Ivko / Rusya – 30575/08
15.12.2015 tarihli Karar [III. Bölüm]
Olaylar –Hepatit C ve tüberküloz hastası olan başvuran, 2007 yılının Ekim ayından 2013 yılının Mayıs ayına kadar uyuşturucu kaçakçılığıyla ilgili bir suçla bağlantılı olarak tutuklu kalmıştır. Başvuran, tahliyesinin ardından, 2013 yılının Temmuz ayında uyuşturucu kaçakçılığı suçlamaları kapsamında tekrar tutuklanmadan önce, tüberküloz hastalığı için tedavi gördüğü sivil bir hastanede iki ay kalmıştır. Başvuran 2014 yılının Ekim ayında tutukluyken hayatını kaybetmiştir. Başvuran, 2008 yılında Avrupa Mahkemesine yaptığı başvurusunda, özellikle tutukluyken yeterli tıbbi bakımdan faydalanamadığı konusunda şikâyette bulunmuştur (Sözleşme’nin 3. maddesi). Başvuranın hayatını kaybetmesinin ardından, partneriYusupova, başvuran adına davayı takip etmek istediği hususunda Mahkemeyi bilgilendirmiştir.
Hukuki Değerlendirme –Madde 34 (mağdur statüsü): Mahkeme önündeki deliller, başvuran ile Yusupova’nın “aile bağlarına” eşit bir şekilde yakın ilişkide olduklarını ikna edici bir biçimde ortaya koymuştur. Başvuranın durumuna ilişkin koşullar, Mahkemenin, asıl mağdurun ölümünün ardından Mahkeme önünde yürütülen yargılamaların ölen kişinin bir yakını tarafından devam ettirilmesine izin verdiği Koryak / Rusya (24677/10, 13 Kasım 2012) davasındaki koşullarla benze niteliktedir. Her iki davada, ağır bir şekilde hasta olan bir tutukluya sağlanan tıbbi yardımın niteliğiyle birlikte etkin iç hukuk yollarının varlığı hususuyla ilgilidir. Mahkeme bu nedenle, Yusupova’nın başvuran adına başvurunun takip edilmesinde meşru menfaati bulunduğunu ve Sözleşme ve Protokolleri ile güvence altına alınan insan haklarına saygının, davanın incelenmesine devam edilmesini gerekli kıldığını değerlendirmiştir.
Sonuç: Mahkeme, başvuranın 2007 Ekim ile 2009 Ekim tarihleri arasında aldığı tedaviyle ilgili olarak Hükümet tarafından herhangi bir belge gönderilmediği hususunu dikkate alarak, başvuranın, düzenli sağlık muayenesinden ve nüks tedavisinden yoksun bırakıldığı yönündeki iddialarını kabul etmiştir. Bu durum; yetkililerin, Hepatit C hastası olan ve tüberküloz geçmiş dikkate alındığında özel tıbbi yardıma ihtiyaç duyan başvurana karşı 3. madde kapsamındaki yükümlülüklerinin yerine getirilmesi konusunda şüphe uyandırmıştır.
Mahkeme, başvuranın 2012 yılının Ekim ayında LIU-15 sayılı kuruma kabulünün ardından burada aldığı tedavinin niteliğini daha yakından incelemiştir. Başvuran söz konusu kuruma geldikten sonra, bir takım temel klinik testlere ve muayenelere tabi tutulmuş ve ilaç rejimine başlanmıştır. Ancak, yetkililerin başvuranın tüberküloz hastası olduğunu ve oldukça uzun bir süre boyunca aktif tüberküloz enfeksiyonu olduğunu bilmelerine rağmen, 2013 yılının Şubat ayına, yani yakalanmasının ve bu kapsamda yetkililerin başvuranın sağlık sorunlarını tespit etme sorumluluklarının üzerinden beş yıldan fazla süre geçene kadar, ilaç duyarlılık testi uygulanmamıştır. Söz konusu test, daha önce tedavi edilen tüberküloz hastalarının ilaca dirençli tüberkülozdan muzdarip olmalarına yönelik yüksek riskli durumları dikkate alındığında, bu hastalarbakımından doğru teşhis ve tedavinin uygulanması için Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından belirlenen temel koşuldur. Söz konusu test, teşhisişlemlerinin etkili bir şekilde sonlandırılması ve başvuranın davasının standart tedavi kategorisine alınmasını sağlamakla birlikte, aynı zamanda testin sonuçları doğrultusunda uygun rejim düzenlemelerinin seçilmesi konusunda yol gösterirdi. Başvurana test uygulanması konusunda yaşanan erteleme, DSÖ’nün tavsiyelerine aykırı olup, başvuranın aldığı tedavinin temel iyileştirici etkilerden yoksun kalması riskini doğurmuştur.
Ayrıca, başvuranın hepatit C hastası olduğunu bilen yetkililer, kendisine uygulanan tedavi rejiminin, muzdarip olduğu karaciğer hastalığına uygun olup olmadığı hususunun değerlendirilmesi için herhangi bir girişimde bulunmamışlardır. İlk karaciğer fonksiyon testi, 2013 yılının Şubat ayında, diğer bir ifadeyle yeni kemoterapi rejiminin başlatılmasının ardından üç aydan daha uzun bir süre sonra ve yetkililerin başvuranın sağlık durumundan haberdar olmalarının üzerinden beş yıldan uzun bir süre geçtikten sonra uygulanmıştır. Başvurana 2013 yılının Ekim ayının sonunda karaciğer koruyucu ilaçlar verilmiştir. Yetkililerin bu isteksizliği, DSÖ’nün karaciğer fonksiyon testinin tüberküloz tedavisinin başlangıcında ve tedavi esnasında uygulanması ve ağır karaciğer hastalarına daha az hepatotoksik ilaçlar verilmesi yönündeki tavsiyelerine aykırılık teşkil etmiştir.
Mahkeme ayrıca, 2013 yılının Temmuz ayı itibariylehastanede kapsamlı ve karışık tedaviyi gerektiren ağır ve oldukça ileri seviyede tüberküloz hastalığı bulunan başvuranın belirtilen tarihte yakalanmasının ardından, üç ay boyunca tutuklu kaldığını ve bu süre boyunca gerekli tıbbi yardıma erişemediğini belirtmiştir. Mahkemeye göre, başvuranın söz konusu dönemde hayatını tehdit eden hastalıkla mücadele etmesini sağlayabilecek hayati öneme sahip tıbbi yardıma erişimden yoksun bırakılması kabul edilemez niteliktedir.
Dolayısıyla, başvuranın tutuklu bulunduğu sürenin büyük bir kısmında gördüğü tedavide ciddi eksiklikler bulunmaktadır. Sonuç olarak başvuran, insanlık onuruna zarar veren uzun süreli ruhsal ve fiziksel acıya maruz bırakılmıştır. Yetkililerin, başvurana ihtiyacı olan tıbbi bakımı sağlamaması, 3. madde anlamında insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele teşkil etmiştir.
Sonuç: ihlal (oy birliğiyle)
Mahkeme ayrıca, başvuranın tutukluluk süresince yetersiz tıbbi bakım sağlandığı yönündeki şikâyetlerinin ele alınması bakımından etkin bir iç hukuk yolu bulunmadığını dikkate alarak, Sözleşme’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine oy birliğiyle karar vermiştir.
Madde 41: Yusupova’ya ödenmek üzere 20.000 avro; maddi tazminat talebi reddedilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy