© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2014. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Daha fazla bilgi için, bu belgenin sonunda bulunan yazarın telif hakkı ile ilgili kısmı okuyabilirsiniz.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2014. This translation was commissionned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court. For further information see the full copyright at the end of this document.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2014. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund). Elle ne lie pas la Cour. Pour plus de renseignements veuillez lire l’indication de copyright/droits d’auteur à la fin du présent document.
BÜYÜK DAİRE
VISTIŅŠ VE PEREPJOLKINS – LETONYA DAVASI
(Başvuru no. 71243/01)
KARAR
(Adil tazminat)
STRAZBURG
25 Mart 2014
Bu karar kesindir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
Vistiņš and Perepjolkins – Letonya davasında,
İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Büyük Dairesi, aşağıdaki yargıçlarla toplanmıştır:
Başkan: Dean Spielmann,
Üyeler: Nicolas Bratza,
Françoise Tulkens,
Nina Vajić,
Lech Garlicki,
Peer Lorenzen,
Karel Jungwiert,
Elisabeth Steiner,
Ján Šikuta,
András Sajó,
Nona Tsotsoria,
Işıl Karakaş,
Kristina Pardalos,
Angelika Nußberger,
Julia Laffranque,
Linos-Alexandre Sicilianos,
André Potocki,
ve Yazı İşleri Müdür Yardımcısı: Michael O’Boyle,
5 Mart 2014 tarihinde kapalı olarak müzakerede bulunarak,
aşağıdaki kararı kabul etmiştir:
USUL
1. Bu dava, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin (“Sözleşme”) 34. maddesine göre, iki Letonya vatandaşı olan Bay Jānis Vistiņš ve Bay Genādijs Perepjolkins (“başvurucular”) tarafından 5 Haziran 2001 tarihinde Letonya’ya karşı Mahkeme’ye yapılan bir başvurudan (no. 71243/01) kaynaklanmıştır.
2. Mahkeme (Büyük Daire), 25 Ekim 2012 tarihli bir kararla, davalı devletin, başvuruculara ait arsayı kamulaştırmakla ve başvuruculara ödenen tazminat orantısız bir biçimde düşük olduğundan, kendisine tanınan takdir marjını aştığına ve böylelikle mülkiyetin korunmasıyla genel yararın gerekleri arasındaki adil dengeyi bozduğuna karar vermiştir. Bu nedenle 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmiştir (bkz. Vistiņš ve Perepjolkins - Letonya [BD], no. 71243/01, §§ 130-131 ve ikinci hüküm fıkrası, 25 Ekim 2012).
3. Başvurucular, Sözleşme’nin 41. maddesi uyarınca, söz konusu arsanın kamulaştırıldığı dönemdeki kadastro değerinin tamamını ve arazinin kaybedilen kirası kadar olan gelir kaybının karşılanmasını talep etmişlerdir. Ayrıca Mahkeme önündeki yargılamayla bağlantılı olarak yaptıkları masrafların ödenmesini istemişlerdir.
4. Sözleşme’nin 41. maddesinin uygulanması karara hazır olmadığı için, Mahkeme adil tazmin konusundaki kararını saklı tutmuş ve Hükümet ile başvurucuları, esas hakkındaki kararın tebliğinden itibaren üç ay içerisinde, konuya ilişkin yazılı görüşlerini sunmaya, özellikle de bir anlaşmaya varılması halinde bunu Mahkeme’ye bildirmeye davet etmiştir (aynı karar § 140 ve dördüncü hüküm fıkrası).
5. Bir anlaşmaya varamayan başvurucular ve Hükümet görüşlerini iletmiştir. Hükümet daha sonra başvurucuların adil tazminat talepleri hakkında ek görüş sunmuştur.
OLAYLAR
A. Taşınmazın 1997’deki kadastro değerinin tespiti
6. Başvurucuların arazisinin kamulaştırıldığı dönemde, bir ilçe ya da şehir çevresinde taşınmaz kadastro değeri, 12 Haziran 1998’e kadar yürürlükte olan kent arazilerinin kıymet tespitine ilişkin 12 Nisan 1994 tarihli 94 No’lu düzenlemeye (Noteikumi “Par pilsētu zemes vērtēšanu”) göre belirlenmekteydi. Mevcut davaya uygun düştüğü ölçüde metnin önsözü aşağıdaki tanımları içermektedir:
“... Bir arsa parselinin kadastro değeri – yani bir parselin maddi olarak ifade edilen arsa ve ekonomik değeri.
...
Bir parselin emsal değeri [zemes paraugvērtība] – yani bir değer bölgesinde [vērtību zona] belirli bir amaçla kullanılacak olan bir arsanın bir metre karesinin azami değeri.
Bir parselin fiili emsal değeri [zemes faktiskā paraugvērtība] – yani bir değer bölgesinin belli bir kısmında [vērtību zona] belirli bir amaçla kullanılacak olan bir arsanın bir metre karesinin azami değeri.
...
Değer bölgesi – yani bir taşınmazın değerini gösteren bir dizi veriye sahip kentsel bölge.
...”
7. 5. madde, düzenlemenin kent arazilerinin rayiç değerinin belirlenmesinde uygulanabilir olmadığını belirmektedir. Kentsel araziler değer tespiti bakımından genel imar uygulama planlarına dayanan değer bölgelerine ayrılır. Başkent Riga, yedi ya da daha fazla bölgeye ayrılmıştır (7. madde). 8. maddeye göre, temel bölgelere ayırma kriterleri şunlardır:
“...
(1) [arsanın] şehir merkezine göre konumu;
(2) alt yapı ve sosyal hizmetlerin gelişim düzeyi;
(3) arazinin çekiciliği;
(4) ekolojik faktörler ve olumsuz faktörlerin sonuçları;
(5) yerel jeolojik koşullar.”
8. Düzenlemenin 24. maddesi, bir arsa parselinin emsal değerinin hesaplanması (paraugvērtība) için bir metodoloji oluşturmuştur. Riga gibi şehirlerde, emsal değerinin özel olarak hesaplanması gerekmemiştir; çünkü buradaki emsal değer düzenlemenin 2 no’lu ekindeki ölçeğe tekabül etmiştir. Fiili emsal değerini (faktiskā paraugvērtība) belirlemek için söz konusu bölgenin emsal değeriyle bitişik bölgeninki arasındaki farkı hesaplamak, bir sonraki bölgeden olan uzaklıkla çarpmak, sonra sonucu söz konusu bölgenin genişliğine bölmek ve son olarak da sabit ölçekte emsal değere tekabül eden miktarı eklemek gerekmiştir (25. madde). Fiili emsal değerinin, arazi üzerinde inşa edilen herhangi bir bina dikkate alınarak uyarlanması gerekir (Madde 26).
9. Kadastro değerine ulaşmak için, fiili emsal değerinin, arsa parselinin yüzey alanıyla çarpılması gerekir. Bundan sonra bazı olumlu ya da olumsuz faktörlerin hesaba katılması için çıkan sonuç %20’lik bir limit içerisinde uyarlamaya tabi tutulur (Madde 30 ve 34). Arazinin kadastro değerinin hesaplanması, Emlak Müdürlüğü’nün görevidir (State Land Authority) (Valsts Zemes dienests).
B. Yasal Faiz
10. Medeni Kanunun (Civillikums) ilgili hükümleri şöyledir:
1757. Madde
“Sözleşmenin faizin ödenmesini gerektirdiği durumlarda yüzde belirlenir. Aksi halde zımnen yasal faiz oranı kabul edilmiş sayılır (bkz. 2765. madde).”
1765. Madde
(1 Mart 2006’dan önceki düzenleme)
“Faiz oranı, senette ya da sözleşmede açıkça belirlenir. Aksi halde, yasal faizin ödenmesinin hukuken zorunlu kılındığı durumlarda olduğu gibi, oran yıllık yüzde altı olacaktır. Faiz yalnızca anaparanın kendisi üzerinden hesaplanabilir. Ancak faizin bir ya da daha fazla yıl bakımından tanınan süre içerisinde ödenmemesi halinde, alacaklının talebiyle, yasal faiz tahakkuk etmiş faiz üzerinden hesap edilir.”
1765. Madde
(23 Mayıs 2013 tarihli yasayla değiştirilmiş olan 1 Mart 2006’dan sonra yürürlüğe giren düzenleme)
“Faiz oranı, senette ya da sözleşmede açıkça belirlenir. Aksi halde, yasal faizin ödenmesinin hukuken zorunlu kılındığı durumlarda olduğu gibi, oran yıllık yüzde altı olacaktır.
Bir malın ya da hizmetin teslimi ya da satın alınmasının bedeli olan maddi bir borcun geç ödenmesi durumunda, faiz oranı, taban oranın üzerinde (1765. madde, üçüncü fıkra) yıllık yüzde sekizdir [16 Haziran 2013 öncesi “yüzde yedi”]; bir tüketicinin taraf olduğu sözleşme ilişkilerinde [taban oranı] yıllık yüzde altıdır.
Taban faiz oranı yüzde dörttür. Bahsi geçen oran, her yıl 1 Ocak ve 1 Temmuz’da, söz konusu yarıyılın ilk gününden önce Letonya Bankası’nın yeniden finansman için tespit ettiği en son orandaki artış ya da düşüşe tekabül eden yüzdeye göre değiştirilir. Her yıl 1 Ocak ve 1 Temmuz’dan sonra, Letonya Bankası gelecek yarı yılda geçerli olan faiz oranı hakkındaki bilgiyi derhal [Resmi Gazete’de] yayınlar.
Faiz yalnızca anaparanın kendisi üzerinden hesaplanabilir. Ancak faizin bir ya da daha fazla yıl bakımından tanınan süre içerisinde ödenmemesi halinde, alacaklının talebiyle, yasal faiz tahakkuk etmiş faiz üzerinden hesap edilir.”
1763. Madde
“Faizin yükselmesi şu durumlarda sona erer:
(1) hala ödenmemiş faiz miktarı, anaparanın miktarına ulaştığında; ...”
C. Enflasyon oranı
11. Letonya İstatistik Kurumu’nun (Centrālā Statistikas pārvalde), enflasyon oranı hesaplarına göre, 25 Kasım 1997 (kamulaştırmaya ilişkin yasanın yürürlüğe girdiği tarih; bkz. esas hakkındaki karar, §§ 23 ve 54) ile 25 Ekim 2012 (esas hakkındaki kararın tarihi) arasında enflasyon oranı % 94.3’tür.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
12. Sözleşme’nin 41. maddesi şunu öngörmektedir:
“Mahkeme, Sözleşme’nin veya Protokollerin ihlal edildiğini tespit ederse ve ilgili Sözleşmeci Devletin iç hukuku bu ihlali ancak kısmen giderme imkanı veriyorsa, Mahkeme, gerekli olması halinde zarara uğrayan tarafa adil bir tazminat verilmesine hükmeder.”
A. Maddi zarar
1. Tarafların görüşleri
(a) Başvurucular
13. Başvurucular, Mahkeme’nin esas hakkındaki kararında, arsanın iktisabının Letonya hukukunun koşullarına uygunluğunun ve kendilerinin bu arsa üzerindeki mülkiyetlerinin geçerliliğinin sorgulanmadığına dikkat çekerek söze başlamışlardır. Mahkeme, tam aksine başvurucuların mülkü iktisap etmelerine ilişkin iyi niyetlerine hiçbir zaman itiraz edilmediğini ve Letonya yetkililerinin arsayı başvurucuların adına kaydederek ve onlara kira ödeyerek başvurucuların mülkiyet hakkını resmi olarak kabul ettiğini açıkça gözlemlemiştir (bkz. esas hakkındaki karar, § 120). Dahası, başvurucuların hiçbir zaman mülkiyet haklarını hukuka aykırı şekilde kullandıkları ya da kamu menfaatlerine zarar verdikleri tespit edilmemiştir. Bu nedenle başvurucular, parsellerinin kamulaştırılması sonucunda uğradıkları zarar için hiçbir sorumluluk taşımamaktadır.
14. Başvurucular, Guiso-Gallisay – İtalya ((adil tazmin) [BD], no. 58858/00, § 105, 22 Aralık 2009) ve Medici ve Diğerleri - İtalya ((adil tazmin), no. 70508/01, § 13, 4 Aralık 2012) kararlarına dayanarak, tazminatın, iç hukukta verilen tazminat miktarı düşülüp, ardından enflasyonun etkilerini telafi edecek şekilde ve faizler eklenerek güncellenmiş olarak arsanın mülkiyetinin kaybedildiği dönemdeki tam değerine tekabül etmesi gerektiğini gözlemlemiştir. Bu doğrultuda, bir arsa parselinin kadastro değerinin, Emlak Müdürlüğü tarafından ve diğer şeylerin yanı sıra siyasi etkenlere göre belirlendiği biçimiyle, asıl olarak serbest ticaret mekanizması tarafından belirlenecek olan gerçek piyasa değerine denk gelmediğini vurgulamışlardır. Başvurucular, bir örnek göstererek, yetkili bir gayrimenkul danışmanı (evaluator) olan SIA I. adlı firma tarafından hazırlanan uzman raporunu göstermişlerdir. Bu rapor, 20 Aralık 2012 tarihinde mevcut davada söz konusu olan arsanın toplam kadastro değerini 723.118 Letonya Lati’si (LVL) olarak göstermişken, arazinin toplam piyasa değerini 7.609,000 LVL olarak göstermiştir. Dolayısıyla kadastro değeri, mülkün piyasa değerinin yaklaşık % 10’u kadardır. Başvurucular, Hükümetin gösterdiği uzman raporları bakımından ise (bkz. aşağıda 23-28. paragraflar), bu raporların güvenilir olmadığı ve uygulanan metodolojiyi açıkça belirtmediği yorumunu yapmışlardır.
15. Başvurucular buna ek olarak, yukarıda bahsi geçen değerlerden hiçbirinin, arsa üzerinde inşa edilen altyapıdan etkilenmediğini iddia etmişlerdir. Kamulaştırmanın yapıldığı sırada arsada bulunan tek altyapı, konteynırların istiflenmesi için yapılmış, değeri metre kareye 5.28 LVL olan “beton plakalar”dır.
16. Gerçekte, arsa bakımından, kamulaştırma sırasında mevcut olan tek değer, Emlak Müdürlüğü (Valsts Zemes dienests) tarafından belirlenmiş kadastro değeridir. Bu değer, gayrimenkul vergisinin hesaplanmasında, kiraların sabitlenmesinde ve irtifak hakkı temelinde arazinin kullanımı için tazminat belirlenmesinde kullanılmıştır. Mevcut davada Letonya Mahkemeleri, kadastro değerini başvuruculara olan kira borçlarının hesaplanmasında referans alınan değer olarak da kullanmıştır (bkz. esas hakkındaki karar, §§ 25-27) ve Mahkeme’nin de Sözleşme’nin 41. maddesine göre hükmedeceği tazminatı bu değeri temel alarak belirlemesi gerekmektedir.
17. Başvurucular, hak ettikleri tazminatın belirlenmesinde, kendileriyle benzer durumda olan başka kişilerin aldığı miktarın dikkate alınması gerektiği kanısındadır. 31 Temmuz 2002 tarihinde Riga şehrinin, Bayan D’den Kundziņsala’da, ikinci başvurucuya ait olan parsellere yakın olan, 10.590 metre karelik bir parseli satın aldığını göstermek için, bir satış anlaşması örneği ve tapu sicil kaydından parçalar göstermişlerdir. Bu arsanın alım sırasındaki kadastro değeri, 515.981 LVL’dir; taraflar arasındaki anlaşmada üzerinde anlaşılan fiyat 309.588,60 LVL, yani o dönemdeki kadastro değerinin % 60’ını temsil eden metre kare başına 29,23 LVL’dir.
18. Başvurucular, kamulaştırma sırasında, kendilerine ait olan arsaların kadastro değerinin, birinci başvurucu için 564.140 LVL (802,698.90 Euro (EUR)) ve ikinci başvurucu için 3.126.480 LVL (EUR 4.448.580,26) olduğunu belirtmişlerdir. Dolayısıyla bu miktarlar, esasen başvurucuların Mahkeme önünde talep ettikleri miktarlardır.
19. Başvurucular ayrıca, Mahkeme’nin içtihadına göre, enflasyonun etkilerini dengelemek için yapılacak bir uyarlamayla beraber, yasal faizin hükmedilen herhangi bir tazminata eklenmesi gerektiğini gözlemlemiştir (Letonya Medeni Kanunu’na göre yıllık % 6). Fakat başvurucular, bunun yerine, kira alamadıkları on beş yıl boyunca (1997 ve 2012 arası) uğradıkları gelir kaybının karşılanmasını talep etmişlerdir. Kira arsanın kadastro değerinin yıllık % 3’ünü temsil ettiğinden, bu temelde sırasıyla 253.863 LVL ya da 361.214,51 EUR (birinci başvurucu) ve 1.406.916 LVL ya da 2.001.861,12 EUR (ikinci başvurucu) talep etmişlerdir.
20. Dolayısıyla başvurucular toplamda 1.163.913,41 EUR (birinci başvurucu) ve 6.450.441,38 EUR (ikinci başvurucu) istemişlerdir.
(b) Hükümet
21. Hükümet, tazminat miktarının, mülkün mülkiyetin kaybedildiği sıradaki değerine karşılık gelmesi gerektiğini kabul etmiştir. Bununla beraber, söz konusu arsanın kadastro değeri, kira borçlarının hesabına dayanak olarak kullanılsa bile, Sözleşme’nin 41. maddesinin amaçları için kullanılmasının uygun olmadığını ve kullanılmaması gerektiğini ileri sürmüştür. Hükümet bu doğrultuda, 1997’deki kadastro değerinin, arazinin gerçek piyasa değerinden bütünüyle bağımsız olduğu açıklamasını yapmıştır. Gayrimenkul piyasası (bütün arazilerin devlete ait olduğu Sovyet dönemi boyunca böyle bir piyasa yoktur), bağımsızlıktan sonraki ilk birkaç yıl boyunca daha yeni gelişmeye başlamıştır. Dolayısıyla bu geçiş döneminde kent arazilerinin bölgelere ayrılması, arazinin emsal değeri ve ortaya çıkan kadastro değeri, teorik varsayımlara dayandırılmış ve ilgili şehirdeki nüfusun büyüklüğüne ve arsanın şehir merkezine yakınlığına bağlı olarak belirlenmiştir (bkz. yukarıda 6-9. paragraflar). Özerk Riga Limanı (Autonomous Port of Riga) başkentin merkezine görece yakın olduğu için, arazisi ikinci en yüksek değere sahip bölge olan “AB” bölgesine dahildir. Bu bölgede arsaların emsal değerleri, metre kareye 24.24 LVL’den 87.60 LVL’ye kadar değişmektedir.
22. Bahsi geçen kamulaştırmanın ardından, 1 Ocak 1998’de, “taşınmaz vergisi”ne dair yeni kanun yürürlüğe girmiştir. Önceki sistemden farklı olarak, bu kanun, gelecekte kadastro değerinin emlak piyasası verilerine dayanarak belirlenmesini öngörmüştür. Bu verilere dayalı yeni bölge ve yeni kadastro değerleri 2003 yılına değin yürürlüğe girmemiştir. Başvuruculara ait arsanın yeni kadastro değeri o dönemde metre kareye 3.90 LVL’dir ve 2007 yılına değin bu düzeyde kalmıştır.
23. Hükümet, yukarıda bahsedilen nedenle, başvurucuların uğradığı maddi zararın hesabında arsanın 1997’deki kadastro değerine başvurmanın uygun olmadığını; bunun yerine kamulaştırma tarihindeki piyasa değerinin kullanılması gerektiğini ileri sürmüştür. Fakat kamulaştırma sırasında, bu değer bilinmemektedir; o dönemde bunun hesaplanması anlamsız olacaktır, zira gayrimenkul piyasa işlemlerine tabi değildir. Hükümet, bu ihmali telafi etmek için, gayrimenkul danışmanı üç firma tarafından Ocak 2013’te hazırlanan dört uzman raporu sunmuştur. Bu raporlar, söz konusu arsanın 25 Kasım 1997’deki (ilgili kamulaştırma yasasının yürürlüğe girdiği tarih; bkz. esas hakkındaki karar, §§ 23 ve 54) piyasa değerinin geriye dönük hesabını içermektedir.
24. SIA B.K.G. adlı firmanın hazırladığı 22 Ocak 2013 tarihli ilk raporda kıymet takdiri şöyle sunulmuştur:
“Bizden, bir mülkün, Riga, Kundziņsala’da bulunan, 0100 096 0236 numarayla kayıtlı [Jānis Vistiņš’ten istimlak edilen] bir parselin, 25 Kasım 1997 itibarıyla piyasa değerini tespit etmemiz istenmiştir. Değer tespiti Letonya gayrimenkul değer tespiti standardına (Latvijas Īpašuma vērtēšanas standarti, LVS-401) ve kamulaştırma tarihinde yürürlükte olduğu haliyle kamu yararına gayrimenkul istimlakına ilişkin ... yasanın koşullarına göre yapılmıştır.
Yaptığımız hesap ve analizler, bizi 25 Kasım 1997 itibarıyla, [söz konusu] arsanın piyasa değerinin 338.484 lati olarak takdir edilebileceği sonucuna ulaştırmıştır.
‘Piyasa değeri’, bir mülkün istekli bir alıcı ile istekli bir satıcı arasında uygun bir pazarlık sonrasında ticari bir işlemle bir mülk sahibinden diğerine geçmesi karşılığında değer takdiriyle hesap edilen bir miktar paradır; üstelik taraflardan her birinin ... bilerek ve baskı olmaksızın hareket ettiği farz edilir. ...”
25. Aynı firma tarafından aynı tarihte hazırlanan ikinci rapor, ikinci başvurucudan (Bay Genādijs Perepjolkins) kamulaştırılan parsellere ilişkindir. Yürüttüğü muhakeme ilk raporunkiyle aynıdır. Bu belgeye göre, ikinci başvurucuya ait parsellerin toplam piyasa değeri, 25 Kasım 1997’de 1.250.593 LVL miktarındadır.
26. Üçüncü rapor, başka bir gayrimenkul danışmanı firma olan SIA V. tarafından 22 Ocak 2013’te hazırlanmıştır. Bu rapor da, LVS-401 standartlarına atıfta bulunup “piyasa değeri”nin aynı tanımını kullanarak şu rakamları vermiştir: birinci başvurucunun parseli için 338.500 LVL ve ikinci başvurucunun dört parselinin hepsi için 1.250.500 LVL. Fakat bu rapor bununla kalmamış, aynı zamanda yukarıda bahsi geçen bütün mülklerin “özel koşulları, yani kiraları tespit eden mahkeme kararlarını dikkate almaksızın” piyasa değerini de tespit etmiştir. Bu şekilde hesaplandığında, birinci başvurucudan kamulaştırılan arsanın değeri 100.700 LVL’ye ulaşmış ve ikinci başvurucunun dört arsa parselinin toplam değeri ise 281.300 LVL’ye ulaşmıştır.
27. Üçüncü bir firma olan SIA E tarafından hazırlanan dördüncü rapor, 2013 Ocak tarihini taşımaktadır. Yukarıda bahsedilen bütün diğer raporlar gibi, bu rapor da LVL-401 standartlarına ve “piyasa değeri”nin aynı tanımına atıfta bulunmuştur. Bu rapor şu rakamları vermiştir: Birinci başvurucunun arsa parseli için 338.000 LVL ve ikinci başvurucunun dört arsa parselinin hepsi için 1.250.000 LVL.
28. Hükümet ayrıca SIA E. isimli aynı firmanın 1999’da hazırladığı beşinci bir uzman raporunu da sunmuştur. Önceki dört rapordan farklı olarak bu rapor 25 Kasım 1997’deki piyasa değerini tespit etmemiş, fakat 12 Eylül 1999’da Özerk Riga Ticari Limanı çevresindeki bütün arazinin “ekonomik-temelli ortalama kadastro değeri”ni tespit etmiştir. Hükümet rapordaki biçilen bu değerin, arsanın şehir merkezine uzaklığını hesaba katmadığını (ve bu nedenle hatalı olduğunu), fakat bölgedeki diğer benzer limanlar ve onların cirosuyla bir mukayeseye dayandığını açıklamıştır. Bu rapora göre, bu muhit için, “ekonomik-temelli efektif ortalama kadastro değeri” metre kareye 18.79 LVL iken, “ekonomik-temelli ortalama kadastro değeri” metre kareye 6.62 LVL’dir.
29. Hükümet, Mahkeme’nin “Letonya yetkililerinin, başvuruculara kamulaştırılan mülklerin tam rayiç değerini ödememe ve 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin gereklerinin yerine getirilmesi bakımından çok daha düşük miktarların yeterli olabileceği kararının haklı” olduğu yönündeki tespitine atıfta bulunmuştur (bkz. esas hakkındaki karar, § 118). Ayrıca başvurucuların arsayı bağış yoluyla kazandıklarını, gelişimi için hiçbir yatırım yapmadıklarını, herhangi bir arazi vergisi ödemediklerini ve kamulaştırmadan sonra kira borçları için çok yüksek meblağlarda ödeme aldıklarını gözlemlemiştir (aynı karar, §§ 25-27). Üstelik başvurucular, Mahkeme yetersiz bulmuş olsa da, bir miktar tazminat almışlardır (aynı karar, §§ 22 ve 24). Hükümetin iddiasına göre, başvurucuların söz konusu arsadan vergi yükümlülerinin zararına elde ettiği doğrudan ve dolaylı kar (kira borçları, ödenmemiş vergiler ve daha önce ödenmiş tazminata tekabül eden miktar), birinci başvurucu bakımından 72.475,26 LVL’ye ve ikinci başvurucu bakımından 455.320,71 LVL’ye ulaşmıştır. Davalı devletin kamulaştırma sırasındaki genel ekonomik durumu dikkate alındığında (örneğin 1993 ve 1996 arasında, ortalama aylık brüt ücret sadece 142 EUR’dur), bu rakamlar muazzamdır. Hükümet, Mahkeme’den bunu dikkate almasını ve başvuruculara borçlanılan miktarı büyük ölçüde azaltmasını istemiştir.
30. Yukarıda değinilen hususların ışığında, Hükümet, Mahkeme’nin başvurucuların arsalarının kamulaştırılmasından ötürü uğradıkları zarar bakımından, birinci başvurucu için 27.607 LVL (39.281 EUR) ve ikinci başvurucu için 80.522 LVL (114.572 EUR) tazminata hükmetmesi gerektiği görüşündedir. Hükümet, bu rakamlara nasıl ulaştığını veya bu rakamların hesabında hangi formülasyonun kullanılmış olduğunu açıklamamıştır; bununla beraber, tahminlerin dayandığı piyasa fiyatının % 5 değerindeki gelir artış oranını dikkate aldığını vurgulamıştır.
31. Hükümet son olarak, Mahkeme’nin içtihadı ışığında, başvurucuların ek olarak gelir kaybı için talepte bulunabilmelerinin yasal bir dayanağının bulunmadığını ileri sürmüştür. Bu doğrultuda, Mahkeme tarafından yukarıda geçen Guiso-Gallisay kararında benimsenen çözümün mevcut davada uygulanabilir olmadığını; zira yasallık ilkesiyle bağdaşmayan inşai bir kamulaştırmanın değil, hukuka uygun bir kamulaştırmanın söz konusu olduğunu belirtmiştir.
2. Mahkeme’nin değerlendirmesi
32. Mahkeme, ilk olarak esas hakkındaki kararın 118. paragrafında şöyle denildiğini gözlemler:
“Mahkeme, Letonya yetkililerinin, başvuruculara kamulaştırılan mülklerin tam piyasa değerini ödememe ve 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin gereklerinin yerine getirilmesi için çok daha düşük miktarların yeterli olabileceğine karar verirken üç nedenle haklı olduğunu düşünmektedir: İlk olarak, özellikle de Limanlar Yasası’nın devlet ve yerel makamların yararına getirdiği münhasır alım hakkından dolayı ... arsanın gerçek piyasa değeri nesnel olarak belirlenemeyeceği için; ikinci olarak, söz konusu arsa, liman yararına yasal bir irtifak hakkına tabi olduğu için...; ve son olarak da, başvurucular arazilerinin gelişimine yatırım yapmadıkları ve hiçbir arazi vergisi ödemediklerinden, daha sonra Riga Kent Konseyi tarafından kendilerine karşı başlatılan yeniden vergi matrahı belirleme usulü başarısız olduğu için.”
33. Mahkeme ayrıca, başvurucuların kamulaştırmanın ardından söz konusu arsa için kira gelirlerini toplayamamalarından ötürü uğradıklarını iddia ettikleri kaybı talep ettiklerini kaydeder. Mahkeme, ihlal tespit ettiği bir kararın, davalı devlet üzerinde, ihlale son verme ve ihlal öncesindeki durumu mümkün olduğunca yeniden sağlayacak şekilde ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırma yükümlülüğü doğurduğunu tekrarlar (bkz. Iatridis - Yunanistan (adil tazmin) [BD], no. 31107/96, § 32, ECHR 2000‑XI). Diğer bir deyişle, maddi zarar için sağlanan giderim, söz konusu ihlal meydana gelmeseydi var olması muhtemel duruma mümkün olan en yakın durumu yaratmalıdır. Mahkeme’nin daha önce bu doğrultuda verdiği kararlardaki gibi, hukuka uygun kamulaştırmayı, yasallık ilkesiyle bağdaşmayan inşai kamulaştırmayla eşitlemek mümkün değildir (bkz. Guiso-Gallisay, yukarıda adı geçen, § 95). Mahkeme mevcut davada aşağıdaki tespitiyle söz konusu kamulaştırmanın yasallığı sorusunu açık bırakmıştır (bkz. esas hakkındaki karar, § 105):
“Mahkeme yine de, özellikle başvuruculara uygulanan derogasyon ve ona bağlı –ya da bağlı olmayan- usule ilişkin koruyucular dikkate alındığında, söz konusu kamulaştırmanın ‘hukukun öngördüğü koşullara tabi olarak’ gerçekleştirildiği hususunda şüphelidir ... Ne var ki söz konusu kamulaştırma, 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesini başka nedenlerle ihlal ettiği için, Mahkeme bu soruyu yanıtlamayı gerekli bulmamaktadır ...”
34. Her halükarda, Mahkeme esas hakkındaki kararında bu kamulaştırmanın yasallık ilkesiyle bağdaşmadığından hiçbir şekilde bahsetmemiştir; zira ihlal tespiti yalnızca arsanın resmi kadastro değeri ve başvuruculara verilen tazminat arasındaki orantının haksızlığına dayandırılmıştır (aynı karar §§ 119 ve 130). Bu şartlarda, “söz konusu ihlal meydana gelmeseydi var olması muhtemel duruma mümkün olan en yakın durum”, kamulaştırma sırasında verilmesi gereken uygun tazminatın ödenmesiyle sınırlıdır. Buna karşın, başvurucuların kamulaştırma sonrasındaki döneme ilişkin olarak herhangi bir gelir kaybı (lucrum cessans) iddiasında bulunabilmelerinin ise hiçbir dayanağı yoktur. Dolayısıyla iddialarının bu kısmının reddedilmesi gerekir.
35. Şimdi Mahkeme, uğranılan maddi zarar (damnum emergens) temelinde başvuruculara verilmesi gereken tazminat miktarını belirlemelidir Bu doğrultuda, Guiso-Gallisay kararında (yukarıda adı geçen, §§ 104-105) oluşturulan kriterler mevcut davaya aktarılamaz; çünkü bu kriterler bizatihi hukuka aykırı olan kamulaştırmalara uygulanır. Mahkeme, mevcut davada tespit edilen ihlalin kökeninin, arsanın alınmasının kendisine içkin hukuka aykırılığı değil, resmi kadastro değeri ve başvuruculara verilen tazminat arasındaki aşırı orantısızlık olduğunu tekrar eder.
36. Bu koşullarda Mahkeme, mevcut davada belirlenecek tazminatın, söz konusu müdahalenin tamamen ortadan kaldırılması düşüncesini ya da söz konusu mülkün tam değerini yansıtmak zorunda olmadığını tespit eder. Mahkeme, uygun tazminatın miktarının belirlenmesinde 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesine ilişkin içtihadında ortaya koyulan ve mülkün değerine uygun makul bir miktar ödenmeksizin alınmasının bu madde uyarınca haklı sayılamayacak orantısız bir müdahale oluşturduğu düşüncesine dayanan kriterleri dikkate almalıdır. Bu nedenle Mahkeme, mümkün olduğu kadarıyla parsellerin değerine “makul ölçüde uygun” miktarı, başka bir deyişle davalı devletin başvuruculara gerekene uygun bir tazminat ödemesi halinde, 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesine göre kabul edilebilir bulunacak miktarı saptamayı uygun bulur. Mahkeme bu amaçla, tazminat miktarını, arsanın başvurucuların mülkiyetlerini kaybettikleri sıradaki değerine göre hesaplayarak, söz konusu kamulaştırmanın sonuçlarına ilişkin genel bir değerlendirme yapmalıdır (bkz. esas hakkındaki karar, § 111). Son olarak Mahkeme, esas hakkındaki kararın 118. paragrafındaki tespitleri dikkate alırken, mevcut davanın özel koşullarını akılda tutarak, ilgili miktarların hesaplanmasında hakkaniyete uygunluğa başvurmalıdır (ayrıntılardaki farklılıklarla beraber bkz. Former King of Greece ve Diğerleri v. Yunanistan [BD] (adil tazmin), no. 25701/94, §§ 78-79, 28 Kasım 2002).
37. Mahkeme, kamulaştırılmalarından evvel arsa parsellerinin üç müteakip kıymet takdirine tabi tutulduklarını gözlemler: 1994’te, 1996’da ve 1997’de. Arsanın bağış yoluyla kazanıldığı sırada yapılan ilk kıymet takdirine, kamulaştırma ve tazminata ilişkin yargılama sırasında hiç başvurulmamıştır. Üçüncüsü ise, Mahkeme’nin 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin amaçları bakımından yetersiz bulduğu değerler üretmiştir (bkz. esas hakkındaki karar, §§ 115-117 ve 130-131). Bu durumda geriye, Emlak Müdürlüğü’nün Gayrimenkul Kıymet Takdiri Merkezi tarafından söz konusu parsellerin kadastro değerine göre yapılan ikinci tahmin kalmaktadır (aynı karar, § 116). Hükümetin başvurularca tartışılmayan açıklamalarına göre, o dönemde gayrimenkulün kadastro değeri, bütünüyle şehir planlama kriterlerine göre hesaplanmaktadır ve gerçek piyasa değerini yansıtmamaktadır (konuya ilişkin iç hukuk için ayrıca bkz. yukarıdaki 6-9 paragraflar). Dolayısıyla Mahkeme, bu kriterleri maddi zararın hesaplanması için dayanak olarak kullanmayı uygun bulmamaktadır.
38. Mahkeme, tarafların söz konusu arsa parsellerinin kamulaştırılmasından sonra hazırlanmış bir dizi uzman raporu sunduklarını kaydeder. Başvuruculara ödenecek miktarın Sözleşme’nin 41. maddesinin gerektirdiği gibi hakkaniyet temelinde hesap edilmesinde, 1999’da SIA E. uzmanlarının tespit ettiği gibi, Özerk Riga Ticari Limanı çevresindeki arazinin “ekonomik-temelli efektif ortalama kadastro değeri”nin, en uygun dayanağı oluşturduğu görüşünü benimsemiştir (bkz. yukarıda 28. paragraf). İlk olarak, bu değer söz konusu kamulaştırmadan sadece yaklaşık iki yıl sonra hesaplanma avantajı taşımaktadır. İkinci olarak, “özellikle de Limanlar Yasası’nın devlet ve yerel makamların yararına getirdiği münhasır alım hakkından dolayı arsanın gerçek piyasa değeri nesnel olarak belirlenemese” de (bkz. esas hakkındaki karar, § 118), yukarıda bahsedilen değer, verili bir bölgedeki limanların cirosu gibi ekonomik faktörleri dikkate almaktadır. Mahkeme’nin kullandığı ekonomik-temelli efektif ortalama kadastro değeri, metre kareye 18.79 LVL’dir.
39. Mahkeme, davanın ilgili bütün koşullarını ve özellikle de esas hakkındaki kararın 118. paragrafında belirtilenleri dikkate alarak, yukarıda belirtilen miktarı % 75 azaltmayı hakkaniyete uygun bulur. Dolayısıyla maddi zararlar bakımından tazminat için yapılacak hesabın temeli olarak alınacak rakam metre kareye 4.69 LVL’dir. Dolayısıyla eskiden birinci başvurucuya ait olan 17.988 metre karelik arsa, 84.410,62 LVL değerindedir. İkinci başvurucudan istimlak edilen toplam yüzey alanı 47.740 metre kare olan dört parsel arsaya ise, 223.900,60 LVL olarak değer biçilmelidir (bkz. esas hakkındaki karar, § 11).
40. Bu noktada, daha önce iç hukukta ödenmiş olan, sırasıyla 548,26 LVL ve 8.616,87 LVL tutarındaki tazminatların, yukarıda belirtilen rakamlardan düşürülmesi uygundur (aynı karar, § 24). Bu, birinci başvurucu bakımından miktarı 83.862,36 LVL’ye (119.378,18 EUR) ve ikinci başvurucu bakımından 215.283,36 LVL’ye (306.461,90 EUR) düşürür.
41. Mahkeme, şimdi de bu miktarların enflasyonun etkilerini dengelemek üzere uyarlanması gerektiğini düşünmektedir (bkz. Scordino - İtalya (no. 1) [BD], no. 36813/97, § 258, ECHR 2006‑V). Mahkeme enflasyon oranının 15 Kasım 1997’den 25 Ekim 2012’ye kadarki dönemde % 94.3 olduğunu gözlemlemektedir (bkz. yukarıda 11. paragraf). Bu yüzde uygulandığında, yukarıda belirtilen miktarlar, (birinci başvurucu için) 231.951,63 EUR’ya ve (ikinci başvurucu için) 595.455,47 EUR’ya yükselmektedir.
42. Geriye aynı dönem bakımından yasal faizin hesaplanması kalmaktadır (aynı karar). Mahkeme, Letonya Medeni Kanunu’nun 1763 ve 1765. maddelerine göre, yasal faizin genellikle yıllık % 6 olduğunu, fakat anaparaya ulaştığında artışın durduğunu kaydeder (bkz. yukarıda 10. paragraf). Yukarıda belirtilen iki tarih arasındaki dönem, on dört yıl ve on bir aydır ve bu rakamın yuvarlanması gerekir. Dolayısıyla yukarıda geçen iki tarih arasındaki on beş yıl bakımından, birinci başvurucuya ödenecek faiz 107.440,35 EUR ve ikinci başvurucuya ödenecek faiz de 871.271,12 EUR’dur.
43. Son olarak Mahkeme, Hükümetin önerdiği gibi, bu miktarlardan ulusal düzlemde başvuruculara ödenen kira borçlarını ya da ödenmemiş arsa vergilerini çıkartmak için hiçbir sebep görmemektedir. Mahkeme’nin esas hakkındaki kararında belirttiği gibi, kira borçları talebi kamulaştırma için tazminat talebinden ayrı bir yasal temelden doğmaktadır. Arsa vergisi bakımından Letonya Mahkemeleri, vergi limanın işletmesinden sorumlu kamu işletmesi tarafından daha önceden ödenmiş olduğu için, başvurucuları bunu ödemekten kişisel olarak muaf tutmuştur (bkz. esas hakkındaki karar, §§ 37-38 ve 128).
44. Mahkeme, yukarıda belirtilenleri dikkate alarak, maddi zararlar bakımından birinci başvurucuya 339.391,98 EUR ve ikinci başvurucuya 871.271,12 EUR tazminat verilmesini makul bulmaktadır.
B. Manevi zarar
45. Başvurucuların her biri, mülklerinin kamulaştırılması üzerine yaşadıkları endişe ve gerilimin yol açtığı manevi zarar bakımından 10.000 EUR talep etmiştir. Bu doğrultuda, sadece kamulaştırmanın kendisine ilişkin olanlar değil, fakat aynı zamanda gecikmiş kira borçlarının toplanmasına ilişkin olan yargılamalara katılmalarının çok fazla zaman ve emek harcamalarını gerektirdiğine işaret etmişlerdir.
46. Hükümet, başvurucuların herhangi bir manevi zarara uğradıklarını kabul etmemiştir. İlk olarak, hukuka uygun kamulaştırmayı içeren mevcut davanın, Guiso-Gallisay ve Medici davalarıyla mukayese edilemeyeceğini ileri sürmüştür. İkinci olarak, Mahkeme tarafından tespit edilen 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlali ve başvurucular tarafından başlatılan –ve üstelik her zaman başvurucuların kendisi aleyhine de olmayan- iç hukuktaki yargılamalar arasında bir nedensellik ilişkisinin bulunup bulunmadığını tartışmıştır. Hükümet, üçüncü olarak, yargılamanın taraflarının normal olarak gösterdiği yasal çabanın kendiliğinden Sözleşme’nin 41. maddesine göre bir giderime yol açmaya muktedir herhangi bir “manevi ıstırap” içermediği görüşündedir.
47. Mahkeme, mülkü hukuka aykırı olarak elinden alınan bir mülk sahibinin hissettiği güçsüzlük ve gerilimin (bkz. Guiso-Gallisay, yukarıda adı geçen, § 110), devletin verdiği tazminat miktarından hoşnut olmayan bir eski mülk sahibinin duygularıyla mukayese edilemeyeceği görüşünü benimsemek bakımından Hükümete katılmaktadır. Fakat başvurucuların tespit edilen ihlal bakımından bir ölçüde manevi zarara uğradıklarını, bu temelde bir tazminatın haklı görülebileceğini kabul etmektedir. Mahkeme, Sözleşme’nin 41. maddesinin gerektirdiği gibi, hakkaniyete dayalı olarak, başvuruculardan her birine bu başlık altında 3.000 EUR manevi tazminatın ödenmesine karar verir.
C. Ücret ve masraflar
48. Başvurucular, Büyük Daire önündeki esasa ilişkin yargılamada, her biri için 4.980 EUR olarak değerlendirdikleri ücret ve masrafların karşılanmasını istemişlerdir. Bu miktarların hangi işlemlerden doğduğunu belirtmemiş, herhangi bir destekleyici belge de sunmamışlardır.
49. Hükümet, bu iddianın yeterince temellendirilmediği ve Mahkeme İçtüzüğü’nün 60 § 2 maddesinde belirlenen temel koşulları karşılamadığı görüşündedir. Bununla beraber başvurucuların bazı masraflar yaptıklarını kabul etmiş ve bu başlık altında fakat her bir başvurucu bakımından 1.500 EUR’yu aşmayacak bir tazminata itiraz etmemiştir.
50. Mahkeme, Sözleşme’nin 41. maddesine göre ücret ve masraflar için bir tazminata hak kazanılması için, zarar gören tarafın bu masrafları gerçekten ve gerektiği için yapmış olmasının gerektiğini yineler. Özellikle Mahkeme İçtüzüğü’nün 60 § 2 maddesi, Sözleşme’nin 41. maddesi altında yapılan herhangi bir talebin tek tek belirtilmiş unsurlarının konuya ilişkin belgelerle birlikte sunulması gerektiğini belirtir. Bunun yapılmaması halinde, Mahkeme talebi tamamen ya da kısmen reddedebilir. Üstelik ücret ve masraflar ancak tespit edilen ihlalle ilişkili oldukları ölçüde karşılanabilir (diğerlerinin yanı sıra bkz. Andrejeva - Letonya [BD], no. 55707/00, § 115, ECHR 2009).
51. Mahkeme, mevcut davada başvurucuların Büyük Daire önündeki yargılamada ücret ve masrafların geri ödenmesi yönündeki taleplerinin açıkça bu koşulları karşılamadığını tespit etmiştir; zira talep edilen miktarlar herhangi bir destekleyici belge ile temellendirilmemiştir ve verilen hizmetlerin tam niteliğini ya da Mahkeme önündeki yargılama için nesnel olarak gerekli olup olmadıklarını tespit etmek mümkün değildir. Mahkeme yine de davanın taşıdığı karmaşıklık karşısında, başvurucuların özellikle Büyük Daire önündeki yargılamada ücret ödemek zorunda kalmış olabileceklerini kabul etmektedir. Bu koşullarda, 41. maddenin gerektirdiği gibi hakkaniyet temelinde karar vererek, başvurucuların her biri için, onlara yüklenebilecek herhangi bir vergiyle beraber bütün ücret ve masraflar bakımından 1500 EUR ödenmesine karar vermektedir (aynı karar, § 116).
D. Gecikme faizi
52. Mahkeme gecikme faizi için Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puan daha eklenmesiyle bulunacak miktarın uygun olduğu kanaatindedir.
BU GEREKÇELERLE MAHKEME,
1. Beşe karşı on iki oyla,
(a) davalı devletin üç ay içerisinde aşağıdaki miktarları ödemesine;
(i) maddi zarar için birinci başvurucuya 339.391,98 EUR (üç yüz otuz dokuz bin üç yüz doksan bir Euro ve 98 sent) ve başvurucuya yüklenebilecek her türlü vergi;
(ii) maddi zarar için ikinci başvurucuya 871.271,12 EUR (sekiz yüz yetmiş bir bin iki yüz yetmiş bir Euro ve 12 sent) ve başvurucuya yüklenebilecek her türlü vergi;
(iii) manevi zarar için başvuruculardan her birine 3,000 EUR (üç bin euro) ve başvuruculara yüklenebilecek her türlü vergi;
(iv) ücret ve masraflar için başvuruculardan her birine 1.500 EUR (bin beş yüz Euro) ve başvuruculara yüklenebilecek her türlü vergi;
(b) yukarıda belirtilen üç aylık dönemin dolmasından ödeme tarihine kadar gecikme faizi için Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puan daha eklenmesiyle bulunacak miktarın ödenmesine;
2. Oybirliğiyle başvurucuların diğer adil tazmin taleplerinin reddine
KARAR VERMİŞTİR.
İngilizce ve Fransızca yazılan bu karar, Mahkeme İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 3 maddelerine göre, 26 Mart 2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Michael O’BoyleDean Spielmann
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Sözleşme’nin 45(2). fıkrası ile Mahkeme İçtüzüğü’nün 74(2). fıkrası gereğince, aşağıdaki ayrık görüşler bu karara eklenmiştir:
- Judge Garlicki’nin karşı oy yazısı;
- Yargıç Lorenzen’in, Yargıçlar Bratza, Tsotsoria ve Pardalos’un da katıldığı karşı oy yazısı.
D.S.
M.O’B.
Bu görüşlerin çevirisi yapılmamıştır, İngilizce veya Fransızcasına, Mahkeme içtihadının veritabanı olan HUDOC’tan ulaşılabilir.
© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2014.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin resmi dilleri Fransızca ve İngilizce’dir. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır ve Mahkeme, kalitesi konusunda herhangi bir sorumluluk kabul etmemektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarının veritabanı olan HUDOC üzerinden () veya HUDOC’un bildirdiği başka veritabanları üzerinden yüklenebilir. Davanın isminin tamamen yazılması, yukarıdaki telif hakkıyla ilgili ifadeler kullanılması ve insan haklarına destek Fonu’na referans yapılması şartıyla ticari olmayan amaçlarla kullanılabilir. Bu çevirinin tamamını veya bir kısmını ticari amaçlarla kullanmak isteyen herkesin, bu durumu belirtilen adrese bildirmesi rica olunur: publishing@.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2014.
The official languages of the European Court of Human Rights are English and French. This translation was commissioned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court, nor does the Court take any responsibility for the quality thereof. It may be downloaded from the HUDOC case-law database of the European Court of Human Rights () or from any other database with which the Court has shared it. It may be reproduced for non-commercial purposes on condition that the full title of the case is cited, together with the above copyright indication and reference to the Human Rights Trust Fund. If it is intended to use any part of this translation for commercial purposes, please contact publishing@.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2014.
Les langues officielles de la Cour européenne des droits de l’homme sont le français et l’anglais. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund) Elle ne lie pas la Cour, et celle-ci décline toute responsabilité quant à sa qualité. Elle peut être téléchargée à partir de HUDOC, la base de jurisprudence de la Cour européenne des droits de l’homme (), ou toute autre base de données à laquelle HUDOC l’a communiquée. Elle peut être reproduite à des fins non commerciales, sous réserve que le titre de l’affaire soit cité en entier et s’accompagne de l’indication de copyright ci-dessus ainsi que de la référence au Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme. Toute personne souhaitant se servir de tout ou partie de la présente traduction à des fins commerciales est invitée à le signaler à l’adresse suivante : publishing@.
Full & Egal Universal Law Academy