Olaylar ve Olgular – İngiltere ve Galler’de, cinayet zorunlu müebbet hapis cezasını gerektirmektedir. Ceza Yargılaması Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden önce, Devlet Bakanı, müebbet hapis cezasına çarptırılan mahkumların erken salıverilmeye uygun hale gelmelerinden önce infaz etmeleri gereken en az ceza süresini belirleme yetkisine sahipti. Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra, bu yetki artık duruşma hakimi tarafından kullanılmaktadır. Önceki uygulama sırasında ceza süresini Devlet Bakanı’nın belirlediği mahkumlar, denetleme talebiyle Yüksek Mahkeme’ye başvurabilirler.
Üç başvuranın hepsi, cinayet suçundan suçlu bulunduktan sonra müebbet hapis cezasına çarptırılmışlardır. Bu, Devlet Bakanı’nın ölümcül hastalık veya medeni hakları kullanmaya ehliyetsizlik gibi istisnai durumlar nedeniyle salıverilmeleri için takdir yetkisini kullanmazsa işledikleri suçun hapishanede ömür boyu kalmalarını gerektirecek kadar ağır olduğu anlamına gelmektedir. Birinci başvuran Bay Vinter’ın davasında, 2003 tarihli Kanun uyarınca duruşma hakimi müebbet hapis cezasına hükmetmiştir ve Bay Vinter’ın daha önce cinayet suçundan suçlu bulunduğu gerekçesiyle Temyiz Mahkemesi bu kararı onamıştır. İkinci ve üçüncü başvuranların davalarında, müebbet hapis cezası kararlarını bir önceki uygulama sırasında Devlet Bakanı vermiştir, fakat daha sonra temyiz sürecinde onanan kararlarda 2003 tarihli Kanun uyarınca Yüksek Mahkeme yargısal olarak gözden geçirirken bu kararları doğrulamıştır. İkinci başvuran Bay Bamber’ın davasında, cinayetlerin önceden planlandığı ve birden çok kurban içerdiği belirtilmiştir. Ayrıca, cinsel doyum ile birlikte bu faktörler üçüncü başvuran Bay Moore’un davasında da mevcuttur.
AİHM’e yaptıkları başvuruda, başvuranlar müebbet hapis cezalarının tahmilinin cezalarının gerçekte Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlaline yol açacak şekilde azaltılamayacağı anlamına gelmesinden şikayet etmişlerdir.
17 Ocak 2012 tarihli bir kararda (Bkz, Bilgi Notu 148), Mahkeme’nin bir dairesi üçe dört oyla, başvuranların cezaları insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleye neden olmadığından Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine hükmetmiştir. Özellikle, başvuranlar tutukluluk hallerinin devamının yasal cezai hiçbir hedefi olmadığını kanıtlayamamışlardır. Ayrıca, daire, başvuranların müebbet hapis cezalarının bir müddet önce duruşma hakimi (Bay Vinter’ın davasında) tarafından verildiğine veya bir müddet önce Yüksek Mahkeme tarafından denetlendiğine (Bay Bamber veya Bay Moore) vurgu yapmıştır.
Hukuksal Değerlendirme – 3. Madde: Büyük Daire, söz konusu testin nadir ve eşsiz durumlarda uygulanabilir olmasına rağmen, dairenin, orantısız cezanın Sözleşme’nin 3. maddesini ihlal edeceği bulgusunu doğrulamıştır. Mevcut davada, başvuranlar aldıkları müebbet hapis cezalarının orantısız olduğunu ileri sürmemişlerdir. Fakat sadece dairenin hükmettiği gibi, tutukluluk hallerinin devamının yasal cezai herhangi bir dayanağı kalmadığında değil, ayrıca ceza hükmü verildiği andan itibaren, denetim için usuli koşulların yokluğunun kötü muamele teşkil ettiğini iddia etmişlerdir. Mahkeme, Taraf Ülkelerin bazı suçlar için verilen hapis cezalarının uygun uzunluğuna karar verirken takdir yetkisi kullanmaları ve özellikle ciddi suçlardan hüküm giyen yetişkin suçlulara müebbet hapis cezası vermekte özgür olmaları gerektiğini hatırlatmıştır. Fakat bir yetişkinin müebbet hapis cezasının azaltılabilmesi Sözleşme’nin 3. maddesi uyarınca mümkün olabilir. Mahkeme, herhangi bir davada verilen müebbet hapis cezasının azaltılabilir olup olmadığını belirlerken, hükümlünün serbest bırakılma olasılığı taşıyıp taşımadığını belirlemesi gerekmektedir. Ulusal hukukun ceza hafifletme, azaltma, sonlandırma veya hükümlünün şartlı tahliyesine ilişkin olarak müebbet hapis cezasını inceleyebildiği durumlar Sözleşme’nin 3. maddesine uygun olmaya yeterli görülebilir.
Müebbet hapis cezasının 3. maddeye uygun kalması için hem salıverilme olasılığı hem de denetim olanağının mevcut olması gerektiğine ilişkin birçok neden vardır. İlk olarak, bir mahkumun tutukluluk halinin devamı için yasal cezai bir dayanak olmazsa göz altında tutulamaması varsayımsaldır. Tutukluk halinin gerekçeleri arasındaki denge durağan değildir ve mahkumiyet sırasında değişebilir. Sadece mahkumiyetle ilgili uygun bir zamanda inceleme yaparak bu faktör ve değişiklikler gereğince değerlendirilebilir. İkinci olarak, hiçbir salıverme veya inceleme olasılığı olmaksızın hapsetme, mahkumun hapishanede ne yaparsa yapsın ve ne kadar sıra dışı bir iyileşme gösterirse göstersin suçunu hiçbir zaman telafi edememesi riskini taşımaktadır. Üçüncü olarak, Devletin bir insanı en azından bir gün tekrar serbest kalma şansı vermeden zorla özgürlüğünden yoksun bırakması insanlık onuruna aykırıdır. Ayrıca, Avrupa hukukunda ve uluslararası hukukta müebbet hapis cezası alanlar dahil bütün mahkumlara rehabilitasyon imkanı ve iyileşme gerçekleştiğinde serbest kalma olasılığı verilmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir.
Buna göre, yerel makamların mahkumun hayatındaki değişikliklerin önemli olup olmadığı ve bu iyileşmenin tutukluluk durumundayken gerçekleşip gerçekleşmediği konularında değerlendirme yapmalarına olanak tanıyan bir inceleme anlamında, tutukluluk halinin devamının artık yasal cezai bir temelinin kalmadığı konusuna ilişkin olarak, 3. madde müebbet hapis cezalarının hafifletilebilirliği konusunda yorumlanabilir. Söz konusu incelemenin hangi şekilde olacağı (idari veya yargısal) veya ne zaman gerçekleşeceği hakkında kararlar vermek Mahkeme’nin görevi olmamasına rağmen, önündeki karşılaştırmalı ve uluslararası hukuk kaynakları müebbet hapis cezasının verilmesinden sonra en fazla yirmi beş yıl içinde, daha sonra ise düzenli aralıklarla gerçekleştirilerek inceleme yapılmasını sağlayan özel bir mekanizmanın kurulması gerektiğini desteklemiştir. Müebbet hapis cezasının, söz konusu incelemenin gerçekleştirilmesini sağlamayan bir iç hukukun bulunduğu yerde, 3. maddenin standartlarına uyması beklenemez. Son olarak, zorunlu bir inceleme cezanın verilmesinden sonra beklenen bir olay olmasına rağmen, müebbet hapis cezası olan hükümlü beklemek ve cezasına ilişkin yasal koşulların 3. maddenin gerektirdiklerine uymadığı konusunda şikayetçi olabilmeden önce cezasının belirli olmayan bir kısmını infaz etmek zorundadır. Müebbet hapis cezası olan hükümlüler, cezalarının başlangıcında, salıverilmeleri için yapmaları gerekenleri,hangi koşullarda salıverileceklerini ve cezalarının ne zaman inceleneceği ve incelenmesinin talep edileceğini bilmelidirler.Sonuç olarak, iç hukukun müebbet hapis cezasının incelenmesi için gerekli mekanizma veya olanağı sağlamadığında, bu manada müebbet hapis cezası uygulandığında 3. maddenin uyuşmazlığı ortaya çıkmıştır.
Mahkeme önünde Hükümet, 2003 tarihli Kanun’un amacının müebbet hapis cezasına ilişkin karar oluşturma sürecini yürütme organından ayırmak olduğunu ve bunun daha önce İçişleri Bakanı’nın gerçekleştirdiği 25-yıl incelemesinin kaldırılmasının nedeni olduğunu ileri sürmüştür. Fakat Mahkeme, 25-yıl incelemesinin tamamen kaldırılmasından ziyade adli bir çerçevede uygulanmasının yasal amaçla daha tutarlı olacağı görüşündedir.
Ayrıca Mahkeme, İngiltere ve Galler’de müebbet hapis cezası olan hükümlülerin serbest bırakılma olanaklarına ilişkin yürürlükteki hukukun açık olmadığına hükmetmiştir. 1997 tarihli Kanun’un 30. paragrafının Adalet Bakanı’na müebbet hapis cezası alan hükümlüler dahil herhangi bir tutuklunun salıverilmesine karar verme yetkisi vermesine rağmen, ilgili Hapis Cezası Kararı mahkumun sadece ölümcül hastalık veya fiziksel olarak ehliyetsiz olduğu durumlarda salıverilebileceğine işaret etmiştir. Bunlar oldukça kısıtlayıcı durumlardır ve Mahkeme’ye göre, bu şekilde salıverme Kafkaris’deki “salıverilme olasılığı” ile kastedilen değildir.
Bu nedenle, 30. paragraf ve Hapis Cezası Kararı’nda belirtilen kapsamlı koşullar arasındaki tezat ışığında ve müebbet hapis cezaları için herhangi bir inceleme mekanizmanın olmadığı göz önüne alınarak, Mahkeme mevcut davada başvuranların müebbet hapis cezalarının 3. maddenin sağladığı şekilde azaltılabilir olarak görülebileceği konusunda ikna olmamıştır. Bu nedenle, üç başvuranın durumlarına ilişkin olarak söz konusu maddenin gerektirdikleri yerine getirilmemiştir.
Fakat Mahkeme, başvuranların davalarında herhangi bir ihlal bulgusunun yakında gerçekleşebilecek bir salıverilme olasılığı olarak anlaşılmaması gerektiğine vurgu yapmıştır. Örneğin, serbest bırakılıp bırakılmamaları devam eden tutukluluk hallerinin hala yasal cezai dayanağa sahip olup olmadığına ve salıverilmemelerinin tehlikeli olduğu durumlarda tutukluluk hallerinin devam edip etmemesine bağlıdır. Bu sorular mevcut davada söz konusu ve Mahkeme önünde tartışma konusu değillerdir.
Sonuç: ihlal (bir oya on altı oyla).
41. madde: İhlal bulgusu, birinci başvuranın maruz kaldığı manevi zararlar için yeterli adil tazmini sağlamıştır. Diğer başvuranlar tazminat talebinde bulunmamışlardır.
(Bkz. ayrıca Kafkaris/ Kıbrıs[BD], no. 21906/04, 12 Şubat 2008, Bilgi Notu 105; lorgov / Bulgaristan (no. 2), no. 36295/02, 2 Eylül 2010, Bilgi Notu 133; Schuchter/ İtalya(k.k.), no. 68476/10, 11 Ekim 2011, Bilgi Notu145;ve Harkins ve Edwards/ Birleşik Krallık, no. 9146/07 ve 32650/07, 17 Ocak 2012, Bilgi Notu 148).
Full & Egal Universal Law Academy