AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
YAŞAR VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 1236/09)
KARAR
STRAZBURG
28 Kasım 2017
İşbu karar kesinleşmiş olup, bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Yaşar ve Diğerleri / Türkiye davasında,
Başkan
Ledi Bianku,
Yargıçlar
Paul Lemmens,
Jon Fridrik Kjølbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite hâlinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 7 Kasım 2017 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakereler sonrasında, aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Davanın temelinde, Eyyup Yaşar, Cahit Tamur, Fuat Bor ve Hüseyin Duman (“başvuranlar”) adlı dört Türk vatandaşı tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesine uygun olarak, 1 Ağustos 2008 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine Mahkemeye yapılmış olan bir başvuru (no. 1236/09) bulunmaktadır.
2. Başvuranlar, Mahkeme önünde, Ankara Barosuna bağlı Avukat S. Kaya tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Söz konusu başvuru, 29 Eylül 2010 tarihinde Türk Hükümetine tebliğ edilmiştir.
4. İkinci Bölüm Başkan Yardımcısı, 7 Ekim 2016 tarihinde, Hükümeti, Ibrahim ve Diğerleri/Birleşik Krallık ([BD], no. 50541/08 ve 3 diğer başvuru numarası, AİHM 2016) kararı sonrasında, arzu ederlerse, ek görüş sunmaya davet etmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuranların listesi ekte yer almaktadır.
6. Başvuranlar, 21 Kasım 1994 tarihinde gözaltına alınmışlardır. İfadeleri, avukatları bulunmaksızın polis tarafından alınmıştır. Başvuranların tamamı, isnat edilen suçları işlediklerini itiraf etmişlerdir. 28 Aralık 1994 tarihinde, başvuranların tutuklu yargılanmalarına karar verilmiştir.
7. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinde görevli Cumhuriyet savcısı, 24 Ocak 1995 tarihinde, Eyyup Yaşar dışındaki başvuranlar hakkında bir iddianame düzenleyerek mülga Ceza Kanunu’nun 125. maddesi uyarınca Devletin hâkimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmaya teşebbüsle suçlamıştır.
8. Anayasa’da 18 Haziran 1999 tarihinde yapılan değişiklik sonrasında, askeri hâkim unvanlı Devlet Güvenlik Mahkemesi üyelerinin yerine sivil hâkimler getirilmiştir.
9. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi, 4 Aralık 2001 tarihinde, başvuranların suçlarını sabit bularak haklarında mahkûmiyet kararı vermiştir.
10. Yargıtay, 20 Kasım 2002 tarihinde, söz konusu mahkûmiyet kararlarını bozmuştur.
11. Devlet Güvenlik Mahkemeleri, 5190 sayılı Kanun uyarınca 16 Haziran 2004 tarihinde kaldırılmıştır. Dolayısıyla dava, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir.
12. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, 22 Şubat 2007 tarihinde, Ceza Kanunu’nun 125. maddesi uyarınca başvuranları tekrar mahkûm etmiş ve müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmalarına karar vermiştir.
13. Yargıtay, 6 Şubat 2008 tarihinde söz konusu mahkûmiyet kararlarını onamıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
14. Avukat yardımından faydalanma hakkı hususundaki ilgili iç hukuka ilişkin açıklamalar, Salduz/Türkiye ([BD] no. 36391/02, §§ 27‑31, AİHM 2008) kararında yer almaktadır.
15. 15 Temmuz 2003 tarih ve 4928 sayılı Kanun ile 3842 sayılı Kanun’un 31. maddesi yürürlükten kaldırılmış; bunun sonucunda sanıkların Devlet Güvenlik Mahkemeleri önündeki yargılamalarda avukat yardımından faydalanma hakları üzerindeki kısıtlama kaldırılmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 6 §§ 1 VE 3 (c) MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDASI HAKKINDA
16. Başvuranlar, gözaltında iken avukat yardımından faydalanamadıklarına ilişkin şikâyette bulunmuşlardır. Ayrıca, haklarındaki yargılamanın aşırı uzun sürdüğünü iddia etmişlerdir. Sözleşme’nin 6. maddesinin ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
“1. Herkes davasının, ... kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan ... bir mahkeme tarafından ... makul bir süre içerisinde görülmesini isteme hakkına sahiptir...
3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:
...
(c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddi olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek;
...”
17. Hükümet, bu iddialara itiraz etmiştir.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
18. Mahkeme, şikâyetlerin Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesinin anlamı dâhilinde açıkça dayanaktan yoksun olmadığı kanısındadır. Mahkeme ayrıca, söz konusu şikâyetlerin başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle de bağdaşmadığı kanaatindedir. Dolayısıyla, şikâyetlerin kabul edilebilir olarak beyan edilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
B. Esas Hakkında
1. Gözaltında avukat yardımından faydalanma hakkı
19. Başvuranlar, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev alanına giren bir suçla itham edildiklerinden, 3842 sayılı Kanun’un 31. maddesi uyarınca avukat yardımından mahrum bırakıldıklarına ilişkin şikâyette bulunmuşlardır.
20. Hükümet, başvuranların yargılama boyunca avukatları aracılığıyla temsil edildiklerini ve dolayısıyla kendi iddialarını sunma ve savcılık tarafından yöneltilen iddialara itiraz etme imkânına sahip olduklarını beyan etmiştir. Dahası, yargılamayı yürüten mahkeme, kararını yalnızca başvuranların polise vermiş olduğu ifadelere değil, ciddi delillere dayandırmıştır.
21. Mahkeme, başvuranların avukat yardımına erişiminin 3842 sayılı Kanun gereği kısıtlandığını ve bu durumun başvuranların yakalandığı dönemde uygulanan sistematik bir kısıtlama olduğunu kaydetmiştir (Salduz/Türkiye[BD], no. 36391/02, § 56, AİHM 2008). Mahkeme, başvuranların avukat yardımına erişimine getirilen kısıtlamanın sistematik mahiyetinin özünde Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesini ihlal edip etmediğini incelemeyi gerekli görmemektedir. Zira her hâlükârda Hükümet, kısıtlamayı zorunlu kılan herhangi bir sebep sunmamış veya soruşturmanın ilk safhasında avukat yardımından faydalandırılmamış olmalarının başvuranların savunma haklarına geri döndürülemez biçimde halel getirmediğini ispat etmemiştir (Salduz/Türkiye [BD], no. 36391/02, §58, AİHM 2008; ve Ibrahim ve Diğerleri/Birleşik Krallık [BD], no.50541/08 ve 3 diğer başvuru numarası, § 274, AİHM 2016). Bu bağlamda Mahkeme, ilk derece mahkemesinin, başvuranlar hakkında mahkûmiyet kararı verirken, polise verilen ifadelere dayandığını gözlemlemiştir. Ayrıca, yargılama esnasında delilleri kabul edilebilirlik yönünden incelememiştir. Benzer şekilde, Yargıtay da bu meseleyle şeklî olarak ilgilenmiş ve bu eksikliğin giderilmesini sağlayamamıştır (bk. Bayram Koç/Türkiye, no. 38907/09, 5 Eylül 2017).
22. Yukarıdaki açıklamalar, Mahkemenin Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlal edildiğine karar vermesi için yeterlidir.
2. Yargılamanın uzunluğu
23. Başvuranlar, yargılamanın uzunluğunun Sözleşme’nin 6. maddesinde öngörülen “makul süre” koşulunu karşılamadığına ilişkin şikâyette bulunmuştur.
24. Hükümet, davanın karmaşıklığı, sanıkların sayısı ve başvuranlara isnat edilen suçların ciddiyeti göz önüne alındığında yargılamanın uzunluğunun makul olmadığı kanısına varılamayacağını ileri sürmüştür.
25. Mahkeme, öncelikle, Ümmühan Kaplan/Türkiye (no. 24240/07, 20 Mart 2012) davasında uygulanan pilot karar usulünü müteakip Türkiye’de yeni bir iç hukuk yolunun oluşturulduğunu gözlemlemiştir. Mahkeme, Turgut ve Diğerleri/Türkiye (no. 4860/09, 26 Mart 2013) davasına ilişkin kararında, başvuranların iç hukuk yollarını, yani söz konusu yeni hukuk yolunu tüketmedikleri gerekçesiyle, yeni bir başvurunun kabul edilemez olduğunu beyan etmiştir. Bu kararı verirken Mahkeme özellikle, bu yeni hukuk yolunun muhtemel surette (a priori) erişilebilir olduğunu ve yargılamanın uzunluğuna ilişkin şikâyetler için makul bir tazmin imkânı sunabildiğini değerlendirmiştir.
26. Bununla birlikte Mahkeme, yukarıda anılan Ümmühan Kaplan (§ 77) kararında, yeni iç hukuk yolunun yürürlüğe girmesinden önce Hükümete hâlihazırda tebliğ edilmiş olan bu tür başvuruları normal usul kapsamında inceleyebileceğini kaydetmiştir. Buna ek olarak Mahkeme, somut davada Hükümetin yeni iç hukuk yoluyla ilgili herhangi bir itirazda bulunmadığını gözlemlemiştir. Yukarıdaki bilgiler ışığında Mahkeme, somut başvuruyu incelemeye devam etmeye karar vermiştir (bk. Rifat Demir/Türkiye, no. 24267/07, §§ 34‑36, 4 Haziran 2013).
27. Mahkeme, yargılamanın uzunluğunun makul olup olmadığına dair değerlendirmenin, davanın koşullarının yanı sıra, davanın karmaşıklığı ve başvuranlar ile ilgili makamların davranışları dikkate alınmak suretiyle gerçekleştirilmesi gerektiğini hatırlatır (bk. diğer birçok karar arasında, Pélissier ve Sassi/Fransa [BD], no. 25444/94, § 67, AİHM 1999‑II).
28. Somut davada Mahkeme, dikkate alınacak sürenin 21 Kasım 1994 tarihinde başvuranların yakalanmasıyla başladığını ve 6 Şubat 2008 tarihinde Yargıtay’ın verdiği kesin karar ile sona erdiğini gözlemlemiştir. Dolayısıyla, her birinde davanın ikişer defa incelendiği iki dereceli yargılama sürecinde yaklaşık 13 yıl 3 ay süren bir dava söz konusudur. Mahkeme, ayrıca, ceza mahkemesi önündeki davanın kendine has bir karmaşıklığı olmadığını kaydetmiştir. Makamların davranışları konusunda ise, Mahkeme, yargılamayı yürüten mahkemenin kararını açıklamasının 6 yıldan uzun bir süre aldığını gözlemlemiştir. Bu karar Yargıtay tarafından bozulduğunda ise yargılamayı yürüten mahkemenin ikinci kararını vermesi için ayrıca 4 yıl 3 aylık bir süre geçmiştir. Bu gecikmeler için ne yeterli bir açıklama sunulmuş, ne de başvuranların yargılamadaki gecikmelere dair sorumluluk sahibi olup olmadığı konusunda herhangi bir açıklama yapılmıştır. Elinde bulunan belgeleri dikkate alan Mahkeme, başvuranlara atfedilebilecek herhangi bir gecikme tespit etmediğini belirtir.
29. Mahkeme, bu konudaki içtihadını göz önüne alarak, somut davada yargılamanın aşırı uzun sürdüğüne ve “makul süre” koşulunun sağlanmadığına karar vermiştir (Daneshpayeh/Türkiye, no. 21086/04, § 28, 16Temmuz 2009; Hayrettin Demir/Türkiye, no. 2091/07, § 54, 24 Temmuz 2012; ve Gürbüz ve Özçelik/Türkiye, no. 11/05, § 24, 2 Şubat 2016).
30. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİA EDİLEN DİĞER MADDELERİ HAKKINDA
31. Başvuranlar, iddiaya göre 14 gün süren gözaltı sürelerinin makul süre koşulunu sağlamadığına ilişkin şikâyette bulunmuşlardır. Ayrıca, gözaltı hâllerinin hukuka aykırı olduğu hususunda itiraz edebilecekleri etkili bir iç hukuk yolu bulunmadığını iddia etmişlerdir. Son olarak, Sözleşme’nin 5 § 5 maddesi kapsamında uygulanabilir bir tazminat haklarının mevcut olmadığına ilişkin şikâyette bulunmuşlardır.
32. Başvuranlar, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesine dayanarak, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde yürütülen yargılama sürecinin bir kısmına bir askeri hâkimin katıldığı gerekçesiyle adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
33. Başvuranlar, Sözleşme’nin 7. maddesine dayanarak, davranışlarının hukuki tasnifinin yapılmasında ve iç hukukun ilgili hükümlerinin uygulanmasında yerel mahkemelerin hataya düştüklerini ileri sürmüşlerdir.
34. Mahkemeye ibraz edilen bilgi ve belgeler incelendiğinde, bu hükümlerin ihlal edildiğine dair herhangi bir bulguya rastlanmamıştır. Başvurunun bu kısımlarının, Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4 maddesi uyarınca kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
A. Tazminat
35. Başvuranların her biri 100.000 avro maddi ve aynı miktarda manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır.
36. Hükümet, bu meblağları gerçekçi bulmayıp; aşırı olduğunu ileri sürmüştür.
37. Mahkeme, somut davada Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlal edildiğine karar verdiğini belirtir. Sözleşme’nin ihlal edilmemiş olması hâlinde, yargılamaların nasıl sonuçlanabileceği hususunda herhangi bir tahminde bulunamayacağı görüşündedir (bk. yukarıda anılan Ibrahim ve Diğerleri, § 315). Bu nedenle, maddi tazminat başlığı altında herhangi bir miktara hükmetmemiştir.
38. Avukat yardımından faydalanamamaya ilişkin şikâyet konusunda, Mahkeme, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311. maddesinin yargılamanın yenilenmesine olanak sağladığını gözlemlemiştir. Mahkeme, en uygun telafi yolunun, başvuranlar talep ettiği takdirde, Sözleşme’nin 6. maddesinin koşullarına uygun şekilde başvuranların yeniden yargılanmasının sağlanması olacağına kanaat getirmiştir (bk. yukarıda anılan Salduz,§ 72, ve Abdulgafur Batmaz/Türkiye, no. 44023/09, § 58, son cümle, 24 Mayıs 2016). Ayrıca, bu şartlar altında bir ihlal tespitinin, söz konusu şikâyete bağlı olarak görülmüş olabilecek her türlü manevi zarar karşılığında tek başına yeterli adil tazmin teşkil ettiği görüşündedir.
39. Yargılamanın uzunluğuna ilişkin şikâyet konusunda, Mahkeme, başvuranların ihlal tespitiyle tazmin olunamayacak derecede acı ve ıstırap çektiklerine kanaat getirmiştir. Hakkaniyet temelinde karar veren Mahkeme, başvuranların her birine manevi tazminat olarak 8.000 avro ödenmesini uygun bulmuştur (bk. Uçan ve Diğerleri/Türkiye, no. 37377/05, § 47, 2 Temmuz 2013).
B. Masraf ve Giderler
40. Başvuranlar, yerel mahkemeler ve Mahkeme önünde oluşan masraf ve giderleri karşılığında 17.160 avro talep etmişlerdir. Bu meblağ, vergiler hariç, saati 60 avro üzerinden hesaplanan 200 saatlik hukuki hizmete tekabül etmektedir.
41. Hükümet, masraf ve giderlere ilişkin taleplerin abartılı olduğunu ve gerekli şekilde detaylandırılmadığını belirtmiştir.
42. Mahkemenin içtihadına göre, bir başvuran, ancak masraf ve giderlerin fiilen ve zorunlu olarak yapıldığını ve miktar olarak makul olduğunu belgelendirebildiği takdirde bunların geri ödenmesi hakkına sahiptir. Somut davada Mahkeme, elinde bulunan belgeleri ve yukarıda belirtilen kriterleri göz önünde bulundurarak tüm başlıklar altındaki masraf ve giderler için 850 avro ödenmesini makul bulmuştur.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Gözaltında avukat yardımına erişim ve yargılamanın uzunluğu ile ilgili şikâyetlerin kabul edilebilir, başvurunun geriye kalan kısmının ise kabul edilemez olduğuna;
2. Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlal edildiğine;
3. Ceza yargılamalarının uzunluğu nedeniyle Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;
4. Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlal edildiği yönündeki tespitin, başvuranların gözaltında avukat yardımına erişimlerinin engellenmesine ilişkin şikâyetleriyle bağlantılı olarak uğramış olabilecekleri her türlü manevi zarar karşılığında tek başına yeterli adil tazmin teşkil ettiğine;
5.
(a) Davalı Devlet tarafından, başvuranların her birine, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere,
(i) Ceza yargılamalarının aşırı uzun sürmesinden kaynaklanan zararlar karşılığında, manevi tazminat olarak, yansıtılabilecek her türlü vergi hariç 8.000 avro (sekiz bin avro);
(ii) Masraf ve giderler için, başvuranlara yansıtılabilecek her türlü vergi hariç 850 avro (sekiz yüz elli avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;
6. Başvuranların adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş olup, Mahkeme İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi uyarınca 28 Kasım 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan BakırcıLedi Bianku
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
EK
Eyyup YAŞAR, 1973 doğumluFuat BOR, 1973 doğumluHüseyin DUMAN, 1974 doğumluCahit TAMUR, 1969 doğumlu
Full & Egal Universal Law Academy