AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
YILDIZ / TÜRKİYE
(Başvuru no. 47124/10)
KARAR
STRAZBURG
27 Nisan 2021
İşbu karar kesin olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Yıldız / Türkiye davasında,
Başkan
Aleš Pejchal,
Hâkimler
Egidijus Kūris,
Carlo Ranzoni
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türk vatandaşı olan Muammer Yıldız’ın (“başvuran”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (“AİHM” veya “Mahkeme”), İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, 21 Haziran 2010 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine yapmış olduğu başvuruyu (no. 47124/10);
Hukuk yargılamalarının adilliğine ilişkin şikâyetin Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesi ve başvurunun geri kalanının kabul edilemez olduğunun beyan edilmesine ilişkin kararı ve tarafların beyanlarını göz önüne alarak, 30 Mart 2021 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
GİRİŞ
1. Söz konusu dava, birbirleriyle aynı olan davalarda iddia edildiği üzere idare mahkemeleri tarafından çelişen kararlar verildiğine ilişkindir. Başvuran, yerel mahkemelerin kararlarında yeterli gerekçe sunmadıklarından şikâyet etmektedir.
2. Hükümet, başvurunun Komite tarafından incelenmesine itiraz etmiştir. Hükümetin itirazını değerlendiren Mahkeme, söz konusu itirazı reddetmiştir.
OLAYLAR
3. Başvuran 1973 doğumlu olup Konya’da ikamet etmektedir. Başvuran, Konya Barosuna kayıtlı Avukat Ümit Olgun tarafından temsil edilmiştir.
4. Hükümet, kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
5. Dava konusu olaylar, taraflarca ibraz edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
6. Başvuran, bir kamu tüzel kişisi olan Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü tesislerinin fırınında geçici işçi olarak istihdam edilmiştir.
7. Başvuran 10 Ağustos 2007 tarihinde, 5620 sayılı Kanun uyarınca sürekli iş sözleşmesiyle istihdam edilmeyi talep etmiştir.
8. Üniversite 5 Kasım 2007 tarihinde başvuranın talebini reddetmiştir.
9. Başvuran, 5 Kasım 2007 tarihli kararın iptali için Konya İdare Mahkemesi nezdinde dava açmıştır. Başvuran; Üniversite ile dört yıllık geçici sözleşme yaptığını, işçilerin yapmakla yükümlü oldukları iş türlerini üstlendiğini ve zaman zaman uygulama tesislerinde ve çiftliklerde çalışmak üzere görevlendirildiğini belirtmiştir.
10. Başvuranın davası 31 Ekim 2008 tarihinde Konya 2. İdare Mahkemesi tarafından reddedilmiştir. İdare Mahkemesi, başvuranın görevlerinin ve çalışma yerinin 5620 sayılı Kanun’da belirtilen kriterlere uymadığına ve dolayısıyla sürekli iş sözleşmesi yapmaya uygun olmadığına karar vermiştir.
11. Bu sırada, başvuran ile benzer durumda oldukları ve benzer görevler yaptıkları iddia edilen iki meslektaşı da Üniversitenin kendileri ile sürekli iş sözleşmesi yapmayı reddetmesi üzerine Konya İdare Mahkemesine başvurmuştur. Konya 1. İdare Mahkemesi, 25 Eylül 2008 tarihinde söz konusu talepleri kabul etmiş ve Üniversitenin Y.Ö. ve E.K.’ye ilişkin verdiği kararları iptal etmiştir.
12. Başvuran, yukarıda yer verilen iddialarını yineleyerek ve aynı zamanda Konya 1. İdare Mahkemesinin Y.Ö. ve E.K. isimli şahısların iddia edildiği üzere benzer davalarını kabul ettiği iki ayrı kararına da atıfta bulunarak söz konusu kararı temyiz etmiştir.
13. Danıştay 12. Dairesi kararında sadece, ilk derece mahkemesi kararının yasaya uygun olduğunu belirtmiş ve 15 Mayıs 2009 tarihinde Konya İdare Mahkemesinin 31 Ekim 2008 tarihli kararını onamıştır.
14. Başvuran belirtilmeyen bir tarihte 15 Mayıs 2009 tarihli kararına ilişkin olarak karar düzeltme talebinde bulunmuştur. Başvuran dilekçesinde açık bir şekilde, daha önce Y.Ö. ve E.K.’nin davalarını onayan Danıştay 12. Dairesinin sırasıyla 15 Mayıs 2009 ve 22 Mayıs 2009 tarihli kararlarına atıf yapmıştır. Başvuran bu bağlamda 12. Dairenin birbirleriyle aynı olan davalarda çelişkili kararlar verdiğini ileri sürmüş ve önceki kararını düzeltmesini talep etmiştir.
15. Danıştay 12. Dairesi başvuran tarafından ileri sürülen nedenlerden hiçbirinin kabul edilebilir düzeltme nedenlerinin sıralandığı kapsamlı listeye girmediğini belirterek 22 Aralık 2009 tarihinde karar düzeltme talebini reddetmiştir. Böylece, Konya 2. İdare Mahkemesi tarafından verilen 31 Ekim 2008 tarihli karar kesinleşmiştir.
16. Başvuran sonrasında 16 Eylül 2015 tarihinde sürekli kadroya atanmak için Üniversiteye yeni bir talepte bulunmuştur. Başvuranın talebi reddedilmiştir. Başvuran tekrar söz konusu kararın iptali için Konya İdare Mahkemesi önünde yargılamaları başlatmıştır. Yerel mahkeme 8 Mart 2016 tarihinde Üniversitenin söz konusu kararını iptal etmiş ve başvuranın son on bir yıldır yapmakta olduğu iş türünü göz önünde bulundurularak, başvurana sürekli sözleşme teklif edilmesi gerektiğine karar vermiştir. Böylece 2 Mayıs 2016 tarihinde başvuran, Selçuk Üniversitesi ile sürekli iş sözleşmesi yapmıştır.
İLGİLİ YASAL ÇERÇEVE VE UYGULAMA
17. Y.Ö. ve E.K. davalarına ilişkin belgelerin kopyaları dava dosyasına sunulmuştur. Belgelerden anlaşıldığı üzere, Y.Ö. ve E.K., Üniversitenin pilot tesislerinde süt ve unlu mamuller üretiminde çalışmışlar ve Konya Selçuk Üniversitesi ile geçici sözleşme yapmışlardır. İlgili kişilerin sürekli iş sözleşmesi yapma talepleri Üniversite tarafından reddedilmiş ve bunun üzerine Konya İdare Mahkemesi önünde söz konusu kararlara itiraz ettikleri ayrı davalar açmışlardır. 25 Eylül 2008 tarihinde Konya 1. İdare Mahkemesi çalışma yerlerinin ve yaptıkları işlerin 5620 sayılı Kanun’da belirtilen gereklilikleri karşıladığını göz önünde bulundurarak söz konusu talepleri ayrı kararlar ile kabul etmiş ve ilgili kişilerin sürekli iş sözleşmesi ile kamu işçisi olma özelliğine haiz oldukları sonucuna varmıştır. Danıştay 12. Dairesi, 15 Mayıs 2009 tarihinde söz konusu kararların her ikisini de onamıştır. İdare tarafından yapılan karar düzeltme talebi ise 25 Aralık 2009 tarihinde aynı Daire tarafından reddedilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA18. Başvuran, yerel mahkemelerin birbiriyle aynı olan davalar hakkında çelişen kararlar verdiklerinden ve kararlarında yeterli gerekçe sunmadıklarından şikâyet etmektedir.
19. Hükümet bu iddialara itiraz etmiştir.
20. Mahkeme, işbu şikâyetin Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi açısından incelenmesi gerektiği kanısındadır. Söz konusu maddenin ilgili kısımları şu şekildedir:
“Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir.”
Kabul Edilebilirlik hakkında21. Hükümet, başvuranın mağdur statüsünü kaybettiğini ve yargılamalarla ilgili gelişmeleri Mahkemeden saklaması nedeniyle bireysel başvuru hakkını kötüye kullandığını ileri sürmüştür. Hükümet bu bağlamda, başvuranın 2016 yılında Konya İdare Mahkemesi önünde yeni bir yargılama başlattığını ve bu yargılama kapsamında Konya Selçuk Üniversitesinin başvuranın sürekli iş sözleşmesi talebini reddettiği bir diğer karara karşı itiraz ettiğini belirtmiştir. Konya 1. İdare Mahkemesi 8 Mart 2016 tarihinde başvuranın davasını kabul etmiştir. Kararın sonrasında, 2 Mayıs 2016 tarihinden beri başvuran ilgili Üniversite ile sürekli iş sözleşmesi kapsamında çalışmaktadır.
22. Başvuran, Hükümet görüşlerine itiraz etmiştir. Başvuran hâlihazırda Üniversite ile sürekli iş sözleşmesi kapsamında çalıştığını kabul etmiş ancak davasının adil olmayan bir şekilde yargılanarak reddedilmesi nedeniyle 2008 ila 2016 yılları arasında daha yüksek bir ücret almaktan yoksun bırakılması sebebiyle mağdur statüsünün devam ettiğini ileri sürmüştür.
23. Mahkeme, ulusal makamların açıkça ya da özü itibariyle Sözleşme ihlalini kabul edip telafi etmediği takdirde, başvuranın lehindeki karar veya tedbirlerin prensip olarak onu Sözleşme’nin 34. maddesinin amaçları bakımından “mağdur” statüsünden çıkarmak için yeterli olmadığını yineler (bk. O’Keeffe/İrlanda [BD], no. 35810/09, § 115, AİHM 2014 (alıntılar)). Ancak mevcut davada, başvuranın sürekli iş sözleşmesi talebi yerel mahkemelerce sonradan kabul edilmesine rağmen, söz konusu başvuruya sebebiyet veren önceki yargılamaların yanlış bir şekilde yürütülmüş olduğu konusu hiçbir mahkeme tarafından kabul edilmemiştir. Dolayısıyla başvurana bu anlamda herhangi bir telafi sağlanmamıştır. Mahkeme bu sebeple, başvuranın Sözleşme’nin 34. maddesi kapsamında halen “mağdur” olduğunu ileri sürebileceği sonucuna varmıştır.
24. Mahkeme ayrıca bir başvuru, diğerler sebepler arasında, kasıtlı olarak yalan bilgilere dayandırılmış ise bireysel başvuru hakkının suistimal edildiği gerekçesi ile söz konusu başvurunun reddedilebileceğini yineler (bk. Centro Europa 7 S.r.l. ve Di Stefano/İtalya [BD], no. 38433/09, § 97, AİHM 2012). Mahkeme önündeki yargılama sırasında yeni ve önemli gelişmelerin meydana geldiği ve başvuranın Mahkeme İç Tüzüğü’nün 47 § 7 (eski 47 § 6 maddesi) maddesindeki açık yükümlülüğe rağmen, bu bilgiyi Mahkemeye açıklamadığı ve böylece Mahkemenin olaylar hakkında tam bir bilgiye sahip olarak karar vermesini engellediği zamanlarda da aynı durum geçerlidir (bk. yukarıda anılan Centro Europa 7 S.r.l. ve Di Stefano).
25. Mahkeme mevcut davada başvuranın Hükümete bildirilen şikâyetinin 22 Aralık 2009 tarihinde kesin olarak sonuçlanan yargılamaların adilliğine ilişkin olduğunu not eder. Hükümet tarafından atıf yapılan yeni yargılamaların da aynı esasa ilişkin olmasına rağmen, söz konusu başvuruya konu olan yargılamaların adilliği üzerinde herhangi bir etkisi yoktur. Bu koşullar altında, başvuranın Üniversiteye sürekli işçi olarak atanmasına ilişkin Mahkeme’ye bilgi vermeyerek davanın incelenmesi için gerekli unsurları bildirmeyi ihmal ettiği sonucuna varılamaz. Dolayısıyla, mevcut davada başvuranın bireysel başvuru hakkını kötüye kullandığına karar vermek için herhangi bir dayanak bulunmamaktadır.
26. Bu nedenle, Hükümetin itirazları reddedilebilir.
27. Mahkeme, başvurunun Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi kapsamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydeder. Mahkeme ayrıca başvurunun kabul edilmez olduğuna ilişkin başka herhangi bir gerekçenin de bulunmadığını not eder. Dolayısıyla, söz konusu başvurunun kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
Esas Hakkında28. Hükümet, başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması sebebiyle reddedilmesini talep etmiştir. Hükümet, başvuranın davasının meslektaşlarınınkinden farklı olduğunu ve bu nedenle Danıştayın davayı reddederken ilk derece mahkemesinin kararını ve sunduğu gerekçeleri benimsemesinin yeterli olduğunu belirtmiştir.
29. Mahkeme öncelikle, kararlar arasındaki tutarlılığı sağlayan mekanizmanın olmaması durumunda son derece mahkemesi nezdinde görülen benzer davalarda verilen birbiri ile çelişen kararların adil yargılanma hakkının ihlalini teşkil edebileceğini ve dolayısıyla halkın, hukukun üstünlüğüne dayanan bir Devletin temel unsurunu oluşturan yargı mercilerine olan güvenini sarsabileceğini yineler (bk., diğerlerinin yanı sıra, Balažoski/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti, no. 45117/08, § 30, 25 Nisan 2013; ve Emel Boyraz/Türkiye, no. 61960/08, § 72, 2 Aralık 2014). Mahkeme, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinde belirtilen adil yargılama gerekliliğini ihlal eden birbiriyle çelişen kararları değerlendirmek için şu kriterleri göz önünde bulundurur: ulusal mahkemelerin içtihadında köklü ve uzun süredir devam eden bir farklılık olup olmaması, bu tutarsızlıkların giderilmesi için iç hukukta bir mekanizmanın olup olmadığı, bu mekanizmanın uygulanıp uygulanmadığı ve uygulanması uygunsa ne ölçüde uygulandığı (bk. Iordan Iordanov ve Diğerleri/Bulgaristan no. 23530/02, §§ 49-50, 2 Temmuz 2009; ve Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye [BD], no. 13279/05, § 53, 20 Ekim 2011).
30. Mahkeme mevcut dava kapsamında, iç hukuk yargılamaları sırasında başvuranın Danıştay 12. Dairesinin başvuranın meslektaşları olan ve onların da sürekli işçi sözleşmeleri reddedilen Y.Ö. ve E.K. lehine verdiği kararların her ikisine de atıf yaptığını kaydeder. Danıştay 12. Dairesinin görünüşte benzer olan davalarda farklı sonuçlara varması gerçeğine karşın, içtihatta “köklü ve uzun süredir devam eden farklılıkların” olduğu söylenemez. Bu koşullar altında ve benzer davalar sonucunda verilmiş olsalar dahi, yerel mahkemelerin farklı kararları arasında bir karşılaştırma yapmanın Mahkemenin görevi olmadığı göz önünde bulundurulduğunda Mahkeme, Danıştay 12. Dairesinin söz konusu farklı kararlarının tek başına Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlaline yol açmadığını düşünmektedir (bk. yukarıda anılan Emel Boyraz, § 73; ve Uğurlu ve Diğerleri/Türkiye [Komite], no. 26437/08, 14954/09, 53137/09, 60300/10, § 20, 14 Kasım 2017).
31. Ancak AİHM, mahkeme kararlarının ve adaletin doğru şekilde tecelli ettirilmesi ile bağıntılı ilkeyi yansıtan yerleşik içtihadı uyarınca mahkeme kararlarının dayandıkları gerekçeleri yeteri düzeyde belirtmesi gerektiğini yineler (bk. García Ruiz/İspanya [BD], no. 30544/96, § 26, AİHM 1999‑I, ve burada atıfta bulunan diğer davalar). Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi, mahkemeleri verdikleri kararlara ilişkin gerekçeler sunmakla yükümlü tutmasına rağmen, bu durum her bir iddiaya ilişkin ayrıntılı cevap verilmesini gerektirir şeklinde anlaşılmamalıdır. Kararlara gerekçe sunma yükümlülüğünün ne dereceye kadar uygulanacağı kararların mahiyetine göre değişmekle birlikte her davanın kendine has koşulları çerçevesinde belirlenmelidir (bk. Ruiz Torija/İspanya, 9 Aralık1994, § 29, Seri A no. 303‑A; Hiro Balani/İspanya, 9 Aralık 1994, § 27, Seri A no. 303‑B; ve yukarıda anılan García Ruiz, § 26). Dolayısıyla, bir temyiz mahkemesi ilke olarak, yapılan temyizi reddederken alt mahkemenin sunduğu gerekçeleri uygun bulabilir (bk. Helle/Finlandiya, 19 Aralık1997, §§ 59-60, Karar ve Hükümler Derlemesi 1997‑VIII; Hirvisaari/Finlandiya, no. 49684/99, § 30, 27 Eylül 2001; Stepanyan/Ermenistan, no. 45081/04, § 35, 27 Ekim 2009; ve yukarıda anılan Emel Boyraz, § 74).
32. Mahkeme; başvuranın hem temyiz yargılamaları hem de karar düzeltme talebi sürecinde, meslektaşları Y.Ö. ve E.K. tarafından açılan davaları Danıştay 12. Dairesinin dikkatine sunduğunu not eder. Ancak Danıştay 12. Dairesi ne başvuranın beyanlarına ne de Y.Ö. ve E.K. tarafından açılan davalar hakkında verilen kararlara ilişkin bir cevap vermiş ve başvuranın davasının neden diğerlerinden farklı olduğunu açıklamamıştır. Sadece Konya 2. İdare Mahkemesi tarafından verilen kararı onaylamıştır. Temyiz mahkemesinin bu şekilde bir gerekçelendirme tekniği prensipte belli durumlar açısından kabul edilebilir olmakla birlikte, mevcut davanın koşulları altında adil yargılanma gerekliliklerini karşılamamıştır. Bu bağlamda Mahkeme, başvuranın iddialarının meslektaşları Y.Ö. ve E.K. tarafından ileri sürülen iddialarla benzerlik gösterdiği kanaatindedir. Bu sebeple, başvuranın bu bağlamdaki ibrazları yeterli bir cevap gerektirmektedir. Mahkeme böylece Danıştay 12. Dairesinin kararlarında yeterli gerekçe sunma görevini yerine getirmediği sonucu varmıştır.
33. Mahkeme ayrıca, aynı hukuki sorunu daha önce benzer bir davada incelemiş olduğunu ve bu incelemesinde ulusal mahkemelerin başvuranın beyanlarına ilişkin gerekçe sunma görevini yerine getirmeyerek Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlalinin tespit edildiğini kaydeder (bk. yukarıda anılan Emel Boyraz, § 75). Mahkeme somut davada, bu sonuçtan ayrılmasını gerektirecek herhangi bir sebep görmemektedir.
34. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi ihlal edilmiştir.
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI35. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
36. Başvuran, maddi tazminat olarak 150.000 avro, manevi tazminat olarak 100.000 avro ve masraf ve giderler için 30.000 avro talep etmiştir.
37. Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.
38. Mahkeme, tespit edilen ihlalin mahiyetini göz önünde bulundurarak Sözleşme’nin 6 § 1 maddesine uygun olan yargılamaların sonucunda ne olacağı konusunda yorum yapamayacağını belirtir. Dolayısıyla Mahkeme, bu başlık altında başvurana tazminat ödenmesine hükmedilemeyeceğini değerlendirmektedir. Manevi tazminat bakımından, hakkaniyet temelinde karar veren Mahkeme, başvurana bu başlık altında 4.000 avro ödenmesine hükmetmiştir.
39. Masraflar ve giderlere ilişkin olarak Mahkeme İç Tüzüğü’nün 60 § 2 maddesi uyarınca, tüm adil tazmin taleplerinin ayrıntılı olarak listelenmesi ve ilgili destekleyici belgeler ile birlikte sunulması gerektiğini tekrarlar. Mevcut davada başvuran, masraf ve giderlere ilişkin iddialarının doğruluğunu kanıtlamak adına herhangi bir belge sunmamıştır. Mahkeme, başvuranın söz konusu gerekliliği yerine getirmediğini göz önünde bulundurarak masraflar ve giderlere ilişkin herhangi bir ödeme yapılmasına hükmetmemiştir.
40. Mahkeme, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankasının marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden hesaplanmasının uygun olduğu kanaatindedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlal edildiğine;(a) Davalı Devlet tarafından başvurana, üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere, yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere, manevi tazminat bakımından 4.000 avro (dört bin avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;
Başvuranın adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 27 Nisan 2021 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Aleš Pejchal
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan