AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
YILDIZ / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 66575/12)
KARAR
STRAZBURG
3 Eylül 2019
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Yıldız/Türkiye davasında,
Başkan
Valeriu Griţco,
Hâkimler
Egidijus Kūris,
Darian Pavli,
ve Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölümü), Komite halinde toplanarak, 2 Temmuz 2019 tarihinde gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Gülnaz Yıldız’ın (“başvuran”), 22 Haziran 2012 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (No. 66575/12) bulunmaktadır.
2. Başvuran, İstanbul Barosuna bağlı Avukat S. Dursun tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranın ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin şikâyet, 8 Aralık 2017 tarihinde Hükümet’e bildirilmiştir ve başvurunun geri kalan kısmının, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 54. maddesinin 3. fıkrası uyarınca kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
OLAY VE OLGULARI. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran, 1982 doğumlu olup, İstanbul’da ikamet etmektedir. Başvuran, olayların meydana geldiği dönemde Yeni Evrede Mücadele dergisinin imtiyaz sahibi ve yazı işleri müdürüdür.
5. İstanbul ve Fatih Cumhuriyet Savcıları, 9 Ocak 2006, 16 Mayıs 2006, 25 Mayıs 2006, 15 Kasım 2006 ve 2 Mart 2007 tarihli iddianamelerle, başvuranı, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun (“3713 sayılı Kanun”) 6. maddesinin 2 ve 4. fıkraları anlamında, yasa dışı silahlı bir örgütün beyanlarını yayımlamakla ve dergisinin bazı baskılarında yayımladığı makalelerin içeriği sebebiyle, aynı kanunun 7. maddesinin 2. fıkrası anlamında, bu türden bir örgüt lehine propaganda yapmakla suçlamıştır.
6. İlgili makalelerden bazıları “TKEP/Leninist” (Türkiye Komünist Emekçi Partisi / Leninist) isimli örgütün merkez komitesinin beyanlarına ayrılmış ve bazı farklı yazarların makaleleri de derginin çeşitli numaralarında aşağıdaki şekilde yayımlanmıştır:
- 12 Nisan 2006 tarihinde yayımlanan No. 65, esasen proleter bir devrimin gerekliliği ve bu amaçla gösteriler düzenlenmesiyle ilgilidir. “Bahar isyandır, isyansa devrim” başlıklı makalede, İstanbul’da düzenlenen bir gösteride polisin müdahalede bulunduğu koşullar anlatılmıştır ve özellikle şu paragraflar yer almıştır:
“Faşizme karşı silah başına”, “Bir tarafta savaşılıyor, bir tarafta Molotoflar yapılıyordu”, “Eylemciler tam anlamıyla gerilla tarzı savaşıyorlardı”, “Polislere saldırıp, eylemi Gazi’nin her tarafına yaydık”, “Eylemcilerin arasında silahlı Leninist milislerin ortaya çıkmasıyla, çatışmaların atmosferi iyice değiştirdi. Leninist milislerin üç ayrı noktada polise ateş açması, hem Gazi halkının hem de eylemcilerin savaşma azmini kat kat artırdı. (...) ”
- 26 Nisan 2006 tarihinde yayımlanan No. 66, “İşçiler, Kürt halkı, Emekçiler, Gençler, 1 Mayıs’ta 1 Mayıs alanına ” başlıklı makaleyi içermektedir: Bu makalede sol ideolojik jargonu kullanılarak beraberliğe ve gösteriye çağrıda bulunulmuştur. Bu makale özellikle şu paragrafı içermiştir: “Yaşasın proletaryanın kapitalizme karşı savaşı, enternasyonal dayanışma ve birlik günü 1 Mayıs ”.
- 30 Ağustos 2006 tarihinde yayımlanan No. 75, anti-emperyalist bir mücadele yürütülmesi gerekliliğine ve kapitalizmle savaşmak ve komünist bir sisteme ulaşmak için uygulanabilecek ideolojik yöntemlere ilişkin olarak “Denizler’in partisi 17. mücadele yılında” başlıklı bir makale içermektedir.
- 30 Ekim 2006 tarihinde yayımlanan No. 79, Kürtlerde komünist düşüncenin tarihine ilişkin olarak “Kürdistan proletaryası komünist partisini yaratmalıdır ” başlıklı bir makale içermektedir. Bu makalenin yazarı, Türklerin kapitalist ideoloji ile Kürtlerin ruhunu işgal ettiğini belirtmiş ve Kürtler Komünist ideoloji etrafında toplanması gerektiğini ileri sürmüştür. Diğer taraftan, “Kürt Halkı devrimle özgürleşecek ” başlıklı makalede, güvenlik güçleri ile PKK arasında bir ateşkes yapılmasının muhtemel sonuçları açıklanmıştır. Son olarak, “Gericilikle ittifak devrime ihanettir ” başlıklı makalede, yazara, Kürtlerin aşırı radikal dincilerle işbirliği yapmamaları gerektiğini düşündüren sebepler açıklanmıştır.
- 5 Şubat 2007 tarihinde yayımlanan No. 86, altı yıl önce “ölüm orucu” başlatan tutukluların sınavlarının sonuna geldiğini ve söz konusu tutukluların eylemlerinin sebeplerini açıklayan “Halkların bilincinde ve yüreğinde kazanılan zafer ” başlıklı bir makale içermektedir.
7. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 5 Aralık 2008 tarihinde, 3713 sayılı Kanun’un 6. maddesinin 2 ve 4. fıkraları ile 7. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, başvuranı, derginin 75 ve 86. sayılarında yayımlanan makaleler sebebiyle, TKEP/Leninist örgütünün beyanlarını yayınlama ve derginin 65, 66 ve 79. sayılarında yayınlanan makaleler sebebiyle, söz konusu örgüt lehine propaganda yapma fiillerinden suçlu bulmuştur. Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranı, iki yıl, on bir ay hapis cezasına ve 40.000 Türk lirası (TRY) adli para cezası ödemeye mahkûm etmiştir.
8. Yargıtay, 28 Şubat 2012 tarihinde, başvuranın temyiz başvurusunu reddetmiş ve ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
9. Yargıtay, 17 Temmuz 2012 tarihinde, 6352 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiğini dikkate alarak (yukarıdaki 17. paragraf), bu Kanun’un 1. maddesi uyarınca, başvurana verilen cezanın ertelenmesine karar vermiştir. İLGİLİ İÇ HUKUK KURALARI3713 Sayılı Kanun6. Maddenin 2. Fıkrası
10. 3713 Sayılı Kanun’un 6 maddesinin 2 ve 4. fıkraları aşağıdaki gibidir:
“ Terör örgütlerinin bildiri veya açıklamalarını basanlara veya yayınlayanlara beş milyon liradan on milyon liraya kadar ağır para cezası verilir.
(...)
Yukarıdaki fıkralarda belirtilen fiillerin 5680 sayılı Basın Kanununun 3 üncü maddesindeki mevkuteler vasıtasıyla işlenmesi halinde, ayrıca sahiplerine de; mevkute bir aydan az süreli ise bir önceki ay ortalama fiili satış miktarının, aylık veya bir aydan fazla süreli ise bir önceki
fiili satış miktarının, (....) yüzde doksanı kadar ağır para cezası verilir. Ancak, bu ceza elli milyon liradan az olamaz. Bu mevkutelerin sorumlu müdürlerine, sahiplerine verilecek cezanın yarısı uygulanır. ”
11. Bu madde, 29 Haziran 2006 tarihli ve 5532 sayılı Kanunla yapılan değişikliğin ardından aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir:
“(...)
Terör örgütlerinin bildiri veya açıklamalarını basanlar veya yayınlayanlar bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(...)
Ayrıca basın ve yayın organlarının suçun işlenişine iştirak etmemiş olan sahipleri ve yayın sorumluları hakkında da bin günden on bin güne kadar adli para cezasına hükmolunur. ”
12. Bu hükmün dördüncü fıkrasında yer alan "sahipleri" ibaresi, Anayasa Mahkemesinin 18 Haziran 2009 tarihli (E. 2006/121, K. 2009/90 sayılı) kararı ile kaldırılmıştır.
13. 3713 sayılı Kanun’un 6. maddesi, 6459 sayılı ve 11 Nisan 2013 tarihli Kanun ile yeniden değişikliğe uğramıştır. Bu madde aşağıdaki gibidir:
“(...)
Terör örgütlerinin; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösteren veya öven ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik eden bildiri veya açıklamalarını basanlar veya yayınlayanlar bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(...)
Yukarıdaki fıkralarda belirtilen fiillerin basın ve yayın yoluyla işlenmesi hâlinde, basın ve yayın organlarının suçun işlenişine iştirak etmemiş olan yayın sorumluları hakkında da bin günden beş bin güne kadar adli para cezasına hükmolunur. ”7. Maddenin 2. Fıkrası
14. 12 Nisan 1991 tarihinde yürürlüğe giren 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7. maddesinin 2. fıkrası aşağıdaki şekildedir:
“[Yukarıdaki fıkra uyarınca] meydana getirilen örgüt mensuplarına yardım edenlere ve örgütle ilgili propaganda yapanlara fiilleri başka bir suç oluştursa bile ayrıca bir yıldan beş yıla kadar hapis ve elli milyon liradan yüz milyon liraya kadar ağır para cezası hükmolunur. (…) ”
15. 18 Temmuz 2006 tarihinde yürürlüğe giren 5532 Sayılı Kanun ile değiştirilen 3713 Sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrası aşağıdaki şekildedir:
“ Terör örgütünün propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır (...) ”
16. 30 Nisan 2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanun tarafından yapılan değişiklikten itibaren, söz konusu hüküm şunu öngörmektedir:
“Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (...) ”6352 Sayılı Kanun
17. “Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında” başlıklı 6352 sayılı Kanun (“6352 sayılı Kanun”), 5 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Söz konusu Kanun’un geçici 1. maddesinin 1. fıkrasının c) bendinde ve 3. fıkrasında, kesinleşen her türlü cezanın basın, yayın veya diğer düşünce ve fikir iletme yollarıyla 31 Aralık 2011 tarihinden önce işlenen bir suç nedeniyle verilmesi koşuluyla, para cezasına ya da beş yılın altında bir hapis cezasına karşılık gelmesi durumunda bu cezanın infazının üç yıllık bir dönem boyunca ertelenmesini öngörmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRMESÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
18. Başvuran, cezaya mahkûm edilmiş olması sebebiyle, Sözleşme’nin 10. maddesiyle öngörüldüğü şekliyle, ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiği kanaatindedir. Kabul Edilebilirlik Hakkında
19. Hükümet, iki kabul edilemezlik itirazı ileri sürmektedir. Hükümet bir yandan, başvuranın, hakkında verilen cezanın infazının ertelenmesinden faydalanmış olması sebebiyle, mağdur sıfatını taşımadığı kanaatindedir. Hükümet diğer yandan, başvuranın şikâyetinin Sözleşme ruhuna aykırı olduğu ve Sözleşme’nin 17. maddesi anlamında hakkın kötüye kullanımını teşkil ettiği ve dolayısıyla, başvurunun konu yönünden (ratione materiae) Sözleşme hükümlerine uygun olmadığı kanaatindedir.
20. Başvuran, Hükümetin iddialarına yanıt vermemiştir.
21. Mahkeme, daha önce, cezanın infazının ertelenmesi tedbirinin, ilgilinin ifade özgürlüğünü kullanmasından doğan ihlal nedeniyle, doğrudan zarara maruz kaldığı ceza yargılamasının sonuçlarını telafi etmek veya önlemek şeklinde değerlendirilemeyeceği yönünde bir karar verdiğini hatırlatmaktadır (bk. mutatis mutandis, Aslı Güneş/Türkiye (k.k.), No. 53916/00, 13 Mayıs 2004, Yaşar Kaplan/Türkiye, No. 56566/00, §§ 32 ve 33, 24 Ocak 2006 ve Ergündoğan/Türkiye, No. 48979/10, § 17, 17 Nisan 2018). Bu nedenle, söz konusu itirazı reddetmek gerekmektedir.
22. Mahkeme, söz konusu itirazın, Sözleşme’nin 10. maddesine ilişkin şikâyetin kabul edilebilirlik yönünden değil, esas yönünden incelenmesini gerektiren hususlar içerdiği kanaatindedir.
23. Mahkeme, başvurunun Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve öte yandan, başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.Esas Hakkında
24. Başvuran, cezanın infazının ertelenmiş olmasına rağmen, sahibi ve yazı işleri müdürü olduğu dergide yayımlanan makaleler sebebiyle kendisinin cezaya mahkûm edilmiş olmasının, ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini ileri sürmektedir. Başvuran, bu tedbirin, kendisini, farklı bir görüş açısıyla kamu menfaatini ilgilendiren konular hakkında halkı bilgilendirme amacı taşıyan metinlerin yayınlamaktan caydırma niteliğinde olduğu kanaatindedir.
25. Hükümet, Mahkeme tarafından bir müdahalenin varlığının kabul edilmesi durumunda, bu müdahalenin 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrasıyla öngörüldüğünü ve ulusal güvenliğin korunması, düzenin sağlanması ve suçun önlenmesi meşru amaçlarını izlediğini ileri sürmektedir. Hükümete göre, ihtilaf konusu yayınlar, ülkenin anayasal düzenini güç kullanarak yıkmayı ve anayasal düzen yerine komünist bir sistem getirmek isteyen yasa dışı silahlı bir örgütün üyelerinin beyanlarıyla ilgilidir. Hükümet, bu koşullarda, ihtilaf konusu müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olduğu ve izlenen meşru amaçlarla orantılı olduğu kanaatindedir.
26. Mahkeme, başvuranın cezaya mahkûm edilmesinin, yaratabileceği caydırıcı etkiyi de dikkate alarak, cezanın infazının ertelenmiş olmasına rağmen, ilgilinin ifade özgürlüğünün kullanımına yapılmış bir müdahale olarak değerlendirildiği kanaatindedir (Erdoğdu/Türkiye, No. 25723/94, § 72, AİHM 2000‑VI ve Ergündoğan/Türkiye, No. 48979/10, § 26, 17 Nisan 2018; ayrıca aksi yönde bir karar için bk. Otegi Mondragon/İspanya, No. 2034/07, § 60, AİHM 2011).
27. Mahkeme ardından, bu müdahalenin kanunla, daha açık olarak 3713 sayılı Kanun’un 6. maddesinin 2. fıkrası ve 7. maddesinin 2. fıkrasıyla öngörüldüğü ve Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrası bakımından milli güvenliğin sağlanması, düzenin korunması ve suçun önlenmesi meşru amaçlarını taşıdığı hususlarına taraflar arasında itiraz edilmediğini gözlemlemektedir (Gözel ve Özer/Türkiye, No. 43453/04 ve 31098/05, §§ 43‑45, 6 Temmuz 2010 ve Belek/Türkiye, No. 36827/06, 36828/06 ve 36829/06, § 26, 20 Kasım 2012).
28. Mahkeme, başvuranın ifade özgürlüğü hakkına yönelik yapılan müdahalenin “gerekliliğinin” somut olayda ikna edici bir şekilde ortaya konulup konulmadığını değerlendirmek için, içtihadı uyarınca, Türk mahkemeleri tarafından özellikle ilgilinin mahkûmiyetine dayanak olarak kabul edilen gerekçe ışığında karar vermesi gerektiğini belirtmektedir (yukarıda anılan Gözel ve Özer, § 51).
29. Mahkeme somut olayda, ihtilaf konusu makalelerin, yazarlarının demokratik bir toplumda kamu menfaatini tartışmasız olarak ilgilendiren bir konu hakkındaki düşünce ve fikirlerini bildirdiğini, yani esasen Devlet politikaları hakkındaki görüşlerin korunması için düzenlenen gösteri ve toplantılara ilişkin bilgiler içerdiğini tespit etmektedir.
30. Mahkeme, ihtilaf konusu makalelerin ilgili kısımlarını inceleyerek (yukarıdaki 6. paragraf), bu makalelerden birisinin içeriği dolayısıyla diğerlerinden farklı olduğunu tespit etmektedir. Nitekim Mahkemeye göre, derginin 12 Nisan 2006 tarihli 65. sayısındaki İstanbul’da düzenlenen bir gösterinin koşullarını aktaran ve halkın sokağa çıkması için çağrıda bulunan şu paragrafların, bir şiddet çağrısı olarak yorumlanabilecek niteliktedir: “Faşizme karşı silah başına”, “Bir tarafta savaşılıyor, bir tarafta Molotoflar yapılıyordu”, “Eylemciler tam anlamıyla gerilla tarzı savaşıyorlardı”, “Polislere saldırıp, eylemi Gezi’nin her tarafına yaydık”, “Eylemcilerin arasında silahlı Leninist milislerin ortaya çıkmasıyla, çatışmaların atmosferi iyice değiştirdi. Leninist milislerin üç ayrı noktada polise ateş açması, hem Gazi halkının hem de eylemcilerin savaşma azmini kat kat artırdı. (...) ”. Mahkeme bu bağlamda dolayısıyla, metinde kullanılan ifadeler, ilgili makalenin yayınlandığı bağlam ve davanın koşulları dikkate alındığında, bu paragrafların şiddete teşvik olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği (Sürek /Türkiye (No. 4) [BD], No. 24762/94, § 58, 8 Temmuz 1999) ve bu makaleyle ilgili olarak başvuran hakkında yürütülen ceza davasının ve bu dava sonucunda hapis cezasına ve adli para cezası ödemeye mahkûm edilmiş olmasının, ardından cezanın infazının ertelenmesinin (yukarıdaki 7 ve 9. paragraflar), izlenen meşru amaçlarla orantılı olup olmadığı konularının incelenmesi gerektiği kanaatindedir. Bununla birlikte Mahkeme, ihtilaf konusu diğer makalelerin geri kalan paragraflarıyla ilgili olarak (yukarıdaki 33. paragraf), bu konuların incelenmesinin gerekli olmadığı sonucuna varmaktadır.
31. Mahkeme, ihtilaf konusu diğer makalelerle ilgili olarak, ulusal mahkemelerin, başvuranı cezaya mahkûm etmek için özellikle başvuranın dergisinde, Türk Hukukunda terörist olarak nitelendirilen örgütlerle ilgili yazıları yayımlandığını dikkate aldıklarını, sadece buna dayanarak ilgilinin 3713 sayılı Kanun’un 6. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen suçu işlemiş olduğu ve ayrıca bu yayınlar sebebiyle, aynı kanunun 7. maddesinin 2. fıkrası anlamında bu örgütler lehine propaganda yaptığı kanaatine vardıklarını kaydetmektedir (yukarıdaki 6 ve 7. paragraflar). Mahkeme, özellikle ihtilaf konusu yazıların kapsamı ve yazıldıkları bağlamla ilgili olarak, ulusal makamların, ifade özgürlüğüne ilişkin davalarda kendisi tarafından açıklanan ve uygulanan kriterler bakımından herhangi uygun bir incelemede bulunmadıklarını tespit etmektedir (yukarıda anılan Gözel ve Özer, § 51). Mahkeme, diğer taraftan, ulusal makamlar tarafından, ihtilaf konusu yazıların, bütünüyle ele alındığında, şiddet kullanımına, silahlı direnişe veya ayaklanmaya çağrıda bulunduğunun ya da bu yazıların nefret söylemi teşkil ettiğinin iddia edilmediğini tespit etmektedir (yukarıda anılan Sürek (No. 4), § 58 ve Belek ve Velioğlu/Türkiye, No. 44227/04, § 25, 6 Ekim 2015).
32. Mahkeme ayrıca, ulusal mahkemelerin, bir derginin imtiyaz sahibi ve yazı işleri müdürü sıfatıyla başvuran hakkında ceza davası başlatarak ve başvuranı, bu yayınlar sebebiyle, 3713 sayılı Kanun’un 6. maddesinin 2. fıkrası ve 7. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen suçlar için hapis ve adli para cezalarına mahkûm ederek, ilgilinin kamu menfaatini ilgilendiren konularla ilgili olarak kendisini ifade etme isteği üzerinde caydırıcı bir etki yarattıkları kanaatindedir (gerekli değişikliklerin uygulanması koşuluyla (mutatis mutandis) bk. Dilipak/Türkiye, No. 29680/05, § 70, 15 Eylül 2015).
33. Mahkeme, yukarıda belirtilenleri dikkate alarak, ulusal makamlar tarafından başvuran hakkında alınan tedbirlerin, zorunlu bir sosyal ihtiyacı karşılamadığı, her hâlükârda, hedeflenen meşru amaçlarla orantılı olmadığı ve bu nedenle, demokratik bir toplumda gerekli olmadığı kanısına varmaktadır.
34. Sonuç olarak Mahkeme, Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine hükmetmektedir. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
35. Mahkeme, başvuran tarafın Sözleşme’nin 41. maddesi bağlamında herhangi bir talepte bulunmamış olması sebebiyle, adil tazmin ödenmesine gerek olmadığı kanaatindedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,Başvurunun kabul edilebilir olduğuna,Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine,
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, ardından Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, 3 Eylül 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıValeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy