AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
YILMAZ AYDEMİR / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 61808/19)
KARAR
Madde 5 § 4 • İncelemede usuli güvence • Başvuranın mahkûm edilmesinin ardından, savcının mütalaası hakkında yorum yapmasına fırsat verilmeden tutuklanmasının hukuka uygunluğunu inceleyen adli yargılamalar • Çekişmeli yargılama ilkesi ile silahların eşitliği ilkesinin ihlal edilmesi
STRAZBURG
23 Mayıs 2023
İşbu karar, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde öngörülen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Yılmaz Aydemir / Türkiye davasında,
Başkan,
Arnfinn Bårdsen,
Hâkimler,
Jovan Ilievski,
Egidijus Kūris,
Pauliine Koskelo,
Saadet Yüksel,
Diana Sârcu,
Davor Derenčinović,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türk vatandaşı olan Yılmaz Aydemir’ın (“başvuran”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (“AİHM” veya “Mahkeme”), İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, 15 Kasım 2019 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine yapmış olduğu başvuruyu (no. 61808/19);
Türk Hükümeti’ne ("Hükümet"), başvuranın Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi uyarınca tutukluluğunun yargısal denetimiyle ilgili yargılamaların silahların eşitliği ilkesini ihlal ettiğine ilişkin şikâyetlerin Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesi ve başvurunun geri kalanının kabul edilemez olduğunun beyan edilmesi kararını;
ve tarafların beyanlarını dikkate alarak;
2 Mayıs 2023 tarihinde yapılan kapalı müzakereler sonucunda,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
GİRİŞ
1. Başvuru, başvuranın mahkûmiyeti sırasında yargılamayı yürüten mahkeme tarafından verilen tutukluluk kararının yargı denetimiyle ilgili olan yargılamaların etkisiz olduğu iddiasına ilişkindir. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi uyarınca Cumhuriyet savcısının tutukluluğuna ilişkin olarak yargılamayı yürüten mahkemeye sunduğu mütalaasının bir nüshasının kendisine verilmemesi nedeniyle, inceleme işlemlerinin silahların eşitliği ilkesini ve çekişmeli yargı hakkını ihlal ettiğini iddia etmiştir.
OLAYLAR
2. Başvuran, 1993 doğumlu olup Ankara’da ikamet etmektedir. Başvuran, Ankara Barosuna bağlı Avukat B. Başer tarafından temsil edilmiştir.
3. Hükümet ise kendi görevlisi olan Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkan Yardımcısı Ömer Yılmaz tarafından temsil edilmiştir.
4. Dava konusu olaylar aşağıdaki gibi özetlenebilir.
5. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı belirtilmeyen bir tarihte, başvuran hakkında uyuşturucu kaçakçılığı şüphesiyle ceza soruşturması başlatmıştır.
6. Başvuran 4 Şubat 2016 tarihinde gözaltına alınmıştır. Üst aramasının ardından, başvuranın üzerinde toplam 1,27 gram eroin bulunmuştur. Başvuran avukatının huzurunda verdiği ifadede uyuşturucu kaçakçılığına dair suçlamaları reddetmiştir. Başvuran 5 Şubat 2016 tarihinde, Cumhuriyet savcısının talimatları doğrultusunda polis gözaltından serbest bırakılmıştır.
7. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 23 Şubat 2016 tarihinde, Ankara Ağır Ceza Mahkemesine bir iddianame düzenlemiş ve başvuranın Ceza Kanunu’nun 188. maddesi kapsamında uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlamakla suçlamıştır. İddianamenin kabul edilmesinin ardından, Ankara 8. Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde ceza yargılaması başlamıştır. Bu süreçte başvuran serbest kalmıştır.
8. Ankara 8. Ağır Ceza Mahkemesi 26 Nisan 2016 tarihinde, başvuranı uyuşturucu kaçakçılığından suçlu bulmuş ve onu 12 yıl 6 ay ve 5 günlük hapis cezasına mahkûm etmiştir. Aynı zamanda, Ağır Ceza Mahkemesi başvuranın derhal tutuklanmasına karar vermiştir.
9. Başvuran 27 Nisan 2016 tarihinde tutuklama kararına itiraz etmiştir. Başvuran esasen, tutuklama kararının yasal dayanağı olmadığını ve orantısız olduğunu, suç işlediğine dair kuvvetli şüphe oluşturacak somut delil bulunmadığını ve kaçma şüphesi, delilleri gizleme veya karartma ya da tanıkları ekileceğine dair risk bulunmadığını ileri sürmüştür. Yargılamayı yürüten mahkeme başvuranın itirazını reddetmiş ve davayı Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesine sevk etmiştir. Davayı incelemeye başlamadan önce, Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi 26 Nisan 2016 tarihli tutuklama kararının yürürlükteki usul ve yasaya uygun olduğunu düşünen Ankara Cumhuriyet Başsavcısının mütalaasını almıştır. Cumhuriyet savcısının mütalaası başvurana veya avukatına bildirilmemiştir.
10. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi 2 Mayıs 2016 tarihinde başvuranın itirazını reddetmiştir. Ceza Mahkemesi kararını verirken Cumhuriyet savcısının görüşü doğrultusunda hareket ettiğini açıkça belirtmiştir.
11. Başvuran 20 Mayıs 2016 tarihinde, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvuran, özellikle, makul bir şüpheye dayanmadığı ve ilgili ve yeterli gerekçelerin bulunmaması sebebiyle tutuklama kararının yasal olmadığını ve bunun orantısız olduğunu ve Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 2 Mayıs 2016 tarihli kararını savcının mütalaasını usulüne uygun olarak kendisine bildirmeden aldığını ve dolayısıyla kendisi bu görüşler hakkında inceleme ve yorum yapma fırsatından mahrum bırakıldığı için silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
12. Anayasa Mahkemesi 10 Mayıs 2019 tarihinde, başvuranın tutukluluğunun yasallığına ilişkin şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Başvurana Cumhuriyet savcısının mütalaasının tebliğ edilmemesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddiasına ilişkin diğer şikâyet hakkında Anayasa Mahkemesi, başvuranın önemli bir dezavantaja maruz kalmadığı gerekçesiyle bu şikâyetin anayasal ve kişisel önemden yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
13. 12 Nisan 2018 tarihinde başvuranın mahkûmiyeti kesinleşmiştir.
İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMAAnayasa
14. Anayasa’nın 19. maddesinin ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
“Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.
...
Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir.
...”Ceza Muhakemesi Kanunu
15. Ceza Muhakemesi Kanunu (“CMK”) kapsamında, kovuşturma süreci iddianamenin kabulü ile başlar ve nihai hükmün verilmesi ile sona erer. Tutuklu bulunan bir kişi, temyiz aşamaları da dâhil olmak üzere, soruşturma veya kovuşturma sürecinin herhangi bir aşamasında serbest bırakılma talebinde bulunabilir.
16. CMK kapsamında tutukluluğun gözden geçirilmesine ilişkin ilgili hükümler ve güvenceler, ilgili tarihte yürürlükte olduğu şekliyle, aşağıdaki gibidir:
Tanımlar
Madde 2
“1. Bu Kanunun uygulanmasında;
...
e) Soruşturma: Kanuna göre yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evreyi,
f) Kovuşturma: İddianamenin kabulüyle başlayıp, hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi, ... İfade eder.”
Tutuklama kararı
Madde 101
“1. Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re’sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.
2. Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;
a) Kuvvetli suç şüphesini,
b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,
c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,
d) Adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını,
gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir. ...
5. Bu madde ile 100’üncü madde gereğince verilen kararlara itiraz edilebilir.”
Şüpheli veya sanığın salıverilme istemleri
Madde 104
“1. Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında şüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir.
2. Şüpheli veya sanığın tutukluluk hâlinin devamına veya salıverilmesine hâkim veya mahkemece karar verilir. Bu kararlara itiraz edilebilir ...”
17. Ayrıca, CMK’nın 267. maddesi uyarınca, ister tutuklunun talebi üzerine isterse hâkim veya mahkeme tarafından kendi hür iradesiyle (“proprio motu”) alınmış olsun, tutuklamaya ilişkin her türlü karara karşı itiraz edilebilir. Bir itiraz ilk olarak, itiraz edilen kararı veren hâkim veya mahkeme tarafından incelenir. Kararına itiraz edilen hâkim veya mahkeme, itirazı yerinde görürse kararını düzeltir (Madde 268 § 2). Aksi takdirde, hâkim veya mahkeme dava dosyasını CMK’nın 268 § 3 maddesi uyarınca belirlenen yetkili bir mahkeme tarafından incelenmek üzere sevk eder.
18. CMK’da tutuklama kararına karşı yapılan itiraza ilişkin ilgili kısımlar aşağıdaki gibidir:
İtirazın Cumhuriyet savcısına ve karşı tarafa tebliği ...
Madde 270
“1. İtirazı inceleyecek merci, yazı ile cevap verebilmesi için itirazı, Cumhuriyet savcısı ve karşı tarafa bildirebilir. Merci, bu hususa ilişkin ilave soruşturma yürütebilir ...
2. ... yapılan itiraz üzerine Cumhuriyet savcısından görüş alınması durumunda, bu görüş şüpheli, sanık veya müdafiine bildirilir. ...”İç hukuk uygulaması
19. Anayasa Mahkemesi, 19 Temmuz 2018 tarihli Genel Kurul kararında (Ç.Ö., no. 2014/5927), tutukluluğun yargı denetimini talep etme hakkından kaynaklanan güvencelerin uygulanabilirliğinin, söz konusu tutukluluğun niteliğine, yani “suç isnadına bağlı tutukluluk” veya “hükmen tutukluluk” olarak sınıflandırılmasına bağlı olduğunu belirtmiştir. Bu doğrultuda, yargılamayı yürüten mahkeme tarafından verilen mahkûmiyet kararının ardından, bu güvenceler seçici bir şekilde uygulanacak ve yalnızca hükmen tutukluluğun doğası ve özellikleriyle uyumlu olanlar uygulanabilir kalacaktır. Yukarıda anılan kararın ilgili paragrafları aşağıdaki gibidir:
“...
33. Anayasa’nın 19. maddesi mahkûmiyet kararının infazına ilişkin özel bir hüküm içermemektedir. Ancak Anayasa’nın 19. maddesinin amacı, keyfi ve haksız özgürlükten yoksun bırakılmalara karşı koruma sağlamak olup kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına izin verilen istisnaların bu madde ile güdülen amaca ulaşmaya elverişli olması gerekmektedir (Abdullah Ünal, B. No: 2012/1094, 7 Mart 2014, § 38). Bir kişinin “mahkemelerce hükmedilen özgürlüğü kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin infazı” kapsamında tutulabilmesi için ilk olarak özgürlüğü kısıtlayıcı ceza ve güvenlik tedbirinin bir mahkeme tarafından hükmedilmiş olması, ikinci olarak da ilgili kararın söz konusu cezaya veya güvenlik tedbirine dayanması gerekmektedir. Herhangi bir ceza veya güvenlik tedbiri içermeyen bir karara dayanarak bir kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasına izin verilemez. Son olarak, özgürlükten yoksun bırakma, cezanın veya özgürlüğü kısıtlayan güvenlik tedbirinin kapsamını aşmamalıdır (Ercan Bucak (2), § 40; Şaban Dal, § 32).
...
46. Anayasa’nın, herhangi bir nedenle özgürlüğünden yoksun bırakılan herkesin, yetkili bir yargı merciine başvurarak davasının kısa sürede karara bağlanmasını ve eğer tutukluluk yasaya aykırı ise derhâl serbest bırakılmasını isteme hakkına sahip olduğunu öngören 19. maddesinin sekizinci fıkrasında, özgürlükten yoksun bırakılma nedenlerine göre herhangi bir ayrım yapılmadığı dikkate alındığında, bu hakkın yetkili bir mahkeme tarafından hükmen tutukluluk hâllerini de kapsadığı açıktır (Mehmet İlker Başbuğ, B. No: 2014/912, 6/3/2014, § 80).
47. Ancak Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasında düzenlenen yetkili bir yargı mercii önünde tutukluluğun incelenmesini isteme hakkı, yalnızca söz konusu tutukluluğun niteliğine uygun olan inceleme taleplerini kapsamaktadır. Tutukluluğun niteliğiyle uyumlu olmayan inceleme taleplerinin Anayasa’nın 19 § 8 maddesinde belirtilen güvencelerin kapsamına girdiği söylenemez.
48. Bu kapsamda, hükmen tutukluluk ile tutukluluk şartlarının birbirinden farklı olduğu göz önünde bulundurulduğunda, mahkûmiyet sonrası tutuklanan ancak tutukluluğa ilişkin koşullara itiraz eden kişiler tarafından yapılan inceleme talepleri Anayasa’nın 19 § 8 maddesinde yer alan güvencelerden yararlanamaz.
49. Mahkûmiyet sonrası aşamada hapis cezası verildiğinden dolayı, Anayasa’nın 19 § 8 maddesi kapsamındaki güvenceler ancak mahkûmiyet sonrası tutuklu bulunan kişinin serbest bırakılması taleplerinin söz konusu tutukluluğun niteliğiyle uyumlu olması halinde geçerli olacaktır. Bu bağlamda ileri sürülebilecek gerekçeler Anayasa Mahkemesi tarafından genel bir şekilde ortaya konmuştur (bk. yukarıda 33. madde).
50. Yukarıda belirtilenlere ek olarak, mahkûmiyetten sonra tutuklu bulunan kişiler, mahkûmiyetleri üzerinde etkisi olan ve tutukluluk hallerinin devamını hukuka aykırı kılan yeni hususları (mahkûmiyete neden olan fiillerin suç olmaktan çıkarılması, cezasızlık durumunun varlığı veya mahkûmiyeti geçersiz kılan mevzuat değişiklikleri gibi) ileri sürerek serbest bırakılmaları için yetkili bir adli makama başvurduklarında, Anayasa’nın 19 § 8 maddesi kapsamındaki güvenceler geçerli olmaya devam edecektir. ...”
20. Anayasa Mahkemesi, 28 Kasım 2018 tarihli kabul edilebilirlik kararında (Bilal Sönmezsoy, no. 2015/2755), Cumhuriyet savcısının mütalaasının sanığa iletilmediği durumlarda mahkûmiyet sonrası tutukluluğun incelenmesi konusunu özel olarak incelemiş ve oybirliğiyle şikâyet edilen hususun “anayasal ve bireysel önemden” yoksun olduğuna karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi bu sonuca varırken esas olarak söz konusu mütalaanın başvuranın cevap vermesini gerektirecek yeni olgusal veya hukuki gerekçeler içermemesine dayanmış ve başvuranın bu tür yeni gerekçelerin varlığını ortaya koyamamasını dikkate almıştır. Savcının mütalaasının içeriğine yerel mahkemeler tarafından herhangi bir atıfta bulunulmaması da ilgili başvuran için önemli bir dezavantajın bulunmadığı sonucuna varılmasında bir faktör olarak dikkate alınmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRMEHÜKÜMETİN İLK İTİRAZLARI
21. Hükümet ilk itirazlarında, başvuranın, başvuru formunda, tutukluluğunun gözden geçirilmesine ilişkin yargılama sırasında kendisine Cumhuriyet savcısının mütalaasının verilmemesine ilişkin bir şikâyette bulunmadığını ileri sürmüştür.
22. Başvuran, Hükümetin ilk itirazı hakkında bir yorum yapmamıştır.
23. Mahkeme, aşağıda 24. paragrafta belirtildiği gibi, başvuranın yukarıda anılan şikâyetini Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında yapmış olsa bile başvuru formunda açıkça dile getirdiğini not etmektedir. Dolayısıyla, Hükümetin bu hususa ilişkin ilk itirazının reddedilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.SÖZLEŞME’NİN 5 § 4 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
24. Başvuran, mahkûm edildiği anda tutukluluğunun yargı denetimi için yapılan yargılama sırasında Cumhuriyet savcısının mütalaasının kendisine verilmemesi nedeniyle çekişmeli yargılama hakkının ve silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğinden şikâyetçi olmuştur. Başvuran bu bağlamda, Sözleşme’nin 6. maddesine dayanmıştır.
25. Mahkeme, dava konusu olayların iç hukuk açısından nitelendirilmesi hususunda uzman olduğunu ve başvuran ya da Hükümet tarafından yapılmış olan herhangi bir nitelendirmenin kendisi için bağlayıcı olmadığını yinelemektedir (bk. Scoppola/İtalya (no. 2) [BD], no. 10249/03, § 54, 17 Eylül 2009). Mahkeme, yukarıda anılan şikâyetin hükümleri aşağıda yer alan Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi uyarınca incelenmesi gerektiğini düşünmektedir:
“Yakalama veya tutulma yoluyla özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, tutulma işleminin yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar verilmesi ve eğer tutulma yasaya aykırı ise, serbest bırakılması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.”Kabul Edilebilirlik HakkındaTarafların beyanları
26. Hükümet öncelikle, başvuranın iddialarını kanıtlayamaması nedeniyle, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi kapsamındaki şikâyetinin açıkça dayanaktan yoksun olduğunu ileri sürmüştür. Hükümet bu bağlamda, başvuranın Cumhuriyet savcısının mütalaasının kendisine verilmemesi nedeniyle kendisini nasıl dezavantajlı konuma düşürdüğünü somut delillerle açıklayamadığını iddia etmiştir.
27. Hükümet ayrıca, başvurunun, Sözleşme’nin 35 § 3 (b) maddesi anlamında önemli bir dezavantajın bulunmaması nedeniyle de kabul edilemez olduğunu iddia etmiştir. Hükümet, Cumhuriyet savcısının mütalaasının iletilmemesi nedeniyle silahların eşitliği ilkesinin ihlal edilip edilmediğinin değerlendirilmesinin söz konusu mütalaanın niteliğine bağlı olduğunu belirtmiştir. Hükümet somut davada, başvuranın tutukluluğunun yasal olduğunu yineleyen Cumhuriyet savcısının mütalaasının, başvuranın yanıt vermesini veya mahkemenin değerlendirmesi için yeni deliller sunmasını gerektiren yeni bir hukuki veya olgusal bilgi içermediğini ileri sürmüştür.
28. Hükümet son olarak, Anayasa Mahkemesinin başvuranın davasında verdiği karara ve ilgili mahkemenin benzer şikâyetlerle ilgili daha önceki içtihatlarına (bk. yukarıda 19 ve 20. paragraflar) atıfta bulunarak, ikincillik ilkesi uyarınca, Sözleşme tarafından güvence altına alınan temel haklara saygı gösterilmesini sağlamanın ulusal makamlara ait olması gerektiğine dikkat çekmiştir. Hükümet dolayısıyla, genel bir kural olarak, davaya ilişkin olguların tespiti ve iç hukukun yorumlanması yalnızca yerel mahkemelerin ve bu konudaki bulguları ve sonuçları Mahkeme için bağlayıcı olan diğer makamların işi olduğunu belirtmiştir. Hükümet bu bağlamda, başvuranın şikâyetlerinin Anayasa Mahkemesi tarafından konuyla ilgili yerleşik içtihadına uygun olarak dikkatle incelendiğini vurgulamıştır.
29. Başvuran, Hükümetin görüşlerine itiraz etmiş ve başvurusunun kabul edilebilirliğine ilişkin olarak Hükümet tarafından dile getirilen belirli hususlara yanıt vermemiştir.Mahkemenin değerlendirmesi
30. Mahkeme, Hükümetin kabul edilebilirliğe ilişkin itirazlarının başvuranın Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi kapsamındaki şikâyetinin esas bakımından yakından bağlantılı olduğu ve bu nedenle söz konusu şikâyetin esas bakımından birleştirilmesi gerektiği kanaatindedir. Mahkeme ayrıca, bu şikâyetin Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını veya başka herhangi bir gerekçeyle kabul edilemez olmadığını kaydetmiştir. Dolayısıyla, söz konusu şikâyetin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.Esas HakkındaTarafların Beyanları
(a) Başvuran
31. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi uyarınca, mahkûmiyeti sırasında tutuklanma kararıyla ilgili olarak Cumhuriyet savcısının yargılamayı yürüten mahkemeye sunduğu mütalaasının bir kopyasının kendisine verilmemesi nedeniyle, inceleme işlemlerinin silahların eşitliği ilkesini ve çekişmeli yargılama hakkını ihlal ettiği yönündeki şikâyetini sürdürmüştür.
(b) Hükümet
32. Hükümet, yukarıda 26-28. paragraflarda belirtildiği üzere, bu şikâyetin kabul edilebilirliğine ilişkin olarak ileri sürdüğü argümanları yinelemiştir. Hükümet ayrıca, başvuranın Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin ihlal edildiği iddiasına çeşitli gerekçelere dayanarak itirazda bulunmuştur.
33. Hükümet öncelikle, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi kapsamındaki güvencelerin somut davada uygulanabilir olmadığını iddia etmiştir. Hükümet, diğerleri arasında Mahkemenin Kafkaris/Kıbrıs ((k.k.), no. 9644/09, § 58, 21 Haziran 2011) kararına atıfta bulunarak, bir kişinin yetkili bir mahkeme tarafından verilen mahkûmiyet kararı uyarınca özgürlüğünden yoksun bırakıldığı durumlarda, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi kapsamında gerekli olan denetimin, adli yargılamanın sonunda mahkeme kararına dâhil edildiğini ve kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasını haklı kılan gerekçelerin zaman geçtikçe değişmeye açık olduğu veya tutukluluğun yasallığını etkileyen yeni sorunların ortaya çıktığı durumlar haricinde başka bir incelemeye gerek olmadığını belirtmiştir. Hükümet bu bağlamda, başvuranın tutuklama kararına ilişin olarak itirazında dile getirdiği hususların (bk. yukarıda 9. paragraf) yargılama öncesi aşamada tutukluluğun gözden geçirilmesiyle ilgili olduğunu, oysa cezanın verilmesinin ardından başvuranın tutukluluk durumunun hükmen tutukluluğa dönüştüğünü vurgulamıştır. Hükümetin görüşüne göre, yukarıda anılan sebepten ötürü, başvuranın tutukluluğunun bu aşamada ayrıca incelenmesine gerek duyulmamıştır.
34. Hükümet ayrıca, Türk hukukunda bir tutuklunun mahkûmiyetinin ardından tutukluluğa ilişkin tüm güvencelerden yararlanmasının düzenlemediğini de eklemiştir. Hükümet örnek olarak, tutukluluğun en fazla otuz günlük aralıklarla gözden geçirilmesi ve tutuklama kararının şüphelinin veya müdafiinin dinlenmesinden sonra verilmesi gerektiği yönündeki usule ilişkin güvencelerin yargılamanın bu aşamasında uygulanamayacağını ileri sürmüştür.
35. Hükümet ikinci olarak, başvuranın önemli bir dezavantaja maruz kalmadığı iddiasını yinelemiştir. Hükümete göre, Mahkeme tarafından Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi uyarınca yapılacak herhangi bir değerlendirme, Cumhuriyet savcısı tarafından sunulan mütalaanın kapsamını ve içeriğini dikkate almak zorundadır. Somut davada, Cumhuriyet savcısının 28 Nisan 2016 tarihli mütalaasında sadece başvuranın itirazının reddedilmesi talep edilmiştir. İlgili mütalaa, başvuranın bilmediği herhangi bir yeni olgu veya hukuki argüman içermemiş ve başvuranın tutukluluğunun yasallığını etkileyen yeni bir husus meydana gelmemiştir. Başvuran, Cumhuriyet savcısının mütalaasının kendisine verilmemesi nedeniyle nasıl bir dezavantaja uğradığına dair herhangi bir açıklama da bulunmamıştır.Mahkemenin değerlendirmesi
(a) Genel İlkeler
36. Mahkeme, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi uyarınca yakalanan veya tutuklanan kişilerin özgürlükten yoksun bırakılmasının Sözleşme’nin 5 § 1 maddesi anlamında “hukuka uygunluğu” için elzem olan usuli ve maddi koşulların bir mahkeme tarafından incelenmesi için dava açma hakkının olduğunu yinelemektedir (bk. Idalov/Rusya [BD], no. 5826/03, § 161, 22 Mayıs 2012). Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi, kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasını haklı kılan gerekçelerin zaman geçtikçe değişmeye müsait olduğu (bk. yukarıda anılan Kafkaris) veya söz konusu tutukluluğun yasallığını etkileyen yeni sorunların ortaya çıktığı durumlar haricinde (bk. Gavril Yosifov/Bulgaristan, no. 74012/01, § 57, 6 Kasım 2008), Sözleşme’nin 5 § 1 (a) maddesi kapsamındaki tutuklulukla ilgili olarak normalde devreye sokulmaz. Ancak, Sözleşmeye Taraf Devletlerin Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin gerekliliklerinin ötesine geçen usuller öngördüğü durumlarda, söz konusu maddenin güvencelerine yine de bu usullerde riayet edilmesi gerekmektedir (bk. Stollenwerk/Almanya, no. 8844/12, § 36, 7 Eylül 2017).
37. Mahkeme ayrıca, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin “itiraz” yerine “yargılamadan” bahsetmesi nedeniyle, tutukluğun emredilmesine ya da devam etmesine ilişkin kararlara yönelik itirazda bulunma hakkını güvence altına almadığını kaydetmektedir. Usullerin hukuki istikrar gösterdiği ve ilgililere söz konusu özgürlükten yoksun bırakılmaya ilişkin uygun güvenceler sunduğu takdirde bir organın müdahalesi Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin gerekliliklerini karşılayacaktır (bk. Jecius/Litvanya, no. 34578/97, § 100, AİHM 2000-IX). Fakat tutukluluktan serbest bırakılma taleplerinin incelenmesi için ikinci yargı aşaması kuran bir Devletin “kural olarak” tutulanlara birinci yargı aşamasında sunulan güvencelerin aynısını itiraz aşamasında da sunmalıdır (bk. Toth/Avusturya, 12 Aralık 1991, § 84, Seri A no. 224).
38. Dolayısıyla, tutukluluğa karşı yapılan itirazı inceleyen bir mahkeme, adli usul güvencelerini sağlamalıdır. Bu bağlamda, yargılamalar çekişmeli olmalı ve her zaman taraflara, yani savcı ve tutuklu kişi arasında, “silahların eşitliğini” sağlamalı ve onlara diğer tarafça sunulan görüşler hakkında bilgi sahibi olma ve yorum yapma fırsatı sunmalıdır (bk. Graužinis/Litvanya, no. 37975/97, § 31, 10 Ekim 2000, Lietzow/Almanya, no. 24479/94, § 44, AİHM 2001-I ve Lanz/Avusturya, no. 24430/94, § 44, 31 Ocak 2002). İlgili kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasının temel hakları üzerindeki ciddi etkisi göz önünde bulundurulduğunda, Mahkeme, buna göre, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi kapsamında yürütülen yargılamaların, kural olarak, çekişmeli usul hakkı gibi adil yargılanmanın temel gerekliliklerini de mümkün olan en geniş ölçüde karşılaması gerektiğine karar vermiştir. Ulusal hukuk bu gerekliliği çeşitli şekillerde yerine getirebilse de, hangi yöntem seçilirse seçilsin, diğer tarafın görüşlerin sunulduğundan haberdar olması ve bu görüşler hakkında gerçek bir yorum yapma fırsatına sahip olması sağlanmalıdır (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Brandstetter/Avusturya, 28 Ağustos 1991, § 67, Seri A no. 211 ve yukarıda anılan Lanz, § 41).
(b) Genel ilkelerin somut davaya uygulanması
39. Somut davada başvuran mahkûmiyeti sırasında tutukluluğuna ilişkin kararla ilgili olarak Cumhuriyet savcısının mütalaasının kendisine verilmemesi nedeniyle çekişmeli yargılama hakkının ve silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğinden şikâyetçi olmuştur. Söz konusu tutukluluğun, başvuranın yargılamayı yürüten mahkeme tarafından mahkûm edilmesini takip eden döneme ilişkin olduğu taraflar arasında tartışma konusu değildir.
40. Yukarıda özetlenmiş olan genel ilkelerde belirtildiği üzere (bk. yukarıda 36-38. paragraflar), iç hukuk kapsamında tutuklulara sunulan usuli haklar mahkûmiyetlerinin ötesine geçiyorsa, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesindeki güvencelerin mahkûmiyet sonrası aşamada da gözlemlenmesi gerekmektedir (yerel mahkemeler tarafından yorumlandığı ve uygulandığı şekliyle iç hukukun, ilk derece mahkemesinin kararından önce tutuklu bulunan kişilere tanınan usuli hakların aynısını ilk derece mahkemesinin mahkûmiyet kararının ardından tutuklu bulunan kişilere tanımadığı Filat/Moldova Cumhuriyeti no. 11657/16, §§ 23-36, 7 Aralık 2021 ile kıyaslayınız). Hükümet, Sözleşme’nin 5 § 4 madde kapsamındaki güvencelerin somut davaya uygulanabilirliğine itiraz etmiş olsa da, Mahkeme, CMK’nın ilgili hükümlerinin lafzından Türk hukukunun tutukluluğa karşı yapılan itirazlar bağlamında usuli güvencelerin uygulanabilirliği açısından mahkûmiyet öncesi ve sonrası aşamalar arasında ayrım yapmadığını kaydetmektedir (bk. yukarıda 15-18. paragraflar). CMK’nın bu kısmı, ilgili usuli güvencelerin uygulanmasını yalnızca mahkûmiyet sonrası tutukluluğun niteliğiyle tamamen bağdaşmayan taleplerle sınırlayan Anayasa Mahkemesi içtihadıyla desteklenmektedir (örneğin, başvuranın yalnızca iddia edilen suçun işlendiğine dair kuvvetli bir şüphenin varlığına itiraz ettiği salıverilme istemleri gibi) (bk. yukarıda 19. paragrafta alıntılanan Ç.Ö. kararının 46 ve 33. paragrafları). Dolayısıyla, tutuklu kişinin itirazının, somut davada başvuran tarafından iddia edildiği üzere tutuklama kararının orantısızlığı gibi, CMK’nın 101. maddesi kapsamında özgürlüğünden yoksun bırakılan herkes için güvence altına alınan diğer hususları içermesi halinde usuli güvencelerin uygulanabilirliğinin hariç tutulabileceğini düşünmek için herhangi bir gerekçe bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin daha sonraki Bilal Sönmezsoy kararında ve başvuranın kendi davasında, CMK’nın 270 § 2 maddesinde açıkça korunan “silahların eşitliği" güvencesini mahkûmiyet sonrası aşamada uygulanamaz olarak değerlendirmemiş olması da bunu desteklemektedir. Aksine, Anayasa Mahkemesi bu şikâyetin önemli bir dezavantajın bulunmaması nedeniyle kabul edilemez olduğunu beyan etmiştir.
41. Mahkeme bu koşullar altında ve Anayasa Mahkemesi’nin konuya ilişkin tutumunu özellikle göz önünde bulundurarak, Hükümetin iddiasının aksine, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi kapsamındaki ilgili usul güvencelerinin somut davanın olaylarına uygulanabilir olduğuna karar vermek durumundadır (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde, yukarıda anılan Stollenwerk, § 36).
42. Mahkeme, Hükümetin ayrıca, Anayasa Mahkemesinin gerekçelerini izleyerek, Cumhuriyet savcısının mütalaasının başvuranın haberdar olmadığı herhangi bir yeni olgu veya argüman içermediği ve bu nedenle başvuranın ilgili mütalaanın kendisine verilmemesiyle nasıl dezavantajlı konumuna geldiğini kanıtlamadığı gerekçesiyle Sözleşme’nin 5 § 4 maddenin ihlal edildiği iddiasına itiraz ettiğini kaydetmektedir. Mahkeme Stollenwerk kararındaki bulgularını yineleyerek (yukarıda anılan, § 41), öncelikle, taraflarca yapılan beyanların esaslarının değerlendirilmesinin ve bu değerlendirmenin sonucuna göre görüşlerin takasını şarta bağlamanın ne yargılamaları yapan yerel mahkemenin ne de kendisinin kapasitesi dâhilinde olduğu kanısındadır. Daha ziyade, savcı tarafından yapılan mütalaaya karşılık verilmesine gerekli olup olmadığını değerlendirme hususu tutukluyu veya temsilcisini ilgilendiren bir meseledir (bk., yukarıda anılan Lanz, § 44). Mahkeme, somut davada Cumhuriyet savcısı tarafından sunulan mütalaanın oldukça kısa ve öz olduğu konusunda Hükümet ile hemfikirdir. Fakat, ilgili mütalaanın 9. Ağır Ceza Mahkemesinin kararı üzerinde derin etkileri olduğu ihtimali, özellikle bu mahkemenin mütalaaya açıkça atıfta bulunduğu ve nihayetinde mütalaaya uygun olarak karar verdiği göz önünde bulundurulduğunda, göz ardı edilemez (bk. Hebat Aslan ve Firas Aslan/Türkiye, no. 15048/09, § 79, 28 Ekim 2014).
43. Daha önemlisi, Mahkeme, başvuranın yargılama aşamasının sonunda karara bağlanan tutukluluğuna ilişkin yargılamalarda tutukluluğun ilk kez adli incelemeye tabi tutulduğunu ve başvuranın yargılama öncesi aşamada serbest olduğunu kaydetmektedir (daha önce on bir incelemenin yapılmış olduğu, yukarıda anılan Stollenwerk ile kıyaslayınız). Dolayısıyla, Cumhuriyet savcısının başvuranın tutukluluğuna ilişkin olarak verdiği mütalaası yargılamaya ilk dâhil oluşuydu ve bu nedenle başvuran Cumhuriyet savcısının tutukluluğuna ilişkin tutumunu bilemezdi. Başka bir deyişle, ilk kez tutukluluğunun hukuka uygunluğuna ilişkin bir yargı kararı almak ve mahkemenin tutukluluğun hukuka aykırı olduğunu tespit etmesi halinde tutukluluğunun sona erdirilmesini sağlamak isteyen başvuran için yapmış olduğu itirazında neyin söz konusu olduğu ve buna ilişkin sürecin sonucu büyük önem taşımaktaydı.
44. Dolayısıyla Mahkeme, somut davanın koşullarında, Hükümetin Cumhuriyet savcısının mütalaasının başvurana verilmemesi nedeniyle onun dezavantajlı konumuna düşmediği iddiasını kabul edememektedir. Bu kapsamda, Mahkeme, özgürlük hakkının demokratik bir toplumdaki önemi göz önüne alındığında, Sözleşme’nin 5. maddesi kapsamındaki şikâyetlerle ilgili olarak “önemli bir dezavantaj olmaması” kabul edilebilirlik kriterinin uygulanmasını şimdiye kadar reddettiğini hatırlatmaktadır (bk. Zelčs/Letonya, no. 65367/16, § 44, 20 Şubat 2020 ve burada atıfta bulunulan diğer kararlar ve ayrıca bk. yukarıda anılan Hebat Aslan ve Firas Aslan, §§ 68-83).
45. Yukarıdaki değerlendirmeler, Mahkemenin Ağır Ceza Mahkemesi nezdindeki yargılamanın gerçekten çekişmeli olmadığı ve başvurana savcının mütalaası hakkında yorum yapma fırsatı verilmemesinin silahların eşitliği ilkesini ihlal ettiği sonucuna varması için yeterlidir.
46. Bu nedenle Mahkeme, Hükümetin başvuranın bu başlık altında ileri sürdüğü şikâyetlerin kabul edilebilirliğine ilişkin itirazlarını reddetmekte ve somut davanın özel koşullarında Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
47. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme veya Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”Tazminat
48. Başvuran, 50.000 Türk irası (TRY) (olay tarihinde yaklaşık olarak 7.840 avro) manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Başvuran Sözleşme’nin ihlal edilmesinin bir sonucu olarak, duygusal acı ve sıkıntı çektiğini ileri sürmüştür.
49. Hükümet, başvuranın iddia ettiği manevi tazminat talebinin dayanaktan yoksun olduğunu belirtmiştir.
50. Mahkeme, somut davanın koşullarında, bir ihlal tespitinin, başvuranın uğramış olabileceği manevi zarar açısından tek başına yeterli adli tazmin teşkil ettiğini düşünmektedir (bk. yukarıda anılan Stollenwerk, § 49).Masraflar ve giderler
51. Ek olarak, başvuran Mahkeme önünde oluşan masraf ve giderler için 26.650 TRY (yaklaşık 2.480 avro) talep etmiştir. Başvuran taleplerine ilişkin olarak Ankara Barolar Birliğinin 2021 yılına ilişkin ücret baremine atıfta bulunmuştur.
52. Hükümet, masraf ve giderlerin fiilen yapıldığına itiraz etmiştir. Hükümet, başvuranın temsilcisiyle imzaladığı ücret antlaşmasına ilişkin herhangi bir belge sunmadığını belirtmiştir. Hükümet, her halükarda, başvuranın talebinin, özellikle de prosedürün karmaşıklığı göz önüne alındığında, aşırı ve dayanaksız olduğu ileri sürmüştür.
53. Mahkemenin içtihadına göre, bir başvuran, ancak masraf ve giderlerin fiilen ve zorunlu olarak yapıldığını ve miktar olarak makul olduğunu belgelendirebildiği takdirde bunların geri ödenmesi hakkına sahiptir. Mahkeme, ayrıntılı fatura ve yukarıdaki koşullara ne dereceye kadar uyulduğunu saptamasına imkân verebilecek şekilde yeterince detaylandırılmış ayrıntılı fatura ve makbuz talep etmektedir (bk. Maktouf ve Damjanović/Bosna-Hersek [BD], no. 2312/08 ve 34179/08, § 94, AİHM 2013). Somut davada, başvuran talep ettiği masrafları fiilen yaptığını kanıtlamamıştır. Dolayısıyla, Mahkeme bu başlık altında herhangi bir tazminata hükmetmemiştir (bk. Nalbant ve Diğerleri/Türkiye, no. 59914/16, § 57, 3 Mayıs 2022).
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,Hükümetin kabul edilebilirlik hakkındaki ilk itirazlarının esas bakımından birleştirilmesine ve bu itirazların reddedilmesine;Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin ihlal edildiğine;İhlal tespitinin, kendi başına, başvuranın uğradığı her türlü manevi zarar açısından yeterli adil tazmin teşkil ettiğine;Başvuranın adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 23 Mayıs 2023 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Arnfinn Bårdsen
Yazı İşleri Müdürü Başkan
Full & Egal Universal Law Academy