© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2015. Bu çeviri, Avrupa Konseyi İnsan Haklarına Destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Daha fazla bilgi için, bu belgenin sonunda bulunan yazarın telif hakkı ile ilgili kısmı okuyabilirsiniz.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2015. This translation was commissionned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court. For further information see the full copyright at the end of this document.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2015. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund). Elle ne lie pas la Cour. Pour plus de renseignements veuillez lire l’indication de copyright/droits d’auteur à la fin du présent document.
BEŞİNCİ DAİRE
Y/SLOVENYA DAVASI
(Başvuru no. 41107/10)
KARAR
[Alıntılar]
STRAZBURG
28 Mayıs 2015
NİHAİ
28/08/2015
Bu kadar Sözleşme’nin 44 § 2 maddesine göre kesinleşmiştir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir
Y/Slovenya davasında,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Beşinci Daire), aşağıdaki yargıçlarla toplanmıştır:
Mark Villiger, Başkan,
Angelika Nußberger,
Boštjan M. Zupančič,
Ganna Yudkivska,
André Potocki,
Helena Jäderblom,
Aleš Pejchal, üyeler,
ve Claudia Westerdiek, Daire Yazı İşleri Müdürü,
31 Mart 2015 tarihlerinde kapalı olarak müzakerede bulunan Mahkeme bahsi geçen tarihte aşağıdaki kararı kabul etmiştir:
USUL
1. Bu dava Slovenya Cumhuriyeti vatandaşı olan Bayan Y. (“başvurucu”) tarafından Slovenya Cumhuriyeti’ne karşı, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. Maddesi uyarınca 17 Temmuz 2010 tarihinde Mahkeme’ye yapılan bir başvurudan (no. 41107/10) kaynaklanmıştır. Daire Başkanı, basvurucunun yapmış olduğu, isminin ifşa edilmemesine ilişkin talebi kabul etmiştir (İç Tüzük, madde 47 § 4).
2. Başvurucu, Ljubljana’da çalışan avukat Bay J. Ahlin tarafından temsil edilmiştir. Slovenya Cumhuriyeti Hükümeti (“Hükümet”) Adalet Bakanlığı’ndan kendi görevlisi olan savcı Bayan B. Jovin Hrastnik tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvurucu kendisine karşı yapılan cinsel saldırıya ilişkin yürütülen ceza yargılamasının ölçüsüz derecede geciktiğini, yargılamanın tarafsız yapılmadığını ve bu durumun kişisel bütünlüğünü ihlal ederek kendisini çeşitli travmatik deneyimlere maruz bıraktığını ileri sürmüştür.
4. 20 Şubat 2012 tarihinde başvuru Hükümet’e tebliğ edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
A. Davanın çerçevesi
5. Başvurucu 1987 yılında Ukrayna’da doğmuştur ve Slovenya’ya 2000 yılında bir Slovenyalı ile evlenen annesi ve kız kardeşi ile birlikte gelmiştir.
6. İddiaya göre, başvurucu 14 yaşındayken Temmuz ve Aralık 2001 tarihleri arasında, o zaman 55 yaşında olan aile dostları X tarafından defalarca cinsel saldırıya uğramıştır. X, eşi ile birlikte sık sık başvurucu ile ilgilenmiş ve onun güzellik yarışmalarına hazırlanmasına yardım etmiştir.
7. Başvurucu 2002 yılının Temmuz ayında, X tarafından gerçekleştirildiğini iddia ettiği cinsel saldırı olaylarını annesine anlatmış, fakat bu olayları başka herhangi bir kişi ile konuşmayı istememiştir.
8. 15 Temmuz 2002 tarihinde Maribor Polis’ine ifade veren bir rahip başvurucunun annesinin, başvurucunun X tarafından tecavüze uğradığıyla ilgili kaygılarını kendisine anlattığını belirtmiştir.
B. Polis soruşturması
9. 16 Temmuz 2002 tarihinde başvurucunun annesi X hakkında suç duyurusunda bulunmuş, X’in başvurucuyu defalarca cinsel ilişkiye girmeye zorladığını iddia etmiştir.
10. 17 Temmuz 2002 tarihinde başvurucu Maribor polisi tarafından sorgulanmış ve X’in kendisini nasıl çeşitli cinsel aktivitelere zorladığını izah etmiştir. Saldırıların zamanına ilişkin olarak başvurucu, X’in onu ilk kez Temmuz 2001 tarihinden önce, başvurucu moda gösterileri için modellik yapmaya başladığında öpmeye teşebbüs ettiğini ifade etmiştir. X’in kendisine cinsel saldırıda bulunduğu bir kaç olayı anlatarak devam etmiştir. Bir seferinde başvurucu X’in evinde kalırken, X başvurucunun üzerine yatmış ve bir eliyle başvurucunun bağırmasını engellemek için ağzını kapatıp, diğer eliyle başvurucunun bacaklarını ayırarak onunla cinsel ilişkiye girmeye teşebbüs etmiş ancak o esnada oğlunun merdivenlerden yukarı çıkmasıyla eylem yarıda kalmıştır. Bir başka sefer X, başvurucuya havuzda sarkıntılık etmiştir. Yine başka bir sefer, iddiaya göre X, başvurucuyu ailesine ait kullanılmayan bir atölyeye götürmüş ve üzerinde oral seks yapmıştır. Ayrıca başvurucunun iddiasına göre, X en az üç kez başvurucuyu oral seks yapmaya zorlamıştır, bir kez evinde, bir kez şirketinin garajında, üçüncü sefer ise şehre yakın bir ormanda parkettiği kamyonetinin içerisinde. Bu son seferinde, başvurucu iddiaya göre kaçmaya çalışmış ancak çevreye yabancı olduğu için kamyonete geri dönmek zorunda kalmıştır. Başvurucu X’in bir çok kez kendisiyle ilişkiye girmeye teşebbüs ettiğini ancak X’in içeri girmeyi başardığından emin olmadığını belirtmiştir. Ayrıca başvurucu, ağlayarak ve X’i iterek kendisini savunmaya çalıştığını fakat başarılı olamadığını ifade etmiştir.
11. Başvurucu, kızlık zarının bozulmadığı tespitinde bulunan bir jinekoloji uzmanı tarafından da muayene edilmiştir. Ayrıca polis 2002 yılının Temmuz ve Ağustos ayları boyunca, X ve diğer üç görgü tanığını sorgulamış, X, başvurucu ile ilgili her türlü cinsel ilişki iddiasını inkar etmiştir.
12. Başvurucunun annesi, soruşturmanın akıbetiyle ilgili polisten somut bilgi edinme yönünde yapmış olduğu bir dizi girişimin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından, Maribor Bölge Savcılığı’na şikayette bulunmuştur.
13. 27 Haziran 2003 tarihinde Savcılık, Maribor emniyetine X aleyhine yapılmış olan suç duyurusunun derhal kendilerine gönderilmesini isteyen bir yazı göndermiştir.
14. 18 Ağustos 2003 tarihinde Savcılığa Polis tarafından bir rapor gönderilmiştir. Bu raporda, başvurucunun iddialarını detaylandıramadığı ve isnat edilen tecavüz olaylarının gerçekleştiği yerleri belirtemediği ifade edilmiştir. Polis, başvurucunun ağır psikolojik stres altında olduğu ve annesinin tepkisinden korktuğu izlenimini verdiğine işaret etmiştir. Başvurucunun tecavüz iddialarını doğrulamanın mümkün olmadığı fakat aynı şekilde başvurucunun ağır duygusal çöküntüsünün nedenlerini de tespit etmenin bir o kadar imkansız olduğu sonucuna varmışlardır.
C. Adli tahkikat
15. 28 Ağustos 2003 tarihinde Savcılık on beş yaşından küçük birine cinsel saldırıda bulunduğu suçlamalarına dayanarak, X hakkında adli tahkikat yapılması talebinde bulunmuştur. Söz konusu talep, X’in başvurucuyu oral sekse zorladığını, karşı çıkmasına ve direnmeye çalışmasına rağmen en az üç kez onunla cinsel ilişkiye girdiğini iddia etmektedir.
16. 7 Ocak 2005 tarihinde X, Maribor Bölge Mahkemesi’ndeki sorgu hakiminin huzuruna çağırılmıştır. X, sözlü ifade vermeyi reddetmiştir. 10 Mart 2005 tarihinde X avukat tarafından temsil edilerek, suçlamaları inkar eden yazılı ifadesini sunmuştur. Ayrıca sol kolunun doğuştan sakat olduğunu gösteren bir sağlık raporu sunmuştur.
17. 26 Mayıs 2005 tarihinde sorgu hakimi, X hakkında ceza kovuşturmasının başlatılmasına karar vermiştir. X’in yapmış olduğu itiraz, Maribor Bölge Mahkemesi ön duruşma kurulu tarafından reddedilmiştir.
18. 17 Ekim 2005 tarihinde Ljubljana Bölge Mahkemesi başvurucunun o bölgede yaşaması sebebiyle tanık olarak sorgulanmasını talep etmiştir. Sorgu 8 Kasım 2005 tarihinde devam etmiştir. X ve avukatı bu sorgudan haberdar edilmemiştir. Başvurucu iddiya konu suçların ne zaman, nerede ve ne şekilde gerçekleştiğine ilişkin detaylı ifade vermiştir. İlk olarak X’in evinde kalırken meydana gelen saldıyı tarif etmiş, bu sırada X’in, oğlu tarafından rahatsız edildiğini yinelemiştir. Başvurucunun ifadesine göre ikinci saldırı, X’in onu eve götürmesi gerekirken arabayı ormana park edip onu zorla öpmeye başladığı sırada gerçekleşmiştir. X sonrasında başvurucuyu soyup, tek eliyle bacaklarını ayırıp, diğer eliyle bileklerini tutmuş ve onunla ilişkiye girmeye teşebbüs etmiş fakat penetrasyon gerçekleşmemiştir. Başka bir sefer, başvurucu X’in onu ailesine ait kullanılmayan bir atölyeye götürüp, üzerinde oral seks yaptığını anlatmıştır. Başvurucu, X’in elinden kurtulmaya çalışmışsa da, X onu bileklerinden sıkıca yakalamış ve yüzüne tokat atmıştır. Yine, vajinal ilişkiye teşebbüs edilmiş fakat gerçekleşmemiştir. X olanlardan kimseye bahsetmemesini tembihlemiş, aksi halde onu ve ailesini Slovenya’dan sınır dışı ettireceğini söylemiştir. Başvurucu bu üç olayı iyi hatırladığını ve olayların aynen tarif ettiği şekilde gerçekleştiğini fakat buna benzer bir kaç tane daha olayın 2001 yılının Temmuz ayından Aralık ayına kadar gerçekleştiğini eklemiştir.
19. 13 ve 20 Aralık 2005 tarihlerinde X’in eşi ve başka bir tanık Maribor Bölge Mahkemesi sorgu hakimliği tarafından sorgulanmıştır.
20. 13 Ocak 2006 tarihinde Koper Bölge Mahkemesi, Maribor Bölge Mahkemesi’nin talebi üzerine tanık D’yi sorgulamıştır. Tanık D iddia edilen tecavüz olayını başvurucunun kendisine anlattığını ifadesinde belirtmiştir.
21. 14 Nisan 2006 tarihinde sorgu hakimi X’in ve eşinin şirketinde çalışan tanık H’nin ifadesine başvurmuştur. H, X’in şirket içerisinde başvurucuya karşı herhangi bir uygunsuz hareketini fark etmediğini ifade etmiştir.
22. 16 Mayıs 2006 tarihinde sorgu hakimi başvurucunun Temmuz ve Aralık 2001 tarihleri arasında cinsel ilişkiye girmiş olma ihtimalini tespit etmek üzere jinekoloji alanında bilirkişi tayin etmiştir. Bilirkişi, klinik muayeneyi reddeden başvurucu ile kolsültasyon yapmıştır. Başvurucu, B’ye, diğer hususların yanı sıra, X’in teşebbüslerine rağmen cinsel penetrasyonun gerçekleşmediğini söylemiştir. Konsültasyon sırasında bilirkişi, başvurucunun anlattığı şekilde X’in sol kolunu kullanmış olamayacağını belirten ortopedi raporuyla yüzleştirmiş, başvurucu ise X’in bazı ağırlıkları kaldırdığını gördüğünü söyleyerek cevap vermiştir. Ayrıca, B başvurucuya cinsel saldırı olayları ve belirli mekanlarla ilgili detaylı bilgi veremediğini belirten polis raporunu sunmuş ve X’e karşı neden tırmalama veya ısırma gibi yollarla savunmaya geçmediğini sormuştur. Başvurucu kendisini savunmadığı veya savunamadığı cevabını vermiştir. 19 Haziran 2006 tarihinde bilirkişi, başvurucunun olaylar zamanında kızlık zarının bozulmadığını gösteren 2002 yılındaki bir jinekoloji raporu ve başvurucu ile yaptığı görüşme de dahil olmak üzere dosyadaki delillere dayanarak raporunu hazırlamıştır. Bilirkişi, başvurucunun olaylar tarihinde X ile cinsel ilişkiye kesinlikle girdiğini gösteren herhangi bir bulguya rastlamadığı sonucuna varmıştır. Tıbbi mütalasına ek olarak, bilirkişi ayrıca başvurucunun söz konusu olayları anlatımında bazı çelişkiler olduğu yorumunu yapmıştır. Bu çelişkilerin herhangi bir tıbbi konu ile alakalı olmadığı rapordan görülmektedir.
23. 20 Haziran 2006 tarihinde sorgu hakimi, klinik psikoloji alanında bilirkişi R’yi tayin etmiştir. Bilirkişi, başvurucuyla yaptığı konsültasyonun ardından 4 Temmuz 2006 tarihinde raporunu sunmuştur. Şu sonuçlara varmıştır:
“2001 yılından bu yana Y her türlü cinsel ve diğer tür istismarın semptomlarını (duygusal, davranışsal ve fiziki semptomlar) göstermektedir.
...
Duygusal sonuçlarına ek olarak, kız yaşadığı istismarla ilgili cok tipik davranış paternleri ve ayrıca bazı fiziksel semptomlar (huzursuz uyku, kabuslar, çöküntü) göstermektedir. Semptomlar raporda belirtilmiştir...
Şu anda (özellikle fiziksel ve cinsel) sonuçların ağırlığının değerlendirilmesi zordur. Ancak, kısa vadedekiler gibi uzun vadedeki sonuçlar da öngörülebilinir. Sonuçların gerçek boyutu ise kızın hayatındaki önemli aşamalarda ve stresli durumlarda ortaya çıkacaktır.
...
Kızın psikolojik dünyasında oldukça ciddi olan bu etkilerinden dolayı,...failin saldırgan eylemi sırasında çocuk mağdurun kızlık zarının bozulup bozulmadığı pek az öneme sahiptir...
Cinsel davranış paternleri yalnızca klinik psikoloji alanında bir uzman tarafından uygun bir şekilde değerlendirilebilir...”
24. 15 Eylül 2006 tarihinde Maribor Bölge Savcılığı X hakkında Ceza Kanunu’nun 183 §§ 1 ve 2 maddeleri uyarınca, 15 yaşının altındaki çocuğa cinsel saldırıda bulunmaktan dava açmıştır. X’in suçlamaya ilişkin yapmış olduğu itiraz, Maribor Bölge Mahkemesi’nin ön duruşma heyeti tarafından 20 Ekim 2006 tarihinde reddedilmiştir.
D. Yargılama
25. Maribor Bölge Mahkemesi 27 Haziran 2007 tarihine duruşma günü tayin etmiştir. Fakat duruşma X’in bir kaç hafta hastalık izninde olduğunu gösteren bir rapora dayanarak yaptığı talep üzerine ertelenmiştir.
26. Bunun üzerine 3 Ekim 2007 tarihine yeni bir duruşma günü tayin edilmiş ancak X’in avukatının talebi üzerine ertelenmiştir. Bir sonraki duruşma 12 Kasım 2007 tarihine alınmış. Fakat jüri üyelerinden birinin eksikliği sebebiyle, duruşma ertelenmiştir. Sonrasında ise X mahkemeye bir iş gezisine gideceğini bildirmiş ve bu sebeple duruşma 16 Ocak 2008 tarihine ertelenmiştir.
27. 16 Ocak 2008 tarihinde X mahkeme huzuruna çıkmamıştır. 17 Ocak 2008 tarihinde mahkemeye hastalık izni raporunu sunmuştur.
28. 25 Ocak 2008 tarihinde X’in avukatı, X’in vekaletnameyi iptal ettiğini, bundan sonra X’in avukat M tarafından temsil edileceğini bildirmiştir. Ancak M’ye X’i temsil etme yetkisini veren herhangi bir vekaletname Mahkemeye ibraz edilmemiştir. X, avukat tarafından zorunlu temsili gerektiren bir suçtan itham edildiği için, 28 Ocak 2008 tarihinde Mahkeme M’yi X’in mahkemece görevlendirilen avukatı olarak tayin etmiştir.
29. 14 Mart 2008 tarihinde mahkeme, özel hayatın ve kamusal değerlerin korunması gerekçesiyle kamuya kapalı bir duruşma yapmıştır. Mahkeme X’i dinlemiştir. Duruşmada başvurucunun avukatı, X’in avukatı M’nin davadan azledilmesini talep etmiştir. Gerekçe olarak ise 2001 yılında başvurucu ve annesinin, kendisinden davaya konu olay hakkında görüş aldığını ileri sürmüştür. Ayrıca, başvurucunun annesinin kendisiyle özel bir ilişkisi olmuştur. M, başvurucu veya annesini gördüğünü inkar etmiş ve sadece, o zamanlar çalıştığı hukuk firmasındaki avukatın, başvurucunun annesinin eski eşinin boşanma davasında avukatlığını yaptığını bildiğini söylemiştir. Heyet avukatın azledilmesi için kanuni bir gerekçenin olmaması sebebiyle başvurucunun talebini reddetmiştir.
30. 14 Mart 2008 tarihinde X sunduğu yazılı savunmasında başvurucu üzerinde fiziki güç kullanmasının mümkün olmadığını çünkü sol kolunun ciddi derece doğuştan sakat ve sağ kolundan 15 cm daha kısa olduğunu ileri sürmüştür. X sakat olan kolunu pratikte kullanamadığını iddia etmiştir. Ayrıca, kendisi ve ailesinin, başvurucuya ve kız kardeşine, anneleri kendi özel işleri ile meşgulken, yeni bir topluma entegre olma ve Slovence öğrenme konusunda yardım ettiğini öne sürmüştür. X’in düşüncesine göre, cinsel saldırı iddialarının ortaya atılma sebebi, başvurucunun annesinin kendisinden para sızdırmak istemesidir.
31. 14 Nisan 2008 tarihinde mahkeme davadaki ikinci duruşmayı yapmıştır. X savcı tarafından bilhassa sol kolunu kullanmasıyla ilgili sorgulanmıştır. Bu bağlamda X, genellikle otomatik vitesli arabaları kullanmasına rağmen, zaman zaman daha küçük manuel vitesli arabaları da kullandığını kabul etmiştir. Ancak, bu zamana kadar kamyon kullanıp kullanmadığı sorulduğunda; X, her sınıf yol aracı kullanmak için ehliyetinin olduğunu kabul etmekle beraber, bunun davaya herhangi bir etkisinin olmadığı cevabını vermiştir. Daha sonra Mahkeme başvurucuyu ifade vermek üzere çağırmış, X’in mahkeme salonunda bulunmaması yönünde başvurucunun yaptığı talebi kabul etmiştir. Başvurucu, X’in gerçekleştirmiş olduğu cinsel istismar olaylarını anlatırken sürekli ağlamış ve bu sebeple duruşmaya bir kaç dakikalığına ara verilmiştir. X’in avukatı M daha sonra başvuruyu sorgulamış, boyunun olay tarihinde ne kadar uzunlukta olduğunu ve kaç kilo olduğunu sormuştur. Başvurucu çok sarsılmış ve M’ye neden olayların öyküsünü ilk dinleyen kişi olarak bu soruyu sorduğunu ve şimdi X’in avukatı olarak görev aldığını sormuştur. M, bunun taktiğinin bir parçası olduğu yorumunu yapmıştır. Duruşma başvurucunun duyduğu stres sebebiyle ertelenmiştir.
32. 9 Mayıs 2008 tarihinde mahkeme üçüncü duruşmayı yapmıştır. Başvurucunun sorgusuna X’in yokluğunda devam edilmiştir. Geriye baktığında olayla ilgili nasıl hissettiği sorulduuğuğunda başvurucu ağlamış ve kimsenin kendisine yardım etmediğini ve davanın senelerdir sürüncemede kalmasının ona tekrar travma yaşattığını söylemiştir.
33. 27 Ağustos 2008 tarihinde başvurucu Duruşmaların Gerekçesiz Gecikme Olmaksızın Yapılması Hakkını Koruyan Kanuna (bundan sonra “2006 tarihli Kanun” olarak anılacaktır) dayanarak yargılamanın hızlandırılması amacı ile denetimsel temyiz başvurusunda bulunmuştur.
34. 26 Eylül 2008 tarihinde mahkeme dördüncü duruşmayı kamuya kapalı olarak yapmıştır. X şahsi olarak başvurucuya, soru biçiminde bir yorumla başlayan yüzün üzerinde soru sormuştur, “Yalandan ağlayabildiğini ve herkesin sana inandığını bana söylediğin ve gösterdiğin doğru mu?”. Kayıtlardan başvurucunun buna cevap verdiği görülmemektedir. X daha sonra başvurucuya, birbirlerini çoğunlukla aile toplantılarında veya başvurucunun araca veya başka bir yardıma ihtiyacı olduğunda onu aktif bir şekilde aradığında görüştüklerini ispatlamaya yönelik bir dizi soru sormuştur. X tarafından sorulan sorular arasında şunlar vardır: “14 Nisan günü belirttiğin üzere, olayın akşamında seni istismar edemediğim doğru mu?”, “Cinsel ihtiyaçlarımı gidermek isteseydim, seni en azından bir kez arardım, doğru mu?”, “Eğer öncesinde sana beş kez tecavüz ettiysem, neden beni Eylül ayında arayıp seni şehir dışına götürmemi istedin?”, “Beni neden arıyordun, çünkü ben seni kesinlikle aramadım” veya “Güzellik yarışmasındaki başarını kutlamak ve benimle konuşmak istediğin için, şehir dışına arabayla özellikle yalnız gitmemizi istediğin doğru mu?”. Başvurucu X’i aramadığını, veya onunla dışarı çıkmayı başlatmadığını oysa ki X’in kendisini aradığını ısrarla belirtmiştir. X ayrıca, başvurucunun erkek arkadaşı olduğunda metres olmayı istediği için her zaman üstte olacağını X’e söyleyip söylemediğini sormuştur.
35. Ayrıca, X, tecavüz iddialarının başvurucunun annesinin yalanları olduğunu iddia etmiştir. Bu sebeple, başvurucuya annesi ile ilgili, Slovence bilgisi, işi, kişisel ilişkileri de dahil olmak üzere pek çok soru sormuştur. Buna ek olarak, X başvurucunun karşısına sol kolunun ağır derecede sakat olduğunu gösteren tıbbi raporla çıkmıştır. Başvurucu, X’in araba kullanırken, çocuklarını ve okul çantalarını veya kutuları ve şişeleri taşırken günlük hayatında sol kolunu kullandığını görmüş olduğu hususunda ısrar etmiştir. Sorgu boyunca X başvurucunun cevaplarının güvenilirliğine ve gerçekliğine itiraz ederek, başvurucu tarafından tarif edilen olaylara kapsamlı bir şekilde yorum yapmış ve olayların onun tarafından anlatım şeklini kabul etmemiştir. Bu tutumuna, mahkeme heyeti başkanının kendisine görüşlerini sunması için başvurucunun sorgusundan sonra imkan verileceğini söylemesine rağmen devam etmiştir.
36. Çapraz sorgu sırasında, X bir kaç soruyu tekrar etmiş, hatta sonunda mahkeme heyeti başkanı tarafından bu konuda uyarılmıştır. Ayrıca, mahkeme heyeti başkanı söz konusu dava üzerinde herhangi bir etkisi olmadığını düşündüğü yedi tane soruyu sormasına izin vermemiştir.
37. Mahkeme üç kez başvurucunun endişesi ve ağlaması nedeniyle duruşmaya kısa süre ara verilmesine karar vermiştir. Bu molalardan birinin ardından X başvurucuya, eskiden olduğu gibi hep birlikte akşam yemeğine gitseler kendisini daha iyi hissedip hissetmeyeceğini sormuş, belki o zaman bu kadar çok ağlamayacağını söylemiştir.
38. Bir noktada başvurucu soruların kendisi için çok stres verici olması sebebiyle mahkemeden duruşmanın ertelenmesini talep etmiştir. Ancak X’in, bir sonraki duruşmanın kendisinin iş gezisinden dönüş tarihi olan 19 Kasım 2008 tarihinden önce yapılamayacağını söylemesi üzerine, başvurucu bir an önce herşeyin bitmesi için, ağlayarak X’e sorgusuna devam etmesini söylemiştir. Sonuç olarak, başvurucunun dört saat süren çapraz sorgusunun ardından, mahkeme heyeti başkanı duruşmanın 13 Ekim 2008 tarihine ertelenmesine karar vermiştir.
39. Bir sonraki duruşmada, X’in eşinin, kayınvalidesinin ve X’in şirketinden bir çalışanın ifadeleri alınmıştır. Üçü de X’in kolunu çok az kullanabildiğini ve hiçbir yük kaldıramadığını belirtmiştir.
40. 24 Kasım 2008 tarihinde altıncı duruşma yapılmıştır. Başvurucun X tarafından sorgulanması bir buçuk saat sürmüştür. X’in avukatı M tarafından sorgulanırken başvurucu kendisine bütün hikayeyi bir süre önce anlattığını tekrar ileri sürmüştür. M, eğer durumdan haberi olsaydı, başvurucunun hastaneye ve polise gitmesini tavsiye edeceğini söyleyerek iddiayı reddetmiştir. Başvurucunun sorgusu bittikten sonra, annesi bilhassa özel ilişkileriyle ilgili olarak sorgulanmıştır.
41. Duruşmanın sonunda X’in avukatı M, başvurucunun annesi ile, kendisini belirli bir davada temsil eden avukatla birlikte bir hukuk firmasında çalışırken karşılaştığını doğrulamıştır. Ayrıca üç gün içerisinde söz konusu davada X’in müdafiliğinden çekilmeyi talep edip etmeyeceğini mahkemeye bildireceğini belirtmiştir. 25 Kasım 2008 tarihinde M, başvurucunun annesinin bazı ifadelerinden kişisel olarak etkilenmiş olması sebebiyle, mahkemeden kendisini davadan azletmesini istemiştir.
42. 15 Aralık 2008 tarihli duruşmada mahkeme, X’in avukatı M’nin davadan azledilmesi için kanuni bir gerekçenin olmamasından dolayı talebi reddetmiştir. Ayrıca jinekoloji alanında bilirkişi B tanık olarak dinlenmiştir. Bilirkişi, olaylara açıklık getirmek amacıyla sorgu hakiminin talebinde yer almayan bazı hususlara da raporunda değindiğini kabul etmiştir. Buna ek olarak, olaylar zamanında başvurucunun kızlık zarının bozulmamış olduğunu yinelemiştir.
43. 22 Ocak 2009 tarihinde mahkeme davadaki sekizinci duruşmayı yapmış ve klinik psikoloji alanında bilirkişi R’yi dinlemiştir. R, uzun zaman önce meydana gelen bir cinsel istismarın maddi bir delille ispat edilemeyeceğini ancak psikolojik sonuçlarının değerlendirilebileceğini tekrardan ifade etmiştir. Ayrıca başvurucunun cinsel istismar semptomlarını açık bir şekilde gösterdiğini yinelemiştir.
44. 20 Şubat 2009 tarihinde mahkeme başka bir jinekoloji bilirkişisi T’yi başvurucunun tıbbi muayene sonuçlarına (bknz yukarıda paragraf 11) bakarak, olaylar döneminde cinsel ilişkiye girmiş olup olamayacağı hususunda görüş bildirmesi için tayin etmiştir. 10 Mart 2009 tarihinde bilirkişi, söz konusu sonuçların başvurucunun olay anlatımı ile uyumsuz olmadığını belirten raporunu mahkemeye sunmuştur.
45. 16 Mart 2009 tarihinde mahkeme ortopedi alanında bilirkişi N’yi, X’in sol kolunun sakat olduğu göz önünde bulundurulduğunda, başvurucunun iddia ettiği eylemleri gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceği hakkında görüş hazırlaması için tayin etmiştir.
46. 5 Mayıs 2009 tarihinde bilirkişi N, X’in sol kolunun ağır derecede sakat olduğunu ve bu sebeple bazı olayların başvurucunun tarif ettiği şekilde gerçekleşmemiş olabileceğini belirten raporunu mahkemeye sunmuştur.
47. 8 Haziran 2009 tarihinde mahkeme bilirkişi N’nin dinlendiği duruşmayı yapmıştır. Başvurucunun avukatının sorduğu sorular üzerine N görüşünü, X’in tıbbi dosyasındaki dökümanlara, X’in kendisine getirmiş olduğu röntgen filmlerine ve X’in muayenesine dayandırdığını açıklamıştır.
48. 9 Temmuz 2009 tarihinde bir duruşma yapılmıştır. Başvurucu, bilirkişi N’nin daha kapsamlı sorgulanmasını talep etmiştir.
49. 20 Eylül 2009 tarihinde mahkeme, davadaki son duruşma olan on ikinci duruşmayı yapmıştır. Duruşmada başvurucu ve savcı, inter alia, X’in sol kolunu sadece belirli işleri yaparken sağ kolunu desteklemek için kullanabileceğini fakat pratikte sol kolunda hiçbir gücün olmadığını belirten bilirkişi N’yi sorgulamıştır. Bilirkişinin görüşüne göre, X’in sol koluyla başvurucunun bacaklarını ayıramayacağı gibi, pantalonunu da başvurucunun iddia ettiği şekilde çıkarmış olması mümkün değildir. Savcının, bu değerlendirmesini başvurucunun X’e tüm gücüyle direnmesi varsayımına dayandırıp dayandırmadığını sorması üzerine, N: “Ben ulaştığım sonucu böyle bir varsayıma dayandırmadım çünkü onun direnip direnmediğini veya kendisini gönüllü olarak bırakıp bırakmadığını bilmiyordum” şeklinde belirtmiştir. Olaylar sırasında 14 yaşında olan başvurucunun, X üzerinde yatıyorken ona direnip direnemeyeceği sorusuna, öyle düşündüğünü söylemiştir. N ayrıca X’in sol kolunda her zamankinden daha fazla gücü olsaydı bile, yine de başvurucunun iddia ettiği şekilde kendisine saldıramayacağını ifadesinde belirtmiştir.
50. X’in sol kolunu sınırlı da olsa kullanabildiğine ilişkin dava dışı başka bir ortopedik görüş alan başvurucu, N’nin sorgusundan sonra, N’nin vardığı sonuçların şüpheli olduğu gerekçesiyle yeni bir ortopedi bilirkişisi tayin edilmesini talep etmiştir. Bu talep ve ayrıca X’i iki koluyla kürek çekerken gören başvurucunun kız kardeşi ve annesinin eski eşinin davada tanık olarak dinlenmesi talebi, mahkeme tarafından gereksiz bulunarak reddedilmiştir. Buna ek olarak, savcının başvurucunun tekrar sorgulanmasına yönelik talebi de reddedilmiştir.
51. Duruşmanın sonunda mahkeme kararını açıklamış, X’in tüm suçlamalardan beraatine karar vermiştir. Bu kararı dikkate alarak mahkeme başvurucuyu, yargılama sırasından belirtmiş olduğu zararlarını talep etmesi için hukuk mahkemelerine sevk etmiştir.
52. 15 Aralık 2009 tarihinde başvurucu 2006 tarihli Kanuna göre yeni bir denetimsel temyiz başvurusunda bulunmuştur. 22 Aralık 2009 tarihinde başvurucu kararın yazılı gerekçelerinin kendisine o gün gönderildiği bilgisini veren cevabı almıştır.
53. Mahkeme yazılı gerekçesinde ortopedi bilirkişi raporunun, X’in iki kolunu da kullanmasını gerektiren başvurucunun tarif ettiği bazı eylemlerin X tarafından gerçekleştirme yeterliğine karşı çıktığını açıklamıştır. Bilirkişi tarafından izah edildiği üzere X’in, pantalonunu çıkarmasına veya başvurucunun bacaklarını ayırmasına dahi izin verecek şekilde sol elini hareket ettirmesi mümkün değildir. Mahkemeye göre, başvurucunun bazı iddialarının uzmanlar tarafından çürütülmesi, başvurucunun olayları anlatımıyla ilgili şüphe uyandırmıştır. Makul şüpheden sanık yararlanır ilkesinden (in dubio pro reo) hareketle mahkeme X’in beraatine karar vermiştir. Başvurucunun cinsel istismara uğramış olduğu sonucuna varan psikoloji alanında bilirkişi R’nin raporuna ilişkin olarak ise mahkeme; başvurucunun annesinin boşanmış olduğu eşinin başvurucu ve kız kardeşinin önünde cinsel faaliyetlere girdiğinin ve başvurucuya karşı uygunsuz şekilde davrandığının yetkili mahkeme tarafından kabul edildiği başka bir davada verilen kararın yadsınamayacağına işaret etmiştir.
54. 30 Aralık 2009 tarihinde savcı kararı temyiz etmiş, X’in yaşı, cinsiyeti ve vücut ağırlığı sebebiyle başvurucudan çok daha güçlü olduğunu, ekonomik ve sosyal statüsü sebebiyle daha kuvvetli bir durumda olduğunu göz önünde bulundurmamasından dolayı mahkemeyi eleştirmiştir. Ayrıca X’in iki kolunu da kulllanmasını gerektiren manuel vites araçları sürdüğüne dikkat çekmiştir. Savcı davaya konu suçta, cinsel eylemin zor kullanarak işlenmesinin gerekli olmadığını, başvurucunun karşı çıkmasının yeterli olduğunu ileri sürmüştür. Ayrıca davanın sekiz senedir devam ediyor olmasının, başvurucunun yaşadığı travmayı ağırlaştırdığına vurgu yapmıştır.
55. 26 Mayıs 2010 tarihinde Maribor Yüksek Mahkemesi temyiz talebini reddetmiştir. İlk derece mahkemesinin kararının, X’in atılı suçları gerçekleştirdiği hususundaki şüpheleri gerekçelendirme bakımından açık ve kesin olduğu sonucuna varmıştır.
56. Başvurucu Yüksek Mahkeme Savcısından, hukuka uygunluğun korunması (olağanüstü kanun yolu) talebinde bulunmasını istemiştir. 28 Temmuz 2010 tarihinde Yüksek Mahkeme Savcısı yukarıda bahsedilen talebin sadece hukuki açıdan düşünülebileceğini, fakat başvurucunun sorguladığı gibi olayların değerlendirilmesinin yapılamayacağını başvurucuya bildirmiştir.
E. Ceza davasındaki gecikmeler sebebiyle tazminat
57. 11 Şubat 2011 taihinde başvurucu ve Hükümet 2006 tarihli kanuna göre, söz konusu ceza davasında başvurucunun yargılamanın makul sürede yapılması hakkının ihlal edilmesinin sonucu olarak uğradığı maddi ve manevi zararı kapsayan 1,080 Avro miktarında mahkeme dışı uzlaşmaya gitmişlerdir. Başvurucuya ayrıca yargılama masrafıyla ilgili olarak 129.60 Avro ödenmiştir.
II. İLGİLİ HUKUK VE UYGULAMAİlgili yerel ceza hukuku
58. 15 yaşından küçüklere karşı cinsel saldırı suçunu düzenleyen o dönem yürürlükte olan Ceza Kanunu’nun 183 §§ 1 ve 2 maddesi şu şekildedir:
“(1) Henüz on beş yaşına gelmemiş aynı veya karşı cinsten bir kişiyle cinsel ilişki veya herhangi başka bir cinsel eyleme giren kişi, fail ile mağdurun olgunluğunun açıkça orantısız olması durumunda, bir yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmalıdır.
(2) Yukarıda bahsedilen eylemi henüz on yaşına gelmemiş bir kişiye karşı işleyen veya on beş yaşına gelmemiş korunmasız bir kişiye karşı işleyen, veya zor kullanarak veya, hayatını veya uzuvlarını tehdit ederek işleyen kişi üç sene veya daha fazla hapis cezası ile cezalandırılmalıdır.
...”
59. O dönem yürürlükte olan Ceza Usul Kanunu’nun 148. maddesine göre polis, isnat edilen suçla ilgili ön soruşturmasını tamamladıktan sonra toplanan bilgilere dayanarak suç duyurusunu hazırlar ve savcılığa gönderir. Ancak toplanan delil, suç duyurusu yapılmasını gerektirecek sebepleri sağlamasa dahi, polis yaptığı çalışma ile ilgili savcıya bir rapor sunar.
60. Adli tahkikat sırasında cinsel nitelikli suçların mağduru olan reşit olmayanların korunmasına ilişkin olarak Ceza Usul Kanunu küçük mağdurların veya tanıkların ceza davasında korunmalarını amaçlayan bir takım maddeler içermektedir. Cinsel bütünlüğe karşı işlenen suçlarla ilgili davalarda, küçüklerin haklarının korunması için ceza davasının en başından itibaren avukatlarının olması gerekmektedir. Avukatı olmayan reşit olmayanlar için mahkeme avukat tayin eder. Ayrıca, cinsel bütünlüğe karşı işlenen bir suçun mağduru olduğunu iddia eden 15 yaşından küçük bir tanığın sorgusu sırasında sanık huzurda bulunmayabilir. Bu konuda kanunun 240. maddesi, özellikle ceza davasından etkilenmiş olan küçüklerin sorguları yapılırken, psikolojik durumları üzerinde zararlı bir etkisinin olmaması açısından, yaşlarının dikkate alınması gerektiğini düzenlemektedir.
61. Adli tahkikatın pürüzsüz ilerlemesini sağlamak için, taraflar ve mağdur, 1994 tarihli Ceza Usul Kanunu’nun 191. maddesine göre tahkikattan sorumlu mahkeme başkanına gecikmeler veya diğer aksaklıklarla ilgili şikayette bulunabilir. Şikayetin incelenmesi üzerine başkanın bu konuda atılan tüm adımlar hakkında şikayetçiyi bilgilendirmesi gerekir.
62. Ayrıca ceza davasının zaman dilimine ilişkin olarak Ceza Usul Kanunu’nun 286(2) maddesi, mahkeme heyeti başkanının iddianame kendisine ulaştıktan sonra iki hafta içerisinde ilk duruşma tarihini belirlemesi gerektiğini öngörmektedir. Eğer bunu yapamazsa, durumu mahkeme başkanına bildirmek zorundadır ve mahkeme başkanının duruşma yapılması için gerekli adımları atması gerekir.
63. Duruşmanın yapılmasına ilişkin olarak Ceza Usul Kanunu’nun 295. maddesi, gerekli olması halinde örneğin sanık veya mağdurun kişisel veya aile hayatını korumak için, duruşmanın kamuya kapalı olarak yapılabileceğini öngörmektedir. İlgili yasanın 299. maddesine göre, mahkeme heyeti başkanı duruşmayı yürütür, taraflara söz hakkı verir ve sanık, tanık ve bilirkişilerin sorgusunu yapar. Ayrıca, davanın açıklığa kavurşturulmasını, gerçeğin ortaya çıkarılmasını ve yargılamayı sürüncemede bırakan engellerin ortadan kaldırılmasını sağlamak da mahkeme heyeti başkanının görevidir.
64. Tanığın sanık huzurunda ifade vermeyi reddetmesi durumunda, sanık geçici olarak duruşma salonundan çıkartılabilir. Tanığın ifadesi daha sonra sanığa okunur ve sanık tanığa soru sorabilir. Bununla beraber, Ceza Usul Kanunu’nun 334(2) maddesine göre mahkeme heyeti başkanı daha önce sorulmuş soruların tekrar sorulmasını veya davayla ilgisi olmayan veya cevaba yönlendiren soruların sorulmasını engelleyecektir.
B. İlgili yerel medeni hukuk ve uygulama
1. Tazminata yönelik hukuk davası
65. Tüzel kişilerin, kendilerine bağlı kurumların verdikleri zararlardan hukuki sorumluluğunu düzenleyen Borçlar Kanunu’nun 148. maddesi -bu aynı zamanda Devletin zararlardan sorumluluğunun tespit edilmesine de uygulanır-, tüzel kişinin, ona bağlı bir kurumun görevini icra etmesi sırasında veya onunla bağlantılı olarak üçüncü kişilere verdiği zararlardan sorumlu olacağını öngörmektedir. Devlet tarafından verilen zararın tazmin edilebilmesi için, Devletin sorumluluğunun dört unsurunu da iddia sahibinin ispatlaması gerekir: Devletin fiilinin hukuka aykırılığı, zararın varlığı, illiyet bağı, Devletin ihmal veya hatası.
66. Manevi zararlara ilişkin tazminat ödenmesinin kanuni temelini oluşturan Borçlar Kanunu’nun 179. maddesine göre, böyle bir tazminat bir kimsenin kişilik haklarının ihlal edilmesi, bunun yanı sıra, hayati faaliyetlerinin eksilmesi, biçim bozulması, hakaret, bir yakın akrabanın ölümü veya korkudan dolayı yaşanan fiziksel veya ruhsal sıkıntı çekilmesi halinde ödenebilir. Bunun için, davanın koşullarının, özellikle de sebep olunan sıkıntı ve korkunun derecesi ve süresinin tazminatı haklı kılması şartı mevcuttur.
67. Yüksek Mahkeme’nin II Ips 305/2009 numaralı kararına göre, manevi tazminata hükmedilebilmesi numerus clausus ilkesine bağlı olarak Borçlar Kanunu’nunda belirtilen zarar kategorileriyle kesin surette sınırlıdır. Bu sebeple Yüksek Mahkeme, makul sürede yargılanma hakkının kişilik hakkı olarak yorumlanamayacağından ötürü, yargılamanın aşırı derecede uzun sürmesinden kaynaklanan manevi zararın Borçlar Kanunu’nda tanımlanan zarar kategorileri arasında sınıflandırılamayacağına karar vermiştir.
2. Duruşmaların Gerekçesiz Gecikme Olmaksızın Yapılması Hakkını Koruyan Kanun (2006 Tarihli Kanun)
68. 2006 Tarihli Kanun’un 1. maddesine göre, yargılamanın taraflarına –bir suçun mağduru da dahil olmak üzere- gerekçesiz gecikme olmaksızın mahkeme tarafından haklarına karar verilmesi garanti edilir.
C. İlgili uluslararası hukuk
69. 29 Kasım 1985 tarihinde 40/34 sayılı Birleşmiş Milletler Genel Kurul Kararı ile kabul edilen Suç ve Yetki İstismarı Mağdurlarına Adalet Temin Edilmesi Hakkındaki Temel Prensipler Deklarasyonuna göre suç mağdurlarına merhametle ve haysiyetlerine saygı gösterilerek davranılmalıdır (Annex madde 4). Ayrıca, mağdurların ihtiyaçlarına yönelik adli ve idari işlemlere yanıt verilmesi, inter alia, şu şekilde kolaylaştırılmalıdır; mağdurların üzerindeki külfetin en aza indirilmesi için tedbirler alma, mağdurların mahremiyetlerinin korunması ve gerekli olması halinde, kendilerinin ve ailelelerinin ve tanıkların güvenliklerinin sağlanması, sindirme ve misillemeden korunması (Annex, madde 6 (d)).
70. Suç mağdurları aynı zamanda Avrupa Birliği mevzuatı kapsamında da korumadan yararlanır. 2001 yılında, suç mağdurlarının haklarına ve korunmalarına yönelik asgari standartların getirilmesini amaçlayan, ceza davasında mağdurların statüsü hakkında bir Konsey Çerçeve Kararı (2001/220/JHA) kabul edilmiştir. Çerçeve kararın 2. maddesi, mağdurların ceza hukuk sisteminde hakiki ve uygun bir rollerinin olmasını ve yargılama boyunca bireyin haysiyetine gereken saygının gösterilmesini güvence altına almalarını üye devletlerden talep etmektedir. Ayrıca 3. madde, mağdurların yargılama sırasında dinlenmeleri ve mağdurlara delil temin etme imkanının verilmesi gerektiğini öngörmektedir. Bununla birlikte, ceza yargılamasının amacına uygun olduğu ölçüde yetkili makamlar tarafından sorgulanmalarını garanti altına almak için uygun tedbirlerin alınması gerekir. 8. Madde, mağdurların ceza yargılaması boyunca mahremiyetinin ve güvenliğinin korunmasını amaçlayan bazı önlemler getirilmesini üye devletlerden talep eder. Bu meyanda, ceza davasının menfaati başka türlü davranılmasını gerektirmedikçe, mahkeme salonu içerisinde mağdurlar ile failler arasındaki irtibatın önlenmesi için tedbirler alınması gerekmektedir. Ayrıca, mağdurların –özellikle en korunmasız olanların- kamuya açık duruşmada ifade vermenin etkilerinden korunması ihtiyacının mevcut olması durumunda, mağdurlara bu amacı gerçekleştirmeyi mümkün kılan, temel hukuki prensiplerle bağdaşacak uygun bir yolla ifade verme hakkı tanınabilmesini üye devletlerin sağlaması gerekir.
71. Buna ek olarak, Avrupa Birliği üyesi devletlerin suç mağdurlarının haklarının güçlendirilmesi yönündeki isteklerinin sonucu olarak 25 Ekim 2012 tarihinde Avrupa Parlamentosu ve Konseyi Direktifi (2012/29/EU) kabul edilmiştir. Bu direktif, suç mağdurlarının hakları, desteklenmesi ve korunması ile ilgili asgari standartları getirmekte ve Konsey Çerçeve Kararı’nın (2012/220/JHA) yerine geçmektedir. 16 Kasım 2015 tarihi itibariyle AB üye devletlerinin milli mevzuatlarına tatbik edilmesi gereken direktif, konuyla ilgili olarak aşağıdaki hususları öngörmektedir:
19. Kısım
“Bir kişi; failin kimliğinin tespit edilmiş olmasına, yakalanmış, hakkında dava açılmış veya mahkum edilmiş olmasına bakılmaksızın ve aralarındaki ailevi ilişki dikkate alınmaksızın mağdur olarak kabul edilir. ...”
20. Madde- Ceza soruşturması sırasında mağdurların haklarının korunması
“Savunmanın haklarına halel getirmeksizin ve adli gizlilik kurallarına uygun olarak, üye devletler ceza soruşturması sırasında aşağıdaki hususları garanti eder:
(a) Yetkili merciye suç duyurusunun yapılmasının ardından, mağdurlarla görüşmeler gerekçesiz olarak gecikmeksizin yapılır.
(b) Mağdurlarla görüşme sayısı asgaride tutulmalı ve görüşmeler ceza soruşturmasının amacı kesinlikle gerektirdiği takdirde yapılmalıdır.
...
(d) Tıbbi muayeneler asgaride tutulmalı ve ceza soruşturmasının amacı kesinlikle gerektirdiği takdirde yapılmalıdır.
...”
22. Madde- Özel koruma ihtiyaçlarının belirlenmesinde mağdurların bireysel olarak değerlendirilmesi
“1. 23. ve 24. maddelerin öngördüğü üzere, ikincil ve tekrar mağduriyete, sindirme ve misillemeye karşı özel hassasiyetleri sebebiyle, üye devletler milli prosedürlerine göre, mağdurların özel koruma ihtiyaçlarının belirlenmesi ve ceza soruşturması boyunca özel tedbirlerden yararlanıp yararlanmayacağı ve ne dereceye kadar yararlanacağı hususlarındaki değerlendirmeyi vaktinde ve kişisel olarak almasını sağlamakla yükümlüdür.
2. Kişisel değerlendirme bilhassa aşağıdaki hususları dikkate almalıdır:
(a) Mağdurun kişisel karakter özellikleri;
(b) Suçun nevi ve türü;
(c) Suçun koşulları
3. Bireysel değerlendirme bağlamında, suçun ağırlığından dolayı ciddi zarar gören mağdurlara; bilhassa bireyin kişisel özellikleriyle alakalı olabilecek önyargı veya ayrımcılık saikiyle işlenen suçun mağdurlarına; faille olan ilişkileri ve faile olan bağımlılıkları sebebiyle bilhassa korunmasız durumdaki mağdurlara özel ilgi gösterilmelidir. Bu anlamda terör, organize suç, insan kaçakçılığı, cinsiyet temelli şiddet, yakın ilişkide şiddet, cinsel şiddet, istismar veya nefret suçları mağdurları ve engelli mağdurlar gereken şekilde değerlendirilmelidir.
...”
23. Madde- Ceza yargılaması boyunca özel korunma ihtiyacındaki mağdurların korunma hakkı
“1. Savunmanın haklarına halel getirmeksizin ve adli gizlilik kurallarına uygun olarak üye devletlerin, 22. maddenin 1. fıkrasında öngörülen bireysel değerlendirmenin sonucu olarak tanımlanmış özel tedbirlerden yararlanan belirli korunma ihtiyacındaki mağdurlara bu maddenin 2. ve 3. fıkrasında düzenlenen tedbirlerden yararlanabilmesini garanti eder. Bireysel değerlendirmeyi takiben düşünülen özel tedbir, eğer operasyonel veya pratik engeller bunu imkansız hale getiriyorsa veya mağdurla acil olarak görüşülmesi gerekiyorsa ve bu görüşmenin yapılamaması faile veya başka bir kişiye zarar verebilecek ise veya yargılamaya zarar verecek olması halinde, bu özel tedbir sağlanamayabilir.
2. Aşağıda sayılan tedbirler, 22. maddenin 1. fıkrasında tanımlanan özel korunma ihtiyacındaki mağdurlara ceza soruşturması boyunca sağlanır:
...
(b) Mağdurla yapılan görüşmeler bu konuda eğitilmiş profesyoneller tarafından veya aracılığıyla yapılır.
...
3. Aşağıda sayılan tedbirler, 22. maddenin 1. fıkrasında tanımlanan özel korunma ihtiyacındaki mağdurlara yargılama boyunca sağlanır:
(a) İfade verirken de dahil olmak üzere mağdurlar ile failler arasındaki görsel temasın engellenmesi için iletişim teknolojilerini de kapsayan uygun metodları kullanarak tedbirler alınması;
(b) Özellikle uygun teknoloji araçlarının kullanımıyla, mağdurun mahkeme salonunda bulunmadan dinlenebilmesini sağlayan tedbirler alınması;
(c) Mağdurun, suçla ilgisi olmayan özel hayatıyla ilgili konularda gereksiz sorgulanmasını engelleyen tedbirlerin alınması; ve
(d) kamuya kapalı olarak duruşma yapılmasına izin veren tedbirlerin alınması.
72. 5 Mayıs 2011 tarihinde Avrupa Konseyi, 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe giren Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Sözleşmeyi kabul etmiştir. Sözleşme, 8 Eylül 2011 tarihinde Slovenya tarafından imzalanmış fakat onaylanmamıştır. Sözleşme, konuyla ilgili olarak asağıdaki hususları öngörmektedir:
Madde 49 – Genel Yükümlülükler
“1. Taraf Devletler, bu Sözleşme’nin kapsamına giren bütün şiddet biçimleriyle ilgili soruşturma ve yargılamaların usule aykırı bir gecikme olmaksızın görülmesini ve ceza davasının tüm aşamalarında mağdurun haklarının dikkate alınmasını sağlamak üzere gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
2. Taraf Devletler, bu Sözleşme’de tanımlanan suçların etkili biçimde soruşturulmasını ve kovuşturulmasını sağlamak üzere, temel insan hakları ilkelerine uygun biçimde ve cinsiyete dayalı şiddet anlayışını göz önünde bulundurarak, gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
Madde 54- Soruşturmalar ve kanıt
“Taraf Devletler herhangi bir hukuk veya ceza davasında mağdurun cinsel geçmişi ve davranışıyla ilgili kanıtlara, yalnızca davayla ilgili olması ve gerekli olması durumunda izin verilmesini sağlamak üzere gereken yasal veya diğer önlemleri alır.”
Madde 56 – Koruma önlemleri
“1. Taraf Devletler, soruşturmanın ve adli muamelelerin tüm aşamasında, tanık olarak özel ihtiyaçları da dâhil olmak üzere mağdurların haklarını ve menfaatlerini korumak için gerekli önlemleri alır, bilhassa:
a. onların aynı zamanda ailelerinin ve tanıkların, sindirme, misilleme ve mağduriyetin tekrarlanmasından korunmalarını sağlamak;
b. mağdurun, en azından kendisinin veya ailesinin tehlikede olabileceği durumlarda, failin kaçtığı ya da geçici veya kati olarak serbest bırakıldığına dair bilgilendirilmesini sağlamak;
c. iç hukuk kurallarının öngördüğü koşullar çerçevesinde mağdurlara hakları ve faydalanabilecekleri hizmetler ve şikayetlerinin takibi, masraflar, sorgulama veya davaların genel prosedürü ve onların prosedür içerisindeki rolleri, ve bunun yanında, davalarının sonuçları hakkında bilgi vermek;
d. mağdurun iç hukuktaki usul kurallarına uygun olarak sesinin duyulmasını, kanıt temin etmesini ve kendi görüşlerini, ihtiyaçlarını ve kaygılarını doğrudan veya bir aracıyla iletmesini ve bunların dikkate alınmasını sağlamak;
e. mağdurlara, haklarının ve menfaatlerinin gereken şekilde temsil edilmesi ve dikkate alınması için uygun hizmet desteği sağlamak;
f. mağdurun özel yaşantısını ve görüntüsünü korumak için tedbirlerin alınmasını sağlamak;
g. mağdur ve failler arasındaki iletişimin mahkemede ve kolluk kuvvetlerinin çevresinde, mümkün olduğu ölçüde önlenmesini sağlamak;
h. davaya taraf olarak katılan ya da kanıt temin eden mağdurlara bağımsız ve yetkin çevirmenler sağlamak;
i. iç hukuk kurallarına uygun biçimde, mağdurun mevcut ve uygun iletişim teknolojilerinden yararlanarak mahkeme salonuna gitmeden ya da en azından fail olduğu iddia edilen kişinin mahkeme salonunda bulunmadığı bir ortamda ifade vermesini sağlamak
üzere gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
2. Kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddet mağduru ve tanığı olan bir çocuğa, çocuğun üstün yararı ilkesini dikkate alınarak, uygun olduğu hallerde, özel koruma önlemleri sağlanır.”
HUKUK
SÖZLEŞME’NİN 3. VE 8. MADDELERİNİN İHLALİ İDDİASI
73. Başvurucu, kendisine karşı gerçekleşen cinsel saldırı ile ilgili yapılan ceza yargılamasının, Sözleşme’nin 3. ve 8. maddeleri kapsamında, Devletin cinsel istismara karşı etkin hukuki koruma sağlama pozitif yükümlülüğüne ters düştüğünden şikayet etmiştir çünkü ceza yargılaması makul olmayan derecede gecikmiş, yargılama tarafsız yapılmamış ve başvurucunun kişisel bütünlüğü ihlal edilerek onu birçok travmatik deneyime maruz bırakmıştır. Ayrıca şikayetlerine ilişkin, Sözleşme’nin 12. maddesinin öngördüğü şekilde etkin bir hukuk yolunun olmadığını ileri sürmüştür.
74. Yukarıda bahsedilen şikayetlerin nevi ve içeriğini göz önünde bulundurarak Mahkeme, iddia edilen gecikmelerin ve yerel mahkemelerin taraflı davranmasının yalnızca aşağıda belirtilen Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiğini düşünmektedir (bknz. P.M./Bulgaristan, no. 49669/07, § 58, 24 Ocak 2012):
Madde 3
“Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.”
75. Başvurucunun ceza yargılamasında kendisine koruma tedbirlerinin sağlanmaması hakkındaki geriye kalan şikayetleri, Devletin ceza yargılamasına tanık olarak dahil olan mağdurları koruması yükümlülüğünün kapsamına girmesiyle ilgili bazı soru işaretleri yaratmaktadır. Mevcut davanın özel koşulları altında, Mahkeme bu hususların aşağıda belirtilen Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği görüşündedir:
Madde 8
“1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
...
B. Davanın Esası
1. Tarafların beyanları
(a) Başvurucu
85. Başvurucu, kendisine karşı gerçekleşen cinsel saldırının soruşturmasının makul olmayan derecede geciktiğini ve soruşturmanın etkisiz olduğunu, kendisinin Ukrayna kökenli olmasından dolayı yetkili makamların kendisine karşı taraflı davrandığını iddia etmiştir. İlk olarak, Maribor Emniyeti’nin başvurucunun şikayetleriyle ilgili bir sene boyunca soruşturmayı eylemsiz bıraktığını ve Savcılığın talebi üzerine, Maribor Bölge Savcılığı’na yalnızca bir rapor gönderdiklerini ileri sürmüştür. Ayrıca, Maribor Bölge Mahkemesi davayı yerel mevzuatta belirlenen süre sınırlarına uygun olarak yürütmemiştir. Bu bağlamda başvurucu, yargılamanın hızlandırılması girişiminde bulunma gibi bir yükümlülüğünün de olmadığını belirtmiştir.
86. İkinci olarak, Maribor Bölge Mahkemesi önemli tanıkların çağırılmasını ve X’in sakatlığının başvurucunun iddia ettiği gibi onu güç gerektiren hareketleri yapmaktan alıkoyup koymadığı hususunun açıklığa kavuşturulması için ortopedi alanında yeni bir bilirkişi atanmasını reddetmiştir. Mahkeme başvurucunun kendisini aktif olarak savunabileceği varsayımından hareket eden ortopedi raporuna ağırlıklı olarak dayanarak da tarafsız davranmamıştır. Ayrıca bu, X’in sol kolunun tamamen işlevsiz olmadığını ortaya koyan başka bazı deliller ile çelişmektedir.
87. Buna ek olarak, başvrucu yargılamalar sırasında devletin kendisinin kişisel bütünlüğünü koruyamadığından şikayet etmiştir. Bu bağlamda, jinekoloji alanında bilirkişi B’nin yetkisinin kapsamını aşarak, sorgu hakiminin cinsel ilişki ihtimaline ilişkin sorusuna cevap vermek yerine, başvurucuyu kendini savunma zorunluluğunda bırakan sorular sorarak suçun işlenip işlenmediğini ortaya çıkartmayı amaçlamıştır (bknz yukarıda paragraf 22).
88. Ayrıca, başvurucu soruşturma sırasında sorgulanmış olmasına rağmen, Maribor Bölge Mahkemesi huzurunda yapılan dört duruşmada ifade vermek zorunda kalmıştır. Bu sırada sanık her ne kadar bir avukatla temsil ediliyor olmasına ve bu sorular avukatı tarafından sorulabilecek olmasına rağmen, sanığın tahrik edici ve tekrarlayan sorularıyla başvurucuya şahsen eziyet etmesine müsaade edilmiştir. Bu sorgu başvurucuda yoğun bir psikolojik ızdıraba yol açmış; kendisini tükenmiş, aşağılanmış ve çaresiz hissetmiştir. Ayrıca sanık, başvurucunun söz konusu olaylarla ilgili daha önceden görüştüğü bir avukat tarafından temsil edilmiştir, dolayısıyla elde etmiş olduğu bu bilgiyi suistimal edebilecek veya kötüye kullanabilecek durumundadır. Bu bağlamda başvurucu, özellikle Doorson/Hollanda (26 Mart 1996, Reports of Judgments and Decisions 1996‑II), Van Mechelen ve Diğerleri/Hollanda (23 Nisan 1997, Reports of Judgments and Decisions 1997‑III) ve S.N./İsveç (no. 34209/96, ECHR 2002‑V) kararları olmak üzere Mahkeme’nin içtihatlarına dayanarak yerel mevzuatın, sanığın Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki savunma hakkı ile mağdurların 3. ve 8. maddeler kapsamında korunan kişisel bütünlükleri ve mahremiyetleri arasındaki dengeyi sağlayamadığını belirtmiştir. Başvurucuya göre yaşadığı travma, otoimmün hastalıklarıyla sonuçlanan ağır ve kalıcı psikolojik sıkıntılara sebebiyet vermiştir. Son olarak başvurucu yerel mevzuatın kendisine şikayetleri ile ilgili etkin bir hukuk yolu sağlamadığından şikayet etmiştir.
(b) Hükümet
89. Hükümet başvurucunun maruz kaldığını iddia ettiği cinsel saldırılara ilişkin yapılan soruşturmanın ve onu takip eden davanın etkin olduğunu ileri sürmüştür. Polis, başvurucuyu ve X’i diğer tanıkların yanı sıra sorgulamıştır ve Hükümete göre, Savcılığın müdahalesi olmasa suç duyurusunun onlara iletilmeyeceğine dair herhangi bir kanıt mevcut değildir. Adli tahkikat usulüne uygun olarak yürütülmüş ve adli tahkikatı X aleyhinde düzenlenen bir iddianame takip etmiştir.
90. Hükümet ayrıca yargılamanın tarafsız olarak yürütüldüğünü belirtmiştir. Başka delilerle çürütüldüğü iddia edilen ortopedi raporuna ilişkin olarak, raporun tıbbi verilere ve X’in muayenesine dayandığına ve raporun doğruluğuyla ilgili şüphe uyandıracak çelişkiler veya eksiklikler barındırmadığına dikkat çekmiştir. İddia edilen cinsel istismar eylemleri hiçbir tanık tarafından görülmediği gibi, jinekolojik muayenelerin sonuçları ile de desteklenmediğinden Maribor Bölge Mahkemesi X’in beraatına karar vermiştir. Her ne kadar başvurucu cinsel istismar semptomları göstermiş olsa da; mahkeme, başurucuyu cinsel olarak istismar ettiği şüphesiyle başka bir kişinin aleyhindeki derdest ceza davasının psikoloji alanında bilirkişi görüşünün hazırlamasında dikkate alınmaması hususunu görmezden gelemezdi. İkinci olarak, Hükümet jinekoloji alanında bilirkişinin başvurucuyu sorgulamadığını, fakat duruşma dışında kendisiyle görüştüğünü iddia etmiştir. Hükümet’in görüşüne göre, başvurucu eğer bilirkişinin işini gereği gibi yapmadığını düşünüyor olsaydı, yaptırım uygulanmasını talep edebilirdi.
91. Ayrıca, M’nin mahkeme tarafından atanan avukatına ilişkin olarak Hükümet, X’in zorunlu temsil hakkı olmasından dolayı Maribor Bölge Mahkemesi’nin ex-officio atamalara ilişkin yasa hükümlerine göre hareket ettiğini ileri sürmüştür. Buna ek olarak, M’nin azledilmesi talebinde başvurucu iç hukukta kendisinin lehine karar verilmesini haklı gösterecek gerekçeleri ortaya koyamamıştır, dolayısıyla mahkemenin bu konuda tarafları dinleme yükümlülüğü bulunmamaktadır. Hükümet, M’nin bir zamanlar başvurucunun annesinin eşini boşanma davasında temsil eden hukuk bürosunda çalışmış olmasından, M’nin X’i savunmaması gerektiği sonucunun çıkarılamacağını eklemiştir.
92. Ayrıca, Hükümet başvurucunun travmasının ağırlaşmasını engellemek için hem soruşturma ve hem de dava aşamasında bir takım önlemlerin alındığını ileri sürmüştür. Soruşturma sırasında başvurucu, X ve avukatının yokluğunda sorgulanmıştır. Dolayısıyla sanığın başvurucuya soru sorma imkanını ilk kez bulduğu yargılamadaki duruşma sırasında, X’in cezai eylemlerinin tek şahidinin başvurucu olduğunun düşünülmesi gerekirdi. Bu bağlamda Hükümet, başvurucunun davasının kendisine çapraz sorgu yapılmasını engelleyecek derecede sanığın savunma haklarına sınırlama getirmediği görüşündedir. Mevcut davanın Doorson, Van Mechelen ve Diğerleri ve S.N./ İsveç davalarından ayrıldığına işaret etmişlerdir, çünkü başvurucunun güvenliği tehlikede olmadığı gibi, başvurucu küçük de değildir. Ancak Hükümet, Maribor Bölge Mahkemesi’nin duruşmayı kamuya kapalı yaptığına ve başvurucunun ifade vermesi esnasında X’i duruşma salonundan çıkarttığına vurgu yapmıştır. Başvurucu ifadesini verdikten sonra, kendisine bir sonraki duruşmada çapraz sorgu yapılmasına ilişkin talebini Mahkeme kabul etmiştir.
93. Bu bağlamda Hükümet, X’in başvurucuya dava ile ilgisi olmayan veya başkaca yasaklı bazı soruları sormasına izin verilmediğine dikkat çekmiştir. Buna ek olarak mahkeme bir çok kez başvurucunun çapraz sorgusu sırasında duruşmaya ara verilmesine karar vermiş; Hükümet başvurucunun gerekli görmesi halinde, daha fazla ara verilmesini talep edebileceğini ileri sürmüştür. Ayrıca başvurucu yargılamalar boyunca avukat tarafından temsil edilmiştir.
94. Son olarak, yargılamadaki gecikmelere ilişkin olarak Hükümet, yargılamanın tahkikat aşamasında, başvurucunun yetkili mahkemenin başkanına söz konusu gecikmelerle ilgili şikayette bulunabileceğinin (yukarıda bknz paragraf 61) ancak bunu yapmadığının altını çizmiştir. Fakat Hükümet başvurucunun 2006 tarihli Kanun kapsamında (yukarıda bknz paragraf 33 ve 52) iki kez denetimsel temyiz başvurusu yaptığını kabul etmiştir. Maribor Bölge Mahkemesi her iki durumda da uygun şekilde cevap vermiş; ilkinde bir ay içerisinde duruşma tarihi belirlenmiş, ikincisinde ise, kararın yazılı açıklaması hazırlanmış ve temyiz başvurusundan bir kaç gün sonra başvurucuya gönderilmiştir. Duruşma tarihinin değişik sebeplerle dokuz kez ertelendiği doğru olmakla birlikte, duruşmanın ilk kez daha uzun süreyle ertelenmesi X’in hastalığı sebebiyledir. Hükümet buna ek olarak, elde edilmesi gereken delillerin sayısının fazlalığının da yargılamanın genel olarak süresini etkilediğini belirtmiştir.
2. Mahkeme’nin değerlendirmesi
...
b) Başvurucunun kişisel bütünlüğünün kendisine karşı cinsel istismarla ilgili ceza davası sırasında korunması
101. Mahkeme’den, başvurucuya karşı işlendiği iddia edilen cinsel saldırı suçuna ilişkin ceza yargılamasında Devletin başvurucunun özellikle kişisel bütünlüğü olmak üzere, özel hayatına saygı gösterilmesi hakkına yeterli koruma sağlayıp sağlamadığını incelemesi istenmiştir. Dolayısıyla burada söz konusu olan Devletin bir eylemi değil, ceza yargılaması sırasında mağdurun haklarının korunmasına yönelik tedbirlerin alınmaması veya alınan tedbirlerin yetersizliğidir. Bu bağlamda 8. madde, esas olarak kamu görevlilerinin keyfi müdahalelerine karşı bireyi korumayı amaçlasa da, söz konusu madde devleti sadece bu tür müdahalelerde bulunmasından kaçınmaya zorlamamaktadır: maddede bahsedilen negatif yükümlülüğe ek olarak, özel hayata ve aile hayatına etkin bir saygının sağlanması için gerekli pozitif yükümlülüklerin de olabileceğini Mahkeme hatırlatmaktadır. Bu yükümlülükler, kişilerin birbirleri ile olan ilişkilerini dahi içine alan, özel hayata saygının güvence altına alınması amacıyla bir takım tedbirler alınmasını gerektirebilir (X ve Y/Hollanda, 26 Mart 1985, § 23, seri A no 91)
102. Devletin 8. maddeden kaynaklanan pozitif ve negatif yükümlülükleri arasındaki sınır kesin bir tanıma imkan vermemektedir; bununla birlikte, uygulanan ilkeler benzerdir. Özellikle, her iki durumda da yarışan menfaatler arasında kurulması gereken adil dengenin dikkate alınması gerekir (White/İsveç, no 42435/02, § 20, 19 Eylül 2006).
103. Ceza yargılamasında savunma ile tanıkların menfaatlerinin çatışmasına ilişkin olarak, Mahkeme daha önceden de bazı durumlarda belirttiği üzere ceza yargılaması, tanıkların ve özellikle de ifade vermek üzere çağırılmış olan kişilerin hayatını, özgürlüğünü veya güvenliğini veya genellikle Sözleşme’nin 8. maddesinin kapsamı içine giren menfaatlerini haksız surette tehlikeye düşürmeyecek şekilde organize edilmiş olmalıdır. Dolayısıyla savunmanın menfaatleri ile ifade vermeleri için çağırılan tanıkların ve mağdurların menfaatlerinin dengelenmesi gerekir (bknz Doorson, yukarıda anılan, § 70). Bilhassa, cinsel suçlarla ilgili ceza davaları, özellikle mağdurlar istemeyerek sanıkla karşı karşıya geldiklerinde mağdurlar için ağır bir yük oluşturmaktadır. Bu hususlar reşit olmayan birinin dahil olduğu bir davada daha da öne çıkmaktadır. Bu sebeple, savunmanın haklarını yeterli ve etkin şekilde kullanması ile bağdaştığı müddetçe, bu tarz davalarda mağduru korumak amacıyla bazı tedbirler alınabilinir (bknz S.N./İsveç, yukarıda anılan, § 47; ve Aigner/Avusturya, no. 28328/03, § 35, 10 Mayıs 2012).
104. Bu zamana dek Mahkeme’nin nezdindeki davalarda, savunmanın yarışan menfaatleri ve özellikle 6 § 3 (d) maddesinde düzenlenen sanığın tanık çağırma ve çapraz sorgu yapma hakkı ile mağdurların 8. madde kapsamındaki hakları arasında yerel makamların adil dengeyi kurmayı başarıp başaramadığı sorusu sanık tarafından ileri sürülürdü. Bunun tersine, mevcut davada Mahkeme’den, mağdurun açısından bu hususun incelenmesi istenmektedir. Mahkeme sorunu ele alırken, ilgili uluslararası belgelerde kabul edilen kriterleri dikkate alacaktır (bknz yukarıda paragraf 69-72). Bu bağlamda, Mahkeme Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi, taraf devletlere, mağdurların haklarının ve menfaatlerinin korunması için gerekli yasal ve diğer türde tedbirleri almasını şart koşmaktadır. Bu tedbirler, inter alia,: mağduriyetin tekrarından ve sindirmeden koruma, mağdurların dinlenilmesini ve düşüncelerinin, ihtiyaçlarının ve kaygılarının ifade edilebilmesini ve gereği gibi değerlendirilmesini sağlama ve yürürlükteki yerel hukukun müsaade etmesi halinde, iddia edilen failin yokluğunda ifade verme imkanının tanınması. Buna olarak, suç mağdurlarının hakları, desteklenmesi ve korunması ile ilgili standartları belirleyen Avrupa Birliği Direktifi, inter alia, mağdurlarla görüşmelerin gerekçesiz olarak gecikmeksizin yapılmasını ve tıbbı muayenelerin asgaride tutulmasını öngörmektedir.
105. Mevcut ceza davasında başvurucunun haklarının korunma şekline ilişkin olarak Mahkeme ilk olarak, başvurucunun duruşmada alınan ifadesinin davadaki tek doğrudan delili teşkil ettiğini gözlemlemektedir. Buna ek olarak, psikoloğun cinsel istismarı doğrulayan raporu ortopedi raporu tarafından karşı gelindiğinden, sunulan diğer delil çelişkilidir. Bu açıdan adil yargılamanın menfaatleri, savunmanın artık o dönem reşit olan başvurucuyu çapraz sorgulama hakkının verilmesini gerektirdiğini yinelemek gerekir. Yine de, başvurucunun sorgulanma şeklinin onun kişisel bütünlüğü ile X’in savunma hakları arasında adil dengeyi kurup kurmadığının tespit edilmesi gerekir.
106. Bu bağlamda, Mahkeme, genel kural olarak 6. maddenin l ve 3-d paragrafları uyarınca sanığa, aleyhindeki bir tanığa karşı, tanık ifadesini verdiği sırada ya da daha sonra itiraz edebilmesi için uygun ve yeterli koşulların sağlanması ve tanığa soru sorabilme fırsatının tanınması gerektiğini hatırlatmaktadır (bkz Saïdi/Fransa, 20 Eylül 1993, § 43, Seri A no. 261‑C, ve A.M./İtalya, no. 37019/97, § 25, ECHR 1999-IX). Ayrıca, Mahkeme belirli bir sorgulamayla ilgili kendi değerlendirmesini yaparken, delillerin kabul edilebilirliği ve uygunluğu hakkında asıl karar merciinin yetkili yerel makamlar olduğunu göz önünde bulundurarak, ihtiyatlı olmalıdır (bkz Schenk/İsviçre, 12 Temmuz 1988, § 46, Series A no. 140, ve Engel ve Diğerleri/Hollanda, 8 Haziran 1976, § 91, Seri A no. 22). Bununla birlikte, Mahkeme bir kişinin kendini savunma hakkının, herhangi bir savunma argümanını kullanma konusunda sınırsız bir hak vermeyeceğini daha önce belirtmiştir (bkz, mutatis mutandis, Brandstetter/Avusturya, 28 Ağustos 1991, § 52, Seri A no. 211). Cinsel istismar suçlarının failleri ile iddia olunan mağdurlarının doğrudan karşı karşıya gelmeleri mağdurlar üzerindeki travmanın ağırlaşması riskini taşıdığından, Mahkeme’nin görüşüne göre, sanığın kişisel olarak yaptığı çapraz sorgu milli mahkemeler tarafından dikkatli bir değerlendirmeye tabi tutulmalıdır, özellikle sorular ne kadar mahrem ise gösterilmesi gereken dikkat o kadar fazla olmalıdır.
107. Başvurucunun sorgusu yedi ay içerisinde yapılan dört duruşmaya yayılmıştır (yukarıda bknz paragraf 31, 32, 34-38 ve 40). Mahkeme’ye göre özellikle duruşmalar arasında geçen uzun sürenin açık bir nedeninin olmaması sebebiyle, bu uzun süre kendi içinde sorun teşkil etmektedir. Ayrıca bu duruşmalardan iki tanesinde, yargılama boyunca avukat tarafından temsil edilen sanık X, başvurucuya kişisel olarak çapraz sorgu yapmıştır. X, başvurucuyu taciz etmesinin fiziksel olarak mümkün olmadığını iddia etmesinin yanı sıra, çapraz sorgusunu başvurucunun kendisini güvenebileceği bir insan olarak gördüğü ve onun yanında bulunmasını istediği, ve başvurucunun suçlamalarının, annesinin kendisinden para sızdırmak istemesi temeline dayandırmıştır. Buna bağlı olarak, X’in sorularının çoğu açıkça kişisel nitelikteydi.
108. Mahkeme, X tarafından sorulan soruların bazılarının cevaplara yöneltir şekilde ifade edildiğine ve diğer bazı soruların ise birden fazla kez sorulduğuna dikkat etmektedir (bkz yukarıda paragraf 34 ve 36). Ayrıca X devamlı olarak olayların kendi açısından meydana gelişini anlatarak, başvurucunun verdiği yanıtların gerçekliğine itiraz etmiştir. Aslında, savunmanın başvurucunun inanılırlığını ve güvenilirliğini sorgulayabileceği ve aynı zamanda, ifadelerindeki olası tutarsızlığın ortaya çıkartılması için bir alana izin verilmesi gerekirdi. Ancak Mahkeme çapraz sorgunun, tanıkların aşağılanmasının ve korkutulmasının bir yolu olarak kullanılmaması gerektiğini düşünmektedir. Bu bağlamda Mahkeme, X’in bazı sorularının ve başvurucunun insanları manipüle etmek için yalandan ağlayabileceği, başvurucunun üzüntüsünün kendisiyle akşam yemeği yiyerek giderilebileceği veya kendisine erkeklere hükmetme isteğiyle ilgili sırrını söylediği yönünde ileri sürdüğü yorumlarının yalnızca başvurucunun güvenilirliğine saldırma amacını gütmediği fakat aynı zamanda karakterini aşağılamak için de yapıldığı görüşündedir.
109. Mahkeme, başvurucunun kişisel bütünlüğüne saygının yargılamada usulüne uygun olarak korunmasını temin etme yükümlülüğünün ilk olarak ve herkesten fazla mahkeme heyeti başkanında olduğunu düşünmektedir. Durumun hassasiyeti, yani başvurucunun cinsel tacizle suçladığı bir erkek tarafından bizzat detaylı ve uzun sorguya tabi tutulması, mahkeme heyeti başkanının X’in sorularının ve yorumlarının şeklini ve içeriğini denetlemesini, ve gerekirse müdahale etmesini gerektirirdi. Gerçekten de, duruşma tutanaklarından mahkeme heyeti başkanının dava ile ilgisi olmayan bazı soruları X’in sormasını engellediği anlaşılmaktadır. Ancak X’in başvurucu hakkındaki saldırgan imalarının X’in etkin savunma yapmasını sağlamak amacıyla gösterilebilecek toleransın sınırlarını aynı derecede aştığı ve benzer bir tepkiyi gerektirdiği görüşündedir. Aksi halde X’e tanınan çapraz sorgunun geniş alanı düşünüldüğünde, Mahkeme, X’in kişisel yorumlarının kısıtlanmasının, kendisinin savunma hakkını aşırı ölçüde engellemeyeceği görüşündedir. Bununla birlikte, böyle bir müdahale başvurucu açısından açık bir şekilde üzücü olan bu deneyimi hafifletecekti (bknz yukarıda paragraf 37 ve 38).
110. Ayrıca, olay hakkında henüz polisin dahi bilgisi olmadan önce kendisine cinsel saldırı ile ilgili danışılmasından dolayı X’in avukatı M’nin yargılamadan azledilmesi gerektiği yönündeki başvurucunun iddiasıyla ilgili olarak; davadan önce başvurucu ve M’nin birbirlerini tanıyıp tanımadıkları veya ne ölçüde birbirlerini tanıdıkları hakkında fikir yürütmek Mahkeme’nin değil, yerel makamların görevidir. Ancak iç hukuka göre, başvurucu ile M arasında konunun gayriresmi olarak önceden müzakere edilmiş olması ihtimali, M’nin davadan azledilmesine sebep olacak bir menfaatlar çatışmasına yol açmamıştır (bknz. yukarıda paragraf 29, 31 ve 40-42). Bu sebeple, Maribor Bölge Mahkemesi M’nin azledilmesi için kanuni gerekçe sunulmadığından, başvurucunun yaptığı talebi reddetmiştir.
111. Yine de, başvurucunun iddialarının doğru olduğu varsayıldığında, başvurucuya M tarafından çapraz sorgu yapılmasının olumsuz psikolojik etkisinin, başvurucunun başka bir avukat tarafından sorgulanması durumunda yaşayacağı endişeyi önemli ölçüde aştığını Mahkeme görmezden gelemez. Dolayısıyla, bu düşüncenin M’nin yargılamadan azledilmesi ile ilgili karar verilirken tamamen göz ardı edilmemesi gerekirdi. Ayrıca, daha genel bağlamda, Mahkeme M’nin başvurucudan avukat olarak elde ettiği herhangi bir bilginin gizlilik anlaşması olmasa dahi gizli tutulması gerektiği ve aynı hususta karşıt menfaate sahip bir kişinin yararına kullanılmaması gerektiği hususlarını ekler. Bu sebeple Mahkeme, avukatların azledilmesine ilişkin iç hukukun veya yerel kanunun mevcut davada uygulama şeklinin başvurucunun menfaatlerini yeterli derecede dikkate almadığını tespit etmektedir.
112. Son olarak, olayların olduğu tarihte başvurucunun cinsel ilişkiye girip girmediğini tespit etmesi gereken jinekoloji alanında bilirkişi B’nin, göreviyle alakası olmayan suçlayıcı bir takım sorulara kendisini cevap verme durumunda bırakmasından şikayet etmiştir. Bu bağlamda Mahkeme ilk olarak, durumun doğası gereği suç mağdurlarının ceza yargılamasında kişisel bütünlüğünün öncelikle yargılamayı yürüten kamu makamları tarafından korunması gerektiğini düşünmektedir. Bu açıdan Mahkeme, makamların, kovuşturmaya veya karar merciilerine yardımcı olması için çağırılmış olan yargılamadaki diğer katılımcıların da mağdurlara ve diğer tanıklara haysiyetli davranma ve onlara gereksiz rahatsızlık verilmemesini sağlamakla yükümlü olduğu görüşündedir. Mevcut davaya ilişkin olarak B’nin yargılamadaki statüsünden bağımsız olarak Hükümetin, devletin B’nin eylemlerinden sorumlu tutulabileceğine itiraz etmediği not edilmektedir. Bilirkişinin, sorgu hakimi tarafından adli yetkisini kullanması kapsamında atanmış olmasını ve ihtilaflı muayenenin yine sorgu hakimi tarafından talep edilmiş olmasını gözlemleyerek Mahkeme başka şekilde karar vermek için bir sebep görememektedir.
113. Ayrıca B’nin başvurucuyu sorgulama şekliyle ilgili olarak Mahkeme, B’nin başvurucuyu polisin bulguları ve ortopedi raporları ile yüzleştirdiğine ve kendisini neden daha etkin bir şekilde savunmadığı ile ilgili sorguladığına işaret etmektedir (bknz yukarıda paragraf 22), nitekim gerçekten de incelemesi gereken konuyla ilgisi olmayan hususlara değinmiştir. Mahkeme, B’nin sorularının ve yorumlarının yanı sıra, bilirkişi raporunda vardığı hukuki sonuçların da, görev alanını ve aynı zamanda tıbbi uzmanlığını aştığı kanaatindedir. Buna ek olarak, B’nin cinsel istismar mağdurları ile görüşme yapma konusunda eğitimli olduğu anlaşılmamaktadır. Bu sebeple savcılık ve adli makamların yetkisindeki konularda kendisinin müdahalesinin nasıl bir amaca hizmet ettiğini anlamak güçtür. Daha da önemlisi, başvurucu tarafından iddia edildiği üzere, başvurucu kendisini savunma durumunda bırakılmıştır ki bu durum Mahkeme’nin görüşüne göre ceza davasının stresini gereksiz yere arttırmıştır.
114. Mahkeme yerel makamların ve özellikle de söz konusu olayda mahkeme heyeti başkanının çatışan menfaatleri dengeleme ve sanığın adli yardım hakkını etkin bir şekilde kullanması ve aleyhine olan tanıkları sorgulama hakkının temin edilmesi hususlarında hassas bir görevinin olduğunun bilincindedir. Ayrıca başvurucunun travmasının daha da ağırlaşmasını önlemek için bazı tedbirlerin alındığı da doğrudur. Başvurucunun sorgu hakimliğindeki ifadesi sanığın ve avukatının yokluğunda alınmış, duruşma kamuya kapalı yapılmış ve başvurucu ifade verirken sanık duruşma salonundan çıkarılmıştır (bkz yukarıda paragraf 18, 29, 31 ve 34) Başvurucunun ifadesi ve çapraz sorgusu sırasındaki stresi yüzünden duruşmalar bir çok sefer birkaç dakikalığına ertelenmiş veya duruşma tarihi başka bir güne alınmıştır (bkz paragraf 31, 37, 38). Ayrıca mahkeme heyeti başkanı, sanığı çapraz sorgudaki tekrar eden bazı sorulara karşı uyarmış ve bir kaç tanesinin sorulmasını yasaklamıştır (bknz yukarıda paragraf 36). Yine de, Mahkeme’nin görüşüne göre, başvurucu ile sanık arasında önceden var olan ilişkinin ve konunun mahremiyet barındırması, ve bunun yanı sıra başvurucunun genç yaşı –isnat edilen cinsel saldırı fiilleri gerçekleştiğinde başvurucu henüz küçüktü- mevcut ceza davasını yürütürken makamların özenli yaklaşımını gerektiren özel hassasiyette hususlardır. Başvurucunun kişisel bütünlüğünü olumsuz etkileyen yukarıda analizi yapılan faktörlerin kümülatif etkisi göz önünde bulundurularak Mahkeme isnat edilen cinsel saldırının mağduru olarak ifade vermenin barındığı rahatsızlık seviyesinin önemli ölçüde aşıldığı ve buna bağlı olarak bunların adil yargılamanın gereklilikleri ile haklı gösterilemeyeceğini düşünmektedir.
115. Bu sebeple, Mahkeme, mevcut davada ceza yargılamasının yürütülme şeklinin başvurucuya 8. madde kapsamında korunan hakları ve menfaatleri ile X’in Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında korunan savunma hakları arasında uygun dengenin sağlanması için başvurucuya gerekli koruma sağlanamadığı görüşündedir.
116. Sözleşme’nin 8. maddesi ihlal edilmiştir.
...
BU NEDENLERLE, MAHKEME,
1. Oy birliği ile başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir;
2. Oy birliği ile davalı devletin yetkili makamlarının başvurucunun cinsel istismar şikayetine ilişkin hızlı bir soruşturma ve kovuşturma yapamaması sebebiyle Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir;
3. Altıya karşı bir oyla, başvurucuya karşı cinsel saldırıyla ilgili yapılan ceza yargılamasında başvurucunun kişisel bütünlüğünü davalı devletin yetkili makamlarının koruyamaması sebebiyle Sözleşme’nin 8. Maddesinin ihlal edilğine karar vermiştir;
...
Bu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve 28 Mayıs 2015 tarihinde Mahkeme İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi uyarınca yazılı olarak ilan edilmiştir.
Claudia WesterdiekMark Villiger
Yazı İşleri Müdürü Başkan
Sözleşme’nin 45 § 2. maddesi ve Mahkeme İçtüzüğü’nün 74 § 2 maddesi uyarınca, Hakim Yudkivska’nin müstakil görüşü işbu karara eklenmektedir. M.V.
C.W.
Bu görüşün çevirisi yapılmamıştır, İngilizcesine, Mahkeme içtihadının veritabanı olan HUDOC’tan ulaşılabilir.
© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2015.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin resmi dilleri Fransızca ve İngilizce’dir. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır ve Mahkeme, kalitesi konusunda herhangi bir sorumluluk kabul etmemektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarının veritabanı olan HUDOC üzerinden () veya HUDOC’un bildirdiği başka veritabanları üzerinden yüklenebilir. Davanın isminin tamamen yazılması, yukarıdaki telif hakkıyla ilgili ifadeler kullanılması ve insan haklarına destek Fonu’na referans yapılması şartıyla ticari olmayan amaçlarla kullanılabilir. Bu çevirinin tamamını veya bir kısmını ticari amaçlarla kullanmak isteyen herkesin, bu durumu belirtilen adrese bildirmesi rica olunur: publishing@.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2015.
The official languages of the European Court of Human Rights are English and French. This translation was commissioned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court, nor does the Court take any responsibility for the quality thereof. It may be downloaded from the HUDOC case-law database of the European Court of Human Rights () or from any other database with which the Court has shared it. It may be reproduced for non-commercial purposes on condition that the full title of the case is cited, together with the above copyright indication and reference to the Human Rights Trust Fund. If it is intended to use any part of this translation for commercial purposes, please contact publishing@.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2015.
Les langues officielles de la Cour européenne des droits de l’homme sont le français et l’anglais. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund) Elle ne lie pas la Cour, et celle-ci décline toute responsabilité quant à sa qualité. Elle peut être téléchargée à partir de HUDOC, la base de jurisprudence de la Cour européenne des droits de l’homme (), ou toute autre base de données à laquelle HUDOC l’a communiquée. Elle peut être reproduite à des fins non commerciales, sous réserve que le titre de l’affaire soit cité en entier et s’accompagne de l’indication de copyright ci-dessus ainsi que de la référence au Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme. Toute personne souhaitant se servir de tout ou partie de la présente traduction à des fins commerciales est invitée à le signaler à l’adresse suivante: publishing@.
Full & Egal Universal Law Academy