Vinci Construction ve GTM Génie Civil etnie Civil et Services / Fransa – 63629/10 ve 60567/10 - 2.4.2015 tarihli Karar [V. Bölüm]
Olaylar ve Olgular – Yüksek Mahkeme’de görev yapan özgürlükler ve tutuklama yargıcı 2007 yılının Ekim ayında Rekabet Politikası, Tüketici İşleri ve Sahtecilik Kontrol Genel Müdürlüğüne (DGCCRF) yasa dışı eylemlerine ilişkin soruşturma kapsamında başvuran şirketlerin de aralarında bulunduğu birtakım şirketlerin yerleşkelerinde denetim ve el koyma işlemleri gerçekleştirme yetkisi vermiştir.
Denetimler sırasında çok sayıda belge ve bilgisayar dosyasının yanı sıra başvuran şirketler tarafından istihdam edilen belirli kişilerin e-posta hesaplarının tüm içeriklerine el konmuştur.
Başvuran şirketlerin her biri denetimlerin durdurulması ve durdurulmadığı takdirde hukuka aykırı şekilde el konulan belgelerin iadesi istemiyle Yüksek Mahkeme’de görev yapan özgürlükler ve tutuklama yargıcına başvuruda bulunmuştur. Başvuran şirketler diğer savların yanı sıra, bilgisayarlara el konması işlemlerinin geniş çaplı ve gelişigüzel olduğunu ve el konulan pek çok belgenin soruşturmayla ilgili olmadığını veya avukat-müvekkil mesleki gizliliği kapsamında olduğunu ve her hâlükârda yeterince ayrıntılı bir envanter listesinin tutulmadığını iddia etmişlerdir. Başvuran şirketler ayrıca, el konulması öncesinde belgelerin içeriğini inceleyemediklerini ve dolayısıyla içeriğe itiraz edebilecek bir konumda olmadıklarını ileri sürmüşlerdir.
Özgürlükler ve tutuklama yargıcı başvuran şirketlerin taleplerinin tamamını reddetmiş ve Yargıtay başvuran şirketlerin temyiz başvurularını reddetmiştir.
Hukuksal Değerlendirme – Madde 8: Özellikle avukat-müvekkil gizliliği tarafından korunan elektronik mesajlardan oluşan elektronik verilerin aranması ve bu verilere el konulması Sözleşme’nin 8. maddesi tarafından korunan haklara yönelik bir müdahale anlamına gelmiştir. Başvuran şirketlerin meskenlerine ve yazışmalarına yapılan müdahale “yasaya uygun” olup, delillerin yanı sıra hem “ülkenin ekonomik refahı” hem de “düzenin korunması ve suç işlenmesinin önlenmesi” menfaatleri açısından hukuka aykırı anlaşmaların varlığına dair emareleri bulmayı hedeflemiştir.
Yapılan denetimler başvuran şirketlerin olası rekabet aleyhine uygulamaları hakkında delil aranmasını amaçlamış olduğundan, denetimlerin Sözleşme’nin 8. maddesinin amaçları doğrultusunda orantısız olacak nitelikte olmadığı görülmüştür. Ek olarak, yerel usul birtakım güvenceler sunmuştur.
Soruşturmacılar aramaları kısıtlamaya ve el koyma işlemlerini sadece soruşturmalarının konusuyla ilgili belgelerle sınırlı tutmaya gayret etmişlerdir. Ek olarak, dosyaların, uzantılarının, kökenlerinin ve dijital parmak izlerinin belirtildiği yeterince ayrıntılı bir envanter listesi hazırlanmış ve el konulan belgelerin birer nüshasıyla birlikte başvuran şirketlere teslim edilmiştir. Dolayısıyla el koyma işlemlerinin “büyük çaplı ve gelişigüzel” olarak tanımlanması mümkün olmamıştır.
Ancak, el koyma işlemleri başvuran şirketlerin belirli çalışanlarının kurumsal e-posta adreslerinin tamamı dâhil olmak üzere çok sayıda elektronik belgeye ilişkin olmuştur. Söz konusu belgelerin ve e-posta hesaplarının avukat-müvekkil gizliliği kapsamında birtakım dosya ve bilgiler içerdiği konusunda ihtilaf bulunmamıştır. DGCCRF, özgürlükler ve tutuklama yargıcına sunduğu savunmasında mesleki gizlilik kapsamındaki belgelerin iadesine herhangi bir itirazının bulunmadığını özellikle belirtmiştir.
Ayrıca, söz konusu işlemlerin gerçekleştirildiği sırada başvuran şirketler ne el konulan belgelerin içeriğini inceleme ne de belgelere el konulmasının uygunluğunu tartışma imkânı bulmuştur. Soruşturmayla ilgilisi bulunmayan ve özellikle avukat-müvekkil gizliliği kapsamındaki belgelere el konulmasını önleyememiş olan başvuran şirketlerin olay sonrasında (a posteriori), işlemlerin hukuka uygunluğuna ilişkin somut ve etkin bir inceleme yaptırma imkânı olması gerekirdi. Ticaret Kanunu’nun L.4504. maddesinde öngörülen bu türden bir temyizin, gerekli olduğu takdirde, ilgili belgelerin başvuran şirketlere iade edilmesini veya bilgisayar dosyalarının tamamen silindiğine yönelik bir taahhüdün verilmesini sağlaması gerekmekteydi.
Bu bakımdan, özellikle tanımlanan belgelerin soruşturmayla ilgili olmamasına veya avukat-müvekkil gizliliği kapsamında olmasına rağmen alındığı yönündeki makul iddiaları incelemek durumunda olan bir yargıcın, orantılılığa ilişkin belirli bir inceleme yaptıktan sonra belgelerin akıbeti hakkında hüküm vermesi ve uygun olduğu takdirde belgelerin iade edilmesine karar vermesi gerekirdi. Ancak, başvuran şirketlerin özgürlükler ve tutuklama yargıcına temyiz başvurusunda bulunma konusundaki kanuni hakkını kullanmış olmasına ve yargıcın soruşturmacılar tarafından alınan belgelerin bir avukatın yazışmalarını içerdiğinin farkında olmasına rağmen, yargıç şikâyet konusu el koyma işlemlerinin mevzuata uygunluğunu sadece şekli açıdan incelemiş ve yapması gerektiği halde, işlemlerin gerçekleştirildiği fiili koşulları incelememiştir.
Yukarıdaki hususların ışığında, başvuran şirketlerin yerleşkelerinde yapılan el koyma işlemleri davanın koşulları dâhilinde, izlenen hedefle orantısız olmuştur.
Sonuç: ihlal (oy birliğiyle).
Mahkeme ayrıca, oy birliğiyle, Ticaret Kanunu’nun L.4504 maddesinin 6. fıkrası uyarınca denetimlere ve el koyma işlemlerine izin veren kararların etkin bir yargısal incelemeye tabi tutulmaması dolayısıyla Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Madde 41: ihlal bulgusu yeterli manevi tazminat teşkil etmektedir; maddi tazminat talebi reddedilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy