiğini kaydetmektedir. Mahkeme, ilk derece mahkemesinin kararının, başvuranın PKK’yı destekleyici propaganda yapmakla suçlu bulunduğunun nedenlerine dair hiçbir bilgi içermediğini gözlemlemektedir. Aynı şekilde, karar, başvuran tarafından atılan belirli sloganların içeriğinin herhangi bir değerlendirmesini içermemektedir. Malatya Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın eylemlerinin şiddeti, silahlı direnişi ya da ayaklanmayı destekleyecek nitelikte ya da şiddeti teşvik edebilecek nitelikte olup olmadığı konusunda bir inceleme yapmaksızın, sanığın slogan atmak ve bayrak sallamak suretiyle PKK lehine propaganda yaptığına hükmetmiştir. Bunlar, dikkate alınması gereken önemli unsurlardır. Bunun yanı sıra, dava dosyasında, söz konusu Nevruz kutlamasının barışçıl bir halka açık toplantı olmadığına veya başvuranın herhangi bir şiddet eylemine katıldığına veya şiddeti teşvik etme niyetinde olduğuna dair herhangi bir belge bulunmamaktadır. Ancak, Malatya Ağır Ceza Mahkemesinin, yukarıdaki hususlarının hiçbirini dikkate aldığı görülmemektedir. Özetle, Mahkeme, ulusal mahkemelerin, başvuranın 3713 sayılı Kanun’un 7 (2) maddesi uyarınca cezai mahkûmiyetine yönelik olarak “ilgili ve yeterli” nedenler sağlamadığı kanaatindedir.
23. Son ve önemli olarak, Mahkeme, başvuranın bir kısmı infaz edilen 10 aylık hapis cezasının ağırlığına dikkat çekmiştir (bk. Karataş / Türkiye [BD], no. 23168/94, § 53, AİHM 1999‑IV).
24. Mahkeme, söz konusu müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olmadığı sonucuna varmıştır. Sonuç olarak, Sözleşme’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
25. Başvuran, 50.000 avro (EUR) manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Başvuran, ayrıca, 50.000 EUR maddi tazminat talebinde bulunmuştur. Son olarak, avukatlık ücreti için belirtilmemiş bir meblağ talebinde bulunmuştur.
26. Hükümet, söz konusu taleplere itiraz etmiştir.
27. Başvuranın Mahkeme’ye maddi tazminat bakımından taleplerini destekleyici hiçbir belge sunmaması ve avukatlık ücretlerine yönelik talep ettiği meblağı belirtmemesi dikkate alınarak, Mahkeme söz konusu talepleri reddetmektedir. Diğer yandan, hakkaniyet temelinde karar veren Mahkeme, başvurana manevi tazminat olarak 5.000 EUR ödenmesine karar vermiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
3. (a) Davalı Devlet tarafından, başvurana, üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 5.000 EUR (beş bin avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Başvuranın adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup; Mahkeme İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 25 Eylül 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıPaul Lemmens
Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy