AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
YILDIRIM DEMİR / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 16363/19)
KARAR
STRAZBURG
16 Kasım 2021
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Yıldırım Demir / Türkiye davasında,
Başkan,
Valeriu Griţco,
Hâkimler,
Egidijus Kūris,
Branko Lubarda
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), Türkiye Cumhuriyeti aleyhine yapılan başvuruyu (16363/19 No.lu), 1963 doğumlu bir Türk vatandaşı olan ve Bolu’da tutuklu bulunan Yıldırım Demir’in (“başvuran”) İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca 5 Mart 2019 tarihinde Mahkemeye başvurmasını, başvuranın ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin şikâyetin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde Türkiye temsilcisi olan, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesi yönündeki kararı ve tarafların görüşlerini dikkate alarak, 12 Ekim 2021 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Başvuru, diğer bir tutukluya gönderdiği bir notun içeriği nedeniyle Cezaevi İdaresi tarafından, bir cezaevinde tutuklu bulunan başvuran hakkında verilen on gün süreyle tek kişilik hücre hapsi cezasıyla ilgilidir.
2. Hükümet, başvurunun Komite tarafından incelenmesine karşı çıkmaktadır. Mahkeme, Hükümetin itirazını incelemesinin ardından, bu itirazı reddetmektedir.
3. Olayların meydana geldiği dönemde, başvuran, Nevşehir Cezaevinde tutuklu bulunmaktaydı.
4. Cezaevi İdaresi, 22 Mart 2016 tarihinde, diğer bir tutukluya gönderdiği bir not nedeniyle, başvuran hakkında on gün süreyle tek kişilik hücre hapsi cezası uygulamıştır. Cezaevi İdaresi bu bağlamda, “Dediğin gibi Daeş ölüyor. Kendisini destekleyen ve lideri olan Kerdoğan da acı çekmekte, kısa bir ömrü kaldı.” şeklindeki bölümün, Cumhurbaşkanı hakkında hakaret teşkil ettiği ve “kurum görevlilerine hakaret veya tehditte bulunma” suçunu düzenleyen, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 44. maddesinin 2. fıkrasının (j) bendi uyarınca cezalandırılması gerektiği kanısına varmıştır.
5. Nevşehir İnfaz Hâkimliği ve Ağır Ceza Mahkemesi, bu cezanın mevzuata uygun ve yerinde olduğu gerekçesiyle, bu cezaya ilişkin başvuran tarafından sunulan itirazları reddetmişlerdir. Anayasa Mahkemesi, başvuran tarafından sunulan bireysel başvurunun, açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
6. Başvuran, Sözleşme’nin 6, 7, 8, 9, 10. ve 17. maddelerini ileri sürerek, hakkında verilen cezanın ifade özgürlüğü hakkına ihlal teşkil ettiğini iddia etmektedir.
7. Mahkeme, başvuranın şikâyetinin yalnızca Sözleşme’nin 10. maddesi açısından incelenmesinin uygun olduğu kanaatine varmaktadır.
8. Hükümet, bir kabul edilemezlik itirazı ileri sürmektedir. Hükümet, başvuranın bağımsız mahkemeler önünde kendi iddialarını sunma imkânına sahip olduğunu ve bu mahkemelerin söz konusu iddiaları usulüne uygun olarak incelediklerini ve ikincillik ilkesini dikkate alarak, bu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiğini ileri sürmektedir.
9. Bu itiraz bağlamında sunulan iddia çerçevesinde, Sözleşme’nin 10. maddesine ilişkin şikâyetin esasına yönelik bir incelemeyi gerektiren sorunlar ileri sürülmektedir. Mahkeme, öte yandan, bu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve Sözleşme’nin 35. maddesinde belirtilen bir başka gerekçeyle kabul edilemez olmadığını tespit ederek, şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
10. Başvuran, cezalandırılmasına neden olan suçun kendisine atfedilen eyleme karşılık gelmediğini ileri sürerek, hakkında verilen cezanın yasaya uygunluğuna itiraz etmektedir.
11. Hükümet, 5275 sayılı Kanun’un 44. maddesinin 2. fıkrasının (j) bendinin disiplin cezasının yasal dayanağını oluşturduğunu ileri sürmektedir.
12. Diğer bir tutukluya gönderdiği bir notun içeriği nedeniyle başvuran hakkında on gün süreyle tek kişilik hücre hapsi cezasının verilmesi, ilgilinin ifade özgürlüğü hakkını kullanmasına yönelik müdahale teşkil etmektedir.
13. Cezaevi İdaresi, başvuranı cezalandırırken, ilgilinin söz konusu notunda bulunan bir bölümün Cumhurbaşkanı hakkında hakaret içerdiği kanaatine varmıştır. Cezaevi İdaresi, bu karara varırken, “kurum görevlilerine hakaret ya da tehditte bulunma” suçunu öngören, 5275 sayılı Kanun’un 44. maddesinin 2. fıkrasının (j) bendine dayanmıştır. Bu hükmün, cezaevi personeline yönelik hakaret ve tehditlerle ilgili olduğu ve genel olarak, Cumhurbaşkanı’na yönelik dile getirilen ifadeleri cezalandırmak için kullanılamayacağı tespit edilmelidir.
14. Sonuç olarak, ihtilaf konusu müdahale, kanun tarafından öngörülmemiştir (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), Günana ve diğerleri/Türkiye, No. 70934/10 ve diğer 4 başvuru, §§ 67 ve 68, 20 Kasım 2018).
15. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
16. Başvuran, miktar belirtmeksizin ve bu bağlamda herhangi bir belge sunmaksızın, maddi ve manevi zararlar ile masraf ve giderlere ilişkin taleplerini sunmaktadır.
17. İlgilinin maddi zarar ile masraf ve giderler bağlamında sunduğu taleplerin reddedilmesi gerekmektedir, zira başvuran bu talepleri desteklemek amacıyla herhangi bir delil unsuru ve kanıtlayıcı belge sunmamıştır. Buna karşın, hakkaniyete uygun olarak, başvurana manevi tazminat olarak 1.000 avro (EUR) ödenmesine karar verilmesi gerekmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;a) Davalı Devletin başvurana, üç aylık bir süre içinde, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak ve ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, manevi tazminat olarak, 1.000 avro (bin avro) ödemekle yükümlü olduğuna;b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu miktara, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine karar vermiştir.İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları gereğince, 16 Kasım 2021 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Valeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan