Olaylar – Başvuran Avustralya’da ikamet etmektedir ve evli olmadığı partneri T. ile birlikte yaşarken 2005 yılında bir kız çocuğu dünyaya getirmiştir. Çocuğun doğum belgesinde babasının adı yazmamaktadır ve bu konuda herhangi bir babalık testi yapılmamıştır. Başvuran 2008 yılında kızı ile birlikte Avustralya’dan ayrılmış ve kendi ülkesi olan Letonya’ya geri dönmüştür. Bunun sonrasında, T. kendisinin çocuk ile ilgili ebeveyn haklarının tesis edilmesi için Avustralya mahkemelerinde dava açmış ve başvuranın Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Vehçelerine Dair Lahey Sözleşmesi’ne aykırı şekilde, kendisinin rızasını almadan çocuğunu da yanına alarak Avustralya’dan ayrıldığını iddia etmiştir. Avustralya mahkemeleri T.’nin ve başvuranın çocuğa ilişkin müşterek velayet hakkına sahip olduklarına ve çocuğun Avustralya’ya geri gönderilmesi sonrasında davanın incelenmesine devam edileceği yönünde karar vermiştir. Letonya’daki yetkili makamlar Avustralya’daki yetkili makamlarından bu yönde bir bildirim aldıklarında, kendisinin çocuğun tek vasisi olduğu gerekçesiyle Lahey Sözleşmesi’nin uygulanabilirliğine ilişkin itirazda bulunan başvuranın bu konuyla ilgili beyanlarını dinlemişlerdir. Letonya mahkemeleri Avustralyalı makamların T.’nin ebeveyn sorumluluğuna dair varmış oldukları sonuca itiraz edecek konumda olmadıklarına kanaat getirerek T.’nin bu talebini kabul etmiştir. Sonuç olarak, başvuranın çocuğu altı hafta içerisinde Avustralya’ya göndermesi kararı verilmiştir. T. 2009 yılının Mart ayında, başvuran ile buluşmuş ve çocuğu da alarak Avustralya’ya dönmüştür. Avustralya makamları, nihai olarak, T.’nin çocuğun tek vasisi olduğuna; başvuranın çocuğu yalnızca sosyal hizmetler görevlilerinin denetimi altında ziyaret edebileceğine ve çocuk ile Letonya dilinde konuşmasının yasaklanmasına hükmetmiştir.
Mahkemenin bir Dairesi 13 Aralık 2011 tarihli bir kararında (bk. 147 Sayılı Bilgi Notu), Letonya mahkemelerinin başvuranın Lahey Sözleşmesi uyarınca kızını geri göndermesine karar verirken konu ile ilgili hususların tümünü derinlemesine bir şekilde incelememiş olmalarının söz konusu müdahalenin orantısız olmasına yol açtığını değerlendirerek, ikiye karşı beş oyla Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlalinin ihlal edilmiş olduğu kanaatine varmıştır.
Hukuki Değerlendirme – 8. Madde: Mahkemeden, başvuranın ulusal mahkemelerin kararları sonucu Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamındaki haklarına yapılan müdahalenin “demokratik bir toplumun gerekliliklerini” karşılayıp karşılamadığını incelemesi talep edilmiştir. Bu maksatla, Mahkeme, ulusal mahkemelerin verdikleri kararların bu gibi hususlarda Devletlere verilen takdir yetkisi kapsamında çakışan menfaatler (çocuğun, iki ebeveynin ve kamunun menfaatleri) arasında tahsis edilmesi gereken adil dengeyi sağlayıp sağlayamadıkların belirlenmesinde, çocuğun yüksek çıkarlarının gözetilmesinin en önemli husus olduğunu vurgulamıştır. Bu bağlamda, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ve Lahey Sözleşmesi’nin uyumlu bir şekilde yorumlanmasının sağlanması için, öncelikle, bahsi geçen Sözleşme’nin 12, 13. ve 20. maddeleri gereğince çocuğun derhal geri gönderilmesi konusunda bir istisna teşkil edebilecek etkenlerin geri gönderme işlemini talep eden ve bu noktada yeterli bir şekilde gerekçelendirilmiş bir karar vermek durumunda olan mahkeme tarafından dikkate alınması ve bunun sonrasında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesi ışığında değerlendirilmesi gerekmektedir. Mahkeme, Sözleşme’nin 8. maddesinin bir çocuğun geri gönderilmesine ilişkin bir başvurunun değerlendirilmesinde yerel makamlara usuli bir yükümlülük getirdiğini; mahkemelerin çocuğun geri gönderilmesi halinde “büyük bir risk” altında olacağına dair savunulabilir iddiaları dikkate almalarını ve bir karara hükmederken belirli gerekçeler sunmalarını gerektirdiğini belirtmiştir. “Büyük bir riskin” tam niteliğine ilişkin olarak ise, Lahey Sözleşmesi’nin 13 (b) maddesinde öngörülen istisna yalnızca, bir çocuğun makul ölçüde katlanabileceğinin ötesine geçen durumları ilgilendirmektedir.
Mahkeme, mevcut davada, başvuranın Letonya mahkemeleri önünde, çocuğunun Avustralya’ya geri gönderilmesinin çocuk açısından “büyük bir risk” teşkil edeceğini göstermek için çok sayıda etken ileri sürmüş olduğunu; ayrıca, T.’nin cezai hüküm giymiş olduğunu belirterek kendisinin maruz bırakılmış olduğu kötü muamelelere örnekler verdiğini kaydetmektedir. Başvuran, özellikle, temyiz savunmasında, çocuğun annesinden aniden ayrılması durumunda travma yaşaması riskinin söz konusu olduğunu gösteren bir psikolog raporunu ibraz etmiştir. Çocuk için “büyük bir riskin” varlığının teyit edilmesi görevi ulusal mahkemelere ait ve psikolog raporu çocuğun yüksek çıkarları ile doğrudan bağlantılı olsa da, bölge mahkemesi Lahey Sözleşmesi’nin 13 (b) maddesinin hükümleri ışığında söz konusu raporda belirtilen sonuçları incelemeyi reddetmiştir. Aynı zamanda, ulusal mahkemeler annenin çocuğunun ardından Avustralya’ya gidip çocuğu ile iletişimini sürdürmesinin mümkün olup olmadığı konusunu dikkate almamışlardır. Ulusal mahkemelerin başvuranın iddialarına ilişkin etkin bir soruşturma yürütmemiş olması sebebiyle, iç hukuk uyarınca karar alma süreci Sözleşme’nin 8. maddesinde yer alan usuli gereklilikleri karşılamamış ve bu nedenle, başvuran aile hayatına saygı hakkına dair orantısız bir müdahaleye maruz kalmıştır.
Sonuç : ihlal (sekize karşı dokuz oyla).
41. Madde: bu madde kapsamında herhangi bir tazminat talebi bulunmamaktadır.
(Ayrıca bakınız, Maumousseau ve Washington / Fransa, 39388/05, 6 Aralık 2007, 103 Sayılı Bilgi Notu, ve Neulinger ve Shuruk / İsviçre [BD], 41615/07, 6 Temmuz 2010, 132 Sayılı Bilgi Notu)
Full & Egal Universal Law Academy