AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
YELTEPE / TÜRKİYE
(Başvuru no. 24087/07)
KARAR
STRAZBURG
14 Mart 2017
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Yeltepe / Türkiye davasında,
Başkan
Julia Laffranque,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Paul Lemmens,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
Georges Ravarani,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) 7 Şubat 2017 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı Gökhan Yeltepe’nin (“başvuran”) 8 Haziran 2007 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (No. 24087/07) bulunmaktadır.
2. Başvuran İzmir Barosuna bağlı Avukat H. Coşkun tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti ("Hükümet") ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran, tam yargı davasının görüldüğü Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin ("Yüksek Mahkeme") bağımsız ve tarafsız olmadığını iddia etmektedir. Başvuran ayrıca, başvuru süresine riayet edilmediği gerekçesiyle tam yargı davasının reddine karar verilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının; Yüksek Mahkeme Başsavcısının mütalaasının tebliğ edilmemesi nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
4. Başvuru 19 Ekim 2011 tarihinde Hükümete bildirilmiştir. Daire, 13 Ocak 2014 tarihinde tarafları ek sorulara yanıt vermeye davet etmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran 1984 doğumlu olup, Ankara’da ikamet etmektedir.
6. Başvuran Gökhan Yeltepe’nin, 21 Ağustos 2003 tarihinde, askerliğe alınmadan önce yapılan ön muayeneler sonrasında askerlik yapmaya elverişli olduğu bildirilmiş ve ilgili 25 Kasım 2004 tarihinde askere alınmıştır.
7. Başvuran, askerlik yaptığı sırada yaşadığı çeşitli rahatsızlıklar sebebiyle birçok defa viziteye çıkmış ve 7-8 yaşlarında iken kendisine splenektomi yapıldığının doktorlarca tespit edilmesi sonrasında 1 Kasım 2005 tarihinde Girne Askeri Hastanesi tarafından, askerlik yapmaya elverişli olmadığına dair rapor verilmiştir. Bunun üzerine ilgili aynı gün terhis edilmiştir.
7. Bu rapor, Savunma Bakanlığı Sağlık Dairesi tarafından 30 Aralık 2005 tarihinde onaylanmıştır; ancak başvurana tebliğ edilmemiştir.
8. Başvuran, tazminat almak amacıyla 24 Şubat 2006 tarihinde Savunma Bakanlığına idari başvuruda bulunmuştur. 1 Kasım 2005 tarihli bir sağlık raporuna dayanılarak terhis edildiğini belirterek, askeri yetkilileri, tam sağlık muayenesi yapılmadan askerlik yapmaya elverişli bulmakla ve sağlık durumu uygun olmamasına rağmen on bir ay boyunca askerlik yapmak zorunda bırakmakla suçlamıştır. Başvuran bu bağlamda, askerlik hizmeti durumuna ilişkin bir belge sunmuştur. Bunun yanı sıra, sağlık durumuyla ilgili olan ve dalağının alındığını gösteren bir belge de ibraz etmiştir.
9. Başvuran, İdareden konuyla ilgili yanıt alamaması üzerine 9 Mayıs 2006 tarihinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde ("Yüksek Mahkeme") tam yargı davası açmıştır. Başvuran, 1 Kasım 2005 tarihinde, aynı gün düzenlenmiş olan sağlık raporuna dayanılarak terhis edildiğini belirtmiştir. Başvuran aynı zamanda, başvurusunu desteklemek yukarıda anılan belgeleri de sunmuştur.
10. Dava dilekçesi 23 Mayıs 2006 tarihinde Yüksek Mahkeme tarafından kabul edilmiştir.
11. Yüksek Mahkeme 31 Mayıs 2006 tarihinde, üç askeri hâkim ve iki muvazzaf subaydan oluşan bir heyetle, davanın kabul edilebilirliği ve esasını değerlendirmeye imkân verebilecek bilgilerin yer almadığı gerekçesiyle dava dilekçesinin reddine karar vermiştir. Yüksek Mahkeme bilhassa, başvuranı 1 Kasım 2005 tarihli sağlık raporunu ibraz etmemekle ve ne bu sağlık raporunun içeriği ne de bu raporun kesinleştiği tarih ile ilgili herhangi bir açıklamada bulunmamakla suçlamaktadır. Yüksek Mahkeme, 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 45 B) maddesi uyarınca, başvurana, eksik unsurları tamamlayarak mahkemeye yeniden başvuruda bulunması amacıyla tebliğ tarihinden itibaren otuz günlük bir süre verilmesine karar vermiştir.
12. Başvuran 14 Haziran 2006 tarihinde, Keçiören Askerlik Şubesinden 1 Kasım 2005 tarihli sağlık raporunun bir nüshası almıştır.
13. Başvuran 27 Haziran 2006 tarihinde, bilhassa kesinleşmiş sağlık raporunun bir nüshası olmak üzere talep edilen bilgilerin de yer aldığı yeni bir mahkeme dilekçesi sunmuştur.
14. Davanın müzakeresi öncesinde, Yüksek Mahkeme Başsavcısı ("Başsavcı"), başvuranı askerlik yapmaya elverişsiz kılan sağlık sorunlarının askere alınmadan önce de var olup olmadığının tespit edilmesi amacıyla yeni bir tıbbi bilirkişi incelemesi yapılmasının uygun olduğu yönünde görüş bildirmiştir. Başsavcı, sağlık sorunlarının daha öncesinde de var olması halinde, askerliğe alınmadan önce yapılan sağlık muayeneleri sırasında bu sorunların tespit edilmemesinin somut olayda bir hizmet kusuru teşkil ettiği sonucuna varmanın uygun olduğunu ve başvurana askerlik yaptığı on bir ay boyunca yaşadığı maddi ve manevi zararların tazmini için tazminat ödenmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu görüş, başvurana tebliğ edilmemiştir.
15. Yüksek Mahkeme 15 Kasım 2006 tarihli kararla, yine üç askeri hâkim ve iki muvazzaf subaydan oluşan bir heyetle, başvuru süresine riayet edilmediği gerekçesiyle başvuranın davasını reddetmiştir. Yüksek Mahkeme, başvuranın tazmin edilmesini talep ettiği zararın, idari bir işlemden yani askere alma kararından kaynaklığını tespit etmiştir. Yüksek Mahkeme ayrıca, ilgilinin, doktorlar tarafından muayene edildikten sonra 1 Kasım 2005 tarihinde düzenlenen sağlık raporuna dayanılarak aynı gün terhis edilmesi sonrasında, sağlık durumu nedeniyle askere alınmaması gerektiğini öğrendiğini belirtmiştir. Dolayısıyla Yüksek Mahkeme, 1602 sayılı Kanun’un idari işlemlerle ilgili 40. maddesinde öngörülen altmış günlük dava açma süresinin, kural olarak, bu tarih itibarıyla başlaması gerektiği kanaatindedir. Bunun yanı sıra, davacıların lehine olan ve yerleşik bir içtihat gereğince, ilgilinin, zarar doğuran eylemden, 1 Kasım 2005 tarihli sağlık raporunun yetkili makamlarca onaylandığı ve kesinleştiği tarihte haberdar olduğunun düşünüldüğüne kanaat getirmiştir. Bu nedenle, Yüksek Mahkeme, başvuranın en geç 30 Aralık 2005 tarihinde askere alınmaması gerektiğini öğrenmiş olduğunu düşünmektedir. Yüksek Mahkeme, altmış günlük sürenin sona erdiği tarihin (dies ad quem) 28 Şubat 2006 olduğu, ancak başvuranın 27 Haziran 2006 tarihinde başvuruda bulunmuş olması nedeniyle bu süreye riayet etmediği sonucuna varmıştır.
16. Başvuran 25 Aralık 2006 tarihinde karar düzeltme başvurusunda bulunmuştur. Başvuran, başvurusunun tam yargı davasıyla ilgili olması nedeniyle, zarar doğuran eylemin öğrenildiği tarihten itibaren başlayan sürenin altmış gün değil; 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 43. maddesi gereğince bir yıl olduğunu iddia etmiştir. Başvuran 24 Şubat 2006 tarihinde idari ön başvuruda, 23 Mayıs 2006 tarihinde ise Yüksek Mahkemeye başvuruda bulunmuş olması nedeniyle Kanun’da belirtilen süreye riayet ettiği kanısındadır. Başvuran ayrıca, 1602 sayılı Kanun’un 45. maddesi uyarınca dava dilekçesinin reddedilmesi sonrasında, bu maddede belirtilen otuz günlük süreye riayet ederek Yüksek Mahkemeye başvuruda bulunduğunu belirtmiştir. Başvuran, askere alınması neticesinde doğan zararı 30 Aralık 2005 tarihinde değil 1 Şubat 2006 tarihinde öğrendiğini eklemiştir.
17. Başvurunun Yüksek Mahkeme tarafından incelenmesi öncesinde, başsavcı, yeni bir iddia ortaya koymadan, başvuran tarafından yapılan karar düzeltme başvurusunun reddedilmesinin uygun olduğu yönünde görüş bildirmiştir. Bu görüş, başvurana tebliğ edilmemiştir.
18. Yüksek Mahkeme 31 Ocak 2007 tarihinde aynı heyetle, başvuran tarafından ileri sürülen gerekçelerin yerinde görülmemesinden ve 15 Kasım 2006 tarihli kararın kanuna ve usule uygun olduğundan hareketle başvurunun reddine karar vermiştir.
19. Başvuran 8 Mart 2007 tarihinde yargılamanın yenilenmesi başvurusunda bulunmuştur. Başvuran, sağlık raporuna ve terhis belgesine 14 Haziran 2006 tarihinde yani Yüksek Mahkemenin dava dilekçesinin reddine karar vermesi sonrasında eriştiğini ileri sürmektedir. Başvuran ayrıca, bu belgelerin varlığından haberdar olduğunu; ancak içeriklerini bilmediğini ifade etmiştir.
20. Yüksek Mahkeme tarafından başvurunun incelenmesi öncesinde, başsavcı, yeni bir iddia ortaya koymadan, başvuran tarafından yapılan yargılamanın yenilenmesi başvurusunun reddedilmesinin uygun olduğu yönünde görüş bildirmiştir. Bu görüş, başvurana tebliğ edilmemiştir.
21. Yüksek Mahkeme 2 Mayıs 2007 tarihinde aynı heyetle karar vererek, başvuran tarafından ileri sürülen gerekçelerin, yargılamanın yenilenmesini haklı göstermediği kanaatine vararak ilgilinin talebini reddetmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK KURALLARI
22. Yüksek Mahkeme ve bu mahkemenin oluşumu ile ilgili mevzuat için, Mahkeme, Tanışma/Türkiye (No. 32219/05, §§ 29-50, 17 Kasım 2015) kararına atıfta bulunmaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN 1. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİALARI HAKKINDA
23. Başvuran:
– başvurusunu inceleyen Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde görevli iki muvazzaf subayın bağımsız ve tarafsız olmadıklarından;
– tam yargı davasının, başvuru süresine riayet edilmediği gerekçesiyle reddedilmesinden;
– Yüksek Mahkeme önünde görülen farklı yargılamalar sırasında başsavcının görüşlerinin tebliğ edilmemesinden;
– Yüksek Mahkeme önünde açılan davalar hakkında karar vermek için tayin edilen heyeti önceden bilmenin mümkün olmamasından;
– Karar düzeltme başvurusunun, ilk başvuruyu inceleyen Yüksek Mahkemenin aynı heyeti tarafından incelenmesinden;
– Karar düzeltme başvurusunun reddedilmesine ilişkin kararın gerekçesinin olmamasından yakınmaktadır.
Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasını ileri sürmektedir. İşbu maddenin somut olayla ilgili bölümleri aşağıdaki şekildedir:
"Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar (...) konusunda karar verecek olan, (...) bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, (...) hakkaniyete uygun olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir. (...)"
24. Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin oluşumuna ilişkin şikâyetle ilgili olarak, işbu şikâyetin Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başkaca herhangi bir kabul edilemezlik engeline takılmadığını tespit eden Mahkeme, kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
25. Hükümet, başvuranın şikâyetini reddetmektedir. Hükümet, Yüksek Mahkemenin, Anayasa ile kurulduğunu ve mahkemelerin bağımsızlığı hâkimlerin azledilemezliği ilkelerine uygun olarak çalıştığını, bunun yanı sıra, bağımsızlığı ve tarafsızlığının anayasal ve yasal hükümlerle güvence altına alındığını ifade etmektedir. Hükümet, Mahkeme’nin konuyla ilgili içtihadına atıfta bulunarak, Yüksek Mahkeme bünyesinde subaylar bulunmasının, bu yargı organının bağımsızlığına zarar vermediği kanaatindedir.
26. Hükümet ayrıca, Yüksek Mahkemenin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olup olmadığının tespit edilmesine ilişkin sorunun, bir bireysel başvuru kapsamında Anayasa Mahkemesi önüne taşındığını ve Anayasa Mahkemesi 16 Mayıs 2013 tarihli kararında, Mahkeme’nin Yavuz ve diğerleri/Türkiye ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 29870/96, 25 Mayıs 2000) ve Bek/Türkiye ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 23522/05, 20 Nisan 2010) davalarında verdiği kararları göz önünde bulundurarak, Yüksek Mahkemenin, Sözleşme’nin 6. maddesi anlamında bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olduğu sonucuna vardığını belirtmektedir.
27. Hükümet öte yandan, görüşlerini sunduğu zamana kadar, Yüksek Mahkemenin hiçbir üyesinin görevinin, görev süresi dolmadan üyelikten çıkartılmadığını; Yüksek Mahkemenin eski muvazzaf subay olan üyelerinin de hâkimlerin azledilemezliğinden yararlandıklarını ve görevleri kapsamında herhangi bir değerlendirmeye ve askeri disipline tabi kılınmadıklarını ileri sürmektedir.
28. Hükümete göre, Yüksek Mahkeme bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olup somut olayda, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası ihlal edilememiştir.
29. Başvuran, Hükümetin iddialarıyla ilgili olarak görüş bildirmemiştir.
30. Mahkeme, daha önce Tanışma kararında (yukarıda anılan) benzer bir şikâyeti incelediğini ve bünyesinde muvazzaf subayların da bulunması nedeniyle Yüksek Mahkemenin uygun bağımsızlık güvencelerine sahip olmadığı gerekçesiyle Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatmaktadır (yukarıda anılan Tanışma, §§ 76-84 ; aynı anlamda, Sürer/Türkiye, No. 20184/06, §§ 45-46, 31 Mayıs 2016).
31. Mahkeme somut olayda, bu sonuçtan uzaklaşmak için herhangi bir unsur ya da iddia tespit etmemektedir. Bu nedenle, Mahkeme, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiği kanısındadır.
32. Başvuranın diğer şikâyetleriyle ilgili olarak, Mahkeme daha önce benzer davalarda, bağımsız ve tarafsız olmadığı tespit edilen bir mahkemenin, her türlü varsayımda, yargı yetkisi altındaki kişilere adil bir yargılama sağlayamayacağı sonucuna vardığını hatırlatmaktadır (bk. mutatis mutandis, Gençel/Türkiye, No. 53431/99, § 20, 23 Ekim 2003). Sözleşme’nin 6. maddenin 1. fıkrasının ihlal edildiğine dair yukarıda vardığı tespiti dikkate alarak Mahkeme, başvuranın diğer şikâyetlerini incelemeye gerek olmadığı kanaatine varmaktadır (bk. aynı anlamda, yukarıda anılan Sürer kararı, § 47).
II. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
33. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
A. Tazminat
34. Başvuran, askerlik yapmaya elverişli olmamasına rağmen orduya alınması nedeniyle maruz kaldığını iddia ettiği maddi zarar nedeniyle 17.000 avro talep etmektedir. Başvuran ayrıca, aynı gerekçeden ötürü maruz kaldığı manevi zarar nedeniyle 20.000 avro talep etmektedir.
35. Hükümet, başvuranın taleplerinin aşırı olduğu kanısındadır. Hükümet ayrıca, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında nedensellik bağı görmediğini ve manevi zarar ile ilgili talebi desteklemediğini ileri sürmektedir.
36. Mahkeme somut olayda, Yüksek Mahkemenin oluşumunu dikkate alarak Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatmaktadır. Maddi tazminat ile ilgili olarak Mahkeme, ihtilaf konusu yargılamalarda Sözleşme’ye riayet edilmiş olsaydı, bunların nasıl sonuçlanabilecekleri konusunu düşünmeyeceği yönündeki içtihadını tekrarlamaktadır (yukarıda anılan Tanışma kararı, § 88). Bu nedenle Mahkeme maddi tazminata ilişkin talebi reddetmektedir. Manevi tazminatla ilgili olarak ise, ihlalin niteliğini göz önünde bulundurarak, hakkaniyete uygun olarak, başvurana 6.000 avro ödenmesine karar vermektedir.
B. Masraf ve Giderler
37. Başvuran aynı zamanda ulusal mahkemeler ve Mahkeme önünde yapmış olduğu masraf ve giderler için 15.000 avro talep etmektedir. Başvuran bu bağlamda, 7 Şubat 2006 tarihinde kendisi ve Mahkeme önündeki temsilcisi H.Coşkun arasında imzalanmış olan bir avukat ücret sözleşmesi sunmaktadır.
38. Hükümet, başvuranın iddia edilen masraf ve giderleri destekleyecek herhangi bir belge sunmadığını ileri sürmektedir.
39. Mahkeme’nin içtihadına göre, bir başvurana, masraf ve giderlerin doğruluğunu, gerekliliğini ve ödenen miktarların makul olduğunu ispatlamak kaydıyla bu masraflar iade edilebilmektedir. Öte yandan Mahkeme, masraf ve giderlere ilişkin talepleri ancak kendisi tarafından tespit edilen ihlallerle ilişkili olmaları halinde kabul edebilmektedir: Mahkeme, bir ihlal tespitiyle sonuçlanmayan ya da kabul edilemez olarak açıklanan şikâyetlerle ilgili olmaları halinde masraf ve giderlere ilişkin talepleri reddetmelidir (Sharifi ve diğerleri/İtalya ve Yunanistan, No. 16643/09, § 255, 21 Ekim 2014). Somut olayda, Mahkeme, elinde bulunan belgeleri ve içtihadını göz önünde bulundurarak, temsil masrafları için başvurana 1.500 avro ödenmesinin makul olduğu kanaatine varmaktadır.
C. Gecikme Faizi
40. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygulanmasının uygun olduğuna karar vermektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME,
1. Oybirliğiyle, başvurunun, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin bağımsızlığına ve tarafsızlığına ilişkin şikâyetle ilgili kısmının kabul edilebilir olduğuna;
2. Oybirliğiyle, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile ilgili olarak Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlâl edildiğine;
3. İkiye karşı beş oyla, başvuranın diğer şikâyetlerinin incelenmesine gerek olmadığına;
4. Oybirliğiyle,
a) Davalı Devlet tarafından başvurana, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki geçerli döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere:
i) Manevi tazminat olarak, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 6.000 avro (altı bin avro) ödenmesine;
ii) Masraf ve giderler için, başvuran tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 1.500 avro (bin beş yüz avro) ödenmesine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten başlayarak, ödemenin yapıldığı tarihe kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Oybirliğiyle, adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine karar vermiştir.
Fransızca olarak yazılan işbu karar Mahkeme İçtüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları gereğince 14 Mart 2017 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
İşbu karar ekinde, Sözleşme’nin 45. maddesinin 2. fıkrası ve Mahkeme İçtüzüğünün 74. maddesinin 2. fıkrasına uyarınca yazılan, Yargıçlar Lemmens ve Mourou-Vikström’un ayrık oy görüşü yer almaktadır.
J.L.
H.B.
YARGIÇLAR LEMMENS VE MOUROU-VIKSTRÖM’UN ORTAK KISMİ MUHALEFET ŞERHLERİ
Meslektaşlarımızla birlikte, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin oluşumu nedeniyle Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiği yönünde oy kullandık. [1]
Buna karşın, çoğunluğa olan saygımızla birlikte, çoğunluğun bu tespiti göz önünde bulundurarak, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlaline ilişkin diğer şikâyetleri incelemeye gerek olmadığı yönündeki kararına katılamayacağız (kararın 33. paragrafı ve, diğer şikâyetler için kararın 24. paragrafı). Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının, ulusal mahkemeleri, verilecek kararla alakalı olup olmadıklarına bakılmaksızın, tarafların itiraf ettiği beyanlar, argümanlar ve kanıtları etkin bir şekilde incelemekle yükümlü kıldığını hatırlatmak isteriz (Kraska/İsviçre, 19 Nisan 1993, § 49, seri A no 254‑B, Van de Hurk/Hollanda, 19 Nisan 1994, § 59, seri A no 288 ve Perez/Fransa [BD], no 47287/99, § 80, AİHM 2004‑I). Dolayısıyla bir mahkeme, bir talep, şikâyet ya da iptal nedeni hakkında karar vermeyi göz ardı edemez.
Biz, Mahkeme’nin, yargılama mercii olarak, aynı kurala tabi olduğu kanaatindeyiz. İlke olarak, Mahkeme’nin, kendisine sunulan tüm şikâyetleri incelemesi gerekmektedir. Örneğin bir şikâyet gerçekte bir başka şikâyetin içine işlediğinde ya da bir şikâyetin yerinde olduğuna dair tespit, kaçınılmaz olarak, diğer şikâyetlerin de haklı olduğu sonucuna götürdüğünde, bu ilke ile ilgili olarak istisnalar söz konusu olabilir. Bunun yanı sıra, somut olayda, bir mahkemenin oluşumu bakımından bağımsız olmaması nedeniyle, "her türlü varsayımda", adil bir yargılama sağlayamayacağını kabul etmekte güçlük çekiyoruz (belirli bir içtihattaki görüşe bakınız - yine Türkiye ile ilgili -, bilhassa kararın 33. paragrafında atıf yapılan, Gençel/Türkiye, No. 53431/99, § 20, 23 Ekim 2003). Bizce, mahkemenin yapısal bağımsızlığı, bir mahkemeye erişim hakkından veya davanın hakkaniyetinden ayrı bir güvencedir.
Bu nedenle biz, diğer şikâyetleri, öncelikle kabul edilebilirlikleri, daha sonra, gerektiği takdirde, esasları yönünden incelemeyi tercih ederdik. Mahkeme dolayısıyla, mevcut davanın koşullarında, bahse konu mahkemenin bağımsız olmamasının, davayı gerçekten hakkaniyetten yoksun kılıp kılmadığını araştırabilirdi.
[1]. Yargıç Lemmens halen Tanışma/Türkiye (No. 32219/05, 17 Kasım 2015) kararıyla başlayan, Sürer/Türkiye (No. 20184/06, 31 Mayıs 2016) kararıyla izlenen ve mevcut kararla (kararın 31. paragrafı) desteklenen içtihadın tartışılabilir olduğunu (bk. Yargıç Lemmens'in, Sürer davasındaki ayrık oy görüşü). Bundan sonra bu içtihadı izleyecek olursa, bu benzer davalarda başvuranların muamele eşitliğine yönelik nedenlerden ötürü olacaktır.
Full & Egal Universal Law Academy