Vuckovic ve Diğerleri/Sırbistan – 17153/11 ve diğerleri - 25.03.2014tarihli Karar (ilk itirazlar) [BD]
Olaylar – Başvuranlar, Mart ve Haziran 1999 tarihleri arasında yerine getirdikleri askerlik hizmeti kapsamında, geçici görev yolluğu alma hakları bulunduğunu öne süren eski Yugoslav ordu ihtiyat personelidir. Sırbistan Hükümeti başlangıçta talepleri reddetmiş, ancak uzun süren görüşmeler sonucunda, 2008 yılında, “gelişmemiş” belediyelerde ikamet eden ihtiyat personeline yollukları ödemeyi kabul etmiştir. Başvuranlar, ilgili belediyelerin sınırlarında ikamet etmediklerinden, bu anlaşmanın koşulları kapsamında, ödeme almaya hak kazanmamış, bu nedenle, Mart 2009’da, Yugoslavya Ordusunda Seyahat Masrafları ve Diğer Masraflara ilişkin Kurallar uyarınca ödemeyle ilgili hukuk davaları açmışlardır. Başvuranlar ayrıca 2008 tarihli anlaşma koşullarının ayrımcı olduğunu iddia etmişlerdir. Bununla birlikte, başvuranların iddiaları, zamanaşımı nedeniyle birinci derece mahkemesinde ve temyizde reddedilmiştir. Başvuranlar, daha sonra, Anayasa Mahkemesine itirazda bulunarak zamanaşımı süresinin kendi davalarına uygulanmasına karşı çıkmışlardır. Anayasa Mahkemesi, başvuranların, zamanaşımı süresinin uygulanması konusunda adli tutarsızlık olduğu yönündeki iddialarını destekleyen bir karar vermiş olsa da kararının Resmi Gazetede yayınlanmasının yeterli tazmini sağladığına hükmetmiştir. Bu süre zarfında, 2002 ve 2009 Mart ayının başları arasında karara bağlanan pek çok benzer davada, Sırbistan’daki birinci derece ve temyiz mahkemeleri, bazı ihtiyat personellerinin zamanaşımına uğramadığı belirtilen taleplerini kabul etmiştir.
Başvuranlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yaptıkları başvuruda, 2008 anlaşmasına göre, geçici görev yolluklarının ödenmesi konusunda ayrımcılık yapıldığından şikâyetçi olmuşlardır. 28 Ağustos 2012 tarihli bir kararda, Mahkemenin bir Dairesi, bire karşı altı oyla, 1 No.lu Ek Protokol’ün 1. maddesi ile birlikte ele alındığında, Sözleşme’nin 14. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir. Davalı Hükümet, Büyük Daire önünde, başvuranların, ayrımcılık iddialarını Anayasa Mahkemesine taşımadıklarını ve bu nedenle iç hukuk yollarını tüketmediklerini öne sürmüştür.
Hukuki Değerlendirme – Madde 35 § 1: Sözleşme kapsamındaki belirli bir hakkın ihlaline yönelik iddiaların, yerel mahkemelerce en azından esas itibariyle ele alınmasını sağlayacak bir iç hukuk yolunun bulunması halinde, söz konusu hukuk yolunun tüketilmesi gerekir. Başvuranın, Sözleşme kapsamındaki belirli bir hakkın ihlali şikâyetiyle bağlantılı olmayan diğer gerekçelerle, dava konusu tedbiri geçersiz kılabilecek başka bir hukuk yoluna başvurmuş ancak sonuç alamamış olması yeterli değildir. “Etkin hukuk yollarının” tüketilmiş olması için Sözleşme kapsamındaki şikâyetin ulusal düzeyde ele alınmış olması gerekir.
Büyük Daire, söz konusu tarihte, hukuk mahkemelerine yapılan itirazın, Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi anlamında etkin bir hukuk yolu teşkil ettiği kanaatine varmıştır. Ancak, başvuranlar bu hukuk yolundan faydalanmış olmakla birlikte, iç hukuk yollarını tüketme gerekliliğinin yerine getirilmesi için normalde gerçekleştirilmesi gereken koşullardan biri olan, uygulanabilir ulusal zamanaşımı kurallarına uymamışlardır. Başvuranlar, Anayasa Mahkemesi nezdinde, hukuk mahkemelerinin zamanaşımı kuralları uygulamalarına itiraz etmişlerse de ayrımcılık şikâyetlerini açıkça veya esas itibariyle mahkeme önüne getirmemişlerdir.
Büyük Daire, Anayasa Mahkemesinin benzer davalarda vermiş olduğu üç kararı göz önünde bulundurmuştur. Bu davaların hiçbirinde Anayasa Mahkemesi, 2008 tarihli anlaşmanın iddia edilen ayrımcı etkileriyle alakalı olarak Anayasanın 21. maddesi kapsamında yapılan şikâyetleri inceleme yetkisini reddetmemiştir. Bu davalardan ikisinde konuyu ele almaktan kaçınmış ancak söz konusu anayasal itirazları diğer gerekçelerle desteklemiştir; diğer davada ise ilgili şikâyeti tespit etmemiştir çünkü temyizde bulunanlar, Anayasa’nın 21. maddesi ile birlikte başka bir Anayasa hükmünü ileri sürmemişlerdir.
Büyük Daire, eğer başvuranlar ayrımcılığa ilişkin şikâyetlerini usulüne uygun olarak Anayasa Mahkemesi önüne getirselerdi, anayasal hukuk yolundan makul bir sonuç alınamayacağını gösteren hiçbir unsur olmadığı kanısındadır. Yasal sistemlerin temel insan hakları ve özgürlükleri için anayasal koruma sağladığı yerlerde, söz konusu korumanın kapsamını deneme yoluyla ölçme ve ulusal mahkemelerin, bu hakları yorumlayarak geliştirmelerine imkân verme sorumluluğu kural olarak, mağdur olan bireye aittir. Belirli bir hukuk yolundan sonuç alınması ihtimaline ilişkin sadece şüphenin bulunuşu, söz konusu tazmin yolunun tüketilmemesi hususunda geçerli bir gerekçe oluşturmamıştır.
Sonuç olarak başvuranların ayrımcılığa ilişkin şikâyetlerinde, hukuki ve anayasal hukuk yolları, tazmin sağlama açısından yeterli ve erişilebilir olmasına rağmen başvuranlar söz konusu hukuk yollarını tüketmemişlerdir.
Sonuç: ilk itiraz kabul edilmiştir (üç oya karşı on dört oy)
Full & Egal Universal Law Academy