AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
YILDIRIM / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 74054/11)
KARAR
STRAZBURG
25 Eylül 2018
İşbu karar kesinleşmiş olup; bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Yıldırım / Türkiye davasında,
Başkan,
Paul Lemmens,
Hâkimler,
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, Komite hâlinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
4 Eylül 2018 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakereler sonrasında,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Davanın temelinde, Sinan Yıldırım (“başvuran”) adlı bir Türk vatandaşı tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi kapsamında, 18 Kasım 2011 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine Mahkeme’ye yapılmış olan başvuru (no. 74054/11) bulunmaktadır.
2. Başvuran, Tunceli Barosuna bağlı Avukat E. E. Şimşek tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranın, ifade özgürlüğü hakkının ihlali ile ilgili şikâyeti, 18 Ocak 2017 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiş ve başvurunun geriye kalan kısmının, Mahkeme İç Tüzüğünün 54 § 3 maddesine göre, kabul edilemez olduğu beyan edilmiştir.
4. 9 Şubat 2018 tarihinde, Mahkeme’nin başvurunun incelenmesi için Komiteyi görevlendirmeyi amaçladığı konusunda, Hükümet’e bilgi verilmiştir. 9 Mart 2018 tarihli bir yazıyla, Hükümet, başvurunun önerildiği şekilde bir Komite tarafından incelenmesine itiraz etmiştir. Mahkeme, Hükümet’in itirazını değerlendirdikten sonra reddetmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran 1983 doğumlu olup, Tunceli’de ikamet etmektedir.
6. 5 Nisan 2007 tarihinde, başvuran Tunceli’nin Hozat ilçesinde “Grup Yorum” adlı bir müzik grubunun konserine katılmıştır.
7. Malatya Cumhuriyet savcısı, 17 Ekim 2007 tarihinde, Malatya Ağır Ceza Mahkemesinde başvuran hakkında, Terörle Mücadele Kanunu’nun (3713 sayılı Kanun) 7 (2) maddesi uyarınca, yasa dışı silahlı bir örgüt olan DHKP/C (Devrimci Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi) lehine propaganda yapma suçundan suçlayan bir iddianame düzenlemiştir. Cumhuriyet savcısı, başvuranın konser sırasında aşağıdaki sloganları attığını belirtmiştir: [1] “Mahir, Hüseyin, Ulaş; Kurtuluşa kadar savaş”, “Devrim şehitleri ölümsüzdür”, “Devrimci tutsaklar onurumuzdur”, ve “Dağlarda zafer, cephede kurtuluş; yaşasın zafer, yaşasın direniş”.
8. Başvuran, aleyhinde yürütülen yargılamalar ve soruşturmalar sırasında, söz konusu konsere katıldığını ve “Türküler susmaz, halaylar sürer” ile “Baskılar bizi yıldıramaz” sloganlarını attığını belirtmiştir. Ayrıca, kendisinin konserin organizasyon komitesinin üyelerinden biri olduğunu not etmiştir.
9. 6 Mart 2008 tarihinde Malatya Ağır Ceza Mahkemesi, suçu sabit bularak ve başvuranı on ay hapis cezasına hükmetmiştir. Mahkeme, verdiği kararda, 5 Nisan 2007 tarihinde düzenlenen konserin polis video kayıtlarına dayanarak düzenlenen polis raporuna, iddianameye, başvuranın savunmasına ve Cumhuriyet savcısının davanın esasına ilişkin görüşlerine dayanarak, başvuranın iddianamede geçen sloganları attığını saptamıştır. Mahkeme, yapılması için yasal ve idari izinlerin alındığı konserin, terör örgütü lehine olan bir propagandaya dönüştüğü ve başvuranın söz konusu örgüt tarafından kullanılan sloganları atmış olduğu kanaatindedir. Malatya Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın terör örgütü lehine propaganda yapma suçunu işlediği sonucuna varmıştır.
