AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
YAPICI / TÜRKİYE KARARI
(Başvuru No. 16743/11)
KARAR
STRAZBURG
8 Ekim 2024
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Yapıcı / Türkiye davasında,
Başkan
Pauliine Koskelo
Hâkimler,
Lorraine Schembri Orland,
Frédéric Krenc
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde bulunan, 1946 doğumlu olup Düzce’de ikamet eden ve İstanbul Barosuna bağlı Avukatlar N. Yücel ve Z. Çoşkun tarafından temsil edilen bu ülkenin vatandaşı olan Enver Yapıcı’nın (“başvuran”), 27 Aralık 2010 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Mahkeme’ye yapmış olduğu 16743/11 no.lu başvuruyu,
Başvurunun, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi eski Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesine ilişkin kararı,
Tarafların görüşlerini,
Mahkeme’nin, bir komite tarafından başvurunun incelenmesine ilişkin Hükümetin itirazını reddettiği kararı dikkate alarak,
17 Eylül 2024 tarihinde kapalı oturumda gerçekleştirilen müzakerelerin ardından söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
Başvuru, ulusal makamların, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından ilgili kişinin tamamladığı hizmet süresine ilişkin hesaplamada yaptığı bir hatadan kaynaklı olarak fazladan ödenen emeklilik priminin başvurana iade edilmesinin reddedilmesiyle ilgilidir. Olayların meydana geldiği dönemde başvuran Almanya’da yaşıyor ve çalışıyordu. Başvuran, Türkiye’deki Sosyal Güvenlik Kurumuna (“Kurum”) hitaben yazdığı 30 Mayıs 2006 tarihli dilekçe ile 3201 sayılı Kanun’un, Türk vatandaşlarının yurt dışında geçirdikleri sürelerin sosyal güvenlik bakımından değerlendirilmesinin öngörüldüğü hükümlerinden yaralanmak istediğini belirtmiştir. Kanun, yurt dışında yaşayan kişilerin, emeklilik haklarının tespiti amacıyla yurt dışında geçirdikleri hizmet sürelerinin tamamını veya bir kısmını prim ödenmesi koşuluyla bu haktan yararlanılmasına olanak tanıyordu. Kurum, 5 Eylül 2006 tarihli yazıyla başvuranın talebini kabul etmiş ve ilgili kişiden talep etmek istediği hizmet süresine göre hesaplanan bir katkı payı ödemesini talep etmiştir. Başvuran, 28 Eylül 2006 tarihli bir dilekçeyle, 3.600 iş günü üzerinden emekli maaşı alabilmek için (emekli aylığına hak kazanma açısından yasal asgari süreye tekabül etmektedir), Kurumun internet sitesinden elde ettiği hizmet cetveline göre yurtdışında kalmadan önce Türkiye’de gerçekleştirdiği hizmetler kapsamında geçerli hizmet süresinin toplam 1.660 iş günü olduğunu belirterek kalan 1.940 günlük hizmet süresi üzerinden hesaplanan bir katkı payı daha ödemesi gerektiğini Kuruma bildirmiştir. Başvuran, telefondan görüştüğü Kurum çalışanlarının, kendisine, hata payını ortadan kaldıracağını düşündükleri için ödemesi gereken katkı payını hesaplarken 1950 iş günü üzerinden ödemesini tavsiye ettiklerini açıklamıştır. Başvuran bu tavsiyelerine uyarak, söz konusu gün sayısının, yurtdışında gerçekleştirilen hizmetlerin geçerli kılınması amacıyla yasada öngörülen katkı payı miktarıyla (gün başına 3,5 ABD Doları) çarpımına karşılık gelen 6.825 ABD doları ödediğini belirtmiştir. Bu nedenle, Kurumdan kendisine 3.600 günlük hizmet süresi temelinde hesaplanan bir emeklilik maaşı bağlanmasını talep etmiştir. Kurum, 4 Ocak 2007 tarihinde, başvurana, başvurusunu takiben emekli aylığı bağlandığını bildirmiştir. Başvuran, 18 Ocak 2007 tarihli bir yazıyla, kuruma yeni bir taleple başvuruda bulunmuştur. Başvuran, Kurum personelinin kendisini telefonla arayarak, adına ikinci bir sosyal güvenlik numarası tespit ettiklerini ve emeklilik haklarının hesaplanmasında ilgili dosyanın da dikkate alınması gerektiğini bildirdiklerini belirtmiştir. Başvuran, söz konusu diğer dosya da dikkate alındığında, yurtdışında bulunmadan önce Türkiye’de gerçekleştirdiği hizmet süresinin 1.660 günden 2.801 güne çıktığını ve bunun da ek prim ödemekle yükümlü tutulması gereken gün sayısını 799’a (yani 3.600 gün sınırı ile hâlihazırda geçerli sayılan süre arasındaki farkı) düşürdüğünü belirtmiştir. Bu şekilde bir hesaplamada bulununca ödenmesi gereken tutar 2.796,50 ABD dolarına tekabül ettiğinden, Kurum’dan fazladan ödeme yapmış olduğu 4.028,50 ABD dolarını (ilgili tarihte yaklaşık 3.132 avroya eşdeğer) kendisine iade etmesini talep etmiştir. Kurum, 31 Ocak 2007 tarihli bir mektupla, başvuranın talebini, 3600 günü aşan süreye ilişkin yurt dışında geçirilen hizmet dönemi kapsamında tahsil edilen fazla ödemenin iadesini mümkün kılan bir yasal hüküm bulunmadığı gerekçesiyle reddetmiştir. Başvuran, 19 Temmuz 2007 tarihinde, Bolu İş Mahkemesi (“İş Mahkemesi”) nezdinde fazladan ödeme yapmış olduğu 4.028,50 ABD doları tutarındaki emeklilik priminin geri ödenmesi için dava açmıştır. Başvuran, Kurum’dan 3.600 günlük hizmeti karşılığında emekli aylığı bağlanmasını istediğini belirtmiş ve yurt dışında bulunmadan önce Türkiye’de gerçekleştirdiği hizmet günlerinin kaydedilmesinde ve hesaplanmasında yapılan hatanın idarenin kusuru olduğunu ve kendisine karşı ileri sürülemeyeceğini savunmuştur. Başvuran, iddiasını desteklemek için, Yargıtay Hukuk Dairesinin bir kararını sunmuştur (E. 2002/10-779, K. 2002/779, 9 Ekim 2002); bu kararda yüksek mahkeme, bir vatandaştan emeklilik hakkı kazanma amacıyla eksik hizmet günlerini ve gerekli katkı miktarını hesaplamasının beklenemeyeceğini belirterek, bir devlet memurunun dikkatsizliğinden kaynaklanan emeklilik maaşı kapsamında fazladan yapılan katkı payı ödemesinin davacıya geri ödenmesine hükmetmiştir. İş Mahkemesi, 7 Nisan 2008 tarihinde, başvuranın talebini kabul etmiş ve Kurumun, ilgili kişinin talep ettiği gibi 3.600 gün yerine, 4.751 iş günü üzerinden hesaplanan bir emeklilik maaşının başvurana tahsis edilmesine ilişkin işlemini iptal etmiştir. Mahkeme, başvuranın, asgari süre olan 3.600 iş günü üzerinden emeklilik maaşı bağlanması amacıyla tamamlaması gereken hizmet günlerinin sayısına tekabül eden primleri ödemeyi istediğini tespit etmiştir; Mahkeme, ilgili kişinin 799 yerine 1950 iş günü üzerinden hesaplanan bir meblağ ödemiş olsa da, bunun Türkiye’de geçerli sayılan hizmet günlerinin sayısını tam olarak bilmemesinden ya da Kurum tarafından bu konuda doğru bilgilendirilmemiş olmasından kaynaklandığını gözlemlemiştir. Ulusal mahkeme, Kurumun bu eyleminin hukuk devleti ilkesine aykırı olduğuna ve 3201 sayılı Kanun’da iade ile ilgili herhangi bir düzenleme olmasa da Borçlar Kanunu’nun genel hükümleri ve sebepsiz zenginleşmeye ilişkin kurallar uyarınca 4028,50 ABD doları tutarındaki fazladan yapılan ödemenin başvurana iade edilmesi gerektiğine karar vermiştir. Sonuç olarak mahkeme, 4028 ABD doları tutarındaki meblağın başvurana geri ödenmesine karar vermiştir. Yargıtay 8 Ekim 2009 tarihinde, Kurumun yaptığı temyiz başvurusunu değerlendirerek İş Mahkemesi’nin kararını usul ve yasaya uygun olmadığı gerekçesiyle bozmuştur. Mahkeme bu kararı verirken, 3201 sayılı Kanun’da önceden ödenmiş olan tutarların iadesine ilişkin herhangi bir hüküm bulunmadığına, başvuranın yurtdışında tamamladığı 1950 günlük hizmet süresinin tamamının Kurumun emekli aylığı tahsisine ilişkin kararında dikkate alındığına ve emekli aylığı hakkından feragat etmenin mümkün olmadığına kanat getirmiştir. İş Mahkemesi, 18 Şubat 2010 tarihinde Yargıtay’ın kararına uymuş başvuranın talebini reddetmiştir. Yargıtay 24 Haziran 2010 tarihinde İş Mahkemesi’nin bu son kararını onamıştır. Başvuran, Sözleşme’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesini ileri sürerek Sosyal Güvenlik Kurumu’nun hizmet süresinin hesaplanmasında yaptığı bir hata sonucunda fazladan ödediği emeklilik priminin ulusal makamlar tarafından iade edilmesinin reddedilmesinden şikâyet etmektedir.MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
SÖZLEŞME’YE EK 1. No’lu protokol’ün 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDa
Kabul edilebilirlik hakkında Hükümet, kabul edilebilirliğe ilişkin itirazda bulunmaktadır. Hükümet, başvuranın şikâyetinin yasaların uygulanması ve ulusal mahkemeler tarafından verilen kararların adilliği ile ilgili olduğunu ileri sürerek, ikincillik ilkesi uyarınca, ulusal mahkemelerin kararlarını verirken başvuranın iddialarını usulüne uygun olarak incelediklerini ve kendisine göre bu kararların açık bir takdir hatası veya keyfilik içermediğini düşünmektedir. Dolayısıyla Hükümet, Mahkeme’den başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesini talep etmektedir. Başvuran bu itiraza karşı çıkmaktadır. Mahkeme, Hükümet tarafından bu bağlamda ileri sürülen iddiaların, şikâyetin kabul edilebilirliğine ilişkin bir incelemeyi değil, Sözleşme’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi uyarınca esastan incelenmesini gerektiren konuları gündeme getirdiği kanaatindedir.Mahkeme ayrıca, mevcut davada başvuranın yetkililerden, yasal asgari süre olan 3.600 günlük hizmet süresi üzerinden hesaplanan bir emeklilik maaşı bağlanmasını talep ettiğini kaydetmektedir. Mahkeme, 3201 sayılı Kanun uyarınca yapılan bir talep bağlamında, başvuranın yurtdışı borçlanmasına ilişkin olarak yetkililer tarafından sağlanan bilgilere göre, 3.600 iş günü sınırına ulaşmak için gerekli olduğunu düşündüğü gün sayısına (1950) tekabül eden primleri ödediğini tespit etmektedir (bk. yukarıdaki 3-5. paragraflar). Mahkeme, başvuranın aslında 1950 gün değil de 799 iş gününün eksik olduğunu öğrendiğinde, kuruma fazladan ödenen miktarın, yani 4.028,50 ABD dolarının geri ödenmesini talep ettiğini gözlemlemektedir (yukarıdaki, 7. paragraf). Son olarak, İş Mahkemesi’nin, başvuranın talebini başlangıçta Borçlar Kanunu’nun genel hükümleri ve sebepsiz zenginleşmeye ilişkin kurallar çerçevesinde kabul ettiğini kaydetmektedir. Ancak, Yargıtay, 3201 sayılı Kanun’un, önceden ödenmiş olan meblağların iadesine ilişkin bir hüküm bulunmadığı gerekçesiyle talebi reddetmiştir (bk. yukarıdaki 8-13. paragraflar). Mahkeme, mevcut davada, 4.028,50 ABD doları tutarındaki fazla ödemenin yeterli bir maddi menfaat teşkil ettiği ve bu nedenle mevcut davada da uygulanan Sözleşme’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ilk cümlesi anlamında “mülk” niteliği taşıdığı kanaatindedir (bkz. bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), S.A. Dangeville/Fransa, no. 36677/97, § 48, AİHM 2002-III). Mahkeme başvurunun Sözleşme’nin 35. maddesinde belirtilen başka herhangi bir gerekçeyle kabul edilemez ve açıkça dayanaktan yoksun olmadığını tespit ederek, söz konusu başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir. Esas Hakkında Başvuran, 3.600 günlük hizmet süresi üzerinden hesaplanacak bir emeklilik aylığı bağlanmasını talep etmiş olmasına rağmen, emekli maaşını 4.751 günlük hizmet üzerinden hesaplayan Kurumun hatalı bir işlemi sonucunda 4.028,50 ABD doları fazla ödeme yaparak gereksiz ve hukuka aykırı bir mali yüke maruz kaldığını ileri sürmektedir. Ayrıca, emekli aylığının 3600 gün yerine 4751 günlük hizmet süresi üzerinden hesaplanmasının kendi lehine bir fayda sağlamadığını, zira 3600 ila 5000 gün arasında yapılan prim ödemelerinin emekli aylığı miktarını hiçbir şekilde etkilemediğini ileri sürmektedir.
Hükümet, başvuranın geri ödeme talebinin reddedilmesinin 3201 sayılı Kanun’a dayandığını ve bu Kanun’da söz konusu tarihte geri ödemeye ilişkin herhangi bir hüküm bulunmadığını ileri sürmektedir. Hükümet ayrıca, başvuranın hizmet süresinin hesaplanmasındaki hatanın, başvuranın kuruma primlerini öderken, yurtdışında kalmadan önce Türkiye’de geçerli olan hizmet günlerinin hesaba katılmadığını fark etmemiş olması nedeniyle ilgilinin hatası olduğunu iddia etmektedir. Hükümet öte yandan, ulusal makamlar önünde başvuran tarafından ileri sürülen Yargıtay Hukuk Dairesi kararının (bk. yukarıdaki 9. paragraf), mevcut davadaki koşullarla karşılaştırılamayacak bir davada verilen münferit bir karar olduğunu iddia etmektedir. Bu değerlendirmeler ışığında, Hükümet, başvurana 3600 gün yerine 4751 gün üzerinden hesaplanan bir emeklilik maaşı verilmesinin, başvurana ağır veya dayanılmaz bir yük getirmediği kanaatindir. Mahkeme, başvuranın, 3600 iş günü üzerinden hesaplanacak olan bir emekli aylığının bağlanmasına yönelik talebi kapsamında kuruma yaptığı fazladan ödeme miktarın ulusal makamlar tarafından kendisine iade edilmesinin reddedilmesinden şikâyetçi olduğunu tespit etmektedir. Mahkeme, bu tür bir geri ödeme talebinin, Sözleşme’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ilk cümlesinde belirtilen kural kapsamına girdiği kanaatindedir (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), yukarıda anılan S.A. Dangeville, § 51). Dolayısıyla Mahkeme, müdahaleyi bu son hükmün ışığında inceleyecektir. Mahkeme, müdahalenin orantılılığına ilişkin vardığı sonucu göz önünde bulundurarak, müdahalenin yasallığı ve meşru amacı konularında karar vermeyi gerekli görmemektedir (bk. aşağıdaki 28. paragraf). Müdahalenin orantılılığı ile ilgili olarak Mahkeme, ulusal makamların başvuranın tamamladığı hizmet günlerinin hesaplanmasında bir hata olduğu ortaya çıkan idare tarafından sağlanan bir belgeye dayanarak başvuranın iyi niyetle fazladan ödediği tutarı geri ödemeyi reddettiğini kaydetmektedir. Mahkeme bu durumda, idare tarafından sağlanan bilgilere güvenen başvurana herhangi bir kusur atfedilemeyeceği kanaatindedir. Mahkeme, mülkiyetin korunması bağlamında, iyi yönetişim ilkesine özel önem atfedilmesi gerektiğine ve bu ilkenin, kamu makamlarının hata yapma ihtimalinin Devlet tarafından üstlenilmesi ve özellikle de başka bir özel menfaatin söz konusu olmadığı durumlarda, bu hatanın etkilenen kişinin zararına olacak şekilde giderilmemesini gerektirdiğini hatırlatmaktadır (Muharrem Güneş ve Diğerleri/Türkiye, no. 23060/08, §§ 74 ve 75, 24 Kasım 2020). Mahkeme ayrıca, başvuranın, 3600 günlük yasal asgari hizmet süresi yerine 4751 gün üzerinden prim ödeyerek emekli maaşı almasının, emekli maaşının miktarı üzerinde hiçbir etkisi olmadığı yönündeki, Hükümet tarafından yalanlanmayan iddiasına dikkat çekmektedir (bkz. yukarıdaki 21. paragraf). Mahkeme son olarak, yetkililerin geri ödeme yapılmasını reddettikleri kararlarını, yalnızca 3201 sayılı Kanun’da emekli aylığı bağlanması işlemleri kapsamında fazladan ödenen meblağların geri ödenmesini öngören özel bir hükmün bulunmaması ile gerekçelendirdiklerini kaydetmektedir. Hâlbuki böyle bir gerekçe, başvuranın mülkiyet hakkına yönelik ihtilaf konusu müdahaleyi haklı çıkarmak için yeterli değildir. Aksine, Sözleşme, Devlete, iç hukuk düzeninde mülkiyet hakkının kanunla yeterince korunmasını ve gerektiğinde ihlale maruz kalan kişinin, uğradığı zararın tazmin edilmesini talep etmek de dâhil olmak üzere, haklarını ileri sürebilmesi için yeterli hukuk yollarının mevcut olmasını sağlama konusunda pozitif bir yükümlülük yüklemektedir (Saraç ve Diğerleri/Türkiye, no. 23189/09, § 73, 30 Mart 2021 ve bu kararda yapılan atıflar). Yukarıda belirtilenler ışığında, Mahkeme, mevcut davada, başvuranın “mülküne” yönelik müdahalenin orantısız olduğu kanaatine varmaktadır. Dolayısıyla, Sözleşme’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmiştir.
Sözleşme’nin 41. maddesinin uygulanması hakkında
Başvuran, maddi zarar için 6.000 avro (EUR) talep etmektedir; bu miktar, kendisine göre, 18 Ocak 2007 tarihinden itibaren işleyen faizle birlikte 4.028,50 Amerikan doları (USD) tutarındaki fazladan yapılan ödemeye karşılık gelmektedir. Başvuran ayrıca, uğradığını düşündüğü manevi zarar kapsamında da 5.000 avro talep etmektedir. Başvuran son olarak, ulusal mahkemeler önündeki yargılamalarda yaptığını söylediği masraf ve giderler için 1.000 avro ve avukatlık ücretleri için 6.500 avro talep etmektedir. Başvuran taleplerini destekleyecek herhangi bir belge sunmamıştır. Hükümet, Mahkeme’den, Sözleşme’nin 41. maddesinin uygulanmasına ilişkin davanın maddi ve manevi tazminat talebine ilişkin kısmının kayıttan düşürülmesini ve konunun 6384 sayılı Kanun ile kurulan Tazminat Komisyonu’na havale edilmesini talep etmektedir. Hükümet bu bağlamda, Kaynar ve Diğerleri/Türkiye dayanak olarak göstermektedir (no. 21104/06 ve diğer iki başvuru, §§ 64-82, 7 Mayıs 2019). Hükümet ayrıca, başvuranın aşırı olduğunu düşündüğü taleplerine de itiraz etmektedir. Son olarak, başvuranın, yaptığını iddia ettiği masraf ve giderlerin veya avukatlık ücretlerinin gerçekliğini ortaya koyan herhangi bir makbuz ya da ödeme kanıtı sunmadığını ileri sürmektedir. Mahkeme, ilgili içtihadını göz önünde bulundurarak tazminat miktarını kendisi belirleyebilecek durumda olması sebebiyle, 41. maddenin uygulanması konusunu ulusal mahkemelere havale etmenin bir anlamı olmadığı kanaatindedir (bk. Demiray/Türkiye, no. 61380/15, § 80, 18 Nisan 2023). Mahkeme, başvurana ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere maddi tazminat olarak 3.132 avro ve manevi tazminat olarak 1,625 avro ödenmesine karar vermektedir. Masraf ve harcamalara ilişkin olarak, elindeki belgeleri ve içtihadını göz önünde bulunduran Mahkeme, başvuranın bu bağlamdaki talebini, kanıtlayabilecek herhangi bir belge sunmamış olması nedeniyle reddetmektedir.Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşme’ye Ek 1. No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) Davalı Devletin başvurana, üç aylık bir süre içinde, ödeme tarihindeki geçerli olan döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere aşağıdaki meblağları ödemekle yükümlü olduğuna;
i) Maddi tazminat olarak, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 3.132 avro (üç bin yüz otuz iki avro);
ii) Manevi tazminat olarak, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 1.625 avro (bin altı yüz yirmi beş avro);
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu tutara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 8 Ekim 2024 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Pauliine Koskelo
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan