İKİNCİ BÖLÜM
YİGİN / TÜRKİYE
(Başvuru no. 36643/09)
İHLAL KARARI
STRAZBURG
30 Ocak 2018
İşbu karar kesin olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Yigin /Türkiye davasında,
Başkan,
Ledi Bianku,
Hâkimler,
Nebojša Vučinić,
Jon Fridrik Kjølbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite hâlinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 09 Ocak 2018 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakereler sonrasında, aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan davanın temelinde bir Türk vatandaşı olan Fatma Yigin’in (“başvuran”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM” veya “Mahkeme”), İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, 10 Haziran 2009 tarihinde yapmış olduğu (36643/09 no’lu) başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuran, Adana Barosuna bağlı olarak görev yapan avukat K. Derin tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranın, toplantı özgürlüğü hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin şikâyeti, 12 Eylül 2013 tarihinde Hükümete bildirilmiş ve başvurunun geriye kalan kısmının, Mahkeme İç Tüzüğünün 54 § 3 maddesi uyarınca, kabul edilemez olduğu beyan edilmiştir.
4. Bölüm Başkanı, 1 Ağustos 2017 tarihinde Mahkeme İç Tüzüğünün 34 § 3 maddesi uyarınca, başvuranın Mahkeme önündeki yargılamalarda Türkçe kullanmasına izin vermeye karar vermiştir.
OLAYLAR VE OLGULAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran 1961 doğumlu olup, Adana’da ikamet etmektedir.
6. Yasadışı terör örgütü PKK’nın (Kürdistan İşçi Partisi) lideri Abdullah Öcalan’ın tutuklanmasının yıl dönümünde Adana’da 16 Şubat 2006 tarihinde bir gösteri düzenlenmiştir. Protestocular DTP (Demokratik Toplum Partisi) Adana İl Binasının önünde toplanmıştır ve burada basın bildirisi okunmuştur. DTP üyesi olarak başvuran, bu gösteriye katılmıştır.
7. Ardından polis memurları ve trafiği kapatmaya çalışan göstericiler arasında çatışmalar meydana gelmiştir. Polis tutanaklarına göre DTP binasından fırlatılan nesneler dolayısıyla iki polis memuru yaralanmıştır. Bunun ardından polisler DTP binasına girerek başvuran dâhil olmak üzere 223 kişiyi yakalamıştır. Sonraki gün, başvuran tutuklanmıştır.
8. Adana Cumhuriyet Savcısı 10 Mart 2006 tarihinde başvuran ve diğer 16 kişiyi Ceza Kanunu’nun 220 § 6 ve 314 maddeleri uyarınca PKK üyesi olmakla suçlamıştır. Savcı, sanığın PKK’nın çağrısı üzerine gerçekleşen söz konusu halka açık toplantıya katıldığını, polise direndiğini ve dolayısıyla PKK adına eylemde bulunduğunu ileri sürmüştür.
9. Başvuran 05 Mayıs 2006 tarihinde tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır.
10. Adana Ağır Ceza Mahkemesi 10 Eylül 2008 tarihinde, 3713 sayılı Kanun’un 7(2) maddesi uyarınca başvuran hakkında mahkûmiyet kararı vermiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın PKK’nın çağrısı üzerine gerçekleşen basın bildirisinin okunması eylemine katıldığını ya da bir polis memurunu yaraladığını tespit etmemiştir. Bu yüzden başvuranın PKK üyeliğinden ya da polise direnmekten mahkûm edilemeyeceği sonucuna varmıştır. Buna rağmen mahkeme, başvuranın 16 Şubat 2006 tarihinde DTP binasına PKK lehine propaganda yapmak amacıyla gittiğini ve bu yüzden 3713 sayılı Kanun’un 7(2) maddesi uyarınca mahkûm edilmesi gerektiği görüşündedir. Başvurana 10 ay hapis cezası verilmiştir.
11. Başvuranın yargılama sırasında iyi halli olmasını ve daha önce hiçbir hüküm giymemiş olmasını dikkate alan ilgili mahkeme, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesi uyarınca, beş yıl boyunca kasıtlı olarak başka bir suç işlememesi şartıyla, başvuranın mahkûmiyet hükmünün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir.
12. Mahkeme, başvuranın hakkında verilen yukarıda bahsedilen karara yaptığı itirazı 20 Kasım 2008 tarihinde reddetmiştir. Nihai karar, başvurana 9 Ocak 2009 tarihinde tebliğ edilmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
13. Somut tarihte yürürlükte olan iç hukuk Belge / Türkiye (no. 50171/09, § 19, 6 Aralık 2016) davasında bulunabilir.
14. Özellikle 7 Ağustos 2003 ile 18 Temmuz 2006 tarihleri arasında, 3713 sayılı Kanun’un 7/2 maddesi aşağıdaki gibidir:
“[Terör örgütleri] mensuplarına yardım edenlere veya şiddet veya diğer terör yöntemlerine başvurmayı teşvik edecek şekilde propaganda yapanlara, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beş milyon liradan bir milyar liraya kadar ağır para cezası verilir ...”
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. HÜKÜMETİN İTİRAZI
15. Hükümet, Mahkeme İçtüzüğü’nün 34 § 1 maddesi uyarınca, başvuranın görüşlerinin, Mahkeme’nin resmi dillerinden birinde sunulmadığını ve dava dosyasında başvurana Mahkeme önündeki yargılamalarda Türkçe’yi kullanma izninin verildiğine dair hiçbir belgenin yer almadığını iddia etmiştir. Hükümet, Mahkemenin başvuranın görüşlerini ve adil tazmin taleplerini dikkate almamasını önermiştir.
16. Mahkeme 2 Ağustos 2017 tarihli mektupla, başvuranın Bölüm Başkanının 1 Ağustos 2017 tarihinde Mahkeme İç Tüzüğünün 34 § 3 maddesi uyarınca Mahkeme önündeki yargılamalarda Türkçe kullanmasına izin vermeye karar verdiği konusunda bilgilendirildiğini kaydetmiştir (bk. Yukarıda § 4). Mahkeme ayrıca, davalı Hükümet tarafından iletilen benzer bir itirazı incelediğini ve reddettiğini kaydeder (bk. Atılgan ve Diğerleri / Türkiye, no. 14495/11, 14531/11, 26274/11, 78923/11, 8408/12, 11848/12, 12078/12, 12103/12, 14745/12, 21910/12 ve 41087/12, § 12, 27 Ocak 2015, ve Şakir Kaçmaz / Türkiye, no. 8077/08, § 62, 10 Kasım 2015). Mevcut davada, Mahkeme, söz konusu sonuçtan farklı bir sonuca varmak için herhangi bir gerekçe görmemektedir. Dolayısıyla, Hükümetin bu konudaki iddiaları reddedilmelidir.
II. SÖZLEŞMENİN 11. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
17. Başvuran, Sözleşme’nin 10. maddesi uyarınca, 3713 sayılı Kanun’un 7(2) maddesi kapsamında aleyhinde açılan ceza yargılamasının ve daha sonra mahkûm edilmesinin, ifade özgürlüğü ve toplantı özgürlüğü hakkına ihlal teşkil ettiğinden şikâyetçi olmuştur.
18. Mahkeme, öncelikle, başvurunun Sözleşme’nin 11. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kanaatindedir:
“1. Herkes barışçıl olarak toplanma ve dernek kurma hakkına sahiptir. Bu hak, çıkarlarını korumak amacıyla başkalarıyla birlikte sendikalar kurma ve sendikalara üye olma hakkını da içerir.
2. Bu hakların kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplum içinde ulusal güvenliğin, kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli olanlar dışındaki sınırlamalara tabi tutulamaz. Bu madde, silahlı kuvvetler, kolluk kuvvetleri veya devlet idaresi mensuplarınca yukarıda anılan haklarını kullanılmasına meşru sınırlamalar getirilmesine engel değildir.”
19. Hükümet, başvuranın görüşlerine itiraz etmiştir. Hükümet, başvuranın toplantı özgürlüğüne yapılan müdahalenin kanunlarda öngörülmüş olduğunu, kamu düzeninin ve diğerlerinin haklarının korunması yönünde meşru amacı sürdüğünü ve demokratik bir toplumda gerekli olduğunu belirtmiştir. Hükümet, başvuranın Mahkeme dâhil olmak üzere birçok uluslararası organizasyon tarafından terör örgütü olarak kabul edilen PKK adına düzenlenen organizasyona katılmakla aynı zamanda terör örgütü lehine propaganda yaptığını kaydetmiştir.
20. Mahkeme, başvurunun, Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi kapsamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ifade etmiştir. Ayrıca kabul edilmezliğe ilişkin başka herhangi bir gerekçenin de bulunmadığı kanaatindedir. Dolayısıyla, şikâyetin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
21. Davanın esası ile ilgili olarak, Mahkeme, mahkûmiyet hükmünün açıklanmasının geri bırakılmasına rağmen, başvuranın mahkûmiyet hükmünün, toplantı özgürlüğü haklarını kullanmasına yönelik bir “müdahale” anlamına geldiği kanaatindedir (bk. Şükran Aydın ve Diğerleri / Türkiye, no. 49197/06 ve 4 diğer başvuru, § 44, 22 Ocak 2013; Gülcü / Türkiye, no. 17526/10, §§ 98-102, 19 Ocak 2016; ve Fatih Taş / Türkiye (no. 2), no. 6813/09, § 15, 10 Ekim 2017). Mahkeme, ayrıca, müdahalenin 3713 sayılı Kanun’un 7(2) maddesine dayandığı kanaatindedir. Müdahalenin gerekliliği ile ilgili bulgularının ışığında (bk. aşağıda 24. paragraf) Mahkeme, müdahalenin “kanuna uygunluğunun” bir incelemesinin yapılmasının gerekli olmadığı kanaatindedir. Mahkeme, ayrıca, mevcut davada, ulusal makamların, ulusal güvenliğin korunması ve düzensizlik ve suçun önlenmesi gibi meşru amaçlarını yerine getirmiş sayılabileceğini kabul etmeye hazırdır. (Faruk Temel / Türkiye, no. 16853/05, § 52, 1 Şubat 2011).
22. Müdahalenin demokratik bir toplumda gerekliliğine ilişkin olarak Mahkeme, daha önce birkaç davada benzer şikâyetleri incelediğini ve Sözleşme’nin 10. ve 11. maddesinin ihlal edildiğine karar verdiğini not etmiştir (bk., örneğin, Savgın/Türkiye, no. 13304/03, §§ 39-48, 2 Şubat 2010; Gül ve Diğerleri/Türkiye, no. 4870/02, §§ 32-45, 8 Haziran 2010; Menteş/ Türkiye (no. 2), no. 33347/04, §§ 39-54, 25 Ocak 2011; Kılıç ve Eren/Türkiye, no. 43807/07, §§ 20-31, 29 Kasım 2011; Faruk Temel, yukarıda alıntılanan, §§ 58-64; Öner ve Türk / Türkiye, no. 51962/12, §§ 19-27, 31 Mart 2015; Gülcü yukarıda anılan, §§ 110-117; ve Belge, yukarıda alıntılanan, §§ 24-38). Mahkeme somut davayı incelemiş ve somut davada Hükümet’in farklı bir sonuca ulaşmayı gerektirecek herhangi bir argüman öne sürmediği kanaatine varmıştır.
23. Mahkeme, özellikle, başvuranın sadece Abdullah Öcalan’ın tutuklanmasının yıl dönümünde gerçekleştirilen bir basın açıklamasına katıldığı gerekçesiyle 3713 sayılı Kanun’un 7(2) maddesi uyarınca mahkûm edildiğini not etmektedir. Mahkeme, ilk derece mahkemesinin kararının, başvuranın PKK’yı destekleyici propaganda yapmakla suçlu bulunduğunun nedenlerine dair hiçbir bilgi içermediğini gözlemlemektedir. Ek olarak, dava dosyasında başvuranın söz konusu halka açık toplantı sırasında şiddet eylemleri gerçekleştirdiğine ya da diğerlerini şiddete teşvik ettiğine ya da buna yönelik bir niyetinin bulunduğuna ilişkin bir gösterge bulunmamaktadır. Başvuran polis ve göstericiler arasında yaşanan mücadelelere dâhil olmamıştır. Şiddeti, direnişi ya da ayaklanmayı teşvik edebilecek ya da şiddete teşvik edebilecek anlamda olan pankartlar taşımamıştır ya da sloganlar atmamıştır. Ancak, Adana Ağır Ceza Mahkemesi, yukarıdaki hususlarının hiçbirini dikkate almamıştır. Özetle, Mahkeme, ulusal mahkemelerin, başvuranın 3713 sayılı Kanunun 7(2) maddesi uyarınca cezai mahkûmiyetine yönelik olarak “ilgili ve yeterli” nedenler sağlamadığı kanaatindedir.
24. Yukarıda belirtilen mülahazalar, Mahkeme’nin başvuranın toplantı özgürlüğü hakkına yönelik müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olmadığı sonucuna varabilmesi için yeterlidir.
Sonuç olarak, Sözleşme’nin 11. maddesi ihlal edilmiştir.
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
25. Başvuran, 20.000 avro manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Başvuran aynı zamanda avukatlık masrafları ve diğer giderler için 2.230 avro talep etmiştir. Başvuran Mahkemeye ibraz edilen başvuruda avukatının 8 saatlik hukuki çalışma yürüttüğünü sunmuştur. Taleplerini desteklemek üzere başvuran çeviri ve posta hizmetlerine yönelik fiş ve faturaları sunmuştur.
26. Hükümet bu şikâyetlere itiraz etmiştir.
27. Hakkaniyet temelinde karar veren Mahkeme, manevi tazminat olarak başvurana 2.500 avro vermektedir. Masraflar ve giderlere ilişkin olarak somut davada Mahkeme, elinde bulunan belgeleri ve yukarıda belirtilen kriterleri göz önünde bulundurarak yerel düzeydeki yargılama sürecinde masraf ve giderlere ilişkin talebi reddetmekte; başvuranın Mahkeme önünde oluşan avukatlık ücretleri karşılığında kendisine 1.135 avro ödenmesinin makul olduğuna kanaat getirmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine;
3.
(a) Davalı Devlet tarafından, başvuranlara aşağıdaki meblağları, üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere:
(i) Başvurana manevi tazminat olarak, miktara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, 2.500 avro (ikibinbeşyüz avro) ödenmesine;
(iii) Masraf ve giderler için, başvuranlara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, 1.135 avro (binyüzotuzbeş avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranda, yukarıda bahsedilen meblağlara basit faiz uygulanmasına;
4. Başvuranın adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 30 Ocak 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıLedi Bianku
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy