Olay ve Olgular – Başvuranlar, test dalışlarının da içinde bulunduğu, Kuzey Denizinde gerçekleştirilen dalış faaliyetlerinde yer alan eski dalgıçlardır. Başvuranlar, “öncü dönem” olarak bilinen 1965 ve 1990 yılları arasında, Norveç Kıta Sahanlığında sondaj yapan petrol şirketlerince kullanılan dalış şirketleri tarafından işe alınmışlardır. Mesleki faaliyetlerinin bir sonucu olarak, başvuranların sağlıkları zarar görmüş ve bu durum sakatlıklara neden olmuştur. Başvuranlar maluliyet maaşı ve yasal yükümlülüğü olmamasına rağmen (ex gratia) Devletten tazminat almışlardır. Bazı başvuranlar, dalgıçların kendileri için çalışıp çalışmamasına bakmaksızın tazminat ödeyen Statoil petrol şirketi gibi diğer kaynaklardan da tazminat almışlardır. Başvuranlar, ihmal bulunduğu ve uluslararası insan hakları enstrümanları ve mutlak sorumluluk uyarınca Norveç’in yükümlülüklerini ihlal ettiği gerekçesiyle, Devlet aleyhinde tazminat davası açmışlardır. Temyiz mahkemesi, Devlet ve iddia edilen zararlı faaliyet arasında yeterince yakın bir bağlantı bulunmaması sebebiyle, Devletin mutlak bir şekilde sorumlu tutulamayacağını tespit etmiştir. Ayrıca, etkili uygulama, denetleme ve teftiş mekanizmaları ile desteklenen ilgili güvenlik düzenlemelerinin benimsenmesini sağlamak amacıyla yetkililerce alınan tedbirler dikkate alındığında, Devletin, işverenlerin yükümlülüğüne dair kanun uyarınca sorumlu tutulamayacağı sonucuna varılmıştır. Temyiz mahkemesi ayrıca, dava koşullarının, diğerlerine ilaveten, Sözleşme’nin 2, 3, 8 veya 14. maddelerinin ihlal edildiğine işaret etmediğini tespit etmiştir.
Hukuki değerlendirme – Madde 8 (başvuranların, sağlıklarına ve yaşamlarına yönelik riskleri değerlendirmelerine olanak sağlayacak gerekli bilgileri aldıklarından emin olma yükümlüğü): Başvuranların sağlıklarının, diğer etkenlerin yanı sıra, dekompresyon hastalığı nedeniyle önemli ölçüde kötüleştiği yönünde kuvvetli bir ihtimal bulunmaktaydı. Bu durum, muhtemelen dekompresyon tablolarının çok hızlı olarak kullanımından kaynaklanmıştır. Standart hale getirilen tablolar, 1990 yılına kadar elde edilememiştir. Dekompresyon hastalığı, belirtilen tarihten itibaren son derece nadir olarak görülmüştür. Bu nedenle, en azından geçmişten edinilen tecrübeyle, yetkililer hızlı dekompresyon tablolarının kullanımına engel olmak amacıyla daha önceden müdahale etselerdi, başvuranların güvenlikleri ve sağlıklarına yönelik aşırı riskin en büyük sebebi olarak görülen faktörün daha erken ortadan kaldırılması mümkün olabilirdi.
Temel sorun, tabloların kullanımının insan sağlığı üzerindeki, potansiyel olarak ölümcül etkileri olan basınçta yaşanan ani değişimlerle ilgili değil, uzun vadeli etkileri ile ilgili olduğundan, konunun, Sözleşme’nin 8. maddesi uyarınca Devletin sahip olduğu pozitif yükümlülükler açısından ele alınması daha uygun görülmüştür. “Halkın bilgi edinme hakkı”, zaten somutlaştırılmış olan risklere ilişkin bilgiyle sınırlandırılmayıp, mesleki riskler alanı da dâhil olmak üzere alınması gereken önleyici tedbirleri de içermelidir.
Dekompresyon tabloları, sağlık risklerinin değerlendirilmesi amacıyla dalgıçlar için gerekli bilgi olarak görülebilir. Dolayısıyla, hızlı dekompresyon tablolarının kullanımına ilişkin uygulamalar dikkate alındığında, dalgıçların, sağlıkları açısından ortaya çıkabilecek riskleri değerlendirebilmek için gerekli bilgileri alıp almadıkları ve bu risklere yönelik olarak bilgilendirildikten sonra razı olup olmadıkları soruları ortaya çıkmıştır.
İş Denetimi Kurumu ve Petrol Müdürlüğü, dalış şirketlerine, bireysel dalış faaliyetlerini yerine getirmeleri için yetki vermeden önce, güvenliklerini değerlendirmek amacıyla dalış tabloları üretmelerini gerekli kılmamıştır. Anlaşıldığı kadarıyla, dalış şirketleri, yetkililerle karşılaştırıldığında (vis-à-vis) daha az sorumlulukla bırakılmış ve iş menfaatlerine hizmet eden rekabet avantajları sunan dekompresyon tablolarını seçmek için geniş bir serbestlikten faydalanmışlardır.
Neyin açıklanabilir bir risk olarak görülebileceğine ilişkin değerlendirme, o dönemdeki bilgi ve algılara dayandırılmalıdır. Basınçta gerçekleşen ani değişimlerin vücut üzerinde ciddi etkilerinin olabileceği bilinmekteydi. Ancak, dekompresyon hastalığı yokken, dalışın uzun vadeli ciddi etkilerinin olmadığına yaygın bir şekilde inanılmaktaydı. Konuya ilişkin bilimsel araştırma, oldukça çok yatırım gerektirmesinin yanı sıra, çok karışık ve zaman alıcıydı. Aynı zamanda, ağırlıklı görüş göre, dekompresyon tabloları, belirli bir dalış faaliyeti içinde yer alanların kişisel sağlıkları ile ilgili olarak ortaya çıkabilecek risklerin değerlendirilmesi açısından gerekli bilgileri içermekteydi. Petrol Müdürlüğü, mevcut birçok dalış tablosunu araştırmış ve en yavaş ile en hızlı tedirgin edici tablolar arasındaki farkları tespit etmiştir. Ancak, yetkililerin, şirketlerin tablolara yönelik olarak açık olmalarını gerekli kılması için uzun bir dönem geçmiş ve anlaşıldığı kadarıyla, şirketler, tablolar arasındaki farklara ilişkin endişeleri veya tabloların sağlık ve güvenliğe yönelik tehditleri ile ilgili olarak dalgıçları bilgilendirmemişlerdir.
Yetkililerin dalış operasyonlarını yetkilendirme ve dalgıçların güvenliğini korumaya yönelik rolü, belirsizlik ve söz konusu zamanda dekompresyon hastalığının uzun vadeli etkilerine ilişkin bilimsel bir görüş birliğinin bulunmayışı dikkate alındığında, çok ihtiyatlı bir yaklaşım gerekmiştir. Yetkililerin, şirketlerin dalış tabloları ile ilgili olarak tümüyle şeffaf olduklarından ve dalgıçların, tablolar arasındaki farklara ilişkin ve riskleri değerlendirmelerine ve bilgilendirildikten sonra razı olmalarına olanak sağlamak için gerekli olan, güvenlikleri ve sağlıklarına yönelik endişelere ilişkin bilgi aldıklarından emin olmak amacıyla önlem almaları uygun olurdu. Bu adımlar atılmadığından dolayı, davalı Devlet, başvuranların özel hayatlarına saygı gösterilmesi haklarının güvence altına alınmasına yönelik yükümlülüğünü yerine getirmemiştir.
Sonuç: ihlal (iki oya karşılık beş oy)
2. ve 8. maddeler (başvuranın diğer şikâyetleri): Başvuranların, sağlıklarının ve yaşamlarının tehlikeye atılmasının yetkililerce engellenemediğine ilişkin genel şikâyetleri ile ilgili olarak, Mahkeme, Norveçli yetkililerce devreye sokulan düzenleyici çerçevenin, duyarlı olarak dalgıçların güvenliğini korumayı amaçladığı ve kamu tarafından finanse edilen denetlemenin, sorumlu bir biçimde oluşturulduğu yönündeki Temyiz mahkemesi ve Yüksek mahkemenin değerlendirmeleriyle büyük oranda aynı fikirde olmuştur. Bütün başvuranlar, tazminat taleplerine ilişkin esasın ulusal mahkemelerce incelenmesi olanağına sahip olmuşlardır. Ayrıca, Norveçli yetkililer ve Statoil, özel tazminat planları oluşturmuştur. Dalgıçlar belirtilen planlar kapsamında, önemli miktarda tazminat için başvurma hakkı kazanmış ve yedi başvuran da tazminat almıştır. Norveçli yetkililer, birçok tedbire başvurarak, başvuranların sağlık ve güvenliklerinin korunmasını güvence altına almak için yoğun çaba göstermişlerdir. Bu nedenle, Sözleşme’nin 2. ve 8. maddeleri kapsamında yer alan yükümlülüklerini yerine getirmişlerdir.
Sonuç: ihlal yok (oy birliğiyle)
Mahkeme oybirliğiyle, 3. maddenin ihlal edilmediğine karar vermiştir.
41. madde: Her bir başvurana manevi tazminat olarak 8.000 avro ödenmesine ve maddi tazminat taleplerinin reddedilmesine karar verilmiştir.
(bk. ayrıca: Budayeva ve Diğerleri / Rusya, 15339/02 vd., 20 Mart 2008, 106 Bilgi Notu; Guerra ve Diğerleri / İtalya, 14967/89, 19 Şubat 1998; Kolyadenko ve Diğerleri / Rusya, 17423/05 vd., 28 Şubat 2012; McGinley ve Egan / Birleşik Krallık, 21825/93 ve 23414/94, 9 Haziran 1998; Öneryıldız / Türkiye [BD], 48939/99, 30 Kasım 2004, 69 Bilgi Notu; Roche / Birleşik Krallık [BD], 32555/96, 19 Ekim 2005, 79 Bilgi Notu)
Full & Egal Universal Law Academy