AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
YASEMİN DOĞAN / TÜRKİYE
(Başvuru No. 40860/04)
KARAR
STRAZBURG
6 Eylül 2016
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde öngörülen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli değişikliklere tabi olabilir
Yasemin Doğan / Türkiye davasında,
Başkan
Julia Laffranque,
Hakimler
Işıl Karakaş,
Paul Lemmens,
Valeriu Griţco,
Ksenija Turković,
Stéphanie Mourou-Vikström,
Georges Ravarani,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
5 Temmuz 2016 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından,
Söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Davanın temelinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine bu devletin vatandaşı olan Yasemin Doğan (« başvuran ») tarafından 19 Temmuz 2004 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesine uygun olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“Mahkeme”) yapılmış 40860/04 no’lu başvuru yer almaktadır.
2. Başvuran Eskişehir Barosuna kayıtlı Avukat A. Ulutaş tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (« Hükümet») kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran özel olarak Sözleşme’nin 2. maddesinin ihlal edildiğinden şikayet etmektedir.
4. Başvuru 22 Haziran 2010 tarihinde Hükümet’e tebliğ edilmiştir.
OLAYLAR
SOMUT OLAYIN KOŞULLARI
5. Başvuran 1973 doğumludur ve Eskişehir’de ikamet etmektedir.
6. Davanın olayları tarafların ifade ettikleri şekilde aşağıdaki gibi özetlenebilir.
A. Davanın oluşumu
7. Başvuran 14 kasım 2003 tarihinde vefat eden Ahmet Doğan’ın eşidir.
8. Olaylar döneminde Ahmet Doğan, Gölpazarı (Bilecik) Eğitim Taburu Jandarma Genel Komutanlığında astsubay olarak görev yapmaktadır.
9. Başvuran, 1 Ekim 2003 tarihinde ruhsal bozukluk nedeniyle tabur revirine başvurmuştur. Muayeneden sonra ilaç tedavisine başlamıştır.
10. Başvuran 9 Ekim 2003 tarihinde Eskişehir Askeri Hastanesi psikiatri servisine sevk edilmiş ve konsültasyon kayıtlarına göre başvuranın reaktif depresyon bozukluğundan muzdarip olduğunu tespit eden ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanı A.C. tarafından muayene edilmiştir.
11. 12 Kasım 2003 tarihinde saat: 14.00’ e doğru Ahmet Doğan’ın bir atış sesi duyan arkadaşları, telaşla bürosuna koşmuşlar ve onu koltuğunda ağır yaralı olarak bulmuşlardır. Ahmet Doğan derhal Eskişehir Askeri Hastanesine kaldırılmıştır.
12. Ahmet Doğan aldığı yaralar nedeniyle 14 Kasım 2003 tarihinde hastanede hayatını kaybetmiştir.
B. Olay üzerine yapılan ceza soruşturması
13. Olaylar sonrası 12 Kasım 2003 tarihinde saat: 15.50’ ye doğru soruşturma komisyonu üyeleri hemen tüm delillerin toplanması için harekete geçmişlerdir. Eskişehir Askeri Savcılığı’ndan izin talep edilmesi sonrasında, yetkililer olay yerinin fotoğraflarını çekmiş ve bir kroki çıkarmışlardır. Olaydaki söz konusu tabanca ve kovanın yeri tespit edilmiş ve delillerin hemen toplanması için askeri savcının talep ettiği adli yardım üzerine Gölbaşı Cumhuriyet savcısının gelişi beklenirken büro, güvenlik kordonuna alınmıştır.
14. Saat: 19.50’ ye doğru, Cumhuriyet savcısı olay yerine gelerek delilleri toplamış ve Bölüm Başkanı Yüzbaşı F.A. ile birlikte aynı gün olay öncesi Ahmet Doğan’ ı gören erbaş O.Ş. ve M.A.’nın ifadelerine başvurmuştur.
Cumhuriyet savcısı tarafından ifadesi alınan tanıklar O.Ş. ve M.A. şu beyanlarda bulunmuşlardır: sabah saatleri boyunca Ahmet Doğan ile birlikte çalışmıştık; Ahmet Doğan telefon kartını kullanarak çok defa telefon kulübesinden telefonla görüşmüştür; mütveffa ayrıca kendi cep telefonunun sim kartını bürosuna bıraktıkları erbaşlara ait cep telefonlarına takarak gün boyunca telefonla görüşmüştür; müteveffa bürosunda yaptığı son görüşmeleri sırasında bir ara «yeter, bana daha fazla baskı yapmayın! » diye bağırmıştır ve yaklaşık bir saat kadar sonra da başından vurulmuştur; atış sesini ilk duyan O.Ş., ne olup bittiğini gördükten sonra diğerlerini yardıma çağırmıştır. Yüzbaşı F.A. ifadesinde Ahmet Doğan’ın üstü İ.A. ile problemleri olduğunu ve bu kişinin Ahmet Doğan’a bazı iyilikler karşılığında kabul edilmiş olan erbaşların izinleri ile ilgili yolsuzluklar nedeniyle idari bir soruşturma açtığını beyan etmiştir.
15. Tabur komutanı tarafından «İntihara eğilim davranışı gösteren kişi» başlıklı bir form düzenlenmiştir. Bu belge aşağıdaki bilgileri içermektedir: Ahmet Doğan ruhsal bir hastalıktan muzdariptir; 1 Ekim 2003 tarihinde ilaç tedavisine başladığı tabur revirine müracaat etmiştir; 9 Ekim 2003 tarihinde konsültasyon için Eskişehir Askeri Hastanesi’ne sevk edilmiştir; olayların yaşandığı gün davranışı normaldi ve intihar girişimini haklı gösterecek hiçbir şey bulunmamaktaydı.
16. Olayın olduğu günün akşam saatlerinde düzenlenen tutanağa göre Ahmet Doğan intihar girişimi öncesi erbaş Ö.B.’yi çağırtmış ve ona astsubay M.T. için hazırlanmış bir koli emanet etmiştir. Olayların ardından askeri savcılığa iletilmek üzere Yüzbaşı F.A.’ nın huzurunda koli açılmış ve T.T’ ye bırakılmıştır. Kolide bazı kişisel eşyalar -yani ajandalar, telefon rehberleri, gazete küpürleri, notlar, fıkra kitabı ve bir defter sayfası üzerine kaydedilmiş telefon numaraları- bulunmaktadır. Bu eşyalar 13 Kasım 2003 tarihinde sabah erkenden askeri savcıya teslim edilmiştir. Bu vesileyle askeri savcı tarafından düzenlenen tutanak, alınan özellikle A.Y. ve Ö.B.’ nin ifadelerine göre, Ahmet Doğan’ın olaydan bir ya da iki gün önce A.Y.’ ye defterden birkaç sayfa gösterdiğini, hiçbirşeyin bitmediğini, gerçeğin bu sayfaların içeriği sayesinde aydınlanacağını söylediğini, bu sayfaların Ahmet Doğan koliyi Ö.B.’ ye emanet ederken orada olduklarını ancak koliden çıkmadıklarını belirtmiştir.
17. Ahmet Doğan’ın ölümünün ardından 14 Kasım 2003 tarihinde askeri savcının huzurunda askeri hastanesinin iki doktoru tarafından ölünün detaylı dış muayenesi yapılmıştır. Doktorlar tabancasıyla sağ şakağa ateş edilmesinin Ahmet Doğan’ın ölümüne neden olduğunu tespit etmişlerdir. Doktorlar klasik otopsinin gerekli olmadığı kanısına varmışlardır.18. Askeri savcı 17 Kasım 2003 tarihinde başvuranın ifadesine başvurmuştur. Başvuran ifadesinde, eşinin olaydan önceki gün arandığını, soruşturma komisyonunun Üsteğmen İ.A.’nın faili olduğu olaylar nedeniyle kendisinin suçlanacağını söylediğini beyan etmiştir. Eşinin ifadelerine göre kaynağı belli olmayan iki mektup Üsteğmen İ.A.’yı ihbar etmek üzere gönderilmişti ama yetkililer ancak ikinci mektubun ardından harekete geçmişlerdi. Diğer ifadelerini tekrarlayan başvuran, eşinin erbaş Ö.B.’ye emanet ettiği kolide bazı delil unsurlarının olduğunu ama o sırada kaybolmuş olduklarını iddia etmektedir. Başvuran, eşinin psikiatrik bir sorunu olmadığını, pskiyatriye gitmişse de doktorun onun çalışmaya devam etmesine izin vermiş olduğunu savunmaktadır.
19. Balistik incelemenin ardından 8 Aralık 2003 tarihinde bir rapor düzenlenmiş ve bilirkişiler müteveffanın başından çıkarılan şekli bozulmuş merminin olay yerinde bulunan kovana uyduğu, bu merminin Astsubay Ahmet Doğan’ a ait yarı otomatik tabancadan çıktığı ve bu silahın iyi çalışır durumda olduğu sonucuna varmışlardır.
20. Bilirkişi raporuna göre Ahmet Doğan’ın ellerinde ya da giysilerinde herhangi bir barut kalıntısı bulunmamaktaydı.
21. Askeri savcı ceza soruşturması çerçevesinde erbaşların, astsubayların ve subayların ifadelerine başvurmuştur. Bazılarının ilgili bölümleri şu şekildedir:
Komutan V.M., : « Yanılmıyorsam 11 Kasım günü sabah saatlerinde Üstçavuş Ahmet Doğan büroma beni görmeye geldi, bana Üsteğmen İ.A.’nın davranışının onu rahatsız ettiğini zira üsteğmenin bazı kişilerden menfaat sağlamak için görevini kötüye kullandığını ve bir soruşturma açılması gerektiğini bildirdi. Bana üsteğmen tarafından elle yazılmış bir takım eşya listesi verdi (bilgisayar parçaları, arabalar, CD’ler vs.). Ben de ona gerekeni yapacağımı söyledim. Aynı gün olayları tugay komutanına rapor etmek için Bilecik’teki tugaya gittim. Aynı gün bir soruşturma komisyonu da kurulmuştu. (Tahkikatlarına) hemen başlayan soruşturma komisyonuna katılmak üzere Saat 15.00’ e doğru geri döndüm. [Komisyon] ertesi gün yaklaşık 4-5 saat kadar çalıştı. Olay günü soruşturma komisyonu üsteğmeni çağırdı. Saat 11.30’ a doğru Ahmet Doğan tekrar bana geldi ve bu koşullar altında artık üsteğmen ile çalışamayacağını bildirdi. Ben de kendisine aynı görüşte olduğumuzu ancak soruşturma nedeniyle beklemek gerektiğini söyledim.»
Astsubay H.B.: « Olay günü saat 10.30’ a doğru idari taksimat bürosuna döndüm (...). [Ahmet Doğan’a] soruşturmayla ilgili olup bitenleri sordum. Bana "piç kurusuyla tartıştıklarını ve ona artık birlikte çalışmak istemediğini söylediğini (...)" anlattı. Hemen ardından çıktım.»
Çavuş A.Y. : « (...) 11 Kasım 2003 tarihinde ben de soruşturma komisyonunda ifade verdim. Ahmet Doğan aynı gün birçok defa ifade vermek üzere komisyona çağırıldı. Sonra « üzerime yükleyerek beni suçlamaya çalışıyorlar, üsteğmeni koruyorlar » diyerek bana geldi. [Komisyon üyeleri] ona, üsteğmenin askerlerin izin tarihlerini değiştirirken neden gözlerini kapattığını ve askerleri ona karşı neden kışkırttığını sormuşlar. [Ahmet Doğan] da üsteğmenin kendisini tehdit etiğini söylemiş (...). Üsteğmen ve Ahmet Doğan sürekli tartışıyorlardı, üsteğmen ona baskı yapıyordu (...). İki hafta önce üsteğmeni bizzat şikayet etmiştim, bana hiç kimsenin onun geleceğiyle oynayamayacağını, beni öldüreceğini söylemişti. (...)»
22. Askeri savcı 9 Mart 2004 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiş ve Ahmet Doğan’ın 1 Ekim 2003 tarihinde depresyon şikayetiyle dispansere başvurduğunu, 9 Ekim 2003 tarihinde Eskişehir Askeri Hastanesinde muayene edildiğini ve bu konsültasyonun Ahmet Doğan’ın reaktif depresyon hastası olduğunu ortaya çıkardığını tespit etmiştir.
Savcı Ahmet Doğan’ın hiyerarşik üstü olan Üsteğmen İ.A. ile hiçbir şekilde anlaşamadığını, ancak bu kişinin ona tekme attığını, ona hakaret ettiğini ya da suç oluşturacak bir muamelede bulunduğunu gösteren herhangi bir bulguya rastlamadığını dikkate almaktadır. Savcı öte yandan Üsteğmen İ.A. hakkında birçok suçlama nedeniyle ceza soruşturması açılmış olduğunu da göz önünde bulundurmaktadır.
Askeri savcı elde edilen tüm delillere dayanarak, intihar ihtimalini kabul etmektedir : Ahmet Doğan tabancasıyla sağ şakağına ateş ederek kendini öldürmüştür. Askeri savcı, Üsteğmen İ.A.’ nın Ahmet Doğan’ı intihar etmeye teşvik edecek bir davranışta bulunmadığını belirtmiştir.
23. Başvuran Üsteğmen İ.A.’ nın eşinin intiharının sorumlusu olduğunu iddia ederek, 30 Mart 2004 tarihinde, kovuşturmaya yer olmadığına dair karara Kocaeli-Gölcük Askeri Mahkemesinde itiraz etmiştir. Başvuran ağır kötü muamelelerin bir insanın hayatına mal olduğunu, Üsteğmen İ.A.’ nın şahsi menfaatleri için görevini kötüye kullandığını, bu olayların ortaya çıkmaması için eşine ve emri altındaki diğer kişilere baskı yaptığını, kocasını tehdit edecek kadar kendini kaybettiğini, onun hakkındaki diğer ihbar mektuplarından da eşini suçladığını ileri sürmüştür. Başvuran, eşinin arkadaşlarının beyanlarına ve Üsteğmen İ.A. hakkında açılan soruşturma unsurlarına dayanarak, askeri mahkemeden kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın iptalini talep etmiştir.
24. Askeri mahkeme 8 Nisan 2004 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı onaylamıştır. Mahkeme Ahmet Doğan’ın intiharında herhangi bir kusurun üçüncü bir kişiye yüklenemeyeceği kanısına varmıştır.
C. Ahmet Doğan’ın ölümü üzerine açılan idari soruşturma
25. Bu arada 13 Kasım 2003 tarihinde ceza soruşturmasına paralel olarak bir de idari soruşturma açılmıştır.
Yarbay G.Y. başkanlığında bir soruşturma komisyonu tanıkların ifadesini almış ve bir rapor hazırlamıştır. İfadesi alınan tanıkların bir bölümü Ahmet Doğan ve üstü Üsteğmen İ.A. arasında ilişkilere bağlı sorunları anlatmışlardır. Bu tanıklar, üsteğmenin Ahmet Doğan üzerinde baskı uyguladığını, onu tehdit ettiğini ve herkesin önünde ona hakaret etmekten geri kalmadığını belirtmişlerdir. Ayrıca Ahmet Doğan’ın 2003 yılı Ekim ayında Üsteğmen İ.A. ile girdiği bir tartışmanın ardından bayıldığı ve revire kaldırıldığı kayda alınmıştır.
26. İdari soruşturma komisyonu 14 Kasım 2003 tarihinde raporunu sunmuştur. Somut olayla ilgili pasajları şu şekildedir :
« b. Bilgi ve belgelere uygun olmayan noktalar : Yönetim tarafından tutulan hiçbir kayıtta, Üstçavuş Ahmet Doğan ile yapılması gereken onu intihara teşvik eden eğilime ilişkin görüşmelerin yer almadığı görülmektedir.
c. Personnel denetim ve kontrolünde belirtilenler (...) : Üsteğmen İ.A., intihar girişiminde bulanan ve [bu kişi] intihar etmeye yöneltebilen bir iş ortamında gerçekleştiren Üstçavuş Ahmet Doğan’ın sorunları ile ilgilenmemiştir.»
D. Askeri Yüsek İdare Mahkemesindeki tazminat davası
27. Başvuran eşinin ölümü ve Üsteğmen İ.A.’ nın davranışları arasında bir nedensellik bağı olduğunu ileri sürerek, 8 Temmuz 2004 tarihinde Askeri Yüksek idare Mahkemesine tazminat davası açmıştır.
28. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi 3 Kasım 2004 tarihli bir karar ile 9 Mart 2004 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı esas alarak başvuranın talebini reddetmiştir. Mahkeme askeri yönetime isnat edilebilir herhangi bir kusur ve intihar arasında bir nedensellik bağının bulunmadığı kanısına varmıştır.
29. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ilgili tarafından yapılan karar düzeltme başvurusunu da 2 Şubat 2005 tarihinde ayrıca reddetmiştir.
E. Üsteğmen İ.A. aleyhine yürütülen ceza davaları
30. Bu arada, 11 Kasım 2013 tarihinde üsteğmen İ.A. aleyhine bir ceza davası açılmıştır.
31. Üsteğmen, 3 Aralık 2003 ve 27 Ocak 2004 tarihleri arasında tutuklu kalmıştır.
32. Askeri savcılık, erleri kanuna aykırı hizmete vermekle suçlanan Üsteğmen İ.A. aleyhine 26 Nisan 2004 tarihinde bir ceza davası açmıştır. Savcılık üsteğmeni özellikle iki uzman çavuş ve iki erbaşı, karısının şehirde bulunan mağazasındaki yenileme çalışmalarını yapmak üzere göndermiş olmakla suçlamaktadır.
33. Eskişehir Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesi, 5 Temmuz 2006 tarihli bir kararla üsteğmen İ.A.’yı, iki ay hapis cezasına mahkum etmiştir. Mahkeme, bu hapis cezasını 300 Türk lirası para cezasına çevirmiştir. Ardından mahkeme, sanığın iyi hali ve sabıka kaydının bulunmaması nedeniyle Cezaların İnfazı Hakkında 647 sayılı Kanunun 6. maddesi uyarınca para cezasının infazının ertelenmesine karar vermiştir.
34. Askeri savcılık, bu arada, 6 Mayıs 2004 tarihli bir iddianameyle Üsteğmen İ.A. hakkında ikinci bir ceza davası daha açmıştır. Bu ikinci davada savcılık üsteğmeni 2002 ve 2003 yılları boyunca birçok askerden, ev izinlerinden dönüşte kendisine karşılıksız çok sayıda eşya getirmelerini istemekle suçlanmaktadır.
35. Eskişehir Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesi, 22 Mayıs 2006 tarihli bir kararla Üsteğmen İ.A.’yı, şahsi menfaat sağlamak için yetkisini kötüye kullanması nedeniyle yedi ay on beş gün hapis cezasına mahkum etmiştir. Mahkeme, sanığın iyi hali ve sabıka kaydının bulunmaması nedeniyle Cezaların İnfazı Hakkındaki 647 sayılı Kanunun 6. maddesi uyarınca hapis cezasının infazının ertelenmesine karar vermiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
36. Sözleşme’nin 2 ve 6. maddelerini ileri süren başvuran, intiharın, eşinin çalışma koşulları, özellikle de hiyerarşik olarak üstü Üsteğmen İ.A.’nın onu maruz bıraktığı zarar verici muamele nedeniyle meydana gelen ölümünden şikayet etmektedir. Başvuran ayrıca ulusal makamları etkin bir ceza soruşturması yürütmemekle suçlamaktadır.
Davanın olaylarının hukuki niteliği hakkında takdir yetkisine sahip olan Mahkeme, Bu şikayetlerin tek başına Sözleşme’nin 2. maddesi bakımından incelenmesinin yerinde olacağı kanısındadır Maîtresse (Tarakhel / İsviçre [BD], No. 29217/12, § 55, AİHM 2014 (alıntılar), ve Bouyid / Belçika [BD], No. 23380/09, § 55, AİHM 2015). Bu hüküm somut olayın ilgili bölümünde şu şekildedir :
« 1. Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur. (...) »
37. Hükümet başvuranın bu iddiasına itiraz etmektedir.
A. Kabul edilebilirlik hakkında
38. Bu şikayetin Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilebilirlik gerekçesiyle ters düşmediğini tespit eden Mahkemebaşvurunun kabul edilebilir olduğunu beyan etmektedir.
B. Esas hakkında
1. Tarafların iddiaları
39. Başvuran eşinin ölümünün orduda hizmet ederken meydana geldiğinden şikayet etmektedir. Başvuran, eşinin üstünün ona yaptığı muamele ve eşinin intiharı arasında bir nedensellik bağının varolduğunu savunmaktadır. Başvuran bu bağlamda «yeter, artık bana baskı yapmayın! » diye bağırarak başına ateş etmiş olduğunu belirtmektedir. Başvuran yetkilileri, eşinin yaşam hakkının korunması için pozitif yükümlülüklerini ihlal etmekle suçlamaktadır.
40. Hükümet, Ahmet Doğan’ın intiharında yetkililerin de içinde olduğunu tümüyle reddetmekte, başvuranın iddiasına itiraz etmektedir.
41. Hükümet, Ahmet Doğan’ın intiharı nedeni ile yetkililerin sorumlu tutulamayacağını değerlendirmektedir : başvuranın yakınının, üstleri tarafından kötü muamele gördüğünü belirten herhangi bir unsur bulunmamaktadır.
42. Ayrıca Hükümet, askeri savcılığın olaylar sonrası derhal olay yerine vardığını, bir soruşturma açtığını, tanıkların ifadelerinin alındığını, ölüm sonrası bir muayenenin yapıldığını belirtmektedir.
2. Mahkemenin değerlendirmesi
a) Sözleşme’nin 2. maddesinin esas yönü hakkında
43. Mahkeme, Sözleşme’nin 2. maddesinin, Devlet’e başkasının suç fiilleri nedeniyle hayatı tehdit altında olan bireyin korunması için önleyici her türlü tedbirin alınmasında pozitif yükümlülük verdiğini hatırlatmaktadır (Osman / Birleşik Krallık, 28 Ekim 1998, § 115, Kararlar ve hükümler derlemesi 1998 VIII, ve Durdu / Türkiye, No. 30677/10, § 58, 3 Eylül 2013).
44. Mevcut davada, söz konusu ölümün koşulları ve incelemeler sırasında elde edilen ilgili tüm unsurlar göz önünde bulundurulduğunda Mahkeme, ulusal makamların itibar ettiği intihar iddiasını tekrar tartışamaya açmak için hiçbir neden görmemektedir.
45. Mahkeme ardından bir kişinin makamların sorumluluğu altındayken de, Sözleşme’ nin 2. maddesinin, hayatı kendi fiileri nedeniyle tehdit altında olan bireyin de korunması için önleyici her türlü tedbirin alınmasında Devlet’e pozitif yükümlülük verdiğini hatırlatmaktadır (Keenan / Birleşik Krallık, No. 27229/95, §§ 89-93, AİHM 2001‑III, ve askeri bir meslek durumunda özel olarak yukarıda anılan Durdu§ 62 kararı).
46. Dolayısıyla temel sorun, askeri yetkililerin, Ahmet Doğan’ın intihar edeceğine dair gerçek ve yakın bir risk olduğunu bilip bilmemelerinin ya da bilmeleri gerektiğinin, böyle bir durum var ise bu riskin önlenmesi için makul anlamda kendilerinden beklenebilecek her şeyi yapıp yapmadıklarının anlaşılmasıdır (yukarıda anılan Keenan kararı, § 93).
47. Mahkeme bu bağlamdaki incelemesinde ordunun profesyonel mensuplarına atfedilen hatanın basit bir değerlendirme hatası veya tedbirsizliğin ötesine geçip geçmediğini teyit etmesi gerekmektedir (yukarıda anılan Abdullah Yılmaz kararı, § 57).
48. Esasen, benzer davalarda, insan davranışının öngörülemezliğini göz ardı etmemek ve Devlet’in pozitif yükümlülüğünü, Devlet’e aşırı veya dayanılmaz bir yük getirmeyecek şekilde yorumlamak gerekmektedir (yukarıda anılan Keenan kararı, § 90).
49. Elinde bulunan tüm unsurları göz önünde bulunduran Mahkeme, Ahmet Doğan’ın ilaç tedavisi aldığı psikolojik bir bozukluk nedeniyle 1 Ekim 2003 tarihinde tabur revirine müracaat ettiği, 9 Ekim 2003 tarihinde Eskişehir Askeri Hastanesine sevk edildiği, konsültasyon kayıtlarına göre, reaktif depresyon hastası olduğunu tespit eden bir psikiatrist tarafından muayene edildiği görüşüne varmaktadır.
50. Ayrıca tanık ifadeleri, Ahmet Doğan’ın hiyerarşik üstünün tavırları nedeniyle gergin koşullarda çalıştığını doğrulamaktadır. Sonuç olarak dosyadaki belgelere göre adı geçen üst, astının intiharı arefesinde kendisi hakkında başlatılan bir soruşturma sonucu 22 Mayıs 2006 tarihinde mahkum edilmiştir (yukarıdaki 34-35. paragraflar)
51. Mahkeme buna ek olarak Ahmet Doğan’ın üstlerinin söz konusu durum karşısında sorumluluklarını ivedi olarak yerine getirmelerinde başarısız oldukları konusunda olaylardan hemen sonra (bk. 26. paragraf) idari soruşturmanın ardından 14 Kasım 2003 tarihinde düzenlenen raporun sonuçlarını dikkate almaktadır. Bu rapora göre hiyerarşik üstler, Üstçavuş Ahmet Doğan ile yapılması gereken eğilim görüşmelerini yapmamışlardır. Bu rapora göre halihazırda Üsteğmen İ.A. Ahmet Doğan’ın sorunları ile ilgilenmemiştir.
52. Mahkeme, askeri yetkililerin Ahmet Doğan’ın reaktif depresyon hastası olduğundan ve mesleği çerçevesinde ciddi sorunlarla karşılaştığından haberdar oldukları sonucuna varmaktadır. Böylelikle ortaya çıkan sorun, söz konusu yetkililerin, Ahmet Doğan’ın intihar edeceğine dair gerçek bir risk olduğunu bilip bilmemelerinin ya da bilmeleri gerektiğinin anlaşılmasıdır.
53. Mahkeme, tıbbi görüş noktasında, 9 Ekim 2003 tarihinde konulan reaktif depresyon tanısından sonraki süreç ile ilgili bilgilerin dosyada bulunmadığını tespit etmektedir. Ahmet Doğan ile eğilim görüşmelerinin yapılmaması üzücüdür. Ancak dikkat edilmelidir ki olay günü tabur komutanı tarafından hazırlanan bir rapora göre Ahmet Doğan normal bir davranış sergiliyordu ve intihar girişimini haklı gösterecek hiçbir şey yoktu (yukarıdaki 15. paragraf). Olayların yaşandığı gün bazı tanık beyanlarına göre Ahmet Doğan’ın, Üsteğmen İ.A.’nın davranışı hakkında komisyon tarafından yapılan soruşturmanın seyrinden oldukça endişeli olduğu dikkate alındığında kuşkusuz bu değerlendirme eleştiriye açılabilir. Bununla birlikte Mahkeme’nin, dosya unsurlarından, hiyerarşinin söz konusu ruhsal bozukluğu, intiharın yakın ve gerçek bir riskinin habercisi olarak algılaması gerektiği sonucuna varmasını gerektirmemektedir.
54. Her halükarda Ahmet Doğan’ın problemlerinin Üsteğmen İ.A.’ nın kendisine karşı tavrına bağlı olduğu ölçüde Mahkeme, Ahmet Doğan’ın olayın arifesinde yani 11 Kasım 2003 tarihinde komutan V.M. ile görüştüğünü ve ona olaylarla ilgili tüm detayları bildirdiğini tespit etmektedir. Ardından komutan aynı gün kurulan soruşturma komisyonu ve tugay komutanlığına olayları rapor etmek için Bilecik’teki tugaya gelmiştir. Bu komisyon hemen çalışmalarına başlamış ve olayların olduğu güne kadar devam etmiştir. Soruşturmanın seyrini takip ettiği ve soruşturma komisyonunun üsteğmeni çağırdığı sırada Ahmet Doğan komutanın bürosuna gelmiş ve ona artık üsteğmen ile çalışmak istemediğini beyan etmiştir. Komutan da ona «bu düşünceye karşılık olarak soruşturma devam ettiği için beklemesi gerektiğini» söylemiştir (yukarıdaki 21. paragraf). Mahkeme, Üsteğmen İ.A.’ nın davranışı hakkında açılan soruşturmanın diğer tedbirlerin beklentisi içinde işe bağlı problemlere uygun bir tepki oluşturduğu kanaatine varmaktadır.
55. Geriye yani başvuranın iddia ettiği gibi Ahmet Doğan’ı intihara aslında Üsteğmen İ.A.’nın teşvik edip etmediği kalmaktadır.
56. Mahkeme, Üsteğmen İ.A.’ nın Ahmet Doğan’ı intihara götürecek bir iş ortamı yarattığı bağlamında, olayların hemen ardından idari soruşturmanın sonunda 14 Kasım 2003 tarihinde düzenlenen raporun sonucunu dikkate almaktadır. Bu sonuçla ileri sürülen varsayım hemen ardından askeri savcılık tarafından da doğrulanmıştır. Savcılık, 9 Mart 2004 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda Ahmet Doğan’ın bir darp ya da kötü muameleye maruz kalmadığını kaydetmiştir. Elde edilen unsurların tümü esas alınarak Üsteğmen İ.A. ve intihar arasında bir nedensellik bağının bulunmadığı sonucuna varılmıştır (yukarıdaki 22. paragraf). Bu sonuç önce askeri mahkeme (yukarıdaki 24. paragraf) ardından Askeri Yüksek İdare Mahkemesi tarafından onanmıştır (yukarıdaki 28. paragraf).
57. Üsteğmen İ.A.’ nın davranışı, öncelikle cezaya mahkum edilmesi nedeniyle bir askeri üstten beklenmeyecek bir davranış olsa bile, Mahkeme Üsteğmen İ.A. hakkında soruşturmanın başlatıldığı gün teşebbüs edilen bir intihar ve bu davranış arasında bir nedensellik bağının bulunmadığı kanaatiyle askeri savcı tarafından yapılan değerlendirmenin keyfi ya da açıkça mantıktan yoksun olarak değerlendirilemeyeceği kanısındadır. Mahkeme bunun yanı sıra, dosyada yer alan unsurlara dayanarak, kendi değerlendirmesini ulusal makamların değerlendirmesinin yerine koymak için gerekçe görmemektedir. Mahkeme bu sonucun yetkili makamlar tarafından oluşturulan dosyaya dayalı olduğunun altını çizmektedir ; buradaki, değerlendirmelerin Sözleşme’nin usul yönüne ilişkin olarak aşağıdaki incelemenin konusu yapan intiharı çerçeve içine alan koşulların tümüyle aydınlatılması için yapılıp yapılmadığının anlaşılması sorunudur.
58. Sonuç itibariyle Mahkeme, dosya unsurlarını esas alarak intiharın önlenememesinde askeri makamları suçlamanın, Sözleşme’nin 2. maddesinin gerekli kıldığı yükümlülükleri bakımından onlara aşırı bir yük getireceği anlamına geldiği kanaatine varmaktadır.
59. Somut olayda Sözleime’nin 2. maddesinin esastan ihlal edilmediği anlaşılmaktadır.
b) Sözleşme’nin 2. maddesinin usul yönü hakkında
i. Genel ilkeler
60. Mahkeme, Sözleşme’nin 2. maddesinin zorunlu kıldığı yaşam hakkının korunması yükümlülüğünün, bir birey şüpheli koşullarda hayatını kaybettiğinde (bkz. Šilih / Slovenya [BD] kararı, No. 71463/01, § 157, 9 Nisan 2009), ölümü çerçeve içine alan koşulların tanımlanmasına yardımcı olacak sorumlulukları düzenleyecek şekilde (Çiçek / Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 67124/01, 18 Ocak 2005) etkin bir resmi soruşturma yürütülmesini beklediğini hatırlatmaktadır. Bu şekilde bir soruşturmanın temel amacı, yaşam hakkını koruyan iç hukuk hükümlerinin etkin bir şekilde uygulanmasını sağlamak ve Devlet makam ve yetkililerinin davranışının tartışma konusu yapılabildiği durumlarda, sorumlulukları altında meydana gelen ölümlerin hesabını vereceğinin garantisini vermektir (bkz. mutatis mutandis, Mastromatteo / İtalya [BD], No. 37703/97, § 89, AİHM 2002‑VIII, ve Tahsin Acar / Türkiye [BD], No. 26307/95, § 221, AİHM 2004‑III).
61. Bu ifadenin, Sözleşme’nin 2. madde metninin kapsamış olduğu anlamda «etkin» olarak nitelendirilebilmesi için, soruşturmanın özellikle yeterli olması gerekmektedir (Ramsahai ve diğerleri /Hollanda [BD] kararı, No. 52391/99, § 324, AİHM 2007‑II). Bu da gösterir ki, soruşturma, olayların kurulmasına, gerektiğinde kimlik tespiti ve sorumluların cezalandırılmasına götürecek yeterlilikte olmalıdır (Mustafa Tunç ve Fecire Tunç / Türkiye [BD] kararı, No. 24014/05, § 172, 14 Nisan 2015 ve Armani Da Silva / Birleşik Krallık [BD] kararı, No. 5878/08, § 233, 30 Mart 2016).
62. Makamlar her halükarda aralarında görgü tanıkları ve bilirkişi beyanları da dahil olmak üzere, gerektiğinde yaralanmaların nedeninin belirlenmesi özellikle ölüm nedenine ilişkin klinik tespitlerin tarafsız bir analizi ve tümüyle bir rapor hazırlamaya yönelik bir otopsi gibi söz konusu olaylara ilişkin delillerin elde edilmesi için düzenledikleri makul tedbirler almak zorundadırlar. Soruşturmada ölüm nedeninin ya da olası sorumlulukların belirlenmesi imkanını zayıflatan her türlü eksiklik, bu ölçüte tepki vermeme riskini artırmaktadır (Giuliani ve Gaggio / İtalya [BD], No. 23458/02, § 301, AİHM 2011 (özetler), yukarıda anılan Mustafa Tunç ve Fecire Tunç kararı, § 174, ve yukarıda anılan Armani Da Silva kararı, § 233).
63. Özellikle soruşturmanın sonuçları, ilgili tüm unsurların tarafsız, nesnel ve titizlikle yapılmış analizinden destek alması gerekmektedir. Her türlü açıklığı zorunlu kılan soruşturma yolunun reddedilmesi, davanın koşullarının gerektiğinde sorumlu kişilerin belirlenmesini düzenleyecek olan soruşturmanın karar verilme aşamasını tehliye atmaktadır (Kolevi / Bulgaristan, No. 1108/02, § 201, 5 Kasım 2009, yukarıda anılan Mustafa Tunç ve Fecire Tunç, § 175 ve yukarıda anılan Armani Da Silva, § 234). Minimum etkinlik kıstasına cevap veren incelemenin derecesi ve doğasının, somut olayın koşullarına bağlı olduğu bir gerçektir. Bu koşullar ilgili olguların bütünü ışığında ve soruşturmadaki iş uygulamalarının gerçeklikleri dikkate alınarak değer kazanmışlardır (Velcea ve Mazǎre / Romanya, No. 64301/01, § 105, 1 Aralık 2009, yukarıda anılan Mustafa Tunç ve Fecire Tunç § 175, ve yukarıda anılan Armani Da Silva kararı, § 234).
ii. Mevcut olaydaki ilkelerin uygulanması
64. Mevcut olay konusunda, soruşturma komisyonunun olaylardan hemen sonra olay yerine vardığının ve olay yerinin Eskişehir askeri savcısının talimatı üzerine güvenlik şeridi ile koruma altına alındığının göz önünde bulundurulması yerinde olacaktır. Hemen ardından Gölbaşı Cumhuriyet savcısı inceleme yapmak ve delil unsurlarını toplamak üzere olay yerine gitmiştir. Yer tespit tutanağı hazırlanmış, olay yerinin krokisi çizilmiş ve fotoğrafları çekilmiştir. Maktulün ellerinde barut kalıntısı olup olmadığına bakılmıştır. Olay esnasında maktulün üzerindeki giysileri, şekli bozulmuş mermi, mermi kovanı ve tabancaya balistik inceleme için el konulmuştur. Maktulün detaylı dış beden muayenesi askeri savcı huzurunda iki doktor tarafından yapılmıştır. Ahmet Doğan’ın ölümüne kendi silahını ateşlemesiyle sağ şakağından giren kurşunun neden olduğu sonucuna varılmıştır. Balistik inceleme yapılmış, bilirkişiler Ahmet Doğan’ ın ölümüne neden olan silahı incelemişler ve söz konusu silahın iyi çalışır durumda olduğu ve şekli bozulmuş merminin olay yerinde bulunan kovana ait olduğu sonucuna varmışlardır. Ceza soruşturması çerçevesinde askeri savcı, maktulün yakınlarının yanı sıra arkadaşları ve üstlerinin ifadelerini de almıştır. Aynı zamanda idari bir soruşturma yapılmasına karar verilmiş ve soruşturma komisyonu hemen, idari makamların yönetiminde bazı kusurlar olduğu sonucuna varmıştır.
65. Mahkeme, soruşturma komisyonu ile askeri savcının sonuçlarının karşılaştırılmasından, ilgilinin, tüm yolları ayrıntılı olarak araştırmadığının anlaşıldığı kanısındadır. İdari soruşturma komisyonu, personel denetim ve kontrolünde boşluklar olduğunu, Üsteğmen İ.A.’ nın Üstçavuş Ahmet Doğan’ın sorunları ile ilgilenmediğini, onu intihara sürükleyen bir iş ortamı yarattığını tespit ederken, askeri savcı, bu konuda derin bir soruşturma yapmayı amaçlamamıştır. Üsteğmen İ.A. hakkında birçok suçtan ceza soruşturması açıldığı dikkate alınmasına rağmen askeri savcı, Ahmet Doğan’ın hiyerarşik üstü ile hiçbir şekilde anlaşamadığını ama üsteğmenin onu darp ettiğini, onu aşağıladığını ya da ona karşı bir suç oluşturabilecek davranışlarda bulunduğunu gösteren herhangi bir delil bulunmadığını tespit etmekle yetinmiştir (yukarıdaki 22. paragraf).
66. Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı onaylayan askeri mahkeme, inceleme esnasında bu inceleme alanını daha fazla araştırmamıştır (yukarıdaki 24. paragraf).
67. Ahmet Doğan’ın intiharında üsteğmen İ.A.’ nın muhtemel rolünün derinine incelenmesinin yetersiz olduğunu dikkate alan Mahkeme, davalı Devletin, başvuranın eşinin ölüm koşulları üzerine yeterli bir soruşturma yürütülmesi yükümlüğünü yerine getirmediği kanısına varmaktadır.
68. Bu noktadan itibaren Mahkeme, Sözleşme’ nin 2. maddesinin usul yönünden ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
II. SÖZLEŞME’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
69. Sözleşme’nin 3. maddesini ileri süren başvuran eşinin üstü üsteğmen İ.A.’nın onu maruz bıraktığı küçük düşürücü muameleden şikayet etmektedir.
70. Mahkeme, başvuranın üsteğmen İ.A.’nın eşini maruz bıraktığı kötü muameleler ve olayların seyri hakkındaki iddialarını destekleyecek nitelikteki detayları, ne iç mahkemelere ne de Mahkeme’ye sunmadığı görüşüne varmaktadır. Başvuran somut unsurlarla desteklemeksizin kötü muamelelerin varlığını iddia etmek için yalnızca üsteğmen hakkında açılmış soruşturma unsurlarını ve askerlerin ifadelerine atıfta bulunmuştur.
71. Dolayısıyla mevcut davanın incelemesi, üsteğmen İ.A.’nın, başvuranın eşini Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı olan muamelelere maruz bıraktığının tespitinde Mahkeme’ye imkan sağlayan unsurlar olarak anlaşılmamaktadır.
72. Sonuç olarak Sözleşme’nin 3. maddesi bağlamında sunulan şikayetin açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 3 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASI HAKKINDA
73. Sözleşme’nin 41. maddesi uyarınca,
« Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder. »
A. Tazminat
74. Başvuranın kendisi adına maddi tazminat olarak 253.500,61 Yeni Türk lirası [talep tarihinde yaklaşık 113.169 avro (EUR)] ve iki küçük kızı adına 170.163,89 Yeni Türk lirası (talep tarihinde 75.965 avro (EUR), yani toplamda 423.664,50 Yeni Türk lirası (talep tarihinde 189.139 avro (EUR) miktar talep etmektedir. Yakınlarının ölümü başvuran ve kızlarını onun tarafından sağlanan maddi destekten mahrum bırakmıştır. Başvruranın temsilcisi bu bağlamda toplam 423.664,50 Yeni Türk lirası [talep tarihinde yaklaşık 184.134 avro (EUR)] miktarı bir avukat bilirkişi tarafından müteveffanın ölmediği takdirde eşi ve çocuklarına harcayabileceğine göre hazırlanan hesabı Mahkeme’ye sunmuştur.
Başvuran ayrıca 44.800 Yeni Türk lirası [talep tarihinde yaklaşık 20.000 avro (EUR)] manevi tazminat talep etmektedir.
75. Hükümet maddi tazminat başlığı altında talep edilen miktar konusunda kurgusal ve mesnetsiz bir hesaba dayandığını iddia ederek, aşırı olarak nitelemekte ve bu sunumlara itiraz etmektedir.
76. Maddi tazminat talebi ile ilgili olarak Mahkeme, Sözleşme’nin ihlali ve iddia edilen zarar arasında bir nedensellik bağının olması gerektiğini ve adil tazminin gerektiğinde, finansal destek kaybı başlığı altındaki tazminat talebini kapsayabildiğini hatırlatmaktadır (Kavak / Türkiye, No. 53489/99, § 109, 6 Temmuz 2006, ve No. 28809/05, § 41, 2 Mart 2010). Bu nedenle Sözleşme’nin 2. maddesinin esas yönünden ihlal edilmediğini göz önünde bulunduran Mahkeme bu şekilde bir bağın var olmadığı kanaatindedir (yukarıda anılan Tahsin Acar, § 260). Mahkeme dolayısıyla maddi zarar nedeniyle adil tazmin talebini reddetmektedir.
77. Talep edilen manevi tazminat konusunda Mahkeme, bu başlık altında talep edilen miktarın yani 20 000 avronun başvurana ödenmesinin uygun olacağını değerlendirmektedir.
B. Masraf ve giderler
78. Başvuran Mahkeme önündeki avukatının vekaletleri için ayrıca 2. 232 avro (EUR) (talep tarihinde 5 000 Yeni Türk lirası’na eşdeğer) talep etmektedir. Başvuran talebine dayanak olarak bu tutarın Mahkeme önündeki yargılamanın sonunda ödeneceğini belirten bir vekalet sözleşmesini dosyaya eklemiştir.
79. Hükümet, aşırı olduğu gerekçesiyle bu iddiaya itiraz etmekte ve Mahkeme’den bu talebi reddetmesini arzetmektedir.
80. Masraf ve giderlerle ilgili olarak Mahkeme, bir başvuranın yalnızca masraf ve giderlerin ödenmesini gerçekliğin, zorunluluğun ve oranlarda makul karakterin oluştuğu durumlarda sağlayabileceğinin hatırlatmaktadır. Somut olayda başvuranın elinde bulunan belgeler ve yukarıda anılan kıstaslar dikkate alındığında Mahkeme, 2.000 avro tutarın makul olduğunu ve başvurana bu tutarın ödenmesi gerektiği kanısına varmaktadır.
C. Gecikme faizi
81. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Sözleşme’nin 2. maddesi bağlamındaki şikayet konusunda başvurunun kabul edilebilir olduğunu, geri kalanı için kabul edilemez olduğunu beyan eder;
2. Sözleşme’nin 2. maddesinin esas yönünden ihlal edilmediğine;
3. Sözleşme’nin 2. maddesinin usul yönünde ihlal edildiğine ;
4. a) Davalı Devlet tarafından, başvurana, Sözleşme’nin 44. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde; ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere,
i. manevi tazminat olarak, miktara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, 20.000 avro (yirmi bin avro) ödenmesine,
ii. masraf ve giderler için, miktara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, 2.000 avro (iki bin avro) ödenmesine;
b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Başvuranın adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 6 Eylül 2016 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy