Bu çeviri Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Araştırma – İçtihat Biriminin () desteğiyle hazırlanmış ve Anayasa Mahkemesinin intranet sayfasında yayınlanmıştır. Bu belgenin tekrar yayınlanma izni sadece Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin HUDOC sayfasında yer alması amacına yöneliktir ().
This translation was made available with the support of the Turkish Constitutional Court Research and Case-law Department () and published on its intranet. The permission of reproducing this document has been granted for the sole purpose of its publication on the Court’s case-law database HUDOC ().
Cette traduction a été préparée avec le soutien de la Division de Recherche et de Jurisprudence de la Cour constitutionnelle turque () et publié sur son intranet. L’autorisation de reproduction de ce document est limitée à sa publication sur la page de jurisprudence HUDOC de la Cour européenne des droits de l’homme ().
ARAŞTIRMA VE İÇTİHAT BİRİMİ (ar-iç)
BİLGİ NOTU
AİHM KARARLARI
2014/49
VILNES VE DİĞERLERİ/NORVEÇ
(52806/09 ve 22703/10, 5/12/2013)
Karar metni
İlgili Maddeler
AİHS 8
Hak ve Özgürlükler
Özel ve aile hayatına saygı
Anahtar Kelimeler
Davanın Özü
Bireylerin endüstriyel faaliyetlerden kaynaklanan sağlık riskleri hakkında bilgilendirilmesi gereklidir.
KARARIN ÖZETİ
Olaylar ve Olgular
Başvurucular 1965-1990 yılları arasında petrol şirketinde petrol arama işinde Kuzey Denizinde derin deniz dalgıcı olarak çalışmışlardır. Bu dalma faaliyetleri ciddi sağlık problemlerine neden olmuştur. Başvurucuların çoğu hala akciğer kanseri, duyma azlığı, ensefalopati ve travma sonrası stres bozukluğu hastalıklarından muzdariptir. Başvurucular özellikle çalışma koşullarındaki ve güvenliğindeki eksikliklerin onların yaşamlarını ve sağlıklarını tehlikeye attığını iddia etmiştir. Özel bir şirkette çalışmış olsalar da Norveç Devletinin sorumlu olduğunu çünkü devletin güvenlik önlemlerinden muafiyet noktasında şirketlere geniş yetkiler verdiğini ve böylelikle şirketlerin işçi maliyetlerini azaltmak için daha düşük dekompresyon sürelerini kullanabildiğini ve iş müfettişleri tarafından yapılan denetimlerin yetersiz olduğunu belirtmişlerdir.
Başvurucular ayrıca dekompresyon tablolarının (Bu tablolara göre dalış çıkış uygulandığında vurgun tehlikesi azalmaktadır) 1990 yılına kadar standart bir hale getirilmediğini bu durumdan yararlanan şirketlerin işçilik giderlerini düşürebildiğini ve böylelikle diğer şirketler üzerinde rekabet avantajı sağladığını iddia etmiştir.
Başvurucuların hepsi dalış sırasında vurgun vakasıyla karşılaşmış olsa da başvurucu Bay Vilnes, Arctic Surveyor gemisinde 1977 yılındaki dalışında ciddi bir vurgun vakasıyla karşılaştığını ve bu olayın sonucu olarak beyninde ve omurgasında kalıcı zararlar oluştuğunu iddia etmiştir. Yine 1983 yılındaki bir dalışında vurgun sebebiyle kulağında çok ciddi bir ağrı meydana gelmiş ve bunun üzerine dalgıçlığı bırakmaya karar vermiştir.
Başvurucuların bir kısmı da test dalışlarından şikâyet etmiştir. Başvurucular, bu konuda yapılan bilimsel çalışmaların dalgıçların merkezi sinir sisteminde meydana gelen zarar ile dalma faaliyeti arasında bir bağlantı olduğunu gösterdiğini iddia etmiştir. Ayrıca Kasım 2002’de yayınlanan bağımsız bir araştırma raporu, Devletin Kuzey Denizinde dalgıçlık yapanların uğradığı zararlardan hukuki ve maddi olarak sorumlu olduğunu ve bu kişilere yönelik tazminat ödenmesi gerektiğini belirtmiştir. Hükümet hukuki açıdan sorumlu olduğunu kabul etmemiş olsa da dalgıçların mağduriyetlerini gidermenin ve onlar için özel bir tazmin programı hazırlamanın ahlaki ve siyasi bir görev olduğunu kabul etmiştir. Bunun üzerine başvuruculara malûllük aylığı bağlanmış ve iş kazası tazminatı ödenmiştir. Ancak başvurucular Şubat 2005’de ek tazminat talebinde bulunmuşlardır. Diğer başvurucuların davaları başvuruculardan ikisinin (bunlar Bay Vilnes ve Bay Muledal) açtığı davaların sonuçlanmasına kadar ertelenmiştir. 2007’de Oslo Şehir Mahkemesi Vilnes ve Muledal’ı haklı bulmuştur. Mahkemeye göre Devlet başvurucuların yaşamlarını korumak için kendisinden beklenecek tüm önlemleri almış olsa da Devleti başvurucuların sağlıklarına yönelik zararlardan sorumlu tutmanın makul ve adil olduğunu belirtmiştir. Bu karar hükümet tarafından ve Vilnes ile Muledal tarafından temyiz edilmiştir. Kasım 2008 de ve Şubat 2009 tarihinde Yargıtay ve Yüksek Mahkeme Vilnes’in 1977 ve 1983’te meydana gelen olaylarla ilgili şikâyetlerine ilişkin olarak iddia edilen eylemlerin devlete atfedilebilecek bir sorumluluk gerektirmediği gerekçesiyle reddetmiştir.
İddialar:
Başvurucular devletin dalgıçların sağlıklarını ve yaşamlarını koruma noktasında gerekli adımları atmadığını ve başvurucuları hem derin dalış hem test dalışları sırasında meydan gelebilecek risklere karşı yeterli bilgi sunma noktasında başarısız olduğunu iddia ederek Sözleşme’nin yaşama hakkını düzenleyen 2. maddesinin, işkence ve kötü muamele yasağını düzenleyen 3. maddesinin, özel ve aile hayatının korunmasını düzenleyen 8. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
Hükümetin Savunması:
Hükümetin savunması gerektiği ölçüde hukuki değerlendirme kısmında işlenmiştir.
Hukuki Değerlendirme:
Mahkeme, başvuruyu 8. madde açısından değerlendirmiştir.
8. madde yönünden
Başvurucuların hiçbiri devletin eylemi nedeniyle hayatlarını tehlikeye sokacak bir duruma düşmedikleri için Mahkeme başvuruyu 2. madde kapsamında incelememiştir. Mahkeme, test dalışlarına yönelik şikâyetlere ilişkin olarak yüksek mahkemenin kararına atıf yaparak onaylanan test dalışları hakkında yeterince bilgilendirildiklerini belirtmiştir. Ayrıca test dalışlarının niteliği gereği normal dalışlarla karşılaştırılamayacak düzeyde az bir risk içerdiğini belirterek 2. madde ve 8. maddenin ihlal edilmediğini söylemiştir. Mahkeme daha sonra Vilnes’in 1977’de ve 1983’de meydana gelen olaylara ilişkin şikayetini incelemiştir. Aşırı hızlı dekompresyon tablolarının kullanılması nedeniyle ciddi vurgun vakalarına maruz kalması şeklinde iddiası hariç tutulursa diğer iddialarının Norveç makamlarına atfedilebilcek bir durumun var olup olmadığını değerlendirmek açısından oldukça muğlâk iddialar olduğunu ve başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğu için reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir.
Mahkeme ayrıca başvurucuların ulusal mahkemelerde tazminata ilişkin iddialarını ileri sürebildiklerini vurgulamıştır. Ayrıca Norveç makamlarının ve şirketin başvurucuların hepsinin yararlandığı bir tazmin programı oluşturduğunu da belirtmiştir. Bu önemli adımların atılması dikkate alındığında Norveç makamları başvurucuların yaşamlarını ve sağlıklarını koruma noktasında önemli bir çaba harcamış, 2. ve 8. madde kapsamındaki yükümlülüklerini kısmen yerine getirmiştir.
Ancak mahkemeye göre başvurucuların sağlıklarının vurgun nedeniyle önemli ölçüde kötüleştiği bir gerçektir ve vurgun tehlikesi aşırı hızlı dekompresyon tablosu kullanılması nedeniyle daha muhtemel hale gelmektedir. Dekompresyon tablolarının petrol işleri müdürlüğünce 1990’da standart hale getirilmesini takiben oldukça az dalgıç vurgun vakasıyla karşılaşmıştır. Eğer Norveç makamları bu tablolara daha önce müdahale etseydi başvurucuların sağlığına ve güvenliğine yönelik oluşan bu risk muhtemelen gerçekleşmeyecekti.
Mahkeme bu noktada devletlerin bireylerin yaşamlarına ilişkin riskleri değerlendirebilmesini sağlayacak gerekli bilgileri temin etmek şeklinde bir yükümlülüklerinin olduğunu vurgulamıştır. Bu doğrultuda dekompresyon tablolarının başvurucuların maruz kaldıkları riski değerlendirmede önemli bir bilgi kaynağı olarak görülmesi gerektiğini belirtmiştir. Ne iş müfettişleri ne de petrol işleri müdürlüğü dalgıçlara dalma izni verilmeden önce onların güvenliklerini değerlendirilebileceği dekompresyon tablolarını söz konusu şirketlerden istemiştir. Böylelikle dalış şirketlerinin dekompresyon tablolarının gizli kalmasına izin verilmiş ve bu şirketler dekompresyon sürelerini ticari amaçlar için azaltmışlardır. Dalmanın uzun süreli etkileri noktasında bilimsel anlamda bir konsensüs olmasa da dekompresyon tablolarının dalma faaliyeti kapsamında meydana gelecek sağlık risklerinin değerlendirilmesinde gerekli olan bilgiyi içerdiği noktasında bir mutabakatın olduğu söylenebilir. Örneğin dalış sağlığı danışma komitesine yazılan mektupta, Petrol İşleri Müdürlüğü Kuzey Denizinde kullanılan en hızlı ve en yavaş dekompresyon tablosu arasındaki farka ilişkin endişelerini dile getirmiştir. Ancak yetkili makamlar bu farklılığın muhtemel etkileri noktasında başvurucuları bilgilendirmemiş sağlıklarına ve güvenliklerine ilişkin endişelerini onlarla paylaşmamıştır. Ayrıca yetkili makamların tüm petrol şirketlerinden dekompresyon tablolarını tam bir şeffaflıkla sunmalarını istemesine kadar uzun bir zaman geçmiştir. Yetkili makamların dalma faaliyetlerini denetleme ve dalgıçların güvenliğini sağlamadaki rolü dikkate alındığında daha özenli bir yaklaşımın sergilenmesi gerekirdi. Eğer yetkili makamlar hızlı dekompresyon tablosuna ilişkin gerekli bilgileri başvuruculara sağlasaydı başvurucular meydana gelecek riskleri değerlendirebilirdi ve başvurucular, söz konusu şirketin aşırı hızlı dekompresyon tablolarını başvurucuların sağlığını ve güvenliklerini dikkate almaksızın kendi ticari amaçları için kullanmasını daha kısa sürede engelleyebilirlerdi. Davalı devlet bunu yapmayarak sözleşmenin 8 maddesi kapsamındaki yükümlülüklerini tam anlamıyla yerine getirmemiştir. Dolayıyıyla Sözleşme’nin 8 maddesi ihlal edilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy