AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
YAVUZ NAL VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 11736/09, 592/11, 47028/11 ve 49731/11)
KARAR
STRAZBURG
13 Haziran 2017
İşbu karar kesin olup, bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Yavuz Nal ve Diğerleri / Türkiye davasında,
Başkan
Ledi Bianku,
Yargıçlar
Paul Lemmens,
Jon Fridrik Kjølbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımlarıyla Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 16 Mayıs 2017 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakereler sonrasında, aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (11736/09, 592/11, 47028/11 ve 49731/11 ) davanın temelinde, detayları ekte belirtilen dört Türk vatandaşının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM” veya “Mahkeme”) İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru bulunmaktadır.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvurular Hükümete tebliğ edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuranlar sırasıyla evlenmelerinin ardından Medeni Kanuna göre eşlerinin soyadlarını almak zorundaydılar. Çeşitli tarihlerde ilk derece mahkemeleri önünde dava açarak yalnızca evlilik öncesi soyadlarını kullanmak için izin istemişlerdir. Medeni Kanunun 187. maddesine göre, evli kadınların evlilikleri sırasında eşlerinin soyadlarını taşımak zorunda olmaları ve yalnızca evlilik öncesi soyadlarını kullanma izni verilmediği gerekçesiyle başvuranların talepleri reddedilmiştir. Başvurulara ilişkin detaylar ekteki tabloda görülmektedir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK KURALLARI VE UYGULAMALAR
Anayasa’nın 17. maddesi
“Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”
Medeni Kanunun 187. maddesi
“Kadın, evlenmekle kocasının soyadını alır; ancak evlendirme memuruna veya daha sonra nüfus idaresine yapacağı yazılı başvuruyla kocasının soyadı önünde önceki soyadını da kullanabilir. Daha önce iki soyadı kullanan kadın, bu haktan sadece bir soyadı için yararlanabilir...”
5. Medeni Kanunun 187. maddesinin yürürlüğe girmesinin ardından, üç Aile Mahkemesi hükmün anayasaya aykırı olduğunu ileri sürerek Anayasa Mahkemesi önünde itirazda bulunmuştur. Anayasa Mahkemesi 10 Mart 2011 tarihli kararında (E. 2009/85, K. 2011/49) itirazı reddetmiştir.
6. Anayasa Mahkemesi konuyla ilgili yapılan bireysel başvurular hakkında sırasıyla 19 Aralık 2013, 6 Mart 2014 ve 16 Nisan 2015 tarihlerinde başvuranların evlenmelerinden sonra yalnızca evlilik öncesi soyadlarını taşıyamamalarıyla ilgili olarak, üç karar vermiştir (Başvuru no. 2013/2187, 2013/4439 ve 2014/5836). Anayasa Mahkemesi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Ünal Tekeli / Türkiye (no. 29865/96, AİHM 2004‑X (alıntılar)), Leventoğlu Abdulkadiroğlu / Türkiye (no. 7971/07, 28 Mayıs 2013), Tuncer Güneş / Türkiye (no. 26268/08, 3 Eylül 2013) ve Tanbay Tüten / Türkiye (no. 38249/09, 10 Aralık 2013) kararlarına atıfta bulunarak; Medeni Kanunun 187. maddesinin Sözleşme’ye aykırı olduğuna karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca yürürlükte olan uluslararası anlaşmaların hukuki olarak bağlayıcı olduğunu ve iç hukuk ve Sözleşme ve Ekli Protokolleri arasında bir ihtilaf olduğunda Sözleşme ve Ekli Protokollerinin iç hukuktan daha ağır basması gerektiğini dikkate alarak; evli bir kadının yalnızca evlilik öncesi soyadını taşıyamamasının, Sözleşme’nin 17. maddesinin ihlali anlamına geldiğine hükmetmiştir.
7. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 30 Ekim 2015 tarihinde, Anayasa Mahkemesi kararlarına dayanarak, içtihatlarını gözden geçirmiş ve evli bir kadının yalnızca evlilik öncesi soyadını kullanabileceği sonucuna varmıştır.
8. Medeni Kanunun 187. maddesi halen yürürlüktedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. BAŞVURULARIN BİRLEŞTİRİLMESİ
9. Mahkeme başvuruların konularının benzer olduğunu dikkate alarak, başvuruları tek bir kararda birlikte incelemenin uygun olduğu kanısındadır.
II. SÖZLEŞME’NİN 8 VE 14. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
10. Başvuranlar yerel makamların evlendikten sonra yalnızca evlilik öncesi soyadlarını kullanmalarına izin vermemelerinin Sözleşme’nin 8 ve 14. maddelerin ihlali anlamına geldiği hususunda şikayette bulunmuşlardır. Başvuranlar ayrıca Türk hukuku kapsamında evli erkeklere evlendikten sonra kendi soyadlarını kullanma hakkı tanınırken evli kadınlara bu hakkın tanınmamasının cinsiyet ayrımcılığı teşkil ettiğini ve bu nedenle Sözleşme’nin 14. maddesine aykırı olduğunu ileri sürmüşlerdir.
11. Hükümet bu görüşe itiraz etmiştir.
A. Kabul edilebilirlik hakkında
12. Hükümet Mahkeme’nin iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle başvuruları reddetmesini talep etmiştir. Bu bağlamda Hükümet, Yargıtay içtihatlarında değişiklik yapıldığını ve bunun sonucunda başvuranların mahkeme kararıyla yalnızca evlilik öncesi soyadlarını kullanmalarına olanak tanıyacak şekilde, yerel mahkemeler önünde yeni başvurularda bulunma olanaklarına sahip olduklarını bildirmiştir.
13. Mahkeme iç hukuk yollarının tüketilip tüketilmediği hususunun, normal koşullar altında, Mahkeme’ye başvuru yapıldığı tarih esas alınarak belirlendiğini yinelemektedir. Bu kural özel koşullardan kaynaklanan zorlayıcı nedenlerle ve hukuk yolunun başvurana açık olduğu bağlam ile haklı gerekçelere dayandırılabilen istisnalara tabidir (bk. Baumann / Fransa, no. 33592/96, § 47, AİHM 2001‑V (alıntılar)). Mevcut davada mahkeme böyle bir istisnayı haklı gerekçeye dayandıran herhangi bir neden bulamamaktadır. Bu bağlamda, Yargıtay içtihadında Ekim 2015’te değişiklik yapıldığını; oysaki mevcut başvuruların Mahkeme önünde 2009 ve 2011 yılları arasında gerçekleştirildiğini kaydetmektedir. Yargıtay içtihatlarındaki değişikliğin yeni başvurular bakımından etkin hukuk yolları sunabilmesine karşın; mevcut davalarda bahsedilen değişiklikten önce başvurularını yapmış olan başvuranlardan, Mahkeme’ye başvuru yapmadan önce iç hukukta yeni başvuruda bulunmaları beklenemez. Bu nedenle Mahkeme Hükümet’in bu husustaki ilk itirazını reddetmektedir.
14. Mahkeme başvuruların Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Ayrıca başka herhangi bir gerekçeyle de kabul edilemez olmadığı kanısındadır. Bu nedenle başvuruların kabul edilebilir olduğu bildirilmelidir.
B. Esas hakkında
15. Başvuranlar Türk hukuku kapsamında evli erkeklere kendi soyadlarını taşıma olanağı tanınırken; ilgili makamların evlendikten sonra yalnızca kendi soyadlarını taşımalarına izin vermemeleri konusunda şikâyette bulunmuşlardır. Bu durumun cinsiyet temelinde ayrımcılıkla sonuçlandığını ve Sözleşme’nin 8. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde, 14. maddesine aykırı olduğunu ifade etmişlerdir.
16. Hükümet esas hakkında herhangi bir görüş sunmamıştır.
17. Mahkeme mevcut davadakine benzer hususlar ortaya çıkaran Ünal Tekeli / Türkiye davasında (no. 29865/96, ECHR 2004‑X (alıntılar), karşılaştırılabilir durumda olan kişiler arasında cinsiyet nedeniyle yapılan bu muamele farklılığının, Sözleşme’nin 8. maddesiyle bağlantılı olarak 14. maddesine (aynı kararda, §§ 55-69) aykırı olduğunu gözlemlediğini kaydetmektedir.
18. Mahkeme kendisine sunulan materyalleri inceledikten sonra, Hükümetin mevcut davalarda farklı bir sonuca varılması konusunda ikna edecek herhangi bir olay veya görüş ortaya koymadığı kanısındadır. Mahkeme konu hakkındaki içtihatlarını dikkate alarak, Sözleşme’nin 8. maddesiyle bağlantılı olarak 14. maddesinin ihlal edildiği görüşündedir.
19. Mahkeme söz konusu sonucu dikkate alarak, tek başına değerlendirildiğinde Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edilip edilmediğinin belirlenmesinin gerekli olmadığı kanısındadır.
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
A. Tazminat
20. İlk üç başvuran, diğer deyişle Sayın Yavuz Nal, Sayın Kaplantaş Karakoç ve Sayın Yazgan Occhetta manevi tazminata ilişkin olarak 10,000 avro, 500.000 avro ve 5.000 avro talep etmişlerdir. Dördüncü başvuran Sayın Aydın ise herhangi bir adil tazmin talebinde bulunmamıştır.
21. Hükümet taleplere karşı çıkmıştır.
22. Mahkeme mevcut davaların koşulları kapsamında, Sözleşme’nin 8. maddesiyle bağlantılı olarak 14. maddesinin ihlal edildiğinin tespit edilmesinin, başvuranların yaşadıkları manevi zarar açısından tek başına yeterli adil tazmin teşkil ettiği kanısındadır (bk. yukarıda anılan Ünal Tekeli, § 73).
B. Masraf ve Giderler
23. İlk üç başvuran, diğer deyişle Sayın Yavuz Nal, Sayın Kaplantaş Karakoç ve Sayın Yazgan Occhetta, masraf ve giderlere ilişkin olarak 2.000 avro, 4.933 avro ve 12.706,61 pound sterlin talep etmişlerdir. Dördüncü başvuran Sayın Aydın ise masraf ve giderlere ilişkin olarak herhangi bir talepte bulunmamıştır.
24. Hükümet taleplere karşı çıkmıştır.
25. Mahkeme elindeki belgeleri ve içtihatlarını dikkate alarak; ilk üç başvuranın her birine bütün başlıklar kapsamında masrafların karşılanması amacıyla 1.000 avroluk miktarın ödenmesinin makul olduğu kanısındadır. Mahkeme 49731/11 başvuruya ilişkin olarak, dördüncü başvurana bu kapsamda herhangi bir miktar ödenmesine gerek olmadığı görüşündedir.
C. Gecikme Faizi
26. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermiştir.
İŞBU GEREKÇELERLE MAHKEME OY BİRLİĞİYLE;
1. Başvuruları birleştirmeye;
2. Başvuruların kabul edilebilir olduğunu bildirmeye;
3. Sözleşme’nin 8. maddesiyle bağlantılı olarak 14. maddesinin ihlal edildiğine;
4. Tek başına değerlendirildiğinde başvuruyu Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında ele almanın gerekli olmadığına;
5. İhlal tespit edilmesinin başvuranların yaşadığı maddi zarar bakımından tek başına adil tazmin teşkil ettiğine;
6. (a) Davalı Devlet tarafından ilk üç başvuranın her birine, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki kur üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere, masraf ve giderlere ilişkin olarak 1.000 (bin) avro ödenmesine:
(b) Yukarıda bahsi geçen üç ayın sona ermesinden itibaren ödeme tarihine kadar geçen sürede, yukarıdaki tutar üzerinden gecikme dönemi süresince geçerli olan Avrupa Merkez Bankası marjinal borç verme faizine üç puan eklenmesi suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz ödenmesine;
7. Başvuranların adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, 13 Haziran 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir
Hasan BakırcıLedi Bianku
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
ek
No.
Başvuru no.
Başvuru tarihi
Başvuranın adı
Doğum tarihi
İkamet yeri
Temsil eden
Notlar
11736/09
11/02/2009
Senem YAVUZ NAL
02/09/1976
İstanbul
Oya AYDIN GÖKTAŞ
Başvuran 21 Mart 2007 tarihinde İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi önünde dava açmıştır. Talebi 14 Haziran 2007 tarihinde reddedilmiştir. Yargıtay 25 Mart 2008 tarihinde kararı onamıştır. Başvuranın karar düzeltme talebi 10 Temmuz 2008 tarihinde Yargıtay tarafından reddedilmiştir. Sonraki karar başvurana 11 Ağustos 2008 tarihinde tebliğ edilmiştir.
592/11
05/11/2010
Zeycan KAPLANTAŞ KARAKOÇ
04/07/1977
İstanbul
Habibe YILMAZ KAYAR
Başvuran 17 Temmuz 2008 tarihinde Bakırköy Aile Mahkemesi önünde dava açmıştır. Başvuranın talebi 20 Ocak 2009 tarihinde reddedilmiştir. Nihai karar 7 Haziran 2010 tarihinde tebliğ edilmiştir.
47028/11
18/05/2011
Zeynep Damla YAZGAN OCCHETTA
16/06/1972
Abbiategrasso, İtalya
Richard STEIN
Başvuran 26 Nisan 2010 tarihinde Kadıköy Aile Mahkemesi önünde dava açmıştır. Başvuranın talebi 23 Kasım 2010 tarihinde reddedilmiştir. Yargıtay belirsiz bir tarihte davayı onamıştır.
49731/11
12/05/2011
Oya AYDIN
03/08/1970
Ankara
Filiz AYDIN
Başvuran 23 Mart 2006 tarihinde Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi önünde dava açmıştır. Başvuranın talebi 27 Eylül 2007 tarihinde reddedilmiştir. Yargıtay 17 Ocak 2011 tarihinde kararı onamıştır.
Full & Egal Universal Law Academy