İKİNCİ BÖLÜM
YİANOPULU - TÜRKİYE
DAVASI
(Başvuru no: 12030/03) KARAR (Adil tazmin)
STRAZBURG
31 Mayıs 2016
İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2016. Bu gayrıresmi çeviri Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri Bakanlığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Yianopulu – Türkiye davasında
Julia Laffranque, başkanlığında
Yargıç Işıl Karakaş,
Yargıç NebojšaVučinić,
Yargıç Valeriu Griţco,
Yargıç Ksenija Turković,
Yargıç Jon Fridrik Kjølbro,
Yargıç Georges Ravarani,
ve Bölüm Kâtibi Stanley Naismith’in katılımıyla Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Daire) 10 Mayıs 2016 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın nedeni Yunan vatandaşı Efrosini Yianopulu’nun (“Muris”), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“Mahkeme) İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi’nin ("Sözleşme") 34. maddesi uyarınca 17 Mart 2003 tarihinde yapmış olduğu 12030/03 numaralı başvurudur.
2. “Muris” 31 Mart 2009 tarihinde vefat etmiştir. Maria Çiropulos (“Başvuran”) 15 Şubat 2010 tarihli mektup ile mirasçı sıfatıyla AİHM önündeki başvuruyu sürdürme niyetini bildirmiştir.
3. Mahkeme 14 Ocak 2014 tarihli kararıyla (“esasa ilişkin karar”), ulusal mahkemelerce murisin mirasçı sıfatının tanınmasının reddinin, ilgilinin mülkiyet hakkını kullanmasına yönelik bir müdahale olduğuna hükmetmiştir. Mahkeme ayrıca, ihtilaf konusu müdahalenin yasallık ilkesine ve dolayısıyla AİHS’e Ek 1 No.lu Protokolün 1. maddesine aykırı olduğu sonucuna varmıştır. (Yianopulu-Türkiye, No: 12030/03, §§ 48-50, 14 Ocak 2014).
4. Muris, AİHS’nin 41. maddesine atıfta bulunarak adil tazmin için 10 milyon Amerikan Doları talep etmiştir.
5. AİHS’nin 41. maddesinin uygulanması meselesi henüz karar aşamasında olmadığından, Mahkeme bu konuyu saklı tutmayı uygun bulmuş ve Hükümet ile Başvuranı, üç aylık bir süre içinde bu mesele hakkındaki görüşlerini yazıyla kendisine sunmaya ve bilhassa aralarında varacakları her türlü uzlaşmadan kendisini haberdar etmeye davet etmiştir. (esasa ilişkin kararın Hüküm kısmının 4. maddesi)
6. Başvuran ile Hükümet iddialarını Mahkeme’ye sunmuştur.
7. Esasa ilişkin kararın alınmasının ardından, başvuran, kendisini temsil etmekte olan İstanbul Barosu avukatlarından M. Cano’yu azletmiştir. Başvuran Yunanistan’da avukatlık yapan G. Dimitris ile Kıbrıs’ta (çevirenin notu: “GKRY’de”) avukatlık yapan L.P Demetriades’i kendisini temsil etmek üzere görevlendirmiştir. L.P. Demetriades, G. Dimitris’in vefatı ile ilgili olarak Mahkeme’yi 4 Kasım 2015 tarihinde bilgilendirmiştir.
HUKUK
8. Sözleşme’nin 41. maddesinin hükümleri uyarınca,
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme veya Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa,, Mahkeme, gerektiği takdirde zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
A. Tazminat
9. Başvuran, ihtilaf konusu taşınmazın iade edilmesini talep etmektedir. Aksi takdirde, sözkonusu taşınmazın 22.272.308 Avro olduğunu düşündüğü güncel değeri üzerinden tazmin edilmesini talep etmektedir.
10. Başvuran, sözkonusu iddiasını desteklemek için üç farklı uzmanlık şirketi tarafından düzenlenen üç adet rapor sunmuştur:
-Avukat Cano’nun talebi üzerine 16 Şubat 2007’de düzenlenen, sözkonusu taşınmazın piyasa değerinin yaklaşık 10.300.000 Amerikan Doları ya da yaklaşık 14.267.000 Türk Lirası; ayrıca Beşiktaş Belediyesinin sunduğu 2006 yılına ait verilere göre söz konusu taşınmazın vergi değerinin 3.956.000 Amerikan Doları (yaklaşık 5.480.000 Türk Lirası) olduğunu belirten birinci rapor,
-Avukat Cano’nun talebi üzerine 28 Mart 2014 tarihinde düzenlenen ve söz konusu taşınmazın 2014 yılındaki değerinin 21.196.000 Avro olduğunu belirten ikinci rapor,
-Avukat L.P. Demetriades’in talebi üzerine 14 Haziran 2014 tarihinde düzenlenen ve söz konusu taşınmazın 2014 yılındaki değerinin 21.390.779 Avro olduğunu belirten üçüncü rapor.
Bu bilirkişi raporlarından ayrıca, bu davaya konu olan taşınmazın şehir planlamasına göre 1958 yılı itibariyle bir okulun inşası için tahsis edilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Söz konusu taşınmazın 484 m2’lik kısmının 1974 yılında yol inşaatına ayrılmasının ardından, taşınmazın bugünkü yüzölçümü 12.746,64 m²dir. Hazine bu taşınmazı okul inşası için 2009 yılında Milli Eğitim Bakanlığı’na tahsis etmiştir. Günümüzde bu alanda bir mesleki ve teknik lise bulunmaktadır.
11. Başvuran ayrıca, tespit davası çerçevesinde düzenlenmiş bir bilirkişi raporunu da esas almaktadır. Başvuran tarafından dosyaya eklenen söz konusu bilirkişi raporundan, Dışişleri Bakanlığı’nın ihtilaf konusu taşınmazın değerinin belirlenmesi için 27 Haziran 2014 tarihinde İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesine başvurduğu anlaşılmaktadır. Bilirkişiler söz konusu taşınmazın piyasa değerinin yukarıda belirtilen tarihte 74.759.044 Türk Lirası, 5 Ekim 1999 tarihinde ise 43.338.576 Türk Lirası olduğunu tespit etmiştir.
12. Başvuran ayrıca, söz konusu taşınmazı kullanamaması nedeniyle 1996 ile 2014 yılları arasında maruz kaldığını iddia ettiği zarara karşılık olarak 4.264.133,50 Avro talep etmektedir.
13. Başvuran, manevi zarara karşılık ise 63.300 Avro talep etmektedir.
14. Murisin ilk başta talep ettiği 10 milyon Amerikan Doları meblağa atıfta bulunan Hükümet, sözkonusu meblağı aşırı bulmuş ve bu meblağ çerçevesinde bir hükme varılmasının sebepsiz zenginleşmeye neden olacağını ifade etmiştir. Hükümet ayrıca, 16 Şubat 2007 tarihli bilirkişi raporunun murisin talebi üzerine özel bir şirket tarafından hazırlanmış olduğuna dikkat çekmiştir.
15. Mahkeme, bir ihlalin mevcut olduğunu tespit eden bir kararın Savunmacı Devletin söz konusu ihlali sonlandırma ve mümkün olduğu ölçüde ihlal öncesi duruma geri dönülmesini sağlayacak şekilde ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırma yükümlülüğünü ortaya çıkaracağını hatırlatmaktadır (Iatridis - Yunanistan [BD], No. 31107/96, § 32, AİHM 1999-II). Bir başvurunun tarafı olan Sözleşmeci Devletler, ilke olarak, ihlali tespit eden karara uymak için kullanacakları yöntemleri seçme özgürlüğüne sahiptirler. Bir kararın uygulanması yöntemlerine ilişkin bu takdir yetkisi, AİHS’nin Sözleşmeci Devletlere getirdiği asli yükümlülüğe ilişkin seçme hürriyetini yansıtmaktadır: Sözleşme’de garanti altına alınmış hak ve özgürlüklere saygı duyulmasını sağlamak (AİHS’nin 1. maddesi). Bahsekonu ihlalin “eski hale iadeyi” mümkün kılan bir nitelikte olması durumunda, bu hususu yerine getirmek Savunmacı Devletin görevidir, zira Mahkeme’nin bunu bizzat yapmaya ne yetkisi ne imkânı bulunmaktadır. Ancak, ulusal hukukun sözkonusu ihlalin sonuçlarını telafi için herhangi bir düzeltme yapılmasına müsaade etmemesi ya da yalnızca kısmen müsaade etmesi halinde, 41. madde AİHM’ye uygun gördüğü şekilde mağdur tarafa tazminat ödenmesine hükmetme yetkisini vermektedir ( Brumărescu-Romanya, (adil tazmin) [BD], No: 28342/95, § 20, AİHM 2001-I).
16. Mahkeme, mevcut davada, ihtilaf konusu müdahalenin yasallık koşulunu sağlamadığı sonucuna vardığını hatırlatmaktadır (esasa ilişkin karar, § 49). Bu durumda, başvurana mirasçı sıfatının tanınması ve taşınmazın tapu sicilinde başvuran adına tescil edilmesi, başvuranın mümkün olduğunca AİHS’e Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlalinden önceki duruma denk hale getirilmesini sağlayacaktır. Bununla birlikte Mahkeme, ihtilaf konusu taşınmazın 1958 yılı itibariyle okul inşası için tahsis edildiğini ve taşınmaz üzerinde bu inşaatın gerçekleştirildiğini kaydetmektedir. Taşınmazın 2009 yılında Milli Eğitim Bakanlığına tahsis edilmesinin ardından, bir teknik ve mesleki eğitim lisesi ile bunların ek binaları inşa edilmiştir. Sözkonusu Devlet eğitim kurumu günümüzde altı yüz öğrenciyi bünyesinde barındırmaktadır. Bu nedenle, Mahkeme, ihtilaflı taşınmazın mevcut koşullarda “eski haline iadesinin” uygun olmayacağını değerlendirmektedir. Mahkeme, Devletin taşınmazın kaybından doğan maddi zarara karşılık tazminat ödemesinin en iyi tazmin yöntemi olduğu kanısındadır.
17. Mahkeme, Guiso-Gallisay - İtalya davasında (adil tazmin [BD], No: 58858/00, 22 Aralık 2009) Büyük Daire’nin, mülkiyet hakkından hukuka aykırı olarak mahrum bırakılma ile ilgili davalarda tazminata ilişkin yeni bir yaklaşım getirmek suretiyle Papamichalopulos ve diğerleri-Yunanistan davasına ilişkin kararındaki ((madde 50) 31 Ekim 1995, seri A no 330-B) içtihadı gözden geçirmeyi uygun bulduğunu hatırlatmaktadır. Bu nedenle Mahkeme, tazminatın, iç hukukta yetkili mahkeme tarafından görevlendirilen bilirkişi raporu doğrultusunda, taşınmazın değerinin mülkün kaybedildiği dönemdeki tam değerine tekabül etmesi gerektiğini değerlendirmektedir.
18. Bu yaklaşımdan hareketle, Mahkeme, mevcut davanın koşullarına göre tazminatın, taşınmazın murisin mirasçı olma beklentisini kaybetmesinin yasal olarak kesinlik kazandığı tarihteki tam değerine tekabül etmesi gerektiği kanaatindedir. Bu sebeplerden dolayı Mahkeme, başvuranın taşınmazın güncel değeri üzerinden temellendirdiği iddialarını reddetmeye karar vermiştir. Nitekim Mahkeme, maddi tazminatın hesaplanması için dikkate alınacak tarihin 7 Ekim 2002 olduğunu değerlendirmektedir.
19. Mahkeme, taşınmazın bahsekonu tarihteki değerini belirlemek için iç hukukta bir bilirkişi raporu düzenlenmediğini kaydetmektedir. Ancak Mahkeme, başvuran tarafından sunulan ve taşınmazın eski tarihlere ilişkin değerini gösteren iki rapora sahiptir.
20. Murisin avukatının talebi üzerine bir uzmanlık şirketi tarafından hazırlanan 16 Şubat 2007 tarihli ilk raporda, taşınmazın piyasa değeri 10.300.000 Amerikan Doları, vergi değeri ise 3.956.000 Amerikan Doları olarak hesaplanmıştır (yukarıda 10. paragraf). Bu raporun 2007’de, yani 2002’den beş yıl sonra taşınmazın değerini hesapladığı ve çekişmeli yargılama sonucunda elde edilmediği dikkate alınmalıdır. Ayrıca, taşınmazın piyasa değeri ile Beşiktaş Belediyesi tarafından sunulan 2006 verilerine göre hesaplanan vergi değeri arasındaki önemli farka da dikkat etmek gerekmektedir. Mahkeme bu bağlamda piyasa değerinin, taşınmazın en iyi şekilde kullanımı addedilen, bir müteahhit tarafından yarısı murise ait olacak şekilde 140 dairenin inşası olarak hesaplandığını kaydetmiştir. Ancak bu yöntem, taşınmazın 1958’den itibaren okul inşası için tahsis edildiğini ve bu itibarla inşaat yasağına tabi olduğunu göz ardı etmektedir.
21. Dışişleri Bakanlığı tarafından İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi önünde açılan tespit davası sonunca temin edilen 27 Haziran 2014 tarihli ikinci raporda, taşınmazın 5 Ekim 1999 tarihindeki piyasa değeri 43.338.576 Türk Lirası olarak belirlenmiştir (yukarıda 11. paragraf). Dosyadaki unsurlara göre, tarafların bu rapora itiraz edip etmedikleri tespit edilememektedir. Mahkeme, raporun herhangi bir detay veya açıklama belirtmeksizin taşınmazın değerinin belirlenmesinde göz önünde bulundurulan unsurları genel bir şekilde ele aldığını kaydetmektedir. Mahkeme, taşınmazın birinci raporda belirlenen değeri ile ikinci rapordaki değeri arasındaki farkın önemine de dikkat çekmektedir. Son rapora göre, taşınmazın 1999 yılındaki değeri, 2007 yılındaki piyasa değerinden neredeyse üç kat fazla olacaktır, halbuki bu tarihte taşınmazın değeri, taşınmazın en iyi şekilde kullanımı dikkate alınarak hesaplanmıştır.
22. Bu itibarla Mahkeme, sahip olduğu tüm unsurlar ışığında taşınmazın 2002’deki piyasa değerinin yaklaşık 6 milyon Türk Lirası olarak tespit edilebileceği kanaatindedir.
23. Ödenecek bir tazminat tutarında, aradan uzun bir zaman geçmiş olması gibi değer düşürebilecek unsurlar hesaba katılmadığında, bu tazminatın yeterlilik mahiyetinin azalma ihtimali nedeniyle, Mahkeme, enflasyondan doğan kayıpları karşılamak için tazminat tutarının güncellenmesine ve ayrıca taşınmazın istimlak edilmesinden itibaren geçen uzun zamanı kısmen de olsa telafi edebilecek oranda bir faiz ödemesine göre ayarlanması gerektiğine kanaat getirmektedir. Mahkeme’ye göre, bu faizler kademeli olarak yeniden değer biçilen sermayeye uygulanan basit yasal faize karşılık gelmelidir. (yukarda bahsi geçen, Guiso-Gallisay davası § 105).
24. Bu unsurlar dikkate alındığında, Mahkeme, taşınmazın kaybı için başvurana 14.300.000 Avro ödemeyi makul bulmaktadır.
25. Taşınmazın Hazine adına tapu siciline kaydedildiği tarih olan 16 Ocak 1996 tarihinden (esasa ilişkin karar, § 18), murisin iddialarının kesin bir şekilde ulusal mahkemelerce reddedildiği 7 Ekim 2002 tarihine kadarki dönemde taşınmazın kullanılmamış olmasından kaynaklanan zararla ilgili olarak ise Mahkeme, öncelikle dosyanın unsurlarının, ilgili dönemde ihtilaf konusu taşınmazın kullanım şartlarını belirlemeye imkân tanımadığını ifade etmektedir. Ardından Mahkeme, bunun sıradan bir taşınmaz olduğunu ve ek olarak 1958’den bu yana okuldan başka herhangi bir yapı inşa etme yasağı bulunduğunu tekrarlamaktadır. Dolayısıyla başvuran, bir bina inşa etme ve kira geliri elde etme beklentisi içinde olamazdı. Bu nedenle Mahkeme, davanın kendine özgü koşullarında, başvurana bu başlık altında bir tazminat verilmesine gerek olmadığına kanaat getirmektedir.
26. Başvuranın manevi tazminat talepleri bakımından Mahkeme, taşınmazı miras yoluyla alma ve üzerinde tasarrufta bulunma imkânsızlığının muriste kaygıya ve hayal kırıklığına yol açtığı kanaatindedir. Sözleşme’nin 41. maddesi uyarınca hakkaniyete uygun davranan Mahkeme, murisin yaşadığı kaygı ve hayal kırıklığını tazmin için, başvurana 15.000 Avro ödenmesine karar vermiştir.
B. Masraf ve giderler
27. Başvuran aynı zamanda, ulusal mahkemeler nezdinde yapmış olduğu masraf ve giderler için 153.024 Avro, Mahkeme önünde yapmış olduğu masraf ve giderler için 47.137,55 Avro talep etmektedir. Başvuran tarafından sunulan dekontlarda görüldüğü üzere, Türk avukatın ücreti 18.000 Avro’ya, ilk üç bilirkişi raporunun hazırlanması 5.059,27 Avro’ya ve çeşitli masraflar 1.068,10 Avro’ya karşılık gelmektedir. Başvuran, davanın önemi ve yeni olması sebebiyle, adil tazmin talebinin hazırlanması için Yunanistan ve Kıbrıs (Çevirmenin notu: “GKRY”) danışmanlık hizmetlerinin uzmanlığının gerekli olduğunu kaydetmektedir. Başvuran böylece, avukatlık ücretleri için 11.250 Avro, son bilirkişi raporunun hazırlanması için 4.720 Avro ve çeşitli masraflar için 225 Avro’dan oluşan 18.375,25 Avroluk bir ek tutar talebinde bulunmaktadır.
28. Başvuran, her birinde avukatlık ücretlerinin toplam tutarını (çalışılan süre belirtilmeksizin), bilirkişi hizmetlerinin tutarını ve çeşitli masrafların toplam tutarını belirten üç dekont sunmuştur. Bilirkişi masraflarına ilişkin faturaları da iletmiştir.
29. Hükümet, talep edilen meblağların aşırı olduğunu kaydetmiştir.
30. Mahkeme içtihadına göre, bir başvuran, gerçekten gerekli olduğu için yapıldığını ve meblağların makul olduğunu kanıtlayabildiği müddetçe masraf ve giderlerin tazminine hak kazanmaktadır.
31. Mahkeme ilk olarak, ulusal mahkemeler nezdinde yapılan masraf ve harcamalara ilişkin iddiaların gerekçelendirilmediğini kaydetmektedir. Mahkeme, kendi nezdinde gerçekleştirilen yargılama bakımından talep edilen masraf ve giderlerin bir kısmının gerçekten ve gerekli olduğu için yapıldığından şüphe duymamaktadır. Bununla birlikte Mahkeme, bu iddiaların aşırı olduğuna hükmetmektedir. Özellikle, üç farklı ülkeden avukat görevlendirmenin ve üç adet bilirkişi raporu elde edilmiş olmasına rağmen yeni bir değerlendirme raporu istemenin gerekliliği konusunda şüphe duymaktadır (Fokas-Türkiye (adil tazmin), No. 31206/02, § 37, 1 Ekim 2013). Mahkeme, bu itibarla, 10.000 Avro ödenmesine karar vermiştir.
C. Gecikme Faizi
32. AİHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME OYBİRLİĞİ İLE
1. a) Savunmacı Devletin, Bayan Yianopulu’nun mirasçısı Maria Çiropulos’a AİHS’nin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki kur üzerinden Savunmacı Devletin para birimine çevrilerek aşağıda belirtilen:
i. 14.300.000 Avro (on dört milyon üç yüz bin Avro) maddi tazminatı;
ii. her türlü vergiden muaf tutularak, 15.000 Avro (on beş bin Avro) manevi tazminatı;
iii. her türlü vergiden muaf tutularak 10.000 Avro (on bin Avro) yargılama masraf ve giderini ödemesine;
b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi faizi oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
2. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak düzenlenmiş ve Mahkeme İç Tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkralarına uygun olarak 31 Mayıs 2016 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy