Karar 12.2.2013 [İkinci Daire]
Olaylar - Başvuran, Hit Gyülekezete (İman Cemaati) isimli dini tarikata bağlıdır. Başvuran 2000 yılında boşanmış ve 1994 doğumlu oğlu annesine verilmiştir. Başvurana oğluyla görüşme imkanı verilmiştir. Başvuran, velayet ya da görüşme haklarını genişleten bir emir verilmesi için iki kez başvurmuş ve bir sonuç elde edememiştir. İç hukuk mahkemeleri 2006 yılında, anneden velayeti geri almış ve çocuğu büyük abisinin yanına yerleştirmiştir. Mahkeme, psikolog bir bilirkişinin hazırladığı raporda belirtilen, başvuranı normal bir çocuk yetiştirmek için elverişsiz kılan dini fanatiklik tarafından şekillenmiş gerçek dışı eğitimsel fikirlere sahip olduğu yorumunu vurguladıktan sonra, velayeti başvurana vermeyi reddetmiştir. Sonuç olarak, 2008 yılında mahkeme, başvuranın haklarını, dini inançlarını çocuğuna benimsetmeye çalışarak kötüye kullandığı gerekçesiyle tümüyle kaldırmıştır.
Hukuki Değerlendirme - 8. madde ile birlikte 14. madde: Başvuranı, oğluyla ilgili görüşme haklarından mahrum bırakan karar, başvuranın aile hayatına saygı gösterilmesi hakkına müdahale oluşturmuştur. Başvuranın, oğlunun gelişimine katkıda bulunması için yeterliliğine karar verirken, iç hukuk mahkemeleri düşüncelerine, başvuranın dini inançları etkenini ve çocuk üzerindeki muhtemel etkilerini de –bunlar açıkça belirleyici olmuştur- eklemiştir. Bundan dolayı, başvuranın dini inançları, mevcut davanın sonucunu doğrudan etkilemiş ve başvuran ile diğer aileler arasında, benzer bir durumda, muamele farkı olmuştur. Amaçlanan hedef, yani çocuğun sağlığının ve haklarının korunması, meşrudur. Ancak, Sözleşme’nin 8. ve 9. maddelerinde yer verilen aile hayatına saygı gösterilmesi ve dini özgürlük hakları, 1 no’lu protokolün 2. Maddesinde yer verilen eğitimde ana ve babanın dini ve felsefi inançlarına saygı gösterilmesi hakkı ile birlikte, ebeveynlere çocuklarını yetiştirirken dini inançlarını anlatma ve tanıtma hakkını sağlamıştır. Bu, tehlikeli uygulamalara veya fiziksel ya da psikolojik zarara maruz bırakmadıkça, ısrarcı ve baskıcı bir biçimde olsa bile, aynı dini fikirlere veya dünya görüşüne sahip evli iki ebeveynin olduğu bir durumda itiraz edilmeyen bir hak olurdu. Mahkeme, çocuğunun velayetine sahip olmayan ayrılmış veya boşanmış bir ebeveynin durumunun farklı olması için bir sebep görememiştir. Mevcut davada, başvuranın dini inançlarının tehlikeli uygulamalar içerdiğini veya başvuranın, oğlunu fiziksel veya psikolojik zarara maruz bıraktığını gösteren bir delil bulunmamıştır. Babasının dini inançlarını çocuğa aktarma çabalarından dolayı çocuğun tecrübe etmiş olabileceği tedirginlik, rahatsızlık veya mahcubiyet dışında, fiili bir zarar riskini doğrulayan ikna edici bir delil sunulmamıştır. Bilirkişi, ne başvuranı muayene etmiş, ne de bir psikiyatrist tarafından muayene edilmesini önermiştir. Hükümet, başvuran ile oğlu arasındaki iletişimi tümden kesme gibi radikal bir tedbiri gerekçelendirebilecek istisnai bir durumun varlığını gösterememiştir. İç hukuk mahkemeleri, görüşmenin belirli bir süre için durdurulmasının veya Macaristan hukukunda bulunan daha hafif başka tedbirlerin (görüşme haklarının kontrol edilebilir koşullarda gerçekleştirilmesi gibi), çocuğun duygusal dengesini yeniden kazanmasına olanak sağlamaya yeterli olup olmayacağı sorusu üzerinde düşünmeden, başvuranın görüşme haklarına mutlak yasak uygulama kararı almıştır. Mahkeme’ye göre, yetkililer tarafından benimsenen yaklaşım, bu alanda gerekli olan ve Sözleşme’nin ruhunda esas olan orantılılık ilkesinin hiç önemsenmediğini göstermiştir. Sonuç olarak, başvurana, aile hayatına saygı gösterilmesi hakkının kullanımında dini inançları üzerinden ayrımcılık yapılmıştır.
Karar: ihlal (oy birliğiyle)
41. madde: manevi tazminat olarak 12.500 Avro
Full & Egal Universal Law Academy