Olaylar – Başvuran hakkında, kanuna aykırı arazi ıslahı nedeniyle ceza yargılamaları başlatılmıştır. Birkaç sene sonra, 2006 tarihinde, temyiz mahkemesi, suçun takibatının 2002 yılında zaman aşımına uğradığı gerekçesiyle, yargılamaları durdurmuş ancak ilgili arazi ve binaların müsadere edilmesine karar vermiştir.
Hukuki değerlendirme – 7. Madde: Mahkeme, Sud Fondi davasında, başvuran şirketlerin beraat ettirilmelerine rağmen müsadere emrinin uygulanmasının; keyfi olduğuna, kanuni dayanaktan yoksun olduğuna ve Sözleşme’nin 7. maddesini ihlal ettiğine kanaat getirmiştir. Mevcut davada, başvuran aleyhindeki yargılamalar, kanuna aykırı arazi ıslahı suçu temelinde başlatılan kovuşturmanın zaman aşımına uğradığı gerekçesiyle durdurulmuştur; ancak kanuna aykırı imar planının kapsadığı arazi ve yapıların müsadere edilmesi şeklinde bir ceza uygulanmıştır. Mahkeme, yargılama neticesinde mahkûmiyetine karar verilmeyen bir sanığın cezalandırılmasının, ceza hukukunda yasallık ilkesini öngören Sözleşme’nin 7. maddesiyle nasıl bağdaşabildiği sorusunun belirsiz olduğunu değerlendirmiştir. Masum olduğu anlaşılan veya herhangi bir mahkeme kararında, suçundan dolayı cezai sorumluluğunun bulunduğuna hükmedilmeyen bir kişinin cezalandırılması, herhangi bir sistem açısından önem arz etmemektedir. Dolayısıyla, herhangi bir sorumluluk bulunmaksızın cezanın uygulanmasının yasaklanması, ceza hukukundaki yasallık ilkesinin sonuçlarından biridir ve aynı şekilde Sözleşme’nin 7. maddesine ilişkindir. Söz konusu ilke Mahkeme tarafından, Sözleşme’nin 6 § 2 maddesiyle bağlantılı olarak ortaya konmuştur.[1] Mahkeme, böyle bir durumun masumiyet karinesiyle bağdaşamayacağına karar vererek, 6 § 2 maddesinin ihlal edildiği kanaatine varmıştır. Sözleşme’nin 5 § 1 (a) maddesi ile 6 § 2 ve 7 § 1 maddeleri kıyaslandığında; Sözleşme doğrultusunda, kanun uyarınca bir suç oluştuğu (ceza veya disiplin tedbiri gerektiren) tespit edilmezse, “mahkûmiyetin” söz konusu olamayacağı ortaya çıkmaktadır. “Ceza” ve “yaptırım” terimleri ile “suçlu” kavramı; Sözleşme’nin 7. maddesinin yorumlanması kapsamında, suçun failinin tespit edilip cezalandırılabileceği anlayışı temel alındığındayerel mahkemelerin, herhangi bir cezai sorumluluk tespit etmeleri halinde, ilgili kişiyi cezalandırmalarını gerektirmiştir. Bu yönde bir tespitin mevcut olmaması halinde, ilgili ceza amaçtan yoksun olacaktır. Erişilebilir ve öngörülebilir olup, aynı zamanda mevcut davada olduğu gibi mahkûm edilmeyen bir kişinin cezalandırılmasına imkân sunan bir yasal dayanağın gerekli görülmesi, tutarsızlık teşkil edecektir. Mevcut davada, başvuranın suçunun kovuşturulmasının zaman aşımına uğramış olmasına ve başvuranın atılı suça ilişkin sorumluluğu hakkında herhangi bir mahkeme kararının verilmemiş olmasına rağmen, kendisine ceza verilmiş olması, bir suçun yalnızca hukuka göre belirlenebileceği ve cezanın yalnızca hukukta öngörülebileceği şeklinde ifade edilen ve Sözleşme’nin 7. maddesinde öngörüldüğü üzere yasallık ilkesinin ayrılmaz bir parçası olan ilke ile bağdaşmamaktadır. Dolayısıyla, mevcut davadaki ceza, Sözleşme’nin 7. maddesi uyarınca, kanunda öngörülmemiş olup, keyfidir.
Sonuç: ihlal (bire karşı altı oy).
Mahkeme ayrıca oybirliğiyle, Sözleşme’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
41. madde: Manevi tazminat olarak 10,000 avro (EUR) ödenmesine hükmedilmiştir. Maddi tazminata ilişkin soru saklı tutulmuştur.
(Bk. Sud Fondi srl ve Diğerleri/İtalya, 75909/01, 20 Ocak 2009, 115 sayılı Bilgi Notu)
[1] Geerings/Hollanda, 30810/03, 1 Mart 2007, 95 sayılı Bilgi Notu.
Full & Egal Universal Law Academy