Varnas – Litvanya - 42615/06 - Karar 9.7.2013 [II. Daire]
Olaylar – Üç yılı aşkın bir süre yargılama öncesi tutuklulukta tutulan başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurusunda, mahkûmlara bu tür ziyaretler için izin verilirken, kendisine, tekrarlanan taleplere rağmen, kendisinin eşi tarafından ziyaret edilmesinin reddedilmesinden şikâyet etmiştir.
Hukuk – 8. madde ile bağlantılı olarak 14. madde: Söz konusu zamanda, başvuran gibi geçici tutukluluk halindeki kişilere tanınan ziyaret süreleri (iki saat), hüküm giymiş kişilere tanınan ziyaret süresinden (dört saat) daha kısaydı. Bilhassa, mahkûmlar, her üç ayda bir özel ve ayrı bir yerde ve gözetim olmaksızın gerçekleşen ve süresi kırk sekiz saate kadar çıkabilen eş ziyaretleri dâhil olmak üzere uzun süreli ziyaretler kabul edebilmekteyken; geçici tutukluların hiçbir şekilde eş ziyareti kabul etme hakkı bulunmamaktaydı. Üstelik mahkûmlara tanınan ziyaretlerin sıklığı ve irtibat türü (kısa süreli veya eş), gerek mahkûmun gerekse içerisinde tutulduğu tesisin güvenlik seviyesine bağlı olarak değişiklik göstermekteydi. Buna karşın, geçici tutukluların ziyaret haklarına getirilen kısıtlamalar, tutukluluk nedenleri ve ilgili güvenlik gerekçelerine bakılmaksızın, genel anlamda geçerliydi. Bununla birlikte, Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi ve 1987 yılı Avrupa Cezaevi Kuralları[1] gibi uluslararası araçlar, masum olduğu farz edilmesi gereken bir kişi olarak geçici tutuklunun durumuna saygı gösterilmesi gerekliliğini vurgularken; 2006 yılı Avrupa Cezaevi Kuralları, aksi yönde belli bir neden olmadığı takdirde, yargılanmamış tutukluların, hükmü kesinleşmiş tutuklularla aynı şekilde ziyaret kabul etmesine ve ailesi ve diğer kişilerle iletişimde bulunmasına izin verilmesi gerektiğini öngörmektedir. Bu yaklaşım, Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesinin (CPT) Litvanya ziyaretine ilişkin raporuyla desteklenmiştir; söz konusu rapor, geçici tutuklunun ziyaret kabul etme hakkında getirilecek her tür kısıtlamanın, soruşturmanın gerekliliklerine veya güvenlik gerekçelerine dayandırılması, sınırlı bir süre için uygulanması ve mümkün olduğunca hafif olması gerektiğine kanaat getirmekteydi. Bu bakımdan, ziyaret haklarına yönelik kısıtlamalar konusunda Mahkeme daha önce, bir soruşturmanın meşru menfaatlerini koruma amacına, farklı tutukluluk sınıflarının oluşturulması veya kısıtlamaların münferit davaya uyarlanması gibi başka araçlarla da ulaşılabileceğine karar verme fırsatı bulmuştur.
Geçici tutuklular ile mahkûmlara yapılan muameleler arasındaki farklılığı haklı çıkarmak üzere yapılan açıklamanın akla uygunluğu ile ilgili olarak; somut davada, güvenlik açısından, ailenin suçla herhangi bir bağlantısı olduğu konusunda endişe duyulmamaktaydı. Başvuranın eşi, ne tanık ne de müşterek sanıktı ve suç faaliyetlerine karışmış olduğuna dair hiçbir gösterge yoktu. Buna göre, Mahkeme, eş ziyaretlerini engellemek için özel herhangi bir neden olduğuna ikna olmamıştır. Litvanya idarî makamları gibi Hükümet de, esasen, söz konusu kısıtlamaların başvuranın özel durumunda neden gerekli ve haklı olduğuna bakmaksızın, ilgili yasal hükümlere dayanmıştır. Son olarak, başvuran her ne kadar kısa süreli ziyaretler kabul etmiş ve dolayısıyla eşiyle irtibatını tamamen kaybetmemişse de; çift, yiyeceğin geçmesi için kullanılan 20 santimetrelik aralık dışında tel örgüyle ayrıldığından, bu ziyaretler sırasındaki fiziksel temasın bilhassa sınırlı olduğu görülmüştür. Bu sınırlı fiziksel temas, bir nöbetçinin devamlı gözetimi altında olmalarıyla daha da sınırlanmıştır. Başvuranın yargılama öncesi tutukluluğunun alışılmadık uzunluğu (iki yıl), aile yaşamını, tutukluluğun doğasında var olan kısıtlamalarla açıklanamayacak bir seviyeye indirmiştir. Tutukevi yetkililerinin, başvurana eş ziyareti kabul etme hakkı vermeyi reddetmesi ayrıca uygun tesislerin olmayışına da dayandırılmaktaydı. Bununla birlikte, bu nedenin Mahkemenin incelemesine karşı koyması mümkün değildi. Bu nedenle yetkililer, hüküm giymiş kişilere kıyasla, geçici tutukluluk halindeki kişilere yapılan muameledeki farklılığa ilişkin makul ve nesnel bir açıklama sunamamış ve dolayısıyla, ayrımcı bir şekilde hareket etmiştir.
Sonuç: ihlâl (oybirliğiyle).
41. madde: Manevî tazminat olarak 6.000 avro.
(Bk. ayrıca Laduna / Slovakya, no. 31827/02 , 13 Aralık 2011, Bilgi Notu 147)
[1] Avrupa Cezaevi Kuralları Konusunda 11 Ocak 2006 tarih ve Rec(2006) sayılı Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Tavsiye Kararı ile değiştirilen Avrupa Cezaevi Kuralları Konusunda 12 Şubat 1987 tarih ve R(87)3 sayılı Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Tavsiye Kararı.
Full & Egal Universal Law Academy