10. Başvuran kararı temyiz etmiştir.
11. Yargıtay, 4 Temmuz 2011 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
12. 6 Ekim 2011 ile 1 Ağustos 2012 tarihleri arasında başvuran usulüne uygun olarak cezasının infazını tamamlamıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
13. Somut tarihte yürürlükte olan ilgili iç hukuk Belge / Türkiye (no. 50171/09, § 19, 6 Aralık 2016) davasında bulunabilir.
14. Özellikle, mevcut başvuruya konu olayların meydana geldiği zamanda yürürlükte olan 3713 sayılı Kanun’un 7 (2) maddesi aşağıdaki gibidir:
“Terör örgütünün propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır...”
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
15. Başvuran, Sözleşme’nin 10. maddesi uyarınca, 3713 sayılı Kanun’un 7 (2) maddesi kapsamında aleyhinde açılan ceza yargılamalarının ve daha sonra mahkûm edilmesinin, ifade özgürlüğü hakkına ihlal teşkil ettiğinden şikâyetçi olmuştur. Başvuran, Mahkeme’nin, Savgın / Türkiye (no. 13304/03, 2 Şubat 2010) ve Gül ve Diğerleri / Türkiye (no. 4870/02, 8 Haziran 2010), davalarındaki kararlarına atıfta bulunarak, hakkındaki mahkûmiyet kararının demokratik bir toplumda gerekli olmadığını iddia etmiştir.
Sözleşme’nin 10. maddesi aşağıdaki gibidir:
“1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin yayın, televizyon veya sinema işletmelerine lisans yükümlülüğü getirmesinin önüne geçmez.
2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”
16. Hükümet, başvuranın görüşlerine itiraz etmiştir. Hükümet, ilk olarak, başvuranın Sözleşme ile ilgili şikâyetlerini yerel yetkililer nezdinde dile getirmediği için, başvuranın iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmüştür. Başvuranın şikâyeti esasına ilişkin olarak, Hükümet, başvuranın ifade özgürlüğü hakkına yönelik müdahalenin, yasal bir dayanağı olduğunu ve ulusal güvenlik, toprak bütünlüğü, kamu güvenliği ve kamu düzeninin korunması ile suç işlenmesinin önlenmesi gibi meşru amaçları olduğunu ileri sürmüştür. Bununla beraber, Hükümet atılan sloganların şiddete teşvik ettiğini ve konserin bir terör örgütü buluşmasına dönüştüğünü ileri sürmüştür. Hükümet ayrıca, başvuranın sadece dinleyici kitlesinden biri olmadığını, organize komitesinin bir üyesi olduğunu kaydetmektedir. Hükümete göre, başvuran sorumluluğu gereği kamu düzenini ve kamu güvenliğini sağlaması gerekirken, kendisi sloganlar atarak kalabalığı manipüle etmiş ve bu görevini yerine getirmemiştir. Başvuranın menfur eylemler yapmış bir terör örgütü olan DHKP/C propagandasına katılmış olması ve bu örgüt lehine slogan atması dikkate alındığında, Hükümet, başvuranın mahkûmiyetinin acil bir toplumsal ihtiyaca yönelik olduğu ve bundan ötürü bu kararın demokratik bir toplumda gerekli olduğu kanaatine varmıştır.
17. Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralına ilişkin itirazı hakkında, Mahkeme, ilk olarak, başvuranın terör örgütü lehine propaganda yapmasından dolayı suçlandığını kaydetmektedir. Cumhuriyet savcısı, başvuranın bazı sloganlar attığı iddiasıyla (bk. yukarıda 7. paragraf), söz konusu suçu başvurana isnat etmiştir. Başvuran, konsere katıldığını ve sloganlar attığını kabul etse de (bk. yukarıda 8. paragraf), iddianamede yer alan sloganları attığıyla ilgili iddiayı reddetmiştir. Dolayısıyla, başvuranın ifade özgürlüğüne yönelik iddiaların bazılarını kabul etmesiyle, başvuran, ulusal mahkemeler önünde Sözleşme’nin 10. maddesinin esasına dayanarak, şikayetini dile getirdiği düşünülmelidir (bk. Ulusoy / Türkiye, no. 52709/99, § 38, 31 Temmuz 2007; Yılmaz ve Kılıç, no. 68514/10, § 43, 17 Temmuz 2008 ve Agit Demir / Türkiye, no. 36475/10, §§ 66 - 67, 27 Şubat 2018[2]; ayrıca bk. Özgür Radyo-Ses Radyo Televizyon Yayın Yapım Ve Tanıtım A.Ş.
/ Türkiye (no. 1), no. 64178/00 ve diğer 4 başvuru, § 68, 30 Mart 2006 ve Perihan ve Mezopotamya Basın Yayın A.Ş. / Türkiye, no. 21377/03, §§ 48 - 49, 21 Ocak 2014). Bu yüzden Mahkeme, Hükümet’in itirazını reddetmiştir. Ek olarak, Mahkeme bu şikâyetin Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Mahkeme ayrıca, şikâyetin kabul edilemez olduğuna ilişkin başka bir gerekçe de bulunmadığı kanısındadır. Dolayısıyla, şikâyetin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
18. Başvuranın şikâyetinin esasına yönelik olarak, Mahkeme, başvuranın cezai mahkûmiyetinin başvuranın ifade özgürlüğünü kullanmasına yönelik bir “müdahale” anlamına geldiği ve bu müdahalenin 3713 sayılı Kanun’un 7 § 2 maddesine dayandırıldığı görüşündedir. Müdahalenin gerekliliğine ilişkin bulguları ışığında (bk. aşağıdaki 24. paragraf), Mahkeme, yapılan müdahalenin “kanuna uygunluk” bakımından incelenmesinin gerekli olmadığı kanaatindedir. Mahkeme, ayrıca, somut davada, ulusal yetkililerin ulusal güvenliği ve kamu düzenini koruma ve suçu önleme meşru amaçlarını taşıdığının değerlendirilebileceğini kabul etmeye hazırdır (bk. Faruk Temel / Türkiye no. 16853/05, § 52, 1 Şubat 2011).
19. Müdahalenin demokratik bir toplumda gerekliliğine ilişkin olarak Mahkeme, daha önce birkaç davada benzer şikâyetleri incelediğini ve Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine karar verdiğini not etmiştir (bk, örneğin, Savgın / Türkiye, yukarıda anılan, §§ 39 - 48; Gül ve Diğerleri, yukarıda anılan, §§ 32 - 45; Kılıç ve Eren / Türkiye, no. 43807/07, §§ 20 - 31, 29 Kasım 2011; Faruk Temel, yukarıda anılan, §§ 58 - 64 ve Gülcü / Türkiye, no. 17526/10, §§ 113 ve 117, 19 Ocak 2016). Mahkeme, somut davayı incelemiştir ve farklı bir karara varmak için bir sebep bulamamıştır.
20. Özellikle, Mahkeme, Malatya Ağır Ceza Mahkemesi’nin 5 Nisan 2007 tarihindeki konserde, başvuranın aşağıda yer alan sloganları attığını tespit ettiğini not etmektedir: “Mahir, Hüseyin, Ulaş; Kurtuluşa kadar savaş”, “Devrim şehitleri ölümsüzdür”, “Devrimci tutsaklar onurumuzdur” ve “Dağlarda zafer, cephede kurtuluş; yaşasın zafer, yaşasın direniş”. Mahkeme, başvuranın yukarıda belirtilen sloganları atmasıyla, DHKP/C lehine propaganda yaptığını ancak iddianamede geçen bu sloganların neden şiddete, silahlı direnişe ya da ayaklanmayı destekleyecek nitelikte ya da şiddete teşvik edebilecek nitelikte olduğuna dair bir açıklamanın bulunmadığını kaydetmektedir. Bunun yanı sıra, dava dosyasında, başvuranın herhangi bir şiddet eylemine katıldığına veya şiddeti teşvik etme niyetinde olduğuna dair herhangi bir belge bulunmamaktadır. Ancak, Malatya Ağır Ceza Mahkemesinin, yukarıdaki hususların hiçbirini dikkate aldığı görülmemektedir.
21. Hükümetin, başvuranın sözü geçen konserin organizasyonunda görev aldığına ve buna rağmen kendisinin kamu düzenini ve kamu güvenliğini sağlamaya ilişkin sorumluluğunu yerine getirmediğine yönelik beyanlarına ilişkin olarak, Mahkeme, dava dosyasında konser sırasında veya sonrasında şiddet eylemlerine ilişkin bir bilginin bulunmadığını yinelemektedir. Her halükarda, Malatya Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın organize komitesinde olmasıyla ilgili herhangi bir atıfta bulunmamıştır. Malatya Ağır Ceza Mahkemesi sadece, konserin yasal ve idari izinlerin alınarak yapıldığını ama atılan sloganlar ve yapılan konuşmalardan sonra konserin terör örgütünün bir toplantısına dönüştüğünü belirtmiştir.
22. Özetle, Mahkeme, ulusal mahkemelerin, başvuranın 3713 no.lu Kanun’un 7 (2) maddesi uyarınca cezai mahkûmiyetine yönelik olarak “ilgili ve yeterli” nedenler sağlamadığı kanaatindedir.
23. Son olarak Mahkeme, başvuranın usulüne uygun olarak infaz ettiği 10 aylık hapis cezasının ağırlığına dikkat çekmiştir (bk. Karataş / Türkiye [BD], no. 23168/94, § 53, AİHM 1999‑IV).
24. Mahkeme söz konusu müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olmadığı sonucuna varmıştır. Sonuç olarak, Sözleşme’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
25. Başvuran, 100.000 Türk lirası (TL - yaklaşık olarak 24.340 avro (EUR)) manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Yargıtay nezdinde oluşan masraf ve giderler karşılığında 13.963,35 TL (yaklaşık 3.400 EUR) talep etmiştir. Taleplerini desteklemek üzere başvuran, avukatının 15 saatlik hukuki çalışma yürüttüğünü gösteren zaman çizelgesini Mahkeme’ye ibraz etmiştir.
26. Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.
27. Hakkaniyet temelinde karar veren Mahkeme, manevi tazminat olarak başvurana 5.000 EUR ödenmesine karar vermiştir. Ayrıca, elinde bulunan belgeleri ve içtihadı dikkate alarak, Mahkeme önünde görülen yargılamaların masrafları ve giderleri için başvurana 1.500 EUR ödenmesinin uygun olduğu kanaatindedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
2. Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
3. (a) Davalı Devlet tarafından, başvurana, üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere aşağıdaki meblağların ödenmesine:
(i) Manevi tazminat olarak, yansıtılabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere 5.000 EUR (beşbin avro);
(ii) Masraf ve giderler için, yansıtılabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere, 1.500 EUR (binbeşyüz avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;
4. Başvuranın adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup; Mahkeme İçtüzüğü ‘nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 25 Eylül 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıPaul Lemmens
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
[1]. Mahir Çayan, yasa dışı silahlı bir örgüt olan ve 1970 yılında kurulan THKP/C’nin (Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi) kurucularından birisi iken Hüseyin Cevahir ve Ulaş Bardakçı ise THKP/C’ye mensup kişilerdir. Bu kişiler 1971 ve 1972 yıllarında güvenlik güçleri tarafından öldürülmüştür.
[2]. Karar henüz kesin değildir.
Full & Egal Universal Law Academy