AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
YAYLA / TÜRKİYE KARARI
(Başvuru No. 3914/10)
KARAR
STRAZBURG
24 Mart 2020
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Yayla / Türkiye davasında,
Başkan
Egidijus Kūris,
Hâkimler
Ivana Jelić,
Darian Pavli
ve BölümYazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“İkinci Bölüm”) 3 Mart 2020 tarihinde gerçekleştirdiği müzakereler sonucunda anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı Atila Yayla’nın (“başvuran”) 14 Ocak 2010 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (No. 3914/10) bulunmaktadır.
2. Başvuran, İzmir Barosuna bağlı Avukat S. Cengiz tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru, 15 Şubat 2018 tarihinde Hükümete bildirilmiştir.
OLAY VE OLGULAR
DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran 1953 doğumlu olup, İstanbul’da ikamet etmektedir.
5. Başvuran, üniversitede profesör ve diğerlerinin yanı sıra siyaset bilimi uzmanıdır.
6. Yeni Asır isimli yerel gazetede 19 Aralık 2006 tarihinde, başvuranın fotoğrafıyla birlikte “Hain” başlığını taşıyan ve bir konferans sırasında yaptığı konuşma ile ilgili olan bir makale yayımlanmıştır. Makalenin altyazısı şu şekildeydi:
“İzmir’de, AKP (Adalet ve Kalkınma Partisi, iktidar partisi) Gençlik Kolları tarafından düzenlenen bir konferansta konuşan, Ankara’da Gazi Üniversitesi’nde görev yapan Profesör Atilla Yayla, Atatürk’e hakaretler etti (...).”
7. Söz konusu makalede şu ifadeler yer almaktaydı:
“İzmir’de AKP Gençlik Kolları tarafından düzenlenen “Avrupa Birliği ve Türkiye Arasındaki İlişkiler” konulu konferansa, Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Profesör Atilla Yayla’nın sözleri damga vurdu. Yayla, Kemalizmin Türkiye’yi ilerletmekten ziyade gerilettiği iddiasında bulunarak, şunları söylemiştir: “Bir gün bizlere soracaklar: “Neden her yerde bu adamın heykelleri ve fotoğrafları var?” “Bunu gizleyemezsiniz, bu eninde sonunda tartışılacaktır.””
8. Başvuranın konuşması ile ilgili “İşte Hain Sözler” başlıklı bir başka makale, gazetenin yedinci sayfasında yayımlanmıştır. Söz konusu makalenin somut olayla ilgili kısımları aşağıdaki şekildedir:
“(...) Profesör Atilla Yayla, “Kemalizm, ilerlemeden çok gerilemeye tekabül etmektedir.” dedi.
(...)
“Atatürk, Türkiye’yi Orta Çağ karalığından kurtardı” şeklindeki ifadelere de cevap veren Yayla, şöyle konuştu: ““Kemalizm olmasaydı, Türkiye medeniyetleşemezdi.” deniliyor. Bir kere Orta Çağ tarihi Müslüman dünyasını değil, Avrupa’yı ilgilendirir. Cumhuriyet dönemini bir bütün olarak düşünemezsiniz. Cumhuriyet dönemi, soyut bir öznedir. Soyut özneyi yüceltmek anlamsız. 1925-1945 ile 1950 ve sonrasını aynı değerlendiremezsiniz. Bu dönemler birbirinin panzehiridir. İlk dönemde [sınırsız] siyaset varken, ifade özgürlüğü yoktu. (...) 1930’da İzmir’de Serbest Fırka’nın başına gelenleri biliyorsunuz.”
Profesör Yayla sözlerini, “Kemalizmle ilgili tezime karşı bir tez bekliyorum. Ama umutlu değilim. Önemli olan, bu tartışılsın; ama kavga ortamı doğmasın. Kemalizm, medeniyeti çözücü bir süreçtir” diye tamamladı.”
9. Ertesi gün, aynı gazetenin sırasıyla birinci ve yedinci sayfalarında “Haine Büyük Öfke” ve “Haine Tepkiler Yağıyor” başlıklı iki makalede, yapmış olduğu konuşma nedeniyle başvuran hakkında ceza soruşturması açıldığından; siyaset ve üniversite çevrelerinden bazı kişilerin, başvuranı ve konuşmasını sert bir şekilde eleştirdiklerinden bahsedilmekteydi.
10. Başvuran 16 Şubat 2007 tarihinde, Yeni Asır gazetesi ile söz konusu makaleleri kaleme alan gazeteciye karşı tazminat davası açmış; bu çerçevede, bahse konu makalelerin içeriğinin onura saldırıcı ve küçük düşürücü olduğu ve kendisini hedef olarak gösterdiği iddialarında bulunmuştur.
11. İzmir Asliye Hukuk Mahkemesi (“Asliye Hukuk Mahkemesi”)14 Nisan 2008 tarihinde başvuranın talebinin reddine karar vermiştir. Bu bağlamda, ilgilinin, konuşmasında “bu adam” ifadesini kullanarak Atatürk’ü eleştirdiği ve söz konusu ifadenin aşağılayıcı olduğu; bir öğretim görevlisi tarafından kullanılmaması gerektiği tespitinde bulunmuştur. İhtilaf konusu makalelerin, başvuranın, -mahkemeye göre ölçüsüz olan- sözlerine bir tepki olduğu ve “İşte Hain Sözler” ile “Haine Büyük Öfke” gibi ifadelerin, basının kullanabileceği edebi formüller olduğu değerlendirmesinde bulunmuştur.
12. Yargıtay 16 Eylül 2009 tarihinde, başvuran tarafından yapılan temyiz başvurusunun reddine karar vermiş ve Asliye Hukuk Mahkemesinin kararını, delillerin değerlendirilmesi konusunda herhangi bir uygunsuzluk bulunmadığı; usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle onamıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRMESÖZLEŞME’NİN 8. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
13. Başvuran, Sözleşme’nin 8. maddesine dayanarak, ulusal makamların, yapmış olduğu konuşma ile ilgili olarak bir gazetede yayımlanan makaleler yoluyla yapılan saldırılara karşı haysiyetin korunması hakkını korumadıklarından yakınmaktadır.Kabul Edilebilirlik Hakkında
14. Başvurunun Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başkaca herhangi bir kabul edilemezlik engeline takılmadığını tespit eden Mahkeme, işbu şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.Esas Hakkında
15. Başvuran, ulusal makamların, ihtilaf konusu makaleler ile ilgili olarak açtığı tazminat davasını reddetmeleri nedeniyle, Sözleşme’nin 8. maddesinden doğan pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediklerini ileri sürmektedir.
16. Hükümet, bu şikâyet hakkında görüş bildirmemiştir.
17. Mahkeme, özel hayatın korunması ve ifade özgürlüğü konularındaki içtihadından doğan ilkelerin bilhassa Couderc ve Hachette Filipacchi Derneği /Fransa ([BD], No. 40454/07, §§ 83 ila 93, AİHM 2015 (özetler)) ve Tarman/Türkiye (No. 63903/10, §§ 36 ila 38, 21 Kasım 2017) kararlarında özetlendiğini hatırlatmaktadır.
18. Mahkeme, somut olayda, başvuranın, yerel bir gazetede yayımlanan bazı basın makaleleri ile ilgili olarak tazminat davası açtığını ve bu dava kapsamında, Kemalizm hakkındaki sözleri nedeniyle kendisini “hain” olarak niteleyerek eleştiren söz konusu makalelerin içeriğinin haysiyetine zarar verdiği iddiasında bulunduğunu kaydetmektedir (yukarıda 10. paragraf). Mahkeme, Asliye Hukuk Mahkemesinin, ilgilinin talebini reddettiğini ve mahkemenin kararının Yargıtay tarafından onandığını gözlemlemektedir (yukarıda 11 ve 12. paragraflar).
19. Mahkeme, ulusal mahkemeler tarafından, başvuranın haysiyetin korunması hakkı ile karşı tarafın ifade özgürlüğü hakkı arasında, içtihadından doğan ilkelere riayet edilerek bir denge gözetilip gözetilmediğini değerlendirmek için (yukarıda anılan, Tarman kararı, § 38), öncelikle ulusal hâkim tarafından kabul edilen gerekçeyi dikkate alması gerektiğini hatırlatmaktadır (ibidem, § 40).
20. Mahkeme bu bağlamda, Asliye Hukuk Mahkemesinin 14 Nisan 2008 tarihli kararında, başvuranın -mahkemeye göre aşağılayıcı olan- “bu adam” ifadesini kullanarak Atatürk’ü eleştirmesi nedeniyle, ihtilaf konusu makalelerin edebi formüller kullanarak başvuranın -mahkemeye göre ölçüsüz olan- sözlerine tepki gösterdiği kanaatine vardığını gözlemlemektedir (yukarıda 11. paragraf). Mahkeme aynı zamanda, Yargıtay’ın söz konusu kararı, delillerin doğru şekilde değerlendirildiği ve usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle onadığını ifade etmektedir (yukarıda 12. paragraf).
21. Mahkeme mevcut davada yalnızca, ulusal mahkemelerin, başvuranın özel hayata saygı hakkı ile basın özgürlüğünü uygun şekilde karşılaştırmadan, ihtilaf konusu makalelerin, başvuranın Atatürk hakkındaki eleştirel sözlerine uygun bir cevap teşkil ettiği şeklinde açıklamada bulunmakla yetindikleri tespitinde bulunabilir. Nitekim ulusal mahkemelerin kararlarının, basın özgürlüğünün, somut olayda, ilgilinin fotoğrafının yer aldığı ve sarf ettiği sözler nedeniyle hain olarak gösterildiği ihtilaf konusu makalelerin şekil ve içeriğinin başvuranın haysiyetin korunması hakkının ihlalini haklı gösterip gösteremeyeceği sorununa herhangi bir tatmin edici yanıt vermediğini saptamaktadır.
22. Mahkeme, yukarıda belirtilen hususları göz önünde bulundurarak, somut olayın koşullarında, ulusal makamların, söz konusu menfaatler arasında içtihadı ile belirlenen kriterlere uygun bir denge gözetmedikleri kanaatine varmaktadır.
23. Bu nedenle, Mahkeme, somut olayda Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
24. Başvuran, maruz kaldığını ifade ettiği manevi zarar bağlamında 10.000 avro (EUR) talep etmektedir. Başvuran ayrıca, Mahkeme önünde temsil masrafları için 4.750 avro; telefon, faks, fotokopi ve posta masrafları gibi diğer harcamalar için 68,66 avro talep etmektedir. Başvuran, masraf ve giderler bağlamındaki taleplerine dayanak olarak, avukatının başvuru işlemi kapsamında yapmış olduğu her bir çalışmaya bağlı masrafların yanı sıra çalışma saatlerinin ayrıntılarını içeren hesap çizelgesi ile posta harcamaları faturaları ve faks masraflarına ilişkin makbuzlar sunmaktadır.
25. Hükümet, iddia edilen ihlal ile manevi zarar nedeniyle sunulan talep arasında nedensellik bağı bulunmadığı kanaatindedir; bu talebin desteksiz, aşırı ve Mahkemenin içtihadına uygun olmadığını ileri sürmektedir. Öte yandan, başvuranın, kendisi ve avukatı arasında imzalanmış olan herhangi bir ücret sözleşmesi ya da bu bağlamda ödeme belgesi ibraz etmediğini ifade etmektedir. Ayrıca, masraf ve giderler için talep edilen meblağların dayanaktan yoksun ve aşırı yüksek olduğu kanaatindedir.
26. Mahkeme, başvurana manevi zarar bağlamında 1.500 avro ödenmesinin uygun olduğu kanaatindedir. Masraf ve giderlere ilişkin olarak, Mahkeme, elinde bulunan belgeleri ve içtihadını göz önünde bulundurarak, başvurana, bütün masraflar bağlamında 2.000 avro ödenmesinin makul olduğunu değerlendirmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine;
a) Davalı devlet tarafından başvurana, üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki geçerli döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere,
i. Manevi tazminat olarak, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 1.500 avro (bin beş yüz avro),
ii. Masraf ve giderler için, başvuran tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 2.000 avro (iki bin avro) ödenmesine,
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu tutarlara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince 24 Mart 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Egidijus Kūris
Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy