AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
YEŞİL / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 7155/12)
KARAR
STRAZBURG
22 Kasım 2022
İşbu karar kesinleşmiş olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Yeşil / Türkiye davasında,
Başkan
Egidijus Kūris,
Hâkimler
Pauliine Koskelo,
Gilberto Felici
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
1972 doğumlu ve İstanbul’da ikamet eden, Mahkeme önünde İstanbul Barosuna kayıtlı avukat F. Kılıçgün Yeşil tarafından temsil edilen bir Türk vatandaşı olan Hıdır Yeşil (“başvuran”) tarafından 12 Ocak 2012 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Mahkemeye yapılan başvuruyu (no. 7155/12),
Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”), adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin şikâyetlerin tebliğ edilmesine ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna dair verilen kararı,
tarafların beyanlarını,
Hükümetin, başvurunun bir Komite tarafından incelenmesine karşı itirazının reddedildiği kararı dikkate alarak;
18 Ekim 2022 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVA KONUSU
1. Başvuru, 3842 sayılı Kanun uyarınca yargılama öncesinde başvuranın avukata erişim hakkının sistematik bir şekilde kısıtlanması nedeniyle ceza yargılamalarının adil olmadığı ve başvuranın avukat yokluğunda verdiği ifadenin daha sonra yargılamayı yürüten mahkeme tarafından mahkûmiyet kararı verilirken kullanıldığı iddialarına ilişkindir. Başvuru ayrıca, yargılamayı yürüten mahkemenin başka bir bilirkişi incelemesi yapılmasını reddetmesi sebebiyle silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiği iddiası ile ilgilidir.
2. Başvuran MLKP (Marksist-Leninist Komünist Parti) isimli yasa dışı terör örgütü üyelerini hedef alan bir operasyon kapsamında yakalanmış ve 9-18 Eylül 1996 tarihleri arasında polis tarafından gözaltında tutulmuştur.
3. Mahkeme hâlihazırda, başvuranın gözaltında iken işkenceye maruz kaldığının sabit olduğunu tespit etmiş ve Sözleşme’nin 3 ve 13. maddelerinin ihlal edildiğine karar vermiştir (bk. Yeşil ve Sevim/Türkiye, no. 34738/04, 5 Haziran 2007).
4. 16 Eylül 1996 tarihli kriminal polis laboratuvarı raporunda (“polis raporu”), gözaltında iken başvurandan alınan el yazısı örneği ile E.K. isimli diğer şüphelinin evinde yapılan aramada bulunan ve el konulan “Faaliyet Raporu” (5 ile işaretli faaliyet raporu) başlıklı belgenin üzerindeki yazının eşleştiği sonucuna varılmıştır.
5. Başvuran tüm yargılama süreci boyunca kati bir şekilde Faaliyet Raporunu yazmadığını belirtmiş ve yerel mahkemelerden Adli Tıp Kurumuna grafolojik inceleme için iletilmek üzere el yazısı örneklerinin alınmasını talep etmiştir. Yargılamayı yürüten mahkeme ilk etapta polis raporuna atıfta bulunarak başvuranın bu talebini reddetmiştir. Ancak yargılamayı yürüten mahkeme yargılamaların belirli bir aşamasında yaklaşımını değiştirmiş, başvuranın el yazısı örneklerini almış ve başvuranın gittiği lise ve üniversite ile birlikte tutulduğu cezaevinden de ilave el yazısı örneklerinin alınmasına karar vermiştir. İlgili belgeler toplandıktan sonra yargılamayı yürüten mahkeme tekrar polis raporuna atıfta bulunarak konunun ek inceleme için Adli Tıp Kurumuna gönderilmemesine karar vermiştir.
6. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 25 Aralık 2009 tarihinde başvuranın silahlı terör örgütü üyeliği suçundan mahkûmiyetine ve altı yıl üç ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Yargılamayı yürüten mahkeme bu kararı verirken polis raporuna, başvuranın MLKP bölge sorumlusu olduğuna dair N.K. tarafından yazılmış belgeye, başvuranın üzerinde bulunan sahte nüfus cüzdanına ve başvuranın iki örgüt üyesine silah verdiğini ve bu silahların başvuranın bu yönde bir talimatı olmamasına rağmen daha sonrasında iki polis memurunun öldürülmesinde kullandığının iddia edildiği O.P. tarafından verilen ifadeye dayanmıştır.
7. 13 Temmuz 2011 tarihinde Yargıtay, yargılamayı yürüten mahkemenin kararını onamıştır.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
SÖZLEŞME’NİN 6 §§ 1 VE 3 (C) MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA8. Hükümet, avukata erişim hakkına getirilen sistematik kısıtlamaya ilişkin şikâyetin başvuran tarafından temyiz aşamasında dile getirilmemiş olması nedeniyle bu şikâyete ilişkin iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmüştür. Hükümet ayrıca, başvuranın şikâyetinin özünde delillerinin değerlendirmesine itiraz etme amacını taşıdığını belirterek başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğunu iddia etmiştir. Mahkeme, Hükümetin ilk itirazlarını reddeder (karşılaştırınız Halil Kaya/Türkiye, no. 22922/03, §§ 13-14, 22 Eylül 2009).
9. Mahkeme, başvurunun kabul edilemez olduğuna ilişkin başka bir gerekçe olmadığını kaydeder. Dolayısıyla, başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.
10. Başvuran, yargılama öncesindeki aşamada avukata erişim hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklı olarak ceza yargılamalarının adil olmamasından ve avukat yokluğunda kendisinden alınan ifadelerin sonradan yargılamayı yürüten mahkeme tarafından mahkûmiyet kararı verilirken kullanılmasından şikâyetçi olmuştur. Başvuran ayrıca, yargılamayı yürüten mahkemenin başka bir bilirkişi incelemesi yapılmasını reddetmesinden de şikâyetçi olmuştur. Başvuran özellikle, yargılamayı yürüten mahkemenin mahkûmiyet kararı verirken dayandığı faaliyet raporunu yazmadığına ilişkin dile getirdiği beyanları dikkate almaması nedeniyle Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesi kapsamındaki savunma haklarının ulusal mahkemeler tarafından kısıtlanmış olmasından şikâyet etmiştir. Başvuran ek olarak, polis memurları tarafından kullanılan yöntemleri sorgulayarak söz konusu belgeyi işkenceye maruz kaldığında ve avukat yokluğunda yazdığını ve yargılamayı yürüten mahkemenin kararında dayandığı kriminal polis laboratuvarı raporunun bu belgeye dayanmasına rağmen dava dosyasına eklenmemiş olduğunu ileri sürerek polis raporunda yer alan tespitlerin doğruluğuna itiraz etmiştir.
11. Hükümet, başvuranın gözaltında iken el yazısıyla yazdığı ve polis raporunun dayandığı belgeyi Mahkemeye sunmuştur. Hükümet, belgenin bir ifade olarak değerlendirilemeyeceğini ileri sürmüştür. Her hâlükârda, başvuranın avukat yokluğunda kendisini suçlayıcı beyanlarda bulunmadığı göz önünde bulundurulduğunda, yargılamaların genel olarak adilliği sağlanmıştır. Başvuran benzer şekilde, Cumhuriyet savcısına verdiği ifadesinde polise el yazısı örnekleri verdiğini kabul etmiştir. Başvuran aynı zamanda, yargılamayı yürüten mahkeme önünde neden ikinci bir bilirkişi incelemesinin gerekli olduğuna dair gerekçeli bir talepte bulunmamıştır.
12. Mahkeme, başvuranın mahkûmiyeti için dayanılan tek bilirkişi raporunun başvuranın gözaltında iken avukat yokluğunda ve işkenceye maruz kaldığında verdiği el yazısı örneğine dayandığı göz önünde bulundurulduğunda, avukata erişim hakkına getirilen sistematik kısıtlamanın başvuran aleyhindeki ceza yargılamalarının genel olarak adilliğine halel getirip getirmediği sorusunun yargılamayı yürüten mahkemenin el yazısına başka bir bilirkişi incelemesi yapılması talebini reddetmesine ilişkin başvuranın ikinci şikâyeti ile bağlantılı olduğunu kaydetmektedir (bk. yukarıda anılan Yeşil ve Sevim, §§ 30‑33).
13. Avukata erişim hakkına ilişkin genel ilkeler, Beuze/Belçika ([BD], no. 71409/10, §§ 119‑50, 9 Kasım 2018) kararında ve bilirkişi delilinin elde edilmesine ve incelenmesine dair kararlar Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya (no. 2) (no. 51111/07 ve 42757/07, §§ 474-78, 14 Ocak 2020) ve Gülağacı/Türkiye ((k.k.), no. 40259/07, §§ 35-38, 13 Nisan 2021) bulunabilir.
14. Başvuranın avukata erişim hakkı, 3842 sayılı Kanun uyarınca kısıtlanmıştır ve bu durum başvuranın yakalandığı dönemde uygulanan sistematik bir kısıtlamadır. Mahkeme hâlihazırda, avukat yardımından faydalanma hakkının kısıtlanması için sistematik bir yasal kısıtlamanın “zorlayıcı sebepler” gerekliliğini karşılamadığına hükmetmiştir (bk. yukarıda anılan Beuze, § 138, ve Mehmet Zeki Çelebi/Türkiye, no. 27582/07, § 55, 28 Ocak 2020). Dolayısıyla, başvuranın avukat hakkını kısıtlamak için hiçbir zorlayıcı sebep bulunmadığından; Mahkemenin buna göre, yargılamaların genel olarak adilliğini incelerken çok katı bir değerlendirme yapması gerekmektedir.
15. Bu kapsamda, başvuranın mahkûmiyetinin ayrılmaz bir parçası olan kriminal polis laboratuvarı raporunun başvuranın gözaltında iken hem avukat yokluğunda hem de işkenceye maruz kaldığında verdiği el yazısı örneklerine dayandığı ortak bir şekilde kabul edilmektedir. Dolayısıyla, yerel mahkemeler tarafından açıkça başvuranı mahkûm etmek için kullanılan bir delil olduğu göz önünde bulundurulduğunda, başvuranın el yazısının “ifade” olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği önemsizdir (karşılaştırınız Zličić/Sırbistan, no. 73313/17 ve 20143/19, § 121, 26 Ocak 2021).
16. Başvuranın özellikle polis raporunun güvenilirliği, objektifliği ve niteliği hususlarında tekrarladığı itirazlarına rağmen, yargılamayı yürüten mahkeme raporun kabul edilebilirliğini veya el yazısı örneğinin verildiği koşulları incelememiştir (ayrıca karşılaştırınız Stoimenov/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti, no. 17995/02, § 42, 5 Nisan 2007; yukarıda anılan Beuze, § 193; ayrıca karşılaştırınız Mehmet Duman/Türkiye, no. 38740/09, § 42, 23 Ekim 2018; Aydın Çetinkaya/Türkiye, no. 2082/05, § 104, 2 Şubat 2016; Özcan Çolak/Türkiye, no. 30235/03, § 43, 6 Ekim 2009; Örs ve Diğerleri/Türkiye, no. 46213/99, § 60, 20 Haziran 2006; ve Kolu/Türkiye, no. 35811/97, § 54, 2 Ağustos 2005). Ek olarak, yargılamayı yürüten mahkeme başvuranın el yazısı örneklerini toplamış olsa da hiçbir yeterli gerekçe olmaksızın başvuranın el yazısı örneklerinin ek incelemeler için Adli Tıp Kurumuna gönderilmesi talebini reddetmiştir (bk. yukarıdaki 5. paragraf). Yargıtay benzer şekilde, 13 Temmuz 2011 tarihli kararında bu eksikliklerin giderilmesini sağlayamamıştır. Dolayısıyla Mahkeme, yerel mahkemelerin bu hususu kapsamlı bir şekilde incelemediğini tespit etmiştir.
17. Yukarıda belirtilen hususlar ışığında, Mahkeme (i) yerel mahkemelerin polis raporunun kabul edilebilirliğini incelememesi ve (ii) polis raporunun dayanağını oluşturan belgenin söz konusu tarihte başvuran tarafından avukat yokluğunda ve işkenceye maruz kaldığında el yazısı ile yazılmış olmasına rağmen polis raporunun devam eden ceza yargılamalarında ele alınma ve kullanılma şekli nedeniyle ceza yargılamalarının genel olarak adilliğine zarar verdiği kanaatindedir.
18. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesi ihlal edilmiştir.
19. Mahkeme yukarıdaki sonucu göz önüne alarak, silahların eşitliği ilkesine ilişkin 6 § 1 maddesi kapsamındaki şikâyeti ayrı olarak incelemeye gerek olmadığı görüşündedir.
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
20. Başvuran, 20.000 avro (EUR) manevi tazminat, yargılama masrafları için 16.500 Türk lirası (söz konusu tarihteki döviz kuruna göre yaklaşık 1.765 EUR) ve Mahkeme önünde oluşan masraflar ve giderler karşılığında 485 Türk lirası (söz konusu tarihteki döviz kuruna göre yaklaşık 52 EUR) talebinde bulunmuştur.
21. Hükümet, özellikle de masraflara ve giderlere ilişkin olarak yetersiz destekleyici belge sunulduğunu ileri sürerek bu iddialara itiraz etmiştir.
22. Hakkaniyet temelinde karar veren Mahkeme, başvurana manevi tazminat olarak miktara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere 6.000 avro ödenmesine hükmetmiştir. Mahkeme, ayrıca, Mahkemenin Sözleşme’nin ihlal edildiğini tespit etmesi halinde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311. maddesinin iç hukuk kapsamındaki yargılamaların yenilenmesine olanak sağladığını kaydeder. Mahkeme son olarak, masraflara ve giderlere ilişkin destekleyici belge sunmaması nedeniyle başvuranın buna yönelik talebini reddetmektedir (karşılaştırınız Merabishvili/Gürcistan [BD], no. 72508/13, §§ 370-72, 28 Kasım 2017).
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;Başvuranın avukata erişim hakkına getirilen sistematik kısıtlama ve başvuranın avukat yokluğunda verdiği ifadenin yerel mahkemeler tarafından kullanılması nedeniyle Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlal edildiğine;Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamında silahların eşitliğine ilişkin diğer şikâyeti incelemeye gerek bulunmadığına;(a) Davalı Devlet tarafından, başvurana, üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 6.000 EUR (altı bin avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;
Başvuranın adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi uyarınca 22 Kasım 2022 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Egidijus Kūris
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan